Su uyur, düşman uyumaz.”
Eylül 30, 2006
O kadar çok sorular var ki, anlatamam. Ben, ilk olarak liseli bir genç kızın sorularını ele
almak istiyorum. Vaaz vermek üzere bir mevlide davet edildim. Eve gittiğimde, içerde
gayet hareketli bir görünüm vardı. Boyalı yüzler, âdet olsun diye kapanan yarım
başörtüleri.. Beni başka bir odaya götürmelerini, orada vaaz için biraz hazırlanmam
gerektiğini söyledim. Salonun en sonunda bir odaya geçtim. Odada üç genç kız, ellerinde
sigara ayak ayak üstüne atmış oturuyorlardı. Beni gördükleri halde hiç istiflerini
bozmadılar. Halbuki, İslâm ahlâkı, kapıdan giren büyük, küçük her insana, yer göstermeyi
emreder. Bu kızlar, İslâm görgüsü (medeniyeti) diye bir şey bilmiyorlardı, onlara çok
görmemek lazımdı. Yalnız suratları pek asılınca sordum:
— Afedersiniz, sizi rahatsız ettim galiba…
(4-a) Tevbe Suresi, Ayet: 11.
Aslında gayem konuşmak için konu açmaktı. Esmer uzun boylusu:
— Buyrun, ne demek?
— Bilmem… Bana ilk bakışta bu duyguyu verdiniz de…
— Size öyle gelmiştir. Biz insancıl davranır, bütün insanları da severiz.
Bu kelimeler bana hemen karşımdaki muhatabımın hangi lûgatçı zihniyetten olduğunu
anlatmaya kafi gelmişti. Yine aynı genç kıza dönerek:
— Hayret, nasıl bütün insanları sevebiliyorsunuz: Halbuki, insan fıtratında, bir diken
ayağına batınca bütün dikenlerden çekinme duygusu vardır. Her insandan değil ama. Eğer
ben, bir inanç uğruna bir kişiden zarar gördümse ve o zararı o kişinin inancı tasdikliyorsa,
o kişiden de, o inançtan da nefret ederim. Siz böyle değilsiniz herhalde?
— Hayır… Ben insanları olduğu gibi kabul ederim.
— Bu bir kelime oyunu değil midir? Elbette her insan olduğu gibi kabul edilir, siz beş
kiloyu altı kilo diye kabullenemezsiniz… Mecburen beş kilo olarak kabulleneceksiniz.
Emine Şenlikoglu


Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed