Muhammed Mustafa’(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra
amcasına hitap eyledi ki: “Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler” dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.
Sahabeler, bütün hadis-i şerifleri zaptettikleri halde, hayatını da yazdılar. Siyer vehadis kitaplarında, Rasulullah’ın, bir kişiden ilim öğrendiğini yazmamışlardır. Demek ki,Rasul-i zişan hiçbir kimseden ilim öğrenmemişti.
Yahudi ve Nasraniler’in kitaplarını okudu, güya onlardan ilim öğrendi. Sonra Kur’an’açevirdi deniliyor. El cevap: Kur’an onları reddeder: “Andolsun ki, biz, onların (haset eden
kafir ve ruhbanlardan öğrenmeyi iddia edenler), bu Kur’an’ı mutlak bir beşer getiriyor
diyeceklerini biliyoruz. Hak’dan sapmak sureti ile kendisine (Rasulullah’a öğrenmeyi)
nisbet edecekleri o malûm kimsenin lisanı yabancıdır, Arabî değildir. Bu (Kur’an) ise,
bütün fesahati ile ve belagatı ile apaçık Arapça’dır.” (106)
Ruhbanlardan, Rasulullah’ın Kur’an’ı öğrenmesi mümkün değildir. Çünkü, Kur’an bir
teşriye ve kanun-u ilahiyedir. Evvel ve ahirdeki beşer fikrine, hem nefis ve hevasına
muhaliftir. Kur’an, çok zaman da geçmiş ve gelecek zamanın hadiselerine de muhaliftir.
Çünkü, zamanın olayları, muvakkat bir ilme ve fikre ait olduğunu takdirde Kur’an onun
muvakkat olduğunu bildiğinden, öncesinden onu reddeder. Kur’an, ahkam ve çeşitli
teşriyi, geçmiş ve gelecek fikirleri birleştiren bir ayna olduğundan, emir ve yasaklan nefsin
istediklerinin aksine bildirmesinden, asla beşer tarafından gelmesi mümkün değildir.
— Kur’an-ı Kerim, vakıa, havadisler mucibince 23 yıl ayet ayet nazil oldu. Ayetlerin hepsi
bir veya iki seferde nazil olmuştur.
Rasulullah’a gelmeyen ayetleri, o hiçbir zaman okumamıştır. Sonra, gelen ayetlerin nazm-ı
şeriflerini birinci seferde tekrar eylediği gibi, aradan çok zaman geçtiği halde aynı şekil ve
tertiple tekrar edildi. Halbuki, insan, bir meseleyi, bir mecliste üç sefer tekrar ettiği
taktirde herbir seferinde ayrı bir şekilde tekrar etmeye mecburdur. Eşraf-ı Kainat, 23 yıl
zarfında bir şedde veya bir noktayı değiştirmeden aynı şekilde tekrar ederdi. Artık, bu
Kur’anın beşer tarafından olmadığına kafi bir delildir.
— Bir talebenin bir üstaddan ilim öğrenmesi gizli olmaz, muhakkak uzun bir müddetten
sonra öğrenmek mümkün olur. Eğer bir kimseden ilim öğrenmiş olsaydı, tarih muhakkak
yazardı.
— Araplar’dan en meşhur olanlar şair idiler. Kur’an şiir değildir. “Biz O’na (Peygambere)
şiir öğretmedik, bu (şiir öğrenmek) ona yakışmazdı. Onun (Hazreti Ahmed) getirdiği kitap
(Hazreti Kur’an), bir öğütten ve (hükümleri) açıklayan (hak) bir Kur’an’dan başkası
değildir.” (107)
— O’na ilm-i Kur’aniyeyi öğreten bir rahip olsaydı, kendini ondan üstün gösterip, “Ol
hazret benim talebemdi”, diye iftihar ederdi. Haşa ve kella bütün hakiki ehl-i iman olanlar
(ister Tevrat, ister İncil alimleri) O’na boyun eğdiler ve teslim oldular.
— Hazreti Resul-i Ekrem, okuyup yazmadığı halde, ezberden Kur’an’ı baştan başa, harf
harf okuyup, nazmını hatta bir şedde, bir medde, bir cezme bile değişiksiz, kemali ile
tilavet ederdi. “Cebrail aracalığıyla yahut ilham ile (habibim) seni okutacağız da asla (sen
Kur’an’ı) unutmayacaksın” (108). Resulullah, hiçbir şeyi bu ayetin nüzulünden sonra
unutmazdı.
— Okumak ve yazmak, ilim ve hesabın aletidir. Aletsiz ilim olunca, işte bu oluş
mucizenin ta kendisidir.
— Eğer okumak ve yazmak ile peygamberlik davasına çıkmış olsaydı, o zaman hasımlar
davasına alet ve takviye bulurlardı. Ezel ve ebed aynası Kur’an’ı ezberden okuması, şüphe
yok ki, vahy-i ilahiyyenin ta kendisidir.
— Yazı yazmak kolay bir şeydir. Allah’ın sevgili kulu, ehven bir şeyi yazması en kuvvetli
bir delildir ki; O’nun kemal-i ilmi had ve hesaba sığmaz. O hudutsuz ilim sahibi, ne büyük
bir insandır.
Kainatta ferd-i kamildir. Onun üzerine salat-u selam olsun. İşte kemal-i ilim, kemal-i
ahlak, kemal-i zeka, kmal-i kuvvet ile Cenab-ı Hak, o’nu gönderdiği halde, okuma yazma
öğretmemişti. Bu iki zıt denizi birleştiren Allah, ümmilik sıfatını o’nun hakkında bir
mucize kılmıştır.
— Hazreti Resulullah’ın asr-ı saadetinde Mekke’de mektep yoktu ve o hazret başka
yabancı lisan ile konuşmamıştı. ‘Varaka bin Nevfel, Kitab-ı Mukaddes’i Arapçaya tercüme
edip Resul-i Zîşan ondan faydalanmıştır” demenin aslı yoktur. Çünkü, Varaka, Kitab-ı
Mukaddes’i tercüme edecek kudrette değildi. Sonra vahyin başlangıcında feraseti ile onun
ümmiliğinden peygamber olduğunu bildirmişti ve hicret zamanına ulaşamayacağına
inanırken kederlenip mahzun olurdu.
— Ehl-i kitabın iddia ettikleri; “Okuma yazmayı bilip, gizletmiştir” demelerinin Kur’an’ı
reddetmesi şöyle dursun onların kendi kitaplarına yani Tevrat ve İncil’e imanları yoktur.
Eğer imanları olsaydı, Tevrat ve İncil’de Hazreti Resulün evsaf-ı şeriflerinden birisi olan
ümmilik mucizesinden bahs edişine teslim olacaklardı. “Kendilerine kitap verdiğimiz (ehli
ilim) onu öz oğulları gibi tanırlardı. Hal öyle iken, içlerinden bir kısım (inat ve inkar
edenler) kendileri bilip dururken, gene mutlaka hak olanı gizlerler.” (109)
— En derin ve manalı ümmî kelimesi Hazreti Resule mahsus bir sıfattır ki: Hiçbir kimse
ile müzakeresi olmadığı halde, geçmiş kıssalar, hadiseler söyler. Hem kendisinden sonraki
zamanlardan bahseder.
Mesela: Peygamberimiz, hem Hz. Ali’nin katlini, hem kıyametin küçük alametlerini, hem
de büyük alametlerini ve şimdiki zamanımızda çıkan bazı hadiseleri de hatta herbir asra ve
zamana mahsus hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır. Vahy-i ilahi ile yerküresinin hazineleri
ve kainatın içindeki halen keşfedilmiş ve edilmeyen pek çok hadiseleri… Halbuki, bir aleti
yok idi. Dediğimiz manaya şahit onun fesahati ve belagatidir. O’nun sıfatlarından birisi de
keşfi ve zevkî müşahedeleridir. Nitekim, fesahat ve belagatlerini O’nun münkirleri bile
ikrar ederler.
(107) Yasin: 69. (108)A’Ia:6.
(106) Nalh: 103.
(109) Bakara: 146.
İsmail Çetin Hocaefendi’


Yorum Yapın