Archive for Ağustos, 2006
Kur’an-ı Kerim’i Nasıl Ezberleyelim?
Kur’an-ı Kerim’i, bazı sûre ve ayetleri, hatta duaları kolayca ezberlemek ve ezberlediğimizde de daha kalıcı olması için önerdiğimiz yöntemleri adım adım uygulayın.
1. Yüce Rabb’imizin sözlerini ezberlediğinizi düşünerek kalbî samimiyetinizi muhafaza edin.
2. Ezbere başlamadan önce abdest alın ve “Ya Rabbî! Bana ezberlemeyi ve öğrenmeyi kolaylaştır” deyip samimi kalple dua edin.
3. Mümkün olduğu kadar zihninizin saf ve duru olduğu anlarda ezber yapın. Bir de zihninizi boş ve lüzumsuz şeylerden arındırdıktan sonra ezbere başlayın. Dolu kap boşalmadan içine bir şey yerleştiremezsiniz. Zihnin saf ve duruluğu için günahlardan da uzak durulmaya çalışılmalıdır.
4. Ezberlerinizi genellikle sabahın erken vakitlerinde saf ve duru zihinle yapmaya çalışın. Eğer akşam uyumadan önce çalışıp ön hazırlık yaparsanız siz uykuda iken hafızanıza kaydedildiğini fark edersiniz.
5. Şunu da unutmayın ki siz Kur’an-ı Kerim’in başına oturduğunuzda, şeytan bütün gücüyle size vesvese verecek ve ne kadar işiniz, probleminiz varsa aklınıza getirecek, sizi Kur’an’dan alıkoymaya çalışacaktır. Bu bir oyundur, sakın tuzağa düşmeyin!
6. Kararlılık gösterin. Sizdeki bu kararlılığı görünce şeytan perişan olur.
7. Rabb’imizin bir hadis-i kudside “Kur’an’la meşgul olup da dua etmeye, bir şeyler istemeye fırsat dahi bulamayanlara, dua edip isteklerde bulunanlardan daha çok vereceğini” bildirdiğini unutmayınız.
8. Ezberlediğiniz bölümlerin yazı hattı hep aynı olsun. Çünkü gözlerinizle fotoğrafını çekmektesiniz. Hafızanıza aynı hatla kaydettiğinizde hatırlamanız daha da kolay olur.
9. Ezber yaptığınız mekan sade ve sessiz olsun. Sade bir mekanda gözlerinizi ve zihninizi meşgul edecek şeyler olmaz ve daha çabuk ezberinize yoğunlaşırsınız. Mümkünse ezberlerinizi hep aynı yerde yapın.
10. Ezber yaparken mutlaka hafif sesli okuyun. Sesli çalıştığınızda kulaklarınızdan da yardım alırsınız ve daha çabuk ezberlersiniz.
11. Harflerin mahreçlerini ve telaffuzlarını okuyuşunuzun düzgün olmasına dikkat edin. Çünkü yanlış ezberlediğinizde düzeltmek çok zor olur. Bunun için de hocanız ile çalışın. Hoca imkanınız yoksa ehil hocaların kaset ve CD’lerinden faydalanın.
12. Bir sayfayı veya sûreyi ezberlemeye başlamadan önce mahreç, telaffuz ve tecvidine dikkat ederek en az on defa yüzünden okuyun. Dinleme imkanınız varsa üç dört defa dinleyin.
13. Ezberleyeceğiniz bölümün mealini okuyun.
14. Ayetleri yüzüne okurken mümkünse sesinizi güzelleştirmeye çalışın.
15. Birinci ayeti ezberledikten sonra ezberinizden en az üç defa tekrar edin.
16. İkinci ayeti ezberleyin ve onu da üç defa tekrar edin. Sonra da her iki ayeti üç defa tekrar edin.
17. En sonunda da sayfayı ya da sureyi ezberden en az on defa tekrar ederek iyice pekiştirin. Bu pekiştirmeyi sakın ihmal etmeyin. “Demir tavında dövülür” atasözünü hatırlayın.
18. Ezberlediğiniz yerleri namazlarınızda okuyun.
19. Kendinizi toparlayıp ezbere yoğunlaşamıyorsanız iki rekat “hacet namazı” kılıp dua ediniz ve istiğfar okuyun.
20. Artık ezberlediniz… Sıra, ayetlerdeki kurtuluş mesajlarına kulak vermeye, üzerinde düşünmeye ve hayatınıza taşımaya gelmiştir.
————————————————————————————————————–
Hazırlayan: Nazif Yılmaz (Kadıköy Anadolu İHL meslek dersleri öğretmeni, (Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi) Kur’an Komisyonu üyesi
8 comments Ağustos 24, 2006
İctihad nedir?
CEVAP
İctihadın ıstılah (terim) anlamı, müctehid bir âlimin âyet ve hadislerden, manaları açıkça anlaşılmayanları, açıkça bildiren diğer hükümlere kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya uğraşması demektir. Mesela Kur�an-ı kerimde mealen, (Ana babaya, öf demeyin) buyuruldu. Burada dövmeyin, sövmeyin denilmemiş, bunların en hafifi bildirilmiştir. Müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakaret etmenin de haram olacağını ictihad etmişlerdir.
Yine Kur�an-ı kerimde şarap içmek yasak edilmiş, başka içkiler bildirilmemiştir. Şarabın haram olmasının sebebi, sarhoş edip aklı giderdiği içindir. Bundan dolayı müctehidler, şarabın haram olmasındaki sebep, herhangi bir içkide bulunsa haramdır, diye ictihad etmişler. Sarhoş eden her şeyin haram olduğunu bildirmişlerdir.
Kur�an-ı kerimde, ictihad ediniz buyuruldu. Fatebiru âyet-i kerimesi, (Ey akıl sahipleri, akıl erdiremediğiniz meselelerde, onları bilen ve derinliklerine tam ermiş olanlara tâbi olunuz) demektir. (Menar şerhi)
O halde, ilimde ihtisası tam olan müctehidlerin, manaları açıkça anlaşılmayan âyet ve hadislerin içlerinde saklı bulunan ahkâmı ve meseleleri, ictihad ederek açığa çıkarması farzdır. İctihad makamına layık olabilmek için, birçok şartlar vardır. Bu yüksek vasıfları taşıyan kimseler, ancak asr-ı saadette, Sahabe-i kiramın zamanında, Tâbiin ve Tebe-i tâbiin devrinde bulunabiliyor, sohbet bereketi ile yetişiyordu. Zaman ilerleyip, fikirler bozulduktan, bid�atler çoğaldıktan sonra, böyle kıymetli kimselerin azaldığı, hicri dördüncü asırdan sonra, bu sıfatlara malik bir âlimin ortada kalmadığı, Mizan-ül-kübra, Redd-ül-muhtar ve Hadika�da yazılıdır.
İctihad makamına varmış bulunan yüksek kimseler, kendi ictihadlarına göre hareket etmek mecburiyetindedir. Başka müctehidlerin ictihadlarına tâbi olamazlar. Hatta Peygamberlerin zamanlarında da, sahabeden biri, kendi Peygamberinin ictihadına uymayan ictihadda bulunursa, kendi ictihadına göre hareket ederdi. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. Yani Peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak şey için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Hz. Ömer ise, başka türlü ictihad etmişlerdi. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hz. Ömer�in ictihadının doğru olduğunu bildirdi. Bunun gibi Abese suresi de, bir ictihad hatasını düzeltmek için nazil olmuştu. Peygamber efendimizin vefatları sırasında, hokka ve kalem hakkındaki emirlerinin anlaşılmasında Hz. Ömer�in ictihadı da öyledir.
Eshab-ı kiramdan sonra meşhur dört imam ve bunların mezheplerine göre ictihad eden imam-ı Ebu Yusuf, imam-ı Nevevi, imam-ı Gazali hazretleri gibi yüksek âlimler yetişti. Asr-ı saadet uzaklaştıkça, hadis-i şerifleri nakil ve rivayet eden 12 silsilenin haber verme zincirinin halkaları arttı. Hadis-i şeriflerin hangi silsileden ve hangi kimselerden alınacağı, düşünülecek bir mesele oldu ve çok güç ve belki imkansız oldu. Bundan dolayı, dördüncü asırdan sonra, ictihad edebilecek bir âlim yetişemez oldu. Bütün Müslümanlar, bu dört imamdan birine tâbi olup, o imamın mezhebine uymaya mecbur oldu. (Eshab-ı kiram kitabı)
<dinimiz islam>
1 comment Ağustos 24, 2006
Cinler bizim alemimize nasıl geçebiliyorlar? Bu aleme geçen bir cin ne kadar kalabilir?
Cinlerin metafizik alemden şehadet yani görünen, fiziki aleme geçişinde çeşitli sebepler vardır. Ya bizim alemimizde manyetik bir hadise vuku bulur, ya iki alem arasında bir menfez, koridor meydana gelir ya da medyum özelliğine sahip bir kişi, bilerek veya bilmeyerek bünyesi gereği buna vesile olur. Yoksa hiçbir cin kendi aleminin hudutları dışına kendi iradesiyle çıkamaz. <!–more–>
Aynı dünyada olmamıza rağmen boyut farklılığı bir hakikattir. Cinler, canları istediği zaman metafizik alemden, fizik aleme geçemezler.
Cinler, kendi alemlerinden, şehadet alemine geçtiği zaman, rasgele kişilere musallat olamıyor, herkese tesir edemiyor. Ancak, doğuştan medyumluk özelliği olan insanlarla muhatap olabilir veya bünyesinde bir menfez, bir açık, bir rahatsızlık bulunan kişilere musallat olurlar. Bu kişiler de genellikle içine kapanık, korkak, çekingen, psikolojik olarak dengesiz, şizofreni ve beyin yönünden bir rahatsızlığı olan kişilerdir.
Cinler kendi alemlerinden şehadet alemine devamlı kalmak üzere geçemez. Muhakkak belli bir zaman sonra geri dönmek zorundadır. Nasıl ki, komaya giren bir insanın belli bir zaman sonra uyandırılması gerekiyorsa, suya giren bir insan belli bir müddet sonra sudan çıkmak zorundaysa, cin de bir vakit sonra kendi alemine dönmek zorundadır. Tek imkanı vardır o da, ya medyumluk özelliğe sahip manyetik enerjili bir insan bulmak ve onunla muhatap olup enerjisinden istifade etmek, ya onun içine girip bir müddet vaziyeti idare etmek, ya zayıf ve hasta bünyelerden enerji hırsızlığı yapmak ya da herhangi bir sinek, böcek vs. hayvanın içine girip zaman kazanmaktır.
Asr-ı saadetten bir hadise bize bu konuda ışık tutmaktadır. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz bir gece cinler tarafından yatağından kaldırılarak yüksek bir mahkemenin huzuruna getirilir. Hz. Ayşe validemiz sebebini sorunca: Sen cinlerden bir Müslüman katlettin. Bunun mahkemesi yapılacak, denildi. O da: ‘Ben nerede bir cin öldürdüm?’ dediğinde ona cevap verildi:
Sen Kur’an-ı Kerim okurken, bizim Müslüman cin kardeşlerimizden birisi bir yılanın içine girerek seni dinlemeye geldi. Siz hanenizde o yılanı görünce öldürdünüz. Dolayısıyla içinde bulunan kardeşimiz de öldü. Bunun hesabı görülecek.
Hadisenin sonunda barış ve anlaşma yapıldı. Olay tatlıya bağlandı. Zaten rivayetlerden bize gelen, evde her hangi bir haşarat, muzır mahluk görürseniz yılan, çıyan, böcek vs. bunları hemen telef etmeyin. Zararları yoksa ilişmeyiniz, denilmiştir.
zafer dergisi
2 comments Ağustos 24, 2006
Bazı kimseler, müstehcen konuşuyor. Ayıp şeyler söylüyor. İnsanların ayıplayacağı çirkin işler yapıyor. Müslüman olan kimse, böyle şeyler yapar mı?
Hadika’da buyuruluyor ki:
Fuhuş, çirkin söz demektir. Haddi aşan her şeye fahiş denir. Buradaki manası çirkin olan işleri açık kelimelerle anlatmak, müstehcen konuşmak demektir. Cima için ve abdest bozmak için kullanılan kelimeleri söylemek böyledir. Bu kelimeleri söylemek fuhuştur. Çünkü bunları söylemek, mürüvvete ve diyanete uygun değildir, hayayı, utanmayı giderir ve başkalarını gücendirir. Cimayı, abdest bozmayı ve necaseti anlatmak gerektiği zaman, açık olarak söylememeli, kinaye olarak söylemelidir! Kinaye, bir şeyi, açık manaları başka olan kelimelerle anlatmaktır. Edepli olan, salih olan, fuhuş söylemeye mecbur olunca, kinaye olarak söyler. Mesela, Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde, cima için lems [dokunmak] kelimesini söylemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Fuhuş söyleyene Cennet haramdır.) [Ebu Nuaym]
Dinimizde hayanın, utanmanın yeri çok mühimdir. Hayası olan, Allahü teâlâdan utandığı için günah işlemekten çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah’tan da utanmaz. Açıktan günah işleyen kimse, hem insanlardan, hem de Allah’tan çekinmediğini gösterir. (Allah’ın bildiğini kuldan ne saklıyayım) demek doğru değildir. Gizli işlediği bir günahı başkalarına açıklamak doğru değildir, hayasızlıktır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haya ve az konuşmak imandan, fahiş söz ve çok söz nifaktandır.) [Tirmizi]
(Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, Kıyamette, o günahı herkesten saklar.) [Müslim]
(Bir günaha düşen, Allah’ın örtüsünü, onun üzerinde bulundurmalıdır!) [Müslim]
İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayadandır. Haya da imandandır. Günah gizlenmezse, fasıklar bundan cesaret alır. (Falanca günah işliyor. Ben de işlesem ne çıkar?) diyebilir. Riya olmaması için ibadeti gizlemek caizdir. Onun için (Kabahat da gizli, ibadet de gizlidir) denmiştir.
Bunun gibi atasözlerinin çoğu bir hadis-i şerife dayanmaktadır. (Haya elbisesine bürünenin aybı görülmez. Duyulunca hoşlanılacak şeyleri yap! Kimsenin duymasını istemediğin ve duyulunca insanların hoşlanmıyacağı şeylerden kaç!) buyurulmuştur.
Haya, imanın esasındandır
Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayasızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hayasız kimsenin küfre düşmesi kolay olur. Hadis-i şerifte, (Hayanın azlığı küfürdür) buyuruldu. (Hakim)
Hayasız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Haya, imanın esasındandır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haya, iffet, dile hakim olmak ve akıl imandandır. Cimrilik, fuhuş, çirkin sözlü olmak ise hayasızlıktan ve münafıklıktandır.) [Beyheki]
(Fahiş ve çirkin sözlerden şiddetle kaçının! ) [Nesai]
(Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, fahiş söz söylemez) [Tirmizi]
(Cennet, fahiş ve çirkin söz konuşana haramdır.) [İbni Ebiddünya]
(Allahü teâlâ, fahiş ve çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebiddünya]
Görüldüğü gibi, hayanın iman ile, hayasızlığın da imansızlık ile alakası büyüktür. İnsanlardan utanan kimsenin, Allahü teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadis-i şerifte, (Allah’tan sakınan, insanlardan da sakınır) buyuruluyor. Hayasız olan mürüvvetsiz olur. İnsanları, böyle kimselerin zararından sakındırmak için onların gıybetini yapmak caizdir. Hadis-i şerifte, (Haya cilbabını [örtüsünü] üzerinden atanları gıybet etmek günah olmaz) buyuruldu. (Harâiti)
Add comment Ağustos 12, 2006
Müslüman Kadın Neden Örtünür?
İslam dini insanın dünya ve ahiret hayatında mutlu olması için Allah tarafından gönderilen bir dindir.
Örtü bu dekor içinde çok önemli bir yer tutar. Bir Müslüman’ın örtünmesindeki ilk neden Allah’ın emretmesidir .
Allah’ın bütün emirlerinde insanın faydasına ve mutluluğuna yönelik sayısız hikmetler vardır. Kadının örtünmesiyle alakalı ilahi emrin bazı hikmetlerine işaret etmek istiyoruz.
<!–more>
1) Kadının toplum içinde iki türlü değeri olabilir. Birisi dişiliği ile kazandığı değer, diğeri kişiliği ile kazandığı değer. İslam dini insanların kişilikleri ile değer kazanmasını istiyor. Bu noktada örtü kadının dişiliğini perdeleyerek, toplum içinde kişiliği ile değer kazanmasının önünü açıyor.
Dişilikle, fiziki görünüm ve güzellikle kazanılan değer, kalıcı bir değer değildir. İslam dini kadının bu yanı ile toplumda değer kazanmasını istemediği gibi, kadına toplumda bu yanıyla değer verilmesini istemez.
Hiçbir kadın mevsimlik, kısa dönemli sevilmek istemez. Hayatın bütün zamanlarında sevilmenin yolu, kişiliğe yapılacak yatırımdan geçer.
İslam dini kişiliğe yapılacak yatırımı teşvik için, dişiliğin üzerini örtüyor.
İslam dini bu yaklaşımıyla, insanların üzerindeki elbiseye ve vücut hatlarının çekiciliğine göre değer kazandıkları bir toplum modelini istemiyor. Aksine insanların insan oldukları için, ahlakî ve insanî yanları ile değer kazandıkları bir toplum modeli istiyor.
Böyle bir modelin oluşmasında örtü dişiliğin kişilik önüne geçmesini engelliyor. İnsanların içinde yaşadıkları toplumlarda hem yakın çevresine hem de uzak çevresine karşı kişilikleri ile değer kazanmasını teşvik ediyor.
2) İslam dini ahlakî, insanî ve vicdanî yönleri ile öne çıkan, Allah’ı seven, Allah tarafından sevilen bir toplum inşa etmek istiyor. Böyle bir toplumun inşasında aile kurumu çok önemli bir yer tutuyor.
Kadının erkeğe göre daha çekici yaratılması, aile kurumunun daha sağlam temeller üzerine oturtulması gibi bir gayeyi de hedefliyor.
İslam dini kadının fiziki güzelliğini toplumun bir şekilde istifadesine açmasını istemiyor. Aksine kadının güzelliğini sadece evinde erkeğinin istifadesine açmasını, onun dışındaki alanlarda örtünmekle başkalarının istifadesine engel olmasını istiyor.
İslam dini örtüyü emretmekle kadının dışa doğru çekiciliğini en aza indirirken, içe doğru yani aile içinde çekiciliğini maksimuma çıkarıyor. Böylece örtüyü aile bağlarını güçlendiren bir unsur haline getiriyor.
3) Kadının güzelliğini sadece evlendiği erkeğe açması, diğer erkeklere kapatması, bir aileyi bir birine bağlayan, sadakat ve güven gibi bağları geliştiriyor. Kıskançlık en aza iniyor. Eşlerin birbirini aldatmasına kadar gidebilecek kapılar daha baştan kapatılıyor.
Böylece çabuk dağılan kısa ömürlü aile modelleri yerine, dağılma sebepleri en aza indirgenen uzun ömürlü aile modelleri ortaya çıkıyor.
4) Örtünmek fıtridir. Dinler örtünmeyi emretmese bile, hayatın kanunları örtünmeyi bütün insanlara emrediyor. Bu şekilde örtünme iklim ve coğrafi şartlara göre farklılık gösterse bile bütün insanlar hayat boyu bir şekilde örtünüyor.
Örtü ikinci derimizdir. Onsuz bir insan düşünülemez. İnsanlar arasında örtünmenin tartışılan boyutu örtünelim mi, örtünmeyelim mi değildir, insanlar nerede ne oranda örtünmek gerektiğini tartışır.
Ahlak anlayışı, kültürel yapı, insanın yaşı, aldığı eğitim, fiziki görünüşü ve inandığı din tartışmanın belirleyici unsurlarıdır.
Bir Müslüman’ın hayatında bu konudaki birinci derece belirleyici unsur; İslam dinidir.
İslam dinine göre bir Müslüman’ın inanmasının sonucu olarak düşünce dünyası şöyle şekillenir.
Allah insanı ve ihtiyacı olan her şeyi yaratandır. Yaratmada gözün yerine, burnun yerini, kalbin şeklini, damarların uzunluğu, güneşin yakınlık ve uzaklığını belirleyen, yağmurun oranını, dünyanın dönüş hızını ve daha etrafımızdaki sayısız evren parçasının vazifesini belirleyen Allah’tır.
Allah’ın belirleyici ve kanun koyucu olduğu bu sahalar, hiçbir insan ve bilim tarafından tartışılmaz, aksine “ne mükemmel yaratılmış” denerek taktir edilir.
Bunun sonucu olarak bir Müslüman bütün evren üzerinde mükemmel bir şekilde kanun koyucu ve belirleyici olan Allah’a hayatı üzerinde öncelikli belirleyici ve kanun koyucu olarak kabul eder.
Allah’a nasıl ibadet edeceğini kendi belirlemediği gibi, nasıl örtüneceğini de kendi belirlemez.
Harika bir şekilde yaratılan bedenini, harika bir deriyle örten Allah’ı, derisinin üzerini örtmede birinci derece belirleyici kabul eder.
İnsanlar bugün yaşadığımız dünyada örtünürken değişik etkiler altında kalıyorlar, kimi beğendiği bir insan gibi giyiniyor, kimi içinde yaşadığı toplum normlarını dikkate alıyor, kimi de nasıl istiyorsa öyle tercih ediyor.
Günümüz demokratik toplumlarında örtünme ferdin tamamen kendi tercidir. Başkalarından bu tercihlere saygı duymaları beklenir.
Bu açıdan bakıldığında Müslüman bir bayanında örtünmede tercih ettiği şekil ve model, Allah’ın tercihleridir.
Sonuç: Örtünmek hayatın bir realitesidir. Kimse insanlar hiçbir zaman örtünmesin diye bir iddiada bulunmaz. Tartışılan kimin ne kadar örtüneceğidir. Bu noktada Müslüman bir bayan tercihleri üzerinde İslam dinini birinci derece belirleyici yapmıştır. Bu tercihe saygı duyulması gerektiğini düşünüyoruz.
Add comment Ağustos 11, 2006

