<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Allah</title>
	<atom:link href="http://isoru.wordpress.com/category/allah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	<description>Sorular ve Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2009 22:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='isoru.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/c376614cc4563b1d52afa184ab52b2de?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Allah</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Kur&#8217;ân Ahlakında Erkek Karakteri.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 22:24:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Çekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</guid>
		<description><![CDATA[Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" align="left" height="259" width="346" /><span style="text-decoration:underline;">Ku</span><span style="text-decoration:underline;">ran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktı</span>r. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. <strong>Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır.</strong> Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.<br />
<span id="more-223"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>En Güzel Örnek Peygamberlerimizdir</strong></span></p>
<p>Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişiler peygamberlerimizdir. Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)in güzel bir örnek olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. </strong></span></span>(Ahzab Suresi, 21)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Peygamberimiz (sav)’i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden,</strong></span><img src="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" align="right" height="211" width="282" /><span style="text-decoration:underline;"><strong> güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz.</strong> Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah’ın müminler için örnek kıldığı, Allah’ın razı olduğu kişilerdir. Allah, Yusuf Suresi’nde şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><strong>Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır</strong></span>…</span> (Yusuf Suresi, 111)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Muhammed (sav)’in Örnek Üslup ve Tavırları</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran’da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. </strong></span></span>(Kalem Suresi, 3-4)</p>
<p>Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:</p>
<p>“… <strong><em>Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.</p>
<p>… Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.</p>
<p>Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.</p>
<p>İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.</em></strong>” 1</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Adaleti</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.</span></span> Allahın “<span style="text-decoration:underline;"><strong>Rabbim adaletle davranmayı emretti</strong></span>” (Araf Suresi, 29) ayetinde bildirdiği gibi, her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Konuşma Üslubu</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamber Efendimiz (sav)’in konuşmaları her zaman insanlara Allah’ı, O’nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah’a çağıran, insanlara Allah’ı sevdiren ve O’ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmuştur</span>. Peygamberimiz (sav)’i örnek alan Müslüman erkeklerin de her konuşmalarında Allah’ı unutmadıkları belli olmalıdır.</p>
<p>Ayrıca onun sünnetine uyanlar onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin</strong></span></span>.” 2</p>
<p align="center"> <img src="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" height="290" width="302" /></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Nezaketi ve Hoşgörüsü</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır. Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimiz (sav)’in nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav), hem bir peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.</span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)’in evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“S<span style="text-decoration:underline;"><strong>ahabelerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye ‘Ebû Turab’, bir başka Sahabisine ‘Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.</strong></span>”</p>
<p>“<span style="text-decoration:underline;"><strong>Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi</strong></span>.” 3</p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. İbrahim’in Misafirperverliği</strong></span></p>
<p>Rabbimizin Kuran’da haber verdiğine göre, Hz. İbrahim’e insan suretinde gelen melek elçiler onun evinde konuk olmuşlardır:</p>
<p><img src="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" align="left" height="190" width="275" />S<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. “Yabancı bir topluluk.</strong></span></span>” (Zariyat Suresi, 24-25)</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi</strong></span></span>. (Hud Suresi, 69)</p>
<p>Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, gelen konukların farklı kişiler olduklarını hemen anlamıştır. Buna karşın hiç tanımadığı bu konuklarına karşı çok üstün bir misafirperverlik örneği göstermiş, hemen çok güzel ikramlarda bulunmuştur. Hz. İbrahim’in tanımadığı misafirlerine hemen ikramda bulunması, onun üstün ahlakının bir tecellisidir.<span style="text-decoration:underline;"><strong> İkramın, misafirlerden bir talep gelmeden yapılması, Müslümanların örnek almaları gereken ince düşünce özelliklerinden biridir. Hz. İbrahim’in gösterdiği ince düşünce örneklerinden bir diğeri de, bu ikramı sezdirmeden hazırlamasıdır:</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); “yemez misiniz?” dedi.</strong></span></span> (Zariyat Suresi, 26-27)</p>
<p class="post">
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Musa’nın Güvenilirliği</strong></span></p>
<p>Hz. Musa, Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen’e doğru yönelmişti. Medyen suyunda<img src="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" align="right" height="401" width="337" /> hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa’nın ayetlerde anlatıldığı üzere, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar Hz. Musa’ya hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:</p>
<p>M<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>edyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı…</strong></span></span> (Kasas Suresi, 23-24)</p>
<p>Burada Hz. Musa’nın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneğini görüyoruz. <span style="text-decoration:underline;">Dikkat edilirse bu olayda Hz. Musa, hiç tanımadığı iki yabancı kişiye giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve saygılarını kazanmıştır. Öte yandan ayette “çobanlar” olarak tanımlanan kişilerin ise Hz. Musa’nın tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)</span></p>
<p>Demek ki bir Müslümana yakışan tavır, <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ayette “çobanlar” olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa’yı örnek alarak alabildiğince nezaketli, ince düşünceli, halden anlayan, nezih, bakanın hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.</strong></span></span></p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Süleyman’ın Estetik Anlayışı</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: “Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.” Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar</strong></span></span>.” (Sad Suresi, 31-32)</p>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" align="left" height="305" width="275" />Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman’ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah’ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Dünyanın huzur ve barış dolu geleceği için yapılması gereken, peygamberlerin ahlakıyla ahlaklanmış inançlı ve güzel huylu nesiller yetiştirmeye gayret etmek olmalıdır. Bu amaçla yetişme çağında olan çocuklara başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere tüm peygamberleri Kuranda anlatılan üstün yönleriyle tanıtmak, Kuran ahlakının gereği olan güzel davranışları öğütlemek gerekmektedir. Bu konuda aileler başta olmak üzere, eğitmenler, gazeteciler, köşe yazarları ve televizyonculara önemli sorumluluklar düşmektedir. Modern, inançlı, vatansever, ahlaklı, dürüst nesillerin yetişmesi hem toplumların hem tüm dünyanın refahı için mutlak zorunluluktur.</strong></span></span></p>
<p>KAYNAKLAR:<br />
1. Tirmizi, Taberani; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 798<br />
2. Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5<br />
3. Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340</p>
<p>Kaynak: İlmi Mercek Dergisi</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/223/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/223/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İnsanda olması gereken sabır nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 21:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[İnsanları karanlıklardan nura çıkaracağı bildirilen Kuran’da (İbrahim Suresi,1), emredilen tavırlardan biri “sabretmek”tir. Kuran’da öğretilen gerçek sabır, sadece zorluklar karşısında değil, aksine hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir. Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar rahatlık ve nimet içindeyken de güzel ahlakta kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince bu ahlakla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=222&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://img85.imageshack.us/img85/7171/insan40ndansonravx3.jpg" align="left" height="176" width="249" /><span style="color:red;">İnsanları karanlıklardan nura çıkaracağı</span> bildirilen Kuran’da (İbrahim Suresi,1), emredilen tavırlardan biri “sabretmek”tir. <span style="text-decoration:underline;">Kuran’da öğretilen gerçek sabır, sadece zorluklar karşısında değil, aksine hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir. Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar rahatlık ve nimet içindeyken de güzel ahlakta kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince bu ahlakla yaşamayı gerektirir.</span><span id="more-222"></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret</strong></span></span>. (Mearic Suresi, 5)</p>
<p><strong>Sabır, Allahın Rızasını Kazanmak İçin Bir Anahtardır</strong></p>
<p>Müminler yalnızca Allah için sabrettiklerinden dolayı sabırlarının karşılığında mutlaka somut bir karşılık beklentisi içine girmezler. Gösterdikleri üstün ahlak neticesinde Rabbimiz’in rızasını kazanacaklarını ummak, onlar için alabilecekleri tüm karşılıkların en güzelidir.</p>
<p>“…<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> Sabır gösterenleri müjdele</strong></span></span>.” (Bakara Suresi, 155)</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah Kur’an’da “sabredenlerle beraber” olduğunu </strong></span></span>(Bakara Suresi, 153) bildirerek, sabrın müminlere pek çok güzelliğin kapısını açan eşsiz bir anahtar olduğunu bildirmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Sabır, Ancak Allah Rızası İçin Gösterilir</strong></span></p>
<p>B<span style="text-decoration:underline;">ir ömür boyu devam eden gerçek sabrın asıl kaynağı müminlerin Allah’a olan imanlarıdır. İman eden bir mümin tüm olayların ardında Allah’ın yarattığı binlerce hayır ve hikmetin gizli olduğunu bilir. Rabbimizin kendisi için belirlediği kadere tereddütsüz teslim olur ve rıza gösterir. Bu nedenle sabır mümin için zorlanarak yaşanan bir ahlak özelliği değil, tüm ibadetler gibi gönül rızasıyla ve hoşnutlukla yaşanan ve zevk alınan bir nimettir.</span></p>
<p>“<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel</strong></span></span>.” (Rad Suresi, 24)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Toplumda yaşanan yanlış sabır anlayışı: Tahammül etmek</span></p>
<p>Kuran’da öğretilen sabır anlayışını bilmeyen kimseler sabrı, hiçbir çaba göstermeden, sadece “söylenerek” bekleme şeklinde algılarlar. Hatta bu şekilde aciz bir tavır sergilemenin son derece erdemli bir davranış olduğuna da inanırlar. Oysa Allah Katında makbul olan sabır aklın, vicdanın ve maddi manevi tüm imkanların kullanılarak zorlukların ortadan kaldırılmasını teşvik eder.</p>
<p>“…<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> sürekli olan ’salih davranışlar’ ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.</strong></span></span>” (Kehf Suresi, 46)<br />
<span style="text-decoration:underline;"><br />
Tahammül Göstermek dünyada azap kaynağı olur<br />
</span><br />
Dünyada imtihan gereği Allah kullarını güzelliklerle deneyebileceği gibi zorluklarla da deneyebilir.</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.</strong></span></span> (Bakara Suresi, 155)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Allah’ın zorlukları sabretmek için kaderde yarattığını düşünmeden hoşa gitmeyen durumlara ‘katlanmak’, ‘tahammül etmek’ dünyada da bir azaptır. Çünkü tahammülün karşılığında bir beklenti içine giren insan, dünyada her zaman bir karşılık bulamayabilir.  Bu durumda hem zorluk içinde geçirdiği zamanı kaybeder hem de karşılığında dünyevi bir mükafat elde edemez.</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Dünyevi Çıkarlar uğruna sabredenler, Allah’ın hoşnutluğundan mahrum kalırlar</strong></span></p>
<p>Yüce Allah zorlukları, sabır gösterenleri ortaya çıkarmak için yaratmaktadır. Rabbimiz “Y<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>oksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?</strong></span></span>” (Al-i İmran Suresi,142) ayetiyle bu sırrı kullarına bildirmiştir.<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> Dünyevi çıkarlar uğruna bir olay karşısında tahammül edenler Allah’ın hoşnutluğundan ve vaat ettiği cennetten mahrum kalabilirler, ancak Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayarak sabır gösterenler Allah’ın izni ile cennete girmeyi umabilirler.</strong></span></span></p>
<p>Kaynak: İlmi Mercek</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/222/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/222/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=222&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img85.imageshack.us/img85/7171/insan40ndansonravx3.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Muhabbetullah Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 21:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbetullah]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.

Şüphesiz Allah-u Zülcelal’in sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tevbe ve sabır gibi diğer makamlar bu son makama ulaşmak için basamaklardır. Allah-u Zülcelal’i sevmek kalben maddi ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=221&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.</p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://w3.gazi.edu.tr/web/hnuhoglu/Beyaz%20Lale.jpg" height="417" width="555" /></p>
<p>Şüphesiz Allah-u Zülcelal’in sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tevbe ve sabır gibi diğer makamlar bu son makama ulaşmak için basamaklardır. Allah-u Zülcelal’i sevmek kalben maddi ve manevi manada O’na yakın olmak için istek ve iştiyak duymasıdır. Allah-u Zülcelal’e itaat ve ibadet etmek de bu sevginin ürünleridir.</p>
<p><span id="more-221"></span></p>
<p>Allah-u Zülcelal’i bizzat, O’nun Resulünü de O’nun hatırı için sevmek farzdır. Bu hususta bütün islam alimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü çok sayıda ayet-i kerimede ve bir çok hadis-i şerifler bunu açıkca bildirmişlerdir. Bir ayet-i kerime de bütün mü’minleri, kapsayan bir ifade ile şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>“İman edenler Allah’ı her şeyden daha çok severler.” (Bakara; 165)</p>
<p>Bir ayet-i kerime de ise muhabbetin bulunmaması veya az olması halinde kötü sonuçlara dikkat çekilerek şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız mes-kenler size Allah&#8217;tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe; 24)</p>
<p>Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çok hadis-i şeriflerinde Allah-u Zülcelal’i sevmeyi imanın şartından saymıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Biriniz Allah ve Resulünü her şeyden fazla sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.”(Müttefekun Aleyh)</p>
<p>Rivayet edildiğine göre bir bedevi, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet ne zamandır?” diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Kıyamete ne hazırladın?” buyurarak karşı bir soru sordu.</p>
<p>Bedevi: “Ona Allah ve Resulünün sevgisini hazırladım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:</p>
<p>“(Ne güzel şey hazırlamışsın.) Çünkü (kıyamette) kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Müttefekun Aleyh)</p>
<p>Enes (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir:</p>
<p>Müslüman olduğumuz günden beri bu habere sevindiğimiz kadar hiç sevinme-miştik. Çünkü biz de Allah’ı ve O’nun Resulünü seviyoruz. Bu yüzden, Kıyamet gününde sevdiklerimizle beraber olmayı umuyoruz.</p>
<p>Hz. Davud (Aleyhisselam)’a indirilen Zebur’da şöyle yazılı olduğu rivayet edilmiştir:</p>
<p>“Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.”</p>
<p>Allah-u Zülcelal’i severek O’na ibadet ve kulluk etmek, O’ndan dünya ve ahiret için iyilikler umarak bunu yapmaktan daha üstündür.</p>
<p>Ahirette en mutlu olanlar, bu dünya hayatında Allah-u Zülcelal’i en çok sevenlerdir. Çünkü bunlar Allah-u Zülcelal’i sevince, Allah-u Zülcelal’de onları sever.</p>
<p>Allah sevgisinin aslı ve çekirdeği bütün mü’minlerde vardır. Çünkü bunların sahip oldukları iman, ma’rifet ve sevgiden oluşan bir cevherdir. Ma’rifet Allah-u Zülcelal’i tanımak, muhabbet ise O’nu sevmektir. Bunları kemal derecesine ulaştırmak için çalışmak gerekir.</p>
<p>Allah-u Zülcelal’i tanımak ve bilmek lazımdır. Çünkü O’nu sevmenin kuvveti O’nu tanımanın ve bilmenin derecesiyle orantılıdır. İnsan başka şeyleri tanıdıkça sevgisi azalır, Allah-u Zülcelal’i tanıdıkça da sevgisi artar. Bundan dolayıdır ki, Allah-u Zülcelal’i en çok seven, O’nu en çok tanıyan ve bilen Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmuştur. Allah-u Zülcelal’i daha çok tanımanın ve bilmenin yolu ise daha çok tefekkür, zikir ve ibadet etmektir.</p>
<p>Anlatıldığına göre, Şuayb (Aleyhisselam) aşkından muhabbetinden daima ağlardı. Üç defa gözleri görmez hale gelmişti. Her defasında Allah-u Zülcelal şifasını vermekte idi. Sonunda şu vahy ile karşılaştı:</p>
<p>Ey Şuayb! Ateşten korkarak ağlıyorsan, ağlama artık seni ateşten korudum. Cennet arzusu ile ağlıyorsan, onu da sana nasip ettim.</p>
<p>Bunun üzerine Şuayb (Aleyhisselam) şöyle yalvardı:</p>
<p>Ey Rabbim! Onlar için ağlamıyorum. Sana kavuşmak için ağlıyorum.</p>
<p>Bu sefer ikinci bir vahy geldi:</p>
<p>Ağla ey Şuayb! Beni isteyenlere, bu alemde ağlamak düşer. Bu ağlamaya bana kavuşmaktan başka çare yoktur.</p>
<p>Sırrı-i Sakati şöyle anlatmıştır:</p>
<p>Kıyamet günü ümmetler Peygam-berlerin adıyla çağrılacaklardır. Mesela; ey Musa’nın, ey İsa’nın ümmeti diye sesleneceklerdir. Yalnız Allah’a muhabbet edenlere: “Ey Allah’ın velileri! Allah-u Teala’ya buyrun.” diye seslenilecek ve bunlar neşe ve heyecandan çıldıracak hale geleceklerdir.</p>
<p>Yahya b. Muaz şöyle demiştir:</p>
<p>Muhabbet ile bir hardal tanesi kadar ibadet, sevgisiz yetmiş senelik ibadetten, benim için daha makbuldür.</p>
<p>Bilindiği gibi, ahirette insanların en mutluları, Allah’ı en çok sevenlerdir. Ancak bu ni’metler sevginin kuvvetiyle ölçülür. Kul, Allah sevgisini ancak dünyada kazanır. Sevginin kemali kalbin bütünüyle Allah-u Zülcelal’i sevmesindedir.</p>
<p>Buna göre, kendi varlığını seven insan, onu yaratanı da sever. Çünkü eğer Allah-u Zülcelal onu yaratmasaydı o var olmazdı. Bu konuda güç ve tasarruf sahibi O’dur. O’nu sevmek varlığı sevmek gibi zorunlu hale gelir. Bundan dolayı Hasan-ı Basri şöyle demiştir: ‘Allah-u Teala’yı tanıyan O’nu sever.’</p>
<p>MUHABBETİN SEBEPLERİ</p>
<p>Bu kitabı yazmamızın bir nedeni de, insanın bu sebepleri bilmesi içindir. Çünkü herkes Allah-u Zülcelal’i sevmeyi ister. Yalnız esbaplara başvurmadan bu sevgiyi kazanmak mümkün değildir. Onun için her insan bu esbaplara sarılmalıdır.</p>
<p>Şunu iyi bilmeliyiz ki, sevmek ancak bilmek ve tanımakla mümkündür. Bu yüzden, Allah-u Zülcelal’i ancak O’nu bilenler ve tanıyanlar severler. Bunların sevgisi de, O’nun hakkındaki bilgi ve idrakleri ölçüsündedir.</p>
<p>Muhabbetin sebepleri şunlardır:</p>
<p>Birinci sebep:</p>
<p>İnsanoğluna ilk sevimli olan şey kendi canı ve zatıdır. Her canlı varlığının devam etmesini ister ve ölümü sevmez. Azalarının salim ve selametli olmaları istenir. Zira vücudun kemal ve devamı azalara bağlıdır. Malı da sever. Çünkü mal vücudun kemal ve devamına alettir.</p>
<p>Diğer sebeplerde de durum aynıdır. Mesela insanın oğullarını sevmesi, kendi varlığının bunların varlığından devam etme düşüncesidir. İnsan ebedi olarak kendisinin kalmasından ümidini kesince, kendisinden bir parça olan neslinin kalmasını ister. Akrabalarını da sevmesi, kendindeki kemali sevmesi içindir. Onların çokluğuna güvenerek kendini kuvvetli görür. Zira akraba ve mal gibi sebepler, insanoğlu için birer kanat gibidir. Demek ki her canlının ilk sevdiği kendi zatı, zatının kemali ve bunların devamıdır.</p>
<p>İnsanlar var olmayı bu derecede sevdiklerine göre, onları var eden, varlıklarını sürdürmeleri için gerekli her türlü imkanı yaratan ve onları ebedileştireceğini vaad eden Allah-u Zülcelal’i sevmeleri zorunludur. Çünkü insanlar kendilerine sevdikleri şeyi vereni de severler.</p>
<p>Bu şuna benzer: sıcaktan kaçıp da bir ağacın gölgesine sığınan kimsenin gölgeyi sevip de ağacı sevmemesine şaşılır! Çünkü gölge ağaca bağlıdır.</p>
<p>Buna göre, kendi varlığını seven insan, onu yaratanı da sever. Çünkü eğer Allah-u Zülcelal onu yaratmasaydı o var olmazdı. Bu konuda güç ve tasarruf sahibi O’dur. O’nu sevmek varlığı sevmek gibi zorunlu hale gelir. Bundan dolayı Hasan-ı Basri şöyle demiştir:</p>
<p>‘Allah-u Teala’yı tanıyan O’nu sever.’</p>
<p>Demek ki İnsan Allah-u Zülcelal’den gafil kaldığından dolayı kalbinde muhabbet olmuyor. insan Allah-u Zülcelal’i hakkıyla tanırsa O’nu mutlaka sevecektir.</p>
<p>İkinci sebep:</p>
<p>İnsanoğlu kendisine iyilik yapanı sever. Bundan dolayıdır ki; ‘İnsan iyiliğin kölesidir.’ denilmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Allah’ım! Kötü insanın kalbimin kendisini seveceği bir iyiliği bana yapmasını nasip etme.’ (Deylemi)</p>
<p>Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) burada, iyilik yapana karşı sevginin zaruri olup bunu gidermeye güç yetirile-mediğine işaret buyurmuştur. Bu iyilik sebebiyledir ki, insan hiç münasebeti olma-yan yabancıları sever. İyiliğinden dolayı bir insanı seven, onu zatı için değil, onun iyiliği için sevmiştir. İyilik ise onun işlerinden birisidir. İyilik kalkınca sevgi de kalkar. İyilik azalırsa sevgi de azalır.</p>
<p>Allah-u Zülcelal’in iyilikleri ve lütfu ise, herkesten daha çoktur. Bu ölçüye göre de, Allah-u Zülcelal’in sevilmesi ve O’na duyulan sevginin diğer iyilik yapanlara duyulan sevgiden fazla olması lazımdır. Çünkü O’nun iyiliği herkesin iyiliğinden daha fazladır. Bu iyilikler, insanın bir su damlası halinde anne rahmine düşmesinden başlar ve dünyaya gelişinden, çocukluğundan, gençliğinden, ölümünden geçerek kabre, mahşere ve ebede kadar devam eder. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>‘Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.’ (İbrahim; 34)</p>
<p>İkincisi ise, iyilik yapanların aracılığıyla yaptığı iyiliklerdir. Çünkü iyilik yapanlara iyilik yapma düşünce, istek ve gücünü veren ve onları belli işlere yönlendiren O’dur.</p>
<p>Anlatıldığına göre, bir fakir bir zengin kimsenin kapısına gitmiş ve bir şeyler istemiş. Fakat zengin olan kimse hiçbir şey vermemiş. Böyle olunca fakir kimse: ‘Bunu Allah vermedi.’ demiş. Sonra başka bir zaman yine aynı zengine gitmiş ve yine bir şeyler istemiş. Zengin adam bu sefer ona bir şeyler vermiş. Fakir bu sefer: Bunu Allah verdi.’ demiş. Bunun üzerine zengin kimse: ‘Birinci sefer geldin sana bir şey vermedim, bunu Allah vermedi dedin. İkinci sefer geldin sana bir şeyler verdim, bunu Allah verdi dedin, bunun sebebi nedir?’ diye sorunca fakir şöyle cevap vermiş:</p>
<p>‘Birinci sefer geldiğimde, Allah senin kalbine verme isteğini koymadığı için sen bana vermedin. İkinci sefer geldiğimde ise, Allah senin kalbine verme isteğini koyduğu için sen bana verdin. Gerçekte veren Allah’tır.’</p>
<p>Bundan dolayı bu tür iyiliklerin de hakiki faili ve sahibi Allah-u Zülcelal’dir. Demek ki iyilik yapan insanlar hakiki değil mecazidir. Durum böyle olunca bu iyilik-lerden dolayı da önce Allah-u Zülcelal’in sevilmesi ve O’na şükredilmesi gerekir.</p>
<p>Demek ki insan yapılan iyilikleri Allah-u Zülcelal’den bilmediğinden dolayıdır ki, O’ndan gafil kalmakta ve kalbinde muhabbet meydana gelmemektedir. Bunun için bütün iyiliklerin Failini hakiki fail olarak Allah-u Zülcelal’den olduğunu bilirsek O’ndan gafil kalmayız ve kalbimizde muhabbet meydana gelir. İnsan iyiliğin kölesi olduğu için, her iyiliği Allah-u Zülcelal’den bilirse O’na köle olur ve O’nu sever.</p>
<p>Üçüncü sebep:</p>
<p>Eşyayı zatından dolayı sevmektir. Yani herhangi bir iyiliğinden dolayı değil zatından hoşlandığı için onu sevmesidir. İşte eksilip artmayan, yok olup tükenmeyen gerçek sevgi budur. Güzelliği anlayan herkes güzelliği sever. Nitekim insanın yeşilliği, akarsuyu sevmesi de onları yiyip içtiği için değil, onlara bakmaktan zevk aldığı içindir. Bu sevgi de diğer sevgi türleri gibi, insanların fıtrat ve yaratılışında vardır.</p>
<p>Şimdi Allah-u Zülcelal’in de güzel olduğu sabittir. Buna göre, O’nu da sevmemek imkansızdır. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ (Müslim)</p>
<p>Bu konuda bilinmesi gereken bir husus vardır; güzellik iki çeşittir. Bir çeşidi maddi güzelliktir. Bu güzellik gözlere veya diğer duyu organlarına hitap eder ve onlar tarafından algılanır. Diğeri ise manevi güzelliktir. İlim, adalet ve güzel ahlak gibi şeylerden oluşan bu güzellik akıl, idrak ve kalbe hitap eder ve onlar tarafından anlaşılır. Kalıcı olan güzellikte manevi güzelliktir.</p>
<p>Manevi güzelliğin tamamı Allah-u Zülcelal’de toplanmıştır. O’nun bu manevi güzellikleri doksandokuz tane olan isim-leriyle ifade edilmiştir. Allah-u Zülcelal’in bir ismi de Cemil’dir. Cemil çok güzel demektir. Ancak, Allah-u Zülcelal madde olmadığı için, güzelliği de maddi güzellik değildir.</p>
<p>Manevi güzellik olan sıfatların ve isimlerin en güzelleri Allah-u Zülcelal’de toplandığına göre, güzelliğe duyulan sevgi ile en evvel ve en çok O’nun sevilmesi gerekir.</p>
<p>Demek ki Allah-u Zülcelal’in bu sıfatlarını ve güzelliğini bilmediğimiz için Allah’ın muhabbeti kalbimize girmemek-tedir. İnsan O’nun güzelliklerini bilip idrak ederse ve kalben O’nun güzelliklerini düşü-nürse mutlaka O’nu sevecektir.</p>
<p>Dördüncü sebep:</p>
<p>Mükemmelliktir. Mükemmel olan şey güzeldir. İnsanlarda mükemmel olan şeyleri severler. Bu sevgi onların iradesini de dinlemez. Sevmeleri için gerekli olan tek şey, mükemmelliği keşf etmek ve anlamaktır. Mükemmellik sebebiyle Allah-u Zülcelal’i sevmek ise, öncelikle O’nun mükemmellik ve kusursuzluğundan dolayı-dır. O’nun zatını anlamak akıl ve idrakimizin çok ötesindedir. O’nun sıfatlarının ne denli büyük olduklarını, O’nun tek başına yaratıp tek başına yönettiği bu koca kainata bakıp bir ölçüde anlamak mümkündür. Bu sevgi ikinci olarak da O’nun yarattığı mükemmel şeylerden dolayıdır. Çünkü mükemmel eseri seven için mükemmel eseri ortaya koyanı sevmek de insanlar için vaz-geçilmez bir duygudur.</p>
<p>Beşinci sebep:</p>
<p>İnsanoğlu, mizaçlar arasında münasebet olduğu için sever. Çünkü nice insanlar vardır ki, güzellik ve yarar sağlama dışında aralarında ruhi bir münasebet olur. Ve bu sebeple birbirlerini severler.</p>
<p>Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Ruhlar, donatılmış bir ordudur. Birbiriyle tanışıklığı olanlar, yeryüzünde birbirleriyle anlaşıp kaynaşırlar. Birbir-leriyle tanışıklığı olmayanlar anlaşa-mazlar.’ (Müslim)</p>
<p>Müşahede ve tecrübe ile anlaşılmıştır ki, münasebet olunca ülfet olur. Sevgi ve dostluk, sevenle sevilen arasında mevcut olan fıtrat benzerliği, inanç birliği veya çıkar ortaklığından ileri gelir. Bundan dolayıdır ki iyiler iyileri, kötülerde kötüleri sever dost edinirler. Bu manayı anlatmak için Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Mü’min bir kimse, yüz münafıkla bir tek mü’minin bulunduğu bir meclise girse, oradaki mü’minle ülfet ve ünsiyet kazanır; bir münafık da yüz mü’minle bir münafığın bulunduğu bir meclise girse, oradaki münafıkla yakınlık ve dostluk kurar.’ (Beyhaki)</p>
<p>Bu hadis-i şerifte gösteriyor ki, insan ancak kendi tabiat ve yaratılışında olan veya kendisiyle aynı fikir ve inancı paylaşan kimselere meyleder ve onlara ilgi duyar. Bu sebepten dolayı şöyle denilmiştir:</p>
<p>‘Sen ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, kimleri sevdiğine bak.’</p>
<p>İnsana oldukça büyük bir sevgi kabiliyeti verilmiş ve bu sevgi ile Allah-u Zülcelal’i sevmesi emredilmiştir. Fakat insan bu sevgiyi yukarıda zikredilen sebeplere ve eşyaya tevzi edip dağıtırsa, bu durumda Allah-u Teala’yı sevse bile, O’nun azametine layık bir sevgi ile sevmiş olmaz. Ancak insanın bütün sevgisini Allah-u Zülcelal’e vermesi, O’nun dışında hiçbir şey sevmemesini gerektirmez. Çünkü diğer şeylerde Allah-u Zülcelal’in yaratıkları oldukları için sevilebilirler. Bu anlamda bunları sevmek Allah sevgisini azaltmaz. Aksine onu daha ayrıntılı, gerekçeli ve şuurlu bir hale getirir.</p>
<p>Yukarıda sayılan vasıfların hepsi, Allah-u Zülcelal’den başka kimsede kamil olarak toplanamaz. Tam ve kamil olarak yalnız Allah-u Zülcelal’de bulunur. Buna göre, gerçek sevgiye de ancak Allah-u Zülcelal layıktır.</p>
<p>Hülasa olarak insan şunu bilmelidir ki, bütün iyilikleri yapan hakiki fail Allah-u Zülcelal’dir. Buna göre, doğduğundan bu yana ne iyilik görmüşse bunu Rabbinden bilmesi gerekir. İnsan böyle bilir ve bunu böyle idrak ederse mutlaka Allah-u Zülcelal’i sevecektir.</p>
<p>MUHABBETULLAH / MUHABBETULLAHI TAKVİYE EDEN SEBEBLER</p>
<p>Allah-u Zülcelal’e olan sevgiyi takviye eden sebepler ikidir.</p>
<p>1-) Sevginin kuvvetlenmesinin birinci sebebi; dünya ilgilerini kesmek ve Allah’tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır. Zira kalp bir tabak gibidir. Tabak su ile dolu ise suyu boşaltmadan ona başka bir şey koymak mümkün değildir</p>
<p>MUHABBETULLAHI TAKVİYE EDEN SEBEBLER</p>
<p>MUHABBETİ TAKVİYE EDEN SEBEPLER</p>
<p>Muhabbet, yani sevmek ancak bilmek ve tanımakla mümkündür. Bu yüzden Allah-u Zülcelal’i ancak O’nu bilenler ve tanıyanlar severler. Ahirette insanların en mutluları da Dünyada Allah-u Zülcelal’i en çok sevenlerdir.</p>
<p>Allah-u Zülcelal’e olan sevgiyi takviye eden sebepler ikidir.</p>
<p>1-) Sevginin kuvvetlenmesinin birinci sebebi; dünya ilgilerini kesmek ve Allah’tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır. Zira kalp bir tabak gibidir. Tabak su ile dolu ise suyu boşaltmadan ona başka bir şey koymak mümkün değildir. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Allah insanın içine iki kalp koymamıştır.” (Ahzab; 4)</p>
<p>Sevginin kemali, kalbin bütünüyle Allah-u Zülcelal’i sevmesindedir.</p>
<p>2-) Sevginin kuvvetlenmesinin ikinci sebebi; Allah-u Zülcelal’i bilmenin kuvveti ve bu ma’rifetin her yönüyle kalbi istila etmesidir. Bu da kalbi dünya meşgalelerinin hepsinden temizledikten sonra olur. Ma’rifet insanın kalbini bütünüyle kaplayınca muhabbetin doğmasını sağlar. Bu yolla elde edilen muhabbet, toprağı temizledikten sonra tohum ekmeye benzer.</p>
<p>Kaynak:Seyda Muhammed Konyevi (ks), Muhabbetullah ve Tasavvuf, Reyhani Yayınları</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/221/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/221/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=221&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://w3.gazi.edu.tr/web/hnuhoglu/Beyaz%20Lale.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>ReenKarnasyon İslamda var mıdır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/</guid>
		<description><![CDATA[


Tenâsüh, rûhun, ölümden sonra, başka bir bedende  yeniden dünyaya gelmesidir.
Tarihin çok eski  devirlerine dayanan ve Hint felsefesinde kendini kuvvetli bir şekilde  hissettiren bu inancın farklı biçimleri olsa da, tenasühe inananlar genel  olarak iki gruba ayrılır: Birinci gruba göre, rûhlar bedenlerini terkettikten  sonra aynı veya farklı türden olan bedenlere geçerler. Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=215&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">
<h2><strong><br />
</strong></h2>
<p><strong><em>Tenâsüh</em></strong>, rûhun, ölümden sonra, başka bir bedende  yeniden dünyaya gelmesidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn1" id="_ftnref1" name="_ftnref1"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Tarihin çok eski  devirlerine dayanan ve Hint felsefesinde kendini kuvvetli bir şekilde  hissettiren<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn2" id="_ftnref2" name="_ftnref2"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bu inancın farklı biçimleri olsa da, tenasühe inananlar genel  olarak iki gruba ayrılır: Birinci gruba göre, rûhlar bedenlerini terkettikten  sonra aynı veya farklı türden olan bedenlere geçerler. Bu görüşe göre tenasüh  ceza ve sevap türündendir. İkinci gruba göre ise, rûhlar bedenlerinden  ayrıldıktan sonra sadece kendi türlerinden olan bedenlere geçerler, başka  türlere geçmezler<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn3" id="_ftnref3" name="_ftnref3"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p><strong><em>Reenkarnasyon  </em></strong>(Rœincarnation) ise, tenasüh, tekammüs, tecessüd-ü cedîd<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn4" id="_ftnref4" name="_ftnref4"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, rûhun bir cisimden ötekine kimi kez de, insandan hayvana,  hayvandan insana geçmesi, rûh göçü<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn5" id="_ftnref5" name="_ftnref5"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> manâlarına gelirken, bu  fikri savunan bazı gruplara göre tenasühten faklı ve daha husûsi bir manâda  kullanılmaktadır.</p>
<p>Batı&#8217;da, rûhun, ölümden sonra, yine bir insan bedenine  geçmesine, reenkarnasyon, hayvan bedenine geçmesine ise, <em>transmigrasyon</em>  (transmigration)<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn6" id="_ftnref6" name="_ftnref6"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> dendiğine de şâhid oluyoruz ki<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn7" id="_ftnref7" name="_ftnref7"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, bu durumda <em>transmigrasyon,</em> <em>tenâsüh</em>e denk  gelmektedir.</p>
<p><em>Yeni tenasühçüler</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn8" id="_ftnref8" name="_ftnref8"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> olarak da isimlendirebileceğimiz, günümüzde reenkarnasyonu savunan  kimselere göre, reenkarnasyon yani dünyaya tekrar gelişin Hint felsefe ve  dinlerindeki tenasüh ile esas ve amaç bakımından hiç bir ilgi ve münasebeti  yoktur. Çünkü, tenasühte tekâmül (varlık derecesinin veya rütbesinin artması)  fikri yoktur. Cezâ ve mükâfat esasına göre bir geliş, gidiş vardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn9" id="_ftnref9" name="_ftnref9"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Reenkarnasyonda ise, dünyevî bağlardan kurtulamamış  rûhların  tekâmül için dünyaya tekrar gelmesi vardır. Tekâmülde hiç bir  zaman geri dönülmeyeceği (tedennî yani alçalış olmayacağı) kabul edilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn10" id="_ftnref10" name="_ftnref10"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>İslâm âleminde geçmişte tenasüh inancına inanan bazı din  dışı guruplar<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn11" id="_ftnref11" name="_ftnref11"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>, günümüzde ise husûsî bir reenkarnasyon anlayışına sahib  olanlar (bunlardan bazıları reenkarnasyonun İslâm&#8217;daki âhiret inancına aykırı  düşmediği, sadece tekâmül gayesini güttüğünü söylemektedir) iddiâlarına destek  bulmak için, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den bazı âyetleri örnek olarak göstermişler ve  böylece pek çok âyetin reenkarnasyon ifâde ettiğini veya edebileceğini  söylemişlerdir.<br />
<span id="more-215"></span><br />
Burada öncelikle tenâsüh ve reenkarnasyonu kesin olarak  reddeden âyetlere, ardından da, tenasüh ve reenkarnasyon ifâde ettiği iddiâ  olunan âyetler üzerinde durmaya çalışacağız.</p>
<h3>1. Tenasüh ve Reenkarnasyon Olmadığını İfâde Eden  Ayetler</h3>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, insanın yeniden diriltilişinin kıyamet günü olacağı, iâde  tabirinden insanların kıyamet gününde tekrar diriltilmelerinin kasdolunduğu, bu  diriltmenin bir defâya mahsus olduğu ve ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün  asla mümkün olmayacağı açıktır. Bu hususta pek çok âyet vardır. İşte bunlardan  birisi:   <strong>&#8220;Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında der  ki, Rabbim! beni geri gönder. Tâ ki, boşa geçirdiğim dünya hayatında iyi ameller  işleyeyim. Hayır! O,  söylediği boş bir laftan ibarettir. Onların  arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah</strong><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn12" id="_ftnref12" name="_ftnref12"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a><strong> vardır&#8221; </strong>(Mü&#8217;minûn, 99-100).</p>
<p>Bu âyet  dünyaya yeniden gelmenin olmayacağını açık ve kesin bir şekilde ifâde ediyor.  Nitekim İkbâl, &#8220;<em>Kur&#8217;ân-ı Mubîn&#8217;de iyici açıklanmış ve hiç bir fikir  kargaşasına yer vermeyecek mahiyette olan üç noktaya dikkat etmemiz  gerekir</em>&#8221; dedikten sonra ikinci noktada:<em> &#8220;Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;e göre bu  dünyaya yeniden gelmek imkânsızdır. Bu hususta aşağıdaki âyette gâyet açık bir  şekilde açıklanmıştır: ..&#8221;</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn13" id="_ftnref13" name="_ftnref13"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> diyerek, yukarda takdîm  ettiğimiz âyeti zikretmiştir.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm dünyaya yeniden dönüş  isteğinin boş bir laf olduğunu ifâde ederken tekid sadedinde <em>innehâ  kelimetun huve kâiluhâ</em> <strong>&#8220;o, söylediği boş bir laftan ibarettir&#8221;  </strong>buyurmuştur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn14" id="_ftnref14" name="_ftnref14"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>&#8220;<strong>Onların arkalarında ise, yeniden  diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır&#8221; </strong>ifâdesi de, onların  diriltilecekleri güne kadar berzah âleminde bekleyeceklerini, yani dünya  hayatıyla âhiret hayatı arasında bir hayatta olacaklarını, dünyaya  dönemeyeceklerini belirtmektedir. &#8220;<em>Nasıl ki ana rahminden çıkan bir çocuk,  yeniden tekrar oraya dönemiyorsa, bu dünya hayatından çıkarak, kabir hayatına  giden bir rûh da, oradan çıkıp geriye tekrar dönemeyecektir</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn15" id="_ftnref15" name="_ftnref15"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Bu apaçık ifadeden sonra, &#8220;<em>bu âyet rûhun ayrıldığı  bedene dönmeyeceğini ifâde ediyor, dünyaya dönmeyeceğini değil</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn16" id="_ftnref16" name="_ftnref16"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> veya, bu âyet &#8220;<em>reenkarnasyonun olmadığını değil sürekli  dünyaya geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu isteklerinin reddedildiğine  delîldir</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn17" id="_ftnref17" name="_ftnref17"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> gibi iddiâların gerçeği yansıtmadığı açıktır. Çünkü âyette  ne eski bedene dönme isteğine, ne de bu sözü söyleyenin dünyaya bir kaç defa  geldiğine dâir bir alamet yoktur. Eğer bu istek dünyaya bir kaç kere gelen bir  kimse tarafından yapılmış olsaydı o zaman cevap olarak, <em>defalarca dünyaya  gönderilmedin mi&#8230;</em> gibi ifâdelere yer verilirdi&#8230; Nitekim buna benzer bir  başka âyette, pişmanlığını dile getiren inkârcıya şöyle cevap verilmiştir:  <strong>&#8220;Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar  yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti.&#8221;</strong> (Fâtır, 37). Bu âyette de,  insana düşünüp taşınacağı ve öğüt alacağı kadar ömür verildiğinden bahsedilmiş,  fakat bir kaç kere dünyaya gelmekten bahsedilmemiştir. Bu ayet açıkça  reenkarnasyonu reddettiği halde, <em>dünyada 25 yıl kalanla 100 yıl kalanın bir  sayılamayacağı, böyle bir şeyin Allah&#8217;ın adaletine uygun düşmeyeceği</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn18" id="_ftnref18" name="_ftnref18"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, söylenerek tam aksine, reenkarnasyona delîl getirilmeye  çalışılmış, az yaşayan ve böylece öğüt almak için gerekli süreye ulaşamayan  insanların tekrar dünyaya gönderileceği sonucuna varılmak  istenmiştir.</p>
<p>Aslında böyle bir iddiâ, reenkarnasyon ilkesine de  aykırıdır. Çünkü, bu ilkeye göre dünyaya yeniden gelmenin sebebi kusurlu,  günahkâr insanların, kendi kusur ve hataları sebebiyle tekâmüllerini  tamamlayamamalarıdır. Hem insana neden yeterli bir süre tanınmasın da dünyaya  bir daha getirme ihtiyacı doğsun ki! İlk seferde bunu gerçekleştirmek varken  ömrü parçalara ayırmaya gerek var mıdır?</p>
<p>Ayrıca, hidâyeti bulma hususunda  insanların durumu farklı farklıdır. Bin yıl yaşayan bir kimse hidâyete  erişemeyeceği gibi, bir kaç saatlik bir mükellefiyet zarfında hidâyeti bulup  vefât etmek de mümkündür. Hidâyet için illa da belli veya uzun bir süre  gerekmez. Her insana verilen ömür, o insanın hidâyeti bulması için yeterli  olabilir. Allah kimin ne kadar zamanda öğüt alacağını bilir, dolayısıyla  ömürleri de ona göre takdir etmiş olabilir. Âyet de, bu duruma işâret ediyor. Bu  süre o insanın imtihân süresidir ve öğüt almak için yeterlidir. Uzun veya kısa  olması önemli değildir. Hatta uzun olması aleyhe de olabilir.</p>
<p>Ayrıca,  Allah&#8217;ın herkese imkânları ölçüsünde, yaşadığı şartlara ve hayat müddetine göre  muâmele edip, hesaba çekeceği de muhakkaktır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn19" id="_ftnref19" name="_ftnref19"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Hem böyle bir iddiâya göre, kıyametten az bir zaman önce dünyaya  gelenlerin durumu nasıl izâh edilebilir?</p>
<p>Yukardaki âyetin ifâde ettiği  manâyı yani dünyaya tekrar dönüşün olmayacağını ifâde eden diğer âyatler de  şunlardır: <strong></p>
<p>&#8220;Onların, ateşin karşısında durdurulup, <em>âh! keşke  dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve  inananlardan olsak!</em> dediklerini bir görsen! Hayır! daha önce gizlemekte  oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü.</strong> <strong>Onlar dünyaya  geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeyleri mutlaka tekrar  yaparlardı. Onlar kesinlikle yalancıdırlar&#8221; </strong>(En&#8217;âm, 27-28),</p>
<p><strong>&#8220;&#8230;<em>Acaba şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki, bize  şefaat etsinler, ya da dünyaya geri gönderilsek de, yapmış olduğumuz amellerden  başkasını yapsak.</em> Onlar kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de  kaybolup gitti&#8221;</strong>(A&#8217;raf, 53),</p>
<p><strong><em>&#8220;Rabbimiz bizi  cehennemden çıkar, eğer bir daha dönersek o zaman gerçekten zalimlerdeniz.</em>  Allah buyurdu ki, <em>susun! konuşmayın!..</em>&#8221;  </strong>(Mü&#8217;minûn,107-108).<strong> </strong></p>
<p>En&#8217;âm, 28. âyette,  <strong>&#8220;Eğer dünyaya geri döndürülselerdi kendilerine yasaklanan şeyleri  mutlaka tekrar yaparlardı&#8221;</strong> ifâdesi mevzûmuz açısından çok önemlidir.  Çünkü bu ifâdeyle, farazâ o insanlar dünyaya tekrar gelseler de, yine aynı  şeyleri yapıp, Allah&#8217;ın yasak ettiği şeyleri işleyecekleri bildirilerek,  insanların bu dünyaya neden bir kere daha  gönderilmediklerinin hikmeti  beyân edilmiştir.</p>
<p>&#8220;<strong>Onlardan önce nice kavimler helâk ettiğimizi  görmüyorlar mı?! Onlar bunlara tekrar dönüp gelmezler&#8221; </strong>(Yâ-sîn,  31)<strong> </strong>âyeti de helâk edilen insanların, daha sonra gelen  insanlara dünyaya tekrar gelmek sûretiyle dönmediklerini açıkca ifâde ediyor.  Helâk edilen kavimlerin kusurlu, tekemmül etmemiş insanlar olduğu düşünülürse,  bu âyetin reenkarnasyon aleyhinde kuvvetli bir delîl olduğu daha iyi  anlaşılacaktır. Bir başka âyette ise, bu manâda, <strong>&#8220;Helâk ettiğimiz bir  karye ehline tekrar dönmek haramdır&#8221; </strong>(Enbiyâ, 95) buyrularak, dünyaya  dönüşün kesinlikle olamayacağı<strong><em> haram </em></strong>tabiriyle tekidli  bir sûrette bildirilmiştir.</p>
<p><strong>&#8220;Allah sizi annelerinizin karnından  hiç bir şey bilmez vaziyette çıkardı&#8221; </strong>(Nahl, 78) âyeti de reenkarnasyon  aleyhinde kuvvetli bir delîldir. Çünkü bu fikri savunanlara göre, insanın  yeniden dünyaya gelmesi tekâmül içindir. Tekâmülün olabilmesi için ise, önceki  hayattaki birikimin mevcûd olması gerekir. Halbuki bu âyet böyle bir şeyin  olmadığını, doğan çocukların hiç bir şey bilmez bir halde dünyaya getirildiğini  ifâde ediyor.</p>
<p><strong>&#8220;Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar&#8221;  </strong>(Duhân, 56) âyetinde ölümün bir kereye mahsûs olarak yaşandığı ifâde  edilmiştir. Dolayısıyla bir kaç veya bir çok defâ ölümü gerekli kılan  reenkarnasyon bu âyetle de reddolunmaktadır.</p>
<p>Vakıa sûresinin son  âyetlerinde de ölüm anında insanların durumu tasvîr olunduktan sonra:  <strong>&#8220;(Ölen kimse) eğer mukarrebînden ise&#8230; Eğer ashab-ı yemînden ise&#8230; Ve  eğer yalanlayıcı ve dalâlete düşmüşlerden ise&#8230;&#8221; </strong>(Vakıa, 88-94)  buyrularak, öldükten sonra, insanların gidecekleri yerler sıralanmış<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn20" id="_ftnref20" name="_ftnref20"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> fakat bunlar içinde tekâmül etmemiş, günahkâr ve kusûrlu  kimselerin tekrar dünyaya döneceğinden bahsedilmemiş, bilâkis yalanlayıcı ve  dalâlete düşmüş olanların yerinin cehennem olduğu bildirilmiştir:<strong> &#8220;Ve  eğer yalanlayan ve dalâlete düşenlerden ise, ona kaynar sudan bir ziyafet ve  cehenneme giriş vardır&#8221;</strong> (Vakıa, 92-94).</p>
<p>Müşriklerin  <strong>&#8220;hayat ancak dünya hayatımızdır. Ölürüz, yaşarız, bizi zamandan başka  bir şey helâk etmez&#8221; </strong>(Câsiye, 24) şeklindeki sözleri hakkında da, bazı  müfessirler, bu sözleriyle inkârcıların, müşriklerin inancı olan tenasühü ifâde  etmiş olabileceklerini söylemişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn21" id="_ftnref21" name="_ftnref21"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> ki, Cenab-ı Hakk&#8217;ın onların  bu görüşünü red makamında zikretmesi de tenasüh aleyhine bir delîl  sayılabilir.</p>
<p>Kur&#8217;ân âyetlerinin yanında, kabir azabını ve nimetlerini  haber veren çok sayıda hadîs-i şerîf de reenkarnasyonu reddetmektedir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn22" id="_ftnref22" name="_ftnref22"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Acaba âhiret âleminin bütün aşama ve safhalarını detaylı bir  şekilde anlatan Peygamberimizin, eğer hakikat olsaydı, reenkarnasyondan da  bahsetmemesi mümkün olur muydu? Böylesine önemli ve itikadî bir meseleye hiç  değinmemesi düşünülebilir mi? Hem böyle bir şeyi haber verseydi, bazı insanlar  büyük bir müjde olarak bu haberi yayıp rivâyet etmezler miydi? Bütün bunlar  reenkarnasyonun İslâm&#8217;da yeri olmadığını göstermiyor mu?</p>
<h2>2 <strong>. Tenâsüh ve Reenkarnasyona Delîl Olarak Gösterilen  Ayetler</strong></h2>
<p>Tenasüh veya reenkarnasyon ifâde ettikleri iddiâ olunan âyetlere gelince,  öncelikle şunu belirtelim ki, geçmişte tenasühe delîl olarak gösterilen  âyetlerin sayısı günümüzde reenkarnasyona delîl olarak gösterilenlerin aksine,  çok azdır, üç-beş taneyi geçmez. Bu âyetlerden birisi, <strong>&#8220;onların ciltleri  cehennem ateşinde pişip kavrulduğu her seferinde, azabı tatsınlar diye yeni  ciltlerle (bedenlerle) değişiriz&#8221; </strong>(Nisâ, 56) âyetidir.</p>
<p>Bu âyette  açıkça, cehennem azabı ve bu azabın şiddetini ifâde etmek için, kavrulan  bedenlerin yenilenmesinden bahsedilirken, âyette zikredilen cehennemin bu dünya  hayatı olduğunu iddiâ edilerek, bu âyetin insanların rûhlarının bedenlerinden  ayrıldıktan sonra başka bedenlere girip dünyaya gelmelerine işâret sayılmış,  beden içinde olgunlaşamayan rûhun azap çekmek için başka bedenlere girerek bir  cehennem olan şu dünya  hayatına geri döneceklerini söylenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn23" id="_ftnref23" name="_ftnref23"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Tamamen bâtınıyye<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn24" id="_ftnref24" name="_ftnref24"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> kokan, cehennemi bu dünyada  arayan bu görüşün ne derece sakat ve bâtıl olduğu açıktır.</p>
<p>Geçmiş  tenasühçülerden bazıları da, <strong>&#8220;Ey İsrail oğulları! size in&#8217;âm ettiğim  nimetleri hatırlayın&#8230;&#8221; </strong>(Bakara, 40, 47, 122) âyetinden hareketle,  âyette hitap edilenlerin bizzât o zamanki yahudîler olduğu, ölüp, çürüyüp,  aradan uzun zaman geçtikten sonra, Allah&#8217;ın kendilerine olan nimetlerini  unuttukları için hatırlatma yapıldığını iddiâ etmişlerdir. Halbuki, Arapçada  böyle bir üslûp yaygındır. Bir kimseye dedesi ve ataları kasdedilerek, ona  söylüyormuş  gibi hitap edilebilir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn25" id="_ftnref25" name="_ftnref25"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p><strong>&#8220;Yer  yüzündeki bütün hayvanlar ve gökte kanat çırpıp uçan bütün kuşlar sizin gibi bir  ümmettirler (toplu halde yaşayan canlılardır) </strong>(En&#8217;âm, 38) âyetinde de  tenasühçüler, bu âyetin yer yüzündeki hayvanların ve kuşların bizim emsâlimiz  olduğuna delâlet ettiğini, emsal olma durumunun ve eşitliğin (musâvât) bütün  zatî sıfatlarda bulunmasını gerekli kıldığını söyleyerek, tenâsüh ifâde ettiğini  iddiâ etmişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn26" id="_ftnref26" name="_ftnref26"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Onlara göre bu misliyet potansiyel olarak mevcuttur,  fiili olarak değildir. İnsanlar da hayvanların potansiyel olarak mislidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn27" id="_ftnref27" name="_ftnref27"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. <strong>&#8220;Her ümmete mutlaka bir nezîr (cehennemle uyaran)  gelmiştir&#8221; </strong>(Fâtır, 24) âyetinden hareketle de, önceki âyette  <em>ümem</em> olarak tavsîf olunan bu hayvan topluluklarının her birine Allah  tarafından birer resûl gönderildiğini savunmuşlardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn28" id="_ftnref28" name="_ftnref28"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Ayette ifâde edilen emsal olma durumunun, <em>ümem</em>  olmada, yani toplu halde yaşama husûsunda olduğu açıktır. Nitekim karınca, arı  gibi hayvanlarda bu durum daha açık olarak görülmektedir. Bu misil olma durumu  bütün zâtî sıfatlarda olması için ise, hiç bir sebep yoktur.</p>
<p>Bazı  tenasühçüler de, kâfirlerin cehennemde ebedî kalacaklarını ifâde etmek  maksadıyla zikredilmiş olan, &#8220;<strong>Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya  tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve iğne  deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir&#8230;&#8221; </strong>(A&#8217;raf,  40) âyetinden hareketle, kötü rûhluların bedenden bedene geçerek  temizleneceklerini, neticede deve bedeninde olan insanın, iğne deliğinden  geçebilecek bir meyve kurdu bedenine intikâl ederek saflaşacağını  söylemişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn29" id="_ftnref29" name="_ftnref29"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>Geçmişte tenasühe delîl olarak sunulan az sayıdaki  bu âyetlere karşılık, günümüzde reenkarnasyonu savunanların, görüşlerini  desteklemek gayesiyle zikrettikleri âyetlerin sayısı insanı şaşırtacak derecede  çoktur! Bazıları bu hususta elli civarında âyet sıralamıştır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn30" id="_ftnref30" name="_ftnref30"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Bu âyetlerin pek çoğu birbirine benzeyen, aynı manâyı ifâde eden  âyetlerdir. Bu âyetlerden bir kısmı da, açık bir şekilde dünyaya dönüşün  olmayacağını ifâde etmektedir! Şimdi bu fikri savunanların pek çoğu tarafından  takdîm edilen âyetleri inceleyelim:</p>
<p>Günümüzde reenkarnasyonu savunan ve  Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu inanca yer verildiğini iddiâ edenlerin pek çoğunun ilk  fırsatta delîl olarak belirttikleri, şu âyettir:</p>
<p><strong>&#8220;Sizler ölü  iken (ölü varlıklar halinde iken) sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren)  Allah&#8217;ı nasıl inkâr ediyorsunuz?! Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek,  sonra da O&#8217;na döndürüleceksiniz&#8221;</strong>(Bakara, 28).</p>
<p>Bu âyette  reenkarnasyonun dile getirildiğini iddiâ edenlerin hareket noktası, âyette  zâhirde, iki ölüm ve iki diriltmenin olmasıdır. Onlara göre âyetteki   <em>ve küntum emvâten</em> <strong>(halbuki siz ölü varlıklar halinde  idiniz)</strong> ifâdesi, insanların ömürlerini tamamladıktan sonra ölmeleri  manâsındadır. Âyetin yanlış değerlendirilmesinde rol oynayan ifâde budur.  Dolayısıyla bu ifâdeden ne kastedildiği açıklığa kavuşunca, mesele de  kendiliğinden hallolacaktır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn31" id="_ftnref31" name="_ftnref31"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Geçmişte yazılmış  bir çok tefsîre göz attığımızda bu âyetin hiç bir müfessir tarafından, hatta  tenasüh iddiâsında olanlar tarafından dahi, bu şekilde, yani <em>reenkarnasyon  ifâde ediyor</em> veya <em>bu âyet dünyaya bir kaç defâ gelmekten  bahsediyor</em> şeklinde anlaşılmamış ve böyle bir iddiâya tesadüf edilmemiştir.  Çünkü eğer böyle bir iddiâ mevcûd olsaydı, bu fikri kabûl etmeyenler tarafından  reddedilecek, tefsîrlerde bu hususta cevap bulunacaktı. Böyle bir şeye  rastlanmaması, geçmişte bu âyet hakkında böyle bir iddiânın da bulunmadığını  göstermektedir.</p>
<p>Tefsirlerde <em>ve küntum emvâten</em> <strong>(halbuki  siz ölü varlıklar halinde idiniz) </strong>ifâdesine, hepsi de insanın bu dünya  hayâtına gelmeden önceki tavırlarından olan, çeşitli manalar verilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn32" id="_ftnref32" name="_ftnref32"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Buna göre bu âyetteki <em>emvât </em>tabirine, hiç bir şey  değildiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn33" id="_ftnref33" name="_ftnref33"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, Adem ve zürriyyetinden misâk alındıktan sonraki ölü  halinizdeydiniz, toprak idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn34" id="_ftnref34" name="_ftnref34"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, babalarınızın sulbunde  nutfe halinde idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn35" id="_ftnref35" name="_ftnref35"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>, ana rahmine nutfe olarak intikâl anında ölü varlıklar  idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn36" id="_ftnref36" name="_ftnref36"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, zikredilmeyen kendisinden bahsedilmeyen varlıklar idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn37" id="_ftnref37" name="_ftnref37"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> gibi manâlar verilmiştir ki, bu manâlar insanın dünyaya gelmeden  önceki hallerine delâlet ediyor. Dolayısıyla âyette, bu devrelerden biri veya  bir kaçının kastolunması mümkündür. <em>Emvâten</em> <strong>&#8220;ölüler, ölü  varlıklar&#8221;</strong>&#8216;ın çoğul olarak gelmesi de, buna işâret sayılabilir. Nitekim  bazı müfessirler bu devrelerden bir kaçını birden zikrederek âyete manâ  vermişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn38" id="_ftnref38" name="_ftnref38"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Razî, ulemânın bu ifâdenin beyanı hakkında <em>&#8220;toprak ve  nutfe idiniz&#8221; </em>şeklinde ittifak ettiklerini<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn39" id="_ftnref39" name="_ftnref39"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> söylemiştir.</p>
<p>İbn Aşûr bu ifâdeyi şöyle izah ediyor:  &#8220;<strong>&#8220;Sizler ölü varlıklar iken sizi diriltti&#8221; </strong>âyeti delâlet ediyor  ki, bu icâd bedî (eşsiz) bir şekildedir. Zira insan <em>mevt </em>yani kendinde  hayat olmayan bir çok şeylerden meydana gelmiştir. Çünkü insanın zerreleri  havada, toprakta dağınık halde bulunan unsûrlardan alınarak gıdalarda bir araya  toplanmıştır ki, bu da ikinci bir ölü varlıktır. Sonra o gıdalardan kan ve başka  bileşikler hulâsa edilmiştir ki, bunlar da ölüdür. Sonra bunlardan kadın ve  erkeğin nutfeleri hulâsa edilmiştir. Sonra bunlar imtizâc ederek <em>alaka</em>  sonra <em>mudğa</em> olmuştur. Bütün bu tavırlar insanın var oluşundan öncedir  ve birer <em>ölü</em> varlıklardır. Daha sonra rûh nefhedilerek doğum vaktine ve  ölünceye kadar hayat sahibi olmuştur. Kâfirlere düşen, bu durumu Allah&#8217;ın  uluhiyyette tek olduğuna delîl olmakta yeterli görmeleriydi&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn40" id="_ftnref40" name="_ftnref40"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Böylece bu âyetlerde tenasüh veya reenkarnasyonu  hissettiren bir durum olmadığı açıkça görülmektedir.<br />
<strong><br />
&#8220;Dediler  ki, Rabbimiz bizi iki kere öldürdün iki kere dirilttin artık günahlarımızı  itiraf ettik. Çıkış için bir yol var mı?&#8221;</strong>(Mü&#8217;min,11) âyetinin de çoğu  müfessir tarafından Bakara, 28. âyetin bir benzeri olduğu söylenmişse de,  bazılarına göre ise, bu âyet Bakara, 28. âyetten farklı olup, bu âyette kabir  azabına işâret edilmektedir. Çünkü bu âyette kâfirler iki ölümden bahsediyorlar.  Bunlardan birisi dünyada müşâhede olunan ölüm olduğuna göre, diğer ölümün  kabirde olması gerekir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn41" id="_ftnref41" name="_ftnref41"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Razî&#8217;ye göre buradaki ölüm,  Bakara, 28. âyette olduğu gibi, nutfe, alaka vs. olamaz. Çünkü âyette Allah  Taalâ&#8217;nın onları öldürmesinden (<em>imâte)</em>&#8216;den bahsediliyor. öldürme ise,  hayatın varlığına bağlıdır. Eğer ölüm önceden hâsıl olsaydı, bunun öldürme  (imâte) olması muhâl olurdu. Tahsil-i hâsıl (ölünün öldürülmesi) lâzım gelirdi  ki, bu da muhâldir. Bakara, 28. âyette ise, durum böyle değildir. Orada onların  emvât (ölüler) olduğundan bahsediliyor, imâteden yani Allah&#8217;ın onları  öldürmesinden, canlarını almasından bahsedilmiyor<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn42" id="_ftnref42" name="_ftnref42"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Ancak Zemahşerî, onların ölü maddeler halinde  yaratılmalarına<em> imâte</em> (öldürme) tabirinin Arap dili açısından  kullanılabileceğini söyleyerek şu misâlleri veriyor: <em>Sivri sineğin cismini  küçülten ve filin cismini büyülten Allah&#8217;ı noksan sıfatlardan tenzîh ederim</em>  (subhâne men sağğara cisme&#8217;l-baûdati ve kebbere cisme&#8217;l-fîl) ifâdesindeki  küçültme ve büyültmeden maksat sivri sineğin cismini  büyük iken küçültmek  ve filin cismini  küçük iken büyültmek manâsında değil de, onların bu  şekilde yaratıldığı olduğu gibi, âyette de durum böyledir. Öldürmeden maksat ölü  halde olmadır. Bir başka misâl de, hafriyatçıya hitaben<em> kuyunun ağzını  daralt, altını genişlet</em>  (dayyık feme&#8217;r-rukyeti ve vessi&#8217; esfelehâ)  ifâdesidir. Bu ifâdede de zâhirinden anlaşılabileceği gibi, kuyunun ağzının  genişken daraltılması, alt tarafının da, dar iken genişletilmesi değil, ağzının  geniş, altının dar yapılması istenmektedir. İşte âyette de aynı durum söz  konusudur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn43" id="_ftnref43" name="_ftnref43"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu âyet ya Bakara,  28. âyetin ifâde ettiği manâyı, ya da biri görebildiğimiz, diğeri de kabirde  meleklerin suâlinden sonra vuku bulan ölümü ifâde ediyor. Bu her iki hal de  reenkarnasyonla alakalı değildir. Hem âyette kâfirlerin bu sözlerini cehennemde  iken söyledikleri açıktır. Çünkü oradan çıkmak istediklerini söylüyorlar.  Reenkarnasyon ise, iddiâ edenlere göre, ölümün ardından bu dünyada, yani kıyamet  kopmadan gerçekleşecektir.</p>
<p>Bu âyetin manası hakkında, muhterem hocam  Veli Ulutürk&#8217;ün şifahî olarak, muhtemel olduğunu kaydettiği mana ise şöyle:  <em>Bizi bir dünyada öldürdün, bir de burada (âhirette) cehenneme sokmakla  öldürdün. Yani mahvettin, azâba düçar ettin olsa gerektir. Çünkü cennetlikler  Duhân, 56. âyette bildirildiği gibi bir kere ölmektedirler. Yani ikinci ölüm  cehennemde âzap çekme manasında mecâzidir.</em> Sıkıntılı, istenmeyen bir  hayatın mecâzî olarak, ölüm diye vasfedilmesinin çokça kullanıldığı dikkate  alındığında, bu izâhın çok yerinde olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Nitekim, bir  âyette de, cehennemliğin hali tasvîr edilirken, <strong>&#8220;orada ne ölür, ne de  yaşarlar&#8221;</strong> (A&#8217;lâ, 13) buyrularak, cehennem hayatı ölüme  benzetilmiştir.</p>
<p>Reenkarnasyonu savunanların iddiâlarına delîl olarak  gösterilmeye çalışıtıkları bir diğer âyet de şudur: <strong>&#8220;Size her ne musîbet  dokunursa, kendi ellerinizle kazandığınız şeyler sebebiyledir. Allah pek çoğunu  da affeder&#8221;</strong>(Şuarâ, 30).</p>
<p>Bu âyetten hareketle, çocukların başına  gelen belâ ve musîbetlerin onların daha önce yaşadıkları hata ve isyanlarının  bir cezâsı olduğu söylenmiştir. Çünkü, bu iddiâ sahiplerine göre, çocuklar  masûmdur, çocukluklarında böyle cezâları hakettirecek işler yapmamışlardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn44" id="_ftnref44" name="_ftnref44"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Aslında bu âyette muhatab olan kimselerin çocukluk çağını  geçmiş, mükellef kimseler olduğu açıktır. Çünkü yapılanlarla muâheze etmek,  ancak mükellefler için geçerlidir. Hem bu durum Kur&#8217;ân&#8217;ın tamamı için böyledir.  Muhatab dâima âkil bâliğ olan mükelleflerdir. Dolayısıyla çocuklara isâbet eden  musîbetlerin, sadece yapmış oldukları şeyler sebebiyle olduğu söylenemez.</p>
<p>Hem sadece bu âyete dayanarak hüküm vermek doğru olmaz. Nitekim bir  başka âyette, zaman zaman masûmlara da musîbetin dokunabileceğinden  bahsedilmiştir: <strong>&#8220;Geldiğinde sadece sizden zalim olanlara dokunmayacak  olan fitneden sakının!&#8221;</strong> (Enfâl, 25). Bu durum, dünyanın bir imtihan  yeri olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Çocukların başına gelen belâ ve  musîbetler babaları için bir imtihân<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn45" id="_ftnref45" name="_ftnref45"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, kendileri için de manevî  terakkî veya uhrevî sevap vesilesi olabilir. Sonra, hayır ve şer nisbî  şeylerdir. İnsan kendisi ve çoluk çocuğu için neyin hayır neyin şer olduğunu tam  anlayamaz. Görünüşte kötü  gördüğü bir şey kendi hayrına olabileceği gibi,  hayır olarak gördüğü bir şey de kendi aleyhine olabilir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn46" id="_ftnref46" name="_ftnref46"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p><strong>&#8220;Onları biz yarattık ve yaratılışlarını sapa  sağlam yaptık. Dilersek onların yerine benzerlerini de getiririz&#8221;  </strong>(İnsan, 22) âyeti ve bu âyete emsal olan Vakıa, 60-62, Meâric, 40-41.  âyetler de reenkarnasyona delîl olarak getirilmeye çalışılmıştır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn47" id="_ftnref47" name="_ftnref47"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Bu âyetleri reenkarnasyona delîl gösterenler, âyetlerdeki  <em>misl</em> kelimesinin çoğulu olan <em>emsâl </em>(benzerleri) kelimesinden  hareketle, böyle bir ipucu yakalamaya çalışmışlardır.</p>
<p>Aslında bu âyetler  dikkatle incelendiğinde, bir kısmının öldükten sonra tekrar dirilmeye delîl  olarak zikredildiği görülür. Yani sizi bir kere yaratan sizi ölümünüzden sonra  da tekrar yaratır, benzerlerinizi veya aynınızı yeniden yaratabilir, manasını  ifâde etmektedir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn48" id="_ftnref48" name="_ftnref48"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Yukarda zikrettiğimiz ve reenkarnasyona delîl  getirilen,  İnsan, 28; Vakıa, 60-62; Meâric, 40-41 âyet-i kerîmeleri  böyledir. Bu durum şu âyette daha da açıktır: <strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratan  onların (insanların) benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?!..&#8221;  </strong>(Yâ-sîn, 81). Diğer âyetlerde ise, inkârcı kavimler  kendilerinin  helâk edilerek yerlerine kendi nev&#8217;lerinden olan başka insanların, başka kavim  ve milletlerin  getirileceğiyle tehdid edilmişlerdir. İnsan, 28; Meâric,  40-41. âyetler bu manâda da anlaşılabilir. <strong>&#8220;Onları günahları sebebiyle  helâk ettik ve onlardan sonra başka kavimler yarattık&#8221; </strong>(En&#8217;âm, 6) âyeti  de bu husûsta güzel bir örnektir.</p>
<p>Nitekim, müfessirler de, âyetlere bu  doğrultularda manâlar vermişlerdir. Meselâ, <strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratan  onların (insanların) benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?!..&#8221;  </strong>(Yâ-sîn, 81) âyetindeki <em>mislehum</em> (misillerini) âhiretteki  dirilişin ya misliyle, ya da  <em> enfusehum</em> (kendilerini)  manâsında kinaye kabul edilerek, aynen iâdeye delâlet edebileceği söylenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn49" id="_ftnref49" name="_ftnref49"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. <strong>&#8220;Dilersek onların yerine benzerlerini getiririz&#8221;  </strong>(İnsan, 28), <strong>&#8220;&#8230; Şüphesiz onların yerine daha hayırlılarını  getirmeye gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez&#8221; </strong>(Meâric, 40-41)  âyetleri ise, Allah&#8217;ın o insanları helâk edip, yerlerine daha hayırlı, kendisine  itaat eden, isyan etmeyen, böylece amelde onlara muhalif olan kimseleri  getirmeye kâdir olduğu şeklinde tefsîr edilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn50" id="_ftnref50" name="_ftnref50"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Razî, İnsan, 28. âyet-i kerîmenin tefsîrinde bu gerçeği  şöyle ifâde etmektedir: &#8220;Yani eğer istesek, onları helâk eder, benzerlerini  getirir, onlarla değiştiririz&#8221;. Bu âyet,  <strong>&#8220;sizi benzerlerinizle  tebdîl etmede önümüze geçilenler değiliz&#8230;&#8221; </strong>(Vakıa, 60-61) âyeti  gibidir. Âyetten maksat, onlara hiç muhtaç olunmadığını ifâde etmektir. Sanki  şöyle deniyor: Bizim, şüphesiz hiç bir mahlûka ihtiyacımız yok, faraza olsa  bile, bu kavimlere muhtaç değiliz, çünkü onları yok edip yerlerine benzerlerini  icâd etmeye kâdiriz. <strong>&#8220;Ey insanlar Allah isterse sizi götürür,  başkalarını getirir&#8221; </strong>(Sebe, 133) ve <strong>&#8220;Allah isterse sizi götürür  ve yeni yaratılmışlar getirir&#8221; </strong>(İbrahim, 20) âyetleri de bu  manadadır&#8230;&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn51" id="_ftnref51" name="_ftnref51"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a></p>
<p>Görüldüğü gibi bu nevi âyetlerde isyancılara bir  tehdit olarak, yok edilip yerlerine başka insanların getirilmesinden  bahsediliyor. Eğer yine aynı insanlar getirilseler, bu tehdîdin manâsı kalmaz.  Üslûp böyle bir manâya müsâit değildir. Buradaki mânâ, bir âmirin, işini doğru  dürüst yapmayan memûruna, <em>işini iyi yap yoksa seni atar yerine başka birini  alırım</em> demesi gibidir.</p>
<p>Âyetlerin hangi makamda ve ne için  zikrolunduğuna dikkat edildiğinde böyle yanlış anlamalara mahal  kalmayacaktır.<br />
Reenkarnasyon iddiâcılarınca bu hususta delîl olarak  gösterilen bir diğer âyet ise, <strong>&#8220;Sizden kimisi de, bilirken hiç bir şey  bilmez hale gelmesi için erzel-i ömre ulaştırılır&#8221; </strong>(Nahl, 70) âyetidir.  Öztürk, bu âyetteki <em>erzel-i ömr</em> ifâdesinin <em>ihtiyarlık </em>ve  <em>bunaklık</em> olarak manâlandırılmasının âyetin bütün esprisini yok ettiğini  söyledikten sonra şöyle devam ediyor: &#8220;Bir kere, erzel-i ömre atılmaktan veya  itilmekten değil geri götürülmekten bahsediliyor. <em>Yureddu</em> fiili  itilmek, atılmak gibi pejoratif bir manâ ifâde etmez. Bir geri çevirme ve başa  döndürme ifâde eder. Buna göre <em>erzeli&#8217;l-ömr</em> ömrün başlangıcı, yani  tekâmül sürecinin en düşük noktası demek olur. İkincisi, insanın ileri yaşlara  kadar yaşatılması, elinin ayağının tutmaz, hafızasının gereğince işlemez hale  gelmesi insan için bir rezillik ve düşüklük neden olsun? İnsan ömrünün o  noktasında fıtrat kanunları açısından en saygın ve olgun dönemdedir. Allah  kulunu kendisine en yakın bir dönemde böyle kötü bir sıfatla anmaz&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn52" id="_ftnref52" name="_ftnref52"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Sonuç olarak, Öztürk bu âyetin, mucizevî bir üslûbla yeniden  bedenlenme yani reenkarnasyon ifâde ettiğini söylemektedir.</p>
<p>Kanaatimce,  <em>yuraddu</em> fiili ister atılmak, itilmek manâsı ifâde etsin isterse, geri  çevirme, başa döndürme manâsı ifâde etsin, bir tek kelimeden hareketle  reenkarnasyona delîl aramak doğru değildir. Yaşlılık dönemi, insanın çocukluk  devrine çok benzediğinden bu teşbîhe delâlet etmek üzere böyle bir fiille ifâde  edilmesi tabiidir. Ayrıca, <strong>&#8220;Kıyametin vakti O&#8217;na âittir (yuraddu)&#8221;  </strong>(Fussilet, 47), <strong>&#8220;ve kıyamet gününde en şiddetli azaba marûz  bırakılırlar (yuraddûne)&#8221; </strong>(Bakara, 85) gibi âyetlerde, bu fiilin başa  döndürme, geri çevirme manâsında kullanılmadığı açıktır. Dolayısıyla yukardaki  âyette de, bu manada kullanılmamış olabilir.</p>
<p><em>Erzel-i ömr</em>&#8216;ü ömrün  başlangıcı, tekâmül sürecinin en düşük noktası diye vasıflandırmak da doğru  değildir. Çünkü bu ifâde, böyle bir yaklaşıma müsait değildir. Zira,  <em>erzel</em>, bayağılığından, âdiliğinden dolayı kendisinden yüz çevrilen  şey<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn53" id="_ftnref53" name="_ftnref53"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> demektir. Ömrün başlangıcından veya tekâmül sürecinin en düşük  noktasından neden hor görülüp de yüz çevrilsin. Sonra burada erzel durumu İbn  Aşûr&#8217;un da dediği gibi, sıhhatteki rezalettir, rûh haletiyle bir alakası  yoktur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn54" id="_ftnref54" name="_ftnref54"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Yani bu âyette yaşlılar için bunak, rezil tabirleri  kullanılmıyor, ömrün o devresi için böyle bir tabir kullanılıyor ki, böyle bir  devir de vardır. Bazı yaşlıların çocuklardan âciz vaziyete düşmeleri Allah&#8217;ın  takdiriyle olan bir durum değil midir? O halde böyle bir durum neden  yadırgansın? Zaten âyette bu durumun bazı kimseler için vaki olduğu<em>  minkum</em> (bazınız) tabiriyle ifâde edilmiştir. Bütün yaşlılar için mevzu  bahis değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) in de bu duruma düşmekten Allah&#8217;a  sığınarak, <em>&#8220;Erzel-i ömr&#8217;e düşmekten (en uradde) sana sığınırım&#8221;</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn55" id="_ftnref55" name="_ftnref55"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> şeklinde duâ etmesi de gösteriyor ki, erzel-i ömr yaşlılığın,  istenmeyen zor günleridir. Âyetteki, &#8220;<strong>bilirken hiç bir şey bilmez hale  gelmesi için&#8221; </strong>ifâdesi de bunu gösteriyor. Çünkü bir şey bilmez duruma  gelmek akıl zafiyetinin, yaşlılığın alametidir. Eğer reenkarnasyon ifâde  edilseydi, bundan Allah&#8217;a sığınmanın manası kalmazdı. Bilâkis istenilen bir şey  olurdu. Ayrıca âyetin reenkarnasyon ifâde ettiği kabul edilirse, o zaman insanın  yeniden dünyaya getirilmesinin gayesi, <em>bir şey bilmez hale getirilmek</em>  gibi garip bir durum olur. Ayrıca âyette, <strong>&#8220;sizden kimi vefât eder kimisi  de erzel-i ömr&#8217;e döndürülür&#8221;</strong> ifâdesi gösteriyor ki, erzel-i ömre düşen  kimse henüz ölmemiştir. Reenkarne olacak kimsenin ise ölmesi gerekir.</p>
<p>&#8220;<strong>Bilirken hiç bir şey bilmez hale gelmesi için&#8221; </strong>ifâdesi  de, müfessirlerin verdiği manâyı tekid ettiği gibi, aynı zamanda reenkarnasyonu  reddetmektedir. Çünkü eğer insan bir şey bilmez bir vaziyette tekrar dünyaya  getirilecekse bunun ne faydası olur? Bu şekilde, bir terakkî sağlanması mümkün  müdür? Hem insan, önceki hayatında(!) işlediği suçun ne olduğunu bilmiyorsa,  yeniden doğuşta cezâ görmenin, ne faydası olabilir? Yine, bu âyet-i kerîmede,  &#8220;<strong>bilirken hiç bir şey bilmez hale gelmesi için&#8221; </strong>buyrulurken bir  başka  âyette de, <strong>&#8220;Allah sizi annelerinizin karnından hiç bir şey  bilmez bir vaziyette çıkardı&#8221; </strong>(Nahl, 78) buyrularak insanın anne  karnından dünyaya çıktığı zaman hiç bir şey bilmediğinin ifâde edilmesi de  gösteriyor ki, önceki âyetteki <em>yuraddu</em>&#8216;dan murâd insanın ilk haline,  yani bebeklik dönemindeki gibi hiç bir şey bilmez hale getirilmesidir.<br />
İzâhına çalıştığımız bu âyet gibi, <strong>&#8220;kimin de ömrünü uzatırsak, onu  yaratılışta baş aşağı çeviririz&#8221; </strong>(Yâ-sîn, 68) âyeti de, aynı şekilde,  kendilerine verilen süre zarfında imkânlarını iyi kullanmayarak bu süreyi heder  edenlerin baş aşağı çevrilerek <em>erzel-i ömr</em>&#8216;e çevrildiği şeklinde  değerlendirilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn56" id="_ftnref56" name="_ftnref56"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>Aslında bu âyette bahsedilen <em>baş aşağı  çevirme</em>nin (<em>nunekkishu</em>) insan rûhuyla alakalı olmayıp, bedeniyle,  maddî yapısıyla alakalı olduğu açıktır. Çünkü âyette <em>fi&#8217;l-halk</em>   <strong>(yaratılışta)</strong> buyuruluyor. Ayrıca bu âyette, <em>ömürlerini  değerlendirmeyenlerden vs.</em> bahsedilmiyor, ömrü uzatılan, yaşlılık dönemine  ulaşan bütün insanlardan bahsediliyor. Keza, âyette defalarca dünyaya gelip  tekâmülün tamamlanmasına bir işâret olsaydı, <strong>&#8220;ömür verdiğimizi baş aşağı  çeviririz&#8221;</strong> yerine, &#8220;terakkî ettiririz&#8230;&#8221; gibi bir ifâdenin  kullanılması gerekirdi&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allah sizi yerden bitki bitirir gibi  bitirdi, sonra sizi tekrar oraya iâde edecek, sonra tekrar çıkaracak&#8221;  </strong>(Nûh, 17-18) âyetinde de, Hz. Nûh&#8217;un muhataplarının müşrikler  olduğundan hareketle, suçluların cezâlarını çekip olgunlaşmak için yeniden  topraktan çıkarılıp dünyaya gönderilecekleri söylenmiştir.<br />
Burada sormak  gerekir ki, acaba Hz. Nûh, onların müşrik olarak öleceklerini biliyor mu ki,  böyle hitap etsin, <em>sizi tekrar dünyaya getirecek</em> desin! Aslında bu  âyette Allah&#8217;ın ölüleri diriltmeye olan kudreti dile getirilmiş, bu işin Allah  için çok kolay olacağını ifâde etmek için de, insanları başlangıçta, bitkileri  topraktan çıkarırcasına kolay bir şekilde yaratan Allah&#8217;ın, onları öldükten  sonra da böylesine kolay bir şekilde dirilteceği bildirilmiştir. Başka bir  ifâdeyle, insanın yaratılması ve öldükten sonra tekrar diriltilmesi, tohumun  filizlenerek topraktan çıkarılmasına benzetilmiştir.</p>
<p>Ayrıca  reenkarnasyon nazariyesinde, insanların topraktan çıkarılmaları diye bir şey  yoktur. Çünkü bu iddiâ sahiplerine göre, dünyaya tekrar gelişler kıyamet  kopmadan önce gerçekleşecektir. İnsanların diriltilerek topraktan çıkarılmaları  ise, kıyamette vuku bulacaktır. Dolayısıyla âyetteki topraktan çıkarma işi  reenkarnasyonla alakalı olamaz. Bilakis reenkarnasyon aleyhinde bir ifâdedir.  Cismani dirilişi ifade etmektedir.</p>
<p>Saffât sûresinde cennettekilerin  durumu anlatılırken, cennetliklerden birinin, dünyada iken âhireti inkâr edip  kendisiyle alay eden cehennemdeki arkadaşına, onun dünyada iken kendisine  söylediklerini hatırlatarak, alaycı, iğneleyici bir tavırla söylediği,  <strong>&#8220;(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da  uğratılacak değil miymişiz?!&#8221; </strong>(Sâffât, 58-59) âyetinin de,  reenkarnasyona delîl olarak gösterilmesi gariptir. Öztürk bu âyetleri, &#8220;Biz  cennetlikler tekrar ölecek miyiz? hayır yalnız ilk ölümümüz ve biz azaba da  uğratılmayacağız. Gerçekten de bu büyük bir başarının tâ kendisidir&#8221; şeklinde  tercüme ettikten sonra, <em>görüldüğü gibi âyetlerde cennet ehli yani tekâmülünü  tamamlamış olanların tekrar öldürülmeyecekleri söylenerek cehennem ehliyle bir  farklarının da bu olduğuna dikkat çekilmektedir</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn57" id="_ftnref57" name="_ftnref57"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> demektedir.</p>
<p>Bir kere bu hâdisenin nerede vuku bulduğu  unutulmuş gibidir! Artık âhiret âlemi başlamış, cennetlikler cennete,  cehennemlikler cehenneme dolmuşken, arz başka bir arza, gökler başka göklere  tebdîl edilmişken, hangi dünyaya dönüşten bahsediliyor? Hem, cennetliğin böyle  bir ifâdesi cehennemliğin tekrar ölüp diriltileceğine delâlet etmez. Sonra,  Öztürk&#8217;ün âyete verdiği mana, her ne kadar pek çok müfessir tarafından verilmiş  manaya uygun olsa da, kanaatimizce bu mana biraz uzaktır. Ayetin akışına uygun  olan mana, âyetin peşinden zikrettiğimiz ve Sabunî&#8217;nin  tefsîrinde<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn58" id="_ftnref58" name="_ftnref58"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, Çantay&#8217;ın da meâlinde ifâde ettiğidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn59" id="_ftnref59" name="_ftnref59"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Buna göre, âyetteki <em>efemâ nahnu bi-meyyitîn, illâ  mevtetene&#8217;l-ûlâ</em> ifâdesi, cennetliğin cehennemliğe hitabının bir devamıdır.  Bu ifâdelerle, cennetlik, cehennemliğe onun inkârcı sözlerini alaycı bir üslupla  hatırlatmakta, onun, &#8220;bir kere öldükten sonra artık dirilmeyeceğiz, azap ta  edilmeyeceğiz&#8221; iddiâsının gerçekleşmediğini bildirmektedir. Nitekim bir âyette  âhireti inkâr edenlerin şöyle dedikleri nakledilmektedir: <strong>&#8220;Sadece ilk  ölümümüz vardır. Biz diriltilecek değiliz&#8221; </strong>(Duhân, 35). İşte yukardaki  âyette cennetliğin alaycı bir tavırla anlattığı şey de kâfir arkadaşının  dünyadayken alaycı bir tavırla söylediği  bu nevi  sözleridir.</p>
<p>Reenkarnasyona delîl olarak sunulan daha başka âyetler<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn60" id="_ftnref60" name="_ftnref60"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> de vardır. Meselâ, <strong>&#8220;&#8230; Sonra ona yolu kolaylaştırdı.  Sonra canını aldı ve kabre soktu. Sonra dilediği vakitte onu yeniden diriltir&#8221;  </strong>(Abese, 20-22) âyeti, mazî sigalar (geçmiş zaman kipleri)dan  hareketle<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn61" id="_ftnref61" name="_ftnref61"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, <strong>&#8220;O&#8217;dur ki, ölümü ve hayatı yarattı&#8221; </strong>(Mülk, 2)  âyeti, ölümün hayattan önce zikredilmesinden hareketle<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn62" id="_ftnref62" name="_ftnref62"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bu konuya delil olarak öne sürülmüş hatta, kıyamet günü  karanlıklar içinde kalıp, bir ışık arayan kâfirlere ışık arama yerinin dünya  hayatı olduğunu ve artık bunun da muhal olduğunu ifâde etmek için kınayıcı ve  istihza edici bir tavırla söylenen,  <strong>&#8220;Onlara denildi ki, ardınıza  (dünyaya) dönünüz de orada ışık arayınız!&#8221; </strong>(Hadîd, 13) âyeti dahi  reenkarnasyona delîl sadedinde sunulmak istenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn63" id="_ftnref63" name="_ftnref63"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Kıyametten sonra tekrar dünya hayatının olacağını  söylemek, kıyametin de tekrarını gerektirir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn64" id="_ftnref64" name="_ftnref64"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> ki böyle bir şey de tenâsühü kâinatın ve devirlerin sonsuza kadar  devam ederek, her devirde bir önceki devrin benzeri hâdiselerin vuku bulacağını  söyleyen bir kısım tenasühçülerin<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn65" id="_ftnref65" name="_ftnref65"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> görüşlerine yaklaşmak olur.<br />
Görüldüğü gibi, Kur&#8217;ân kesinlikle dünyaya dönüşü reddetmektedir. Aksini  savunanların iddiâları ise, tutarlı değildir.</p>
<h4>
<p>Dipnotlar</h4>
<p style="font-size:9px;font-family:Tahoma;"><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref1" id="_ftn1" name="_ftn1"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bkz. Cürcanî, <strong><em>Şerhu&#8217;l-Mevâkıf</em></strong><em>,  </em>VIII, 300.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref2" id="_ftn2" name="_ftn2"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Addison; s. 125; Fâvî, s. 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref3" id="_ftn3" name="_ftn3"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Fâvî, s. 51.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref4" id="_ftn4" name="_ftn4"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Munîr Ba&#8217;lebekkî,  <strong><em>el-Mevrid-90</em>,</strong>  24. bsk., Dâru&#8217;l-İlm li&#8217;l-Melâyîn,  Beyrut, 1990, s.773.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref5" id="_ftn5" name="_ftn5"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Tahsin Saraç.<strong> <em>Büyük Fransızca Türkçe  Sözlük</em></strong><em>, </em>Adam yay., İstanbul, 1985,  s.1192.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref6" id="_ftn6" name="_ftn6"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <em>Transmigrasyon</em>un lügât manası, göç, rûh göçü, başka  bir varlığa geçmektir (bkz. Saraç, s.1413).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref7" id="_ftn7" name="_ftn7"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Addison, s. 87, 92, 125.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref8" id="_ftn8" name="_ftn8"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. A. Zeki Tuffâhe, <strong><em>en-Nefsu&#8217;l-Beşeriyye ve  Nazariyyetu&#8217;t-Tenâsüh,</em></strong> Beyrut, 1987, s. 90.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref9" id="_ftn9" name="_ftn9"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bedri Ruhselman. <strong><em>Ruh ve  Kâinât</em></strong><em>,</em> Ruh ve Madde yay., İstanbul, 1977,   s.152.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref10" id="_ftn10" name="_ftn10"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Leon Denıs,<strong> Après La Mort</strong>, Libraire des  Siciences psychiéues, Paris, tsz., s. 312; Sinan Onbulak. <strong><em>Ruhî  Olaylar ve Ölümden Sonrası</em></strong><em>,</em> Dilek yay., İstanbul,  1975,  s. 344.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref11" id="_ftn11" name="_ftn11"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Bu fırkalar ve şahıslar için bkz. Şehristânî, s. 54;  Kurtubî, IV,105; Müyesser, s. 205; M. Şemseddin, 192, 210, 211; Abdulmu&#8217;ti, s.70<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref12" id="_ftn12" name="_ftn12"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Ayette geçen <strong><em>berzâh</em></strong>&#8216;ın ne olduğu  hakkında sahabe ve tabiinden şu görüşler nakledilmiştir: Ölümle diriliş  arasındaki perde, dünya ve âhiret arasındaki perde, ölüyle ölünün dünyaya  dönmeesi arasındaki engel, kıyamet gününe kadarki mühlet&#8230; (Maverdî, IV,  66-67).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref13" id="_ftn13" name="_ftn13"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Muhammed İkbal. <strong><em>İslâm&#8217;da Dinî Düşüncenin Yeniden  Doğuşu</em></strong><em>, </em> İstanbul, 1984, s. 160.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref14" id="_ftn14" name="_ftn14"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Aşûr, XVIII,123. İbn Aşur ifâdesinin devamında şöyle  diyor: &#8220;Bu terkib mesel makamında olup, &#8220;Rabbim beni geri döndür&#8221; talebinde  bulunan müşrikin sözünün boş, manâsız ve kabul edilmez bir talep olduğunu ifâde  etmektedir. Bu ifâde Kur&#8217;ân&#8217;ın mübtekerâtından (Arap kelâmında ilk olarak  kullandığı) olup, daha önce Arap kelâmında kullanılmamış bir ifâdedir.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref15" id="_ftn15" name="_ftn15"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Celal Kırca, <strong><em>Kur&#8217;ân ve İnsan</em></strong>,  Marifet yay., İstanbul, 1996, s. 175.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref16" id="_ftn16" name="_ftn16"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Ateş, <strong><em>Yüce  Kur&#8217;ân&#8217;ın Çağdaş Tefsiri</em></strong>, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul,  1991,  VI,118.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref17" id="_ftn17" name="_ftn17"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Yaşar Nuri Öztürk. <strong><em>Kur&#8217;ân&#8217;daki  İslâm</em></strong>,  6. bsk.,Yeni Boyut, İstanbul, 1994,  s.  312.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref18" id="_ftn18" name="_ftn18"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.153.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref19" id="_ftn19" name="_ftn19"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. M. Said Şimşek, <strong><em>Günümüz Tefsîr  Problemleri</em></strong>, Esra yay., Konya, 1995,  s. 288.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref20" id="_ftn20" name="_ftn20"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Gazalî, Muhammed.  <strong><em>el-Mehâviru&#8217;l-Hamse</em></strong>, s.183.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref21" id="_ftn21" name="_ftn21"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Beyzavî, V, 467; Nesefî, IV,137; Ebu&#8217;s-Suûd,  VIII,137.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref22" id="_ftn22" name="_ftn22"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Bûtî,  <strong><em>Kübrâ&#8217;l-Yakiniyyâti&#8217;l-Kevniyye</em></strong>, s. 315.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref23" id="_ftn23" name="_ftn23"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Ateş, II, 303 (<strong><em>Resâil-i İhvan-ı  Safa</em></strong><em>, </em>IV,190-196&#8242;dan naklen).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref24" id="_ftn24" name="_ftn24"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <em>Batıniyye</em>, Nasların bir zahiri olduğu gibi, bir de  bâtını olduğunu söyleyenlerdir (bkz. Bekir Topaloğlu, <strong><em>Kelâm  İlmi</em></strong>, İstanbul, 1981, s. 231). Ancak, <em>bâtınîler</em> Kur&#8217;ân&#8217;ın  zâhiriyle amel etmeyi kabul etmezler. Asıl murâd olanın zâhir değil, bâtın  olduğunu söylerler. İsmailiyye, Karamite, Seb&#8217;iyye, Huremiyye gibi grupları  vardır ( Sabunî, <strong><em>et-Tibyân fî Ulûmi&#8217;l-Kur&#8217;ân,</em></strong> 3. bsk.,  Daru&#8217;l-Kalem, Dımeşk, 1408, s. 249). Böyleleri, kendi bâtıllarını Kur&#8217;ân&#8217;ın  bâtını diye gösterirler. Ellerinde ise, bu iddiâlarını destekleyen hiç bir delîl  yoktur. Bu yönüyle batınî tefsir hareketi, işârî tefsirden tamamen farklıdır.  Çünkü makbûl olan işârî tefsirde, Kur&#8217;ân&#8217;ın zahirî manasına aykırılık,   âyetten murâdın sadece batınî mana olduğu iddiâsı yoktur. Lafız, verilen manaya  muhtemeldir. Şeriate ve akla aykırı değildir. Fehimleri teşviş etmez. Batınî  tefsirlerde ise bu özellikler yoktur. Meselâ, &#8220;<strong>Süleyman Davûd&#8217;a varis  oldu</strong>&#8221; (Neml, 16) âyetine <em>İmam-ı Ali ilimde Nebi (s.a.v)&#8217;ye varis  oldu</em> demek, batınî bir tefsirdir (bkz. Sabunî,  <strong><em>et-Tibyân</em></strong>, s. 240).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref25" id="_ftn25" name="_ftn25"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Suyutî,<strong> <em>el-İklîl</em>, </strong>thk. Seyfuddin  Abdulkadir, 2. bsk., Dâru&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut, 1985,  s. 29.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref26" id="_ftn26" name="_ftn26"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XII,177.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref27" id="_ftn27" name="_ftn27"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Sinâ,<strong><em>  el-Adhaviyye,</em></strong> s. 120.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref28" id="_ftn28" name="_ftn28"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XII,177.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref29" id="_ftn29" name="_ftn29"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Sinâ<strong><em>, el-Adhaviyye</em></strong>, s.  95.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref30" id="_ftn30" name="_ftn30"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Misal için bkz. Sönmez Akbay. <strong><em>Bilinmeyene  Doğru</em>,</strong> İzmir, 1983,  s. 217-225.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref31" id="_ftn31" name="_ftn31"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu âyetteki diğer ifâdelerden neyin kastolunduğu ise açıktır:  İlk diriltme, bu dünya hayatına, daha sonraki öldürme, dünya hayatımız sonundaki  ölümümüz, bu öldürmeden sonraki dirilme de, kıyametteki diriliştir. (Şimşek, M.  Said, s. 261).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref32" id="_ftn32" name="_ftn32"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Maverdî bu hususta<em> altı,</em> Endelusî ise  <em>yedi</em> görüş zikretmiş, <em>altı</em> tane de işârî tefsir sıralamıştır.  (bkz. Maverdî, I, 91-92; Ebu Hayyan Muhammed b. Yûsuf el-Endelusî,  <strong><em>Tefsiru&#8217;l-Bahri&#8217;l-Muhît</em></strong><em>,</em>  2. bsk.,  Daru&#8217;l-Fikr, 1983, I,131-132). Bu görüşlerin hiç birisinde tenasüh veya  reenkarnasyon belirtilmemiş, işâret dahi edilmemiştir. Hepsinde manâ, insanın  dünyaya gelmeden önceki tavırlarıyla alakalıdır. Yalnız, Ebû Salih, bu âyetteki  ölü halde olmanın kabirlerinde ölü olanlar, ilk diriltmenin de, kabirlerinde  olanların kabir suâli sorulması için olduğu, sonra tekrar öldürülüp kıyamette  tekrar diriltileceği şeklinde bir ifâdede bulunmuşsa da, bu görüş Taberi  tarafından uzak addedilmiştir. Çünkü âyetteki kafirleri tevbih, kınama,  işledikleri günahlardan dolayıdır. Kafirler masiyetten taata, inkârdan imana  davet edilmektedirler. Kabirde ise inâbe ve tevbe yoktur (Taberi, I, 225).  Dolayısıyla bu görüş, âyetin siyak ve sibâkına uygun düşmemektedir. Bu görüş  doğru da olsa, tenasüh veya reenkarnasyona bir delâleti olmadığı açıktır.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref33" id="_ftn33" name="_ftn33"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, I, 222-223; Maverdî, I, 91.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref34" id="_ftn34" name="_ftn34"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, 223-224.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref35" id="_ftn35" name="_ftn35"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, I, 223-224; Maverdî, I, 91; Zemahşerî, I, 270;  Şevkânî, I, 59; Câvî, II, 8; Vâhidî, II, 8.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref36" id="_ftn36" name="_ftn36"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Endelusî, I, 131.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref37" id="_ftn37" name="_ftn37"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Maverdî, I, 92.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref38" id="_ftn38" name="_ftn38"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu ifâdeye bu şekilde manâ verenlere misâl olarak bkz.  Taberî, I, 225-226; Endelusî, I,131-132.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref39" id="_ftn39" name="_ftn39"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, II,139.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref40" id="_ftn40" name="_ftn40"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Aşûr, I,  375.  İbn Aşûr, ifâdesinin sonunda bu âyetin niçin zikrolunduğuna işâret  ediyor. Yani insanın malûmu olan şeylerden tevhîde ve haşre delîl getiriliyor.  Merağî de benzer ifâdelerde bulunmuştur (bkz. Merağî, I,75-76).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref41" id="_ftn41" name="_ftn41"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXVII, 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref42" id="_ftn42" name="_ftn42"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXVII, 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref43" id="_ftn43" name="_ftn43"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Zemahşerî, III, 418.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref44" id="_ftn44" name="_ftn44"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s. 257-258.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref45" id="_ftn45" name="_ftn45"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <strong>&#8220;Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan,  canlardan ve ürünlerden azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele&#8221;</strong>  (Bakara, 155) âyetinde ifâde edildiği gibi.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref46" id="_ftn46" name="_ftn46"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Müyesser, s. 207-208.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref47" id="_ftn47" name="_ftn47"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk de, bu âyetlerin reenkarnasyona delâlet edebileceğini  söyledikten sonra, &#8220;Nitekim F. er-Razî&#8217;den Elmalılıya kadar bir çok müfessir  getirdikleri açıklamalarla ikinci manâyı ortaya koymuş, ancak geleneksel kabule  uyarak reenkarnasyondan bahsetmemişlerdir&#8221; demektedir. Ancak, Razi ve Elmalılı  dahil, pek çok tefsîrde bu âyetlerin manâsı hakkında söylenenlere bakmamıza  rağmen biz böyle bir şeye şâhid olmadık.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref48" id="_ftn48" name="_ftn48"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Çoğulu emsâl olan misl kelimesi, bir şeyin misli, benzeri  manâsına geldiği gibi, o şeyin aynısı manâsında da kullanılır. Nitekim<strong>  </strong> &#8220;<strong><em>O&#8217;nun misli gibi hiç bir şey yoktur</em></strong>&#8221;  (Şûrâ, 11) âyetinde <em>mis</em>l bu manâdadır.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref49" id="_ftn49" name="_ftn49"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Alûsî, XXIII, 56; Tabatabaî, XVII,118; İbn Aşûr, XXVII,  317.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref50" id="_ftn50" name="_ftn50"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, XII, 242, 325; İbn Kesîr, IV, 488.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref51" id="_ftn51" name="_ftn51"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXIX,156.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref52" id="_ftn52" name="_ftn52"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk, 282-283.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref53" id="_ftn53" name="_ftn53"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Rağıb,<strong><em> Mufredât</em></strong>, s.194.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref54" id="_ftn54" name="_ftn54"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. İbn Aşûr, XIV, 212.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref55" id="_ftn55" name="_ftn55"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Buharî, <em>Cihâd</em>, 25, III, 209; Müslim, <em>Zikr</em>,  52, IV, 2070; Nesâî, <em>İstiaze</em>, 5, VIII, 647; İbn Hanbel, I, 54.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref56" id="_ftn56" name="_ftn56"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.153.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref57" id="_ftn57" name="_ftn57"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk, s. 250.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref58" id="_ftn58" name="_ftn58"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Sabunî,  <strong><em>Safvetu&#8217;t-Tefâsîr</em></strong>, III, s. 34.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref59" id="_ftn59" name="_ftn59"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Hasan Basri Çantay,<strong><em> Kur&#8217;ân-ı Hakîm ve Meâl-i  Kerîm</em></strong>, 13. bsk., III, 798.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref60" id="_ftn60" name="_ftn60"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu hususta ki diğer âyetler ve cevâpları için bkz. Şimşek, M.  Said, s. 257-282.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref61" id="_ftn61" name="_ftn61"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Bkz. Ateş, X, 327.   Aslında, Kur&#8217;ân-ı  Kerimde misâline çokça rastlanan bu durum, yani ilerde vuku bulacak bir  hadiseyi, geçmiş zaman kipiyle anlatmak tekid içindir, hâdisenin mutlaka vuku  bulacağını, âdeta olmuş gibi kabul edilmesi gerektiğini ifâde etmek içindir  (bkz. Ateş, IX, 150-151).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref62" id="_ftn62" name="_ftn62"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Ateş, IX, 527;  Öztürk, s. 319-320.    Bu âyette ölümün hayattan önce  zikredilmesi, hakiki hayat  ve büyük bir nimet olan âhiret hayatına ölüm  vasıtasıyla ulaşıldığı içindir. Bu yüzden âyette ölüm de hayat gibi, bir nimet  olarak sayılmıştır.  Çünkü, kendisi vasıtasıyla nimete ulaşılan şey de  nimettir (bkz. Rağıb,<strong><em> Tafsîlu&#8217;n-Neş&#8217;eteyn ve  Tahsilu&#8217;s-Saadeteyn</em></strong>, s. 183).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref63" id="_ftn63" name="_ftn63"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.709.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref64" id="_ftn64" name="_ftn64"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Şimşek, M. Said, s. 290.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref65" id="_ftn65" name="_ftn65"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Müyesser, s. 205.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/215/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/215/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=215&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kıyamet ne zaman ve nasıl gerçekleşecektir ?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/</guid>
		<description><![CDATA[Kıyamet Saati
“Kıyamet, filan tarihte kopacaktır.” demek haddime olmadığı halde, burada size tarih tahmin etme cüretinde bulunacağım. Elbette kimse yarın başına ne geleceğinden emin olamaz. Ama, ölüm yaklaştıkça, yakınlığını hissedersiniz. Yaratan, yaklaşarak iyice açıklanma noktasına gelen kıyameti “Neredeyse gizleyeceğim.”(1) diyor. Kıyamet iyice yaklaştığında da, geldi geliyor demeye başlarsınız ve tahminleriniz doğruya yaklaşır.
Allah şöyle uyarır: “Sana kıyametin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=214&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify"><strong>Kıyamet Saati</strong></p>
<p>“Kıyamet, filan tarihte kopacaktır.” demek haddime olmadığı halde, burada size tarih tahmin etme cüretinde bulunacağım. Elbette kimse yarın başına ne geleceğinden emin olamaz. Ama, ölüm yaklaştıkça, yakınlığını hissedersiniz. Yaratan, yaklaşarak iyice açıklanma noktasına gelen kıyameti “Neredeyse gizleyeceğim.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn1" id="_ftnref1" name="_ftnref1">(1)</a> diyor. Kıyamet iyice yaklaştığında da, geldi geliyor demeye başlarsınız ve tahminleriniz doğruya yaklaşır.</p>
<p>Allah şöyle uyarır: “Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun zamanını Ondan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn2" id="_ftnref2" name="_ftnref2">(2)</a>“Kıyametin zamanı hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn3" id="_ftnref3" name="_ftnref3">(3)</a>“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn4" id="_ftnref4" name="_ftnref4">(4)</a>“Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz. Habersiz oyalanıyorsunuz.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn5" id="_ftnref5" name="_ftnref5">(5)</a></p>
<p align="center"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-1.jpg" alt="Kur'an dan kıyamet senaryoları" align="bottom" border="0" hspace="5" vspace="5" /></p>
<p>26 Ekim 1992 gecesi rüyamda kıyametin kopuşunu görmüştüm. Kıyametin başlayacağını anlayınca, caddelere daldım; karşılaştıklarımı kollarından tutup, ahirete hazırlanmamız gerektiğini anlatıyordum. Her kimi yakaladıysam, sözümü bitiremeden elimden sıyrılıp gitti. Anlatamamamın üzüntüsüyle koşuştururken, yıkılış başladı ve ben köşeme çöküp, ölümü izledim.<span id="more-214"></span></p>
<p><strong>Dünya dalgalanıyor; çatlayıp parçalanan zeminlerden alevler fışkırıyordu.</strong> Üzerime serpilecek kaya, dağ veya alev yığınlarının korkusu içerisindeydim. Dizlerime kapanıp beklerken, “Allah’ım, bana acı verme!” diyordum.</p>
<p>Karanlıkta bedenimi kaybettim. Ardından, kömürleşmiş harabeler üzerinde gözlerimi açtım; bir yerlere doğru ilerliyordum. İçimden, “Neden dinlemedik, anlamadık.” diye üzülüyordum. Başımı çevirip, toprağı siyah, göğü karanlık gördüğüm anda uyandım.</p>
<p>Sabahleyin, TBMM Soruşturma Komisyonlarındaki görevime gittim. Bir elimde günün gazetesi, diğer elimde çayı yudumlarken, rüyamı anlamlandırmaya çalışıyordum. Gazetenin rasgele bir sayfasını açtım. Gözüm “Kıyametin tarihi belirlendi” şeklindeki başlığa takıldı. Heyecanlandım, ürperdim. Haber şöyleydi: “<strong>Herkesin merak ettiği kıyamet günü, sonunda açıklandı: 14 Ağustos 2126</strong>. İngiliz-Avustralya Rasathanesinde görevli ünlü gökbilimci Duncan Stell, üç mil genişliğindeki Swift Tuttle adlı bir kuyruklu yıldızın saniyede 37 mil süratle üzerimize geldiğini ve hesaplanan tarihte, bir milyon nükleer bombadan daha etkili bir patlamayla yeryüzüne çarpacağını açıkladı.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn6" id="_ftnref6" name="_ftnref6">(6) </a></p>
<p>Haberin rüyamın üzerine gelmesinden etkilendim ve kıyametin tarihiyle ilgili araştırmalar yaptım. Hz. Muhammed’in (asm) “Ümmetimin ömrü bin seneyi geçecek; fakat bin beş yüz seneyi çok aşmayacaktır.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn7" id="_ftnref7" name="_ftnref7">(7)</a> dediğini okudum. Ebced hesabıyla yorumlanan bir hadisten de Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinin kıyamet yılı olabileceğinin bulgulandığını gördüm.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn8" id="_ftnref8" name="_ftnref8">(8)</a> Bunlara benzer başka tarihleri de yan yana getirdiğimde, ilginç bir örtüşmenin yaklaşık aynı yıllara işaret ettiğini anladım.</p>
<p>Bu rüyadan dokuz yıl sonra, kıyamet hakkında bir kitap yazmak istedim; verileri toparladım.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn9" id="_ftnref9" name="_ftnref9">(9)</a> Swift-Tuttle’la ilgili gelişmeleri konunun uzmanlarından Prof. Brian G. Marsden’e sordum. Prof. Marsden’in, 17 Nisan 2001 tarihli e-posta cevabı şöyleydi: “Eğer yörüngesi dünyanın yörüngesiyle kesişen Swift-Tuttle, gelecek geçişinde dünyaya çarpacak olsaydı, bu 14 Ağustos 2126’da olacaktı. Kuyruklu yıldız her geçişinde gecikme yapıyor. Çinlilerin M.Ö. 68 ve M.S. 188 yıllarındaki gözlemlerini de dikkate alarak yapılan hassas hesaplamalarda, o tarihte dünyaya çarpma ihtimalinin çok düşük olduğu anlaşıldı.” Prof. Marsden’e, 2120’de herhangi bir çarpışma ihtimali olup olmadığını da sordum. “O tarihte bir çarpışma olacaksa, bunun bizim henüz bilemediğimiz bir gökcismiyle olabileceğini” yazdı.</p>
<p>Bilemediğimiz göktaşlarının dünyaya yaklaşıyor olma ihtimalleri yüksekmiş demek. NASA bilim adamlarına göre, 2004 Haziran ayında keşfedilen 400 metre çapındaki 2004 MN4 adı verilen göktaşı 13 Nisan 2029’da üç yüzde bir ihtimalle dünyaya çarpabilirmiş.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn10" id="_ftnref10" name="_ftnref10">(10)</a> Göktaşı yaklaştıkça çarpışma ihtimali artıyor; hesaplanan son ihtimal otuz sekizde bir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn11" id="_ftnref11" name="_ftnref11">(11)</a>… Daha böyle ne haberler okuyacağız, hiç de ciddiye almadan…</p>
<p>Gerçekten de 2100 yılından sonrası tufan mı olacak? Artık önümüzdeki 50-70 yılın ardından, kıyamet saatine kadar çevresel dengesizlikler birbirini kovalayacak mı? Kıyamet dünyayı ne zaman yakalayacak? Her uyanık vicdan kendi cevabını bulur.</p>
<p>2004 yılında, 50 bin ışık yılı uzağımızda patlayan Nötron yıldızının saniyede yaydığı enerjiyi, Güneş’imiz ancak bir milyon yılda yayabiliyor. Bilimcilere göre, bu patlama 10 ışık yılı yakınımızda yaşansaydı, dünya hayatının çoğu sönecekti.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn12" id="_ftnref12" name="_ftnref12">(12)</a> <strong>Bundan böyle, kıyamet haberleri de fırtınayı bildiren rüzgarlar gibi esip duracaktır</strong>. Sonunda asıl fırtına ansızın, umulmaz ve beklenmezken gelip çatacaktır.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn13" id="_ftnref13" name="_ftnref13">(13)</a></p>
<p>Alman Bild Gazetesinin manşetten verdiği bir haberde, bilim adamları kıyamet uyarısı yapıyorlardı. Bunlardan BBC’ye de konuşan Prof. Sir David King, “<strong>Eğer dünyanın bu kötü gidişi daha da hızlanmazsa, bize geriye sağ salim yaşayabileceğimiz 60 yıl kalıyor.</strong>” demiş.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn14" id="_ftnref14" name="_ftnref14">(14)</a> Hatta Washington Worldwatch Enstitüsüne bakılırsa, torunlarımızdan sonrasına dünya yok.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn15" id="_ftnref15" name="_ftnref15">(15)</a> Yani artık iş işten geçmiş demeye getiriyorlar.</p>
<p>Dünyanın yaşanmaz hale geleceği yıllar pek yakın diye korkmalı ve çabayı terk etmeli miyiz? Aksine, sonsuzluğa layık olmanın yolu, tamir etmeye, iyi izler bırakmaya çırpınmaktan geçer. Kıyamet bilgisi, çalışkanlığa ve iyiliklere yönelmemizi sağlamalıdır.</p>
<p><strong>Evrenin Yıkılışı</strong></p>
<p>Kıyamet nasıl kopacak? Sadece dünyayı ve güneş sistemini mi kapsayacak; yoksa tüm evreni mi kuşatacak? Dünyanın kıyameti ile güneş sisteminin ve evrenin kıyameti aynı zaman kesitinde mi gerçekleşecek?</p>
<p>“Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn16" id="_ftnref16" name="_ftnref16">(16)</a> Fakat, ne yazık ki, “insanların çoğu (kıyametin geleceğine) inanmazlar.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn17" id="_ftnref17" name="_ftnref17">(17)</a></p>
<p>“Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. O saate / dünyanın sonuna ilişkin emirse, bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah’ın kudreti her şeye yeter.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn18" id="_ftnref18" name="_ftnref18">(18)</a> Yaratan evrene birden vücut verdiği gibi, kıyameti de birden başlatır. Yolunda gider gibi görünen her iş, aniden tersine döner.</p>
<p align="center"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-2.jpg" align="bottom" border="0" hspace="5" vspace="5" /></p>
<p><strong>Dünyamıza yönelen tehditler artıyor. Geçenlerde bir göktaşı dünyanın yakınından teğet geçmiş.</strong><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn19" id="_ftnref19" name="_ftnref19">(19)</a> Bilimciler bir göktaşının çarpacağından emin olsalar, bunu bize açıklayabilirler miydi? Rusya Bilimler Akademisinden Mihail Smirnov “175 yıl içinde dünyamıza göktaşı düşmeyeceğini” açıklamış. Smirnov’a göre, “o zamana kadar zaten insanoğlu, göktaşlarını yok etmeyolunu çoktan bulurlarmış.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn20" id="_ftnref20" name="_ftnref20">(20)</a></p>
<p>Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, 16 Mart 2880 tarihinde bir kilometre genişliğindeki bir göktaşının dünyaya çarpacağı “belirlenmiş.” Bilim adamları bu sürede göktaşının yörüngesini değiştirme teknolojisini geliştirebileceğimize inanıyormuş. Hatta Jet Propulson Laboratuvarından Jon D. Giorgini önümüzdeki uzun zamandan yararlanarak çaresine bakacağımızı düşündüğünden, endişelenmiyormuş.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn21" id="_ftnref21" name="_ftnref21">(21)</a> Hep aynı kandırmaca ve aynı oyalanma…</p>
<p>Göktaşları, yer taşları işin bahanesidir. Evrenin yıkılışına yönelen İlâhî Kudret, evrensel meleklerden İsrafil’in (as) nefesi üzerinden evrene akar. <strong>İsrafil’in surundan yayılan enerji, evrenin enerji dengesini bozarsa sistem çökmeye başlar.</strong> Dengesizlik her zerreciğe ulaşır; evren galaksileriyle ve gök katlarıyla çökmeye başlar. O gün Sur üflenir; göklerde ve yerde kim varsa, Allah’ın dilediği kimselerden başka hepsi çarpılıp yıkılır.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn22" id="_ftnref22" name="_ftnref22">(22)</a></p>
<p>Evren gerilen bir kauçuk çarşaf gibi her yandan genişliyor; atomlardan galaksilere kadar tüm zerreler birbirinden uzaklaşıyor. Bilimciler bu durumun evrenin içerisinde gizli kara enerjiden kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn23" id="_ftnref23" name="_ftnref23">(23)</a> <strong>Evren, kendisinden onlarca kat büyüklükte gizli bir enerjinin elindeyse, o enerjinin geriye çekilmesinin sonuçlarını hayal edebilirsiniz.</strong></p>
<p>İster gelmekte olan, isterse aniden yaratılan bir sebeple perdelenerek veya isterse de sebepsiz başlatılan yıkılış süreci dünyayı kuşatır. Bir göktaşı mı çarpar; evrenin enerji dengeleri mi bozulur; güneş sistemi ve galaktik sistemler mi çöker? Nasıl olacaksa, kıyamet başlar.</p>
<p>Allah, göklerin ve yerin gaybından elektronlara gönderdiği kuvveti geri çekiverse, o saniyede olacakları hayal edin. Evren saatinin tüm çarkları birbirinden kopar; madde makinesinin parçacıkları yay gibi yerlerinden fırlar. Tarifsiz bir başıboşluk ve beraberinde köpük gibi sönüp yok olma yaşanır.</p>
<p>Dünyanın ölümü ürkütücüdür: “Yer o sarsıntıyla sarsıldığında, yer ağırlıklarını çıkardığında…”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn24" id="_ftnref24" name="_ftnref24">(24)</a> Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar serpildikçe serpildiği, hepsi dağılıp toz duman haline geldiği, (zaman)…<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn25" id="_ftnref25" name="_ftnref25">(25)</a> O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecektir!<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn26" id="_ftnref26" name="_ftnref26"> </a><br />
Ölüm evrene yayılır. “Hani o yıldızlar silinip, o gök kubbe açıldığında,<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn27" id="_ftnref27" name="_ftnref27">(27)</a> gökyüzü çatlayıp, yıldızlar döküldüğünde…<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn28" id="_ftnref28" name="_ftnref28">(28)</a> Gök onun dehşetiyle çatlamıştır ve Onun vaadi yerine getirilmiştir.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn29" id="_ftnref29" name="_ftnref29">(29)</a> Ne zaman ki o göz kamaşır, Ay tutulur, Güneş ve Ay bir araya getirilir… O gün insan, “Kaçacak yer neresi!” diyecektir.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn30" id="_ftnref30" name="_ftnref30">(30)</a></p>
<p><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-3.jpg" align="bottom" border="0" hspace="5" vspace="5" /></p>
<p>Güneş’le aramıza bir perde girseydi karanlığa düşerdik. Yaratan, nurunun, kudretinin yansımasını bir an durdursa, o an evren yoktur. Boşuna kıyamet senaryoları üretiyoruz.</p>
<p><strong>Yokluğa Dönüş</strong></p>
<p>Kıyamet gününe ulaşıldığında, dünyada sadece cisimsel zevklerine saplanmış, ilgisiz ve duyarsız insanlar yaşıyor olacak. Tüm işaretleri gördükleri halde, hâlâ bir biçimde kurtulacaklarını hesaplayacaklar, oyalanacaklar, isyanlarını sürdürecekler.</p>
<p><strong><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-4.jpg" align="right" border="0" hspace="5" vspace="5" />Öyle bir deprem gürültüsüyle sarsılacaklar ki, birçok kalp göğüs kafesinde patlayıverecek.</strong> Pek çoğunun beyin damarları oracıkta çatlayacak. Ufkunuzdan Ay’a uzanan alevlerin üzerinize estiğini düşünün. Denizler göklerden boşalırcasına üzerinize akıyor. Dağlar temellerinden parçalanıyor, zeminler çöküyor, toprağın içinin dışına çıkışını izliyorsunuz. Yer ölüm, gök ölüm haykırıyor.</p>
<p><strong>Kıyamet anında melekler, cinler, şeytanlar, ruhlar güçsüz ve çaresizdir, şaşkındır, ürperti halindedir.</strong> Evren doğdu doğalı, böyle inanılmaz bir dehşetle karşılaşmamıştı. “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn31" id="_ftnref31" name="_ftnref31">(31)</a></p>
<p>Her canlı, ölünceye kadar kıyametin dehşetine tanıklık eder. İnsanlar öldükten sonra da olayları ruh gözleriyle görmeye devam ederler. Yıkılış berzahtaki ruhların huzurlarında yaşanır. Berzah evreni de parçalanır. Cehennemi umanların dehşeti, cenneti bekleyenlerin müjdeleşmelerine karışır.</p>
<p>Hani gece vakti idamlık mahkumları alıp darağacına veya kurşuna dizilecekleri meydana götürürler ya… Bir de, seçilmeyi başarmış liderlere büyük törenlerde taç giydirirler… O gün, herkes yakında yaşayacaklarını hissetmektedir. Her şey herkesin huzurunda açığa çıkacak; yakında tarihin en büyük hesaplaşması yaşanacaktır.</p>
<p>“<strong>O gün biz göğü kitapların sayfalarını dürüp büker gibi düreceğiz</strong>.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn32" id="_ftnref32" name="_ftnref32">(32)</a> emri gerçekleşir. Evrenin maddesi çöker, sistemler dağılır. Galaksilerin çöküşünü gök katlarının kapanışı izler. Ruhlar ve melekler de birer birer söner ve “O (Allah’ın) zatından başka her şey yok olucudur (olacaktır.)”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn33" id="_ftnref33" name="_ftnref33">(33)</a> ayetinin nihaî hükmü gerçekleşir.</p>
<p>Kıyamet kopmuştur. Zaman biter ve Allah’tan başkasının vücudu yok olur. Artık her şey sadece Allah’ın bilgisindedir. Muhteşem bir romanın son sayfası da yaşanmış ve tarihe gönderilmiştir. Madde ve vücut adına her şey köpük gibi sönmüş; evren mum gibi eriyip tükenmiştir.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong><br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref1" id="_ftn1" name="_ftn1">(1) </a>Kur’an, Tâhâ 15.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref2" id="_ftn2" name="_ftn2">(2) </a>Kur’an, Araf 187.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref3" id="_ftn3" name="_ftn3">(3) </a>Kur’an, Lokman 34.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref4" id="_ftn4" name="_ftn4">(4) </a>Kur’an, Necm 57.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref5" id="_ftn5" name="_ftn5">(5) </a>Kur’an, Necm 60.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref6" id="_ftn6" name="_ftn6">(6) </a>bk. Hürriyet, 27.10.2002… Ayrıca, bu konuyu ilk kez “Kıyamet ne zaman kopacak?” başlığıyla 18.11.2002 tarihli Yeni Asya gazetesinde yayınlanan yazımda dile getirdim.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref7" id="_ftn7" name="_ftn7">(7) </a>Celaleddin Suyuti’nin “el-Keşfu fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti el-Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar” isimli kitabından naklen el-Berzenci, Kıyamet Alametleri (İstanbul: Pamuk Yay., 2002) s. 299.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref8" id="_ftn8" name="_ftn8">(8) </a>Şu an Hicri 1426 (Miladi 2005) yılındayız. Konu hakkında bk. Bediüzzaman, Kastamonu Lahikası, s. 23.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref9" id="_ftn9" name="_ftn9">(9) </a>Kıyametle ilgili her türlü veriyi tamamladıktan sonra, artık kitabımı yazabilirim dediğim sırada, bilgisayarımı yeniledim. Çekilen formattan çok sonra öğrendim ki, kıyamet bilgilerini de beraberinde sildirmişim.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref10" id="_ftn10" name="_ftn10">(10) </a>Milliyet, “Kıyamet 13 Nisan 2029’da mı?” (25.12.2004).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref11" id="_ftn11" name="_ftn11">(11) </a>Vatan, “Meteor Alarmı”, (10.4.2005).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref12" id="_ftn12" name="_ftn12">(12) </a>Hürriyet, “Samanyolu’nda dev patlama” (20.02.2005).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref13" id="_ftn13" name="_ftn13">(13) </a>“O (kıyamet) size ancak ansızın gelecektir.” (Kur’an, A’raf 187).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref14" id="_ftn14" name="_ftn14">(14) </a>Hürriyet, “Dünyanın 60 yıl ömrü kaldı” (07.11.2004).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref15" id="_ftn15" name="_ftn15">(15) </a>NTVMSNBC, “Bir ya da iki nesillik vaktimiz kaldı” (10.01.2003).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref16" id="_ftn16" name="_ftn16">(16) </a>Kur’an, Muhammed 18.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref17" id="_ftn17" name="_ftn17">(17) </a>Kur’an, Mümin 59.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref18" id="_ftn18" name="_ftn18">(18) </a>Kur’an, Nahl 77.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref19" id="_ftn19" name="_ftn19">(19) </a>Hürriyet, “Göktaşı teğet geçti” (19.03.2004).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref20" id="_ftn20" name="_ftn20">(20) </a>Hürriyet, “175 yıl göktaşı düşmeyecek” (05.02.2001).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref21" id="_ftn21" name="_ftn21">(21) </a>Akşam, “Kıyamet 878 yıl sonra” (05.04.2002).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref22" id="_ftn22" name="_ftn22">(22) </a>Kur’an, Zümer 68. Hz. Muhammed (asm) “Sur sahibi” şeklinde tanımladığı büyük melek İsrafil’in (as) sağında Hz. Cebrail’in (as), solunda Hz. Mikail’in (as) konumlandığını belirtir. (Ebu Davud, Hurufve’l-Kıraat 1, 3999) Bu üçüyle birlikte Hz. Azrail (as), evrenin boyutlarına ya­yılmış, dört çok büyük enerji alanını, bilinç ve emir düzeyini temsil ederler. Anladığımıza gö­re İsrafil (as) Allah’ın evreni temel yok ediş ve diriltişlerinde rol alan enerji alanını temsil et­mektedir.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref23" id="_ftn23" name="_ftn23">(23) </a>Evrenin bilinen baryonik maddesi (galaksiler) vücut toplamının % 4’üdür. % 75’in kara e­nerji ve kalanın da karanlık madde olduğu sanılıyor. bk. http://universe.gsfc. nasa. gov/science/darkenergy.html</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref24" id="_ftn24" name="_ftn24">(24) </a>Kur’an, Zilzal 1-2.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref25" id="_ftn25" name="_ftn25">(25) </a>Kur’an, Vakıa 4-6.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref26" id="_ftn26" name="_ftn26">(26) </a>Kur’an, Müzzemmil 14.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref27" id="_ftn27" name="_ftn27">(27) </a>Kur’an, Mürselat 8-11.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref28" id="_ftn28" name="_ftn28">(28) </a>Kur’an, İnfitar 1-3.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref29" id="_ftn29" name="_ftn29">(29) </a>Kur’an, Müzzemmil 18.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref30" id="_ftn30" name="_ftn30">(30) </a>Kur’an, Kıyamet 7-10.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref31" id="_ftn31" name="_ftn31">(31) </a>Kur’an, Hacc 1.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref32" id="_ftn32" name="_ftn32">(32) </a>Kur’an, Enbiya 104.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref33" id="_ftn33" name="_ftn33">(33) </a>Kur’an, Kasas 88.</p>
<p><em><font size="1">Yazarın Nesil Yayınlarından çıkan &#8220;Sonsuzluk Yolculuğu&#8221; isimli kitabından alınmıştır&#8230;</font></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/214/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/214/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=214&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Kur'an dan kıyamet senaryoları</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-3.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-4.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Ölüm Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Sonsuz ilâhî fiillerden birisi: İmate; yani, ölümü tattırma; ruhun bedendeki tasarrufuna son verme. Ruh, Allah’ın en mükemmel, en harika ve en bilinmez eseri. Muhyi (hayat verici) isminin tecellisiyle hayat nimetine kavuşmuş. Bu nimet ve şeref artık ondan ebediyen geri alınmayacak. Kabirde de, mahşerde de, cennet veya cehennemde de devam edecektir.
Ruh yaratmak gibi, her ruha uygun [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=212&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">Sonsuz ilâhî fiillerden birisi: İmate; yani, ölümü tattırma; ruhun bedendeki tasarrufuna son verme. Ruh, Allah’ın en mükemmel, en harika ve en bilinmez eseri. Muhyi (hayat verici) isminin tecellisiyle hayat nimetine kavuşmuş. Bu nimet ve şeref artık ondan ebediyen geri alınmayacak. Kabirde de, mahşerde de, cennet veya cehennemde de devam edecektir.</p>
<p>Ruh yaratmak gibi, her ruha uygun bir beden inşa etmek de Allah’ın en hikmetli ve rahmetli bir icraatı. İşte ölüm kanunuyla o misafir ruh, bedenden soyuluyor, süzülüyor ve kendine mahsus bir başka âleme göç ediyor.<br />
<span id="more-212"></span><br />
Nur Külliyatında ölüm için getirilen birbirinden güzel tariflerden birisi:</p>
<p style="padding-left:40px;"><strong>“Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur&#8230;” </strong><br />
( Mektûbat)</p>
<p>Ve yine ölüm hakkında ince bir tespit:</p>
<p style="padding-left:40px;">“<strong>Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir. Öyle de dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir</strong>.”<br />
( Mektûbat)</p>
<p>Bir asker adayı için hem kıtasına teslim olduğunda, hem de terhis edildiğinde birtakım kayıtlar tutulur, işlemler yapılır. Askere kayıt da bir fiil, askerden terhis de&#8230; İşte yukarıdaki ifadelerde bu incelik nazarımıza sunuluyor. Hayat, ihya fiiline dayandığı gibi, ölüm de imate fiiline dayanıyor. İkisi de ayrı birer ilâhî ismin tecellisine hizmet ediyorlar.</p>
<p>İhya fiiliyle cansız elementler hayata kavuşurken, imate fiiliyle bu beraberliğe son veriliyor. Canlı hücreler, yerlerini kademeli olarak yeni elementlere bırakıyorlar.</p>
<p>Nur Külliyatında, çekirdeklerin ölümleriyle sümbül hayatına geçtikleri ölümün de hayat kadar bir nimet olduğu güzelce izah edilir. Biz de bu müjdeli haberi hayalimizde genişletiyor ve görüyoruz ki, her ölümü bir diriliş takip ediyor ve ikinci safhalar birincilerden daha mükemmel. “Nutfe” safhası biterken “alâka” yani kan pıhtısı devreye giriyor. “Alâka”nın işi bitince sıra “mudga”ya yani et paçası geliyor.</p>
<p>Kâinatın yaratılış safhalarında da bunu görüyoruz, bir sonraki safha öncekinden daha mükemmel.</p>
<p>Bütün bu rahmet ve hikmet tecellileri bize kabir âleminin dünyadan, âhiretin de kabir âleminden daha güzel ve daha mükemmel olduğunu ders veriyorlar.</p>
<p>O halde ölüm, yeni bir mükemmele atılan adımın adı. Onu kabir âlemi takip edecek ve diriliş hadisesiyle, insan yeniden beden-ruh beraberliğine kavuşacak. Ölümü ve imateyi böylece değerlendiren insan, “Ölümü gülerek karşılar.”.</p>
<p>*sorularla islamiyet</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/212/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/212/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=212&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ahirete Gidip Gelen Var mI?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:14:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar &#8220;Görmediğime inanmam&#8221; safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır.
Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=209&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar &#8220;Görmediğime inanmam&#8221; safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır.</p>
<p>Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak içinde yaşadığımız hayat kafidir. İkinci bir hayatın varlığını inkar edenler, içinde yaşadıkları hayatı inkar edebilirler mi? Edemezler.</p>
<p><span id="more-209"></span></p>
<p>Çünkü; bir kumandanın hiç yoktan bir orduyu toplayıp emri altına alması mı daha kolaydır, yoksa vazifesini öğrenmiş birbiriyle tanışmış ve istirahat için dağılmış bir orduyu teşkil eden askerleri tekrar boru sesiyle bir araya getirmesi mi daha kolaydır? Hangisi? Elbette ikincisi. Bu misal gibi, Rabbimiz bizi yokluk karanlıklarından çıkarıp pırıl pırıl bir alemde hayat dediğimiz nimeti vermiş olduğuna göre, ölünce aynı işin bir kere daha tekrarlanması nasıl imkansız olabilir. Üstelik birincisine göre daha kolay değil midir?</p>
<p>Hem bir yerden veya bir şeyden haber vermek için o yere gitmek veya o şeyi mutlaka gözümüzle görmek mi gerekir? Astronomi ilmi bize yıldızlardan, galaksilerden, bahsetmektedir. Uzayda hala ışığı bize ulaşamayan nice yıldızlar vardır. Peki buralara kim gidip kim gelmiştir?</p>
<p>Bu konu ile alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri &#8220;<strong>Perde-i gayb içindeki alem-i ahirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kainatı küçültüp iki vilayet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp, tayin edelim. Ahiret alemine ait menziller bu dünyevi gözümüzle görülmez</strong>&#8221; der.</p>
<p>Bu dünyanın ölçülerine göre çalışan insan aklı, her ne kadar mahiyet ve ölçüleri başka olan bir alemi hakkiyle idrakten aciz ise de, varlığı hakkında hadsiz deliller olup ispat edildiği için ahireti mümkün görmektedir. Aklen mümkün olan bir şeyin varlığı da haber yoluyla tahakkuk eder. Bütün peygamberler ve kitaplar ahiretin varlığını haber vermiş ve insanın öldükten sonra tekrar dirilerek, bu dünya hayatında yaptıklarından hesaba çekileceğini ihbar etmişlerdir. Hele mukaddes kitabımızda da ahiret hayatı, dünya hayatından bazı misaller, bir takım teşbihler getirilerek en mükemmel bir tarzda anlatılmıştır. Bu da ahiretin, Cennet ve Cehennem menzillerinin dünyaya benzediğinden değil, başka türlü tam manasıyla bu hakikati anlamamız mümkün olmadığındandır.</p>
<p>Üstelik Efendimiz (s.a.v.) de, Miraç Gecesi&#8217;nde gidip görmüş ve gelip haber vermiştir. Şimdi varlığı hakkında bu kadar sağlam deliller sıraladıktan sonra inkar edenlere soruyoruz. Siz nereye gidip baktınız da göremediğinizden dolayı yokluğuna hükmediyorsunuz? Deliliniz nedir? Madem inkar ediyorsunuz, inkarınıza delil getirmek mecburiyetindesiniz. Yok, yok demek neyi halleder?</p>
<p>İzah ve ispat edenlerin ciltler dolusu bilgiler verip şüpheleri defettikleri bir davanın, güneş gibi açık bir hakikatin karşısında inkar ile gözlerini kapayanlar ancak kendilerine gündüzü gece yaparlar.</p>
<p>*sorularla islamiyet</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/209/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/209/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=209&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kabir Azabı (Hurafeler)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 22:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[İblis]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şirk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni bir internet hurafesi daha:
Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?
Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;<br />
<span id="more-207"></span><br />
Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/  (anasayfa&#8217;da ortadaki link)</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;</p>
<p>Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>***</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/207/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/207/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;anda Bilim ve ilim</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 20:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/</guid>
		<description><![CDATA[Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O&#8217;nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar&#8230; (Secde Suresi, 4-5) 
Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=204&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O&#8217;nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar&#8230;</strong> (Secde Suresi, 4-5) </p>
<p>Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, doğal bir olayın açıklamasının bilimsel olarak değer kazanabilmesi için şart olduğunu bile ileri sürerler. Ancak bunu iddia edenler bir açmazla karşı karşıyadırlar. Şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır: <i>&ldquo;Elbette bazı şeyler (bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama her şey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olmadan da var olabilir.&rdquo;</i> (T. D. Sullivan, &ldquo;Comming to be Without a Cause&rdquo;, Philosophy, s.176-177.) </p>
<p><span id="more-204"></span>Burada kast edilen şey şöyle örneklendirilebilir: Yağmurun nedeni bulutlardır, bulutların nedeni atmosferik olaylar, atmosferin nedeni ise Dünya&#8217;nın yapısıdır. Peki Dünya&#8217;nın yapısının nedeni nedir? İşte burası her şeyi sebep&ndash;sonuç ilişkisine bağlayan zihniyetin iflas ettiği noktadır. </p>
<p>Bugün bilimi sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurmaya çalışanlar büyük bir telaş ve sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntının nedeni evrenin başlangıcı olan Büyük Patlama ya da orijinal adıyla Big Bang&rsquo;dir. Astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. Büyük Patlama, tüm evrenin tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Kuran&rsquo;da bu şu şekilde bildirilir: </p>
<p><b>&ldquo;O gökleri ve yeri yoktan var edendir&#8230;&rdquo;</b> (Enam Suresi, 101) </p>
<p><b>Sebep-Sonuç İlişkisi Evreni Açıklamakta Yetersiz Kalıyor</b> </p>
<p>Canlılığı ve diğer fiziksel varlıkları sebep-sonuç ilişkisi ile açıklama &ldquo;maddenin zaman içinde birbiri ile etkileşimi&rdquo; temeline dayanır. Ancak maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı bir an vardır. Bu anı maddi bir sebeple açıklamak da imkansızdır. </p>
<p>Yale Üniversitesi fizik ve doğa felsefesi profesörü Henry Morgenau doğa kanunlarının tesadüflerle açıklanamayacağını şöyle ifade etmiştir: </p>
<p><i>&ldquo;Şuna hiç şüphe yok ki, doğa kanunları tesadüfler ya da kazalar sonucu ortaya çıkmış olamaz. O halde doğanın sayısız yasalarının ortaya çıkışına dair sorulacak cevap ne olmalıdır? Doğa kanunlarının evrensel geçerliliğine uygun olan tek bir cevap biliyorum: Doğa kanunlarını Allah yaratmıştır. Allah her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.&rdquo;</i> (Henry Margenau &amp; Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992) </p>
<p>Oxford Üniversitesinde Tabii Bilimler doktorası yapmış ve 1973 yılında Nobel Tıp Ödülünü kazanmış olan nörofizyolog Sir John Eccles ise hayatın ancak kusursuz bir yaratılışın sonucu olduğunu söyler: </p>
<p><i>Eğer her şeyde bir amaç ve tasarımın hakim olduğuna inanmazsanız o zaman her şeyin sadece tesadüf ve gereklilikten ibaret olduğunu öne sürebilirsiniz. Ama varoluşunuzu açıklamak için tesadüf ve gerekliliğe bağlı kalmak aptalca birşeydir. Bütün hayat ve elbette bütün insanlar kusursuz bir yaratılış planının parçasıdırlar.&rdquo;</i> (Henry Margenau &amp; Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992) </p>
<p>Bir kısım insanların -ki bunlara bazı bilim adamları da dahildir- sebep-sonuç etkileşiminde bu kadar ısrarcı olmalarının nedeni, her şeyi maddi dünyayı kendi içinde açıklayabilme arzusudur. Materyalizm olarak adlandırılan bu akıma göre; evren sonsuz boyuttadır. Sonsuzdan beri vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır. Bu sonsuzluk içinde en karmaşık olaylar dahi rastlantısal gelişmelerin sonucu olabilir. Sonuç olarak bir materyalist için her şeyin yaratıldığına inanmak söz konusu değildir. Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji ile kökünden yıkılmıştır. Bilim adına ortaya çıkan materyalist iddia, yine bilim tarafından ortadan kaldırılmıştır. Maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı iddiası artık bir dogmadır (<i>Dogma;</i> doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temelidir). </p>
<p>1978 Nobel Fizik Ödülü&rsquo;nü alan Dr. Arno materyalizmin bilimsel bir gerçek değil, ancak inanç olabileceğini şöyle açıklar: </p>
<p><i>&ldquo;Bugünün dogması ise maddenin ezeli ve ebedi olduğu yönündedir. Bu dogma, evrenin yaratılmış olduğuna işaret eden gözleme dayalı kanıtların, astronominin bugüne kadar ürettiği gözlemlenebilir verilerin hepsinin evrenin yaratıldığı iddiasını desteklediği gerçeğine rağmen, kabul etmek istemeyen insanların (bunlara fizikçilerin çoğunluğu da dahildir) içgüdüsel inançlarına dayanmaktadır.&rdquo;</i> (Henry Morgenau &amp; Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.101.) </p>
<p>Dr. Penzias evrenin başından beri bir plana göre işlediğini ise şöyle anlatır: </p>
<p><i>&ldquo;Astronomi bizi benzersiz bir olaya ulaştırır; hiçlikten yaratılmış olan, hayatın oluşabilmesi için sağlanması gereken koşullara en uygun, hassas bir dengeye ve kendisine temel oluşturan bir plana sahip olan bir evren.&rdquo;</i> (Henry Morgenau &amp; Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.105.) </p>
<p>Bilim çevreleri de artık evrenin &lsquo;insan merkezcil bir amaç&rsquo; (Homo-centrici Teleologism) taşıdığını düşünmeye başlamıştır. Buna göre evren, boş yere var olmamıştır; bir amacı vardır, bu amaç da insandır. Bu nedenle evrendeki tüm fizik yasaları üstün yaratış sahibi Rabbimiz&#8217;in insanların faydasına verdiği büyük nimetlerdir. Bir ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: </p>
<p><b>Ey insanlar, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah&#8217;ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?</b> (Fatır Suresi, 3)</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/204/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/204/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=204&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bazı Müslüman Alimler (Ebul iz El Cezeri)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:59:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/</guid>
		<description><![CDATA[Ebul İz El Cezeri
Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi&#8217;el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri&#8217;yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=203&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Ebul İz El Cezeri<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ebul_iz_debi_kontrol_sistem.jpg" align="left" border="1" height="250" hspace="11" vspace="11" width="173" /></strong>Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi&#8217;el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri&#8217;yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarı olarak tanıyoruz.</p>
<p>Tarihte sibernetiğin kurucusu olma şerefi onundur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim, zamanla gelişerek bugün kullandığımız bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır.<br />
<span id="more-203"></span><br />
Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal&#8217;ı; Almanlar Leibniz&#8217;i, İngilizler de R. Bacon&#8217;ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir.<br />
Günümüz fizik ve mekanikçileri, &#8220;ısı etkisiyle haberleşerek denge kurma&#8221; sisteminin, ilk olarak J. Watt&#8217;ın 1780&#8242;de regülatörü keşfiyle başladığını söylerler. Fakat bunun da yine Cezerî&#8217;ye dayandığı, onun meşhur eseri Kitabü&#8217;l-Hiyel&#8217;in 171. sayfasındaki şekilde açıkça görülür. Bu sayfada regülatörün şekli, bir kuşun hareketiyle karşılıklı haberleşerek ayarlanmaktadır.</p>
<p>Kitapta, mühendislikle ilgili 50 farklı aletin plan ve işleyişi hakkında bilgiler de verilmiştir. Bugün, İstanbul’daki Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi&#8217;nde bulunan A3472 kayıtlı yazma, özgün eserin ikinci el bir kopyasıdır. Altı kısımdan oluşan eserde, 50 farklı düzen anlatılmaktadır.</p>
<p>Kitaptaki sistem ve şekiller incelendiğinde, Cezerî&#8217;nin büyük bir su mühendisi olduğu görülmektedir. Kitap, kısmen ve ilk defa E. Wiedeman ve F. Hauser tarafından Almancaya çevrilmiş ve 1908-1921 seneleri arasında yayımlanmıştır. 1974&#8242;te, Donald R. Hill, eserin tamamını İngilizceye tercüme edip bastırdı. Kitapta anlatılan su saatlerinden biri; Dünya İslam Festivali için Londra Bilim Müzesi&#8217;nde örneğe uygun olarak yapılıp çalıştırıldı.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/203/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/203/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=203&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ebul_iz_debi_kontrol_sistem.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamiyetin Bilime verdiği Önem</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</guid>
		<description><![CDATA[ İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı
&#160;
Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Emevi halifelerinden Muaviye, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. Halife el-Hakim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="metin"><strong> İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı</strong></p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>Emevi halifelerinden <strong>Muaviye</strong>, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. <strong>Halife el-Hakim</strong> de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru <strong><!--mode-->Halife Harun-el-Raşid</strong>, Aristoteles&#8217;in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir. <strong>Halife el Memun</strong>, Bizans&#8217;a ve Hindistan&#8217;a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister.</p>
<p>Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti&#8217;nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya&#8217;yı bilim ve kültür merkezi haline getirir.<br />
<span id="more-202"></span><br />
İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından <strong>Cabir Bin Hayyan</strong>, &#8216;Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler&#8217; olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier&#8217;e öncülük eder.</p>
<table align="right">
<tr>
<td align="right" valign="top" width="222"><span class="style4"><span class="style4">İbn-i Sina</span></span><span class="metin"><strong><strong><img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" border="1" height="137" hspace="0" vspace="11" width="200" /></strong></strong></span><span class="style4"><br />
Al Razi<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" border="1" height="147" width="196" /> </span></td>
</tr>
</table>
<p class="metin"><strong>El-Kindi</strong>, Einstein&#8217;dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, &#8216;Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlıkta hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür&#8217; der.</p>
<p>Tıp ve eczacılıkta <strong>İbn-i Sina</strong> ve <strong>Razi</strong> gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde <strong>Idrisi</strong>, <strong>Hamevi</strong> ve <strong>Taberi</strong> ve adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda <strong>İbn-i Heysem</strong>, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan <strong>Sabit bin Kurra</strong>, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş; Batlamyusçu sisteme, dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. On üçüncü yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa’sında ise durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen durdurulmak istenmekteydi.</p>
<p><strong>Harezmi</strong>, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen <strong>Ahmet Fergani</strong>, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu.</p>
<p>Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren <strong>El-Battani</strong>, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.</p>
<p><strong>Ebubekir er-Razi</strong>, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler.</p>
<p><strong>Ebü&#8217;l-Vefa</strong> trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus&#8217;a karşı; &#8216;Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir&#8217; diyerek, yaptığı sayısız denemelerle &#8216;göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini&#8217; söyleyen <strong>İbnü-l-Heysem</strong> ise optik biliminin öncüsüdür.</p>
<p>Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden <strong>el-Beyruni</strong>; 973 yılında &#8216;Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu&#8217; söyler. <strong>İbnu&#8217;n-Nefis</strong>, 1200&#8242;lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.</p>
<p>Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa&#8217;dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa&#8217;nın en modern şehri olarak bilinmekteydi.</p>
<p>Kültürel ve sosyal alanda meydana gelen atılımlara paralel olarak ilerleyen bilim ve teknoloji, Osmanlı devleti döneminde doruğa ulaşmıştır. <strong>Hazerfen Ahmet Çelebi</strong>, <strong>Lagari Hasan Çelebi</strong> gibi alimler, alanlarında tarihin ilk örnek çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir.</p>
<p>14. Yüzyıl’da matbaanın icadı ile 1400-1500 yılları arasında, Arapçadan ve Eski Yunancadan birçok kitap Latinceye çevrilir. Aristoteles&#8217;in tüm kitapları, 1495 yılında basılır. Thales&#8217;in Mısır&#8217;a, İslam dünyasının da Bizans ve Hindistan&#8217;a yaptığı bilimsel amaçlı seyahatler gibi, Avrupa&#8217;dan birçok bilim adamı da İslam dünyasına gelerek bilimsel kitapları toplarlar. Bilimsel eserler, Doğu Uygarlığı’ndan Batı Uygarlığı’na doğru yönelir. Eski Yunancadan Arapçaya çevrilen bilimsel eserler yeniden Arapçadan Latinceye çevrilmeye başlanır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in ölümünden sonra, doğa bilimlerinin öğretilmesi medreselerden yavaş yavaş kalkar. Bu dönemden sonra İslam anlayışındaki yetersizlik, İslam dünyasının zaman içerisinde bilim dünyasından silinip yok olmasına neden olur.</p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">&lt;kuranvebilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/202/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/202/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Bilim ve Teknoloji.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</guid>
		<description><![CDATA[Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.
Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.</p>
<p>Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve süratli bir şekilde etkileyen teknoloji, artan dünya nüfusunun pek çok sorununa çözüm getirdi.</p>
<p>Dünyanın bugünkü medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece hızlı oldu.</p>
<p>Peki, bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır?<br />
<span id="more-201"></span><br />
Yukarıda saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar, kendilerine atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.</p>
<p>Kuran&#8217;da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah&#8217;ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.</p>
<p><!--more-->Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, maddi-manevi her şeyin Allah&#8217;ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.</p>
<p>&lt;kuran ve bilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/201/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/201/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Peygamber(s.a.v.)in katlandığı sıkıntılar</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2007 19:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Aişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[namazlar]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[ Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?
Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.
İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong> Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?</strong></p>
<p>Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.</p>
<p>İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;<strong>Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, Allah&#8217;ın buyruklarını tebliğ ederler, O&#8217;nu sayıp, O&#8217;ndan çekinir ve O&#8217;ndan başka kimseden çekinmezler. Hesaba çeken olarak Allah yeter</strong>.&#8221; (Ahzab, 33/39)</p>
<p>&#8220;<u>Allah Resûlü&#8217;nün, bu ulvî vazifeyi yüklendikten sonraki bütün hayatı dini tebliğle geçti.</u> O kapı kapı dolaşıyor ve mesajını kendilerine tebliğde bulunabileceği âşina sima ve gönüller arıyordu. <span id="more-200"></span></p>
<p>&#8220;<u>Karşı cephenin infiâli evvelâ ilgisizlik ve boykot şeklinde oldu. Daha sonra istihza ve alayla devam etti. Son sahada ise işkencenin her çeşidiyle sürüp gitti. Geçeceği yollara dikenler serpiliyor, namaz kılarken başına işkembe konuyor ve kendisine her türlü hakaret reva görülüyordu</u>. Ne var ki, Allah Resûlü bunların hiçbiriyle yılmadı ve usanmadı. Çünkü O&#8217;nun dünyaya geliş gayesi buydu. Can alıcı hasımları dahil herkese defaetle uğradı. Ve ilâhî mesajı sundu. Evet, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi din ve iman düşmanlarına bile kim bilir kaç defa gitti, hak ve hakikati anlattı..! <u>O panayırları dolaşıyor, bir kişinin hidâyetine vesile olabilmek için çadır çadır geziyor; gittiği her kapı yüzüne kapanıyor; fakat O bir başka sefer yine aynı kapıya varıyor</u>, aynı şeyleri tekrar ediyordu..</p>
<p>&#8220;O, Mekke daha fazla ümit vermeyince Taif&#8217;e gitti.. Taif mesîrelik bir yerdir. <u>Rahat ve rehavetin şımarttığı Taifliler, Mekkelilerden daha baskın çıktı. Bütün sefîh ve ayak takımı toplanıp Resûl-i Ekrem&#8217;i; evet O, meleklerin dahi yüzüne bakmaya kıyamadığı güneşler güneşini taşlayarak Taif&#8217;ten kovdular</u>. Allah Resûlü&#8217;nün yanında, evlâdım deyip bağrına bastığı Zeyd b. Hârise vardı. Zeyd, gelen taşlara vücudunu siper ederek, Efendiler Efendisini korumaya çalıştı ama, yine de mübarek vücuduna isabet eden taşlar her yanını kanlar içinde bıraktı.</p>
<p><strong>&#8220;Bu müsamahasız atmosferden sıyrılıp bir ağacın altına iltica etmişlerdi ki, birdenbire Cibrîl-i Emin beliriverdi. Ve eğer izin verilirse, çevredeki bir dağı, bu azgın insanların başına geçirebileceğini teklif etti. Allah Resûlü çok rencide olduğu bu dakikalarda bile, böyle bir teklife &#8220;hayır” diyordu. Evet O, çok ileride bile olsa, eğer bunlardan bazıları imana uyanacaksa, onlara gelebilecek belâlara karşı &#8220;<font color="#ff0000">hayır</font>!&#8221; diyordu&#8230; </strong></p>
<p><u>Ve, sonra ellerini açıp Rabb&#8217;ine niyazda bulundu:<br />
<strong><font color="#ff0000">Allah&#8217;ım, güçsüzlüğümü, za&#8217;fımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin. Benim de Rabbimsin.. Beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü uzak kimselere mi, yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, çektiğim mihnetlere, belâlara hiç aldırmam. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza, daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve âhiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım. İlâhî, Sen razı olasıya kadar Senin affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Senin elindedir.<br />
</font></strong></u><br />
&#8220;O böyle duâ ederken, yanlarına sessizce biri yaklaşır; bir tabağa koyduğu üzüm salkımını Allah Resûlü&#8217;nün önüne uzatır ve &#8220;Buyurun, bundan yiyin.&#8221; ricasında bulunur. İki Cihan Serveri elini tabağa uzatırken, Allah&#8217;ın adıyla mânâsına &#8220;Bismillâh&#8221; der. Üzümü ikram eden Addas ismindeki köle için bu, beklenmedik bir hâdisedir. Hayretle sorar: &#8220;Sen kimsin?&#8221; Allah Resûlü cevap verir: &#8220;Son Peygamber ve son Resûlüm!&#8221; Addas üzerine abanır ve öpmeye başlar.. senelerce gökte aradığını şimdi yerde, hem de hiç beklemediği bir anda karşısında bulmuştur.. ve iman eder (İbn Hişam, Sire, 2:60-63; İbn Kesir, el-Bidaye, 3:166;).</p>
<p>Batılı yazarlar, &#8220;Hz. Peygamber Mekke Dönemi&#8217;nde Peygamber&#8217;di. Medine&#8217;ye geldikten sonra ise hükümdar oldu&#8221; demektedirler. Ama gerçek şudur ki, bütün Arapları boyun eğdirip idaresine aldıktan sonra da Hz. Peygamber dünya nimetlerinden uzak kalmış, aç kalmış, her türlü imkân bulunmasına rağmen hükümdarlar gibi davranmamış, kendine dünya servetinden en ufak bir pay çıkarmamıştır. <u>Sahih-i Buhari&#8217;nin Cihad bölümünde şöyle bir rivayet vardır: &#8220;Hz. Peygamber vefat edeceği sırada zırhı bir yahudinin evinde, üç ölçek arpa karşılığında rehin duruyordu. Vefat ettiği sırada üzerinde bulunan elbiseler de yamalıydı. Bu, öyle bir zaman, bu fırsat ve imkânlar öyle arkası kesilmeyen fırsat ve imkânlardı ki, bunlara normal devletler her zaman sahip olamazlardı. Suriye sınırlarından başlayarak Aden&#8217;e kadar bütün Arabistan fethedilmiş, Medine meydanı, altın ve gümüş akınına uğramıştı.<br />
</u><br />
Hz. Peygamber &#8216;in önemli görevlerinden biri de, ruhbanlığı (Dünya nimetlerinden tamamen sıyrılarak, dünya işleriyle hiç ilgilenmeyerek kendini sadece Allah&#8217;a adamayı) ortadan kaldırmaktı.<u> Bu konuda Allah Tealâ &#8221; Kendi kafanızdan uydurduğunuz ruhbanlık &#8221; ( Hadid 57/27 )</u> buyurarak Hıristiyanları kötülemiştir. İşte bu yüzden Hz. Peygamber@ arasıra güzel yemekler yemiş, güzel elbiseler de giymişti. Ama O&#8217;nun asıl ruh yapısı, dünya süslerinden uzak durmaktı. Allah Resulü her zaman, &#8220;İnsanoğlunun şu üç şey dışında, başka bir şeye zorunlu ihtiyacı yoktur: Barınacağı ev, örtünebileceği elbise ve karnını doyurmak için ekmek ve su&#8221; buyururdu.</p>
<p>Hz. Aişe (ra), &#8220;O&#8217;nun hazır duran hiçbir elbisesi yoktu&#8221; demektedir. Bu, sadece bir kat elbisesi vardı, değişiklik için bir kenarda duran yedek başka bir elbisesi olmazdı demektir.</p>
<p>Bir gün Abdullah b. Ömer (ra) evinin duvarını tamir ediyordu. Tesadüfen Hz. Peygamber bir taraftan çıkageldi ve &#8221; Ne yapıyorsun ?&#8221;diye sordu. Abdullah b. Ömer, &#8220;Duvarı tamir ediyorum&#8221; deyince, Hz. Peygamber, &#8221; Bu kadar zamanı nerden buldun ?&#8221; buyurdu.</p>
<p><u>Evde genellikle aç dururdu ve geceleyin çoğu kere Hz. Peygamber ve bütün ev halkı aç yatarlardı. &#8220;Hz. Peygamber peş peşe bir çok geceyi aç geçirirdi. 0 ve ev halkı akşam yemeği bulamazlardı.&#8221;<br />
</u><br />
Peş peşe her gün iki ay boyunca evinde ateş yanmadığı olurdu. (Hicretin yedinci yılında oruç farz kılındı diyerek Hz.Peygamberin fazla oruç tutmadığını ima eden cahillere ithaf olunur.) Hz. Aişe (ra) bir gün bu durumu anlatırken Urve b. Zübeyr, &#8220;Peki neyle geçiniyordunuz?&#8221; diye sorunca Hz. Aişe (ra), &#8220;Su ve hurmayla. Komşularımız ara sıra keçi sütü gönderirlerdi de içerdik&#8221; dedi. Hz. Peygamber hayatı boyunca hiçbir zaman has buğday unundan yapılmış ekmek yüzü görmedi. Araplar&#8217;ın &#8221; Hıvari &#8221; ve &#8221; Naki &#8221; dedikleri saf una ömründe rastlamadı. Bu olayı anlatan Sehi b. Sa&#8217;d'e, &#8220;Hz. Peygamber döneminde elek yok muydu?&#8221; diye sorulunca &#8220;Hayır&#8221; cevabı vermişti. &#8220;Peki, o zaman unu neyle eliyorlardı?&#8221; diye sorulunca da: &#8220;Ağızlarıyla üfürerek kepekleri uçururlardı, kalanları da yoğurarak pişirirlerdi&#8221; dedi.</p>
<p><strong><u>Hz. Aişe (ra) şöyle der: &#8220;Hayatı boyunca yani Medine&#8217;ye gelişinden vefat edinceye kadar geçen dönemde Hz. Peygamber hiçbir zaman üst üste iki vakit iyice doyarak yemek yemedi.&#8221;</u></strong></p>
<p>Fedek, Hayber ve diğer savaşları anlatan hadisçiler ve siyer uzmanları, Hz. Peygamber, buralardan gelen gelirlerden yıllık masraflarını alırdı, diye yazmaktadırlar. Bu rivayetlerin zahiri ile Hz. Peygamber&#8217;in yokluk içinde yaşaması çelişiyor gibi görünmesine rağmen her ikisi de doğrudur. Şüphesiz Allah Resulü gelirlerden geçimini temin edecek miktarı alıyor, geri kalanları fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hatta kendisi için ayırdıklarını da daha sonra ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hz. Peygamber&#8217;in açlık çektiği ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığıyla ilgili olaylar hadislerde sıkça geçmektedir. Onlardan birkaçını örnek olarak vermek istiyoruz:</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna bir adam geldi ve &#8220;Çok açım&#8221; dedi. Hz. Peygamber mübarek eşlerinden birine; &#8221; Yiyecek bir şeyler gönder &#8221; diye haberci gönderdi. Giden kişi döndüğünde, evde sudan başka bir şey olmadığı haberini getirdi. Hz. Peygamber diğer eşinin evine haber gönderdi, oradan da aynı cevap geldi. Kısacası sekiz-dokuz evden, sudan başka bir şeyin olmadığı haberi geldi.</p>
<p>Enes (ra) anlatır: &#8220;Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in mübarek huzuruna geldiğimde Hz. Peygamber&#8217;in karnını bir kuşakla çok fazla sıktırarak bağlamış olduğunu gördüm. Sebebini sorduğumda oradakilerden biri, &#8220;Fazla acıktığı için&#8221; dedi.</p>
<p>Ebu Talha (ra) şöyle der: &#8220;Bir gün ben Hz. Peygamber&#8217;in mescidde kuru toprağa uzanmış, açlıktan kıvranarak bir o tarafına bir bu tarafına döndüğünü gördüm.&#8221;</p>
<p>Bir keresinde sahabe-i kiram, Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna gelip açlıktan yakındılar ve karınlarını açarak kuşaklarının altına bağladıkları taşları gösterdiler. Hz. Peygamber bunun üzerine açlıktan dolayı kendi karnına bir değil iki taş bağlamış olduğunu gösterdi.</p>
<p>Çoğu kere açlıktan dolayı sesi o kadar kısılırdı ki, sahabe-i kiram durumunu anlarlardı. Bir gün Ebu Talha (ra) eve geldi ve eşine; &#8220;Yiyecek bir şey var mı? Az önce Hz. Peygamber&#8217;in açlıktan sesinin kısıldığını gördüm&#8221; dedi.</p>
<p>Bir gün çok acıkmış olarak tam öğle vakti evden çıktı. Yolda Ebu Bekir ve Ömer (ra) ile karşılaştı. 0 ikisi de açlıktan bitkin düşmüşlerdi. Allah Resulü hepsini alarak Ebu Eyyüb el-Ensari&#8217;nin (ra) evine gitti. Ebu Eyyüb el-Ensari, Hz. Peygamber için daima hazır süt bulundururdu. 0 gün gelmesi gecikince sütü çocuklara içirmişti. Eşi haber alınca dışarı çıktı ve &#8220;Allah Resulü hoş geldi&#8221; dedi. Allah Resulü, Ebu Eyyüb&#8217;un nerede olduğunu sordu. Hurmalık yakın olduğu için Ebu Eyyüb el-Ensari sesi duyarak koştu geldi ve &#8220;Hoş geldiniz&#8221; dedikten sonra &#8220;Bu vakit, Allah Resulü&#8217;nün geldiği vakit değil&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber durumu anlattı. Ebu Eyyüb el-Ensari hurmalığa giderek bir salkım hurma koparıp getirdi ve &#8220;Şimdi et hazırlatıyorum&#8221; dedi. Hemen bir keçi kesti, yarısını tas kebap şeklinde yarısını da ateşte kızartarak pişirdi. Yemeği Hz. Peygamber&#8217;in önüne koyunca Allah Resulü: &#8221; Bir parça ekmek üzerine az miktarda et koyarak Fatıma&#8217;ya gönder. Birkaç günden beri bir şey yemek nasip olmadı &#8221; buyurdu. Sonra ashabıyla birlikte yemeği yedi. Birkaç çeşit yemeği görünce gözlerinden yaşlar boşandı ve: &#8220;Allah Teala&#8217;nın: &#8221; Verdiğim nimetlerden Kıyamet günü hesaba çekileceksiniz &#8221; ( Tekasür 102/ 8 ) buyurduğu işte bunlardır &#8221; buyurdu.</p>
<p>Çoğu kere öyle olurdu ki, Hz. Peygamber sabahleyin mübarek eşlerinin yanına gelir ve &#8221; Bugün yiyecek bir şeyler var mı ?&#8221; diye sorardı. Onlar, &#8220;Yok&#8221; derlerse Hz. Peygamber,<br />
&#8221; Öyleyse ben de oruçluyum&#8221; buyururdu.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/200/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/200/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;ı herkez Anlar Hadislere ne Gerek var?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/</guid>
		<description><![CDATA[Sual: (Kur’anı herkes anlar, Resule uymaya lüzum yok) diyene nasıl cevap vermeli?
CEVAP
Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Resulüme uyun buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]

Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=180&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sual: (Kur’anı herkes anlar, Resule uymaya lüzum yok) diyene nasıl cevap vermeli?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Resulüme uyun buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:<br />
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]<br />
<span id="more-180"></span><br />
Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması emrediliyor. (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Demek ki Resulullaha uymak Allah’a uymaktan ayrı değildir.)</p>
<p>[b](Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir[/b].) [Ahzab 71]<br />
[b](Resulüm de ki, “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin![/b]”) [A.İmran 31]</p>
<p>([b]O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez[/b].) [Necm 3,4]<br />
([b]Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız[/b]!) [Araf 158]<br />
([b]O ümmi Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar[/b].) [Araf 157]</p>
<p>([u][b]Kendilerine kitap verilenlerden, Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmayan, Allah&#8217;ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini [İslamiyet'i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir halde kendi elleriyle [boyun eğerek] cizye verinceye kadar savaşın[/b][/u].) [Tevbe 29]</p>
<p>Demek ki Resulü de haram etme yetkisine sahiptir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
([u][b]Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidi[/b][/u]r.) [Tirmizi]</p>
<p>([b]Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının![/b]) [Haşr 7]<br />
([b]Allah’a ve Resulüne karşı gelen kâfirler, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir[/b].) [Enfal 13]<br />
([b]Allah’ın yolu ile, peygamberlerin yolunu farklı göstermek isteyenler kâfirdir.[/b]) [Nisa 150-1]</p>
<p>([b]De ki, “Allah’a ve Peygambere uyun! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Allah da kâfirleri sevmez.[/b]) [A. İmran 32]</p>
<p>(Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Yakında, “[b]Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey tanımıyorum”[/b] diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]</p>
<p>([b]Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “bunu bırak, Kur’andan söyle” derler.[/b]) [Ebu Ya’la]</p>
<p>([b]Bir zaman gelir, sünnetimi öldüren kimseler çıkacak. Allah bunlara lanet etsin!) [Deylemi]<br />
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir[/b].) [Müslim]</p>
<p>([b][u]Bana uyan Cennete girer, uymayan, isyan eden Cennete giremez.[/u][/b]) [Buhari] (Sünnetten yüz çevirip yalnız Kur’an diyenlerin kâfir olduklarını bu âyetler ve hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir.)</p>
<p>Resulullaha uymanın önemi anlaşılınca, Kur’an-ı kerimin açıklaması olan hadis-i şeriflere de uymanın gereği anlaşılır. Sünnet, [hadis-i şerifler] olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı, zekatın, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Yani hiç kimse, bunları Kur’an-ı kerimden çıkaramazdı. Şu halde Kur’anı anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır. Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Sapıklar, biz de anlarız diye inat ediyorlar. Herkes Kur’anı anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? Eğer herkes Kur’an-ı kerimi doğru anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
([u][b]Eğer onun hükmünü peygambere veya ülül-emre [yetkililere, âlimlere] sorsalardı, öğrenmiş olurlardı.[/b][/u]) [Nisa 83]</p>
<p>([b]Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar[/b].) [Ankebut 43]</p>
<p>([b]Bilmiyorsanız âlimlere sorun[/b].) [Nahl 43]<br />
([b]Allah’tan en çok korkan âlimlerdir.[/b]) [Fatır 28]</p>
<p>Bu âyetler, Kur’anı anlamak için âlimlerin açıklamasına da ihtiyaç olduğunu bildirmektedir</p>
<p>[hr]&lt;hd&gt;&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/180/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/180/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=180&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;ben küçük günahlar işliyorum&#8230; acaba hep böyle küçük mü kalır?&#8221;</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/</guid>
		<description><![CDATA[KÜÇÜK GÜNAH HEP KÜÇÜK MÜ KALIR?
Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah�ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir.
Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=179&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>KÜÇÜK GÜNAH HEP KÜÇÜK MÜ KALIR?</p>
<p>Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah�ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir.<br />
Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed�e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz.<span id="more-179"></span></p>
<p>Allah Tealâ: <span style="text-decoration:underline;"><strong>�Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız.� (Nisa, 31) </strong></span>buyuruyor.<br />
İbn Hacer Heytemî k.s. Hazretleri, �Büyük Günahlar� isimli iki ciltlik eserinde dört yüz küsur günah-ı kebairi bildirmiş, hükümlerini arzetmiştir. Küçük günahlar da küçük diyerek fütursuzca işlenirse, büyük günahların vebali içine düşülür.<br />
Rasululah s.a.v. Efendimiz, ashabıyla (Allah onlardan razı olsun) bir vadiye geldi. Ashabına odun toplamalarını söyledi. Oysa görünürde odun yoktu. Ashap, çalı-çırpı dışında çevrede odun göremediklerini söylediler. <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Rasulullah s.a.v.: �Ele geçirdiklerinizi küçük görmeyin, bir kimse üst üste bir şeyler bulup biriktirirken bunların büyüyüp gittiğini görür.� buyurduktan sonra şöyle devam etti:<br />
�Hayır ve şer cinsi küçük şeyleri de böyle görmelisiniz. Küçük günah küçük günaha, büyük günah büyük günaha katılır. Hayır hayıra, şer de şerre katılıp, bunlar bir araya geldiği zaman büyür, gider. Tek başına olduğu gibi küçük kalmaz.�</strong></span></span><br />
Şu halde bu çok önemli bir emr-i rabbanîdir. Onun için İki Cihan Serveri s.a.v. buyurmuştur ki:<br />
�<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Mümin bir kul, işlediği günahı üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür, münafık ise bir sinek gibi görür. </strong></span></span>Günahın küçüklüğüne büyüklüğüne bakmayıp, kime karşı işlendiğine bakmak lazım gelir.�<br />
Eğer işlenen günahın kime karşı işlendiği düşünülmez de herkes anlayışına, dünyadaki yaşayışına uyarak çirkin ameller işlerse, başımıza birbirini takip eden bela, musibet ve hastalıklar çöker. Bunun için Kur�an�da buyurulmuştur ki:</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>�Sizin başınıza gelen belalar kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır.�</strong></span></p>
<p>İnsanın başına hayır gelirse Allah�ın rahmetinden, şer gelirse nefsinden, şeytandan, dünyadan olduğu bilinmelidir.<br />
Musibetlere düşen kimse bu musibetleri dünyevî sebeplerle izah edemez. <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Eğer yakîn sahibi ve şeksiz-şüphesiz Allah�ın hükümlerine inanmış ise, başına gelen bütün bela ve musibetlerin Allah�a karşı işlediği günahtan ve günahlarına tevbe etmeyişinden, günahta ısrar etmesinden ileri geldiğini bilmelidir.</strong></span></span><br />
Allah Tealâ Hazretleri, Nuh Aleyhisselam�ın kavmine hitabıyla bize bildirmektedir ki:<br />
�<strong>(Nuh) dedi ki: Ey kavmim, gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım.� </strong>(Nuh, 2)<br />
<span style="text-decoration:underline;">Ayetin tefsirinde; �E<strong><span style="color:red;">y kavmim, itaat etmediğiniz sürece başınıza gelecek azabı beyanla ben sizi korkutucuyum. Eğer isyan ederseniz, helâk edici azabın geleceğini haber vererek sizi Allah�a itaat etmeye davet ediyorum.�</span></strong> denilmektedir.</span><br />
Sonraki ayetlerde de Allah Tealâ Hazretleri, Nuh Aleyhisselam�ın:<br />
�<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah�a kulluk edin, O�ndan korkun ve bana itaat edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah�ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.� </strong></span>(Nuh, 3-4) dediğini bildirmektedir.</p>
<p>Cenab-ı Hak iki şeyi vaad buyurmuştur: <span style="text-decoration:underline;"><strong>Birincisi, bütün emirlere uyarak günahlarına tevbe edenlerin kurtuluşa ereceği, ikincisi tevbe edenlerin tehiri mümkün olan bir zamana kadar ecellerinin tehiriyle helâktan ve dünyanın zarar-ziyanından kurtulacağı&#8230;</strong></span><br />
Aksi halde, verilen mühlet ne kadar olursa olsun, insan ilâhi hükümlere uymadıkça, dünya ve ahirette uğrayacağı zarar kat�idir.<br />
<span style="text-decoration:underline;"></span></p>
<hr />MEHMET ILDIRAR</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/179/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/179/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=179&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sonra Yaparım hakkında..</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Sonra yaparım diyenler
Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisi Resul aleyhisselama uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emirlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu nimetin kokusunu bile duyamaz.
İslamiyetten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede harükülâda haller hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyada ve ahırette [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=178&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sonra yaparım diyenler</p>
<p>Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisi Resul aleyhisselama uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emirlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu nimetin kokusunu bile duyamaz.<span id="more-178"></span></p>
<p>İslamiyetten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede harükülâda haller hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyada ve ahırette rezîl olmağa sürükler. Allahü teâlanın sevgili Peygamberine ayak uydurmayan bir kimse, felâketlerden kurtulamaz.</p>
<p>Birkaç günlük dünya hayatını, Hak teâlanın râzı olduğu şeyleri yapmakla geçirmelidir. Bir kimsenin işlerinden, onun sâhibi râzı olmazsa, onun yaşaması nasıl olur? Hak teâlâ, onun büyük, küçük her yapdığını bilmekte ve görmektedir. Hazırdır ve nâzırdır.</p>
<p>Utanmak lâzımdır. Eğer bir kimsenin, onun çirkin ve kötü işlerini gördüğünü anlasa, onun gördüğü yerde bozuk birşey yapmaz. Ayıplarını, kusûrlarını onun gördüğünü istemez. Müslümanlara ne oldu ki, Hak teâlanın hazır olduğunu bilerek, Onun beğenmediği şeyleri yapmaktan sıkılmıyorlar? Bu nasıl Müslümanlıktır?</p>
<p>Hak teâlâya, kendi kusûrlarını gören bir kimse kadar kıymet vermiyorlar. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozuk olmasından Allahü teâlâya sığınırız. Hadîs-i şerîfde, “Lâ ilâhe illallah diyerek îmanınızı tâzeleyiniz!” buyuruldu. Şanı, şerefi çok büyük olan bu sözle her an, îmanı tâzelemeli. Uygunsuz işlerin hepsinden Allahü teâlâya tövbe etmeli, Ona yalvarmalıdır!</p>
<p>Belki, tövbe etmek için başka zaman ele geçmez. Hadîs-i şerîfde, “Sonra yaparım diyenler helâk oldu” buyuruldu. Yani,<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> iyi işleri gecikdirenler, bu günün işini yarına bırakanlar aldandı, ziyan etdi. Boş zamanı kıymetlendirmelidir. Bu zamanlarda, Allahü teâlanın beğendiği şeyleri yapmalıdır. Tövbe yapabilmek, Hak teâlanın büyük nimetlerinden biridir. Hak teâlâdan, her an bu nimeti istemelidir. İslamiyeti iyi bilen ve hakîkat âleminden haberi olan Allah adamlarından yardım beklemeli, bunlardan imdâd istemelidir</strong></span></span>.</p>
<p>Böylece, Hak teâlanın lütfuna kavuşarak, Onun mukaddes tarafına çekilir. Ona karşı baş kaldıramaz olur. İslamiyetten kıl ucu kadar ayrılık bulundukça, kendini tehlükede bilmelidir. Bu ayrılıkların, uygunsuzlukların hepsini yok etmelidir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/178/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/178/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=178&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Örtünme,Baş örtüsü Nasıldır? renk cins ayrımı olur mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bas Ortusu]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Cilbab]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Setr]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[Tülbent]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Örtünme]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Kadın Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?
En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;"><span style="font-size:14pt;line-height:1.3em;">Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?</p>
<p>En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi yoktur yeter ki, kişiyi cazip göstermesin. İnsan kendini Allah&#8217;a beğendirmeye çalışmalı. Önemli olan bu. Mesela bir hanım manto almış. Kimisi bu mantonun rengini beğenmez, kimisi biçimini, kimisi düğmelerini beğenmez. O hanım şöyle soracak kendine: &#8220;Bu mantoyu Allah beğenir mi?&#8221; O&#8217;dur önemli olan. Bol mu? Uzuvları belli ediyor mu? İçini gösteriyor mu? Rengi canlı mı?<span id="more-177"></span></p>
<p>Bir kadının iffetli sayılabilmesi için, örtünmesi yeterli değildir. Kadının bakışları, yürüyüşü, hareketleri&#8230; Bunlar tesettürü oluşturan bütünün parçalarıdır. Kur&#8217;an&#8217;da tesettür, &#8220;cilbab&#8221; diye geçer. Yani kadının kafasından bir örtü bırakacağız, işte oldu cilbab&#8230;</p>
<p>Şimdiki hanımlar, modern tesettürlü (!) Modernizm Avrupa&#8217;ya aittir. Kanımca böyle hanımları imanları kurtaracak&#8230; &#8220;Efendim ben öyle kapanamam.&#8221; Kapanma. O zaman gelecek tehlikelere de razı ol.</p>
<p>Kapalı bir hanım, yolda giden diğer bir kapalı hanımı durdurmuş, şöyle demiş: &#8220;O kadar güzel kapanmışsın ki, çok cazip görünüyorsun!&#8221;</p>
<p>Ceylanı güzelliği için vururlar. En güzel meyveye çok taş atarlar. Altın, değerli olduğu için onu ateşe atıp eritirler. Elmas yontuldukça kıymetlenir. Geyikleri boynuzları için avlarlar. Bazı hayvanlar kürkleri için acımasızca öldürülür. Birçok değerlere sahip olanlar, birçok felaketlere uğrayabilirler. İslamiyet, dünya ve ahiretimizi cennet etmek için vardır. İslamiyet&#8217;in dışına çıkansa, avcının ağına düşer!</p>
<p>Tesettür, kadının cazibesini artırması değildir!</span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/177/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/177/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Toprak Nasıl Dirilir? aklım almıyor.. Cansız değil mi bu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2007 23:04:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yüzü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/</guid>
		<description><![CDATA[1950&#8242;li yılların başında Amerikalı ilim adamı Waksmann, hastahanedeki yorucu çalışmalarından biraz olsun uzaklaşabilmek için, şehrin dışında bir gezinti yapmaya çıkmıştı. Kuş sesleriyle cıvıldaşan köy yolu, büyük ağaçlarla dolu olan bir mezarlığın yanından geçiyordu. Waksmann, mezarlar arasında gezinen 75-80 yaşlarındaki mezarcıyı görünce, karaşında bazı soruların belirdiğini hissetti. Ve yaşlı adamla konusunca, onun 60 yıldır aynı işi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=176&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>1950&#8242;li yılların başında Amerikalı ilim adamı Waksmann, hastahanedeki yorucu çalışmalarından biraz olsun uzaklaşabilmek için, şehrin dışında bir gezinti yapmaya çıkmıştı. Kuş sesleriyle cıvıldaşan köy yolu, büyük ağaçlarla dolu olan bir mezarlığın yanından geçiyordu. Waksmann, mezarlar arasında gezinen 75-80 yaşlarındaki mezarcıyı görünce, karaşında bazı soruların belirdiğini hissetti. Ve yaşlı adamla konusunca, onun 60 yıldır aynı işi yaptığım ve bu süre içinde bir kere bile hastalanmadığım hayretle öğrendi.<span id="more-176"></span><br />
Peki, ama bunca mikroplu hastalıktan ölen ve cesetleri toprağa gömülen insanlar, neden bir mikrop yuvası haline gelip bütün insanlığın ve tabii ki ilk önce mezarcının başına belâ olmuyordu?</p>
<p>Değerli bir araştırmacı olan Waksmann bu sorunun peşine düştü ve gördü ki, toprağa giren her ceset, daha 20 saate varmadan bütün hastalık mikroplarından temizleniyordu. Ve toprakta, bu işle vazifelendirilmiş yüzlerce tür bakteri yaratılmıştı.<br />
Waksman’ın, cesetlerde bulunması mümkün olan bir sürü hastalıktan sadece veremin hangi bakteriler tarafından temizlendiğini araştırdı ve bunların, stroptomyces adı verilen bakteriler olduğunu keşfetti.<br />
Toprağın bu müthiş sırrı, insanoğlunu (diğer hastalıklar dan olduğu gibi) verem belasından da kurtarıyor ve çalışmalarından dolayı Waksmann&#8217;a Nobel mükafatı kazandırıyordu. Bu araştırmadan sonra ilim adamlarının gözleri, ayaklarımız altındaki dünyaya çevrilmiş ve bu dünyanın göz kamaştırıcı Özellikleri, birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Modern araştırmaların bugün varmış oldukları son nokta, toprağın her zerresinde yüce yaratıcının &#8220;hayat verici&#8221; manasındaki isminin tecelli ettiği şeklindedir.<br />
Bu buluşun, henüz çok yeni olduğunu ifade ederek, 14 asır öncesinden beri yankılanan bir sese kulak verelim.<br />
&#8220;.. ölü toprağı canlandırmamız, onlar için bir delildir. Onu dirilttik ve ondan yenen taneler çıkarttık.&#8221;</p>
<p>Yukarıda mealen verilen 36. sürenin 33. ayetini yorumlarken, bu ayetin ilme ışık tutan noktalarını göstermiş olacak ve bu arada bazı ilmî gerçekleri belirtmeye çalışacağız.<br />
<span style="color:teal;">1- Ayetteki ölü toprak tabakası, &#8220;ölü arz&#8221; olarak geçmektedir. Yani umumiyetle, arzın (yerkabuğunun) bütün toprağı kastedilmiştir.<br />
2- Ayette geçen &#8220;Bu bir ayettir&#8221; tabirinin mânâlarından biri de, &#8220;İlahî bir ibret&#8221; demektir. Ve basında bu ifadenin yer aldığı ayetlerde, çok önemli ve ilmî açıklamalar yapılacağına işarettir.<br />
3- Ayette geçen &#8220;O&#8217;nu dirilttik&#8221; ifadesi, yerkabuğunun ilk ve tabii halinin ölü olduğunu, jeolojik bir gerçek olarak dile getirmektedir.<br />
4- Ayette, dış yüzüyle ölü sanılan toprağın, gerçekte canlı olduğunun bildirilmesi, başlı başına bir mucizedir. Çünkü toprağın en az % 80&#8242;i, canlı organizmalar topluluğundan ibarettir. Dikkat edilecek olursa, ayette &#8220;toprağın içinde canlılar vardır&#8221; mealinde bir ifade geçmemekte, aksine &#8220;O&#8217;nu dirilttik&#8221; denerek, toprağın bütünüyle canlı olduğuna dikkat çekilmektedir. Evet, bu ayet, gerçekten mucizedir. Çünkü toprakta bazı canlıların yaşadığı 100 yıldır bilinmesine rağmen, onun tamamiyle canlı olduğu, ancak 40 yıl önce keşfedilmiştir. Toprak, ayette belirtildiği gibi, o kadar canlıdır ki, onun kesme şeker büyüklüğündeki her parçasında (l cm3) en az l milyar faydalı canlı yaşar. Avucumuzu dolduran bir avuç toprak yüz milyar civarındaki canlının cansız gibi görünen muhteşem dünyasıdır.<br />
5- Ayet, hayatın toprak kanalıyla bitkilere ve oradan da hayatımıza yansıdığım beyan eder ki, bu da biyokimya açısından fevkalade Önemlidir. Evet, yukarıda görüldüğü gibi toprak, kirli bir toz yığınından ibaret değildir. Ve onu &#8220;canlı&#8221; haline getiren mikroorganizmaların da, bazı inkârcıların dediği gibi &#8220;ilkel canlılar&#8221; ifadesiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Şimdi biz bu bakterileri ele almaya çalışacağız.. Neticede, onlara &#8220;ilkel canlılar&#8221; diyen inkarcıların, ne kadar &#8220;ilkel&#8221; olduğunu göreceksiniz.<br />
Topraktaki en önemli vazifeyi, azot bakterileri yapar, Bu bakteriler, azot moleküllerini artı ve eksi değerler arasında işlemek kabiliyetine sahiptir. Yani azot bakterileri, kimyevî tabiri ile mükemmel sentez laboratuarları&#8217;dır. Havadan azotu alarak ondan eksi değerli bileşikler hazırlayan bu bakteriler, azotu hala çözemediğimiz bir metodla, indirger ve hidrojenle birleşebilecek bir niteliğe getirir. Bu yüzden yağmur suyuna ihtiyaç duyulur. Ölü gibi duran toprağın, yağmurla birlikte canlanmasının sebebi budur.<br />
Toprakta ikinci tür bir bakteri grubu da, aldığı İlahî program gereği olarak &#8220;analiz grubu&#8221; şeklinde vazife görür. Bu bakteriler, toprağa düşen, herşeyi parçalama ayırarak sentezci mikroplara hazırlar. Her biri birer usta kimyager gibi çalışan bu bakterilerin &#8220;parçalama&#8221; işlemine, onlara &#8220;ilkel&#8221; diyen inkarcıların Öldükten sonra toprağa gömülen cesetleri de dahildir. Radyobiyoloji konusunda uzman ilim adamlarını dahi büyük bir hayrette bırakan yukarıdaki işlemlerin, bugün en gelişmiş laboratuarlarda dahi yapılması mümkün değildir. Ve toprak bu mükemmel özelliğiyle, adeta uçsuz bucaksız bir kimya şehrine benzer.</span><br />
Bakterilerin marifetleri, bunlardan ibaret sanılmamalıdır. Bu bakterilere, azot 15 adı verilen ve radyoaktif elementlerden kurulu olan bir aminoasit besin olarak verildiğinde, bakterilerin radyoaktif maddeyi 2 kuşak sonra bünyelerinden attığı, hayretle müşahede edilmiştir.<br />
Bilindiği gibi, bitkilerin protein ihtiyaçları do, bakteriler tarafından hazırlanır. Böylece yerkabuğu üzerinde hayatın temel halkası, bu noktadan başlar. Ayrıca bakteriler bileşikleri (metallere kadar) işleyerek, bitkilerin ihtiyacı olan elementleri hazırlar.<br />
Bunlardan çok daha ihtişamlı bir hadise de, bakterilerin bitkilere hormon yapmasıdır. Çünkü bitkiler, şiddetle ihtiyaç duydukları hormonları kendileri karşılayamaz. İşin daha hayret verici yanı, bakterilerin bu faaliyet aracılığıyla, bitkilerin büyümesini kontrol altında tutmalarıdır.<br />
Bir bölgeye, 20 yıl boyunca yağmur düşmediğin i düşünün. O bölgede hayat izleri kaybolacaktır. Acaba bu bir son mudur? Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;O ölü toprağa can vermemiz ve ölü bir şehir gibi diriltmemiz, mucizedir&#8221; buyuruluyor.<br />
Kuraklık sebebiyle biyolojik yönden ölmüş olan bir toprağa yağmur yağınca, yukarıda belirttiğimiz hayat ışıkları yanıvermektedir. Tıpkı elektriği kesilen bir şehrin yeniden elektriğe kavuşması ve canlanması gibi.<br />
<span style="color:red;">Acaba toprak nasıl dirilmektedir</span>?<br />
Topraktaki su kaybolunca, bütün iyon enerjileri tükenmekte ve hayat durmaktadır. Ne var ki, İlahî mucize, topraktaki bakterilerin genetik şifrelerini dondurmakta ve böylelikle şifreleri bozulmayan bakteriler, mezarlarında mahşeri, yani yeniden dirilişi bekleyen cesetler gibi beklemektedir. Evet, o durumdaki bakteriler, İlahî kudretin yağmurla birlikte gelecek olan &#8220;dirilin&#8221; emrini niyaz etmektedir.<br />
Neticede yağmur gelir ve Kur&#8217;an&#8217;ın &#8220;Biz her canlıyı sudan çıkarttık&#8221; mealindeki sırrı teceili eder. Yağmurla birlikte topraktan yükselen güzel kokuyla, adeta onun şükrettiği hissedilir. Semada elektrikle güçlenen su iyonları, bin bir bakteri tohumunun imdadına yetişir ve genetik şifrelerin dondurulmuş olan kapıları, hidrojen iyonunun kılıncıyla birer birer açılır.<br />
Milyarlarca bakteri, bir ibadet vecdi içinde tekrar sahneye çıkar ve ilahî kompüterin kendilerine vermiş olduğu emirleri, kusursuz olarak yerine getirirler.<br />
Cenab-ı Hak, Kur&#8217;an&#8217;da bu esrarlı hadiseyi açıklarken, haşrin de buna benzediğini ifade etmektedir.<br />
Şu halde &#8220;canlılık&#8221; olayında, yüce kitabımızda, birkaç yönlü mesaj verilmektedir. Buna göre topraktaki canlılığın temel unsuru, ondaki &#8220;konserve canlılar: DNA&#8217;lar&#8221; ile, bakterilerin muhteşem faaliyetlerinden kaynaklanır. Toprak umumiyetle oksijen, azot ve karbondioksit akımım tanzim ederek, sinesinde mikroorganizmalardan başka böcek ve kurt gibi milyarlarca canlıya da hayat imkânı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Toprağın, manadaki sırrını, bu noktalardan ele alırsanız</strong>:<br />
1- Toprak, içinde bulunan sonsuz sayıdaki canlının, ibadet vecdi içinde niyaz ettiği muhteşem bir mâbeddir.<br />
2- O, sanki sonsuz bir ahlakın filozofudur. Her türlü ezaya, cefâya, soğuğa, sıcağa ve susuzluğa karşı, müthiş bir tevekkülle katlanır.<br />
3- Ve toprak, bazı şeyleri öğretir insana. Onun üzerine en kirli şeyleri dahi dökseniz, o size gergefinin olağanüstü sanatından bir gül veya bir karanfil hediye edecektir.<br />
4- Nihayet o, sinesine en nazlı canları alır, yüceleri sarar boylu boyunca.<br />
Ve ruhları yıldızlarda gezerken, onların mübarek vücutlarını kıyamete kadar bağrında saklar.<br />
Hasretle ve yeni bir doğuşa kadar.</p>
<p>_____________________________<br />
İmanla Gelen İlim Kitabından alınmıştır</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/176/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/176/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=176&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Miras Sistemi Nasıldır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2006 21:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/</guid>
		<description><![CDATA[ Nisa Süresi11. ayet;&#8221;Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=153&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> Nisa Süresi11. ayet;&#8221;<strong>Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir</strong>.&#8221;<br />
<span id="more-153"></span><br />
<font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bu iki âyetten birincisi doğum ilişkileri üzerinde durup ölüden itibaren yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru fürû ve usul denilen iki tarafı bulunan soy direği yakınlığına bağlıdır ki, çocuklar ve ebeveyn (ana ve baba) bu direğin ölüye vasıtasız bağlı olan başlangıçlarıdır. İkincisi, önce vasıtalı bağlantı ifade eden evlenme ilişkisine, ikinci olarak soyda, soy direğinin dışında olup onun etrafında bulunan ve ona göre zayıf olduğundan dolayı kelale (uzak akraba) denilen yakınlık yönü ile ilgilidir ki, ancak vasıtalı bağlantı ifade eder. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Fahreddin Razî burada şöyle bir tarihî özet yapmıştır. Cahiliyye halkı iki şey ile birbirinden miras alıyorlardı: Biri neseb, diğeri anlaşma. Neseb yönünden ne çocukları ne de kadınları mirasçı yapmazlardı. Ancak akrabalardan at üzerinde savaşmaya ve düşmana vurmaya ve ganimet almaya gücü yeten erkekleri mirasçı kılarlardı. Antlaşmaya gelince: Bu iki şekilde olurdu ki, birincisi hilf (sözleşme) idi. Bir adam, diğerine: kanım senin kanın ve yıkılmam senin yıkılmandır. Sen bana mirasçı olursun, ben sana; sen benimle aranırsın ben de seninle der. Bu şekilde anlaşma yaptılar mı hangisi arkadaşından önce ölürse sağ kalanın, şart gereğince ölenin malında hakkı olurdu. İkincisi de evlat edinme idi. Bir adam başkasının oğlunu oğul edinir. Ondan sonra bu oğlanın nesebi babasına değil, bu adama nisbet edilir ve mirasçısı olurdu ki, bu evlat edinme de antlaşma çeşitlerinden bir çeşittir. Allah Teâlâ, Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini peygamber olarak gönderdiği zaman her şeyden önce bunları cahiliyyedeki durum üzere bıraktı. Hatta bazı âlimler demişlerdir ki, hayır yalnız terk değil, onaylamıştır ki; &#8220;ana, baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik&#8230;&#8221; âyeti neseb ile mirasçı olmayı; &#8220;Yemin akdiyle (antlaşma ile) mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin.&#8221; (Nisâ, 4/33) âyeti, antlaşma ile mirasçı olmayı onaylamaktır. Cahiliyede mirasçı olmanın sebepleri böyle idi. İslâm&#8217;daki mirasçı olma sebeplerine gelince, anlatıldığı üzere antlaşma ve evlat edinme onaylanmış ve bunlara iki şey daha eklenmiş idi ki; biri hicret, diğeri kardeşlik bağları idi. Hicret, bir Muhacirin diğer Muhacir&#8217;le fazla düşüp kalkması ve birbirine içten dostluk bağlantısı bulunduğu zaman akrabalığı olmasa bile mirasçılığı sabit oluyor. Ve Muhacir olmayan kimse, akrabasından dahi olsa o Muhacir&#8217;e mirasçı olamıyordu. Kardeşlik edinme, Hz. Peygamber (s.a.v.) bunlardan her iki kişi arasında bir kardeşlik akdi yaptırıyor, bu da karşılıklı varis olma sebebi oluyordu. Sonra Yüce Allah, &#8220;Akraba olanlar, Allah&#8217;ın kitabına göre birbirlerine daha yakındırlar&#8230;&#8221; (Enfal, 8/75) âyetinin hükmü ile bunların hepsini hükümsüz kıldı ve İslâm&#8217;da yerleşen miras sebepleri şu üçü oldu: Neseb, evlenme, ve velâ (köle azadı veya anlaşma ile meydana gelen varislik). </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bu açıklamayı, miras âyetinin iniş sebebinde de Ata, şöyle rivâyet etmiştir: &#8220;Sâd b. Rabi&#8217; (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! İşte Sâd&#8217;ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı.&#8221; diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, &#8220;Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir.&#8221; buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, &#8220;Sâd&#8217;ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin.&#8221; buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm&#8217;da ilk paylaşılan miras bu oldu. Demek ki bu öbüründen önce sonuçlanmıştır. Demek ki âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü, kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır. &#8220;Haklı olmanız müstesna Allah&#8217;ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Allah aklınızı kullanasınız diye size bunları emretti.&#8221; (En&#8217;am, 6/151) gibi âyetlerden anlaşıldığı üzere &#8220;Allah&#8217;ın vasiyeti&#8221; deyimi, &#8220;emr&#8221; kelimesinden daha kuvvetli kesin bir vaciblik ifade eder. Bu, öyle beliğ bir emirdir ki bunda, bir hakkın bildirilmesi ile infazının gerekli olduğunu ve infaz edilmemesi durumunda sorumluluğun ağırlığını ve bu ağır sorumluluğun büsbütün emredilen kimseye yüklenmiş bulunduğuna dikkati çekmiş ve aynı zamanda kendisine emredilene sevgi ve güveni bildirerek bir velilik ve vekilliğin verilişini kapsayan bir sözleşme ve iyilikle gönül alma vardır. Çünkü vasiyyet, ölümden sonrası ile ilgili olup değiştirilmesi caiz olmayan ve geri alınması ihtimali kalmayan, yapılması gerekli olan bir emrin yerine getirilmesi için güven ve itimad ile başkası yerine veli olmayı içeren bir açıklama ve antlaşmadır. Bundan dolayı şöyle demek olur: Allah Teâlâ vefatınızdan sonra çocuklarınızın haklarını güven altına almak için, hak sahiplerine ulaştırılması gerekli olan farz paylarını açıklayarak size şöyle emrediyor ve söz veriyor: Erkeğin hakkı, iki kadının payı kadar, bir erkeğin hakkı iki dişi hissesi kadardır. İşte önce erkek ve kadının yaratılışının mahiyetinde bulunan bir esas kural vardır ki, mirasla ilgili hükümlerin bir çoğu bu esas üzerine halledilir(çözümlenir). Belli hisselerin değerlendirilmesinde de bu kuralın bir tatbiki hissedilir. Bu kuralın anlatılmasında erkek ve kadın denilmeyip de zeker (erkek) ve ünsa (dişi) denilmesi küçük ve büyüklerin hak etmede eşit olduğunu ve bu konuda erginlik ve büyüklüğün hiç etkisi olmadığını şer&#8217;î delile dayandırmak ve cahiliyyede yapıldığı gibi çocukların mirastan mahrum edilmesine meydan vermemek içindir ki, yetimler âyetinden hemen sonra gelmesi de özellikle bu noktaya dikkat çekmiştir. Bu şekilde başlangıçta miras, çocuklar ile, çocuklar içinde erkek ile başlamış ve bununla velâyet ilişkisinin diğer ilişkilerden kuvvetli bulunduğu anlatılmıştır. Demek ki, en fazla payı çocuklar, çocuklar içinde de erkek çocuklar alacaktır. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Burada şöyle bir soru pek tabii olarak hatıra gelebilir. Dişi, erkekten daha zayıf ve daha yufka yürekli daha muhtaç bir yaratılışta olduğuna göre mirastan hissesi erkekten daha fazla olması, hiç olmazsa eşit gözetilmesi gerekmez mi? Bundan dolayı erkeğin payının iki kat olmasında hikmet nedir? Zamanımızdaki insanların kafalarını meşgul eden bu soruyu müfesirler ve fakihler söz konusu ederek hikmetini açıklamışlardır. Şöyleki: </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">İlk önce: Sûrenin başından beri de anlaşıldığı üzere genel olarak erkek ile dişinin aile hayatına girmeleri istenmektedir. Miras da buna göre düzenlenmiştir. Halbuki aile hayatında harcama sorumluluğu erkeğe yüklenmiştir. Erkek bir kendisi, bir de eşi olmak üzere en az iki kişiyi besleyecektir.</font><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bundan dolayı erkeğin masrafı çok, kadının ki ondan az olacaktır, masrafın ise gelir ile orantılı olması gerekir. Masraf, erkeğe yüklenirken gelir dağıtımında kadına fazla veya eşit verilmesi hem iktisat kanununa, hem de adalet ve hakka aykırı bir zulüm olur. Ve aslında o zaman, hukuki eşitlik esası bozulmuş olur. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bundan dolayı mirastaki bu fazlalık, kadınların faydası ve ihtiyaçlarına eşit olarak nafakalardaki yükümlülük farkının denkleştiricisi olmak üzere böyle bir hukuki ve iktisadi dengeyi temin ederek adalet ve eşitlik kanunlarının ince bir tatbikatını kapsamaktadır. Ganimet, herkesin yaptığı hizmete uygun verilir. &#8220;Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer&#8221; kuralı emri ile bir hukuki denkliktir ki, bunu bozmak &#8220;haddini tecavüz eden, zıddına dönüşür&#8221; kuralı gereğince devamlı kadınların zararına sonuçlanarak mirastan tamamen mahrum edilmesine veya aile hayatında masrafa katılmak ile beraber mallarında dilediği gibi tasarruf (harcama) hakkının kısıtlanmasına ve elinden alınmasına sebeb olmuştur. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">İkinci olarak: Kadın, erkekte bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahip olduğu gibi, erkek de kadında bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahiptir. Bunun içindir ki dişi, erkeğin aynı veya benzeri değil, karşıtı, dengi ve eşidir. Öyle bir eş ki, yaratılış ve doğuştan olan vazifelerini yapmasında erkekten sonra gelir. Erkeğin verdiği sermaye (anapara) üzerinde çalışır, onu çoğaltır. İşte erkek ile dişi arasındaki doğuştan var olan bu farkın sonuçlarından biri de aralarında ki mali değer ve iktisadi güç farkı olmuştur. Özel şekilde kişiyi kişiye değil, genel bir şekilde dişi dişi, erkek erkek fıtratı üzere düşünülerek dişi türü erkek türü ile mukayese edildikleri zaman, dişinin kazanç ve malları idare etme hususundaki kuvvetinin, başka bir ifade ile mali yönden kuvvetinin, erkekten noksan olduğu kesin bir gerçek olarak görülür. Bu fark, İslâm hukukunda en azından üçte iki veya ikide bir olmak üzere tesbit edilmiştir. Denebilir ki, genel bir şekilde bir kadının gündeliği elli kuruş varsayılırsa erkeğin gündeliği en az yetmiş beş veya yüz kuruş olarak belirlenmesi gerekir. Bir erkeğin diyetinin (kan bedelinin) iki kadın diyetine eşit tutulması da bu hikmete dayanır. Çünkü can ödenmez, yok olan mali değer ödenebilir. Ve ne zaman mali bir itibar ve hak söz konusu olursa bu esas düşünülmelidir. Bundan ise burada şu iki sonuç ortaya çıkar: Birincisi genel iktisat kuralları açısından hayatın devam etmesinin dayanağı olan malların, iktisadi gücü fazla olan erkeklerin eliyle idare edilmesi, hem kadın ve hem erkek olmak üzere genel menfaat ve hakların gereğidir. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Şu kadar var ki kadını tamamen iktisadi güçten mahrum sayarak hakkı olan mali itibardan tamamen düşürmek de umumun yararına aykırıdır. Çünkü yarım kuvvetin inkar edilmesi ve itibardan düşürülmesi hukuk ve iktisat açısından bir zarardır. Ve özellikle kadınlar için zarardır. Yarımın bir tama eklenmesi ile birbiriyle birleşen ve yardımlaşan bir şeyin imal edilmesi ise her iki taraf için faydanın ta kendisidir. Bundan dolayı esas sermayeyi meydana getiren mirasta erkek ve dişiden her birine iktisadi kuvvetlerine uygun mal taksim etmek, Allah&#8217;ın hakkı olan umumun (kamunun) menfaatleri ve haklarının gereklerindendir ki yukarıda âyetinde bu esasa bir işaret geçmişti. İkincisi de mali sorumluluğun kadınlardan daha fazla erkeğe yöneltilmesi ve ailenin sosyal hayatında harcama vazifelerinin özellikle erkeklere yüklenmesi gereğidir ki, hem bir insaflılık, hem de kadınların menfaatleri ve hakları ile beraber kamu menfaatının gereğindendir. Çünkü yükümlülüğün güç ve kuvvet ile orantılı olması gerekir. Kadın ise erkekten fazla muhtaç olmakla beraber mali ehliyeti aynı seviyede ortaklık etmeye dayanamaz. Bunun için kadının malı kendine kalmalı, erkek Allah&#8217;ın kendisine bağışladığı kuvvet üstünlüğünden harcama vazifesini almalıdır. Çünkü vergi, ganimet ile orantılıdır. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Üçüncü olarak: Rivâyet ediliyor ki Cafer-i Sadık hazretlerinden bu konu sorulduğu zaman, &#8220;Havva yasaklanmış ağaçtan bir avuç buğday aldı yedi, bir avuç daha aldı sakladı, sonra bir avuç daha aldı Âdem&#8217;e verdi. O kendi payını erkeğin iki katı yapmaya kalkıştığı için Allah Teâlâ bunu değiştirdi, kadının payını erkeğin yarısı kadar yaptı.&#8221; diye bir cevap vermiştir ki, anlayabilenler için işaret ve örnek şeklinde pek derin gerçekleri içermektedir. Bu açıklama tefsirlerin ve bunlardan biri olan Fahr-i Razî&#8217;nin açıklamasından alınmıştır. Ancak onların ilmî dilleri, bazı tasarruflarla (değişikliklerle) tarafımızdan açıklanmıştır. Bundan özellikle şu sonuca geliriz ki: &#8220;Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer.&#8221; gerçeği ileride erkekleri harcama zahmetinden kurtarmak için erkekle dişi arasında miras eşitliğini hazırlamaya yönelik bir inkılabın başlangıcı olmak üzere değil, ortada yaratılış hikmetine aykırı olarak bulunan bir hukuki ve sosyal ihtilafı ortadan kaldırmakla adalet ve hak dengesini tesbit eden ve anlatan ezelî bir hak kanununun ifadesi olmak üzere indirilmiştir. &#8220;Zaman, Yüce Allah&#8217;ın yeri ve gökleri yarattığı gündeki şekliyle dönüp dolaşmaktadır.&#8221; Düsturu gereğince oğlan çocuk, yanında başka bir mirasçı bulunmazsa mirasın hepsini alabilecektir. Bir derecede akrabalık yön ve kuvvetleri aynı olan mirasçılarda da bu kural geçerli olacaktır. Fakat çocuklar, yalnız kadın veya kadınlar olduğu takdirde eğer çocuklar ikiden fazla dişiler iseler hepsinin hakkı mirasın üçte ikisidir. Ve eğer bir kız ise ona mirasın yarısı düşer. Acaba iki kız olursa ne olacak? Bu açıkça anlatılmamış görünüyorsa da bunun da üçte iki olduğu sözün mânâsından değişik yönlerle anlaşılıyor. Kuralının bir ile iki mukayesesindeki anlatma şekli, aynı şekilde bu iki şart cümlesinin tam karşılığı gibi anlatım ipuçları ile birinci şart cümlesi iki ve daha fazla dişiler iseler, demek olduğunu değişik yönler ile isbat etmişlerdir. Ancak burada İbnü Abbas hazretleri yalnız başına muhalif olarak kalmış iki dişinin payı da mirasın yarısı olmalıdır demiştir. Çocuk erkek olursa anne ve babasının herbirine altıda bir miras düşer. Geriye kalan mirasın tamamını erkek çocuk alır. Geride kalanlar erkek ve dişi karışık olursa &#8220;erkekler iki dişinin payı kadar alırlar.&#8221; İki veya daha fazla kız iseler kalan miras üçte ikiye denk olduğundan tamamını alırlar. Bir kız ise mirasın yarısını alacağından altıda bir pay geri kalır ki o da yine babaya ait alacaktır. Çünkü ileride göreceğiz ki baba hisselerden artan mirası alabilen asabelerdendir. Çocuğu bulunmadığı ve anne ve babası kaldığı takdirde hem baba ve hem annenin mirasçı oldukları zaman annenin hakkı üçte birdir. Bundan dolayı kalan kısmın babaya ait olduğu zaruri olarak bellidir. Ayrıca açıklamaya gerek yoktur. Şu halde baba yalnız kalacak olursa bütün malı alabilecektir. Ne zaman hisselerden artan bulunursa onu da alacaktır. Görülüyor ki, babaya karşı anneye üçte birinin belirlenmesi de kuralının bir uygulaması demektir. Çocuklar, bulunmayınca anne ile baba çocuklardan bir oğlan ile bir kız karşılığında bulunmuş oluyorlar. Buradan çocuklar bulunduğu zaman baba ile anne-babanın eşit olarak neden birer altıda bir aldıklarını çıkarabiliriz. Bilindiği gibi iki altıda bir üçte bire eşittir. Bir üçte bir ise babaya karşı bir annenin payıdır. Demek oluyor ki çocukların yakınlık derecesine göre çocuklar karşısında anne-baba, baba karşısında bir anne hükmünde tutulmuş ve ona göre üçte bire eşit olmak üzere eşit olarak birer altıda bir verilmiş ve artık babanın anneye karşı erkekliği nazar-ı itibara alınmıştır. Ve bu nokta kıyâs-ı celiye (açık kıyasa) aykırı görünürse de kıyâs-ı hafiye (kapalı kıyasa) uygundur ki, erkeklik hakkının çocuklar tarafından bulunmasının gerekli bir sonucudur. Ve ikisine ortak olarak bir üçte bir takdir edilmeyip de birer altıda bir diye tahsis edilmesi de bu hikmetle ilgili olsa gerektir. Bunun için çocuk, bir kız olduğu taktirde çocuklar tarafındaki erkeklik hakkını tamamlayamadığından bunu baba tamamlar da, iki altıda birle bir yarımdan kalan kısmı yine baba doğrudan doğruya bir erkek olarak alır ki, buna asebelik ile birlikte hisse alma denilir. Bu şekil üzere koca ve karı kelale (akrabalığı uzaktan olma) miraslarında da kuralının uygulanması bellidir. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Ve eğer ölen kimsenin çocuğu bulunmadığı halde iki veya daha fazla kardeşleri bulunursa, işter anne baba bir veya baba bir veya anneleri bir nasıl kardeş olursa olsunlar bu durumda annenin hakkı altıda birdir. Kardeşler, annenin payını üçte birden altıda bire düşürürler. Gerçi kardeşlerin akrabalığı anneden uzaktır. Fakat iki veya daha fazla oldukları zaman erkeklikleri dolayısıyla anneye karşı bir çocuk etkisini yaparlar. Üçte bir, anne payının yarısını kendilerine çekmek için annenin payını altıda bire indirirler. Gerçi baba varsa bunları mirastan düşürüp ellerinden alacaksa da anneye de engel olmuş olurlar. Bir kardeş ise bunu yapamaz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bütün bu mirasla ilgili haklar, İslâm&#8217;a göre yapabileceği, yani yapması geçerli ve uygun olan bir vasiyetten veya borçtan sonra sabit olur. Terikeye miras hakkının etkisi derece itibarıyla vasiyetten veya borçtan sonradır. Mirasın vasiyetten sonra olması, borcun da vasiyetten sonra zikredilmesi, gösterir ki, öncelik sırasına göre başlayan tertip; önce borç, ikinci olarak vasiyyet, üçüncü olarak mirastır. Sıralamada mirasçı vasiyyeti, vasiyet de şâyet bulunursa borcu takip edecektir. Bunu hatırlatmak için Hz. Ali, &#8220;Allah, vasiyyeti önce zikretti. Fakat Allah&#8217;ın elçisi ilk önce borcun ödenmesine hükmetti.&#8221; demiştir. Bazı tefsirler bu tertibin Kur&#8217;ân&#8217;dan anlaşılmadığı zannında bulunarak bu konuda bir çok deliller ileri sürmüşlerse de hiçbirine lüzum yoktur. Çünkü kelimesinin mânâsına göre zikredilen şeyin tertibi sonuncudan başta bulunana doğru tabiî olarak cereyan ettiği düşünüldüğü zaman, sözde sonda bulunan kelimenin mânâ açısından önde geleceği apaçıktır. denilseydi o zaman vasiyyetin, borçtan önce olması lazım gelirdi. Tereddüdü her terikede borç veya vasiyetin birleşmesi zaruri olmadığından ileri gelir. Bir de görülüyor ki, vasiyet &#8220;vasiyyet ettiği&#8221; diye kayıtlı, borç kayıtsızdır. Demek ki, her vasiyyet, mirastan önce değildir.</font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Vasiyet edebileceği geçerli bir vasiyyet veya İbnü Kesir, İbnü Âmir, Ebu Bekr kırâetlerinde ın üstün harekesi ile okunduğuna göre tavsiye olunur mendub bir vasiyyet önceliklidir. Bu ise kısa olduğundan Hz. Peygamberin açıklaması ile üçte bir olmak ve varislerinden birine olmamak üzere tefsir edilmiştir. Bundan başka kaydı, vasiyyetin mirastan önce gerçekleştirilme gereğini bildirdiği gibi, kaydı meşru bir vasiyyet yapmaya teşvik mânâsını da ifade eder. (Bakara sûresindeki, &#8220;Sizden birinize ölüm alâmetleri belirdiği zaman, eğer geriye mal bırakacaksa, babasına, anasına ve akrabasına malının üçte birinden çok olmayacak şekilde vasiyyet etmek farz kılındı.&#8221; (2/180 âyetine bkz.). Fakat borç, kayıtsız olduğundan ikrar etmekle veya şahit ile sabit olan herhangi bir borç bütün terekeyi kapsasa bile, yine miras ve vasiyetten önce verilmesi lazım gelir. Bununla beraber ikinci âyetinde bunun da bir kaydını göreceğiz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Babalarınız ve oğullarınız, bunların hangisi fayda açısından size daha yakındır, bunu bilmezsiniz. Bu bölüm, bir taraftan yapılan vasiyyetin yerine getirilmesinin gerekli olduğunu, bir taraftan da varislerin bir kısmını üstün tutma ve tercih etme ve bir kısmını, kısmen veya tamamen mahrum edecek bir vasiyyet yapılmamasını hatırlatır ve aynı zamanda çocuklara göre anne ve babaya az pay verilmesinin, şanlarının noksanlığından meydana gelmediği ve bundan dolayı onlara saygı göstermede kusur edilmemesini tavsiye etmekle anne ve babayı taltiftir(ödüllendirmektir). İlk önce vasiyyetin yerine getirilmesini hatırlatır. Yani vefat eden anne ve babanız olsun, zürriyetiniz olsun, vasiyyet yapmayıp size fazla mal bırakanı mı, yoksa vasiyyet yapıp malı azaltmakla beraber sevaba sebep olanı mı? Hangisi hakkınızda size daha faydalıdır? Bunu siz belirleyemezsiniz, onu Allah bilir ve bildiği için vasiyyet yapanın faydasının, daha yakın olduğunu anlatıyor ve yerine getirilmesini tavsiye ediyor. İkinci olarak miras bırakanlara vasiyyet yapmalarını hatırlatmaktır. Yani ölüme aday olup miras bırakacak olanlar! Size varis olacak atalar ve çocuklarınızın hangisinin dünya ve ahirette size daha faydalı olacağını bilemezsiniz. Onun için varislerinizin bazısını tercih ve bazısını mahrum etmek için varise vasiyyet fikrinde bulunmayınız da Allah Teâlâ&#8217;nın tavsiye ettiği şekil üzere bırakınız. Ne bilirsiniz mahrum etmek istediğiniz kimse belki sonunda sizin için daha faydalı olacaktır. Bu mânâ &#8220;Varise vasiyyet yoktur.&#8221; hadis-i şerifi ile açıklanmıştır ki, ikinci âyette ile gösterilecektir. Bütün bunlar Allah tarafından fariza olarak takdir ve tavsiye olunmuştur. Bu kayıt da başta fiiline bağlı olarak aradaki açıklamaların hepsini kapsar. Bununla farz oluşu bir defa daha pekiştirilmiştir. Miras taksimi ilmi, işte bu farizaların ilmidir. Şüphe yok ki bu farizaları belirleyen ve size tavsiye eden Allah, ta ezelden beri âlim ve hakimdir. Bundan dolayı bunların hepsini, Allah Teâlâ&#8217;nın, ilim ve hikmeti ile farz ve takdir buyurmuş olduğunda dünya ve ahiret fayda ve menfaatinize uygun bulunduğunda hiç şüphe etmeyiniz. Bu paylaşmanın doğru olduğunu, noksan aklınız kavramaz da &#8220;kadınlara hiç verilmeseydi veya eşit verilseydi, yahut şu yönü şöyle olsaydı&#8221; gibi düşüncelere saplanacak olursa, onu Allah&#8217;ın ilmine havale ediniz ve gereği ile amel ediniz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;">Elmalılı Hamdi Yazır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/153/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/153/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=153&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bana Allah&#8217;ı Anlat!</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:06:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;ın üstün gücünü yine evrendeki kusursuz yaratılışbize gösterir. Ancak asıl olarak Allah bize Kendisini insanlara doğruyu gösteren bir rehber olarak indirdiği Kuran&#8217;da tanıtmıştır. Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın tüm üstün sıfatları; aklı, ilmi, şefkati, merhameti, adaleti, her yeri sarıp kuşatan olduğu, herşeyi işiten ve gören olduğu, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi, tek İlahı olduğu, mülkün tek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=151&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah&#8217;ın üstün gücünü yine evrendeki kusursuz yaratılışbize gösterir. Ancak asıl olarak Allah bize Kendisini insanlara doğruyu gösteren bir rehber olarak indirdiği Kuran&#8217;da tanıtmıştır. Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın tüm üstün sıfatları; aklı, ilmi, şefkati, merhameti, adaleti, her yeri sarıp kuşatan olduğu, herşeyi işiten ve gören olduğu, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi, tek İlahı olduğu, mülkün tek hakimi olduğu haber verilmiştir.<br />
<span id="more-151"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>O Allah ki, O&#8217;ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O&#8217;dur. O Allah ki, O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Melik&#8217;tir; Kuddûs&#8217;tur; Selam&#8217;dır; Mü&#8217;min&#8217;dir; Müheymin&#8217;dir; Aziz&#8217;dir; Cebbar&#8217;dır; Mütekebbir&#8217;dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 22-24)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/151/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/151/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=151&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaratılış amacı Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:03:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:
… insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:</p>
<p>… <span style="text-decoration:underline;"><strong>insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım</strong></span>. (Zariyat Suresi, 56)<br />
<span id="more-150"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="color:red;">Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.</span></strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/150/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/150/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Niçin Deneniyoruz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/</guid>
		<description><![CDATA[Allah dünyada Kendisine iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener. Bu yüzden bir insanın &#8220;ben iman ettim&#8221; demesi yeterli değildir. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah&#8217;a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah&#8217;a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. Allah bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=149&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;">Allah dünyada Kendisine iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener.</span> <span style="color:red;">Bu yüzden<span style="text-decoration:underline;"> bir insanın &#8220;ben iman ettim&#8221; demesi yeterli değildir</span>. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah&#8217;a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah&#8217;a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. <span id="more-149"></span></span>Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
O, amel (davranışve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/149/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/149/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=149&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BEn Allah&#8217;a inanıyorum Dine ne Gerek var?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, kendisine bir &#8220;hiçken&#8221; can veren, yaşatan, yediren, içiren, sağlık veren Yaratıcımızın emirlerini, hoşnut olacağı şeyleri öğrenmek olmalıdır. Daha sonra da tüm hayatını Allah&#8217;ın emirlerine uyarak ve Allah&#8217;ın hoşnutluğunu arayarak geçirmelidir. Allah&#8217;ın razı olacağı ahlakı, davranışları ve yaşam biçimini bize gösteren ise dindir. Allah Kuran&#8217;da dine uyan insanların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=148&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah&#8217;ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, kendisine bir &#8220;hiçken&#8221; can veren, yaşatan, yediren, içiren, sağlık veren Yaratıcımızın emirlerini, hoşnut olacağı şeyleri öğrenmek olmalıdır. Daha sonra da tüm hayatını Allah&#8217;ın emirlerine uyarak ve Allah&#8217;ın hoşnutluğunu arayarak geçirmelidir.<span style="text-decoration:underline;"><strong> Allah&#8217;ın razı olacağı ahlakı, davranışları ve yaşam biçimini bize gösteren ise dindir<span id="more-148"></span>. Allah Kuran&#8217;da dine uyan insanların doğru bir yol üzerinde olacaklarını, diğerlerinin ise sapıklık içine düşeceklerini haber vermiştir:</strong></span><br />
<strong><span style="text-decoration:underline;"><br />
Allah, kimin göğsünü İslam&#8217;a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? <span style="color:red;">Fakat Allah&#8217;ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmışolanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler</span>. (Zümer Suresi, 22)</span></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/148/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/148/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=148&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Din nasıl Yaşanılır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-nasil-yasanilir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-nasil-yasanilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-nasil-yasanilir/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;a inanan ve O&#8217;na gönülden itaat eden insanlar, yaşamlarını Allah&#8217;ın Kuran&#8217;daki tavsiyelerine uygun olarak düzenlerler. Dini yaşayan insan vicdanının gösterdiği doğrulara uyarak yaşamını sürdürür ve içindeki negatif ses olan nefsinin kötü olarak emrettiği herşeyi bırakır. Allah insanları dini yaşama fıtratı ile yarattığını Kuran&#8217;da şöyle bildirir:
Öyleyse sen yüzünü Allah&#8217;ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah&#8217;ın o [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=147&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-decoration:underline;">Allah&#8217;a inanan ve O&#8217;na gönülden itaat eden insanlar, yaşamlarını Allah&#8217;ın Kuran&#8217;daki tavsiyelerine uygun olarak düzenlerler</span>. D<strong>ini yaşayan insan vicdanının gösterdiği doğrulara uyarak yaşamını sürdürür ve içindeki negatif ses olan nefsinin kötü olarak emrettiği herşeyi bırakır</strong>.<span id="more-147"></span> Allah insanları dini yaşama fıtratı ile yarattığını Kuran&#8217;da şöyle bildirir:</p>
<p>Ö<span style="text-decoration:underline;"><strong>yleyse sen yüzünü Allah&#8217;ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah&#8217;ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah&#8217;ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/147/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/147/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/147/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/147/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/147/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=147&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-nasil-yasanilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;(c.c.)a NAsıl Kulluk Ederiz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;a kulluk etmek, insanın tüm yaşamını Allah&#8217;ın hoşnutluğunu, rızasını kazanmak amacıyla sürdürmesidir. Yaptığı her işi Allah&#8217;ın razı olacağı en güzel şekilde yerine getirmeye çalışması, yalnızca Allah&#8217;tan korkup sakınması ve tüm düşüncelerini, sözlerini, fiillerini bu amaç doğrultusunda yapmasıdır. Allah Kuran&#8217;da yalnızca Kendisine kulluk etmenin insanın tüm yaşantısını kapsadığına şu ayetiyle dikkat çekmiştir:
De ki: &#8220;Şüphesiz benim namazım, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=144&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah&#8217;a kulluk etmek, insanın tüm yaşamını Allah&#8217;ın hoşnutluğunu, rızasını kazanmak amacıyla sürdürmesidir. Y<strong>aptığı her işi Allah&#8217;ın razı olacağı en güzel şekilde yerine getirmeye çalışması, yalnızca Allah&#8217;tan korkup sakınması ve tüm düşüncelerini, sözlerini, fiillerini bu amaç doğrultusunda yapmasıdır</strong>.<span id="more-144"></span> Allah Kuran&#8217;da yalnızca Kendisine kulluk etmenin insanın tüm yaşantısını kapsadığına şu ayetiyle dikkat çekmiştir:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>De ki: &#8220;Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ındır.&#8221; (Enam Suresi, 162)</strong></span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/144/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/144/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=144&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>