<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Allah&#8217;ın Varlığı</title>
	<atom:link href="http://isoru.wordpress.com/category/allahin-varligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	<description>Sorular ve Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2009 22:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='isoru.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/c376614cc4563b1d52afa184ab52b2de?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Allah&#8217;ın Varlığı</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Sünetullah ne demektir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/sunetullah-ne-demektir-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/sunetullah-ne-demektir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:51:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[SÜNNETULLAH
“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)
Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.

Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır.  Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=129&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:navy;"><strong>SÜNNETULLAH</strong></span></p>
<p><strong><em>“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)</em></strong></p>
<p><strong>Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.<br />
<span id="more-129"></span><br />
<span style="color:red;">Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır. </span> Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın tarihî süreç içerisinde benimsediği misyonla  ilgili olarak geçerli kaideler olarak tecelli eder. Kur’an’da her iki hususu da ifade eden ayetler mevcuttur.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Tabiatta sünnetullahın tecellisi ile ilgili ayetlerden bazıları:</strong></span></p>
<p><strong><em>“Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.” (Rahman 5)</em></strong></p>
<p><strong><em>“Sonra duman halindeki göğe yöneldi, ona ve     yerküreye; isteyerek veya istemeyerek gelin! dedi. İkisi de “isteyerek geldik” dediler.</em></strong></p>
<p><strong><em>“Böylece onları iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti….” (Fussilet 11-12)</em></strong></p>
<p><strong>Biz burada, tabiattaki sünnetullahın tecellisinden ziyade, ilâhî teklifin muhatabı insanın benimsediği role göre, sünnetullahın tecellisini anlamaya çalışacağız.</strong></p>
<p><strong>Kur’an’a baktığımızda bu konuya çok geniş bir yelpazede dikkatlerin çekildiğini görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Kur’an bu hususa, insanın tarih serüveni içerisinde, peygamberlerin tevhid mücadelelerini anlatan kıssalarla dikkatlerini çekmektedir. Fakat, ilâhî mesajı anlamaya yanaşmayanlar bu hususu alay konusu yapmışlardır.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Kur’an bu hususu şu şekilde haber vermektedir:</strong></span></p>
<p><strong><em>“Onlara Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, ‘öncekilerin masalları’ derler.” (Nahl 24)</em></strong></p>
<p><strong>Bu şekilde Rablerinden geleni küçümserler.</strong></p>
<p><strong>Halbuki insanın yaratılış sebebi olan ‘denenme’ tarih alanında gerçekleşmektedir.</strong></p>
<p><strong>Tarih, insanın ufkunu genişletir. Önceki milletlerin durumlarını, yaşadıkları devirleri, topluma yön veren şahsiyetlerin hayatlarını tanıma imkanı verir.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>İnsan ve toplum hayatında ‘sünnetullahın’ nasıl gerçekleştiğine, medeniyetlerin nasıl kurulduğu ve yozlaşıp yok olduğuna tarih şahitlik etmektedir.</strong></span></p>
<p><strong>Kur’an’ın, önceki milletlerin hallerini anlatmasının gayesi teferruatlı bir hikayecilikten öte insanın tarihte gerçekleşen olaylardan kısa ve öz anlatımla gerekli ders ve ibretleri almasıdır.</strong></p>
<p><strong>Kur’an’da bahsedilen tarihî olaylar, iman ve İslam’ın, küfür ve şirkin, fısk ve fücurun, insanları nasıl farklı yönlere götürdüğünün seyredildiği parlak bir aynadır. Bundan dolayıdır ki, <span style="color:red;">insanları Allah’ın dinine davet etme sorumluluğunu taşıyan her müslümanın yeterli bir tarih kültürüyle birlikte tarih şuuruna da sahip olması lazımdır.</span> Çünkü, tarih maziden âtiye atılan bir köprüdür. Bu köprünün tahrip edilmesi, köküyle irtibatı kesilen ağacın dalları gibi mazi ile âtiyi birbirinden koparır.</strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kur’an’da ifadesini bulan sünnetullahtan bazı örnekler:</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><strong>1. Akıl ve irade sahiplerine dayatma yoktur.</strong></span></p>
<p><strong><em>“İnsana doğru yolu gösterdik, artık ister şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan 3)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>2. Önce sorumlulukları, konusunda bilgilendirir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar olmadan yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (Şuara 208-209)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>3. Mühlet verir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Eğer Allah insanları zulüm yapmalarından ötürü hemen cezalandırsaydı, yer yüzünde bir canlı bırakmazdı.” (Nahl 61)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>4. Bir millet kendini bozmadıkça Allah da onları bozmaz.</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong><em>“Bir toplum kendini değiştirmedikçe  Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmez.” (Rad 11)</em></strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><strong>5. Azabın görülmesinden sonraki iman kişiye fayda vermez.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları   kendilerine bir fayda vermeyecektir.” (Mümin 85)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>6. Kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.” (Fatır 43)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>7. Nankörlük helak sebebidir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice kasabaları yok ettik.” (Kasas 58)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>8. Büyüklük taslamak helak sebebidir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helak ettik. Andolsun ki Musa onlara apaçık delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı.” (Ankebut 38)</em></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Yoldan saparak azanların azap görmeleri, inanıp iyi işler yapanların ise dünya ve ahiret hayatında yardım görmeleri sünnetullahtır.</strong></span></p>
<p><strong><em>&#8220;Şüphesiz Peygamberimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin, şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Mümin 51)</em></strong></p>
<p><strong>Günümüzdeki  bazı meselelerin kökleri tarihin çok derinliklerine uzanmaktadır. Bu meseleleri tam kavrayabilmek, geçirdikleri tarihî süreci de bilmeyi gerektirmektedir.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Asrımızdaki hıristiyanların İslam’a ve müslümanlara olan husûmetini tam olarak kavrayabilmek için, Haçlı Seferlerini; diğer taraftan yahudilerin İslam’a ve müslümanlara olan hınçlarını anlamak için de, Rasulullah ve sahabilerin, Kaynuka, Nadir, Kureyza yahudileri ile olan mücadelelerine uzanan süreci bilmek ve anlamak; bunun da ötesinde tarih boyunca devam eden Hak batıl mücadelesini kavramak lazımdır.</strong></span></p>
<p><strong>Nasıl ki, nehirlerin akıp gittiği bir yatağı varsa, tarihinde akıp gittiği bir yatağı vardır.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Uyanık çiftçinin, tarlasını su basmasın diye suyun yatağına müdahalesi gibi, emperyalist batı dünyası da tarihi öğrendiği için, tarihinden habersiz toplumları çok kolay sömürmenin, hatta yönetmenin  yolunu bulmuşlar, tarihin seyrini dilediği gibi değiştirip yön vermeye çalışmaktadırlar.</strong></span></p>
<p><strong>Hıristiyan ve yahudi dünyasının, halkı müslüman   ülkelerdeki tahakkümüne ve buralarda tezgahladıkları oyuna tarih penceresinden baktığımızda olayların arka planına vâkıf olmamız daha kolay olacak, hile ve desiselerinin önünü alma imkanı doğacaktır.</strong></p>
<p><strong>A.B.D’nin Irak’ta, Sünni, Şia kavgasını başlatıp körüklemesi, bu işi tezgahlayanların İslam tarihine vâkıf olduklarını, bu oyuna gelenlerin de bunan bî-haber olduğunu göstermektedir.</strong></p>
<p><strong>Tarih, aynı şartlar ve sebeplerin meydana getirdiği benzer olayların daha iyi anlaşılmasını sağlar. “Tarih tekerrürden ibarettir” deyimi bunu çok güzel ifade etmektedir. Mesela, müşriklerin tarih boyunca aynı tepkileri gösterdikleri değişik ayetlerde ifade buyrulur. İşte bir tanesi:</strong></p>
<p><strong><em>“Evet, işte böyle! Onlardan önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki, ona sihirbaz veya deli dememiş olsunlar. Onlar bunu birbirine tavsiye mi etmişlerdi. Hayır onlar azgın bir kavimdi.” (Zariyat 52-53)</em></strong></p>
<p><strong>Yani bu kavimler Allah’a karşı büyüklenip azgınlık gösterme hususunda aynı olduklarından, yaptıkları işler de aynı neticeyi vermiştir.</strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Tarihteki yükseliş ve alçalışları,  manevî ve ahlâkî  sebeplere bağlamaya özen göstermeliyiz. Maddî ilerlemeler yükseliş kabul edilmemelidir. Tarihi dikkatli bir şekilde incelediğimizde görürüz ki, insanlık vahye bağlandığı müddetçe yükselmiş, büyük medeniyetler kurmuş, vahiyden uzaklaştığı zaman büyük alçalışlar yaşamış, insanlıktan da uzaklaşmıştır.</strong></span></p>
<p><strong>İbret alınsaydı yanlışlar tekerrür eder miydi?</strong></p>
<p><strong>Nureddin Soyak</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/129/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/129/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=129&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/sunetullah-ne-demektir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın özü ve nitelikleri nelerdir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:46:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH AKLA SIĞMAZ
AMA AKIL ALLAH&#8217;I BULACAK KUVVETTEDİR
SORU: Allah&#8217;ın özü ve nitelikleri nelerdir?
CEVAP: Allah (c.c), yarattığı şeylerden, onların benzerinden ve hakikisinden başkadır.
Aslında insan, şu sınırlı âlemde, sınırlı düşünür, sınırlı görür, sınırlı duyar. Bu âlemde
insanın gördüğü şeyler, milyonda 4.5 nisbetindedir. Duyduğu şeyler de o kadardır. Meselâ,
saniyede kırk defa titreşim yapan bir sesi duymaz. Binleri aşan titreşimi de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=99&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>ALLAH AKLA SIĞMAZ<br />
AMA AKIL ALLAH&#8217;I BULACAK KUVVETTEDİR<br />
SORU: Allah&#8217;ın özü ve nitelikleri nelerdir?</strong></p>
<hr />CEVAP: Allah (c.c), yarattığı şeylerden, onların benzerinden ve hakikisinden başkadır.<br />
Aslında insan, şu sınırlı âlemde, sınırlı düşünür, sınırlı görür, sınırlı duyar. <span style="text-decoration:underline;">Bu âlemde<br />
insanın gördüğü şeyler, milyonda 4.5 nisbetindedir. Duyduğu şeyler de o kadardır. Meselâ,<br />
saniyede kırk defa titreşim yapan bir sesi duymaz. Binleri aşan titreşimi de duymaz. Yani<br />
ne çok az titreşimi, ne de çok titreşimi duyamaz. Öyleyse, insanın titreşimleri duyması<br />
sınırlıdır. Ve milyonda birkaç nispetinde bir şeydir. Görüş ve duyuş sahası da çok dardır.<br />
Bu kadar sınırlı gören, duyan, bilen bir insanın; Allah niçin görünmüyor? Nasıldır? demesi<br />
O&#8217;na keyfiyet, kemmiyet izafe ederek, -hâşâ ve kellâ- O&#8217;nun üzerinde düşünmesi, kendini<br />
ve haddini bilmemesi demektir. Sen nesin ve neyi biliyorsun ki, Allah&#8217;ı da bilesin? <strong>Allah<br />
kemmiyet ve keyfiyetten münezzehtir</strong>.</span><br />
<span id="more-99"></span><br />
Sen ışık hızıyla (saniyede üçyüz bin kilometre) trilyon sene ötelere gitsen, trilyonlar senelik<br />
öteleri görsen, bütün bu kâinatları üs üste yığsan, Allah&#8217;ın vücudu yanında mikroskobik bir<br />
şey bile olamaz. (Yani mikroskopla görünen küçücük bir zerrecik bile olamaz). Biz, daha<br />
Antartika kıtasını bilemezken, bütün kâinatı gözümüz önünde tutan Allah&#8217;ın -hâşâ ve kellâ-<br />
(nitelik ve niceliği) hakkında nereden bilgimiz olacak. Allah, Allah olduğu için, O&#8217;nun<br />
tabiriyle (nitelik) ve (nicelikten) mukaddes ve münezzehtir. O tasavvurlarımızın da<br />
ötesindedir. Evet, hayalimize gelecek şey de Allah değildir (211). İslâm âlimleri: &#8220;Aklına ne<br />
gelirse, Allah ondan başkadır&#8221; demektedirler.<br />
Descartes da şöyle der: &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>İnsan herşeyi ile sınırlıdır. Sınırlı olan bir şey, sınırsız düşünemez.<br />
Allah ise, varlığı sınırsızdır, sonsuzdur. Öyle ise, Allah hakkında hükme varamayız.&#8221;</strong></span><br />
(211) Asrın Getirdiği Tereddütler &#8211; M. F. Dahhak.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/99/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/99/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/99/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=99&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SORU : Allah niçin gözükmüyor, neden göremiyoruz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:43:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: Önce, &#8216;neden göremiyoruz? sorusunu cevaplayalım:
A) Görme, ihata (yani bir şeyi en ince teferruatına kadar bilme, kaplama) meselesidir.
Mesela: İnsanın vücudunda mikroplar vardır, hatta bir dişin dibinde belki birkaç milyon
bakteri bulunur. Bu bakteriler ellerindeki imkan ve aletlerle insanın dişini yontmaya,
yıpratmaya, aşındırmaya çalışıyorlar. Halbuki, insan, bakteriler bu işleri yaparken bunların
ne gürültüsünü duyar, ne de bu bakterilerin varlığından [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=51&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: Önce, &#8216;neden göremiyoruz? sorusunu cevaplayalım:<br />
A) Görme, ihata (yani bir şeyi en ince teferruatına kadar bilme, kaplama) meselesidir.<br />
Mesela: İnsanın vücudunda mikroplar vardır, hatta bir dişin dibinde belki birkaç milyon<br />
bakteri bulunur. Bu bakteriler ellerindeki imkan ve aletlerle insanın dişini yontmaya,<br />
yıpratmaya, aşındırmaya çalışıyorlar. Halbuki, insan, bakteriler bu işleri yaparken bunların<br />
ne gürültüsünü duyar, ne de bu bakterilerin varlığından haberdardır. Onlar da tamamıyla<br />
insanı göremez. Nasıl görsün ki, zaten kendisi çok çok küçük bir şey. Onlar, ancak o anda<br />
neyin karşısında bulunuyorlarsa onu görürler. Hele hele, insanı, katiyyen ihata edemezler.<br />
Esasen, insanı görüp tam ihata edebilmeleri için, onun dışında ve tamamen.müstakil, yani<br />
ayrı olmaları ve aynı zamanda insanı görebilecekleri teleskop gibi bir göze sahip<br />
bulunmaları lazımdır. Demek ki, ihata edemeyişleri, görmelerine mani oluyor. Eğer ihata<br />
edebilselerdi, yani aynı anda insanın her tarafını kaplayabilselerdi, insanı görebileceklerdi.<br />
Bu misal mikro aleme ait.<br />
Bir de makro alemden misal vereyim. Büyük bir teleskopun<br />
başına oturalım. Düşünelim ki, bu teleskop, ışık yılıyla üç milyar yıl ötesini<br />
göstersin. Yine de bütün kainat ve mekanlar hakkındaki bilgimiz &#8220;Deryada katre&#8221; misali<br />
olacak. Çünkü, ne kadar uzağı görebilirsek görelim, yine de daha ötesi var. Boşluk<br />
(gökyüzü), sonsuza doğru gidiyor. Sadece teleskopla gördüğümüz saha hakkında bulanık<br />
faraziyeler (yani şöyle olabilir, böyle olabilir) nevinden bir kısım malumata sahip olacağız.<br />
Demek ki, biz kainatın idaresini, umumi şeklini, muhtevasını ve mahiyetini göremeyecek<br />
ve idrak edemeyeceğiz. Çünkü, mikro alemde (çok küçük zerrecikler aleminde) olduğu gibi,<br />
makro alemde (kainat gibi büyük alemde) de tam bir açıklamaya sahip değiliz.<br />
Şimdi iyi düşün Kardeşim Aysel, daha biz mikro ve makro alemlerdeki varlıkları ihata<br />
edememişiz, onlardan habersiz, daha onları göremiyoruz da, nasıl onları yaratanı<br />
görebileceğiz? O kendisini göstermemeyi dilemiş üstelik.<br />
Biz, ancak mikro alemdeki bakteriler misali, neyin karşısında duruyorsak ancak onu<br />
görebiliyoruz. Yani gözümüz neyi ihata edebiliyorsa, neyi görebiliyorsa, onu görebiliyoruz.<br />
Şöyle bir misal daha vereyim: Allah&#8217;ın varlığı meselesinde atomlardaki elektronların<br />
durmadan hareket ettiğini yazmıştık. Ancak bazılarındaki hareketi görebiliyoruz, diye<br />
ilmin yüzde yüz doğruluğunu ispat etmiş olduğu elektronların hareketlerini inkar mı<br />
edeceğiz? Elbette hayır. Öyle ise, varlığında hiç şüphe edilmeyen Allah&#8217;ı (c.c.) görmüyoruz<br />
diye inkar mı edeceğiz? Öyleyse, görmemek bir şeyin olmadığını göstermez. Ve O diyor ki,<br />
ben, Lâtîf im. (30-a)<br />
(30-a) Lâtîf; görünmeyen incelikte demektir. Meselâ, su, hava ve cam lâtîf olduğu için,<br />
pencereden dışarıyı, bardaktan karşıyı görebiliyoruz&#8230;<br />
Bir misal daha: Sütün içinde yağ ve peynirin bulunduğunu adımız gibi biliyoruz. Ama<br />
sütün içinde ne yağ ne de peynir gözükmemektedir. Şimdi, biz kesin olarak bildiğimiz yağ<br />
ve peyniri görmüyoruz diye inkar mı edeceğiz? Elbette hayır. O halde adımız gibi bildiğimiz<br />
Rabbimiz&#8217;i, görmüyoruz diye inkar edemeyiz. (Belki adımızı unutabiliriz ama Rabbimiz&#8217;i<br />
asla).<br />
Bir yerimiz ağrıdığı zaman ağrıyı hissediyor, duyuyoruz ama göremiyoruz. Göremiyoruz<br />
diye ağrıyı reddedemeyiz. Ağrıyı görmüyor, fakat hissediyorum, onun için de varlığına<br />
inanıyorum, dersin.<br />
Allah&#8217;ı görmüyorsun ama O&#8217;nu hissediyorsun, her sanatında O&#8217;nu görür gibi hissediyorsun.<br />
Hele, bir de şöyle sakin kafa, selim bir akıl ile düşünürsen, büyük bir felaketle, dayanılmaz<br />
bir acıyla karşılaşırsan, inadı, kibri ve gafleti bırakıp asli yaratılışınla başbaşa kalırsan,<br />
başka bir şeye değil, inan sadece Allah&#8217;a yalvarır, O&#8217;ndan yardım dilersin&#8230;<br />
Açık olan bir cereyan kablosunda, cereyanın olduğunu kesinlikle biliyoruz. Fakat onu<br />
göremiyoruz. Cereyanı göremediğimiz halde, nasıl varlığını inkar edemiyorsak, Allah&#8217;ın da<br />
varolduğunu bildiğimiz halde, göremiyoruz diye inkar edemeyiz.<br />
Bir odada otururken, kapı ve pencereyi açtığımız zaman cereyanın bize etki ettiği, bizi<br />
çarptığı bir gerçek. Cereyanı elle tutup, gözle göremediğimiz halde, nasıl inkâr etmemiz<br />
mümkün değilse, Allah-u Teala&#8217;nın da sanatlarına bakıp, O&#8217;nun varlığını kabul ettiğimiz<br />
halde, O&#8217;nu göremiyoruz diye inkar etmemiz mümkün değildir.<br />
B) Nur, Allah&#8217;ın hicabıdır, yani perdesidir. Biz nuru dahi ihata edemiyoruz. Yani, her<br />
tarafını çepeçevre sarıp kaplayamıyoruz. (En ince teferruatına kadar bilemiyoruz.)<br />
Peygamber Efendimize (s.a.v), miraçtan döndüğünde sahabeyi kiram sordu: &#8220;Rabb&#8217;ini<br />
gördün mü?&#8221; Rasulullah, bir defasında şöyle buyurdular: &#8220;Nasıl görürüm O&#8217;nu.&#8221; Başka bir<br />
yerde buyururlar ki: &#8220;Ben bir nur gördüm. Halbuki, nur mahluktur yani yaratılmıştır. Allah<br />
ise, nuru nurlandırandır. Yani nura şekil veren, biçim veren, tasvirini yapan Allah&#8217;tır. Nur,<br />
Allah değildir. O&#8217;nun yaratığıdır.&#8221; Başka bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v): &#8220;Allah&#8217;ın hicabı<br />
(perdesi) nurdur. Yani sizinle Onun arasında bir nur vardır.&#8221; Elbette göremeyiz.<br />
Elbette gözümüz kamaşır, bakamayız. Şimdi, Allah&#8217;ın yaratmış olduğu Güneş&#8217;e<br />
bakamıyoruz da, yani tam olarak göremiyoruz da, nasıl onu yaratan Allah&#8217;ı görürüz?<br />
Elbette göremeyiz.<br />
Aklımızı ele alırsak; doktorlar, kafa tasımızı yarıp, aklımızı görmek için baktıklarında,<br />
göremiyorlar. Akıl yok da ondan mı göremiyorlar? Elbette hayır. Şimdi, aklı göremiyoruz<br />
da, nasıl aklı yaratan Allah&#8217;ı göreceğiz? Elbette göremeyiz. Nasıl ki, aklı göremedik diye aklı<br />
inkar etmemiz mümkün değildir. Akıl görünse dahi, Allah yine gözükmez.<br />
Gelelim, &#8216;Allah (c.c) niçin görünmüyor?&#8217; sorusuna:<br />
Bazı müfessirler, ayet-i kerimedeki &#8220;İbadet etsinler&#8221;den maksat: &#8220;Beni tanısınlar, beni<br />
bilsinler&#8221; demektir diye tefsir etmişlerdir.(30-b) Allah başka bir ayetinde:<br />
&#8220;Amelce hanginiz daha güzeldir diye sizi imtihan etmek için hem ölümü, hem hayatı<br />
yaratan O&#8217;dur. O azizdir, herşeye galibdir, gafur&#8217;dur (çok bağışlayandır)&#8221; (31)<br />
buyurmaktadır.<br />
(30-b) Bu konuda tam mutmain olmak için akaid okumak gerekir.<br />
Diğer bir ayetinde: &#8220;Müslümanlar, öyle kimselerdir ki, onlar Allah&#8217;ı görmedikleri halde<br />
inanırlar. (İnançlarını ispat eden) namazlarını dosdoğru kılarlar. Verdiğimiz rızıktan<br />
yerler, başkalarına da yedirirler.&#8221;(32) Başka bir ayetinde de: &#8220;Sen ancak Kur&#8217;an&#8217;a tabi olan,<br />
onunla amel eden ve görmediği Rahman&#8217;a içten saygı besleyen kimseyi sakındırırsın. İşte<br />
onu hem bir mağfiretle (dünyadaki günahların bağışlanmasıyla), hem de iyi mükafatla<br />
(cennetle) müjdele&#8221; buyurmaktadır. Kardeşim Aysel, ben Kuran&#8217;dan bu konu ile ilgili<br />
ayetlerden sadece birkaç tanesini yazdım.<br />
Rabbimiz, birinci ayette, cinleri ve insanları kendisini tanısınlar, ibadet etsinler diye, ikinci<br />
ayette de, amelce hangimiz güzeliz, ölümü ve hayatı, yani şu yaşamımızı imtihan etmek<br />
için yarattığını buyurmaktadır. Demek ki, insanın yaratılış gayesi Allah&#8217;a (c.c.) ibadet<br />
etmekle, imtihan için gönderilmiş olmasıdır. Eğer, Allah (c.c.) gözükseydi, imtihanın<br />
hükmü kalmazdı.<br />
Böylece de Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirenlerle, getirmeyenler bilinemezdi. Yazmış<br />
olduğum üçüncü ayette de, Rabbimiz Müslümanların vasıflarını söylerken: &#8220;Görmedikleri<br />
halde Allah&#8217;a (c.c.) inanırlar&#8221;, demektedir. Demek ki, mühim olan görmeden inanmaktır.<br />
Görünce herkes inanır&#8230; O zaman inanmanın bir değeri olmazdı.<br />
(31) Mülk: 2.<br />
(32) Bakara: 3.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/51/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/51/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/51/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=51&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;ân Ahlakında Erkek Karakteri.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 22:24:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Çekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</guid>
		<description><![CDATA[Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" align="left" height="259" width="346" /><span style="text-decoration:underline;">Ku</span><span style="text-decoration:underline;">ran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktı</span>r. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. <strong>Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır.</strong> Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.<br />
<span id="more-223"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>En Güzel Örnek Peygamberlerimizdir</strong></span></p>
<p>Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişiler peygamberlerimizdir. Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)in güzel bir örnek olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. </strong></span></span>(Ahzab Suresi, 21)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Peygamberimiz (sav)’i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden,</strong></span><img src="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" align="right" height="211" width="282" /><span style="text-decoration:underline;"><strong> güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz.</strong> Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah’ın müminler için örnek kıldığı, Allah’ın razı olduğu kişilerdir. Allah, Yusuf Suresi’nde şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><strong>Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır</strong></span>…</span> (Yusuf Suresi, 111)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Muhammed (sav)’in Örnek Üslup ve Tavırları</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran’da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. </strong></span></span>(Kalem Suresi, 3-4)</p>
<p>Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:</p>
<p>“… <strong><em>Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.</p>
<p>… Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.</p>
<p>Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.</p>
<p>İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.</em></strong>” 1</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Adaleti</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.</span></span> Allahın “<span style="text-decoration:underline;"><strong>Rabbim adaletle davranmayı emretti</strong></span>” (Araf Suresi, 29) ayetinde bildirdiği gibi, her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Konuşma Üslubu</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamber Efendimiz (sav)’in konuşmaları her zaman insanlara Allah’ı, O’nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah’a çağıran, insanlara Allah’ı sevdiren ve O’ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmuştur</span>. Peygamberimiz (sav)’i örnek alan Müslüman erkeklerin de her konuşmalarında Allah’ı unutmadıkları belli olmalıdır.</p>
<p>Ayrıca onun sünnetine uyanlar onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin</strong></span></span>.” 2</p>
<p align="center"> <img src="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" height="290" width="302" /></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Nezaketi ve Hoşgörüsü</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır. Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimiz (sav)’in nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav), hem bir peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.</span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)’in evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“S<span style="text-decoration:underline;"><strong>ahabelerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye ‘Ebû Turab’, bir başka Sahabisine ‘Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.</strong></span>”</p>
<p>“<span style="text-decoration:underline;"><strong>Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi</strong></span>.” 3</p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. İbrahim’in Misafirperverliği</strong></span></p>
<p>Rabbimizin Kuran’da haber verdiğine göre, Hz. İbrahim’e insan suretinde gelen melek elçiler onun evinde konuk olmuşlardır:</p>
<p><img src="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" align="left" height="190" width="275" />S<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. “Yabancı bir topluluk.</strong></span></span>” (Zariyat Suresi, 24-25)</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi</strong></span></span>. (Hud Suresi, 69)</p>
<p>Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, gelen konukların farklı kişiler olduklarını hemen anlamıştır. Buna karşın hiç tanımadığı bu konuklarına karşı çok üstün bir misafirperverlik örneği göstermiş, hemen çok güzel ikramlarda bulunmuştur. Hz. İbrahim’in tanımadığı misafirlerine hemen ikramda bulunması, onun üstün ahlakının bir tecellisidir.<span style="text-decoration:underline;"><strong> İkramın, misafirlerden bir talep gelmeden yapılması, Müslümanların örnek almaları gereken ince düşünce özelliklerinden biridir. Hz. İbrahim’in gösterdiği ince düşünce örneklerinden bir diğeri de, bu ikramı sezdirmeden hazırlamasıdır:</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); “yemez misiniz?” dedi.</strong></span></span> (Zariyat Suresi, 26-27)</p>
<p class="post">
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Musa’nın Güvenilirliği</strong></span></p>
<p>Hz. Musa, Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen’e doğru yönelmişti. Medyen suyunda<img src="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" align="right" height="401" width="337" /> hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa’nın ayetlerde anlatıldığı üzere, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar Hz. Musa’ya hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:</p>
<p>M<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>edyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı…</strong></span></span> (Kasas Suresi, 23-24)</p>
<p>Burada Hz. Musa’nın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneğini görüyoruz. <span style="text-decoration:underline;">Dikkat edilirse bu olayda Hz. Musa, hiç tanımadığı iki yabancı kişiye giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve saygılarını kazanmıştır. Öte yandan ayette “çobanlar” olarak tanımlanan kişilerin ise Hz. Musa’nın tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)</span></p>
<p>Demek ki bir Müslümana yakışan tavır, <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ayette “çobanlar” olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa’yı örnek alarak alabildiğince nezaketli, ince düşünceli, halden anlayan, nezih, bakanın hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.</strong></span></span></p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Süleyman’ın Estetik Anlayışı</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: “Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.” Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar</strong></span></span>.” (Sad Suresi, 31-32)</p>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" align="left" height="305" width="275" />Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman’ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah’ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Dünyanın huzur ve barış dolu geleceği için yapılması gereken, peygamberlerin ahlakıyla ahlaklanmış inançlı ve güzel huylu nesiller yetiştirmeye gayret etmek olmalıdır. Bu amaçla yetişme çağında olan çocuklara başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere tüm peygamberleri Kuranda anlatılan üstün yönleriyle tanıtmak, Kuran ahlakının gereği olan güzel davranışları öğütlemek gerekmektedir. Bu konuda aileler başta olmak üzere, eğitmenler, gazeteciler, köşe yazarları ve televizyonculara önemli sorumluluklar düşmektedir. Modern, inançlı, vatansever, ahlaklı, dürüst nesillerin yetişmesi hem toplumların hem tüm dünyanın refahı için mutlak zorunluluktur.</strong></span></span></p>
<p>KAYNAKLAR:<br />
1. Tirmizi, Taberani; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 798<br />
2. Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5<br />
3. Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340</p>
<p>Kaynak: İlmi Mercek Dergisi</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/223/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/223/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İnsanda olması gereken sabır nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 21:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[İnsanları karanlıklardan nura çıkaracağı bildirilen Kuran’da (İbrahim Suresi,1), emredilen tavırlardan biri “sabretmek”tir. Kuran’da öğretilen gerçek sabır, sadece zorluklar karşısında değil, aksine hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir. Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar rahatlık ve nimet içindeyken de güzel ahlakta kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince bu ahlakla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=222&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://img85.imageshack.us/img85/7171/insan40ndansonravx3.jpg" align="left" height="176" width="249" /><span style="color:red;">İnsanları karanlıklardan nura çıkaracağı</span> bildirilen Kuran’da (İbrahim Suresi,1), emredilen tavırlardan biri “sabretmek”tir. <span style="text-decoration:underline;">Kuran’da öğretilen gerçek sabır, sadece zorluklar karşısında değil, aksine hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir. Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar rahatlık ve nimet içindeyken de güzel ahlakta kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince bu ahlakla yaşamayı gerektirir.</span><span id="more-222"></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret</strong></span></span>. (Mearic Suresi, 5)</p>
<p><strong>Sabır, Allahın Rızasını Kazanmak İçin Bir Anahtardır</strong></p>
<p>Müminler yalnızca Allah için sabrettiklerinden dolayı sabırlarının karşılığında mutlaka somut bir karşılık beklentisi içine girmezler. Gösterdikleri üstün ahlak neticesinde Rabbimiz’in rızasını kazanacaklarını ummak, onlar için alabilecekleri tüm karşılıkların en güzelidir.</p>
<p>“…<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> Sabır gösterenleri müjdele</strong></span></span>.” (Bakara Suresi, 155)</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah Kur’an’da “sabredenlerle beraber” olduğunu </strong></span></span>(Bakara Suresi, 153) bildirerek, sabrın müminlere pek çok güzelliğin kapısını açan eşsiz bir anahtar olduğunu bildirmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Sabır, Ancak Allah Rızası İçin Gösterilir</strong></span></p>
<p>B<span style="text-decoration:underline;">ir ömür boyu devam eden gerçek sabrın asıl kaynağı müminlerin Allah’a olan imanlarıdır. İman eden bir mümin tüm olayların ardında Allah’ın yarattığı binlerce hayır ve hikmetin gizli olduğunu bilir. Rabbimizin kendisi için belirlediği kadere tereddütsüz teslim olur ve rıza gösterir. Bu nedenle sabır mümin için zorlanarak yaşanan bir ahlak özelliği değil, tüm ibadetler gibi gönül rızasıyla ve hoşnutlukla yaşanan ve zevk alınan bir nimettir.</span></p>
<p>“<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel</strong></span></span>.” (Rad Suresi, 24)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Toplumda yaşanan yanlış sabır anlayışı: Tahammül etmek</span></p>
<p>Kuran’da öğretilen sabır anlayışını bilmeyen kimseler sabrı, hiçbir çaba göstermeden, sadece “söylenerek” bekleme şeklinde algılarlar. Hatta bu şekilde aciz bir tavır sergilemenin son derece erdemli bir davranış olduğuna da inanırlar. Oysa Allah Katında makbul olan sabır aklın, vicdanın ve maddi manevi tüm imkanların kullanılarak zorlukların ortadan kaldırılmasını teşvik eder.</p>
<p>“…<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> sürekli olan ’salih davranışlar’ ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.</strong></span></span>” (Kehf Suresi, 46)<br />
<span style="text-decoration:underline;"><br />
Tahammül Göstermek dünyada azap kaynağı olur<br />
</span><br />
Dünyada imtihan gereği Allah kullarını güzelliklerle deneyebileceği gibi zorluklarla da deneyebilir.</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.</strong></span></span> (Bakara Suresi, 155)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Allah’ın zorlukları sabretmek için kaderde yarattığını düşünmeden hoşa gitmeyen durumlara ‘katlanmak’, ‘tahammül etmek’ dünyada da bir azaptır. Çünkü tahammülün karşılığında bir beklenti içine giren insan, dünyada her zaman bir karşılık bulamayabilir.  Bu durumda hem zorluk içinde geçirdiği zamanı kaybeder hem de karşılığında dünyevi bir mükafat elde edemez.</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Dünyevi Çıkarlar uğruna sabredenler, Allah’ın hoşnutluğundan mahrum kalırlar</strong></span></p>
<p>Yüce Allah zorlukları, sabır gösterenleri ortaya çıkarmak için yaratmaktadır. Rabbimiz “Y<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>oksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?</strong></span></span>” (Al-i İmran Suresi,142) ayetiyle bu sırrı kullarına bildirmiştir.<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> Dünyevi çıkarlar uğruna bir olay karşısında tahammül edenler Allah’ın hoşnutluğundan ve vaat ettiği cennetten mahrum kalabilirler, ancak Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayarak sabır gösterenler Allah’ın izni ile cennete girmeyi umabilirler.</strong></span></span></p>
<p>Kaynak: İlmi Mercek</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/222/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/222/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/222/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=222&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/insanda-olmasi-gereken-sabir-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img85.imageshack.us/img85/7171/insan40ndansonravx3.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Muhabbetullah Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 21:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbetullah]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.

Şüphesiz Allah-u Zülcelal’in sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tevbe ve sabır gibi diğer makamlar bu son makama ulaşmak için basamaklardır. Allah-u Zülcelal’i sevmek kalben maddi ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=221&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.</p>
<p style="text-align:center;"><img src="http://w3.gazi.edu.tr/web/hnuhoglu/Beyaz%20Lale.jpg" height="417" width="555" /></p>
<p>Şüphesiz Allah-u Zülcelal’in sevgisi, kulluğun en son makam ve en üstteki derecesidir. Tevbe ve sabır gibi diğer makamlar bu son makama ulaşmak için basamaklardır. Allah-u Zülcelal’i sevmek kalben maddi ve manevi manada O’na yakın olmak için istek ve iştiyak duymasıdır. Allah-u Zülcelal’e itaat ve ibadet etmek de bu sevginin ürünleridir.</p>
<p><span id="more-221"></span></p>
<p>Allah-u Zülcelal’i bizzat, O’nun Resulünü de O’nun hatırı için sevmek farzdır. Bu hususta bütün islam alimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü çok sayıda ayet-i kerimede ve bir çok hadis-i şerifler bunu açıkca bildirmişlerdir. Bir ayet-i kerime de bütün mü’minleri, kapsayan bir ifade ile şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>“İman edenler Allah’ı her şeyden daha çok severler.” (Bakara; 165)</p>
<p>Bir ayet-i kerime de ise muhabbetin bulunmaması veya az olması halinde kötü sonuçlara dikkat çekilerek şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız mes-kenler size Allah&#8217;tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe; 24)</p>
<p>Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir çok hadis-i şeriflerinde Allah-u Zülcelal’i sevmeyi imanın şartından saymıştır. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Biriniz Allah ve Resulünü her şeyden fazla sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.”(Müttefekun Aleyh)</p>
<p>Rivayet edildiğine göre bir bedevi, Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in huzuruna gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet ne zamandır?” diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Kıyamete ne hazırladın?” buyurarak karşı bir soru sordu.</p>
<p>Bedevi: “Ona Allah ve Resulünün sevgisini hazırladım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:</p>
<p>“(Ne güzel şey hazırlamışsın.) Çünkü (kıyamette) kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Müttefekun Aleyh)</p>
<p>Enes (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir:</p>
<p>Müslüman olduğumuz günden beri bu habere sevindiğimiz kadar hiç sevinme-miştik. Çünkü biz de Allah’ı ve O’nun Resulünü seviyoruz. Bu yüzden, Kıyamet gününde sevdiklerimizle beraber olmayı umuyoruz.</p>
<p>Hz. Davud (Aleyhisselam)’a indirilen Zebur’da şöyle yazılı olduğu rivayet edilmiştir:</p>
<p>“Allah’ın halis kulları, O’ndan bir şey bekleyerek değil, Rabb olduğu için O’na kulluk edenlerdir. Allah cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, O’na karşı aynı şekilde kulluk ederlerdi.”</p>
<p>Allah-u Zülcelal’i severek O’na ibadet ve kulluk etmek, O’ndan dünya ve ahiret için iyilikler umarak bunu yapmaktan daha üstündür.</p>
<p>Ahirette en mutlu olanlar, bu dünya hayatında Allah-u Zülcelal’i en çok sevenlerdir. Çünkü bunlar Allah-u Zülcelal’i sevince, Allah-u Zülcelal’de onları sever.</p>
<p>Allah sevgisinin aslı ve çekirdeği bütün mü’minlerde vardır. Çünkü bunların sahip oldukları iman, ma’rifet ve sevgiden oluşan bir cevherdir. Ma’rifet Allah-u Zülcelal’i tanımak, muhabbet ise O’nu sevmektir. Bunları kemal derecesine ulaştırmak için çalışmak gerekir.</p>
<p>Allah-u Zülcelal’i tanımak ve bilmek lazımdır. Çünkü O’nu sevmenin kuvveti O’nu tanımanın ve bilmenin derecesiyle orantılıdır. İnsan başka şeyleri tanıdıkça sevgisi azalır, Allah-u Zülcelal’i tanıdıkça da sevgisi artar. Bundan dolayıdır ki, Allah-u Zülcelal’i en çok seven, O’nu en çok tanıyan ve bilen Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmuştur. Allah-u Zülcelal’i daha çok tanımanın ve bilmenin yolu ise daha çok tefekkür, zikir ve ibadet etmektir.</p>
<p>Anlatıldığına göre, Şuayb (Aleyhisselam) aşkından muhabbetinden daima ağlardı. Üç defa gözleri görmez hale gelmişti. Her defasında Allah-u Zülcelal şifasını vermekte idi. Sonunda şu vahy ile karşılaştı:</p>
<p>Ey Şuayb! Ateşten korkarak ağlıyorsan, ağlama artık seni ateşten korudum. Cennet arzusu ile ağlıyorsan, onu da sana nasip ettim.</p>
<p>Bunun üzerine Şuayb (Aleyhisselam) şöyle yalvardı:</p>
<p>Ey Rabbim! Onlar için ağlamıyorum. Sana kavuşmak için ağlıyorum.</p>
<p>Bu sefer ikinci bir vahy geldi:</p>
<p>Ağla ey Şuayb! Beni isteyenlere, bu alemde ağlamak düşer. Bu ağlamaya bana kavuşmaktan başka çare yoktur.</p>
<p>Sırrı-i Sakati şöyle anlatmıştır:</p>
<p>Kıyamet günü ümmetler Peygam-berlerin adıyla çağrılacaklardır. Mesela; ey Musa’nın, ey İsa’nın ümmeti diye sesleneceklerdir. Yalnız Allah’a muhabbet edenlere: “Ey Allah’ın velileri! Allah-u Teala’ya buyrun.” diye seslenilecek ve bunlar neşe ve heyecandan çıldıracak hale geleceklerdir.</p>
<p>Yahya b. Muaz şöyle demiştir:</p>
<p>Muhabbet ile bir hardal tanesi kadar ibadet, sevgisiz yetmiş senelik ibadetten, benim için daha makbuldür.</p>
<p>Bilindiği gibi, ahirette insanların en mutluları, Allah’ı en çok sevenlerdir. Ancak bu ni’metler sevginin kuvvetiyle ölçülür. Kul, Allah sevgisini ancak dünyada kazanır. Sevginin kemali kalbin bütünüyle Allah-u Zülcelal’i sevmesindedir.</p>
<p>Buna göre, kendi varlığını seven insan, onu yaratanı da sever. Çünkü eğer Allah-u Zülcelal onu yaratmasaydı o var olmazdı. Bu konuda güç ve tasarruf sahibi O’dur. O’nu sevmek varlığı sevmek gibi zorunlu hale gelir. Bundan dolayı Hasan-ı Basri şöyle demiştir: ‘Allah-u Teala’yı tanıyan O’nu sever.’</p>
<p>MUHABBETİN SEBEPLERİ</p>
<p>Bu kitabı yazmamızın bir nedeni de, insanın bu sebepleri bilmesi içindir. Çünkü herkes Allah-u Zülcelal’i sevmeyi ister. Yalnız esbaplara başvurmadan bu sevgiyi kazanmak mümkün değildir. Onun için her insan bu esbaplara sarılmalıdır.</p>
<p>Şunu iyi bilmeliyiz ki, sevmek ancak bilmek ve tanımakla mümkündür. Bu yüzden, Allah-u Zülcelal’i ancak O’nu bilenler ve tanıyanlar severler. Bunların sevgisi de, O’nun hakkındaki bilgi ve idrakleri ölçüsündedir.</p>
<p>Muhabbetin sebepleri şunlardır:</p>
<p>Birinci sebep:</p>
<p>İnsanoğluna ilk sevimli olan şey kendi canı ve zatıdır. Her canlı varlığının devam etmesini ister ve ölümü sevmez. Azalarının salim ve selametli olmaları istenir. Zira vücudun kemal ve devamı azalara bağlıdır. Malı da sever. Çünkü mal vücudun kemal ve devamına alettir.</p>
<p>Diğer sebeplerde de durum aynıdır. Mesela insanın oğullarını sevmesi, kendi varlığının bunların varlığından devam etme düşüncesidir. İnsan ebedi olarak kendisinin kalmasından ümidini kesince, kendisinden bir parça olan neslinin kalmasını ister. Akrabalarını da sevmesi, kendindeki kemali sevmesi içindir. Onların çokluğuna güvenerek kendini kuvvetli görür. Zira akraba ve mal gibi sebepler, insanoğlu için birer kanat gibidir. Demek ki her canlının ilk sevdiği kendi zatı, zatının kemali ve bunların devamıdır.</p>
<p>İnsanlar var olmayı bu derecede sevdiklerine göre, onları var eden, varlıklarını sürdürmeleri için gerekli her türlü imkanı yaratan ve onları ebedileştireceğini vaad eden Allah-u Zülcelal’i sevmeleri zorunludur. Çünkü insanlar kendilerine sevdikleri şeyi vereni de severler.</p>
<p>Bu şuna benzer: sıcaktan kaçıp da bir ağacın gölgesine sığınan kimsenin gölgeyi sevip de ağacı sevmemesine şaşılır! Çünkü gölge ağaca bağlıdır.</p>
<p>Buna göre, kendi varlığını seven insan, onu yaratanı da sever. Çünkü eğer Allah-u Zülcelal onu yaratmasaydı o var olmazdı. Bu konuda güç ve tasarruf sahibi O’dur. O’nu sevmek varlığı sevmek gibi zorunlu hale gelir. Bundan dolayı Hasan-ı Basri şöyle demiştir:</p>
<p>‘Allah-u Teala’yı tanıyan O’nu sever.’</p>
<p>Demek ki İnsan Allah-u Zülcelal’den gafil kaldığından dolayı kalbinde muhabbet olmuyor. insan Allah-u Zülcelal’i hakkıyla tanırsa O’nu mutlaka sevecektir.</p>
<p>İkinci sebep:</p>
<p>İnsanoğlu kendisine iyilik yapanı sever. Bundan dolayıdır ki; ‘İnsan iyiliğin kölesidir.’ denilmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Allah’ım! Kötü insanın kalbimin kendisini seveceği bir iyiliği bana yapmasını nasip etme.’ (Deylemi)</p>
<p>Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) burada, iyilik yapana karşı sevginin zaruri olup bunu gidermeye güç yetirile-mediğine işaret buyurmuştur. Bu iyilik sebebiyledir ki, insan hiç münasebeti olma-yan yabancıları sever. İyiliğinden dolayı bir insanı seven, onu zatı için değil, onun iyiliği için sevmiştir. İyilik ise onun işlerinden birisidir. İyilik kalkınca sevgi de kalkar. İyilik azalırsa sevgi de azalır.</p>
<p>Allah-u Zülcelal’in iyilikleri ve lütfu ise, herkesten daha çoktur. Bu ölçüye göre de, Allah-u Zülcelal’in sevilmesi ve O’na duyulan sevginin diğer iyilik yapanlara duyulan sevgiden fazla olması lazımdır. Çünkü O’nun iyiliği herkesin iyiliğinden daha fazladır. Bu iyilikler, insanın bir su damlası halinde anne rahmine düşmesinden başlar ve dünyaya gelişinden, çocukluğundan, gençliğinden, ölümünden geçerek kabre, mahşere ve ebede kadar devam eder. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>‘Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.’ (İbrahim; 34)</p>
<p>İkincisi ise, iyilik yapanların aracılığıyla yaptığı iyiliklerdir. Çünkü iyilik yapanlara iyilik yapma düşünce, istek ve gücünü veren ve onları belli işlere yönlendiren O’dur.</p>
<p>Anlatıldığına göre, bir fakir bir zengin kimsenin kapısına gitmiş ve bir şeyler istemiş. Fakat zengin olan kimse hiçbir şey vermemiş. Böyle olunca fakir kimse: ‘Bunu Allah vermedi.’ demiş. Sonra başka bir zaman yine aynı zengine gitmiş ve yine bir şeyler istemiş. Zengin adam bu sefer ona bir şeyler vermiş. Fakir bu sefer: Bunu Allah verdi.’ demiş. Bunun üzerine zengin kimse: ‘Birinci sefer geldin sana bir şey vermedim, bunu Allah vermedi dedin. İkinci sefer geldin sana bir şeyler verdim, bunu Allah verdi dedin, bunun sebebi nedir?’ diye sorunca fakir şöyle cevap vermiş:</p>
<p>‘Birinci sefer geldiğimde, Allah senin kalbine verme isteğini koymadığı için sen bana vermedin. İkinci sefer geldiğimde ise, Allah senin kalbine verme isteğini koyduğu için sen bana verdin. Gerçekte veren Allah’tır.’</p>
<p>Bundan dolayı bu tür iyiliklerin de hakiki faili ve sahibi Allah-u Zülcelal’dir. Demek ki iyilik yapan insanlar hakiki değil mecazidir. Durum böyle olunca bu iyilik-lerden dolayı da önce Allah-u Zülcelal’in sevilmesi ve O’na şükredilmesi gerekir.</p>
<p>Demek ki insan yapılan iyilikleri Allah-u Zülcelal’den bilmediğinden dolayıdır ki, O’ndan gafil kalmakta ve kalbinde muhabbet meydana gelmemektedir. Bunun için bütün iyiliklerin Failini hakiki fail olarak Allah-u Zülcelal’den olduğunu bilirsek O’ndan gafil kalmayız ve kalbimizde muhabbet meydana gelir. İnsan iyiliğin kölesi olduğu için, her iyiliği Allah-u Zülcelal’den bilirse O’na köle olur ve O’nu sever.</p>
<p>Üçüncü sebep:</p>
<p>Eşyayı zatından dolayı sevmektir. Yani herhangi bir iyiliğinden dolayı değil zatından hoşlandığı için onu sevmesidir. İşte eksilip artmayan, yok olup tükenmeyen gerçek sevgi budur. Güzelliği anlayan herkes güzelliği sever. Nitekim insanın yeşilliği, akarsuyu sevmesi de onları yiyip içtiği için değil, onlara bakmaktan zevk aldığı içindir. Bu sevgi de diğer sevgi türleri gibi, insanların fıtrat ve yaratılışında vardır.</p>
<p>Şimdi Allah-u Zülcelal’in de güzel olduğu sabittir. Buna göre, O’nu da sevmemek imkansızdır. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ (Müslim)</p>
<p>Bu konuda bilinmesi gereken bir husus vardır; güzellik iki çeşittir. Bir çeşidi maddi güzelliktir. Bu güzellik gözlere veya diğer duyu organlarına hitap eder ve onlar tarafından algılanır. Diğeri ise manevi güzelliktir. İlim, adalet ve güzel ahlak gibi şeylerden oluşan bu güzellik akıl, idrak ve kalbe hitap eder ve onlar tarafından anlaşılır. Kalıcı olan güzellikte manevi güzelliktir.</p>
<p>Manevi güzelliğin tamamı Allah-u Zülcelal’de toplanmıştır. O’nun bu manevi güzellikleri doksandokuz tane olan isim-leriyle ifade edilmiştir. Allah-u Zülcelal’in bir ismi de Cemil’dir. Cemil çok güzel demektir. Ancak, Allah-u Zülcelal madde olmadığı için, güzelliği de maddi güzellik değildir.</p>
<p>Manevi güzellik olan sıfatların ve isimlerin en güzelleri Allah-u Zülcelal’de toplandığına göre, güzelliğe duyulan sevgi ile en evvel ve en çok O’nun sevilmesi gerekir.</p>
<p>Demek ki Allah-u Zülcelal’in bu sıfatlarını ve güzelliğini bilmediğimiz için Allah’ın muhabbeti kalbimize girmemek-tedir. İnsan O’nun güzelliklerini bilip idrak ederse ve kalben O’nun güzelliklerini düşü-nürse mutlaka O’nu sevecektir.</p>
<p>Dördüncü sebep:</p>
<p>Mükemmelliktir. Mükemmel olan şey güzeldir. İnsanlarda mükemmel olan şeyleri severler. Bu sevgi onların iradesini de dinlemez. Sevmeleri için gerekli olan tek şey, mükemmelliği keşf etmek ve anlamaktır. Mükemmellik sebebiyle Allah-u Zülcelal’i sevmek ise, öncelikle O’nun mükemmellik ve kusursuzluğundan dolayı-dır. O’nun zatını anlamak akıl ve idrakimizin çok ötesindedir. O’nun sıfatlarının ne denli büyük olduklarını, O’nun tek başına yaratıp tek başına yönettiği bu koca kainata bakıp bir ölçüde anlamak mümkündür. Bu sevgi ikinci olarak da O’nun yarattığı mükemmel şeylerden dolayıdır. Çünkü mükemmel eseri seven için mükemmel eseri ortaya koyanı sevmek de insanlar için vaz-geçilmez bir duygudur.</p>
<p>Beşinci sebep:</p>
<p>İnsanoğlu, mizaçlar arasında münasebet olduğu için sever. Çünkü nice insanlar vardır ki, güzellik ve yarar sağlama dışında aralarında ruhi bir münasebet olur. Ve bu sebeple birbirlerini severler.</p>
<p>Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Ruhlar, donatılmış bir ordudur. Birbiriyle tanışıklığı olanlar, yeryüzünde birbirleriyle anlaşıp kaynaşırlar. Birbir-leriyle tanışıklığı olmayanlar anlaşa-mazlar.’ (Müslim)</p>
<p>Müşahede ve tecrübe ile anlaşılmıştır ki, münasebet olunca ülfet olur. Sevgi ve dostluk, sevenle sevilen arasında mevcut olan fıtrat benzerliği, inanç birliği veya çıkar ortaklığından ileri gelir. Bundan dolayıdır ki iyiler iyileri, kötülerde kötüleri sever dost edinirler. Bu manayı anlatmak için Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘Mü’min bir kimse, yüz münafıkla bir tek mü’minin bulunduğu bir meclise girse, oradaki mü’minle ülfet ve ünsiyet kazanır; bir münafık da yüz mü’minle bir münafığın bulunduğu bir meclise girse, oradaki münafıkla yakınlık ve dostluk kurar.’ (Beyhaki)</p>
<p>Bu hadis-i şerifte gösteriyor ki, insan ancak kendi tabiat ve yaratılışında olan veya kendisiyle aynı fikir ve inancı paylaşan kimselere meyleder ve onlara ilgi duyar. Bu sebepten dolayı şöyle denilmiştir:</p>
<p>‘Sen ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, kimleri sevdiğine bak.’</p>
<p>İnsana oldukça büyük bir sevgi kabiliyeti verilmiş ve bu sevgi ile Allah-u Zülcelal’i sevmesi emredilmiştir. Fakat insan bu sevgiyi yukarıda zikredilen sebeplere ve eşyaya tevzi edip dağıtırsa, bu durumda Allah-u Teala’yı sevse bile, O’nun azametine layık bir sevgi ile sevmiş olmaz. Ancak insanın bütün sevgisini Allah-u Zülcelal’e vermesi, O’nun dışında hiçbir şey sevmemesini gerektirmez. Çünkü diğer şeylerde Allah-u Zülcelal’in yaratıkları oldukları için sevilebilirler. Bu anlamda bunları sevmek Allah sevgisini azaltmaz. Aksine onu daha ayrıntılı, gerekçeli ve şuurlu bir hale getirir.</p>
<p>Yukarıda sayılan vasıfların hepsi, Allah-u Zülcelal’den başka kimsede kamil olarak toplanamaz. Tam ve kamil olarak yalnız Allah-u Zülcelal’de bulunur. Buna göre, gerçek sevgiye de ancak Allah-u Zülcelal layıktır.</p>
<p>Hülasa olarak insan şunu bilmelidir ki, bütün iyilikleri yapan hakiki fail Allah-u Zülcelal’dir. Buna göre, doğduğundan bu yana ne iyilik görmüşse bunu Rabbinden bilmesi gerekir. İnsan böyle bilir ve bunu böyle idrak ederse mutlaka Allah-u Zülcelal’i sevecektir.</p>
<p>MUHABBETULLAH / MUHABBETULLAHI TAKVİYE EDEN SEBEBLER</p>
<p>Allah-u Zülcelal’e olan sevgiyi takviye eden sebepler ikidir.</p>
<p>1-) Sevginin kuvvetlenmesinin birinci sebebi; dünya ilgilerini kesmek ve Allah’tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır. Zira kalp bir tabak gibidir. Tabak su ile dolu ise suyu boşaltmadan ona başka bir şey koymak mümkün değildir</p>
<p>MUHABBETULLAHI TAKVİYE EDEN SEBEBLER</p>
<p>MUHABBETİ TAKVİYE EDEN SEBEPLER</p>
<p>Muhabbet, yani sevmek ancak bilmek ve tanımakla mümkündür. Bu yüzden Allah-u Zülcelal’i ancak O’nu bilenler ve tanıyanlar severler. Ahirette insanların en mutluları da Dünyada Allah-u Zülcelal’i en çok sevenlerdir.</p>
<p>Allah-u Zülcelal’e olan sevgiyi takviye eden sebepler ikidir.</p>
<p>1-) Sevginin kuvvetlenmesinin birinci sebebi; dünya ilgilerini kesmek ve Allah’tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır. Zira kalp bir tabak gibidir. Tabak su ile dolu ise suyu boşaltmadan ona başka bir şey koymak mümkün değildir. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Allah insanın içine iki kalp koymamıştır.” (Ahzab; 4)</p>
<p>Sevginin kemali, kalbin bütünüyle Allah-u Zülcelal’i sevmesindedir.</p>
<p>2-) Sevginin kuvvetlenmesinin ikinci sebebi; Allah-u Zülcelal’i bilmenin kuvveti ve bu ma’rifetin her yönüyle kalbi istila etmesidir. Bu da kalbi dünya meşgalelerinin hepsinden temizledikten sonra olur. Ma’rifet insanın kalbini bütünüyle kaplayınca muhabbetin doğmasını sağlar. Bu yolla elde edilen muhabbet, toprağı temizledikten sonra tohum ekmeye benzer.</p>
<p>Kaynak:Seyda Muhammed Konyevi (ks), Muhabbetullah ve Tasavvuf, Reyhani Yayınları</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/221/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/221/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/221/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=221&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/muhabbetullah-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://w3.gazi.edu.tr/web/hnuhoglu/Beyaz%20Lale.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>ReenKarnasyon İslamda var mıdır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/</guid>
		<description><![CDATA[


Tenâsüh, rûhun, ölümden sonra, başka bir bedende  yeniden dünyaya gelmesidir.
Tarihin çok eski  devirlerine dayanan ve Hint felsefesinde kendini kuvvetli bir şekilde  hissettiren bu inancın farklı biçimleri olsa da, tenasühe inananlar genel  olarak iki gruba ayrılır: Birinci gruba göre, rûhlar bedenlerini terkettikten  sonra aynı veya farklı türden olan bedenlere geçerler. Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=215&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">
<h2><strong><br />
</strong></h2>
<p><strong><em>Tenâsüh</em></strong>, rûhun, ölümden sonra, başka bir bedende  yeniden dünyaya gelmesidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn1" id="_ftnref1" name="_ftnref1"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Tarihin çok eski  devirlerine dayanan ve Hint felsefesinde kendini kuvvetli bir şekilde  hissettiren<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn2" id="_ftnref2" name="_ftnref2"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bu inancın farklı biçimleri olsa da, tenasühe inananlar genel  olarak iki gruba ayrılır: Birinci gruba göre, rûhlar bedenlerini terkettikten  sonra aynı veya farklı türden olan bedenlere geçerler. Bu görüşe göre tenasüh  ceza ve sevap türündendir. İkinci gruba göre ise, rûhlar bedenlerinden  ayrıldıktan sonra sadece kendi türlerinden olan bedenlere geçerler, başka  türlere geçmezler<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn3" id="_ftnref3" name="_ftnref3"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p><strong><em>Reenkarnasyon  </em></strong>(Rœincarnation) ise, tenasüh, tekammüs, tecessüd-ü cedîd<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn4" id="_ftnref4" name="_ftnref4"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, rûhun bir cisimden ötekine kimi kez de, insandan hayvana,  hayvandan insana geçmesi, rûh göçü<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn5" id="_ftnref5" name="_ftnref5"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> manâlarına gelirken, bu  fikri savunan bazı gruplara göre tenasühten faklı ve daha husûsi bir manâda  kullanılmaktadır.</p>
<p>Batı&#8217;da, rûhun, ölümden sonra, yine bir insan bedenine  geçmesine, reenkarnasyon, hayvan bedenine geçmesine ise, <em>transmigrasyon</em>  (transmigration)<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn6" id="_ftnref6" name="_ftnref6"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> dendiğine de şâhid oluyoruz ki<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn7" id="_ftnref7" name="_ftnref7"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, bu durumda <em>transmigrasyon,</em> <em>tenâsüh</em>e denk  gelmektedir.</p>
<p><em>Yeni tenasühçüler</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn8" id="_ftnref8" name="_ftnref8"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> olarak da isimlendirebileceğimiz, günümüzde reenkarnasyonu savunan  kimselere göre, reenkarnasyon yani dünyaya tekrar gelişin Hint felsefe ve  dinlerindeki tenasüh ile esas ve amaç bakımından hiç bir ilgi ve münasebeti  yoktur. Çünkü, tenasühte tekâmül (varlık derecesinin veya rütbesinin artması)  fikri yoktur. Cezâ ve mükâfat esasına göre bir geliş, gidiş vardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn9" id="_ftnref9" name="_ftnref9"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Reenkarnasyonda ise, dünyevî bağlardan kurtulamamış  rûhların  tekâmül için dünyaya tekrar gelmesi vardır. Tekâmülde hiç bir  zaman geri dönülmeyeceği (tedennî yani alçalış olmayacağı) kabul edilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn10" id="_ftnref10" name="_ftnref10"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>İslâm âleminde geçmişte tenasüh inancına inanan bazı din  dışı guruplar<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn11" id="_ftnref11" name="_ftnref11"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>, günümüzde ise husûsî bir reenkarnasyon anlayışına sahib  olanlar (bunlardan bazıları reenkarnasyonun İslâm&#8217;daki âhiret inancına aykırı  düşmediği, sadece tekâmül gayesini güttüğünü söylemektedir) iddiâlarına destek  bulmak için, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den bazı âyetleri örnek olarak göstermişler ve  böylece pek çok âyetin reenkarnasyon ifâde ettiğini veya edebileceğini  söylemişlerdir.<br />
<span id="more-215"></span><br />
Burada öncelikle tenâsüh ve reenkarnasyonu kesin olarak  reddeden âyetlere, ardından da, tenasüh ve reenkarnasyon ifâde ettiği iddiâ  olunan âyetler üzerinde durmaya çalışacağız.</p>
<h3>1. Tenasüh ve Reenkarnasyon Olmadığını İfâde Eden  Ayetler</h3>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, insanın yeniden diriltilişinin kıyamet günü olacağı, iâde  tabirinden insanların kıyamet gününde tekrar diriltilmelerinin kasdolunduğu, bu  diriltmenin bir defâya mahsus olduğu ve ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün  asla mümkün olmayacağı açıktır. Bu hususta pek çok âyet vardır. İşte bunlardan  birisi:   <strong>&#8220;Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında der  ki, Rabbim! beni geri gönder. Tâ ki, boşa geçirdiğim dünya hayatında iyi ameller  işleyeyim. Hayır! O,  söylediği boş bir laftan ibarettir. Onların  arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah</strong><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn12" id="_ftnref12" name="_ftnref12"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a><strong> vardır&#8221; </strong>(Mü&#8217;minûn, 99-100).</p>
<p>Bu âyet  dünyaya yeniden gelmenin olmayacağını açık ve kesin bir şekilde ifâde ediyor.  Nitekim İkbâl, &#8220;<em>Kur&#8217;ân-ı Mubîn&#8217;de iyici açıklanmış ve hiç bir fikir  kargaşasına yer vermeyecek mahiyette olan üç noktaya dikkat etmemiz  gerekir</em>&#8221; dedikten sonra ikinci noktada:<em> &#8220;Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;e göre bu  dünyaya yeniden gelmek imkânsızdır. Bu hususta aşağıdaki âyette gâyet açık bir  şekilde açıklanmıştır: ..&#8221;</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn13" id="_ftnref13" name="_ftnref13"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> diyerek, yukarda takdîm  ettiğimiz âyeti zikretmiştir.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm dünyaya yeniden dönüş  isteğinin boş bir laf olduğunu ifâde ederken tekid sadedinde <em>innehâ  kelimetun huve kâiluhâ</em> <strong>&#8220;o, söylediği boş bir laftan ibarettir&#8221;  </strong>buyurmuştur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn14" id="_ftnref14" name="_ftnref14"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>&#8220;<strong>Onların arkalarında ise, yeniden  diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır&#8221; </strong>ifâdesi de, onların  diriltilecekleri güne kadar berzah âleminde bekleyeceklerini, yani dünya  hayatıyla âhiret hayatı arasında bir hayatta olacaklarını, dünyaya  dönemeyeceklerini belirtmektedir. &#8220;<em>Nasıl ki ana rahminden çıkan bir çocuk,  yeniden tekrar oraya dönemiyorsa, bu dünya hayatından çıkarak, kabir hayatına  giden bir rûh da, oradan çıkıp geriye tekrar dönemeyecektir</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn15" id="_ftnref15" name="_ftnref15"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Bu apaçık ifadeden sonra, &#8220;<em>bu âyet rûhun ayrıldığı  bedene dönmeyeceğini ifâde ediyor, dünyaya dönmeyeceğini değil</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn16" id="_ftnref16" name="_ftnref16"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> veya, bu âyet &#8220;<em>reenkarnasyonun olmadığını değil sürekli  dünyaya geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu isteklerinin reddedildiğine  delîldir</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn17" id="_ftnref17" name="_ftnref17"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> gibi iddiâların gerçeği yansıtmadığı açıktır. Çünkü âyette  ne eski bedene dönme isteğine, ne de bu sözü söyleyenin dünyaya bir kaç defa  geldiğine dâir bir alamet yoktur. Eğer bu istek dünyaya bir kaç kere gelen bir  kimse tarafından yapılmış olsaydı o zaman cevap olarak, <em>defalarca dünyaya  gönderilmedin mi&#8230;</em> gibi ifâdelere yer verilirdi&#8230; Nitekim buna benzer bir  başka âyette, pişmanlığını dile getiren inkârcıya şöyle cevap verilmiştir:  <strong>&#8220;Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar  yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti.&#8221;</strong> (Fâtır, 37). Bu âyette de,  insana düşünüp taşınacağı ve öğüt alacağı kadar ömür verildiğinden bahsedilmiş,  fakat bir kaç kere dünyaya gelmekten bahsedilmemiştir. Bu ayet açıkça  reenkarnasyonu reddettiği halde, <em>dünyada 25 yıl kalanla 100 yıl kalanın bir  sayılamayacağı, böyle bir şeyin Allah&#8217;ın adaletine uygun düşmeyeceği</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn18" id="_ftnref18" name="_ftnref18"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, söylenerek tam aksine, reenkarnasyona delîl getirilmeye  çalışılmış, az yaşayan ve böylece öğüt almak için gerekli süreye ulaşamayan  insanların tekrar dünyaya gönderileceği sonucuna varılmak  istenmiştir.</p>
<p>Aslında böyle bir iddiâ, reenkarnasyon ilkesine de  aykırıdır. Çünkü, bu ilkeye göre dünyaya yeniden gelmenin sebebi kusurlu,  günahkâr insanların, kendi kusur ve hataları sebebiyle tekâmüllerini  tamamlayamamalarıdır. Hem insana neden yeterli bir süre tanınmasın da dünyaya  bir daha getirme ihtiyacı doğsun ki! İlk seferde bunu gerçekleştirmek varken  ömrü parçalara ayırmaya gerek var mıdır?</p>
<p>Ayrıca, hidâyeti bulma hususunda  insanların durumu farklı farklıdır. Bin yıl yaşayan bir kimse hidâyete  erişemeyeceği gibi, bir kaç saatlik bir mükellefiyet zarfında hidâyeti bulup  vefât etmek de mümkündür. Hidâyet için illa da belli veya uzun bir süre  gerekmez. Her insana verilen ömür, o insanın hidâyeti bulması için yeterli  olabilir. Allah kimin ne kadar zamanda öğüt alacağını bilir, dolayısıyla  ömürleri de ona göre takdir etmiş olabilir. Âyet de, bu duruma işâret ediyor. Bu  süre o insanın imtihân süresidir ve öğüt almak için yeterlidir. Uzun veya kısa  olması önemli değildir. Hatta uzun olması aleyhe de olabilir.</p>
<p>Ayrıca,  Allah&#8217;ın herkese imkânları ölçüsünde, yaşadığı şartlara ve hayat müddetine göre  muâmele edip, hesaba çekeceği de muhakkaktır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn19" id="_ftnref19" name="_ftnref19"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Hem böyle bir iddiâya göre, kıyametten az bir zaman önce dünyaya  gelenlerin durumu nasıl izâh edilebilir?</p>
<p>Yukardaki âyetin ifâde ettiği  manâyı yani dünyaya tekrar dönüşün olmayacağını ifâde eden diğer âyatler de  şunlardır: <strong></p>
<p>&#8220;Onların, ateşin karşısında durdurulup, <em>âh! keşke  dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve  inananlardan olsak!</em> dediklerini bir görsen! Hayır! daha önce gizlemekte  oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü.</strong> <strong>Onlar dünyaya  geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeyleri mutlaka tekrar  yaparlardı. Onlar kesinlikle yalancıdırlar&#8221; </strong>(En&#8217;âm, 27-28),</p>
<p><strong>&#8220;&#8230;<em>Acaba şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki, bize  şefaat etsinler, ya da dünyaya geri gönderilsek de, yapmış olduğumuz amellerden  başkasını yapsak.</em> Onlar kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de  kaybolup gitti&#8221;</strong>(A&#8217;raf, 53),</p>
<p><strong><em>&#8220;Rabbimiz bizi  cehennemden çıkar, eğer bir daha dönersek o zaman gerçekten zalimlerdeniz.</em>  Allah buyurdu ki, <em>susun! konuşmayın!..</em>&#8221;  </strong>(Mü&#8217;minûn,107-108).<strong> </strong></p>
<p>En&#8217;âm, 28. âyette,  <strong>&#8220;Eğer dünyaya geri döndürülselerdi kendilerine yasaklanan şeyleri  mutlaka tekrar yaparlardı&#8221;</strong> ifâdesi mevzûmuz açısından çok önemlidir.  Çünkü bu ifâdeyle, farazâ o insanlar dünyaya tekrar gelseler de, yine aynı  şeyleri yapıp, Allah&#8217;ın yasak ettiği şeyleri işleyecekleri bildirilerek,  insanların bu dünyaya neden bir kere daha  gönderilmediklerinin hikmeti  beyân edilmiştir.</p>
<p>&#8220;<strong>Onlardan önce nice kavimler helâk ettiğimizi  görmüyorlar mı?! Onlar bunlara tekrar dönüp gelmezler&#8221; </strong>(Yâ-sîn,  31)<strong> </strong>âyeti de helâk edilen insanların, daha sonra gelen  insanlara dünyaya tekrar gelmek sûretiyle dönmediklerini açıkca ifâde ediyor.  Helâk edilen kavimlerin kusurlu, tekemmül etmemiş insanlar olduğu düşünülürse,  bu âyetin reenkarnasyon aleyhinde kuvvetli bir delîl olduğu daha iyi  anlaşılacaktır. Bir başka âyette ise, bu manâda, <strong>&#8220;Helâk ettiğimiz bir  karye ehline tekrar dönmek haramdır&#8221; </strong>(Enbiyâ, 95) buyrularak, dünyaya  dönüşün kesinlikle olamayacağı<strong><em> haram </em></strong>tabiriyle tekidli  bir sûrette bildirilmiştir.</p>
<p><strong>&#8220;Allah sizi annelerinizin karnından  hiç bir şey bilmez vaziyette çıkardı&#8221; </strong>(Nahl, 78) âyeti de reenkarnasyon  aleyhinde kuvvetli bir delîldir. Çünkü bu fikri savunanlara göre, insanın  yeniden dünyaya gelmesi tekâmül içindir. Tekâmülün olabilmesi için ise, önceki  hayattaki birikimin mevcûd olması gerekir. Halbuki bu âyet böyle bir şeyin  olmadığını, doğan çocukların hiç bir şey bilmez bir halde dünyaya getirildiğini  ifâde ediyor.</p>
<p><strong>&#8220;Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar&#8221;  </strong>(Duhân, 56) âyetinde ölümün bir kereye mahsûs olarak yaşandığı ifâde  edilmiştir. Dolayısıyla bir kaç veya bir çok defâ ölümü gerekli kılan  reenkarnasyon bu âyetle de reddolunmaktadır.</p>
<p>Vakıa sûresinin son  âyetlerinde de ölüm anında insanların durumu tasvîr olunduktan sonra:  <strong>&#8220;(Ölen kimse) eğer mukarrebînden ise&#8230; Eğer ashab-ı yemînden ise&#8230; Ve  eğer yalanlayıcı ve dalâlete düşmüşlerden ise&#8230;&#8221; </strong>(Vakıa, 88-94)  buyrularak, öldükten sonra, insanların gidecekleri yerler sıralanmış<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn20" id="_ftnref20" name="_ftnref20"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> fakat bunlar içinde tekâmül etmemiş, günahkâr ve kusûrlu  kimselerin tekrar dünyaya döneceğinden bahsedilmemiş, bilâkis yalanlayıcı ve  dalâlete düşmüş olanların yerinin cehennem olduğu bildirilmiştir:<strong> &#8220;Ve  eğer yalanlayan ve dalâlete düşenlerden ise, ona kaynar sudan bir ziyafet ve  cehenneme giriş vardır&#8221;</strong> (Vakıa, 92-94).</p>
<p>Müşriklerin  <strong>&#8220;hayat ancak dünya hayatımızdır. Ölürüz, yaşarız, bizi zamandan başka  bir şey helâk etmez&#8221; </strong>(Câsiye, 24) şeklindeki sözleri hakkında da, bazı  müfessirler, bu sözleriyle inkârcıların, müşriklerin inancı olan tenasühü ifâde  etmiş olabileceklerini söylemişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn21" id="_ftnref21" name="_ftnref21"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> ki, Cenab-ı Hakk&#8217;ın onların  bu görüşünü red makamında zikretmesi de tenasüh aleyhine bir delîl  sayılabilir.</p>
<p>Kur&#8217;ân âyetlerinin yanında, kabir azabını ve nimetlerini  haber veren çok sayıda hadîs-i şerîf de reenkarnasyonu reddetmektedir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn22" id="_ftnref22" name="_ftnref22"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Acaba âhiret âleminin bütün aşama ve safhalarını detaylı bir  şekilde anlatan Peygamberimizin, eğer hakikat olsaydı, reenkarnasyondan da  bahsetmemesi mümkün olur muydu? Böylesine önemli ve itikadî bir meseleye hiç  değinmemesi düşünülebilir mi? Hem böyle bir şeyi haber verseydi, bazı insanlar  büyük bir müjde olarak bu haberi yayıp rivâyet etmezler miydi? Bütün bunlar  reenkarnasyonun İslâm&#8217;da yeri olmadığını göstermiyor mu?</p>
<h2>2 <strong>. Tenâsüh ve Reenkarnasyona Delîl Olarak Gösterilen  Ayetler</strong></h2>
<p>Tenasüh veya reenkarnasyon ifâde ettikleri iddiâ olunan âyetlere gelince,  öncelikle şunu belirtelim ki, geçmişte tenasühe delîl olarak gösterilen  âyetlerin sayısı günümüzde reenkarnasyona delîl olarak gösterilenlerin aksine,  çok azdır, üç-beş taneyi geçmez. Bu âyetlerden birisi, <strong>&#8220;onların ciltleri  cehennem ateşinde pişip kavrulduğu her seferinde, azabı tatsınlar diye yeni  ciltlerle (bedenlerle) değişiriz&#8221; </strong>(Nisâ, 56) âyetidir.</p>
<p>Bu âyette  açıkça, cehennem azabı ve bu azabın şiddetini ifâde etmek için, kavrulan  bedenlerin yenilenmesinden bahsedilirken, âyette zikredilen cehennemin bu dünya  hayatı olduğunu iddiâ edilerek, bu âyetin insanların rûhlarının bedenlerinden  ayrıldıktan sonra başka bedenlere girip dünyaya gelmelerine işâret sayılmış,  beden içinde olgunlaşamayan rûhun azap çekmek için başka bedenlere girerek bir  cehennem olan şu dünya  hayatına geri döneceklerini söylenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn23" id="_ftnref23" name="_ftnref23"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Tamamen bâtınıyye<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn24" id="_ftnref24" name="_ftnref24"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> kokan, cehennemi bu dünyada  arayan bu görüşün ne derece sakat ve bâtıl olduğu açıktır.</p>
<p>Geçmiş  tenasühçülerden bazıları da, <strong>&#8220;Ey İsrail oğulları! size in&#8217;âm ettiğim  nimetleri hatırlayın&#8230;&#8221; </strong>(Bakara, 40, 47, 122) âyetinden hareketle,  âyette hitap edilenlerin bizzât o zamanki yahudîler olduğu, ölüp, çürüyüp,  aradan uzun zaman geçtikten sonra, Allah&#8217;ın kendilerine olan nimetlerini  unuttukları için hatırlatma yapıldığını iddiâ etmişlerdir. Halbuki, Arapçada  böyle bir üslûp yaygındır. Bir kimseye dedesi ve ataları kasdedilerek, ona  söylüyormuş  gibi hitap edilebilir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn25" id="_ftnref25" name="_ftnref25"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p><strong>&#8220;Yer  yüzündeki bütün hayvanlar ve gökte kanat çırpıp uçan bütün kuşlar sizin gibi bir  ümmettirler (toplu halde yaşayan canlılardır) </strong>(En&#8217;âm, 38) âyetinde de  tenasühçüler, bu âyetin yer yüzündeki hayvanların ve kuşların bizim emsâlimiz  olduğuna delâlet ettiğini, emsal olma durumunun ve eşitliğin (musâvât) bütün  zatî sıfatlarda bulunmasını gerekli kıldığını söyleyerek, tenâsüh ifâde ettiğini  iddiâ etmişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn26" id="_ftnref26" name="_ftnref26"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Onlara göre bu misliyet potansiyel olarak mevcuttur,  fiili olarak değildir. İnsanlar da hayvanların potansiyel olarak mislidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn27" id="_ftnref27" name="_ftnref27"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. <strong>&#8220;Her ümmete mutlaka bir nezîr (cehennemle uyaran)  gelmiştir&#8221; </strong>(Fâtır, 24) âyetinden hareketle de, önceki âyette  <em>ümem</em> olarak tavsîf olunan bu hayvan topluluklarının her birine Allah  tarafından birer resûl gönderildiğini savunmuşlardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn28" id="_ftnref28" name="_ftnref28"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Ayette ifâde edilen emsal olma durumunun, <em>ümem</em>  olmada, yani toplu halde yaşama husûsunda olduğu açıktır. Nitekim karınca, arı  gibi hayvanlarda bu durum daha açık olarak görülmektedir. Bu misil olma durumu  bütün zâtî sıfatlarda olması için ise, hiç bir sebep yoktur.</p>
<p>Bazı  tenasühçüler de, kâfirlerin cehennemde ebedî kalacaklarını ifâde etmek  maksadıyla zikredilmiş olan, &#8220;<strong>Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya  tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve iğne  deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir&#8230;&#8221; </strong>(A&#8217;raf,  40) âyetinden hareketle, kötü rûhluların bedenden bedene geçerek  temizleneceklerini, neticede deve bedeninde olan insanın, iğne deliğinden  geçebilecek bir meyve kurdu bedenine intikâl ederek saflaşacağını  söylemişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn29" id="_ftnref29" name="_ftnref29"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>Geçmişte tenasühe delîl olarak sunulan az sayıdaki  bu âyetlere karşılık, günümüzde reenkarnasyonu savunanların, görüşlerini  desteklemek gayesiyle zikrettikleri âyetlerin sayısı insanı şaşırtacak derecede  çoktur! Bazıları bu hususta elli civarında âyet sıralamıştır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn30" id="_ftnref30" name="_ftnref30"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Bu âyetlerin pek çoğu birbirine benzeyen, aynı manâyı ifâde eden  âyetlerdir. Bu âyetlerden bir kısmı da, açık bir şekilde dünyaya dönüşün  olmayacağını ifâde etmektedir! Şimdi bu fikri savunanların pek çoğu tarafından  takdîm edilen âyetleri inceleyelim:</p>
<p>Günümüzde reenkarnasyonu savunan ve  Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu inanca yer verildiğini iddiâ edenlerin pek çoğunun ilk  fırsatta delîl olarak belirttikleri, şu âyettir:</p>
<p><strong>&#8220;Sizler ölü  iken (ölü varlıklar halinde iken) sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren)  Allah&#8217;ı nasıl inkâr ediyorsunuz?! Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek,  sonra da O&#8217;na döndürüleceksiniz&#8221;</strong>(Bakara, 28).</p>
<p>Bu âyette  reenkarnasyonun dile getirildiğini iddiâ edenlerin hareket noktası, âyette  zâhirde, iki ölüm ve iki diriltmenin olmasıdır. Onlara göre âyetteki   <em>ve küntum emvâten</em> <strong>(halbuki siz ölü varlıklar halinde  idiniz)</strong> ifâdesi, insanların ömürlerini tamamladıktan sonra ölmeleri  manâsındadır. Âyetin yanlış değerlendirilmesinde rol oynayan ifâde budur.  Dolayısıyla bu ifâdeden ne kastedildiği açıklığa kavuşunca, mesele de  kendiliğinden hallolacaktır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn31" id="_ftnref31" name="_ftnref31"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Geçmişte yazılmış  bir çok tefsîre göz attığımızda bu âyetin hiç bir müfessir tarafından, hatta  tenasüh iddiâsında olanlar tarafından dahi, bu şekilde, yani <em>reenkarnasyon  ifâde ediyor</em> veya <em>bu âyet dünyaya bir kaç defâ gelmekten  bahsediyor</em> şeklinde anlaşılmamış ve böyle bir iddiâya tesadüf edilmemiştir.  Çünkü eğer böyle bir iddiâ mevcûd olsaydı, bu fikri kabûl etmeyenler tarafından  reddedilecek, tefsîrlerde bu hususta cevap bulunacaktı. Böyle bir şeye  rastlanmaması, geçmişte bu âyet hakkında böyle bir iddiânın da bulunmadığını  göstermektedir.</p>
<p>Tefsirlerde <em>ve küntum emvâten</em> <strong>(halbuki  siz ölü varlıklar halinde idiniz) </strong>ifâdesine, hepsi de insanın bu dünya  hayâtına gelmeden önceki tavırlarından olan, çeşitli manalar verilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn32" id="_ftnref32" name="_ftnref32"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Buna göre bu âyetteki <em>emvât </em>tabirine, hiç bir şey  değildiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn33" id="_ftnref33" name="_ftnref33"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, Adem ve zürriyyetinden misâk alındıktan sonraki ölü  halinizdeydiniz, toprak idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn34" id="_ftnref34" name="_ftnref34"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, babalarınızın sulbunde  nutfe halinde idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn35" id="_ftnref35" name="_ftnref35"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>, ana rahmine nutfe olarak intikâl anında ölü varlıklar  idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn36" id="_ftnref36" name="_ftnref36"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, zikredilmeyen kendisinden bahsedilmeyen varlıklar idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn37" id="_ftnref37" name="_ftnref37"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> gibi manâlar verilmiştir ki, bu manâlar insanın dünyaya gelmeden  önceki hallerine delâlet ediyor. Dolayısıyla âyette, bu devrelerden biri veya  bir kaçının kastolunması mümkündür. <em>Emvâten</em> <strong>&#8220;ölüler, ölü  varlıklar&#8221;</strong>&#8216;ın çoğul olarak gelmesi de, buna işâret sayılabilir. Nitekim  bazı müfessirler bu devrelerden bir kaçını birden zikrederek âyete manâ  vermişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn38" id="_ftnref38" name="_ftnref38"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Razî, ulemânın bu ifâdenin beyanı hakkında <em>&#8220;toprak ve  nutfe idiniz&#8221; </em>şeklinde ittifak ettiklerini<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn39" id="_ftnref39" name="_ftnref39"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> söylemiştir.</p>
<p>İbn Aşûr bu ifâdeyi şöyle izah ediyor:  &#8220;<strong>&#8220;Sizler ölü varlıklar iken sizi diriltti&#8221; </strong>âyeti delâlet ediyor  ki, bu icâd bedî (eşsiz) bir şekildedir. Zira insan <em>mevt </em>yani kendinde  hayat olmayan bir çok şeylerden meydana gelmiştir. Çünkü insanın zerreleri  havada, toprakta dağınık halde bulunan unsûrlardan alınarak gıdalarda bir araya  toplanmıştır ki, bu da ikinci bir ölü varlıktır. Sonra o gıdalardan kan ve başka  bileşikler hulâsa edilmiştir ki, bunlar da ölüdür. Sonra bunlardan kadın ve  erkeğin nutfeleri hulâsa edilmiştir. Sonra bunlar imtizâc ederek <em>alaka</em>  sonra <em>mudğa</em> olmuştur. Bütün bu tavırlar insanın var oluşundan öncedir  ve birer <em>ölü</em> varlıklardır. Daha sonra rûh nefhedilerek doğum vaktine ve  ölünceye kadar hayat sahibi olmuştur. Kâfirlere düşen, bu durumu Allah&#8217;ın  uluhiyyette tek olduğuna delîl olmakta yeterli görmeleriydi&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn40" id="_ftnref40" name="_ftnref40"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Böylece bu âyetlerde tenasüh veya reenkarnasyonu  hissettiren bir durum olmadığı açıkça görülmektedir.<br />
<strong><br />
&#8220;Dediler  ki, Rabbimiz bizi iki kere öldürdün iki kere dirilttin artık günahlarımızı  itiraf ettik. Çıkış için bir yol var mı?&#8221;</strong>(Mü&#8217;min,11) âyetinin de çoğu  müfessir tarafından Bakara, 28. âyetin bir benzeri olduğu söylenmişse de,  bazılarına göre ise, bu âyet Bakara, 28. âyetten farklı olup, bu âyette kabir  azabına işâret edilmektedir. Çünkü bu âyette kâfirler iki ölümden bahsediyorlar.  Bunlardan birisi dünyada müşâhede olunan ölüm olduğuna göre, diğer ölümün  kabirde olması gerekir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn41" id="_ftnref41" name="_ftnref41"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Razî&#8217;ye göre buradaki ölüm,  Bakara, 28. âyette olduğu gibi, nutfe, alaka vs. olamaz. Çünkü âyette Allah  Taalâ&#8217;nın onları öldürmesinden (<em>imâte)</em>&#8216;den bahsediliyor. öldürme ise,  hayatın varlığına bağlıdır. Eğer ölüm önceden hâsıl olsaydı, bunun öldürme  (imâte) olması muhâl olurdu. Tahsil-i hâsıl (ölünün öldürülmesi) lâzım gelirdi  ki, bu da muhâldir. Bakara, 28. âyette ise, durum böyle değildir. Orada onların  emvât (ölüler) olduğundan bahsediliyor, imâteden yani Allah&#8217;ın onları  öldürmesinden, canlarını almasından bahsedilmiyor<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn42" id="_ftnref42" name="_ftnref42"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Ancak Zemahşerî, onların ölü maddeler halinde  yaratılmalarına<em> imâte</em> (öldürme) tabirinin Arap dili açısından  kullanılabileceğini söyleyerek şu misâlleri veriyor: <em>Sivri sineğin cismini  küçülten ve filin cismini büyülten Allah&#8217;ı noksan sıfatlardan tenzîh ederim</em>  (subhâne men sağğara cisme&#8217;l-baûdati ve kebbere cisme&#8217;l-fîl) ifâdesindeki  küçültme ve büyültmeden maksat sivri sineğin cismini  büyük iken küçültmek  ve filin cismini  küçük iken büyültmek manâsında değil de, onların bu  şekilde yaratıldığı olduğu gibi, âyette de durum böyledir. Öldürmeden maksat ölü  halde olmadır. Bir başka misâl de, hafriyatçıya hitaben<em> kuyunun ağzını  daralt, altını genişlet</em>  (dayyık feme&#8217;r-rukyeti ve vessi&#8217; esfelehâ)  ifâdesidir. Bu ifâdede de zâhirinden anlaşılabileceği gibi, kuyunun ağzının  genişken daraltılması, alt tarafının da, dar iken genişletilmesi değil, ağzının  geniş, altının dar yapılması istenmektedir. İşte âyette de aynı durum söz  konusudur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn43" id="_ftnref43" name="_ftnref43"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu âyet ya Bakara,  28. âyetin ifâde ettiği manâyı, ya da biri görebildiğimiz, diğeri de kabirde  meleklerin suâlinden sonra vuku bulan ölümü ifâde ediyor. Bu her iki hal de  reenkarnasyonla alakalı değildir. Hem âyette kâfirlerin bu sözlerini cehennemde  iken söyledikleri açıktır. Çünkü oradan çıkmak istediklerini söylüyorlar.  Reenkarnasyon ise, iddiâ edenlere göre, ölümün ardından bu dünyada, yani kıyamet  kopmadan gerçekleşecektir.</p>
<p>Bu âyetin manası hakkında, muhterem hocam  Veli Ulutürk&#8217;ün şifahî olarak, muhtemel olduğunu kaydettiği mana ise şöyle:  <em>Bizi bir dünyada öldürdün, bir de burada (âhirette) cehenneme sokmakla  öldürdün. Yani mahvettin, azâba düçar ettin olsa gerektir. Çünkü cennetlikler  Duhân, 56. âyette bildirildiği gibi bir kere ölmektedirler. Yani ikinci ölüm  cehennemde âzap çekme manasında mecâzidir.</em> Sıkıntılı, istenmeyen bir  hayatın mecâzî olarak, ölüm diye vasfedilmesinin çokça kullanıldığı dikkate  alındığında, bu izâhın çok yerinde olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Nitekim, bir  âyette de, cehennemliğin hali tasvîr edilirken, <strong>&#8220;orada ne ölür, ne de  yaşarlar&#8221;</strong> (A&#8217;lâ, 13) buyrularak, cehennem hayatı ölüme  benzetilmiştir.</p>
<p>Reenkarnasyonu savunanların iddiâlarına delîl olarak  gösterilmeye çalışıtıkları bir diğer âyet de şudur: <strong>&#8220;Size her ne musîbet  dokunursa, kendi ellerinizle kazandığınız şeyler sebebiyledir. Allah pek çoğunu  da affeder&#8221;</strong>(Şuarâ, 30).</p>
<p>Bu âyetten hareketle, çocukların başına  gelen belâ ve musîbetlerin onların daha önce yaşadıkları hata ve isyanlarının  bir cezâsı olduğu söylenmiştir. Çünkü, bu iddiâ sahiplerine göre, çocuklar  masûmdur, çocukluklarında böyle cezâları hakettirecek işler yapmamışlardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn44" id="_ftnref44" name="_ftnref44"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Aslında bu âyette muhatab olan kimselerin çocukluk çağını  geçmiş, mükellef kimseler olduğu açıktır. Çünkü yapılanlarla muâheze etmek,  ancak mükellefler için geçerlidir. Hem bu durum Kur&#8217;ân&#8217;ın tamamı için böyledir.  Muhatab dâima âkil bâliğ olan mükelleflerdir. Dolayısıyla çocuklara isâbet eden  musîbetlerin, sadece yapmış oldukları şeyler sebebiyle olduğu söylenemez.</p>
<p>Hem sadece bu âyete dayanarak hüküm vermek doğru olmaz. Nitekim bir  başka âyette, zaman zaman masûmlara da musîbetin dokunabileceğinden  bahsedilmiştir: <strong>&#8220;Geldiğinde sadece sizden zalim olanlara dokunmayacak  olan fitneden sakının!&#8221;</strong> (Enfâl, 25). Bu durum, dünyanın bir imtihan  yeri olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Çocukların başına gelen belâ ve  musîbetler babaları için bir imtihân<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn45" id="_ftnref45" name="_ftnref45"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, kendileri için de manevî  terakkî veya uhrevî sevap vesilesi olabilir. Sonra, hayır ve şer nisbî  şeylerdir. İnsan kendisi ve çoluk çocuğu için neyin hayır neyin şer olduğunu tam  anlayamaz. Görünüşte kötü  gördüğü bir şey kendi hayrına olabileceği gibi,  hayır olarak gördüğü bir şey de kendi aleyhine olabilir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn46" id="_ftnref46" name="_ftnref46"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p><strong>&#8220;Onları biz yarattık ve yaratılışlarını sapa  sağlam yaptık. Dilersek onların yerine benzerlerini de getiririz&#8221;  </strong>(İnsan, 22) âyeti ve bu âyete emsal olan Vakıa, 60-62, Meâric, 40-41.  âyetler de reenkarnasyona delîl olarak getirilmeye çalışılmıştır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn47" id="_ftnref47" name="_ftnref47"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Bu âyetleri reenkarnasyona delîl gösterenler, âyetlerdeki  <em>misl</em> kelimesinin çoğulu olan <em>emsâl </em>(benzerleri) kelimesinden  hareketle, böyle bir ipucu yakalamaya çalışmışlardır.</p>
<p>Aslında bu âyetler  dikkatle incelendiğinde, bir kısmının öldükten sonra tekrar dirilmeye delîl  olarak zikredildiği görülür. Yani sizi bir kere yaratan sizi ölümünüzden sonra  da tekrar yaratır, benzerlerinizi veya aynınızı yeniden yaratabilir, manasını  ifâde etmektedir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn48" id="_ftnref48" name="_ftnref48"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Yukarda zikrettiğimiz ve reenkarnasyona delîl  getirilen,  İnsan, 28; Vakıa, 60-62; Meâric, 40-41 âyet-i kerîmeleri  böyledir. Bu durum şu âyette daha da açıktır: <strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratan  onların (insanların) benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?!..&#8221;  </strong>(Yâ-sîn, 81). Diğer âyetlerde ise, inkârcı kavimler  kendilerinin  helâk edilerek yerlerine kendi nev&#8217;lerinden olan başka insanların, başka kavim  ve milletlerin  getirileceğiyle tehdid edilmişlerdir. İnsan, 28; Meâric,  40-41. âyetler bu manâda da anlaşılabilir. <strong>&#8220;Onları günahları sebebiyle  helâk ettik ve onlardan sonra başka kavimler yarattık&#8221; </strong>(En&#8217;âm, 6) âyeti  de bu husûsta güzel bir örnektir.</p>
<p>Nitekim, müfessirler de, âyetlere bu  doğrultularda manâlar vermişlerdir. Meselâ, <strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratan  onların (insanların) benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?!..&#8221;  </strong>(Yâ-sîn, 81) âyetindeki <em>mislehum</em> (misillerini) âhiretteki  dirilişin ya misliyle, ya da  <em> enfusehum</em> (kendilerini)  manâsında kinaye kabul edilerek, aynen iâdeye delâlet edebileceği söylenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn49" id="_ftnref49" name="_ftnref49"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. <strong>&#8220;Dilersek onların yerine benzerlerini getiririz&#8221;  </strong>(İnsan, 28), <strong>&#8220;&#8230; Şüphesiz onların yerine daha hayırlılarını  getirmeye gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez&#8221; </strong>(Meâric, 40-41)  âyetleri ise, Allah&#8217;ın o insanları helâk edip, yerlerine daha hayırlı, kendisine  itaat eden, isyan etmeyen, böylece amelde onlara muhalif olan kimseleri  getirmeye kâdir olduğu şeklinde tefsîr edilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn50" id="_ftnref50" name="_ftnref50"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Razî, İnsan, 28. âyet-i kerîmenin tefsîrinde bu gerçeği  şöyle ifâde etmektedir: &#8220;Yani eğer istesek, onları helâk eder, benzerlerini  getirir, onlarla değiştiririz&#8221;. Bu âyet,  <strong>&#8220;sizi benzerlerinizle  tebdîl etmede önümüze geçilenler değiliz&#8230;&#8221; </strong>(Vakıa, 60-61) âyeti  gibidir. Âyetten maksat, onlara hiç muhtaç olunmadığını ifâde etmektir. Sanki  şöyle deniyor: Bizim, şüphesiz hiç bir mahlûka ihtiyacımız yok, faraza olsa  bile, bu kavimlere muhtaç değiliz, çünkü onları yok edip yerlerine benzerlerini  icâd etmeye kâdiriz. <strong>&#8220;Ey insanlar Allah isterse sizi götürür,  başkalarını getirir&#8221; </strong>(Sebe, 133) ve <strong>&#8220;Allah isterse sizi götürür  ve yeni yaratılmışlar getirir&#8221; </strong>(İbrahim, 20) âyetleri de bu  manadadır&#8230;&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn51" id="_ftnref51" name="_ftnref51"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a></p>
<p>Görüldüğü gibi bu nevi âyetlerde isyancılara bir  tehdit olarak, yok edilip yerlerine başka insanların getirilmesinden  bahsediliyor. Eğer yine aynı insanlar getirilseler, bu tehdîdin manâsı kalmaz.  Üslûp böyle bir manâya müsâit değildir. Buradaki mânâ, bir âmirin, işini doğru  dürüst yapmayan memûruna, <em>işini iyi yap yoksa seni atar yerine başka birini  alırım</em> demesi gibidir.</p>
<p>Âyetlerin hangi makamda ve ne için  zikrolunduğuna dikkat edildiğinde böyle yanlış anlamalara mahal  kalmayacaktır.<br />
Reenkarnasyon iddiâcılarınca bu hususta delîl olarak  gösterilen bir diğer âyet ise, <strong>&#8220;Sizden kimisi de, bilirken hiç bir şey  bilmez hale gelmesi için erzel-i ömre ulaştırılır&#8221; </strong>(Nahl, 70) âyetidir.  Öztürk, bu âyetteki <em>erzel-i ömr</em> ifâdesinin <em>ihtiyarlık </em>ve  <em>bunaklık</em> olarak manâlandırılmasının âyetin bütün esprisini yok ettiğini  söyledikten sonra şöyle devam ediyor: &#8220;Bir kere, erzel-i ömre atılmaktan veya  itilmekten değil geri götürülmekten bahsediliyor. <em>Yureddu</em> fiili  itilmek, atılmak gibi pejoratif bir manâ ifâde etmez. Bir geri çevirme ve başa  döndürme ifâde eder. Buna göre <em>erzeli&#8217;l-ömr</em> ömrün başlangıcı, yani  tekâmül sürecinin en düşük noktası demek olur. İkincisi, insanın ileri yaşlara  kadar yaşatılması, elinin ayağının tutmaz, hafızasının gereğince işlemez hale  gelmesi insan için bir rezillik ve düşüklük neden olsun? İnsan ömrünün o  noktasında fıtrat kanunları açısından en saygın ve olgun dönemdedir. Allah  kulunu kendisine en yakın bir dönemde böyle kötü bir sıfatla anmaz&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn52" id="_ftnref52" name="_ftnref52"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Sonuç olarak, Öztürk bu âyetin, mucizevî bir üslûbla yeniden  bedenlenme yani reenkarnasyon ifâde ettiğini söylemektedir.</p>
<p>Kanaatimce,  <em>yuraddu</em> fiili ister atılmak, itilmek manâsı ifâde etsin isterse, geri  çevirme, başa döndürme manâsı ifâde etsin, bir tek kelimeden hareketle  reenkarnasyona delîl aramak doğru değildir. Yaşlılık dönemi, insanın çocukluk  devrine çok benzediğinden bu teşbîhe delâlet etmek üzere böyle bir fiille ifâde  edilmesi tabiidir. Ayrıca, <strong>&#8220;Kıyametin vakti O&#8217;na âittir (yuraddu)&#8221;  </strong>(Fussilet, 47), <strong>&#8220;ve kıyamet gününde en şiddetli azaba marûz  bırakılırlar (yuraddûne)&#8221; </strong>(Bakara, 85) gibi âyetlerde, bu fiilin başa  döndürme, geri çevirme manâsında kullanılmadığı açıktır. Dolayısıyla yukardaki  âyette de, bu manada kullanılmamış olabilir.</p>
<p><em>Erzel-i ömr</em>&#8216;ü ömrün  başlangıcı, tekâmül sürecinin en düşük noktası diye vasıflandırmak da doğru  değildir. Çünkü bu ifâde, böyle bir yaklaşıma müsait değildir. Zira,  <em>erzel</em>, bayağılığından, âdiliğinden dolayı kendisinden yüz çevrilen  şey<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn53" id="_ftnref53" name="_ftnref53"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> demektir. Ömrün başlangıcından veya tekâmül sürecinin en düşük  noktasından neden hor görülüp de yüz çevrilsin. Sonra burada erzel durumu İbn  Aşûr&#8217;un da dediği gibi, sıhhatteki rezalettir, rûh haletiyle bir alakası  yoktur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn54" id="_ftnref54" name="_ftnref54"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Yani bu âyette yaşlılar için bunak, rezil tabirleri  kullanılmıyor, ömrün o devresi için böyle bir tabir kullanılıyor ki, böyle bir  devir de vardır. Bazı yaşlıların çocuklardan âciz vaziyete düşmeleri Allah&#8217;ın  takdiriyle olan bir durum değil midir? O halde böyle bir durum neden  yadırgansın? Zaten âyette bu durumun bazı kimseler için vaki olduğu<em>  minkum</em> (bazınız) tabiriyle ifâde edilmiştir. Bütün yaşlılar için mevzu  bahis değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) in de bu duruma düşmekten Allah&#8217;a  sığınarak, <em>&#8220;Erzel-i ömr&#8217;e düşmekten (en uradde) sana sığınırım&#8221;</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn55" id="_ftnref55" name="_ftnref55"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> şeklinde duâ etmesi de gösteriyor ki, erzel-i ömr yaşlılığın,  istenmeyen zor günleridir. Âyetteki, &#8220;<strong>bilirken hiç bir şey bilmez hale  gelmesi için&#8221; </strong>ifâdesi de bunu gösteriyor. Çünkü bir şey bilmez duruma  gelmek akıl zafiyetinin, yaşlılığın alametidir. Eğer reenkarnasyon ifâde  edilseydi, bundan Allah&#8217;a sığınmanın manası kalmazdı. Bilâkis istenilen bir şey  olurdu. Ayrıca âyetin reenkarnasyon ifâde ettiği kabul edilirse, o zaman insanın  yeniden dünyaya getirilmesinin gayesi, <em>bir şey bilmez hale getirilmek</em>  gibi garip bir durum olur. Ayrıca âyette, <strong>&#8220;sizden kimi vefât eder kimisi  de erzel-i ömr&#8217;e döndürülür&#8221;</strong> ifâdesi gösteriyor ki, erzel-i ömre düşen  kimse henüz ölmemiştir. Reenkarne olacak kimsenin ise ölmesi gerekir.</p>
<p>&#8220;<strong>Bilirken hiç bir şey bilmez hale gelmesi için&#8221; </strong>ifâdesi  de, müfessirlerin verdiği manâyı tekid ettiği gibi, aynı zamanda reenkarnasyonu  reddetmektedir. Çünkü eğer insan bir şey bilmez bir vaziyette tekrar dünyaya  getirilecekse bunun ne faydası olur? Bu şekilde, bir terakkî sağlanması mümkün  müdür? Hem insan, önceki hayatında(!) işlediği suçun ne olduğunu bilmiyorsa,  yeniden doğuşta cezâ görmenin, ne faydası olabilir? Yine, bu âyet-i kerîmede,  &#8220;<strong>bilirken hiç bir şey bilmez hale gelmesi için&#8221; </strong>buyrulurken bir  başka  âyette de, <strong>&#8220;Allah sizi annelerinizin karnından hiç bir şey  bilmez bir vaziyette çıkardı&#8221; </strong>(Nahl, 78) buyrularak insanın anne  karnından dünyaya çıktığı zaman hiç bir şey bilmediğinin ifâde edilmesi de  gösteriyor ki, önceki âyetteki <em>yuraddu</em>&#8216;dan murâd insanın ilk haline,  yani bebeklik dönemindeki gibi hiç bir şey bilmez hale getirilmesidir.<br />
İzâhına çalıştığımız bu âyet gibi, <strong>&#8220;kimin de ömrünü uzatırsak, onu  yaratılışta baş aşağı çeviririz&#8221; </strong>(Yâ-sîn, 68) âyeti de, aynı şekilde,  kendilerine verilen süre zarfında imkânlarını iyi kullanmayarak bu süreyi heder  edenlerin baş aşağı çevrilerek <em>erzel-i ömr</em>&#8216;e çevrildiği şeklinde  değerlendirilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn56" id="_ftnref56" name="_ftnref56"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>Aslında bu âyette bahsedilen <em>baş aşağı  çevirme</em>nin (<em>nunekkishu</em>) insan rûhuyla alakalı olmayıp, bedeniyle,  maddî yapısıyla alakalı olduğu açıktır. Çünkü âyette <em>fi&#8217;l-halk</em>   <strong>(yaratılışta)</strong> buyuruluyor. Ayrıca bu âyette, <em>ömürlerini  değerlendirmeyenlerden vs.</em> bahsedilmiyor, ömrü uzatılan, yaşlılık dönemine  ulaşan bütün insanlardan bahsediliyor. Keza, âyette defalarca dünyaya gelip  tekâmülün tamamlanmasına bir işâret olsaydı, <strong>&#8220;ömür verdiğimizi baş aşağı  çeviririz&#8221;</strong> yerine, &#8220;terakkî ettiririz&#8230;&#8221; gibi bir ifâdenin  kullanılması gerekirdi&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allah sizi yerden bitki bitirir gibi  bitirdi, sonra sizi tekrar oraya iâde edecek, sonra tekrar çıkaracak&#8221;  </strong>(Nûh, 17-18) âyetinde de, Hz. Nûh&#8217;un muhataplarının müşrikler  olduğundan hareketle, suçluların cezâlarını çekip olgunlaşmak için yeniden  topraktan çıkarılıp dünyaya gönderilecekleri söylenmiştir.<br />
Burada sormak  gerekir ki, acaba Hz. Nûh, onların müşrik olarak öleceklerini biliyor mu ki,  böyle hitap etsin, <em>sizi tekrar dünyaya getirecek</em> desin! Aslında bu  âyette Allah&#8217;ın ölüleri diriltmeye olan kudreti dile getirilmiş, bu işin Allah  için çok kolay olacağını ifâde etmek için de, insanları başlangıçta, bitkileri  topraktan çıkarırcasına kolay bir şekilde yaratan Allah&#8217;ın, onları öldükten  sonra da böylesine kolay bir şekilde dirilteceği bildirilmiştir. Başka bir  ifâdeyle, insanın yaratılması ve öldükten sonra tekrar diriltilmesi, tohumun  filizlenerek topraktan çıkarılmasına benzetilmiştir.</p>
<p>Ayrıca  reenkarnasyon nazariyesinde, insanların topraktan çıkarılmaları diye bir şey  yoktur. Çünkü bu iddiâ sahiplerine göre, dünyaya tekrar gelişler kıyamet  kopmadan önce gerçekleşecektir. İnsanların diriltilerek topraktan çıkarılmaları  ise, kıyamette vuku bulacaktır. Dolayısıyla âyetteki topraktan çıkarma işi  reenkarnasyonla alakalı olamaz. Bilakis reenkarnasyon aleyhinde bir ifâdedir.  Cismani dirilişi ifade etmektedir.</p>
<p>Saffât sûresinde cennettekilerin  durumu anlatılırken, cennetliklerden birinin, dünyada iken âhireti inkâr edip  kendisiyle alay eden cehennemdeki arkadaşına, onun dünyada iken kendisine  söylediklerini hatırlatarak, alaycı, iğneleyici bir tavırla söylediği,  <strong>&#8220;(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da  uğratılacak değil miymişiz?!&#8221; </strong>(Sâffât, 58-59) âyetinin de,  reenkarnasyona delîl olarak gösterilmesi gariptir. Öztürk bu âyetleri, &#8220;Biz  cennetlikler tekrar ölecek miyiz? hayır yalnız ilk ölümümüz ve biz azaba da  uğratılmayacağız. Gerçekten de bu büyük bir başarının tâ kendisidir&#8221; şeklinde  tercüme ettikten sonra, <em>görüldüğü gibi âyetlerde cennet ehli yani tekâmülünü  tamamlamış olanların tekrar öldürülmeyecekleri söylenerek cehennem ehliyle bir  farklarının da bu olduğuna dikkat çekilmektedir</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn57" id="_ftnref57" name="_ftnref57"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> demektedir.</p>
<p>Bir kere bu hâdisenin nerede vuku bulduğu  unutulmuş gibidir! Artık âhiret âlemi başlamış, cennetlikler cennete,  cehennemlikler cehenneme dolmuşken, arz başka bir arza, gökler başka göklere  tebdîl edilmişken, hangi dünyaya dönüşten bahsediliyor? Hem, cennetliğin böyle  bir ifâdesi cehennemliğin tekrar ölüp diriltileceğine delâlet etmez. Sonra,  Öztürk&#8217;ün âyete verdiği mana, her ne kadar pek çok müfessir tarafından verilmiş  manaya uygun olsa da, kanaatimizce bu mana biraz uzaktır. Ayetin akışına uygun  olan mana, âyetin peşinden zikrettiğimiz ve Sabunî&#8217;nin  tefsîrinde<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn58" id="_ftnref58" name="_ftnref58"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, Çantay&#8217;ın da meâlinde ifâde ettiğidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn59" id="_ftnref59" name="_ftnref59"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Buna göre, âyetteki <em>efemâ nahnu bi-meyyitîn, illâ  mevtetene&#8217;l-ûlâ</em> ifâdesi, cennetliğin cehennemliğe hitabının bir devamıdır.  Bu ifâdelerle, cennetlik, cehennemliğe onun inkârcı sözlerini alaycı bir üslupla  hatırlatmakta, onun, &#8220;bir kere öldükten sonra artık dirilmeyeceğiz, azap ta  edilmeyeceğiz&#8221; iddiâsının gerçekleşmediğini bildirmektedir. Nitekim bir âyette  âhireti inkâr edenlerin şöyle dedikleri nakledilmektedir: <strong>&#8220;Sadece ilk  ölümümüz vardır. Biz diriltilecek değiliz&#8221; </strong>(Duhân, 35). İşte yukardaki  âyette cennetliğin alaycı bir tavırla anlattığı şey de kâfir arkadaşının  dünyadayken alaycı bir tavırla söylediği  bu nevi  sözleridir.</p>
<p>Reenkarnasyona delîl olarak sunulan daha başka âyetler<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn60" id="_ftnref60" name="_ftnref60"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> de vardır. Meselâ, <strong>&#8220;&#8230; Sonra ona yolu kolaylaştırdı.  Sonra canını aldı ve kabre soktu. Sonra dilediği vakitte onu yeniden diriltir&#8221;  </strong>(Abese, 20-22) âyeti, mazî sigalar (geçmiş zaman kipleri)dan  hareketle<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn61" id="_ftnref61" name="_ftnref61"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, <strong>&#8220;O&#8217;dur ki, ölümü ve hayatı yarattı&#8221; </strong>(Mülk, 2)  âyeti, ölümün hayattan önce zikredilmesinden hareketle<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn62" id="_ftnref62" name="_ftnref62"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bu konuya delil olarak öne sürülmüş hatta, kıyamet günü  karanlıklar içinde kalıp, bir ışık arayan kâfirlere ışık arama yerinin dünya  hayatı olduğunu ve artık bunun da muhal olduğunu ifâde etmek için kınayıcı ve  istihza edici bir tavırla söylenen,  <strong>&#8220;Onlara denildi ki, ardınıza  (dünyaya) dönünüz de orada ışık arayınız!&#8221; </strong>(Hadîd, 13) âyeti dahi  reenkarnasyona delîl sadedinde sunulmak istenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn63" id="_ftnref63" name="_ftnref63"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Kıyametten sonra tekrar dünya hayatının olacağını  söylemek, kıyametin de tekrarını gerektirir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn64" id="_ftnref64" name="_ftnref64"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> ki böyle bir şey de tenâsühü kâinatın ve devirlerin sonsuza kadar  devam ederek, her devirde bir önceki devrin benzeri hâdiselerin vuku bulacağını  söyleyen bir kısım tenasühçülerin<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn65" id="_ftnref65" name="_ftnref65"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> görüşlerine yaklaşmak olur.<br />
Görüldüğü gibi, Kur&#8217;ân kesinlikle dünyaya dönüşü reddetmektedir. Aksini  savunanların iddiâları ise, tutarlı değildir.</p>
<h4>
<p>Dipnotlar</h4>
<p style="font-size:9px;font-family:Tahoma;"><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref1" id="_ftn1" name="_ftn1"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bkz. Cürcanî, <strong><em>Şerhu&#8217;l-Mevâkıf</em></strong><em>,  </em>VIII, 300.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref2" id="_ftn2" name="_ftn2"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Addison; s. 125; Fâvî, s. 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref3" id="_ftn3" name="_ftn3"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Fâvî, s. 51.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref4" id="_ftn4" name="_ftn4"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Munîr Ba&#8217;lebekkî,  <strong><em>el-Mevrid-90</em>,</strong>  24. bsk., Dâru&#8217;l-İlm li&#8217;l-Melâyîn,  Beyrut, 1990, s.773.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref5" id="_ftn5" name="_ftn5"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Tahsin Saraç.<strong> <em>Büyük Fransızca Türkçe  Sözlük</em></strong><em>, </em>Adam yay., İstanbul, 1985,  s.1192.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref6" id="_ftn6" name="_ftn6"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <em>Transmigrasyon</em>un lügât manası, göç, rûh göçü, başka  bir varlığa geçmektir (bkz. Saraç, s.1413).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref7" id="_ftn7" name="_ftn7"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Addison, s. 87, 92, 125.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref8" id="_ftn8" name="_ftn8"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. A. Zeki Tuffâhe, <strong><em>en-Nefsu&#8217;l-Beşeriyye ve  Nazariyyetu&#8217;t-Tenâsüh,</em></strong> Beyrut, 1987, s. 90.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref9" id="_ftn9" name="_ftn9"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bedri Ruhselman. <strong><em>Ruh ve  Kâinât</em></strong><em>,</em> Ruh ve Madde yay., İstanbul, 1977,   s.152.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref10" id="_ftn10" name="_ftn10"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Leon Denıs,<strong> Après La Mort</strong>, Libraire des  Siciences psychiéues, Paris, tsz., s. 312; Sinan Onbulak. <strong><em>Ruhî  Olaylar ve Ölümden Sonrası</em></strong><em>,</em> Dilek yay., İstanbul,  1975,  s. 344.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref11" id="_ftn11" name="_ftn11"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Bu fırkalar ve şahıslar için bkz. Şehristânî, s. 54;  Kurtubî, IV,105; Müyesser, s. 205; M. Şemseddin, 192, 210, 211; Abdulmu&#8217;ti, s.70<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref12" id="_ftn12" name="_ftn12"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Ayette geçen <strong><em>berzâh</em></strong>&#8216;ın ne olduğu  hakkında sahabe ve tabiinden şu görüşler nakledilmiştir: Ölümle diriliş  arasındaki perde, dünya ve âhiret arasındaki perde, ölüyle ölünün dünyaya  dönmeesi arasındaki engel, kıyamet gününe kadarki mühlet&#8230; (Maverdî, IV,  66-67).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref13" id="_ftn13" name="_ftn13"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Muhammed İkbal. <strong><em>İslâm&#8217;da Dinî Düşüncenin Yeniden  Doğuşu</em></strong><em>, </em> İstanbul, 1984, s. 160.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref14" id="_ftn14" name="_ftn14"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Aşûr, XVIII,123. İbn Aşur ifâdesinin devamında şöyle  diyor: &#8220;Bu terkib mesel makamında olup, &#8220;Rabbim beni geri döndür&#8221; talebinde  bulunan müşrikin sözünün boş, manâsız ve kabul edilmez bir talep olduğunu ifâde  etmektedir. Bu ifâde Kur&#8217;ân&#8217;ın mübtekerâtından (Arap kelâmında ilk olarak  kullandığı) olup, daha önce Arap kelâmında kullanılmamış bir ifâdedir.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref15" id="_ftn15" name="_ftn15"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Celal Kırca, <strong><em>Kur&#8217;ân ve İnsan</em></strong>,  Marifet yay., İstanbul, 1996, s. 175.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref16" id="_ftn16" name="_ftn16"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Ateş, <strong><em>Yüce  Kur&#8217;ân&#8217;ın Çağdaş Tefsiri</em></strong>, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul,  1991,  VI,118.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref17" id="_ftn17" name="_ftn17"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Yaşar Nuri Öztürk. <strong><em>Kur&#8217;ân&#8217;daki  İslâm</em></strong>,  6. bsk.,Yeni Boyut, İstanbul, 1994,  s.  312.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref18" id="_ftn18" name="_ftn18"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.153.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref19" id="_ftn19" name="_ftn19"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. M. Said Şimşek, <strong><em>Günümüz Tefsîr  Problemleri</em></strong>, Esra yay., Konya, 1995,  s. 288.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref20" id="_ftn20" name="_ftn20"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Gazalî, Muhammed.  <strong><em>el-Mehâviru&#8217;l-Hamse</em></strong>, s.183.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref21" id="_ftn21" name="_ftn21"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Beyzavî, V, 467; Nesefî, IV,137; Ebu&#8217;s-Suûd,  VIII,137.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref22" id="_ftn22" name="_ftn22"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Bûtî,  <strong><em>Kübrâ&#8217;l-Yakiniyyâti&#8217;l-Kevniyye</em></strong>, s. 315.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref23" id="_ftn23" name="_ftn23"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Ateş, II, 303 (<strong><em>Resâil-i İhvan-ı  Safa</em></strong><em>, </em>IV,190-196&#8242;dan naklen).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref24" id="_ftn24" name="_ftn24"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <em>Batıniyye</em>, Nasların bir zahiri olduğu gibi, bir de  bâtını olduğunu söyleyenlerdir (bkz. Bekir Topaloğlu, <strong><em>Kelâm  İlmi</em></strong>, İstanbul, 1981, s. 231). Ancak, <em>bâtınîler</em> Kur&#8217;ân&#8217;ın  zâhiriyle amel etmeyi kabul etmezler. Asıl murâd olanın zâhir değil, bâtın  olduğunu söylerler. İsmailiyye, Karamite, Seb&#8217;iyye, Huremiyye gibi grupları  vardır ( Sabunî, <strong><em>et-Tibyân fî Ulûmi&#8217;l-Kur&#8217;ân,</em></strong> 3. bsk.,  Daru&#8217;l-Kalem, Dımeşk, 1408, s. 249). Böyleleri, kendi bâtıllarını Kur&#8217;ân&#8217;ın  bâtını diye gösterirler. Ellerinde ise, bu iddiâlarını destekleyen hiç bir delîl  yoktur. Bu yönüyle batınî tefsir hareketi, işârî tefsirden tamamen farklıdır.  Çünkü makbûl olan işârî tefsirde, Kur&#8217;ân&#8217;ın zahirî manasına aykırılık,   âyetten murâdın sadece batınî mana olduğu iddiâsı yoktur. Lafız, verilen manaya  muhtemeldir. Şeriate ve akla aykırı değildir. Fehimleri teşviş etmez. Batınî  tefsirlerde ise bu özellikler yoktur. Meselâ, &#8220;<strong>Süleyman Davûd&#8217;a varis  oldu</strong>&#8221; (Neml, 16) âyetine <em>İmam-ı Ali ilimde Nebi (s.a.v)&#8217;ye varis  oldu</em> demek, batınî bir tefsirdir (bkz. Sabunî,  <strong><em>et-Tibyân</em></strong>, s. 240).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref25" id="_ftn25" name="_ftn25"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Suyutî,<strong> <em>el-İklîl</em>, </strong>thk. Seyfuddin  Abdulkadir, 2. bsk., Dâru&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut, 1985,  s. 29.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref26" id="_ftn26" name="_ftn26"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XII,177.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref27" id="_ftn27" name="_ftn27"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Sinâ,<strong><em>  el-Adhaviyye,</em></strong> s. 120.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref28" id="_ftn28" name="_ftn28"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XII,177.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref29" id="_ftn29" name="_ftn29"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Sinâ<strong><em>, el-Adhaviyye</em></strong>, s.  95.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref30" id="_ftn30" name="_ftn30"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Misal için bkz. Sönmez Akbay. <strong><em>Bilinmeyene  Doğru</em>,</strong> İzmir, 1983,  s. 217-225.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref31" id="_ftn31" name="_ftn31"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu âyetteki diğer ifâdelerden neyin kastolunduğu ise açıktır:  İlk diriltme, bu dünya hayatına, daha sonraki öldürme, dünya hayatımız sonundaki  ölümümüz, bu öldürmeden sonraki dirilme de, kıyametteki diriliştir. (Şimşek, M.  Said, s. 261).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref32" id="_ftn32" name="_ftn32"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Maverdî bu hususta<em> altı,</em> Endelusî ise  <em>yedi</em> görüş zikretmiş, <em>altı</em> tane de işârî tefsir sıralamıştır.  (bkz. Maverdî, I, 91-92; Ebu Hayyan Muhammed b. Yûsuf el-Endelusî,  <strong><em>Tefsiru&#8217;l-Bahri&#8217;l-Muhît</em></strong><em>,</em>  2. bsk.,  Daru&#8217;l-Fikr, 1983, I,131-132). Bu görüşlerin hiç birisinde tenasüh veya  reenkarnasyon belirtilmemiş, işâret dahi edilmemiştir. Hepsinde manâ, insanın  dünyaya gelmeden önceki tavırlarıyla alakalıdır. Yalnız, Ebû Salih, bu âyetteki  ölü halde olmanın kabirlerinde ölü olanlar, ilk diriltmenin de, kabirlerinde  olanların kabir suâli sorulması için olduğu, sonra tekrar öldürülüp kıyamette  tekrar diriltileceği şeklinde bir ifâdede bulunmuşsa da, bu görüş Taberi  tarafından uzak addedilmiştir. Çünkü âyetteki kafirleri tevbih, kınama,  işledikleri günahlardan dolayıdır. Kafirler masiyetten taata, inkârdan imana  davet edilmektedirler. Kabirde ise inâbe ve tevbe yoktur (Taberi, I, 225).  Dolayısıyla bu görüş, âyetin siyak ve sibâkına uygun düşmemektedir. Bu görüş  doğru da olsa, tenasüh veya reenkarnasyona bir delâleti olmadığı açıktır.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref33" id="_ftn33" name="_ftn33"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, I, 222-223; Maverdî, I, 91.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref34" id="_ftn34" name="_ftn34"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, 223-224.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref35" id="_ftn35" name="_ftn35"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, I, 223-224; Maverdî, I, 91; Zemahşerî, I, 270;  Şevkânî, I, 59; Câvî, II, 8; Vâhidî, II, 8.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref36" id="_ftn36" name="_ftn36"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Endelusî, I, 131.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref37" id="_ftn37" name="_ftn37"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Maverdî, I, 92.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref38" id="_ftn38" name="_ftn38"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu ifâdeye bu şekilde manâ verenlere misâl olarak bkz.  Taberî, I, 225-226; Endelusî, I,131-132.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref39" id="_ftn39" name="_ftn39"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, II,139.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref40" id="_ftn40" name="_ftn40"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Aşûr, I,  375.  İbn Aşûr, ifâdesinin sonunda bu âyetin niçin zikrolunduğuna işâret  ediyor. Yani insanın malûmu olan şeylerden tevhîde ve haşre delîl getiriliyor.  Merağî de benzer ifâdelerde bulunmuştur (bkz. Merağî, I,75-76).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref41" id="_ftn41" name="_ftn41"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXVII, 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref42" id="_ftn42" name="_ftn42"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXVII, 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref43" id="_ftn43" name="_ftn43"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Zemahşerî, III, 418.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref44" id="_ftn44" name="_ftn44"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s. 257-258.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref45" id="_ftn45" name="_ftn45"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <strong>&#8220;Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan,  canlardan ve ürünlerden azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele&#8221;</strong>  (Bakara, 155) âyetinde ifâde edildiği gibi.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref46" id="_ftn46" name="_ftn46"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Müyesser, s. 207-208.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref47" id="_ftn47" name="_ftn47"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk de, bu âyetlerin reenkarnasyona delâlet edebileceğini  söyledikten sonra, &#8220;Nitekim F. er-Razî&#8217;den Elmalılıya kadar bir çok müfessir  getirdikleri açıklamalarla ikinci manâyı ortaya koymuş, ancak geleneksel kabule  uyarak reenkarnasyondan bahsetmemişlerdir&#8221; demektedir. Ancak, Razi ve Elmalılı  dahil, pek çok tefsîrde bu âyetlerin manâsı hakkında söylenenlere bakmamıza  rağmen biz böyle bir şeye şâhid olmadık.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref48" id="_ftn48" name="_ftn48"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Çoğulu emsâl olan misl kelimesi, bir şeyin misli, benzeri  manâsına geldiği gibi, o şeyin aynısı manâsında da kullanılır. Nitekim<strong>  </strong> &#8220;<strong><em>O&#8217;nun misli gibi hiç bir şey yoktur</em></strong>&#8221;  (Şûrâ, 11) âyetinde <em>mis</em>l bu manâdadır.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref49" id="_ftn49" name="_ftn49"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Alûsî, XXIII, 56; Tabatabaî, XVII,118; İbn Aşûr, XXVII,  317.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref50" id="_ftn50" name="_ftn50"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, XII, 242, 325; İbn Kesîr, IV, 488.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref51" id="_ftn51" name="_ftn51"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXIX,156.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref52" id="_ftn52" name="_ftn52"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk, 282-283.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref53" id="_ftn53" name="_ftn53"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Rağıb,<strong><em> Mufredât</em></strong>, s.194.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref54" id="_ftn54" name="_ftn54"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. İbn Aşûr, XIV, 212.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref55" id="_ftn55" name="_ftn55"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Buharî, <em>Cihâd</em>, 25, III, 209; Müslim, <em>Zikr</em>,  52, IV, 2070; Nesâî, <em>İstiaze</em>, 5, VIII, 647; İbn Hanbel, I, 54.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref56" id="_ftn56" name="_ftn56"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.153.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref57" id="_ftn57" name="_ftn57"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk, s. 250.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref58" id="_ftn58" name="_ftn58"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Sabunî,  <strong><em>Safvetu&#8217;t-Tefâsîr</em></strong>, III, s. 34.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref59" id="_ftn59" name="_ftn59"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Hasan Basri Çantay,<strong><em> Kur&#8217;ân-ı Hakîm ve Meâl-i  Kerîm</em></strong>, 13. bsk., III, 798.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref60" id="_ftn60" name="_ftn60"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu hususta ki diğer âyetler ve cevâpları için bkz. Şimşek, M.  Said, s. 257-282.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref61" id="_ftn61" name="_ftn61"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Bkz. Ateş, X, 327.   Aslında, Kur&#8217;ân-ı  Kerimde misâline çokça rastlanan bu durum, yani ilerde vuku bulacak bir  hadiseyi, geçmiş zaman kipiyle anlatmak tekid içindir, hâdisenin mutlaka vuku  bulacağını, âdeta olmuş gibi kabul edilmesi gerektiğini ifâde etmek içindir  (bkz. Ateş, IX, 150-151).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref62" id="_ftn62" name="_ftn62"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Ateş, IX, 527;  Öztürk, s. 319-320.    Bu âyette ölümün hayattan önce  zikredilmesi, hakiki hayat  ve büyük bir nimet olan âhiret hayatına ölüm  vasıtasıyla ulaşıldığı içindir. Bu yüzden âyette ölüm de hayat gibi, bir nimet  olarak sayılmıştır.  Çünkü, kendisi vasıtasıyla nimete ulaşılan şey de  nimettir (bkz. Rağıb,<strong><em> Tafsîlu&#8217;n-Neş&#8217;eteyn ve  Tahsilu&#8217;s-Saadeteyn</em></strong>, s. 183).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref63" id="_ftn63" name="_ftn63"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.709.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref64" id="_ftn64" name="_ftn64"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Şimşek, M. Said, s. 290.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref65" id="_ftn65" name="_ftn65"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Müyesser, s. 205.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/215/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/215/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=215&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kıyamet ne zaman ve nasıl gerçekleşecektir ?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/</guid>
		<description><![CDATA[Kıyamet Saati
“Kıyamet, filan tarihte kopacaktır.” demek haddime olmadığı halde, burada size tarih tahmin etme cüretinde bulunacağım. Elbette kimse yarın başına ne geleceğinden emin olamaz. Ama, ölüm yaklaştıkça, yakınlığını hissedersiniz. Yaratan, yaklaşarak iyice açıklanma noktasına gelen kıyameti “Neredeyse gizleyeceğim.”(1) diyor. Kıyamet iyice yaklaştığında da, geldi geliyor demeye başlarsınız ve tahminleriniz doğruya yaklaşır.
Allah şöyle uyarır: “Sana kıyametin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=214&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify"><strong>Kıyamet Saati</strong></p>
<p>“Kıyamet, filan tarihte kopacaktır.” demek haddime olmadığı halde, burada size tarih tahmin etme cüretinde bulunacağım. Elbette kimse yarın başına ne geleceğinden emin olamaz. Ama, ölüm yaklaştıkça, yakınlığını hissedersiniz. Yaratan, yaklaşarak iyice açıklanma noktasına gelen kıyameti “Neredeyse gizleyeceğim.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn1" id="_ftnref1" name="_ftnref1">(1)</a> diyor. Kıyamet iyice yaklaştığında da, geldi geliyor demeye başlarsınız ve tahminleriniz doğruya yaklaşır.</p>
<p>Allah şöyle uyarır: “Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun zamanını Ondan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn2" id="_ftnref2" name="_ftnref2">(2)</a>“Kıyametin zamanı hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn3" id="_ftnref3" name="_ftnref3">(3)</a>“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn4" id="_ftnref4" name="_ftnref4">(4)</a>“Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz. Habersiz oyalanıyorsunuz.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn5" id="_ftnref5" name="_ftnref5">(5)</a></p>
<p align="center"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-1.jpg" alt="Kur'an dan kıyamet senaryoları" align="bottom" border="0" hspace="5" vspace="5" /></p>
<p>26 Ekim 1992 gecesi rüyamda kıyametin kopuşunu görmüştüm. Kıyametin başlayacağını anlayınca, caddelere daldım; karşılaştıklarımı kollarından tutup, ahirete hazırlanmamız gerektiğini anlatıyordum. Her kimi yakaladıysam, sözümü bitiremeden elimden sıyrılıp gitti. Anlatamamamın üzüntüsüyle koşuştururken, yıkılış başladı ve ben köşeme çöküp, ölümü izledim.<span id="more-214"></span></p>
<p><strong>Dünya dalgalanıyor; çatlayıp parçalanan zeminlerden alevler fışkırıyordu.</strong> Üzerime serpilecek kaya, dağ veya alev yığınlarının korkusu içerisindeydim. Dizlerime kapanıp beklerken, “Allah’ım, bana acı verme!” diyordum.</p>
<p>Karanlıkta bedenimi kaybettim. Ardından, kömürleşmiş harabeler üzerinde gözlerimi açtım; bir yerlere doğru ilerliyordum. İçimden, “Neden dinlemedik, anlamadık.” diye üzülüyordum. Başımı çevirip, toprağı siyah, göğü karanlık gördüğüm anda uyandım.</p>
<p>Sabahleyin, TBMM Soruşturma Komisyonlarındaki görevime gittim. Bir elimde günün gazetesi, diğer elimde çayı yudumlarken, rüyamı anlamlandırmaya çalışıyordum. Gazetenin rasgele bir sayfasını açtım. Gözüm “Kıyametin tarihi belirlendi” şeklindeki başlığa takıldı. Heyecanlandım, ürperdim. Haber şöyleydi: “<strong>Herkesin merak ettiği kıyamet günü, sonunda açıklandı: 14 Ağustos 2126</strong>. İngiliz-Avustralya Rasathanesinde görevli ünlü gökbilimci Duncan Stell, üç mil genişliğindeki Swift Tuttle adlı bir kuyruklu yıldızın saniyede 37 mil süratle üzerimize geldiğini ve hesaplanan tarihte, bir milyon nükleer bombadan daha etkili bir patlamayla yeryüzüne çarpacağını açıkladı.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn6" id="_ftnref6" name="_ftnref6">(6) </a></p>
<p>Haberin rüyamın üzerine gelmesinden etkilendim ve kıyametin tarihiyle ilgili araştırmalar yaptım. Hz. Muhammed’in (asm) “Ümmetimin ömrü bin seneyi geçecek; fakat bin beş yüz seneyi çok aşmayacaktır.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn7" id="_ftnref7" name="_ftnref7">(7)</a> dediğini okudum. Ebced hesabıyla yorumlanan bir hadisten de Hicri 1545 (Miladi 2120) tarihinin kıyamet yılı olabileceğinin bulgulandığını gördüm.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn8" id="_ftnref8" name="_ftnref8">(8)</a> Bunlara benzer başka tarihleri de yan yana getirdiğimde, ilginç bir örtüşmenin yaklaşık aynı yıllara işaret ettiğini anladım.</p>
<p>Bu rüyadan dokuz yıl sonra, kıyamet hakkında bir kitap yazmak istedim; verileri toparladım.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn9" id="_ftnref9" name="_ftnref9">(9)</a> Swift-Tuttle’la ilgili gelişmeleri konunun uzmanlarından Prof. Brian G. Marsden’e sordum. Prof. Marsden’in, 17 Nisan 2001 tarihli e-posta cevabı şöyleydi: “Eğer yörüngesi dünyanın yörüngesiyle kesişen Swift-Tuttle, gelecek geçişinde dünyaya çarpacak olsaydı, bu 14 Ağustos 2126’da olacaktı. Kuyruklu yıldız her geçişinde gecikme yapıyor. Çinlilerin M.Ö. 68 ve M.S. 188 yıllarındaki gözlemlerini de dikkate alarak yapılan hassas hesaplamalarda, o tarihte dünyaya çarpma ihtimalinin çok düşük olduğu anlaşıldı.” Prof. Marsden’e, 2120’de herhangi bir çarpışma ihtimali olup olmadığını da sordum. “O tarihte bir çarpışma olacaksa, bunun bizim henüz bilemediğimiz bir gökcismiyle olabileceğini” yazdı.</p>
<p>Bilemediğimiz göktaşlarının dünyaya yaklaşıyor olma ihtimalleri yüksekmiş demek. NASA bilim adamlarına göre, 2004 Haziran ayında keşfedilen 400 metre çapındaki 2004 MN4 adı verilen göktaşı 13 Nisan 2029’da üç yüzde bir ihtimalle dünyaya çarpabilirmiş.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn10" id="_ftnref10" name="_ftnref10">(10)</a> Göktaşı yaklaştıkça çarpışma ihtimali artıyor; hesaplanan son ihtimal otuz sekizde bir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn11" id="_ftnref11" name="_ftnref11">(11)</a>… Daha böyle ne haberler okuyacağız, hiç de ciddiye almadan…</p>
<p>Gerçekten de 2100 yılından sonrası tufan mı olacak? Artık önümüzdeki 50-70 yılın ardından, kıyamet saatine kadar çevresel dengesizlikler birbirini kovalayacak mı? Kıyamet dünyayı ne zaman yakalayacak? Her uyanık vicdan kendi cevabını bulur.</p>
<p>2004 yılında, 50 bin ışık yılı uzağımızda patlayan Nötron yıldızının saniyede yaydığı enerjiyi, Güneş’imiz ancak bir milyon yılda yayabiliyor. Bilimcilere göre, bu patlama 10 ışık yılı yakınımızda yaşansaydı, dünya hayatının çoğu sönecekti.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn12" id="_ftnref12" name="_ftnref12">(12)</a> <strong>Bundan böyle, kıyamet haberleri de fırtınayı bildiren rüzgarlar gibi esip duracaktır</strong>. Sonunda asıl fırtına ansızın, umulmaz ve beklenmezken gelip çatacaktır.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn13" id="_ftnref13" name="_ftnref13">(13)</a></p>
<p>Alman Bild Gazetesinin manşetten verdiği bir haberde, bilim adamları kıyamet uyarısı yapıyorlardı. Bunlardan BBC’ye de konuşan Prof. Sir David King, “<strong>Eğer dünyanın bu kötü gidişi daha da hızlanmazsa, bize geriye sağ salim yaşayabileceğimiz 60 yıl kalıyor.</strong>” demiş.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn14" id="_ftnref14" name="_ftnref14">(14)</a> Hatta Washington Worldwatch Enstitüsüne bakılırsa, torunlarımızdan sonrasına dünya yok.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn15" id="_ftnref15" name="_ftnref15">(15)</a> Yani artık iş işten geçmiş demeye getiriyorlar.</p>
<p>Dünyanın yaşanmaz hale geleceği yıllar pek yakın diye korkmalı ve çabayı terk etmeli miyiz? Aksine, sonsuzluğa layık olmanın yolu, tamir etmeye, iyi izler bırakmaya çırpınmaktan geçer. Kıyamet bilgisi, çalışkanlığa ve iyiliklere yönelmemizi sağlamalıdır.</p>
<p><strong>Evrenin Yıkılışı</strong></p>
<p>Kıyamet nasıl kopacak? Sadece dünyayı ve güneş sistemini mi kapsayacak; yoksa tüm evreni mi kuşatacak? Dünyanın kıyameti ile güneş sisteminin ve evrenin kıyameti aynı zaman kesitinde mi gerçekleşecek?</p>
<p>“Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn16" id="_ftnref16" name="_ftnref16">(16)</a> Fakat, ne yazık ki, “insanların çoğu (kıyametin geleceğine) inanmazlar.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn17" id="_ftnref17" name="_ftnref17">(17)</a></p>
<p>“Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır. O saate / dünyanın sonuna ilişkin emirse, bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah’ın kudreti her şeye yeter.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn18" id="_ftnref18" name="_ftnref18">(18)</a> Yaratan evrene birden vücut verdiği gibi, kıyameti de birden başlatır. Yolunda gider gibi görünen her iş, aniden tersine döner.</p>
<p align="center"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-2.jpg" align="bottom" border="0" hspace="5" vspace="5" /></p>
<p><strong>Dünyamıza yönelen tehditler artıyor. Geçenlerde bir göktaşı dünyanın yakınından teğet geçmiş.</strong><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn19" id="_ftnref19" name="_ftnref19">(19)</a> Bilimciler bir göktaşının çarpacağından emin olsalar, bunu bize açıklayabilirler miydi? Rusya Bilimler Akademisinden Mihail Smirnov “175 yıl içinde dünyamıza göktaşı düşmeyeceğini” açıklamış. Smirnov’a göre, “o zamana kadar zaten insanoğlu, göktaşlarını yok etmeyolunu çoktan bulurlarmış.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn20" id="_ftnref20" name="_ftnref20">(20)</a></p>
<p>Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, 16 Mart 2880 tarihinde bir kilometre genişliğindeki bir göktaşının dünyaya çarpacağı “belirlenmiş.” Bilim adamları bu sürede göktaşının yörüngesini değiştirme teknolojisini geliştirebileceğimize inanıyormuş. Hatta Jet Propulson Laboratuvarından Jon D. Giorgini önümüzdeki uzun zamandan yararlanarak çaresine bakacağımızı düşündüğünden, endişelenmiyormuş.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn21" id="_ftnref21" name="_ftnref21">(21)</a> Hep aynı kandırmaca ve aynı oyalanma…</p>
<p>Göktaşları, yer taşları işin bahanesidir. Evrenin yıkılışına yönelen İlâhî Kudret, evrensel meleklerden İsrafil’in (as) nefesi üzerinden evrene akar. <strong>İsrafil’in surundan yayılan enerji, evrenin enerji dengesini bozarsa sistem çökmeye başlar.</strong> Dengesizlik her zerreciğe ulaşır; evren galaksileriyle ve gök katlarıyla çökmeye başlar. O gün Sur üflenir; göklerde ve yerde kim varsa, Allah’ın dilediği kimselerden başka hepsi çarpılıp yıkılır.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn22" id="_ftnref22" name="_ftnref22">(22)</a></p>
<p>Evren gerilen bir kauçuk çarşaf gibi her yandan genişliyor; atomlardan galaksilere kadar tüm zerreler birbirinden uzaklaşıyor. Bilimciler bu durumun evrenin içerisinde gizli kara enerjiden kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn23" id="_ftnref23" name="_ftnref23">(23)</a> <strong>Evren, kendisinden onlarca kat büyüklükte gizli bir enerjinin elindeyse, o enerjinin geriye çekilmesinin sonuçlarını hayal edebilirsiniz.</strong></p>
<p>İster gelmekte olan, isterse aniden yaratılan bir sebeple perdelenerek veya isterse de sebepsiz başlatılan yıkılış süreci dünyayı kuşatır. Bir göktaşı mı çarpar; evrenin enerji dengeleri mi bozulur; güneş sistemi ve galaktik sistemler mi çöker? Nasıl olacaksa, kıyamet başlar.</p>
<p>Allah, göklerin ve yerin gaybından elektronlara gönderdiği kuvveti geri çekiverse, o saniyede olacakları hayal edin. Evren saatinin tüm çarkları birbirinden kopar; madde makinesinin parçacıkları yay gibi yerlerinden fırlar. Tarifsiz bir başıboşluk ve beraberinde köpük gibi sönüp yok olma yaşanır.</p>
<p>Dünyanın ölümü ürkütücüdür: “Yer o sarsıntıyla sarsıldığında, yer ağırlıklarını çıkardığında…”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn24" id="_ftnref24" name="_ftnref24">(24)</a> Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar serpildikçe serpildiği, hepsi dağılıp toz duman haline geldiği, (zaman)…<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn25" id="_ftnref25" name="_ftnref25">(25)</a> O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecektir!<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn26" id="_ftnref26" name="_ftnref26"> </a><br />
Ölüm evrene yayılır. “Hani o yıldızlar silinip, o gök kubbe açıldığında,<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn27" id="_ftnref27" name="_ftnref27">(27)</a> gökyüzü çatlayıp, yıldızlar döküldüğünde…<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn28" id="_ftnref28" name="_ftnref28">(28)</a> Gök onun dehşetiyle çatlamıştır ve Onun vaadi yerine getirilmiştir.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn29" id="_ftnref29" name="_ftnref29">(29)</a> Ne zaman ki o göz kamaşır, Ay tutulur, Güneş ve Ay bir araya getirilir… O gün insan, “Kaçacak yer neresi!” diyecektir.<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn30" id="_ftnref30" name="_ftnref30">(30)</a></p>
<p><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-3.jpg" align="bottom" border="0" hspace="5" vspace="5" /></p>
<p>Güneş’le aramıza bir perde girseydi karanlığa düşerdik. Yaratan, nurunun, kudretinin yansımasını bir an durdursa, o an evren yoktur. Boşuna kıyamet senaryoları üretiyoruz.</p>
<p><strong>Yokluğa Dönüş</strong></p>
<p>Kıyamet gününe ulaşıldığında, dünyada sadece cisimsel zevklerine saplanmış, ilgisiz ve duyarsız insanlar yaşıyor olacak. Tüm işaretleri gördükleri halde, hâlâ bir biçimde kurtulacaklarını hesaplayacaklar, oyalanacaklar, isyanlarını sürdürecekler.</p>
<p><strong><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-4.jpg" align="right" border="0" hspace="5" vspace="5" />Öyle bir deprem gürültüsüyle sarsılacaklar ki, birçok kalp göğüs kafesinde patlayıverecek.</strong> Pek çoğunun beyin damarları oracıkta çatlayacak. Ufkunuzdan Ay’a uzanan alevlerin üzerinize estiğini düşünün. Denizler göklerden boşalırcasına üzerinize akıyor. Dağlar temellerinden parçalanıyor, zeminler çöküyor, toprağın içinin dışına çıkışını izliyorsunuz. Yer ölüm, gök ölüm haykırıyor.</p>
<p><strong>Kıyamet anında melekler, cinler, şeytanlar, ruhlar güçsüz ve çaresizdir, şaşkındır, ürperti halindedir.</strong> Evren doğdu doğalı, böyle inanılmaz bir dehşetle karşılaşmamıştı. “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir!”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn31" id="_ftnref31" name="_ftnref31">(31)</a></p>
<p>Her canlı, ölünceye kadar kıyametin dehşetine tanıklık eder. İnsanlar öldükten sonra da olayları ruh gözleriyle görmeye devam ederler. Yıkılış berzahtaki ruhların huzurlarında yaşanır. Berzah evreni de parçalanır. Cehennemi umanların dehşeti, cenneti bekleyenlerin müjdeleşmelerine karışır.</p>
<p>Hani gece vakti idamlık mahkumları alıp darağacına veya kurşuna dizilecekleri meydana götürürler ya… Bir de, seçilmeyi başarmış liderlere büyük törenlerde taç giydirirler… O gün, herkes yakında yaşayacaklarını hissetmektedir. Her şey herkesin huzurunda açığa çıkacak; yakında tarihin en büyük hesaplaşması yaşanacaktır.</p>
<p>“<strong>O gün biz göğü kitapların sayfalarını dürüp büker gibi düreceğiz</strong>.”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn32" id="_ftnref32" name="_ftnref32">(32)</a> emri gerçekleşir. Evrenin maddesi çöker, sistemler dağılır. Galaksilerin çöküşünü gök katlarının kapanışı izler. Ruhlar ve melekler de birer birer söner ve “O (Allah’ın) zatından başka her şey yok olucudur (olacaktır.)”<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftn33" id="_ftnref33" name="_ftnref33">(33)</a> ayetinin nihaî hükmü gerçekleşir.</p>
<p>Kıyamet kopmuştur. Zaman biter ve Allah’tan başkasının vücudu yok olur. Artık her şey sadece Allah’ın bilgisindedir. Muhteşem bir romanın son sayfası da yaşanmış ve tarihe gönderilmiştir. Madde ve vücut adına her şey köpük gibi sönmüş; evren mum gibi eriyip tükenmiştir.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong><br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref1" id="_ftn1" name="_ftn1">(1) </a>Kur’an, Tâhâ 15.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref2" id="_ftn2" name="_ftn2">(2) </a>Kur’an, Araf 187.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref3" id="_ftn3" name="_ftn3">(3) </a>Kur’an, Lokman 34.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref4" id="_ftn4" name="_ftn4">(4) </a>Kur’an, Necm 57.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref5" id="_ftn5" name="_ftn5">(5) </a>Kur’an, Necm 60.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref6" id="_ftn6" name="_ftn6">(6) </a>bk. Hürriyet, 27.10.2002… Ayrıca, bu konuyu ilk kez “Kıyamet ne zaman kopacak?” başlığıyla 18.11.2002 tarihli Yeni Asya gazetesinde yayınlanan yazımda dile getirdim.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref7" id="_ftn7" name="_ftn7">(7) </a>Celaleddin Suyuti’nin “el-Keşfu fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti el-Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar” isimli kitabından naklen el-Berzenci, Kıyamet Alametleri (İstanbul: Pamuk Yay., 2002) s. 299.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref8" id="_ftn8" name="_ftn8">(8) </a>Şu an Hicri 1426 (Miladi 2005) yılındayız. Konu hakkında bk. Bediüzzaman, Kastamonu Lahikası, s. 23.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref9" id="_ftn9" name="_ftn9">(9) </a>Kıyametle ilgili her türlü veriyi tamamladıktan sonra, artık kitabımı yazabilirim dediğim sırada, bilgisayarımı yeniledim. Çekilen formattan çok sonra öğrendim ki, kıyamet bilgilerini de beraberinde sildirmişim.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref10" id="_ftn10" name="_ftn10">(10) </a>Milliyet, “Kıyamet 13 Nisan 2029’da mı?” (25.12.2004).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref11" id="_ftn11" name="_ftn11">(11) </a>Vatan, “Meteor Alarmı”, (10.4.2005).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref12" id="_ftn12" name="_ftn12">(12) </a>Hürriyet, “Samanyolu’nda dev patlama” (20.02.2005).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref13" id="_ftn13" name="_ftn13">(13) </a>“O (kıyamet) size ancak ansızın gelecektir.” (Kur’an, A’raf 187).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref14" id="_ftn14" name="_ftn14">(14) </a>Hürriyet, “Dünyanın 60 yıl ömrü kaldı” (07.11.2004).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref15" id="_ftn15" name="_ftn15">(15) </a>NTVMSNBC, “Bir ya da iki nesillik vaktimiz kaldı” (10.01.2003).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref16" id="_ftn16" name="_ftn16">(16) </a>Kur’an, Muhammed 18.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref17" id="_ftn17" name="_ftn17">(17) </a>Kur’an, Mümin 59.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref18" id="_ftn18" name="_ftn18">(18) </a>Kur’an, Nahl 77.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref19" id="_ftn19" name="_ftn19">(19) </a>Hürriyet, “Göktaşı teğet geçti” (19.03.2004).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref20" id="_ftn20" name="_ftn20">(20) </a>Hürriyet, “175 yıl göktaşı düşmeyecek” (05.02.2001).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref21" id="_ftn21" name="_ftn21">(21) </a>Akşam, “Kıyamet 878 yıl sonra” (05.04.2002).</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref22" id="_ftn22" name="_ftn22">(22) </a>Kur’an, Zümer 68. Hz. Muhammed (asm) “Sur sahibi” şeklinde tanımladığı büyük melek İsrafil’in (as) sağında Hz. Cebrail’in (as), solunda Hz. Mikail’in (as) konumlandığını belirtir. (Ebu Davud, Hurufve’l-Kıraat 1, 3999) Bu üçüyle birlikte Hz. Azrail (as), evrenin boyutlarına ya­yılmış, dört çok büyük enerji alanını, bilinç ve emir düzeyini temsil ederler. Anladığımıza gö­re İsrafil (as) Allah’ın evreni temel yok ediş ve diriltişlerinde rol alan enerji alanını temsil et­mektedir.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref23" id="_ftn23" name="_ftn23">(23) </a>Evrenin bilinen baryonik maddesi (galaksiler) vücut toplamının % 4’üdür. % 75’in kara e­nerji ve kalanın da karanlık madde olduğu sanılıyor. bk. http://universe.gsfc. nasa. gov/science/darkenergy.html</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref24" id="_ftn24" name="_ftn24">(24) </a>Kur’an, Zilzal 1-2.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref25" id="_ftn25" name="_ftn25">(25) </a>Kur’an, Vakıa 4-6.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref26" id="_ftn26" name="_ftn26">(26) </a>Kur’an, Müzzemmil 14.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref27" id="_ftn27" name="_ftn27">(27) </a>Kur’an, Mürselat 8-11.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref28" id="_ftn28" name="_ftn28">(28) </a>Kur’an, İnfitar 1-3.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref29" id="_ftn29" name="_ftn29">(29) </a>Kur’an, Müzzemmil 18.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref30" id="_ftn30" name="_ftn30">(30) </a>Kur’an, Kıyamet 7-10.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref31" id="_ftn31" name="_ftn31">(31) </a>Kur’an, Hacc 1.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref32" id="_ftn32" name="_ftn32">(32) </a>Kur’an, Enbiya 104.</p>
<p><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9320#_ftnref33" id="_ftn33" name="_ftn33">(33) </a>Kur’an, Kasas 88.</p>
<p><em><font size="1">Yazarın Nesil Yayınlarından çıkan &#8220;Sonsuzluk Yolculuğu&#8221; isimli kitabından alınmıştır&#8230;</font></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/214/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/214/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/214/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/214/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=214&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/kiyamet-ne-zaman-ve-nasil-gerceklesecektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Kur'an dan kıyamet senaryoları</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-3.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/yazi/kiyamet-4.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Ölüm ve Sonrası HAkkında.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Hicretin 9. senesi Muharrem ayı idi. Medine&#8217;ye gelen heyetlerden biri de on kişilik Benî Esed Kabilesi idi. Müslüman olduklarını Resûl-i Ekrem Efendimize arzettikten sonra şöyle dediler:
&#8220;Yâ Resûlallah! Herkes kıtlık ve kuraklık içinde sıkıntıdan kıvranırken, biz kendi rızamızla kalkıp geldik. Başka kabileler gibi seninle harp etmeden Müslüman olduk.&#8221;1
Bu sözleriyle Peygamber Efendimizin, Müslüman olduklarından dolayı kendilerine minnettâr [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=213&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">Hicretin 9. senesi Muharrem ayı idi. Medine&#8217;ye gelen heyetlerden biri de on kişilik Benî Esed Kabilesi idi. Müslüman olduklarını Resûl-i Ekrem Efendimize arzettikten sonra şöyle dediler:</p>
<p>&#8220;Yâ Resûlallah! Herkes kıtlık ve kuraklık içinde sıkıntıdan kıvranırken, biz kendi rızamızla kalkıp geldik. Başka kabileler gibi seninle harp etmeden Müslüman olduk.&#8221;1</p>
<p>Bu sözleriyle Peygamber Efendimizin, Müslüman olduklarından dolayı kendilerine minnettâr kalması gerektiğini ifade etmek istiyorlardı. Bu minnettarlık sebebiyle de bol ihsana mazhar olmayı ümit ediyorlardı. Henüz Müslüman olduklarından ve İslâmın engin ruhuna vakıf bulunmadıklarından dolayı bu tarz bir tavır takındıkları muhakkaktı.</p>
<p>Halbuki, iman etmekle ancak kendilerine fayda temin etmiş oluyorlardı. Bu sayede ebedî hayatlarını mahvolmaktan kurtarmış oluyorlardı. İman etmekle Resûl-i Ekremin şahsına elbette bir fayda temin etmiş değillerdi. Bu sebeple bu tarz davranışları son derece yersizdi ve İslâm ruhuna uygun değildi. Nâzil olan âyet-i kerime bunu açıkça ortaya koydu:</p>
<p>&#8220;Onlar İslâma girmekle seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Eğer îmânınızda sâdıksanız, sizi îmâna kavuşturduğu için asıl sizin Allah&#8217;a minnetar olmanız gerekir.&#8221;2</p>
<p>Mü&#8217;minin vazifesi, kâinatta en büyük ve en yüksek hakikat olan îmânı elde etmiş olmasından dolayı, Cenâb-ı Hakka şükür ve hamddır. Bunun dışında îmânına mukabil hiç bir maddî-mânevî menfaat beklememeli, hattâ kalben dahi arzu etmemelidir. Zira, îmân nimetine kavuşmanın ve Müslümanlık şerefiyle şereflenmenin karşılığı olarak verilecek mükâfat uhrevîdir. Ancak, o âlemde Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle bu eşsiz mükâfatı ihsan eder.</p>
<p>İmân ve Kur&#8217;an&#8217;a ait hizmetlerin sevap ve mükâfatları da uhrevîdir, âhirette verilir. Binâenaleyh, hem îmân edip Müslüman olan, hem de Kur&#8217;an ve İslâmiyete hizmet eden Müslüman, bu hizmetlerinden dolayı dünyevî bir mükâfat ve menfaat beklememelidir. Bekleyip kalben arzu ettiği takdirde dindeki ihlâsını kaybetmiş sayılır. İhlâsın zayi olması ise, ibâdetlerin makbuliyet sırrını ortadan kaldırır. Allah korusun, insanı mânen müflis duruma sokabilir. Bunun yanında imân ve Kur&#8217;an&#8217;a hizmet eden bir insan, istemediği ve kalben arzu etmediği halde maddî bir mükâfata bu hizmetinden dolayı nâil olsa, bunu, Cenâb-ı Hakkın kendisine bir ihsanı bilip verenlerin minneti altına girmemelidir. Ayrıca &#8220;Bu maddî menfaat ve ücret dinî hizmetimden dolayı veriliyor&#8221; hissine de kapılmamalıdır.</p>
<p>1. Tabakât, 1:292; İbn-i Kesîr, 4:170<br />
2. Hucûrat Sûresi, 17.</p>
<p>*sorularla islamiyet</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/213/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/213/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=213&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ölüm Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Sonsuz ilâhî fiillerden birisi: İmate; yani, ölümü tattırma; ruhun bedendeki tasarrufuna son verme. Ruh, Allah’ın en mükemmel, en harika ve en bilinmez eseri. Muhyi (hayat verici) isminin tecellisiyle hayat nimetine kavuşmuş. Bu nimet ve şeref artık ondan ebediyen geri alınmayacak. Kabirde de, mahşerde de, cennet veya cehennemde de devam edecektir.
Ruh yaratmak gibi, her ruha uygun [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=212&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">Sonsuz ilâhî fiillerden birisi: İmate; yani, ölümü tattırma; ruhun bedendeki tasarrufuna son verme. Ruh, Allah’ın en mükemmel, en harika ve en bilinmez eseri. Muhyi (hayat verici) isminin tecellisiyle hayat nimetine kavuşmuş. Bu nimet ve şeref artık ondan ebediyen geri alınmayacak. Kabirde de, mahşerde de, cennet veya cehennemde de devam edecektir.</p>
<p>Ruh yaratmak gibi, her ruha uygun bir beden inşa etmek de Allah’ın en hikmetli ve rahmetli bir icraatı. İşte ölüm kanunuyla o misafir ruh, bedenden soyuluyor, süzülüyor ve kendine mahsus bir başka âleme göç ediyor.<br />
<span id="more-212"></span><br />
Nur Külliyatında ölüm için getirilen birbirinden güzel tariflerden birisi:</p>
<p style="padding-left:40px;"><strong>“Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur&#8230;” </strong><br />
( Mektûbat)</p>
<p>Ve yine ölüm hakkında ince bir tespit:</p>
<p style="padding-left:40px;">“<strong>Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir. Öyle de dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir</strong>.”<br />
( Mektûbat)</p>
<p>Bir asker adayı için hem kıtasına teslim olduğunda, hem de terhis edildiğinde birtakım kayıtlar tutulur, işlemler yapılır. Askere kayıt da bir fiil, askerden terhis de&#8230; İşte yukarıdaki ifadelerde bu incelik nazarımıza sunuluyor. Hayat, ihya fiiline dayandığı gibi, ölüm de imate fiiline dayanıyor. İkisi de ayrı birer ilâhî ismin tecellisine hizmet ediyorlar.</p>
<p>İhya fiiliyle cansız elementler hayata kavuşurken, imate fiiliyle bu beraberliğe son veriliyor. Canlı hücreler, yerlerini kademeli olarak yeni elementlere bırakıyorlar.</p>
<p>Nur Külliyatında, çekirdeklerin ölümleriyle sümbül hayatına geçtikleri ölümün de hayat kadar bir nimet olduğu güzelce izah edilir. Biz de bu müjdeli haberi hayalimizde genişletiyor ve görüyoruz ki, her ölümü bir diriliş takip ediyor ve ikinci safhalar birincilerden daha mükemmel. “Nutfe” safhası biterken “alâka” yani kan pıhtısı devreye giriyor. “Alâka”nın işi bitince sıra “mudga”ya yani et paçası geliyor.</p>
<p>Kâinatın yaratılış safhalarında da bunu görüyoruz, bir sonraki safha öncekinden daha mükemmel.</p>
<p>Bütün bu rahmet ve hikmet tecellileri bize kabir âleminin dünyadan, âhiretin de kabir âleminden daha güzel ve daha mükemmel olduğunu ders veriyorlar.</p>
<p>O halde ölüm, yeni bir mükemmele atılan adımın adı. Onu kabir âlemi takip edecek ve diriliş hadisesiyle, insan yeniden beden-ruh beraberliğine kavuşacak. Ölümü ve imateyi böylece değerlendiren insan, “Ölümü gülerek karşılar.”.</p>
<p>*sorularla islamiyet</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/212/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/212/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/212/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=212&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ahirete Gidip Gelen Var mI?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:14:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar &#8220;Görmediğime inanmam&#8221; safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır.
Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=209&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Günlük hayatımızda, ahiretin varlığı hakkında derinliğine nüfuz edilmeyince zorlandığımız sorularla karşılaşırız. Bunlar &#8220;Görmediğime inanmam&#8221; safsatasının arkasına sığınan materyalistlerin bir iman vadisini daha inkar için kullandıkları, devrini çoktan kapamış hezeyanlardır.</p>
<p>Evet, insan akıl ve mantığının bir hadiseyi halihazır için kabullenip de onu istikbal için inkar etmesinden daha korkunç bir tezat düşünülemez. Yani aslında ahiretin varlığına delil olarak içinde yaşadığımız hayat kafidir. İkinci bir hayatın varlığını inkar edenler, içinde yaşadıkları hayatı inkar edebilirler mi? Edemezler.</p>
<p><span id="more-209"></span></p>
<p>Çünkü; bir kumandanın hiç yoktan bir orduyu toplayıp emri altına alması mı daha kolaydır, yoksa vazifesini öğrenmiş birbiriyle tanışmış ve istirahat için dağılmış bir orduyu teşkil eden askerleri tekrar boru sesiyle bir araya getirmesi mi daha kolaydır? Hangisi? Elbette ikincisi. Bu misal gibi, Rabbimiz bizi yokluk karanlıklarından çıkarıp pırıl pırıl bir alemde hayat dediğimiz nimeti vermiş olduğuna göre, ölünce aynı işin bir kere daha tekrarlanması nasıl imkansız olabilir. Üstelik birincisine göre daha kolay değil midir?</p>
<p>Hem bir yerden veya bir şeyden haber vermek için o yere gitmek veya o şeyi mutlaka gözümüzle görmek mi gerekir? Astronomi ilmi bize yıldızlardan, galaksilerden, bahsetmektedir. Uzayda hala ışığı bize ulaşamayan nice yıldızlar vardır. Peki buralara kim gidip kim gelmiştir?</p>
<p>Bu konu ile alakalı olarak Bediüzzaman Hazretleri &#8220;<strong>Perde-i gayb içindeki alem-i ahirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kainatı küçültüp iki vilayet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp, tayin edelim. Ahiret alemine ait menziller bu dünyevi gözümüzle görülmez</strong>&#8221; der.</p>
<p>Bu dünyanın ölçülerine göre çalışan insan aklı, her ne kadar mahiyet ve ölçüleri başka olan bir alemi hakkiyle idrakten aciz ise de, varlığı hakkında hadsiz deliller olup ispat edildiği için ahireti mümkün görmektedir. Aklen mümkün olan bir şeyin varlığı da haber yoluyla tahakkuk eder. Bütün peygamberler ve kitaplar ahiretin varlığını haber vermiş ve insanın öldükten sonra tekrar dirilerek, bu dünya hayatında yaptıklarından hesaba çekileceğini ihbar etmişlerdir. Hele mukaddes kitabımızda da ahiret hayatı, dünya hayatından bazı misaller, bir takım teşbihler getirilerek en mükemmel bir tarzda anlatılmıştır. Bu da ahiretin, Cennet ve Cehennem menzillerinin dünyaya benzediğinden değil, başka türlü tam manasıyla bu hakikati anlamamız mümkün olmadığındandır.</p>
<p>Üstelik Efendimiz (s.a.v.) de, Miraç Gecesi&#8217;nde gidip görmüş ve gelip haber vermiştir. Şimdi varlığı hakkında bu kadar sağlam deliller sıraladıktan sonra inkar edenlere soruyoruz. Siz nereye gidip baktınız da göremediğinizden dolayı yokluğuna hükmediyorsunuz? Deliliniz nedir? Madem inkar ediyorsunuz, inkarınıza delil getirmek mecburiyetindesiniz. Yok, yok demek neyi halleder?</p>
<p>İzah ve ispat edenlerin ciltler dolusu bilgiler verip şüpheleri defettikleri bir davanın, güneş gibi açık bir hakikatin karşısında inkar ile gözlerini kapayanlar ancak kendilerine gündüzü gece yaparlar.</p>
<p>*sorularla islamiyet</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/209/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/209/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/209/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/209/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=209&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/ahirete-gidip-gelen-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kabir Azabı (Hurafeler)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 22:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[İblis]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şirk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni bir internet hurafesi daha:
Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?
Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;<br />
<span id="more-207"></span><br />
Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/  (anasayfa&#8217;da ortadaki link)</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;</p>
<p>Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>***</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/207/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/207/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;anda Bilim ve ilim</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 20:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/</guid>
		<description><![CDATA[Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O&#8217;nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar&#8230; (Secde Suresi, 4-5) 
Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=204&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O&#8217;nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar&#8230;</strong> (Secde Suresi, 4-5) </p>
<p>Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, doğal bir olayın açıklamasının bilimsel olarak değer kazanabilmesi için şart olduğunu bile ileri sürerler. Ancak bunu iddia edenler bir açmazla karşı karşıyadırlar. Şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır: <i>&ldquo;Elbette bazı şeyler (bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama her şey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olmadan da var olabilir.&rdquo;</i> (T. D. Sullivan, &ldquo;Comming to be Without a Cause&rdquo;, Philosophy, s.176-177.) </p>
<p><span id="more-204"></span>Burada kast edilen şey şöyle örneklendirilebilir: Yağmurun nedeni bulutlardır, bulutların nedeni atmosferik olaylar, atmosferin nedeni ise Dünya&#8217;nın yapısıdır. Peki Dünya&#8217;nın yapısının nedeni nedir? İşte burası her şeyi sebep&ndash;sonuç ilişkisine bağlayan zihniyetin iflas ettiği noktadır. </p>
<p>Bugün bilimi sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurmaya çalışanlar büyük bir telaş ve sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntının nedeni evrenin başlangıcı olan Büyük Patlama ya da orijinal adıyla Big Bang&rsquo;dir. Astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. Büyük Patlama, tüm evrenin tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Kuran&rsquo;da bu şu şekilde bildirilir: </p>
<p><b>&ldquo;O gökleri ve yeri yoktan var edendir&#8230;&rdquo;</b> (Enam Suresi, 101) </p>
<p><b>Sebep-Sonuç İlişkisi Evreni Açıklamakta Yetersiz Kalıyor</b> </p>
<p>Canlılığı ve diğer fiziksel varlıkları sebep-sonuç ilişkisi ile açıklama &ldquo;maddenin zaman içinde birbiri ile etkileşimi&rdquo; temeline dayanır. Ancak maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı bir an vardır. Bu anı maddi bir sebeple açıklamak da imkansızdır. </p>
<p>Yale Üniversitesi fizik ve doğa felsefesi profesörü Henry Morgenau doğa kanunlarının tesadüflerle açıklanamayacağını şöyle ifade etmiştir: </p>
<p><i>&ldquo;Şuna hiç şüphe yok ki, doğa kanunları tesadüfler ya da kazalar sonucu ortaya çıkmış olamaz. O halde doğanın sayısız yasalarının ortaya çıkışına dair sorulacak cevap ne olmalıdır? Doğa kanunlarının evrensel geçerliliğine uygun olan tek bir cevap biliyorum: Doğa kanunlarını Allah yaratmıştır. Allah her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.&rdquo;</i> (Henry Margenau &amp; Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992) </p>
<p>Oxford Üniversitesinde Tabii Bilimler doktorası yapmış ve 1973 yılında Nobel Tıp Ödülünü kazanmış olan nörofizyolog Sir John Eccles ise hayatın ancak kusursuz bir yaratılışın sonucu olduğunu söyler: </p>
<p><i>Eğer her şeyde bir amaç ve tasarımın hakim olduğuna inanmazsanız o zaman her şeyin sadece tesadüf ve gereklilikten ibaret olduğunu öne sürebilirsiniz. Ama varoluşunuzu açıklamak için tesadüf ve gerekliliğe bağlı kalmak aptalca birşeydir. Bütün hayat ve elbette bütün insanlar kusursuz bir yaratılış planının parçasıdırlar.&rdquo;</i> (Henry Margenau &amp; Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992) </p>
<p>Bir kısım insanların -ki bunlara bazı bilim adamları da dahildir- sebep-sonuç etkileşiminde bu kadar ısrarcı olmalarının nedeni, her şeyi maddi dünyayı kendi içinde açıklayabilme arzusudur. Materyalizm olarak adlandırılan bu akıma göre; evren sonsuz boyuttadır. Sonsuzdan beri vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır. Bu sonsuzluk içinde en karmaşık olaylar dahi rastlantısal gelişmelerin sonucu olabilir. Sonuç olarak bir materyalist için her şeyin yaratıldığına inanmak söz konusu değildir. Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji ile kökünden yıkılmıştır. Bilim adına ortaya çıkan materyalist iddia, yine bilim tarafından ortadan kaldırılmıştır. Maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı iddiası artık bir dogmadır (<i>Dogma;</i> doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temelidir). </p>
<p>1978 Nobel Fizik Ödülü&rsquo;nü alan Dr. Arno materyalizmin bilimsel bir gerçek değil, ancak inanç olabileceğini şöyle açıklar: </p>
<p><i>&ldquo;Bugünün dogması ise maddenin ezeli ve ebedi olduğu yönündedir. Bu dogma, evrenin yaratılmış olduğuna işaret eden gözleme dayalı kanıtların, astronominin bugüne kadar ürettiği gözlemlenebilir verilerin hepsinin evrenin yaratıldığı iddiasını desteklediği gerçeğine rağmen, kabul etmek istemeyen insanların (bunlara fizikçilerin çoğunluğu da dahildir) içgüdüsel inançlarına dayanmaktadır.&rdquo;</i> (Henry Morgenau &amp; Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.101.) </p>
<p>Dr. Penzias evrenin başından beri bir plana göre işlediğini ise şöyle anlatır: </p>
<p><i>&ldquo;Astronomi bizi benzersiz bir olaya ulaştırır; hiçlikten yaratılmış olan, hayatın oluşabilmesi için sağlanması gereken koşullara en uygun, hassas bir dengeye ve kendisine temel oluşturan bir plana sahip olan bir evren.&rdquo;</i> (Henry Morgenau &amp; Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.105.) </p>
<p>Bilim çevreleri de artık evrenin &lsquo;insan merkezcil bir amaç&rsquo; (Homo-centrici Teleologism) taşıdığını düşünmeye başlamıştır. Buna göre evren, boş yere var olmamıştır; bir amacı vardır, bu amaç da insandır. Bu nedenle evrendeki tüm fizik yasaları üstün yaratış sahibi Rabbimiz&#8217;in insanların faydasına verdiği büyük nimetlerdir. Bir ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: </p>
<p><b>Ey insanlar, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah&#8217;ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?</b> (Fatır Suresi, 3)</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/204/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/204/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=204&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bazı Müslüman Alimler (Ebul iz El Cezeri)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:59:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/</guid>
		<description><![CDATA[Ebul İz El Cezeri
Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi&#8217;el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri&#8217;yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=203&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Ebul İz El Cezeri<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ebul_iz_debi_kontrol_sistem.jpg" align="left" border="1" height="250" hspace="11" vspace="11" width="173" /></strong>Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi&#8217;el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri&#8217;yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarı olarak tanıyoruz.</p>
<p>Tarihte sibernetiğin kurucusu olma şerefi onundur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim, zamanla gelişerek bugün kullandığımız bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır.<br />
<span id="more-203"></span><br />
Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal&#8217;ı; Almanlar Leibniz&#8217;i, İngilizler de R. Bacon&#8217;ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir.<br />
Günümüz fizik ve mekanikçileri, &#8220;ısı etkisiyle haberleşerek denge kurma&#8221; sisteminin, ilk olarak J. Watt&#8217;ın 1780&#8242;de regülatörü keşfiyle başladığını söylerler. Fakat bunun da yine Cezerî&#8217;ye dayandığı, onun meşhur eseri Kitabü&#8217;l-Hiyel&#8217;in 171. sayfasındaki şekilde açıkça görülür. Bu sayfada regülatörün şekli, bir kuşun hareketiyle karşılıklı haberleşerek ayarlanmaktadır.</p>
<p>Kitapta, mühendislikle ilgili 50 farklı aletin plan ve işleyişi hakkında bilgiler de verilmiştir. Bugün, İstanbul’daki Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi&#8217;nde bulunan A3472 kayıtlı yazma, özgün eserin ikinci el bir kopyasıdır. Altı kısımdan oluşan eserde, 50 farklı düzen anlatılmaktadır.</p>
<p>Kitaptaki sistem ve şekiller incelendiğinde, Cezerî&#8217;nin büyük bir su mühendisi olduğu görülmektedir. Kitap, kısmen ve ilk defa E. Wiedeman ve F. Hauser tarafından Almancaya çevrilmiş ve 1908-1921 seneleri arasında yayımlanmıştır. 1974&#8242;te, Donald R. Hill, eserin tamamını İngilizceye tercüme edip bastırdı. Kitapta anlatılan su saatlerinden biri; Dünya İslam Festivali için Londra Bilim Müzesi&#8217;nde örneğe uygun olarak yapılıp çalıştırıldı.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/203/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/203/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=203&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ebul_iz_debi_kontrol_sistem.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamiyetin Bilime verdiği Önem</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</guid>
		<description><![CDATA[ İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı
&#160;
Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Emevi halifelerinden Muaviye, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. Halife el-Hakim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="metin"><strong> İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı</strong></p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>Emevi halifelerinden <strong>Muaviye</strong>, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. <strong>Halife el-Hakim</strong> de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru <strong><!--mode-->Halife Harun-el-Raşid</strong>, Aristoteles&#8217;in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir. <strong>Halife el Memun</strong>, Bizans&#8217;a ve Hindistan&#8217;a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister.</p>
<p>Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti&#8217;nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya&#8217;yı bilim ve kültür merkezi haline getirir.<br />
<span id="more-202"></span><br />
İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından <strong>Cabir Bin Hayyan</strong>, &#8216;Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler&#8217; olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier&#8217;e öncülük eder.</p>
<table align="right">
<tr>
<td align="right" valign="top" width="222"><span class="style4"><span class="style4">İbn-i Sina</span></span><span class="metin"><strong><strong><img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" border="1" height="137" hspace="0" vspace="11" width="200" /></strong></strong></span><span class="style4"><br />
Al Razi<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" border="1" height="147" width="196" /> </span></td>
</tr>
</table>
<p class="metin"><strong>El-Kindi</strong>, Einstein&#8217;dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, &#8216;Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlıkta hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür&#8217; der.</p>
<p>Tıp ve eczacılıkta <strong>İbn-i Sina</strong> ve <strong>Razi</strong> gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde <strong>Idrisi</strong>, <strong>Hamevi</strong> ve <strong>Taberi</strong> ve adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda <strong>İbn-i Heysem</strong>, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan <strong>Sabit bin Kurra</strong>, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş; Batlamyusçu sisteme, dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. On üçüncü yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa’sında ise durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen durdurulmak istenmekteydi.</p>
<p><strong>Harezmi</strong>, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen <strong>Ahmet Fergani</strong>, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu.</p>
<p>Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren <strong>El-Battani</strong>, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.</p>
<p><strong>Ebubekir er-Razi</strong>, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler.</p>
<p><strong>Ebü&#8217;l-Vefa</strong> trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus&#8217;a karşı; &#8216;Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir&#8217; diyerek, yaptığı sayısız denemelerle &#8216;göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini&#8217; söyleyen <strong>İbnü-l-Heysem</strong> ise optik biliminin öncüsüdür.</p>
<p>Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden <strong>el-Beyruni</strong>; 973 yılında &#8216;Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu&#8217; söyler. <strong>İbnu&#8217;n-Nefis</strong>, 1200&#8242;lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.</p>
<p>Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa&#8217;dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa&#8217;nın en modern şehri olarak bilinmekteydi.</p>
<p>Kültürel ve sosyal alanda meydana gelen atılımlara paralel olarak ilerleyen bilim ve teknoloji, Osmanlı devleti döneminde doruğa ulaşmıştır. <strong>Hazerfen Ahmet Çelebi</strong>, <strong>Lagari Hasan Çelebi</strong> gibi alimler, alanlarında tarihin ilk örnek çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir.</p>
<p>14. Yüzyıl’da matbaanın icadı ile 1400-1500 yılları arasında, Arapçadan ve Eski Yunancadan birçok kitap Latinceye çevrilir. Aristoteles&#8217;in tüm kitapları, 1495 yılında basılır. Thales&#8217;in Mısır&#8217;a, İslam dünyasının da Bizans ve Hindistan&#8217;a yaptığı bilimsel amaçlı seyahatler gibi, Avrupa&#8217;dan birçok bilim adamı da İslam dünyasına gelerek bilimsel kitapları toplarlar. Bilimsel eserler, Doğu Uygarlığı’ndan Batı Uygarlığı’na doğru yönelir. Eski Yunancadan Arapçaya çevrilen bilimsel eserler yeniden Arapçadan Latinceye çevrilmeye başlanır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in ölümünden sonra, doğa bilimlerinin öğretilmesi medreselerden yavaş yavaş kalkar. Bu dönemden sonra İslam anlayışındaki yetersizlik, İslam dünyasının zaman içerisinde bilim dünyasından silinip yok olmasına neden olur.</p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">&lt;kuranvebilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/202/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/202/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Bilim ve Teknoloji.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</guid>
		<description><![CDATA[Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.
Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.</p>
<p>Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve süratli bir şekilde etkileyen teknoloji, artan dünya nüfusunun pek çok sorununa çözüm getirdi.</p>
<p>Dünyanın bugünkü medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece hızlı oldu.</p>
<p>Peki, bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır?<br />
<span id="more-201"></span><br />
Yukarıda saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar, kendilerine atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.</p>
<p>Kuran&#8217;da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah&#8217;ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.</p>
<p><!--more-->Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, maddi-manevi her şeyin Allah&#8217;ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.</p>
<p>&lt;kuran ve bilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/201/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/201/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Peygamber(s.a.v.)in katlandığı sıkıntılar</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2007 19:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Aişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[namazlar]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[ Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?
Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.
İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong> Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?</strong></p>
<p>Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.</p>
<p>İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;<strong>Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, Allah&#8217;ın buyruklarını tebliğ ederler, O&#8217;nu sayıp, O&#8217;ndan çekinir ve O&#8217;ndan başka kimseden çekinmezler. Hesaba çeken olarak Allah yeter</strong>.&#8221; (Ahzab, 33/39)</p>
<p>&#8220;<u>Allah Resûlü&#8217;nün, bu ulvî vazifeyi yüklendikten sonraki bütün hayatı dini tebliğle geçti.</u> O kapı kapı dolaşıyor ve mesajını kendilerine tebliğde bulunabileceği âşina sima ve gönüller arıyordu. <span id="more-200"></span></p>
<p>&#8220;<u>Karşı cephenin infiâli evvelâ ilgisizlik ve boykot şeklinde oldu. Daha sonra istihza ve alayla devam etti. Son sahada ise işkencenin her çeşidiyle sürüp gitti. Geçeceği yollara dikenler serpiliyor, namaz kılarken başına işkembe konuyor ve kendisine her türlü hakaret reva görülüyordu</u>. Ne var ki, Allah Resûlü bunların hiçbiriyle yılmadı ve usanmadı. Çünkü O&#8217;nun dünyaya geliş gayesi buydu. Can alıcı hasımları dahil herkese defaetle uğradı. Ve ilâhî mesajı sundu. Evet, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi din ve iman düşmanlarına bile kim bilir kaç defa gitti, hak ve hakikati anlattı..! <u>O panayırları dolaşıyor, bir kişinin hidâyetine vesile olabilmek için çadır çadır geziyor; gittiği her kapı yüzüne kapanıyor; fakat O bir başka sefer yine aynı kapıya varıyor</u>, aynı şeyleri tekrar ediyordu..</p>
<p>&#8220;O, Mekke daha fazla ümit vermeyince Taif&#8217;e gitti.. Taif mesîrelik bir yerdir. <u>Rahat ve rehavetin şımarttığı Taifliler, Mekkelilerden daha baskın çıktı. Bütün sefîh ve ayak takımı toplanıp Resûl-i Ekrem&#8217;i; evet O, meleklerin dahi yüzüne bakmaya kıyamadığı güneşler güneşini taşlayarak Taif&#8217;ten kovdular</u>. Allah Resûlü&#8217;nün yanında, evlâdım deyip bağrına bastığı Zeyd b. Hârise vardı. Zeyd, gelen taşlara vücudunu siper ederek, Efendiler Efendisini korumaya çalıştı ama, yine de mübarek vücuduna isabet eden taşlar her yanını kanlar içinde bıraktı.</p>
<p><strong>&#8220;Bu müsamahasız atmosferden sıyrılıp bir ağacın altına iltica etmişlerdi ki, birdenbire Cibrîl-i Emin beliriverdi. Ve eğer izin verilirse, çevredeki bir dağı, bu azgın insanların başına geçirebileceğini teklif etti. Allah Resûlü çok rencide olduğu bu dakikalarda bile, böyle bir teklife &#8220;hayır” diyordu. Evet O, çok ileride bile olsa, eğer bunlardan bazıları imana uyanacaksa, onlara gelebilecek belâlara karşı &#8220;<font color="#ff0000">hayır</font>!&#8221; diyordu&#8230; </strong></p>
<p><u>Ve, sonra ellerini açıp Rabb&#8217;ine niyazda bulundu:<br />
<strong><font color="#ff0000">Allah&#8217;ım, güçsüzlüğümü, za&#8217;fımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin. Benim de Rabbimsin.. Beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü uzak kimselere mi, yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, çektiğim mihnetlere, belâlara hiç aldırmam. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza, daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve âhiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım. İlâhî, Sen razı olasıya kadar Senin affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Senin elindedir.<br />
</font></strong></u><br />
&#8220;O böyle duâ ederken, yanlarına sessizce biri yaklaşır; bir tabağa koyduğu üzüm salkımını Allah Resûlü&#8217;nün önüne uzatır ve &#8220;Buyurun, bundan yiyin.&#8221; ricasında bulunur. İki Cihan Serveri elini tabağa uzatırken, Allah&#8217;ın adıyla mânâsına &#8220;Bismillâh&#8221; der. Üzümü ikram eden Addas ismindeki köle için bu, beklenmedik bir hâdisedir. Hayretle sorar: &#8220;Sen kimsin?&#8221; Allah Resûlü cevap verir: &#8220;Son Peygamber ve son Resûlüm!&#8221; Addas üzerine abanır ve öpmeye başlar.. senelerce gökte aradığını şimdi yerde, hem de hiç beklemediği bir anda karşısında bulmuştur.. ve iman eder (İbn Hişam, Sire, 2:60-63; İbn Kesir, el-Bidaye, 3:166;).</p>
<p>Batılı yazarlar, &#8220;Hz. Peygamber Mekke Dönemi&#8217;nde Peygamber&#8217;di. Medine&#8217;ye geldikten sonra ise hükümdar oldu&#8221; demektedirler. Ama gerçek şudur ki, bütün Arapları boyun eğdirip idaresine aldıktan sonra da Hz. Peygamber dünya nimetlerinden uzak kalmış, aç kalmış, her türlü imkân bulunmasına rağmen hükümdarlar gibi davranmamış, kendine dünya servetinden en ufak bir pay çıkarmamıştır. <u>Sahih-i Buhari&#8217;nin Cihad bölümünde şöyle bir rivayet vardır: &#8220;Hz. Peygamber vefat edeceği sırada zırhı bir yahudinin evinde, üç ölçek arpa karşılığında rehin duruyordu. Vefat ettiği sırada üzerinde bulunan elbiseler de yamalıydı. Bu, öyle bir zaman, bu fırsat ve imkânlar öyle arkası kesilmeyen fırsat ve imkânlardı ki, bunlara normal devletler her zaman sahip olamazlardı. Suriye sınırlarından başlayarak Aden&#8217;e kadar bütün Arabistan fethedilmiş, Medine meydanı, altın ve gümüş akınına uğramıştı.<br />
</u><br />
Hz. Peygamber &#8216;in önemli görevlerinden biri de, ruhbanlığı (Dünya nimetlerinden tamamen sıyrılarak, dünya işleriyle hiç ilgilenmeyerek kendini sadece Allah&#8217;a adamayı) ortadan kaldırmaktı.<u> Bu konuda Allah Tealâ &#8221; Kendi kafanızdan uydurduğunuz ruhbanlık &#8221; ( Hadid 57/27 )</u> buyurarak Hıristiyanları kötülemiştir. İşte bu yüzden Hz. Peygamber@ arasıra güzel yemekler yemiş, güzel elbiseler de giymişti. Ama O&#8217;nun asıl ruh yapısı, dünya süslerinden uzak durmaktı. Allah Resulü her zaman, &#8220;İnsanoğlunun şu üç şey dışında, başka bir şeye zorunlu ihtiyacı yoktur: Barınacağı ev, örtünebileceği elbise ve karnını doyurmak için ekmek ve su&#8221; buyururdu.</p>
<p>Hz. Aişe (ra), &#8220;O&#8217;nun hazır duran hiçbir elbisesi yoktu&#8221; demektedir. Bu, sadece bir kat elbisesi vardı, değişiklik için bir kenarda duran yedek başka bir elbisesi olmazdı demektir.</p>
<p>Bir gün Abdullah b. Ömer (ra) evinin duvarını tamir ediyordu. Tesadüfen Hz. Peygamber bir taraftan çıkageldi ve &#8221; Ne yapıyorsun ?&#8221;diye sordu. Abdullah b. Ömer, &#8220;Duvarı tamir ediyorum&#8221; deyince, Hz. Peygamber, &#8221; Bu kadar zamanı nerden buldun ?&#8221; buyurdu.</p>
<p><u>Evde genellikle aç dururdu ve geceleyin çoğu kere Hz. Peygamber ve bütün ev halkı aç yatarlardı. &#8220;Hz. Peygamber peş peşe bir çok geceyi aç geçirirdi. 0 ve ev halkı akşam yemeği bulamazlardı.&#8221;<br />
</u><br />
Peş peşe her gün iki ay boyunca evinde ateş yanmadığı olurdu. (Hicretin yedinci yılında oruç farz kılındı diyerek Hz.Peygamberin fazla oruç tutmadığını ima eden cahillere ithaf olunur.) Hz. Aişe (ra) bir gün bu durumu anlatırken Urve b. Zübeyr, &#8220;Peki neyle geçiniyordunuz?&#8221; diye sorunca Hz. Aişe (ra), &#8220;Su ve hurmayla. Komşularımız ara sıra keçi sütü gönderirlerdi de içerdik&#8221; dedi. Hz. Peygamber hayatı boyunca hiçbir zaman has buğday unundan yapılmış ekmek yüzü görmedi. Araplar&#8217;ın &#8221; Hıvari &#8221; ve &#8221; Naki &#8221; dedikleri saf una ömründe rastlamadı. Bu olayı anlatan Sehi b. Sa&#8217;d'e, &#8220;Hz. Peygamber döneminde elek yok muydu?&#8221; diye sorulunca &#8220;Hayır&#8221; cevabı vermişti. &#8220;Peki, o zaman unu neyle eliyorlardı?&#8221; diye sorulunca da: &#8220;Ağızlarıyla üfürerek kepekleri uçururlardı, kalanları da yoğurarak pişirirlerdi&#8221; dedi.</p>
<p><strong><u>Hz. Aişe (ra) şöyle der: &#8220;Hayatı boyunca yani Medine&#8217;ye gelişinden vefat edinceye kadar geçen dönemde Hz. Peygamber hiçbir zaman üst üste iki vakit iyice doyarak yemek yemedi.&#8221;</u></strong></p>
<p>Fedek, Hayber ve diğer savaşları anlatan hadisçiler ve siyer uzmanları, Hz. Peygamber, buralardan gelen gelirlerden yıllık masraflarını alırdı, diye yazmaktadırlar. Bu rivayetlerin zahiri ile Hz. Peygamber&#8217;in yokluk içinde yaşaması çelişiyor gibi görünmesine rağmen her ikisi de doğrudur. Şüphesiz Allah Resulü gelirlerden geçimini temin edecek miktarı alıyor, geri kalanları fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hatta kendisi için ayırdıklarını da daha sonra ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hz. Peygamber&#8217;in açlık çektiği ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığıyla ilgili olaylar hadislerde sıkça geçmektedir. Onlardan birkaçını örnek olarak vermek istiyoruz:</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna bir adam geldi ve &#8220;Çok açım&#8221; dedi. Hz. Peygamber mübarek eşlerinden birine; &#8221; Yiyecek bir şeyler gönder &#8221; diye haberci gönderdi. Giden kişi döndüğünde, evde sudan başka bir şey olmadığı haberini getirdi. Hz. Peygamber diğer eşinin evine haber gönderdi, oradan da aynı cevap geldi. Kısacası sekiz-dokuz evden, sudan başka bir şeyin olmadığı haberi geldi.</p>
<p>Enes (ra) anlatır: &#8220;Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in mübarek huzuruna geldiğimde Hz. Peygamber&#8217;in karnını bir kuşakla çok fazla sıktırarak bağlamış olduğunu gördüm. Sebebini sorduğumda oradakilerden biri, &#8220;Fazla acıktığı için&#8221; dedi.</p>
<p>Ebu Talha (ra) şöyle der: &#8220;Bir gün ben Hz. Peygamber&#8217;in mescidde kuru toprağa uzanmış, açlıktan kıvranarak bir o tarafına bir bu tarafına döndüğünü gördüm.&#8221;</p>
<p>Bir keresinde sahabe-i kiram, Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna gelip açlıktan yakındılar ve karınlarını açarak kuşaklarının altına bağladıkları taşları gösterdiler. Hz. Peygamber bunun üzerine açlıktan dolayı kendi karnına bir değil iki taş bağlamış olduğunu gösterdi.</p>
<p>Çoğu kere açlıktan dolayı sesi o kadar kısılırdı ki, sahabe-i kiram durumunu anlarlardı. Bir gün Ebu Talha (ra) eve geldi ve eşine; &#8220;Yiyecek bir şey var mı? Az önce Hz. Peygamber&#8217;in açlıktan sesinin kısıldığını gördüm&#8221; dedi.</p>
<p>Bir gün çok acıkmış olarak tam öğle vakti evden çıktı. Yolda Ebu Bekir ve Ömer (ra) ile karşılaştı. 0 ikisi de açlıktan bitkin düşmüşlerdi. Allah Resulü hepsini alarak Ebu Eyyüb el-Ensari&#8217;nin (ra) evine gitti. Ebu Eyyüb el-Ensari, Hz. Peygamber için daima hazır süt bulundururdu. 0 gün gelmesi gecikince sütü çocuklara içirmişti. Eşi haber alınca dışarı çıktı ve &#8220;Allah Resulü hoş geldi&#8221; dedi. Allah Resulü, Ebu Eyyüb&#8217;un nerede olduğunu sordu. Hurmalık yakın olduğu için Ebu Eyyüb el-Ensari sesi duyarak koştu geldi ve &#8220;Hoş geldiniz&#8221; dedikten sonra &#8220;Bu vakit, Allah Resulü&#8217;nün geldiği vakit değil&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber durumu anlattı. Ebu Eyyüb el-Ensari hurmalığa giderek bir salkım hurma koparıp getirdi ve &#8220;Şimdi et hazırlatıyorum&#8221; dedi. Hemen bir keçi kesti, yarısını tas kebap şeklinde yarısını da ateşte kızartarak pişirdi. Yemeği Hz. Peygamber&#8217;in önüne koyunca Allah Resulü: &#8221; Bir parça ekmek üzerine az miktarda et koyarak Fatıma&#8217;ya gönder. Birkaç günden beri bir şey yemek nasip olmadı &#8221; buyurdu. Sonra ashabıyla birlikte yemeği yedi. Birkaç çeşit yemeği görünce gözlerinden yaşlar boşandı ve: &#8220;Allah Teala&#8217;nın: &#8221; Verdiğim nimetlerden Kıyamet günü hesaba çekileceksiniz &#8221; ( Tekasür 102/ 8 ) buyurduğu işte bunlardır &#8221; buyurdu.</p>
<p>Çoğu kere öyle olurdu ki, Hz. Peygamber sabahleyin mübarek eşlerinin yanına gelir ve &#8221; Bugün yiyecek bir şeyler var mı ?&#8221; diye sorardı. Onlar, &#8220;Yok&#8221; derlerse Hz. Peygamber,<br />
&#8221; Öyleyse ben de oruçluyum&#8221; buyururdu.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/200/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/200/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;ı herkez Anlar Hadislere ne Gerek var?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/</guid>
		<description><![CDATA[Sual: (Kur’anı herkes anlar, Resule uymaya lüzum yok) diyene nasıl cevap vermeli?
CEVAP
Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Resulüme uyun buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]

Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=180&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sual: (Kur’anı herkes anlar, Resule uymaya lüzum yok) diyene nasıl cevap vermeli?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Resulüme uyun buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:<br />
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]<br />
<span id="more-180"></span><br />
Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması emrediliyor. (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Demek ki Resulullaha uymak Allah’a uymaktan ayrı değildir.)</p>
<p>[b](Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir[/b].) [Ahzab 71]<br />
[b](Resulüm de ki, “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin![/b]”) [A.İmran 31]</p>
<p>([b]O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez[/b].) [Necm 3,4]<br />
([b]Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız[/b]!) [Araf 158]<br />
([b]O ümmi Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar[/b].) [Araf 157]</p>
<p>([u][b]Kendilerine kitap verilenlerden, Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmayan, Allah&#8217;ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini [İslamiyet'i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir halde kendi elleriyle [boyun eğerek] cizye verinceye kadar savaşın[/b][/u].) [Tevbe 29]</p>
<p>Demek ki Resulü de haram etme yetkisine sahiptir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
([u][b]Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidi[/b][/u]r.) [Tirmizi]</p>
<p>([b]Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının![/b]) [Haşr 7]<br />
([b]Allah’a ve Resulüne karşı gelen kâfirler, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir[/b].) [Enfal 13]<br />
([b]Allah’ın yolu ile, peygamberlerin yolunu farklı göstermek isteyenler kâfirdir.[/b]) [Nisa 150-1]</p>
<p>([b]De ki, “Allah’a ve Peygambere uyun! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Allah da kâfirleri sevmez.[/b]) [A. İmran 32]</p>
<p>(Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Yakında, “[b]Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey tanımıyorum”[/b] diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]</p>
<p>([b]Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “bunu bırak, Kur’andan söyle” derler.[/b]) [Ebu Ya’la]</p>
<p>([b]Bir zaman gelir, sünnetimi öldüren kimseler çıkacak. Allah bunlara lanet etsin!) [Deylemi]<br />
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir[/b].) [Müslim]</p>
<p>([b][u]Bana uyan Cennete girer, uymayan, isyan eden Cennete giremez.[/u][/b]) [Buhari] (Sünnetten yüz çevirip yalnız Kur’an diyenlerin kâfir olduklarını bu âyetler ve hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir.)</p>
<p>Resulullaha uymanın önemi anlaşılınca, Kur’an-ı kerimin açıklaması olan hadis-i şeriflere de uymanın gereği anlaşılır. Sünnet, [hadis-i şerifler] olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı, zekatın, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Yani hiç kimse, bunları Kur’an-ı kerimden çıkaramazdı. Şu halde Kur’anı anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır. Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Sapıklar, biz de anlarız diye inat ediyorlar. Herkes Kur’anı anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? Eğer herkes Kur’an-ı kerimi doğru anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
([u][b]Eğer onun hükmünü peygambere veya ülül-emre [yetkililere, âlimlere] sorsalardı, öğrenmiş olurlardı.[/b][/u]) [Nisa 83]</p>
<p>([b]Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar[/b].) [Ankebut 43]</p>
<p>([b]Bilmiyorsanız âlimlere sorun[/b].) [Nahl 43]<br />
([b]Allah’tan en çok korkan âlimlerdir.[/b]) [Fatır 28]</p>
<p>Bu âyetler, Kur’anı anlamak için âlimlerin açıklamasına da ihtiyaç olduğunu bildirmektedir</p>
<p>[hr]&lt;hd&gt;&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/180/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/180/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=180&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;ben küçük günahlar işliyorum&#8230; acaba hep böyle küçük mü kalır?&#8221;</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:30:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/</guid>
		<description><![CDATA[KÜÇÜK GÜNAH HEP KÜÇÜK MÜ KALIR?
Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah�ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir.
Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=179&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>KÜÇÜK GÜNAH HEP KÜÇÜK MÜ KALIR?</p>
<p>Tevbede sebat etmedikçe ve günahları terk etmedikçe ilâhi yardımı ummak doğru olmaz. Allah�ın rahmet, bereket ve inayeti sonsuzdur ama hesabı ve azabı da şiddetlidir.<br />
Kâmil bir tevbe için büyük günahları terketmek lazım geldiği gibi, küçük günahları da terk etmelidir ve günahların hem zahirde hem de bâtında terki gerekir. Hırs, haset, kötü zan, Ümmet-i Muhammed�e karşı kin ve nefret gibi içten işlenen günahları, dıştan işlenen günahlar gibi terk etmedikçe insan günahtan kurtulmuş olamaz.<span id="more-179"></span></p>
<p>Allah Tealâ: <span style="text-decoration:underline;"><strong>�Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi üstün, seçkin bir yere koyarız.� (Nisa, 31) </strong></span>buyuruyor.<br />
İbn Hacer Heytemî k.s. Hazretleri, �Büyük Günahlar� isimli iki ciltlik eserinde dört yüz küsur günah-ı kebairi bildirmiş, hükümlerini arzetmiştir. Küçük günahlar da küçük diyerek fütursuzca işlenirse, büyük günahların vebali içine düşülür.<br />
Rasululah s.a.v. Efendimiz, ashabıyla (Allah onlardan razı olsun) bir vadiye geldi. Ashabına odun toplamalarını söyledi. Oysa görünürde odun yoktu. Ashap, çalı-çırpı dışında çevrede odun göremediklerini söylediler. <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Rasulullah s.a.v.: �Ele geçirdiklerinizi küçük görmeyin, bir kimse üst üste bir şeyler bulup biriktirirken bunların büyüyüp gittiğini görür.� buyurduktan sonra şöyle devam etti:<br />
�Hayır ve şer cinsi küçük şeyleri de böyle görmelisiniz. Küçük günah küçük günaha, büyük günah büyük günaha katılır. Hayır hayıra, şer de şerre katılıp, bunlar bir araya geldiği zaman büyür, gider. Tek başına olduğu gibi küçük kalmaz.�</strong></span></span><br />
Şu halde bu çok önemli bir emr-i rabbanîdir. Onun için İki Cihan Serveri s.a.v. buyurmuştur ki:<br />
�<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Mümin bir kul, işlediği günahı üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür, münafık ise bir sinek gibi görür. </strong></span></span>Günahın küçüklüğüne büyüklüğüne bakmayıp, kime karşı işlendiğine bakmak lazım gelir.�<br />
Eğer işlenen günahın kime karşı işlendiği düşünülmez de herkes anlayışına, dünyadaki yaşayışına uyarak çirkin ameller işlerse, başımıza birbirini takip eden bela, musibet ve hastalıklar çöker. Bunun için Kur�an�da buyurulmuştur ki:</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>�Sizin başınıza gelen belalar kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır.�</strong></span></p>
<p>İnsanın başına hayır gelirse Allah�ın rahmetinden, şer gelirse nefsinden, şeytandan, dünyadan olduğu bilinmelidir.<br />
Musibetlere düşen kimse bu musibetleri dünyevî sebeplerle izah edemez. <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Eğer yakîn sahibi ve şeksiz-şüphesiz Allah�ın hükümlerine inanmış ise, başına gelen bütün bela ve musibetlerin Allah�a karşı işlediği günahtan ve günahlarına tevbe etmeyişinden, günahta ısrar etmesinden ileri geldiğini bilmelidir.</strong></span></span><br />
Allah Tealâ Hazretleri, Nuh Aleyhisselam�ın kavmine hitabıyla bize bildirmektedir ki:<br />
�<strong>(Nuh) dedi ki: Ey kavmim, gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım.� </strong>(Nuh, 2)<br />
<span style="text-decoration:underline;">Ayetin tefsirinde; �E<strong><span style="color:red;">y kavmim, itaat etmediğiniz sürece başınıza gelecek azabı beyanla ben sizi korkutucuyum. Eğer isyan ederseniz, helâk edici azabın geleceğini haber vererek sizi Allah�a itaat etmeye davet ediyorum.�</span></strong> denilmektedir.</span><br />
Sonraki ayetlerde de Allah Tealâ Hazretleri, Nuh Aleyhisselam�ın:<br />
�<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah�a kulluk edin, O�ndan korkun ve bana itaat edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah�ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.� </strong></span>(Nuh, 3-4) dediğini bildirmektedir.</p>
<p>Cenab-ı Hak iki şeyi vaad buyurmuştur: <span style="text-decoration:underline;"><strong>Birincisi, bütün emirlere uyarak günahlarına tevbe edenlerin kurtuluşa ereceği, ikincisi tevbe edenlerin tehiri mümkün olan bir zamana kadar ecellerinin tehiriyle helâktan ve dünyanın zarar-ziyanından kurtulacağı&#8230;</strong></span><br />
Aksi halde, verilen mühlet ne kadar olursa olsun, insan ilâhi hükümlere uymadıkça, dünya ve ahirette uğrayacağı zarar kat�idir.<br />
<span style="text-decoration:underline;"></span></p>
<hr />MEHMET ILDIRAR</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/179/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/179/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/179/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/179/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=179&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ben-kucuk-gunahlar-isliyorum-acaba-hep-boyle-kucuk-mu-kalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sonra Yaparım hakkında..</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Sonra yaparım diyenler
Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisi Resul aleyhisselama uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emirlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu nimetin kokusunu bile duyamaz.
İslamiyetten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede harükülâda haller hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyada ve ahırette [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=178&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sonra yaparım diyenler</p>
<p>Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisi Resul aleyhisselama uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emirlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu nimetin kokusunu bile duyamaz.<span id="more-178"></span></p>
<p>İslamiyetten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede harükülâda haller hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyada ve ahırette rezîl olmağa sürükler. Allahü teâlanın sevgili Peygamberine ayak uydurmayan bir kimse, felâketlerden kurtulamaz.</p>
<p>Birkaç günlük dünya hayatını, Hak teâlanın râzı olduğu şeyleri yapmakla geçirmelidir. Bir kimsenin işlerinden, onun sâhibi râzı olmazsa, onun yaşaması nasıl olur? Hak teâlâ, onun büyük, küçük her yapdığını bilmekte ve görmektedir. Hazırdır ve nâzırdır.</p>
<p>Utanmak lâzımdır. Eğer bir kimsenin, onun çirkin ve kötü işlerini gördüğünü anlasa, onun gördüğü yerde bozuk birşey yapmaz. Ayıplarını, kusûrlarını onun gördüğünü istemez. Müslümanlara ne oldu ki, Hak teâlanın hazır olduğunu bilerek, Onun beğenmediği şeyleri yapmaktan sıkılmıyorlar? Bu nasıl Müslümanlıktır?</p>
<p>Hak teâlâya, kendi kusûrlarını gören bir kimse kadar kıymet vermiyorlar. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozuk olmasından Allahü teâlâya sığınırız. Hadîs-i şerîfde, “Lâ ilâhe illallah diyerek îmanınızı tâzeleyiniz!” buyuruldu. Şanı, şerefi çok büyük olan bu sözle her an, îmanı tâzelemeli. Uygunsuz işlerin hepsinden Allahü teâlâya tövbe etmeli, Ona yalvarmalıdır!</p>
<p>Belki, tövbe etmek için başka zaman ele geçmez. Hadîs-i şerîfde, “Sonra yaparım diyenler helâk oldu” buyuruldu. Yani,<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> iyi işleri gecikdirenler, bu günün işini yarına bırakanlar aldandı, ziyan etdi. Boş zamanı kıymetlendirmelidir. Bu zamanlarda, Allahü teâlanın beğendiği şeyleri yapmalıdır. Tövbe yapabilmek, Hak teâlanın büyük nimetlerinden biridir. Hak teâlâdan, her an bu nimeti istemelidir. İslamiyeti iyi bilen ve hakîkat âleminden haberi olan Allah adamlarından yardım beklemeli, bunlardan imdâd istemelidir</strong></span></span>.</p>
<p>Böylece, Hak teâlanın lütfuna kavuşarak, Onun mukaddes tarafına çekilir. Ona karşı baş kaldıramaz olur. İslamiyetten kıl ucu kadar ayrılık bulundukça, kendini tehlükede bilmelidir. Bu ayrılıkların, uygunsuzlukların hepsini yok etmelidir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/178/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/178/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=178&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Örtünme,Baş örtüsü Nasıldır? renk cins ayrımı olur mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bas Ortusu]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Cilbab]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Setr]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[Tülbent]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Örtünme]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Kadın Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?
En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;"><span style="font-size:14pt;line-height:1.3em;">Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?</p>
<p>En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi yoktur yeter ki, kişiyi cazip göstermesin. İnsan kendini Allah&#8217;a beğendirmeye çalışmalı. Önemli olan bu. Mesela bir hanım manto almış. Kimisi bu mantonun rengini beğenmez, kimisi biçimini, kimisi düğmelerini beğenmez. O hanım şöyle soracak kendine: &#8220;Bu mantoyu Allah beğenir mi?&#8221; O&#8217;dur önemli olan. Bol mu? Uzuvları belli ediyor mu? İçini gösteriyor mu? Rengi canlı mı?<span id="more-177"></span></p>
<p>Bir kadının iffetli sayılabilmesi için, örtünmesi yeterli değildir. Kadının bakışları, yürüyüşü, hareketleri&#8230; Bunlar tesettürü oluşturan bütünün parçalarıdır. Kur&#8217;an&#8217;da tesettür, &#8220;cilbab&#8221; diye geçer. Yani kadının kafasından bir örtü bırakacağız, işte oldu cilbab&#8230;</p>
<p>Şimdiki hanımlar, modern tesettürlü (!) Modernizm Avrupa&#8217;ya aittir. Kanımca böyle hanımları imanları kurtaracak&#8230; &#8220;Efendim ben öyle kapanamam.&#8221; Kapanma. O zaman gelecek tehlikelere de razı ol.</p>
<p>Kapalı bir hanım, yolda giden diğer bir kapalı hanımı durdurmuş, şöyle demiş: &#8220;O kadar güzel kapanmışsın ki, çok cazip görünüyorsun!&#8221;</p>
<p>Ceylanı güzelliği için vururlar. En güzel meyveye çok taş atarlar. Altın, değerli olduğu için onu ateşe atıp eritirler. Elmas yontuldukça kıymetlenir. Geyikleri boynuzları için avlarlar. Bazı hayvanlar kürkleri için acımasızca öldürülür. Birçok değerlere sahip olanlar, birçok felaketlere uğrayabilirler. İslamiyet, dünya ve ahiretimizi cennet etmek için vardır. İslamiyet&#8217;in dışına çıkansa, avcının ağına düşer!</p>
<p>Tesettür, kadının cazibesini artırması değildir!</span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/177/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/177/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Toprak Nasıl Dirilir? aklım almıyor.. Cansız değil mi bu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2007 23:04:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yüzü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/</guid>
		<description><![CDATA[1950&#8242;li yılların başında Amerikalı ilim adamı Waksmann, hastahanedeki yorucu çalışmalarından biraz olsun uzaklaşabilmek için, şehrin dışında bir gezinti yapmaya çıkmıştı. Kuş sesleriyle cıvıldaşan köy yolu, büyük ağaçlarla dolu olan bir mezarlığın yanından geçiyordu. Waksmann, mezarlar arasında gezinen 75-80 yaşlarındaki mezarcıyı görünce, karaşında bazı soruların belirdiğini hissetti. Ve yaşlı adamla konusunca, onun 60 yıldır aynı işi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=176&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>1950&#8242;li yılların başında Amerikalı ilim adamı Waksmann, hastahanedeki yorucu çalışmalarından biraz olsun uzaklaşabilmek için, şehrin dışında bir gezinti yapmaya çıkmıştı. Kuş sesleriyle cıvıldaşan köy yolu, büyük ağaçlarla dolu olan bir mezarlığın yanından geçiyordu. Waksmann, mezarlar arasında gezinen 75-80 yaşlarındaki mezarcıyı görünce, karaşında bazı soruların belirdiğini hissetti. Ve yaşlı adamla konusunca, onun 60 yıldır aynı işi yaptığım ve bu süre içinde bir kere bile hastalanmadığım hayretle öğrendi.<span id="more-176"></span><br />
Peki, ama bunca mikroplu hastalıktan ölen ve cesetleri toprağa gömülen insanlar, neden bir mikrop yuvası haline gelip bütün insanlığın ve tabii ki ilk önce mezarcının başına belâ olmuyordu?</p>
<p>Değerli bir araştırmacı olan Waksmann bu sorunun peşine düştü ve gördü ki, toprağa giren her ceset, daha 20 saate varmadan bütün hastalık mikroplarından temizleniyordu. Ve toprakta, bu işle vazifelendirilmiş yüzlerce tür bakteri yaratılmıştı.<br />
Waksman’ın, cesetlerde bulunması mümkün olan bir sürü hastalıktan sadece veremin hangi bakteriler tarafından temizlendiğini araştırdı ve bunların, stroptomyces adı verilen bakteriler olduğunu keşfetti.<br />
Toprağın bu müthiş sırrı, insanoğlunu (diğer hastalıklar dan olduğu gibi) verem belasından da kurtarıyor ve çalışmalarından dolayı Waksmann&#8217;a Nobel mükafatı kazandırıyordu. Bu araştırmadan sonra ilim adamlarının gözleri, ayaklarımız altındaki dünyaya çevrilmiş ve bu dünyanın göz kamaştırıcı Özellikleri, birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Modern araştırmaların bugün varmış oldukları son nokta, toprağın her zerresinde yüce yaratıcının &#8220;hayat verici&#8221; manasındaki isminin tecelli ettiği şeklindedir.<br />
Bu buluşun, henüz çok yeni olduğunu ifade ederek, 14 asır öncesinden beri yankılanan bir sese kulak verelim.<br />
&#8220;.. ölü toprağı canlandırmamız, onlar için bir delildir. Onu dirilttik ve ondan yenen taneler çıkarttık.&#8221;</p>
<p>Yukarıda mealen verilen 36. sürenin 33. ayetini yorumlarken, bu ayetin ilme ışık tutan noktalarını göstermiş olacak ve bu arada bazı ilmî gerçekleri belirtmeye çalışacağız.<br />
<span style="color:teal;">1- Ayetteki ölü toprak tabakası, &#8220;ölü arz&#8221; olarak geçmektedir. Yani umumiyetle, arzın (yerkabuğunun) bütün toprağı kastedilmiştir.<br />
2- Ayette geçen &#8220;Bu bir ayettir&#8221; tabirinin mânâlarından biri de, &#8220;İlahî bir ibret&#8221; demektir. Ve basında bu ifadenin yer aldığı ayetlerde, çok önemli ve ilmî açıklamalar yapılacağına işarettir.<br />
3- Ayette geçen &#8220;O&#8217;nu dirilttik&#8221; ifadesi, yerkabuğunun ilk ve tabii halinin ölü olduğunu, jeolojik bir gerçek olarak dile getirmektedir.<br />
4- Ayette, dış yüzüyle ölü sanılan toprağın, gerçekte canlı olduğunun bildirilmesi, başlı başına bir mucizedir. Çünkü toprağın en az % 80&#8242;i, canlı organizmalar topluluğundan ibarettir. Dikkat edilecek olursa, ayette &#8220;toprağın içinde canlılar vardır&#8221; mealinde bir ifade geçmemekte, aksine &#8220;O&#8217;nu dirilttik&#8221; denerek, toprağın bütünüyle canlı olduğuna dikkat çekilmektedir. Evet, bu ayet, gerçekten mucizedir. Çünkü toprakta bazı canlıların yaşadığı 100 yıldır bilinmesine rağmen, onun tamamiyle canlı olduğu, ancak 40 yıl önce keşfedilmiştir. Toprak, ayette belirtildiği gibi, o kadar canlıdır ki, onun kesme şeker büyüklüğündeki her parçasında (l cm3) en az l milyar faydalı canlı yaşar. Avucumuzu dolduran bir avuç toprak yüz milyar civarındaki canlının cansız gibi görünen muhteşem dünyasıdır.<br />
5- Ayet, hayatın toprak kanalıyla bitkilere ve oradan da hayatımıza yansıdığım beyan eder ki, bu da biyokimya açısından fevkalade Önemlidir. Evet, yukarıda görüldüğü gibi toprak, kirli bir toz yığınından ibaret değildir. Ve onu &#8220;canlı&#8221; haline getiren mikroorganizmaların da, bazı inkârcıların dediği gibi &#8220;ilkel canlılar&#8221; ifadesiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Şimdi biz bu bakterileri ele almaya çalışacağız.. Neticede, onlara &#8220;ilkel canlılar&#8221; diyen inkarcıların, ne kadar &#8220;ilkel&#8221; olduğunu göreceksiniz.<br />
Topraktaki en önemli vazifeyi, azot bakterileri yapar, Bu bakteriler, azot moleküllerini artı ve eksi değerler arasında işlemek kabiliyetine sahiptir. Yani azot bakterileri, kimyevî tabiri ile mükemmel sentez laboratuarları&#8217;dır. Havadan azotu alarak ondan eksi değerli bileşikler hazırlayan bu bakteriler, azotu hala çözemediğimiz bir metodla, indirger ve hidrojenle birleşebilecek bir niteliğe getirir. Bu yüzden yağmur suyuna ihtiyaç duyulur. Ölü gibi duran toprağın, yağmurla birlikte canlanmasının sebebi budur.<br />
Toprakta ikinci tür bir bakteri grubu da, aldığı İlahî program gereği olarak &#8220;analiz grubu&#8221; şeklinde vazife görür. Bu bakteriler, toprağa düşen, herşeyi parçalama ayırarak sentezci mikroplara hazırlar. Her biri birer usta kimyager gibi çalışan bu bakterilerin &#8220;parçalama&#8221; işlemine, onlara &#8220;ilkel&#8221; diyen inkarcıların Öldükten sonra toprağa gömülen cesetleri de dahildir. Radyobiyoloji konusunda uzman ilim adamlarını dahi büyük bir hayrette bırakan yukarıdaki işlemlerin, bugün en gelişmiş laboratuarlarda dahi yapılması mümkün değildir. Ve toprak bu mükemmel özelliğiyle, adeta uçsuz bucaksız bir kimya şehrine benzer.</span><br />
Bakterilerin marifetleri, bunlardan ibaret sanılmamalıdır. Bu bakterilere, azot 15 adı verilen ve radyoaktif elementlerden kurulu olan bir aminoasit besin olarak verildiğinde, bakterilerin radyoaktif maddeyi 2 kuşak sonra bünyelerinden attığı, hayretle müşahede edilmiştir.<br />
Bilindiği gibi, bitkilerin protein ihtiyaçları do, bakteriler tarafından hazırlanır. Böylece yerkabuğu üzerinde hayatın temel halkası, bu noktadan başlar. Ayrıca bakteriler bileşikleri (metallere kadar) işleyerek, bitkilerin ihtiyacı olan elementleri hazırlar.<br />
Bunlardan çok daha ihtişamlı bir hadise de, bakterilerin bitkilere hormon yapmasıdır. Çünkü bitkiler, şiddetle ihtiyaç duydukları hormonları kendileri karşılayamaz. İşin daha hayret verici yanı, bakterilerin bu faaliyet aracılığıyla, bitkilerin büyümesini kontrol altında tutmalarıdır.<br />
Bir bölgeye, 20 yıl boyunca yağmur düşmediğin i düşünün. O bölgede hayat izleri kaybolacaktır. Acaba bu bir son mudur? Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;O ölü toprağa can vermemiz ve ölü bir şehir gibi diriltmemiz, mucizedir&#8221; buyuruluyor.<br />
Kuraklık sebebiyle biyolojik yönden ölmüş olan bir toprağa yağmur yağınca, yukarıda belirttiğimiz hayat ışıkları yanıvermektedir. Tıpkı elektriği kesilen bir şehrin yeniden elektriğe kavuşması ve canlanması gibi.<br />
<span style="color:red;">Acaba toprak nasıl dirilmektedir</span>?<br />
Topraktaki su kaybolunca, bütün iyon enerjileri tükenmekte ve hayat durmaktadır. Ne var ki, İlahî mucize, topraktaki bakterilerin genetik şifrelerini dondurmakta ve böylelikle şifreleri bozulmayan bakteriler, mezarlarında mahşeri, yani yeniden dirilişi bekleyen cesetler gibi beklemektedir. Evet, o durumdaki bakteriler, İlahî kudretin yağmurla birlikte gelecek olan &#8220;dirilin&#8221; emrini niyaz etmektedir.<br />
Neticede yağmur gelir ve Kur&#8217;an&#8217;ın &#8220;Biz her canlıyı sudan çıkarttık&#8221; mealindeki sırrı teceili eder. Yağmurla birlikte topraktan yükselen güzel kokuyla, adeta onun şükrettiği hissedilir. Semada elektrikle güçlenen su iyonları, bin bir bakteri tohumunun imdadına yetişir ve genetik şifrelerin dondurulmuş olan kapıları, hidrojen iyonunun kılıncıyla birer birer açılır.<br />
Milyarlarca bakteri, bir ibadet vecdi içinde tekrar sahneye çıkar ve ilahî kompüterin kendilerine vermiş olduğu emirleri, kusursuz olarak yerine getirirler.<br />
Cenab-ı Hak, Kur&#8217;an&#8217;da bu esrarlı hadiseyi açıklarken, haşrin de buna benzediğini ifade etmektedir.<br />
Şu halde &#8220;canlılık&#8221; olayında, yüce kitabımızda, birkaç yönlü mesaj verilmektedir. Buna göre topraktaki canlılığın temel unsuru, ondaki &#8220;konserve canlılar: DNA&#8217;lar&#8221; ile, bakterilerin muhteşem faaliyetlerinden kaynaklanır. Toprak umumiyetle oksijen, azot ve karbondioksit akımım tanzim ederek, sinesinde mikroorganizmalardan başka böcek ve kurt gibi milyarlarca canlıya da hayat imkânı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Toprağın, manadaki sırrını, bu noktalardan ele alırsanız</strong>:<br />
1- Toprak, içinde bulunan sonsuz sayıdaki canlının, ibadet vecdi içinde niyaz ettiği muhteşem bir mâbeddir.<br />
2- O, sanki sonsuz bir ahlakın filozofudur. Her türlü ezaya, cefâya, soğuğa, sıcağa ve susuzluğa karşı, müthiş bir tevekkülle katlanır.<br />
3- Ve toprak, bazı şeyleri öğretir insana. Onun üzerine en kirli şeyleri dahi dökseniz, o size gergefinin olağanüstü sanatından bir gül veya bir karanfil hediye edecektir.<br />
4- Nihayet o, sinesine en nazlı canları alır, yüceleri sarar boylu boyunca.<br />
Ve ruhları yıldızlarda gezerken, onların mübarek vücutlarını kıyamete kadar bağrında saklar.<br />
Hasretle ve yeni bir doğuşa kadar.</p>
<p>_____________________________<br />
İmanla Gelen İlim Kitabından alınmıştır</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/176/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/176/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/176/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/176/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=176&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/01/11/toprak-nasil-dirilir-aklim-almiyor-cansiz-degil-mi-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bana Allah&#8217;ı Anlat!</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:06:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;ın üstün gücünü yine evrendeki kusursuz yaratılışbize gösterir. Ancak asıl olarak Allah bize Kendisini insanlara doğruyu gösteren bir rehber olarak indirdiği Kuran&#8217;da tanıtmıştır. Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın tüm üstün sıfatları; aklı, ilmi, şefkati, merhameti, adaleti, her yeri sarıp kuşatan olduğu, herşeyi işiten ve gören olduğu, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi, tek İlahı olduğu, mülkün tek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=151&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah&#8217;ın üstün gücünü yine evrendeki kusursuz yaratılışbize gösterir. Ancak asıl olarak Allah bize Kendisini insanlara doğruyu gösteren bir rehber olarak indirdiği Kuran&#8217;da tanıtmıştır. Kuran&#8217;da Allah&#8217;ın tüm üstün sıfatları; aklı, ilmi, şefkati, merhameti, adaleti, her yeri sarıp kuşatan olduğu, herşeyi işiten ve gören olduğu, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi, tek İlahı olduğu, mülkün tek hakimi olduğu haber verilmiştir.<br />
<span id="more-151"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>O Allah ki, O&#8217;ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O&#8217;dur. O Allah ki, O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Melik&#8217;tir; Kuddûs&#8217;tur; Selam&#8217;dır; Mü&#8217;min&#8217;dir; Müheymin&#8217;dir; Aziz&#8217;dir; Cebbar&#8217;dır; Mütekebbir&#8217;dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, &#8216;şekil ve suret&#8217; verendir. En güzel isimler O&#8217;nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O&#8217;nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 22-24)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/151/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/151/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/151/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/151/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=151&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/bana-allahi-anlat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaratılış amacı Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:03:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:
… insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:</p>
<p>… <span style="text-decoration:underline;"><strong>insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım</strong></span>. (Zariyat Suresi, 56)<br />
<span id="more-150"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="color:red;">Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.</span></strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/150/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/150/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Niçin Deneniyoruz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/</guid>
		<description><![CDATA[Allah dünyada Kendisine iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener. Bu yüzden bir insanın &#8220;ben iman ettim&#8221; demesi yeterli değildir. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah&#8217;a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah&#8217;a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. Allah bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=149&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;">Allah dünyada Kendisine iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener.</span> <span style="color:red;">Bu yüzden<span style="text-decoration:underline;"> bir insanın &#8220;ben iman ettim&#8221; demesi yeterli değildir</span>. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah&#8217;a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah&#8217;a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. <span id="more-149"></span></span>Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
O, amel (davranışve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/149/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/149/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=149&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BEn Allah&#8217;a inanıyorum Dine ne Gerek var?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, kendisine bir &#8220;hiçken&#8221; can veren, yaşatan, yediren, içiren, sağlık veren Yaratıcımızın emirlerini, hoşnut olacağı şeyleri öğrenmek olmalıdır. Daha sonra da tüm hayatını Allah&#8217;ın emirlerine uyarak ve Allah&#8217;ın hoşnutluğunu arayarak geçirmelidir. Allah&#8217;ın razı olacağı ahlakı, davranışları ve yaşam biçimini bize gösteren ise dindir. Allah Kuran&#8217;da dine uyan insanların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=148&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah&#8217;ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, kendisine bir &#8220;hiçken&#8221; can veren, yaşatan, yediren, içiren, sağlık veren Yaratıcımızın emirlerini, hoşnut olacağı şeyleri öğrenmek olmalıdır. Daha sonra da tüm hayatını Allah&#8217;ın emirlerine uyarak ve Allah&#8217;ın hoşnutluğunu arayarak geçirmelidir.<span style="text-decoration:underline;"><strong> Allah&#8217;ın razı olacağı ahlakı, davranışları ve yaşam biçimini bize gösteren ise dindir<span id="more-148"></span>. Allah Kuran&#8217;da dine uyan insanların doğru bir yol üzerinde olacaklarını, diğerlerinin ise sapıklık içine düşeceklerini haber vermiştir:</strong></span><br />
<strong><span style="text-decoration:underline;"><br />
Allah, kimin göğsünü İslam&#8217;a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? <span style="color:red;">Fakat Allah&#8217;ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmışolanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler</span>. (Zümer Suresi, 22)</span></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/148/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/148/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/148/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/148/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=148&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/ben-allaha-inaniyorum-dine-ne-gerek-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Din olmaz İse Ahlak Nasıl Olur?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:48:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/</guid>
		<description><![CDATA[
Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirler. Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz, kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların hepsini yapmaya açıktır. Bir insanın &#8220;ben dinsizim ama rüşvet almıyorum&#8221; veya &#8220;ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum&#8221; demesi yeterli olmaz. Çünkü Allah [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=146&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post">
<p><span style="text-decoration:underline;">Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirle</span>r. <span style="color:red;">Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz, kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların hepsini yapmaya açıktır.</span> Bir insanın &#8220;ben dinsizim ama rüşvet almıyorum&#8221; veya &#8220;ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum&#8221; demesi yeterli olmaz. Çünkü <span style="text-decoration:underline;">Allah korkusu olmayan ve ahirette hesap vereceğine inanmayan bir insan, ortam veya şartlar değiştiğinde bunlardan herhangi birini kolaylıkla yapabilir. &#8220;Dinsizim ama fuhuşyapmıyorum&#8221; diyen bir insan fuhuşun normal karşılandığı bir yerde fuhuşyapabilir. Veya rüşvet almadığını söyleyen bir insan eğer Allah&#8217;tan korkmuyorsa &#8220;oğlum hasta ölmek üzere, onu için rüşvet almak zorundayım&#8221; diyebilir</span>.<strong> Dinsizlikte hırsızlık bile bazı ortamlarda meşru görülebilir. Örneğin böyle kişiler kendilerince otellerden, eğlence yerlerinden havlu veya dekoratif eşyalar almayı hırsızlıktan saymayabilirler.<br />
</strong><span id="more-146"></span><br />
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Oysa dindar bir insan böyle bir ahlakı göstermez. Çünkü Allah&#8217;tan korkar ve Allah&#8217;ın, niyetini de, düşüncelerini de bildiğini unutmaz, samimi davranır ve günahtan kaçınır</strong>.<br />
</span></span><br />
Dinden uzak bir insan &#8220;dinsizim ama affediciyim, intikam veya kin hissi duymam&#8221; diyebilir. Ama bir gün öyle bir olay olur ki çileden çıkar ve en umulmayacak tavrı gösterir. Bir insanı öldürmeye, yaralamaya kalkar. Çünkü üzerinde taşıdığı ahlak, ortamlara, koşullara, yaşanılan yere göre değişen bir ahlaktır.</p>
<p>O<span style="text-decoration:underline;">ysa Allah&#8217;a ve ahirete inanan bir kişi koşullar ve ortam ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermez. Ahlakı &#8220;değişken&#8221; değil &#8220;oturmuş&#8221; olur. Allah dindar insanların üstün ahlakını ayetleriyle haber vermiştir:</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Onlar Allah&#8217;ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar Allah&#8217;ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 20-22)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/146/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/146/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=146&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;(c.c.)a NAsıl Kulluk Ederiz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:41:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;a kulluk etmek, insanın tüm yaşamını Allah&#8217;ın hoşnutluğunu, rızasını kazanmak amacıyla sürdürmesidir. Yaptığı her işi Allah&#8217;ın razı olacağı en güzel şekilde yerine getirmeye çalışması, yalnızca Allah&#8217;tan korkup sakınması ve tüm düşüncelerini, sözlerini, fiillerini bu amaç doğrultusunda yapmasıdır. Allah Kuran&#8217;da yalnızca Kendisine kulluk etmenin insanın tüm yaşantısını kapsadığına şu ayetiyle dikkat çekmiştir:
De ki: &#8220;Şüphesiz benim namazım, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=144&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Allah&#8217;a kulluk etmek, insanın tüm yaşamını Allah&#8217;ın hoşnutluğunu, rızasını kazanmak amacıyla sürdürmesidir. Y<strong>aptığı her işi Allah&#8217;ın razı olacağı en güzel şekilde yerine getirmeye çalışması, yalnızca Allah&#8217;tan korkup sakınması ve tüm düşüncelerini, sözlerini, fiillerini bu amaç doğrultusunda yapmasıdır</strong>.<span id="more-144"></span> Allah Kuran&#8217;da yalnızca Kendisine kulluk etmenin insanın tüm yaşantısını kapsadığına şu ayetiyle dikkat çekmiştir:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>De ki: &#8220;Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ındır.&#8221; (Enam Suresi, 162)</strong></span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/144/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/144/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/144/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/144/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=144&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/allahcca-nasil-kulluk-ederiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dini mantıga Göre yorumlayanlar var.. hakiki bir inanan mantıga göre yorumlar mı</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dini-mantiga-gore-yorumlayanlar-var-hakiki-bir-inanan-mantiga-gore-yorumlar-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dini-mantiga-gore-yorumlayanlar-var-hakiki-bir-inanan-mantiga-gore-yorumlar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:36:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dini-mantiga-gore-yorumlayanlar-var-hakiki-bir-inanan-mantiga-gore-yorumlar-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Mantığı bir teraziye benzetebiliriz. Terazinin üzerine ne konulursa terazi onu tartar, şeker
konsa da, tuz konsa da aynı tartar.
Mantık, doğuruyu da mantıklı anlatıldığında kabullenir, yanlışı da kabullenir. Yani, yanlış
bir şey doğru anlatılırsa mantık kabul eder.

Birkaç yıl önce bir kardeşimiz, dayısının Hristiyan olduğunu, telefonla dayısı ile
konuşmamı istemişti. Ben de telefon ederek
&#8220;İslâm dini size ne yaptı ki, onu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=140&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Mantığı bir teraziye benzetebiliriz. Terazinin üzerine ne konulursa terazi onu tartar, şeker<br />
konsa da, tuz konsa da aynı tartar.<br />
<strong>Mantık, doğuruyu da mantıklı anlatıldığında kabullenir, yanlışı da kabullenir. Yani, yanlış<br />
bir şey doğru anlatılırsa mantık kabul eder.</strong><br />
<span id="more-140"></span><br />
Birkaç yıl önce bir kardeşimiz, dayısının Hristiyan olduğunu, telefonla dayısı ile<br />
konuşmamı istemişti. Ben de telefon ederek</p>
<p><em>&#8220;İslâm dini size ne yaptı ki, onu bırakıp Hristiyan oldunuz</em>?&#8221; dedim. O da</p>
<p>&#8220;<em>Sanki müslümanlar bırakmıyorlar da, İslâm dinini çok mu seviyorlar</em>?&#8221; dedi.</p>
<p>Ben de, &#8220;<em>Elbette seviyorlar. Sevmemiş olsalar sizin gibi Hristiyan<br />
olurlard</em>ı&#8221;, dedim.</p>
<p>&#8220;<em>Onlar zaten Hristiyan olmuşlar da farkında değiller, ben de öyleydim.<br />
Adım müslümandı, ama kendim Hristiyanmışım ki, böyle oldum&#8230; Ben askerken kızlarla<br />
işaretleşirdik. İrham giyen kızlar telefonda, irhamımın eteğini hafifçe yukarı kaldırırım,<br />
beni oradan tanırsın&#8221;, derlerdi&#8230; Gördük işte&#8230; &#8220;O kızlar da Müslüman ve de kapalıydı</em>&#8220;<br />
dedi.</p>
<p>Ben de, &#8220;<em>Onu örnek gösteremezsiniz, biraz önce sizin söylediğiniz gibi onlar tam<br />
Müslüman değilmiş demek ki, dedim</em>&#8220;.</p>
<p>Sonra, &#8220;<em>Hristiyanlıkta şahıs mühimdir. Fakat İslâm dininde şahısların bir fonksiyonu yoktur. Çünkü bizim dinimizin idarecisi insanlar değil, bizzat Allah&#8217;tır</em>.&#8221; dedim.</p>
<p>O da: &#8220;<em>Dininizde de saçmalık var</em>&#8221; dedi.</p>
<p>Ben de &#8220;<em>neyi beğenmediniz ki</em>?&#8221; dedim.</p>
<p>O da sordu:<br />
— Üz<em>üm yemek İslâm dininde günah mı?</p>
<p>— Ne münasebet, öyle saçmalık olur mu?</p>
<p>— Saçma tabî. Üzümün kendisi de haram olamaz, suyu da. ■</p>
<p>— Size haram diyen oldu mu?</p>
<p>— Tabi ki haram. İslâm bunu yasaklıyor. İçki niçin haram?</em></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Onun demagoji yaptığını, mantık yolu ile aklınca beni dinim hakkında şüpheye düşürmek istediğini biliyordum. Fakat yine de emin olmak için sordum:</strong></span></p>
<p>— Y<em>ani siz şimdi bir kilo üzüm alıp, onun suyunu sıktıktan sonra da onu içseniz İslâm bu<br />
hareketi haram mı ilan ediyor?</p>
<p>— Tabi. Hanımefendi siz de anlamaya başladınız.<br />
</em><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Din değiştirdim adı altında sahtekarlığını daha da güzel sergiliyordu. Ona göre ahizenin öbür başında olan ben, dinimi bilmeyen biriydim ve cevapsız kalacaktım.</strong></span> Sonra dedim ki:</p>
<p><em>— Yanlış konuşuyorsunuz. Üzümün taze suyu değil haram olan. Bayatlamış, sarhoş eden<br />
suyu haram.</p>
<p>— Olur mu canım? Kendisi helal olan bir şeyin suyu nasıl haram olur?</p>
<p>— Peki size bir şey sorayım. Siz cebinizde kibrit taşıyor musunuz?<br />
</em><br />
iç düşünmeden:</p>
<p>— <em>Tabî taşıyorum</em>, dedi.</p>
<p>— <em>Peki, kibriti çakınca da cebinize sokar mısınız onu</em>? dedim.</p>
<p>—Elbette o zaman yakar. Çünkü şeklini değiştirmiştir artık.</p>
<p>— İ<em>şte üzüm de böyledir. Yakmadan önce yenir ve içilir. Yakınca yenmez ve içilmez. Yani<br />
sarhoş edince, şekil ve hüküm değişir.<br />
</em><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Tartışmamız on, onbeş dakika sürdü. Ben bu tartışmayı daha sonra birilerine anlattım.<br />
Tabi önce onun söylediği, &#8220;<em>Üzüm helal da suyu niçin haram olsun</em>&#8221; sözünü söyledim.<br />
Dinleyenler &#8220;<em>çok mantıkl</em>ı&#8221; dediler. Sonra benim kibrit misalini vererek, <em>üzüm sarhoş<br />
etmez, suyu yıllanırsa sarhoş ede</em>r&#8221; dediğimi söyledim. Bu sefer de benim cevabım için<br />
&#8220;mantıklı&#8221; dediler.</strong></span><br />
<span style="color:red;">Bu da gösteriyor ki mantık her yana yatıyor. Onun için bazı meseleleri mantık açısından değil, dinin hükümleri açısından ele alıp amel etmek lazım. Mantığa güvenen niceleri <strong>&#8220;tavuk da, ördek de kanatlıdır, onların da leylek gibi uçması lâzımdı</strong>r&#8221; diyerek, ördeğe uçma dersleri vermeye kalkışmışlar, neticede görmüşlerdir ki, her şey kendi kanununa göredir. Mantık kanununa göre değil.</span></p>
<p>gençliğin imanını sorularla çaldılar-Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/140/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/140/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/140/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/140/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/140/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=140&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dini-mantiga-gore-yorumlayanlar-var-hakiki-bir-inanan-mantiga-gore-yorumlar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ilimi Emretmiş Peygamber;buna binayen Kız Çocuklarının neden okuma Hakkı yok?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:23:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Kadın Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH&#8217;IN KOYDUĞU KANUNLARI, KULLAR KALDIRAMAZ
SORU: Bir kız başını açıp okuyabilir mi?
CEVAP: Peygamberimiz (s.a.v), &#8220;Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz. İlim Çin&#8217;de de olsa arayınız&#8221;. (Yani çok uzaklarda da olsa ilmi arayınız. Çin o zaman çok uzak olduğu için böyle buyurmuştur.) &#8220;İlim her kadın ve erkeğe farzdır&#8221; buyurmuştur.
Bizim şimdiki şuursuz müslümanlar işin detayına inmeden, İslâm&#8217;ın diğer emirlerine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=137&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>ALLAH&#8217;IN KOYDUĞU KANUNLARI, KULLAR KALDIRAMAZ<br />
SORU: Bir kız başını açıp okuyabilir mi?</p>
<hr />CEVAP: Peygamberimiz (s.a.v), &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz. İlim Çin&#8217;de de olsa arayınız&#8221;. (Yani çok uzaklarda da olsa ilmi arayınız. Çin o zaman çok uzak olduğu için böyle buyurmuştur.) &#8220;İlim her kadın ve erkeğe farzdır&#8221; buyurmuştur</strong></span>.<br />
Bizim şimdiki şuursuz müslümanlar işin detayına inmeden, İslâm&#8217;ın diğer emirlerine bakmadan hemen fetvayı veriyorlar.<br />
<span id="more-137"></span><br />
&#8220;K<span style="text-decoration:underline;">ardeşim ilim sadece erkeğe mi farz, kadına da farzdır diye buyrulmuştur.<br />
Öyle ise kadınların da okuması lazımdı</span>r&#8221; diyorlar.</p>
<p>Heyy&#8230; Şuursuz Müslüman, Allah&#8217;ın emirlerinden bihaber!</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">E<span style="color:red;">vet, ilim kadın ve erkeğe farzdır ama hangi ilim? Dinî ilim, her kadın ve erkeğe farz-ı ayndır. Yani, dinini her kadın ve erkeğin öğrenmesi şarttır.</span> <span style="color:purple;">Diğer astronomi, tıp, fizik, kimya matematik vesaire gibi ilimler ise farz-ı kifayedir.</span></span></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Yani bazılarının bunları okumasıyla, diğer Müslümanların üzerinden sakıt olur (düşer). <span style="color:red;">Eğer hiç bir Müslüman bu ilimleri okuyup öğrenmezse, bütün müslümanlar günaha gire</span>r</span>.</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">Şimdi şöyle bir düşünecek olursak, Türkiye&#8217;deki okullar İslama uygun bile olsa, yani kız-erkek okulları ayrı olsa, kızlara kadın hocalar gelse bile, bir kız kendine farz olan dinî ilimleri öğrenmeden diğer ilimleri öğrenmek için bu okullara gidemez!&#8230; </span></strong></p>
<p><span style="color:red;">Önce, bir kız kendisine farz olan ilimleri öğrendikten sonra bu okullara gidebilir</span>,<span style="text-decoration:underline;"><strong> tabi ki okullar İslâm&#8217;a uygunsa</strong></span>. Yoksa, daha</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>dininin &#8220;d&#8221; harfini bilmeyen bir genç kızın bu okullara gitmesi caiz değildir. &#8221; Dinî ilimleri<br />
öğrendikten sonra İslâm&#8217;a uygun okullarda okuyabilir mi?&#8221; diye bir soru gelirse, cevap şu<br />
olabilir: Okuması da lazımdır. İster üniversiteyi bitirsin, isterse profesör olsun. Zaten<br />
kadın elemanlara da ihtiyaç vardır. Bilhassa kadın doktora çok ihtiyaç vardır. Fakat<br />
şimdiki İslâm&#8217;a aykırı olan okullarda, ilim kadına farzdır zannı ile, &#8220;Kadın doktora da<br />
ihtiyaç var. İslâm&#8217;a hizmet etmek için okuyorum&#8221; gibi vicdanî telkinler katiyyen doğru<br />
değildir. Çünkü İslâm&#8217;a hizmet, Allah&#8217;ın emirlerini çiğneyerek olmaz. Nasıl olur da Allah&#8217;ın<br />
(c.c) kesin emri olan kapanmayı bırakıp, başını, bacaklarını açıp erkeklerin içinde<br />
okuyarak&#8221;, İslâm&#8217;a hizmet edeceğim&#8221; denilir? Böyle konuşan insanlardan İslâm&#8217;a ziyan<br />
olmasın da, İslâm başka bir şey istemez ondan.</strong></span></p>
<p>Bir defa şunu iyi bilmek lâzım. Allahu Teala,&#8221;<span style="text-decoration:underline;"><strong>İstersem dinimi kafirede yaydırırım</strong></span>&#8220;<br />
buyurmaktadır. <strong><span style="text-decoration:underline;">Öyle ise Allah bizden ne istemektedir. Bizden İslâm&#8217;a uygun şekilde<br />
hareket etmemizi, ibadet etmemizi istemektedir? Allah&#8217;ın dininin yayılması için insanlara<br />
ihtiyacı yoktur. İsterse bir anda herkesin kalbine bir ilham verip, herkesi Müslüman yapar.<br />
Fakat İslâm&#8217;ın yayılmasını insanlara vermiştir. Bu da büyük bir imtihandır. Bu imtihan da<br />
İslâm&#8217;dan taviz vererek olmaz. Hele hele farzlardan fire vererek hiç olmaz. Hizmet, ilim,<br />
amel, ihlasla olur. İlim deyince, elbette düzenin okullarında okunan safsatalar değildir.</span></strong><br />
(Tabi ki bazıları müstesna.)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kadınların erkeklere muayene olması uygun değildir. Onun için Müslüman kadın<br />
doktorlara ihtiyaç vardır. Bunun için de kadınların okuması lazımdır, diyenlerin<br />
söyledikleri doğru değildir. Çünkü İslâm âlimleri her kadının mazeret halinde erkek<br />
doktora muayene olabileceği hakkında fetva vermişlerdir. Fakat bir kız başını açıp<br />
okuyabilir veya bir iş yerinde çalışabilir fetvasını vermemişlerdir. Öğrencileri sırf kız olan<br />
okulda okuyamaz mı denilirse, okuyamaz. Çünkü, erkek öğretmenler vardır. Erkek<br />
öğretmenlerin okutması caiz değildir. Ben bu fetvayı kendi aklımdan vermiyorum.<br />
Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, Allah&#8217;ın emri çiğnenerek, Allah&#8217;ın dinine hizmet edilmez.<br />
Başını açarak bir kız okuyamaz. <span style="color:red;"> Burada bizim gibi uyuşuk müslümanlara çok işler düşüyor.Niçin kadınlara ve erkeklere özel okullar açmıyoruz? Para mı yok, hayır. Peki niçin<br />
açılmıyor? Niçin olacak, müslümanlar arasında birlik, beraberlik yok, cihad aşkı yok da<br />
onun için. </span></strong></span>Evet, tez elden müslümanlar bir araya gelip, özel ilkokullar, ortaokullar, liseler açmaları lâzım. Hatta dini devlete karışmaz, devleti dine karışır olan laik devlet izin verirse üniversite de açılmalıdır. Şunu da söyleyeyim: &#8220;Nasıl olur da bir Müslüman, kızını,erkeklerin içine kıskanmadan gönderebilir? Zerre kadar kıskançlık duygusu yok mudur?<br />
Kızların erkeklerin içinde okuması caiz değil de, acaba erkeklerin kızlar içerisinde okuması<br />
caiz midir? Hiç düşündünüz mü? Kız-erkek karışık olan okullarda yapılan ahlâksızlıkları<br />
bizden daha iyi biliyorsunuzdur. Ben şu nakıs aklımla, kızını erkeklerin içinde okutan<br />
Müslümana hayret ediyorum. Çünkü biliyorum ki, o baba sınıfta kızına hoş<br />
bakılmayacağını bilmektedir. Gel gör ki bilmek başka, idrak daha başkadır. Allah<br />
yardımcımız olsun (amin).</p>
<p>gençliğin imanını sorularla çaldılar/Emine Şenlikoglu.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/137/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/137/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=137&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dünya Hayatında İmtihan Oluşumuzun Sırrı Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:10:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Hayatınız boyunca güzel bir şeyi elde etmek için hep bir çaba ve emek sarf etmişsinizdir. Eğitim hayatınızı düşünün. O dönemden aklınızda en çok yer eden şeyler, muhtemelen sık sık karşılaştığınız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi ise, kuşkusuz üniversite sınavıdır. Çoğu genç insan üniversite sınavını hayatının dönüm noktası olarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bu üç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=133&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post"><span style="color:navy;"><strong><span style="color:red;">Hayatınız boyunca güzel bir şeyi elde etmek için hep bir çaba ve emek sarf etmişsinizdir.</span> Eğitim hayatınızı düşünün. O dönemden aklınızda en çok yer eden şeyler, muhtemelen sık sık karşılaştığınız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi ise, kuşkusuz üniversite sınavıdır. Çoğu genç insan üniversite sınavını hayatının dönüm noktası olarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bu üç dört saatlik imtihanın sonucunda belirleyeceklerini düşünürler. Bu nedenle yıllarca çalışır, uykusuz kalır, pek çok sosyal faaliyetten, tatil ve eğlenceden uzak durup, kendilerini sadece derslerine verirler. Tek amaçları istedikleri üniversiteye girebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için büyük bir sabır ve kararlılık gösterirler.<span id="more-133"></span></p>
<p>Aynı şekilde <span style="color:red;">hayattaki en büyük amacı güzel bir ev sahibi olmak olan bir kişiyi düşünün.</span> Bu evi elde etmek için önce yeteri kadar maddi güce sahip olabilmesi gereklidir. Bunun için gece gündüz demeden iyi bir iş sahibi olabilmek, mevkisini yükseltebilmek, dolayısıyla maddi kazancını artırabilmek için çalışıp çabalar. Ancak böyle uzun süreli ve özverili bir çalışmadan sonra o kişinin istediği evi satın alması veya inşa ettirmesi ve evin içine girip yaşaması mümkün olur.</p>
<p>Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi, <span style="color:red;">insanın bir güzelliğe ya da uğrunda pek çok şeyi göze aldığı hedefine ulaşabilmesi için kimi zaman yıllarca süren bir çaba, kararlılık ve dirayet göstermesi, karşılaştığı zorlukları sabırla karşılaması gerekebilir.</span> Bunların yanı sıra insanın maddi güç ya da toplum içinde itibar, şöhret ve belli bir kariyer elde etmek gibi hedefleri varsa; bunlar için de ciddi bir çaba sarf etmesi ve bazı zorlukları göze alması, halk içinde kullanılan tabiriyle <span style="text-decoration:underline;">&#8220;kendinden bir şeyler vermesi&#8221;</span> gerekir.</p>
<p>Ancak burada çok önemli bir noktayı hatırlatmalıyız: Yukarıda <span style="text-decoration:underline;">saydığımız örnekler, insanın dünyadaki kısa hayatı boyunca elde edeceği geçici yararlarla ilgilidir. Ve bu yararların hepsi ya ölümle birlikte veya henüz dünyadayken herhangi bir sebeple aniden elinden çıkabilir. </span>Örneğin yıllarını sınav günü başarılı olmak için durmaksızın çalışarak geçiren bir genç, başına gelen bir kaza ile sınava giremeden hayatını yitirebilir. Veya yıllar süren bir emek sonucunda sahip olduğu evi yakıp yıkacak olan bir felaket, insanın çabasını, emeğini bir anda yok edebilir.</p>
<p>Görüldüğü gibi <span style="color:red;">dünya hayatında elde edilmek istenen yararların tümü -ne kadar ciddi bir çaba harcansa da- geçicidir.</span> Ama bunların yanı sıra <span style="color:red;">bir de asla kaybolmayacak olan, asla tükenmeyecek güzelliklerin, sonsuz yararların bulunduğu ve insanın ebediyete kadar kalacağı gerçek bir hayat vardır.</span> Bu, inanan insanların dünya hayatı boyunca ulaşmak için ciddi bir çaba sarf ettikleri, tüm diğer konuların çok daha üstünde tuttukları, asla akıllarından çıkarmadıkları ölümden sonraki ahiret hayatıdır.</p>
<p><span style="color:red;">İşte insanın sonsuz ahiret yurduna ulaşmak için denendiği yer de &#8220;dünya hayatı&#8221;dır. İnsan, yeryüzünde bulunduğu sürece ahirete yönelik bir sınav yaşamakta ve bu konuda gösterdiği çabayla denenmektedir. Hayat, gerçekte Allah&#8217;ın bizleri sınamak ve eğitmek için yarattığı geçici bir süredir.</span> <em>İnsan bu süre boyunca düşünmek, böylece Rabbimizi tanımak, O&#8217;nun hükümlerine uymak ve sadece O&#8217;nun rızasını aramakla sorumludur. Bunun yanında bu imtihan hayatı boyunca başına gelen herşeye en güzeliyle karşılık vermek, sabretmek ve güzel ahlak göstermekle yükümlüdür. </em>Herşeyin Rabbimizden gelen bir deneme olduğunu bilmek, bunlardan zevk almak, karşılaştığı her olayı neşe ve şevkle karşılamak ise, dünyadaki imtihanın müminlere has olan bir sırrıdır.</p>
<p>Şüphesiz bu sırrı kavrayan ve tüm yaşamını denendiğinin bilincinde olarak geçiren insanlar, asla son bulmayacak ve tükenmeyecek olan bir kazanç elde edeceklerdir.</p>
<p>Bu kitabın amacı, çoğu zaman gaflet içinde hiç düşünmeden yaşamlarını sürdüren insanlara bu gerçekleri bildirmektir. Ve dünya üzerinde kendilerine amaç edindikleri şeylerin tümünden çok daha büyük bir amaçları olması gerektiğini hatırlatmaktır.</p>
<p><em>Biz ona &#8216;iki yol-iki amaç&#8217; gösterdik. Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir? Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir; ya da açlık gününde doyurmaktır, yakın olan bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene). Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş&#8217;eme). &#8220;Kapıları kilitlenmiş&#8221; bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 10-20)</em></strong></p>
<p><a href="http://www.kuranbilgisi.com/" target="_blank">www.kuranbilgisi.com</a></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/133/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/133/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=133&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sünetullah ne demektir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:01:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/</guid>
		<description><![CDATA[SÜNNETULLAH
“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)
Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.

Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır.  Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=131&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:navy;"><strong>SÜNNETULLAH</p>
<p><em>“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)</em></p>
<p>Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.<br />
<span id="more-131"></span><br />
<span style="color:red;">Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır. </span> Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın tarihî süreç içerisinde benimsediği misyonla  ilgili olarak geçerli kaideler olarak tecelli eder. Kur’an’da her iki hususu da ifade eden ayetler mevcuttur.</p>
<p><span style="color:red;">Tabiatta sünnetullahın tecellisi ile ilgili ayetlerden bazıları:</span></p>
<p><em>“Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.” (Rahman 5)</p>
<p>“Sonra duman halindeki göğe yöneldi, ona ve     yerküreye; isteyerek veya istemeyerek gelin! dedi. İkisi de “isteyerek geldik” dediler.</p>
<p>“Böylece onları iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti….” (Fussilet 11-12)</em></p>
<p>Biz burada, tabiattaki sünnetullahın tecellisinden ziyade, ilâhî teklifin muhatabı insanın benimsediği role göre, sünnetullahın tecellisini anlamaya çalışacağız.</p>
<p>Kur’an’a baktığımızda bu konuya çok geniş bir yelpazede dikkatlerin çekildiğini görüyoruz.</p>
<p>Kur’an bu hususa, insanın tarih serüveni içerisinde, peygamberlerin tevhid mücadelelerini anlatan kıssalarla dikkatlerini çekmektedir. Fakat, ilâhî mesajı anlamaya yanaşmayanlar bu hususu alay konusu yapmışlardır.</p>
<p><span style="color:red;">Kur’an bu hususu şu şekilde haber vermektedir:</span></p>
<p><em>“Onlara Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, ‘öncekilerin masalları’ derler.” (Nahl 24)</em></p>
<p>Bu şekilde Rablerinden geleni küçümserler.</p>
<p>Halbuki insanın yaratılış sebebi olan ‘denenme’ tarih alanında gerçekleşmektedir.</p>
<p>Tarih, insanın ufkunu genişletir. Önceki milletlerin durumlarını, yaşadıkları devirleri, topluma yön veren şahsiyetlerin hayatlarını tanıma imkanı verir.</p>
<p><span style="color:red;">İnsan ve toplum hayatında ‘sünnetullahın’ nasıl gerçekleştiğine, medeniyetlerin nasıl kurulduğu ve yozlaşıp yok olduğuna tarih şahitlik etmektedir.</span></p>
<p>Kur’an’ın, önceki milletlerin hallerini anlatmasının gayesi teferruatlı bir hikayecilikten öte insanın tarihte gerçekleşen olaylardan kısa ve öz anlatımla gerekli ders ve ibretleri almasıdır.</p>
<p>Kur’an’da bahsedilen tarihî olaylar, iman ve İslam’ın, küfür ve şirkin, fısk ve fücurun, insanları nasıl farklı yönlere götürdüğünün seyredildiği parlak bir aynadır. Bundan dolayıdır ki, <span style="color:red;">insanları Allah’ın dinine davet etme sorumluluğunu taşıyan her müslümanın yeterli bir tarih kültürüyle birlikte tarih şuuruna da sahip olması lazımdır.</span> Çünkü, tarih maziden âtiye atılan bir köprüdür. Bu köprünün tahrip edilmesi, köküyle irtibatı kesilen ağacın dalları gibi mazi ile âtiyi birbirinden koparır.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Kur’an’da ifadesini bulan sünnetullahtan bazı örnekler:</span></p>
<p><span style="color:red;">1. Akıl ve irade sahiplerine dayatma yoktur.</span></p>
<p><em>“İnsana doğru yolu gösterdik, artık ister şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan 3)</em></p>
<p><span style="color:red;">2. Önce sorumlulukları, konusunda bilgilendirir.</span></p>
<p><em>“Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar olmadan yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (Şuara 208-209)</em></p>
<p><span style="color:red;">3. Mühlet verir.</span></p>
<p><em>“Eğer Allah insanları zulüm yapmalarından ötürü hemen cezalandırsaydı, yer yüzünde bir canlı bırakmazdı.” (Nahl 61)</em></p>
<p><span style="color:red;">4. Bir millet kendini bozmadıkça Allah da onları bozmaz.</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><em>“Bir toplum kendini değiştirmedikçe  Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmez.” (Rad 11)</em></span></p>
<p><span style="color:red;">5. Azabın görülmesinden sonraki iman kişiye fayda vermez.</span></p>
<p><em>“Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları   kendilerine bir fayda vermeyecektir.” (Mümin 85)</em></p>
<p><span style="color:red;">6. Kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.</span></p>
<p><em>“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.” (Fatır 43)</em></p>
<p><span style="color:red;">7. Nankörlük helak sebebidir.</span></p>
<p><em>“Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice kasabaları yok ettik.” (Kasas 58)</em></p>
<p><span style="color:red;">8. Büyüklük taslamak helak sebebidir.</span></p>
<p><em>“Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helak ettik. Andolsun ki Musa onlara apaçık delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı.” (Ankebut 38)</em></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Yoldan saparak azanların azap görmeleri, inanıp iyi işler yapanların ise dünya ve ahiret hayatında yardım görmeleri sünnetullahtır.</span></p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz Peygamberimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin, şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Mümin 51)</em></p>
<p>Günümüzdeki  bazı meselelerin kökleri tarihin çok derinliklerine uzanmaktadır. Bu meseleleri tam kavrayabilmek, geçirdikleri tarihî süreci de bilmeyi gerektirmektedir.</p>
<p><span style="color:red;">Asrımızdaki hıristiyanların İslam’a ve müslümanlara olan husûmetini tam olarak kavrayabilmek için, Haçlı Seferlerini; diğer taraftan yahudilerin İslam’a ve müslümanlara olan hınçlarını anlamak için de, Rasulullah ve sahabilerin, Kaynuka, Nadir, Kureyza yahudileri ile olan mücadelelerine uzanan süreci bilmek ve anlamak; bunun da ötesinde tarih boyunca devam eden Hak batıl mücadelesini kavramak lazımdır.</span></p>
<p>Nasıl ki, nehirlerin akıp gittiği bir yatağı varsa, tarihinde akıp gittiği bir yatağı vardır.</p>
<p><span style="color:red;">Uyanık çiftçinin, tarlasını su basmasın diye suyun yatağına müdahalesi gibi, emperyalist batı dünyası da tarihi öğrendiği için, tarihinden habersiz toplumları çok kolay sömürmenin, hatta yönetmenin  yolunu bulmuşlar, tarihin seyrini dilediği gibi değiştirip yön vermeye çalışmaktadırlar.</span></p>
<p>Hıristiyan ve yahudi dünyasının, halkı müslüman   ülkelerdeki tahakkümüne ve buralarda tezgahladıkları oyuna tarih penceresinden baktığımızda olayların arka planına vâkıf olmamız daha kolay olacak, hile ve desiselerinin önünü alma imkanı doğacaktır.</p>
<p>A.B.D’nin Irak’ta, Sünni, Şia kavgasını başlatıp körüklemesi, bu işi tezgahlayanların İslam tarihine vâkıf olduklarını, bu oyuna gelenlerin de bunan bî-haber olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Tarih, aynı şartlar ve sebeplerin meydana getirdiği benzer olayların daha iyi anlaşılmasını sağlar. “Tarih tekerrürden ibarettir” deyimi bunu çok güzel ifade etmektedir. Mesela, müşriklerin tarih boyunca aynı tepkileri gösterdikleri değişik ayetlerde ifade buyrulur. İşte bir tanesi:</p>
<p><em>“Evet, işte böyle! Onlardan önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki, ona sihirbaz veya deli dememiş olsunlar. Onlar bunu birbirine tavsiye mi etmişlerdi. Hayır onlar azgın bir kavimdi.” (Zariyat 52-53)</em></p>
<p>Yani bu kavimler Allah’a karşı büyüklenip azgınlık gösterme hususunda aynı olduklarından, yaptıkları işler de aynı neticeyi vermiştir.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Tarihteki yükseliş ve alçalışları,  manevî ve ahlâkî  sebeplere bağlamaya özen göstermeliyiz. Maddî ilerlemeler yükseliş kabul edilmemelidir. Tarihi dikkatli bir şekilde incelediğimizde görürüz ki, insanlık vahye bağlandığı müddetçe yükselmiş, büyük medeniyetler kurmuş, vahiyden uzaklaştığı zaman büyük alçalışlar yaşamış, insanlıktan da uzaklaşmıştır.</span></p>
<p>İbret alınsaydı yanlışlar tekerrür eder miydi?</p>
<p>Nureddin Soyak</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=131&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BElanın Byüğü Küçüğü Kimi başına gelir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 19:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/</guid>
		<description><![CDATA[Sa’d ibn-i Ebi Vakkas (ra) anlatıyor:
“Bir gün Efendimiz (sas)’e ‘Ey Allah’ın Elçisi! En büyük sıkıntılar kimlerin başına gelir?’ diye sordum. Şöyle buyurdu:
‘Belaların en ağırı peygamberlere gelir, sonra onlara en yakın olanlardan başlayarak derece derece aşağı doğru iner.
İnsan, dindarlığı derecesinde sıkıntıya uğrar.
Çok dindarsa, sıkıntısı da çok olur. Dindarlığı gevşerse, sıkıntısı hafif olur.
Bir kul günahlardan arınmış olarak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=122&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sa’d ibn-i Ebi Vakkas (ra) anlatıyor:</p>
<p>“Bir gün Efendimiz (sas)’e ‘Ey Allah’ın Elçisi! En büyük sıkıntılar kimlerin başına gelir?’ diye sordum. Şöyle buyurdu:</p>
<p>‘B<span style="text-decoration:underline;"><strong>elaların en ağırı peygamberlere gelir, sonra onlara en yakın olanlardan başlayarak derece derece aşağı doğru iner.</strong></span></p>
<p>İnsan, dindarlığı derecesinde sıkıntıya uğrar.</p>
<p>Çok dindarsa, sıkıntısı da çok olur. Dindarlığı gevşerse, sıkıntısı hafif olur.</p>
<p>Bir kul günahlardan arınmış olarak yürüyüp gidene kadar sıkıntılar onun peşini bırakmaz.”</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/122/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/122/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=122&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah Muhtaç Değilse Neden İbadet Ediyorum?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/allah-muhtac-degilse-neden-ibadet-ediyorum/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/allah-muhtac-degilse-neden-ibadet-ediyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/allah-muhtac-degilse-neden-ibadet-ediyorum/</guid>
		<description><![CDATA[SORU: Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir. Ama öyle ise bizim ibadetlerimize
ne ihtiyacı var? İbadet etmemizi, ısrarla namaz kılmamızı emrediyor?

CEVAP: Allah Tealâ, insanı beden ve ruhtan (madde ve manadan) meydana getirmiştir.
Nasıl ki bedenin gıdaya ihtiyacı var, ruhun da gıdaya ihtiyacı vardır. Bedenin ihtiyacı
yiyecekler, su, ateş, hava gibi şeylerse, ruhun ihtiyacı da Allah (c.c.)ın yap dediğini yapmak,yapma [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=113&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>SORU: <span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir. Ama öyle ise bizim ibadetlerimize<br />
ne ihtiyacı var? İbadet etmemizi, ısrarla namaz kılmamızı emrediyor?</strong></span></p>
<hr />
CEVAP: Allah Tealâ, i<span style="text-decoration:underline;">nsanı beden ve ruhtan (madde ve manadan) meydana getirmiştir.<br />
Nasıl ki bedenin gıdaya ihtiyacı var, ruhun da gıdaya ihtiyacı vardır. Bedenin ihtiyacı<br />
yiyecekler, su, ateş, hava gibi şeylerse, <strong>ruhun ihtiyacı da Allah (c.c.)ın yap dediğini yapmak,yapma dediğini de yapmamakdır.</strong></span><br />
<span id="more-113"></span><br />
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Bunlardan en önemlisi de, günde 5 vakit namazdır.</strong></span></span></p>
<p>Bedenin ihtiyaçlarını yerine getirmediğimiz zaman nasıl ki beden huzursuz olur,<br />
hastalanır. Ruhun da ihtiyaçlarını yerine getirmediğimiz zaman ruh da huzursuzdur,<br />
hastalanır. <span style="text-decoration:underline;">Allah (c.c), ruhumuzun huzursuz olup hastalanmaması için ruhumuzun<br />
gıdalarını şiddetle almanızı emretmektedir.<span style="color:red;"> Namaza ve diğer ibadetlere kendisinin ihtiyacı olduğu için değil, bizim ihtiyacımız olduğu için emretmektedir</span></span>.</p>
<p>Dünyadaki bütün insanlar,</p>
<p>Allah&#8217;ın bütün emirlerini yerine getirseler, Allah&#8217;a bir şey kazandırmazlar. Yine dünyadaki<br />
bütün insanlar, Allah&#8217;ın hiç bir emrini yerine getirmeseler, Allah&#8217;tan hiçbir şey<br />
eksiltmezler. Yani insanlar Allah&#8217;ın emirlerini tutsalar da kendileri için, tutmazlarsa da<br />
kendileri için.</p>
<p>Ayrıca, Allahu Tealâ, <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>insanları dünyaya imtihan için gönderdiğinden, imtihanı kazandıracak ve kaybettirecek şartlan da bildirmiştir. İmtihanı kazandıracak şartlardan en birincisi de namazdır. Allah Tealâ&#8217;nın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Bizim iyiliğimiz için emretmiştir</strong></span></span>.<br />
Nasıl ki, bir doktor, hastaya iyi olması için bir ilaç yazar ve tekrar zamanında kullanmasını ister. Buna karşı hastanın doktora: &#8220;Senin ne ihtiyacın var da böyle ısrar edip duruyorsun?&#8221; demeye hakkı var mıdır? Yoktur, Çünkü ilaca ihtiyacı olandoktor değil, hastadır.</p>
<p>Emine Şenlikolglu Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar..</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/113/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/113/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/113/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/113/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/113/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/113/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/113/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/113/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/113/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/113/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/113/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/113/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=113&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/allah-muhtac-degilse-neden-ibadet-ediyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gaip bilinmez mi? Bebeğin Cinsiyeti yd Yagmur Nasıl biliniyor?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/gaip-bilinmez-mi-bebegin-cinsiyeti-yd-yagmur-nasil-biliniyor/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/gaip-bilinmez-mi-bebegin-cinsiyeti-yd-yagmur-nasil-biliniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/gaip-bilinmez-mi-bebegin-cinsiyeti-yd-yagmur-nasil-biliniyor/</guid>
		<description><![CDATA[SORU: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, &#8216;Beş bilinmeyen şey&#8217;den sayılan yağmurun
yağması zamanı ve ana karnındaki çocuğun durumu bugün artık
bilinmemezlikten çıkmış gibidir. Rasathaneler ve hava tahmin raporları,
yağmur hakkında önceden bilgi vermektedir. Röntgen şuaları ile ana
karnındaki çocuğun erkek veya kız olduğu öğrenilebiliyor. Bu durumu nasıl
izah edebilirsiniz?

CEVAP: Rasathanelerde bir yağmurun başlangıcını hissedip vaktini tayin etmek, gaybı
(bilinmeyeni) bilmek değil, bilakis gaybtan çıkıp [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=108&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>SORU<strong>: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, &#8216;Beş bilinmeyen şey&#8217;den sayılan yağmurun<br />
yağması zamanı ve ana karnındaki çocuğun durumu bugün artık<br />
bilinmemezlikten çıkmış gibidir. Rasathaneler ve hava tahmin raporları,<br />
yağmur hakkında önceden bilgi vermektedir. Röntgen şuaları ile ana<br />
karnındaki çocuğun erkek veya kız olduğu öğrenilebiliyor. Bu durumu nasıl<br />
izah edebilirsiniz?</strong><br />
<hr />
CEVAP: R<span style="text-decoration:underline;">asathanelerde bir yağmurun başlangıcını hissedip vaktini tayin etmek, gaybı<br />
(bilinmeyeni) bilmek değil, <strong>bilakis gaybtan çıkıp bilinen âleme yaklaştığı zaman bazı ön<br />
alâmetlerini tespit edip değerlendirmektir. Yani, v<span style="color:red;">arlığı yaklaşmış bir şeyin farkına<br />
varmaktı</span></strong>r</span>.<br />
<span id="more-108"></span><br />
*Bazı romatizmalılar bile yağmurun yağacağını önceden hissederler. Çünkü,yağmurdan önce rutubet gibi bazı ön haberciler vardır. Hayvanlarda bile bu hassasiyet görülmektedir.</p>
<p>Demek ki,<span style="text-decoration:underline;"> bilinmeyenden çıkmış, fakat bilinen âleme girmemiş şeylerin bir kaide gibi bazı<br />
işaretleri var. Onlar değerlendirilebilirse farkına varılabilir</span>. Rasathaneler işte bundan<br />
faydalanmaktadırlar. Bazen değerlendirmede hata edilince tahminler de yanlış<br />
çıkmaktadır. <span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Yoksa daha gaybdan (bilinmeyen) çıkmayan, bilinen âleme ayak basmayan yağmurun ne zaman yağacağını Allah&#8217;tan başka kimse bileme</strong></span></span>z.</p>
<p>Ana karnındaki çocuğun durumuna gelince: <span style="text-decoration:underline;"><strong>&#8220;O, rahimlerde olanı bilir</strong></span>.&#8221; (231) ayeti,<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;">çocuğun sadece erkek ve dişi olmasına bakmıyor. Bu çocuğun hususi kabiliyetlerine, ileride alacağı vaziyetlere, kader örgülerindeki gizli hayat macerasına, simasında, yüzünde ve parmak izlerinde herkesi birbirinden ayıran ince işaretlere bakar ki, bunları Allah&#8217;tan başka kimse bilemez.</span></span> (232)</p>
<p>(231) Lokman: 34<br />
(232) Şüpheler üzerine &#8211; Safvet Senih</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu -GEnçliğin İmanını Sorularla Çaldılar.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/108/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/108/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/108/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/108/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/108/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/108/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/108/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/108/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/108/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/108/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/108/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/108/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=108&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/gaip-bilinmez-mi-bebegin-cinsiyeti-yd-yagmur-nasil-biliniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Neden hiçbirşey Yapmayanda Alır Payını Kaza ve Kaderden?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/neden-hicbirsey-yapmayanda-alir-payini-kaza-ve-kaderden/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/neden-hicbirsey-yapmayanda-alir-payini-kaza-ve-kaderden/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/neden-hicbirsey-yapmayanda-alir-payini-kaza-ve-kaderden/</guid>
		<description><![CDATA[KADER, ISMARLAMA OLARAK TECELLİ ETMİYOR
SORU: Zelzele ve musibet hallerinde, Allah&#8217;a isyan edenlerin de
etmeyenlerin de başlarına bela gelmektedir. Allah&#8217;a isyan etmeyip
emirlerini yerine getirenlerin ne suçları var ki, başlarına bela gelmektedir?
CEVAP: Zelzele ve musibetler günahkar insanların günahlarına keffaret olmaktadır. Yani
günahlarının affolmasına sebep olmaktadır. Günahkar ile kâfiri karıştırmamak lazımdır.
Çünkü, Allah&#8217;ın bir emrini inkâr eden de kâfirdir. Bu zamanda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=107&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>KADER, ISMARLAMA OLARAK TECELLİ ETMİYOR<br />
SORU: Zelzele ve musibet hallerinde, Allah&#8217;a isyan edenlerin de<br />
etmeyenlerin de başlarına bela gelmektedir. Allah&#8217;a isyan etmeyip<br />
emirlerini yerine getirenlerin ne suçları var ki, başlarına bela gelmektedir?</strong></p>
<hr />CEVAP: Zelzele ve musibetler günahkar insanların günahlarına keffaret olmaktadır. Yani<br />
günahlarının affolmasına sebep olmaktadır. Günahkar ile kâfiri karıştırmamak lazımdır.<br />
Çünkü, Allah&#8217;ın bir emrini inkâr eden de kâfirdir. Bu zamanda &#8220;Müslümanım&#8221; dediği halde<br />
hatta namazını kıldığı halde, Allah&#8217;ın bazı emirlerini inkâr edenler çoktur. Meselâ, Allah&#8217;ın<br />
kanunları dururken insanların kanunları ile yargılanmak ister. Kapanmak farzdır, &#8220;B<strong>u<br />
zamanda kapalılık olur mu?</strong>&#8221; der.<br />
<span id="more-107"></span><br />
Diğer yönden, masum insanların ve velilerin, Allah&#8217;ın sevgili kullarının, derecelerini<br />
yükseltir. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Zelzele ve musibetler anında çocuklar ile günahsızlar ayrılıp seçilse idi, imtihan<br />
sırrı bozulurdu. Meselâ, zelzele anında çocuklar ve günahsızların üzerine duvarlar<br />
düşmese, onlar kaçıncaya kadar duvarlar eğik olsa, en dinsiz dahi iman edip Müslüman<br />
olmaya mecbur olurdu. O zaman da imtihanın sırrı bozulur, herkes iman edip iyi ile kötü<br />
ayırdedilmezdi. İmtihanda cevapların söylenmediği gibi, iradesiyle, aklıyla imanı<br />
araştırmanın, yüksek ruhların diğerlerinden ayrılması için, böyle hadiselerde meseleler<br />
perdelenmiştir.</strong></span></p>
<hr /><strong>SORU: Zelzele ve musibetlerin sebebi insanları ikazdır. Peki o zaman niçin<br />
dinsizlerin memleketlerinde olmuyor?</strong></p>
<p>CEVAP: Onların memleketlerinde de oluyor. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Fakat nasıl ki, büyük hatalar ve cinayetler<br />
büyük merkezlerde, küçük cinayetler ise acele olarak küçük merkezlerde ele alınıp<br />
cezalandırıldığı gibi, Allah&#8217;ı ve emirlerini inkâr etmek de büyük bir cinayet olduğundan<br />
<span style="color:red;">büyük mahkeme olan ahirete bırakılıyor.</span></strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><em><strong> Müslümanlar&#8217;ın hataları ise kısmen bu dünyada cezalandırıldığı için, mü&#8217;minlerin memleketlerinde daha çok deprem ve zelzele olmaktadır&#8230;.</strong></em></span></p>
<p>Emine Şenlikoğlu-Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/107/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/107/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/107/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/107/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/107/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=107&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/neden-hicbirsey-yapmayanda-alir-payini-kaza-ve-kaderden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerimde Allah Niçin Biz diye hitap etmiş?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:43:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/</guid>
		<description><![CDATA[Allahu Tealâ bir olduğuna göre, niçin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;Biz&#8221; ifadesin kullanmış?

CEVAP: Allahu Tealâ bir olduğuna göre, hatta birin biri olduğuna göre, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de
de devamlı kendisine ortak koşmamayı emredip bir Allah inancını işlediğine göre, yer yer
&#8220;biz&#8221; diye hitap etmesinde bir takım hikmet ve inceliklerin olduğunu anlamak gerekir.
Karşımızdaki bir kişiye &#8220;Sen&#8221; diye hitap etmeyip nezaketten dolayı &#8220;Siz&#8221; [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=106&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Allahu Tealâ bir olduğuna göre, niçin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;Biz&#8221; ifadesin kullanmış?</strong><br />
<hr />
CEVAP: Allahu Tealâ bir olduğuna göre, hatta birin biri olduğuna göre, <span style="text-decoration:underline;">Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de<br />
de devamlı kendisine ortak koşmamayı emredip bir Allah inancını işlediğine göre, <strong>yer yer<br />
&#8220;biz&#8221; diye hitap etmesinde bir takım hikmet ve inceliklerin olduğunu anlamak gerekir</strong>.</span></p>
<p>Karşımızdaki bir kişiye &#8220;Sen&#8221; diye hitap etmeyip nezaketten dolayı &#8220;Siz&#8221; deriz. Bunun gibi,<br />
büyüklük ifadesi olarak Allah (c.c) &#8220;Ben&#8221; yerine &#8220;Biz&#8221; kullanabilir.</p>
<p>K<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ur&#8217;an-ı Kerim dikkatlice okunduğunda, ferde, kişiye hitap eden yerlerde &#8220;Ben&#8221;, umuma bakan yerlerde &#8220;Biz&#8221; ifadesinin kullanıldığı görülür.</strong></span></span><br />
<span id="more-106"></span><br />
*Meselâ, Hz. Musa ile konuşurken ve Allah (c.c.) ile kul arasında hitap makamında iken, &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten ben Allah&#8217;ım, benden başka hiçbir ilah yoktur. Onun için bana ibadet et. Ve beni anmak için namaz kıl.</strong></span>&#8221; (228) ayetinde olduğu gibi &#8220;Ben&#8221; buyuruyor.</p>
<p>Ama <em><strong>yaratma, Kur&#8217;an-ı indirme, onu muhafaza etme gibi, bütün ilahî sıfatların iştirak ettiğiilahî bir işi açıklarken</strong></em>;</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Muhakkak ki Kur&#8217;an-ı Biz indirdik ve onu Biz koruyaca-ğız</strong></span>&#8220;(229),</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Şimdi gördünüz mü (rahimlere) döktüğümüz meniyi? Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa biz miyiz yaratan</strong></span>?&#8221; (230) ayetlerinde olduğu gibi &#8220;Biz&#8221; ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Mesela, ben bir insana yardım etsem, bana sorsalar &#8220;Falanca kişiye kim yardım etti?&#8221; Ben eğer mütevazi biri isem&#8221;, biz yardım ettik derim. Allahu Tealâ da gerek melekleri kasdetmek, gerekse mütevaziliğinden dolayı &#8220;Biz&#8221; demektedir.</p>
<p>(227) Şüpheler Üzerine &#8211; Safvet Serih<br />
(228) Taha: 14.</p>
<p>Emine Şenlikolglu-Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/106/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/106/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=106&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dinin ulaşamadıgı Yerdekilere ne Olacak?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/dinin-ulasamadigi-yerdekilere-ne-olacak/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/dinin-ulasamadigi-yerdekilere-ne-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/dinin-ulasamadigi-yerdekilere-ne-olacak/</guid>
		<description><![CDATA[KİM ALLAH&#8217;TAN DAHA GÜZEL DÜŞÜNEBİLİR?
SORU: İslâmiyet&#8217;in ulaşmadığı yerlerdeki insanların durumları ne olacak? Bunların
günahı ne? Meselâ Afrika ormanlarındaki zencilerin ve eskimoların durumu ne olacak?
CEVAP: Şunu kesinlikle bilmemiz lazım ki, Allahu Teala adeletlidir. Kesinlikle adaletsiz iş
yapmaz. Zaten adaletsiz iş yapsa Allah (cc.) olmaz. Allahu Tealâ hiçbir kimseyi
rahmetinden, vahyinden ve ayetlerinden mahrum etmemiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de: &#8220;Hiç bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=104&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>KİM ALLAH&#8217;TAN DAHA GÜZEL DÜŞÜNEBİLİR?<br />
SORU: İslâmiyet&#8217;in ulaşmadığı yerlerdeki insanların durumları ne olacak? Bunların<br />
günahı ne? Meselâ Afrika ormanlarındaki zencilerin ve eskimoların durumu ne olacak?</strong></p>
<hr />CEVAP: Şunu kesinlikle bilmemiz lazım ki, Allahu Teala adeletlidir. Kesinlikle adaletsiz iş<br />
yapmaz. Zaten adaletsiz iş yapsa Allah (cc.) olmaz. Allahu Tealâ hiçbir kimseyi<br />
rahmetinden, vahyinden ve ayetlerinden mahrum etmemiştir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de de: &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Hiç bir ümmet yoktur ki, içlerinde cehennemle korkutan bir peygamber gelmiş olmasın</strong></span>&#8221; (223),<br />
<span id="more-104"></span><br />
&#8220;C<span style="text-decoration:underline;"><strong>elalim hakkı için biz, her ümmete bir peygamber gönderdik</strong></span>&#8221; (224); &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten Biz,senden önce birçok peygamberler gönderdik, onlardan kimini sana haber verdik, kimini de sana haber verip anlatmadık</strong></span>.&#8221; (225) buyurulmaktadır.<br />
Bu ayet-i kerimeler göstermektedir ki; <span style="text-decoration:underline;">Allahu Tealâ her devirdeki insanlara peygamberler göndermiştir. Son olarak da, bizim Bazı kere vahiy, Cebrail Aleyhisselam&#8217;ın indirdiği bir kitap olur. Bazı defa Allah&#8217;ın kulununkalbine attığı bir nur olur&#8230; Bazen, göğüste bir genişlik ve ferahlık olur. Bazen bir hikmet,bazen bir hakikat, bazen bir anlayış, bazen huşu, bazen bir korku ve takvadır</span>.</p>
<p>Bu girişten sonra gelelim meseleye<span style="text-decoration:underline;"><strong>. İslâm dininin ulaştığı her yerdeki insanlar İslâmiyet&#8217;i yaşamak mecburiyetindedir</strong></span>. <span style="text-decoration:underline;">Yaşamazsa sorumludur</span>. Tekniğin zirveye ulaştığı, hatta aya kadar gidildiği şu zamanda yeryüzünde ulaşılmadık yerin kalacağını tahmin etmiyorum. Ki varsa, oradaki insanlar İslâm dinini hiç duymamış iseler, dinin emirlerinden sorumlu tutulamazlar. Çünkü,</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah, kimseye kaldıramayacağı bir mükellefiyetle sorumlu tutmaz.</strong></span>&#8220;(226)</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Peygamber göndermediklerinden hesap sormaz</strong></span>.&#8221; buyurulmaktadır. mkânlara göre mesuliyetler değişiktir. Bîr yamyam, bir eskimo ile bizler arasında mesuliyet farkları<br />
vardır. Çünkü, bize Kur&#8217;an inmiştir. Fakat, b<span style="text-decoration:underline;">izim itikaddaki Mâturidî mezhebine göre:<br />
İslâmiyet&#8217;i duymayan kimse, yer ve gökyüzündeki Allah&#8217;ın sanatlarına bakarak, &#8220;<strong>Bu<br />
dünyayı yaratan, eşi ve benzeri olmayan bir yaratıcı vardır</strong>&#8221; diyerek, Allah&#8217;ı bulması<br />
vaciptir, yani şarttır.</span></p>
<p>Çünkü, <span style="text-decoration:underline;"><strong>Allahu Tealâ, seni, Allah&#8217;ı bulacak kapasitede yaratıp, akıl vermiştir.</strong></span> Yalnız, Allah&#8217;ın ismini Allah olarak bilmeyebilir. Kendisine göre bir isim verebilir. Eski Türklerin<br />
Tanrı dedikleri gibi&#8230;<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;i (s.a.v) göndermiştir.<br />
(223) Fâltır: 24<br />
(224) Nahl: 68<br />
(225) Mümin: 78<br />
(226) Bakara: 286</p>
<p>Emine Şenlikoğlu Gençlüğün İmanını Sorularla Çaldılar.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/104/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/104/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/104/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/104/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/104/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/104/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/104/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/104/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/104/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/104/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/104/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/104/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=104&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/dinin-ulasamadigi-yerdekilere-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah Kainat&#8217;ı NEden Daha Önce Yaratmadı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-kainati-neden-daha-once-yaratmadi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-kainati-neden-daha-once-yaratmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 20:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-kainati-neden-daha-once-yaratmadi/</guid>
		<description><![CDATA[ONUN ALEMİ SIRLARLA DOLUDUR!
SORU: Allah, kâinatı yaratmaya neden lüzum gördü ve neden daha önce
yaratmadı da sonradan yarattı ?
CEVAP: Bu soruyu soran kimse Allah&#8217;ı inkar eden beyinsizlerden ise, ona vereceğimiz ilk
cevap: Sen Allah&#8217;ın varlığına inan ki, bu soruyu sormaya hak kazanasın. Yoksa, Allah
kainatı ister yaratır, ister yaratmaz. İster önce yaratır, isterse sonra yaratır. Seni ne
ilgilendirir? Sen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=101&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><span style="text-decoration:underline;">ONUN ALEMİ SIRLARLA DOLUDUR!<br />
SORU: Allah, kâinatı yaratmaya neden lüzum gördü ve neden daha önce<br />
yaratmadı da sonradan yarattı ?</span></strong></p>
<hr />CEVAP: Bu soruyu soran kimse Allah&#8217;ı inkar eden beyinsizlerden ise, ona vereceğimiz ilk<br />
cevap: Sen Allah&#8217;ın varlığına inan ki, bu soruyu sormaya hak kazanasın. Yoksa, Allah<br />
kainatı ister yaratır, ister yaratmaz. İster önce yaratır, isterse sonra yaratır. Seni ne<br />
ilgilendirir? Sen önce Allah&#8217;a inan ki, bu soruyu sorabilesin.<br />
<span id="more-101"></span><br />
Kâinatın sahibi O olduğuna göre, yani mal-mülk O&#8217;nun. Malını istediği gibi, istediği zaman<br />
harcayabilir. Kimse O&#8217;na hesap soramaz. Şunu kesinlikle unutmamak lazım ki, bizim<br />
aklımız herşeyi alamaz. Çünkü, aklımız sınırlı yaratılmıştır. Daha şu kainatın içindekileri<br />
anlamayan aklımız, nasıl olur da şu kâinatı yaratan Allah&#8217;ın işlerini, sırlarını<br />
anlayabilecek? Elbette anlayamaz.<br />
Bu kainatın yaratılışından şikayetçi olan kim? Bu muazzam, güzel kâinatı sevmeyen mi<br />
var? Evet, bir kısım sıkıcı hadiseler karşısında, muvakkat karar sayılan dünyaya gelişe bir<br />
pişmanlık izhar edenler, hatta hayatlarına kıyanlar vardır. Fakat bunlar çok azınlıktadırlar.<br />
Yoksa herkes &#8220;var&#8221; olduğuna, insan olarak yaratıldığına pişman olmak şöyle dursun,<br />
sevinmektedir, Hele bir de ahirete inanıyorsa ve ahirete götürecek azığını (amelini)<br />
yapıyorsa, ondan bahtiyar, ondan mutlu kimse yoktur bu dünyada.<br />
&#8220;Niçin daha önce yaratmadı da, sonra yarattı?&#8221; meselesine gelince: <span style="text-decoration:underline;"><strong>Evvela; &#8220;daha önce&#8221; ne<br />
demek? Şu kadar zamanda, şu kadar senede, neden daha fazla değil, demek istiyorsak,<br />
zaman kaydına giren sonsuzluğun &#8220;evvel&#8221;lerine dahi aynı sual sorulacaktır. Niye bir trilyon<br />
sene evvel yarattı da, yüz trilyon sene evvel yaratmadı? İtirazı veya suali kesecek makul bir<br />
sebep göstermek mümkün değildir. Şayet, &#8220;niye daha evvel yaratmadı&#8221; sözüyle ezeliyeti,<br />
yani zaman kaydı altına girmemeyi kasdediyorsak, ezeliyet sadece Allah&#8217;a aittir. Başka<br />
hiçbir şeyde ezeliyet bulunmaz.</strong></span><br />
Bizler, şu kısacık aklımızla, sonradan meydana gelmiş cesetler ve ruhlar hakkında birşeyler<br />
söylesek bile, bizim için gayb sayılan (bilinmeyen) hususlar hakkında söz söylemek, en<br />
hafif manasıyla kendini bilmemezliktir.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/101/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/101/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/101/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/101/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/101/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/101/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/101/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/101/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/101/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/101/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/101/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/101/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=101&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-kainati-neden-daha-once-yaratmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah Yönlendirir mi?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-yonlendirir-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-yonlendirir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 20:26:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-yonlendirir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[ÖNCELİKLE, ALLAH&#8217;IN HATA YAPMAYACAĞINDAN EMİN OLUNMALIDIR
SORU: Allah, bu dünyada kullarının emirlerine uyup uymayacağını bildiği
halde, imtihana ne lüzum görüyor da kullarını bu dünyaya gönderiyor?
CEVAP: Bu soruya önce şöyle cevap verelim: Bu kâinatın sahibi Allah&#8217;tır (c.c). Mal, mülk
herşey onundur. Öyle ise mülkünde istediği gibi hareket edebilir, kimse O&#8217;na hesap
soramaz. Mülkünde istediği gibi hareket edebileceğine göre, kullarını ister [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=100&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>ÖNCELİKLE, ALLAH&#8217;IN HATA YAPMAYACAĞINDAN EMİN OLUNMALIDIR<br />
SORU: Allah, bu dünyada kullarının emirlerine uyup uymayacağını bildiği<br />
halde, imtihana ne lüzum görüyor da kullarını bu dünyaya gönderiyor?</strong></p>
<hr />CEVAP: Bu soruya önce şöyle cevap verelim: Bu kâinatın sahibi Allah&#8217;tır (c.c). Mal, mülk<br />
herşey onundur. Öyle ise mülkünde istediği gibi hareket edebilir, kimse O&#8217;na hesap<br />
soramaz. Mülkünde istediği gibi hareket edebileceğine göre, kullarını ister imtihana tabî<br />
tutar, isterse tutmaz. İsterse, insanları değil de hayvanları, dağları, taşları imtihana tâbi<br />
tutabilirdi. Nitekim, Allah (c.c) insanları imtihana tâbi tutmuş. Bunun için de kimse Allah&#8217;a<br />
(c.c) hesap soramaz.<br />
<span id="more-100"></span><br />
Gelelim diğer bir şekline: <span style="text-decoration:underline;">Evet, Allahu Teala, kullarının en ince teferruatına kadar ne<br />
yapacaklarını biliyor. Bununla beraber: &#8220;Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler<br />
diye yarattım&#8221;, &#8220;<strong>Muhakkak ki Allah (c.c), ölümü ve hayatı (yaşamayı) hanginiz daha iyi<br />
amel edeceksiniz, diye imtihan için yarattı</strong>&#8221; (215) buyurmak suretiyle kullarını bu dünyayaimtihan için göndermiştir</span></p>
<p>Bu dünyaya yüklemiş olduğu vazifeleri tatbik ederek(yaşayarak), manen yükselmemiz için, kabiliyetlerimizin ortaya çıkması için göndermiş.Rabbimiz bizi yaratırken tıpkı madenler gibi yaratmış. Bakır madeni, kömür madeni,demir madeni, altın madeni, gümüş madeni gibi&#8230; Kulların, kulluk vazifelerinin meydanaçıkması için yapmış Allahu Tealâ bunları.</p>
<p>N<span style="color:red;">asıl ki bir sanatkârın mimarî işleri, sanatkarlığıgüzel süslemeleriyle belli olur. Ve bu yapmış olduğu güzel sanat eserlerini sergilemeyi arzueder, tıpkı bunun gibi Allahu Tealâ&#8217;nın da bir çok isimleri (Rahman, affedici, hidayet verici,bol rızık verici, günahları örtücü, çok sabredici gibi) ve bunların tecellisi (yani Allah&#8217;ınsıfatlarının bazısının bazı kullarında olması), sanatları vardır. İşte bu çeşit çeşit sanatlarınıbütün yaratıklarını bakılacak bir yerde arzetmek için, bu teşhir (gösterme) yerini açarakgizli güzelliklerini açığa vuruyor.</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Rabbimiz bizi imtihan etmek için gönderdiğinden, bizler Onun emirlerini yerine getire<br />
getire merhaleler katederek, saf tertemiz insanlar haline geliyoruz ve böylece de cennete<br />
ehil, lâyık hale geliyoruz.</strong></span></p>
<p>Madenin demir, madenin gümüş, madenin altın olduğu gibi.</p>
<p>Evet, İslâmiyet, bu madeni ele alır, yoğurur, olgunlaştım, som hale getirir.<br />
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Yani İslâmiyet,insanı ele alır, onu yoğurur, olgunlaştırır, tam mükemmel olgun bir insan şekline sokar.</strong></span></span></p>
<p>Allahu Teala (c.c), ne yolla mükemmel bir insan şekline sokar.<br />
Allahu Tealâ (c.c), ne yolla mükemmel bir insan haline geleceğimizi biliyor da bizi<br />
imtihana tâbi tutuyor. Yoksa, -haşa- bilmediği şeyi bizden öğrenmek için değil.</p>
<p><span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;"><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Bu arada<br />
bir de, bizi bizimle imtihan ediyor. Bizlerin, Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirip<br />
getirmediklerimiz kaydedeliyor. İşte biz, bunlarla kendi kendimizi imtihan edip, Allahu<br />
Teala&#8217;nın huzuruna kendi durumumuzla (amelimizle) çıkacağız.</strong></span></span></span><br />
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Allah (c.c), bizimdurumumuzu -haşa-öğrenmek için imtihan etmiyor, bilakis bizi, bize gösteriyor ve bizi bizegöstermek için imtihan ediyor. </strong></span></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><br />
Şayet, Allahu Tealâ, bizim durumlarımızı bildiğinden, bizidünyaya getirmeden cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme atsa idi, o zamancehennemlikler: &#8216;<strong>Ya Rabbi, bizi niçin cehenneme attın da, onları cennete koydun</strong>&#8221; diye<br />
itiraz edeceklerdi. İşte Allahu Tealâ kullarının ahirette itiraz etmemeleri için bu dünyaya<br />
getirdi ki, herkes bu dünyada amelini yapsın. Yoksa, Allahu Tealâ&#8217;nın bilmediğinden<br />
değildir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;line-height:1.3em;"><strong>Allah&#8217;ın onu bilmesi demek, onu Allah yönlendiriyor demek değildir.</strong></span></p>
<p>(215)Tebareke:2,</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/100/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/100/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/100/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/100/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/100/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=100&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-yonlendirir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın özü ve nitelikleri nelerdir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 19:45:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir/</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH AKLA SIĞMAZ
AMA AKIL ALLAH&#8217;I BULACAK KUVVETTEDİR
SORU: Allah&#8217;ın özü ve nitelikleri nelerdir?

CEVAP: Allah (c.c), yarattığı şeylerden, onların benzerinden ve hakikisinden başkadır.
Aslında insan, şu sınırlı âlemde, sınırlı düşünür, sınırlı görür, sınırlı duyar. Bu âlemde
insanın gördüğü şeyler, milyonda 4.5 nisbetindedir. Duyduğu şeyler de o kadardır. Meselâ,
saniyede kırk defa titreşim yapan bir sesi duymaz. Binleri aşan titreşimi de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=98&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>ALLAH AKLA SIĞMAZ<br />
AMA AKIL ALLAH&#8217;I BULACAK KUVVETTEDİR<br />
SORU: Allah&#8217;ın özü ve nitelikleri nelerdir?</strong></p>
<hr />
CEVAP: Allah (c.c), yarattığı şeylerden, onların benzerinden ve hakikisinden başkadır.<br />
Aslında insan, şu sınırlı âlemde, sınırlı düşünür, sınırlı görür, sınırlı duyar. <span style="text-decoration:underline;">Bu âlemde<br />
insanın gördüğü şeyler, milyonda 4.5 nisbetindedir. Duyduğu şeyler de o kadardır. Meselâ,<br />
saniyede kırk defa titreşim yapan bir sesi duymaz. Binleri aşan titreşimi de duymaz. Yani<br />
ne çok az titreşimi, ne de çok titreşimi duyamaz. Öyleyse, insanın titreşimleri duyması<br />
sınırlıdır. Ve milyonda birkaç nispetinde bir şeydir. Görüş ve duyuş sahası da çok dardır.<br />
Bu kadar sınırlı gören, duyan, bilen bir insanın; Allah niçin görünmüyor? Nasıldır? demesi<br />
O&#8217;na keyfiyet, kemmiyet izafe ederek, -hâşâ ve kellâ- O&#8217;nun üzerinde düşünmesi, kendini<br />
ve haddini bilmemesi demektir. Sen nesin ve neyi biliyorsun ki, Allah&#8217;ı da bilesin? <strong>Allah<br />
kemmiyet ve keyfiyetten münezzehtir</strong>.</span><br />
<span id="more-98"></span><br />
Sen ışık hızıyla (saniyede üçyüz bin kilometre) trilyon sene ötelere gitsen, trilyonlar senelik<br />
öteleri görsen, bütün bu kâinatları üs üste yığsan, Allah&#8217;ın vücudu yanında mikroskobik bir<br />
şey bile olamaz. (Yani mikroskopla görünen küçücük bir zerrecik bile olamaz). Biz, daha<br />
Antartika kıtasını bilemezken, bütün kâinatı gözümüz önünde tutan Allah&#8217;ın -hâşâ ve kellâ-<br />
(nitelik ve niceliği) hakkında nereden bilgimiz olacak. Allah, Allah olduğu için, O&#8217;nun<br />
tabiriyle (nitelik) ve (nicelikten) mukaddes ve münezzehtir. O tasavvurlarımızın da<br />
ötesindedir. Evet, hayalimize gelecek şey de Allah değildir (211). İslâm âlimleri: &#8220;Aklına ne<br />
gelirse, Allah ondan başkadır&#8221; demektedirler.<br />
Descartes da şöyle der: &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>İnsan herşeyi ile sınırlıdır. Sınırlı olan bir şey, sınırsız düşünemez.<br />
Allah ise, varlığı sınırsızdır, sonsuzdur. Öyle ise, Allah hakkında hükme varamayız.&#8221;</strong></span><br />
(211) Asrın Getirdiği Tereddütler &#8211; M. F. Dahhak.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/98/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/98/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/98/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=98&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allahin-ozu-ve-nitelikleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah her şeyi yarattı, (hâşâ) O&#8217;nu kim yarattı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-her-seyi-yaratti-hasa-onu-kim-yaratti/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-her-seyi-yaratti-hasa-onu-kim-yaratti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2006 19:36:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-her-seyi-yaratti-hasa-onu-kim-yaratti/</guid>
		<description><![CDATA[Allah her şeyi yarattı, (hâşâ) O&#8217;nu kim yarattı?
CEVAP: Bu soruyu bana en az bine yakın kişi sormuştur. Bu soruyu komünistlerin dışında soranlar, aslında Allah&#8217;a tam inanmadıklarından dolayı soruyorlar. Allah&#8217;a inandıklarını sanan günümüzün nüfus kağıdı müslümanları, &#8220;Allah&#8217;ı (haşa) kim yarattı&#8221; sorusunu kendisini komünistlikle (kafirlikle) itham etmelerinden korktukları çekindikleri için sormuyorlar, soramıyorlar. Böylece, sıkıntı içinde ruh bunalımları [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=97&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah her şeyi yarattı, (hâşâ) O&#8217;nu kim yarattı?</strong></span></p>
<hr />CEVAP: Bu soruyu bana en az bine yakın kişi sormuştur. Bu soruyu komünistlerin dışında soranlar, aslında Allah&#8217;a tam inanmadıklarından dolayı soruyorlar. Allah&#8217;a inandıklarını sanan günümüzün nüfus kağıdı müslümanları, &#8220;Allah&#8217;ı (haşa) kim yarattı&#8221; sorusunu kendisini komünistlikle (kafirlikle) itham etmelerinden korktukları çekindikleri için sormuyorlar, soramıyorlar. Böylece, sıkıntı içinde ruh bunalımları geçirip ne ibadet edebilmekteler, ne de Allah&#8217;ı inkâr edip inkarcı olabilmektedirler. Halbuki, şüpheli olarak bocalayıp durmaktansa, çekinmeden sorusunu sorup şüpheden kurtulmak lâzımdır.<br />
Bu sorunun karşısındaPeygamber (s.a.v)&#8217;in: <strong>Bir gün gelecek, ayağını ayağının üstüneatarak, gurur ve kibirle, enaniyet içinde, her meseleyi halletmiş gibi, bunu Allah yarattı,şunu Allah yarattı, Allah&#8217;ı kim yarattı? diyecekler</strong>&#8221; hadis- i şerifini okuyunca,</p>
<p>Peygamberimizin bir mucizesinin daha gerçekleştiğini görüyoruz. &#8220;Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah&#8221; (Ben şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.v) Allah&#8217;ın elçisidir) diyorum.<span id="more-97"></span><br />
Gelelim sorunun cevabına.</p>
<hr />Önce şunu söyleyeyim ki, Allah (c.c) sebep değildir. Yaniherhangi bir sebep gibi&#8230; Allah&#8217;ı da meydana getiren bir sebep yoktur. Allah, bütünsebepleri meydana getirendir. Allah&#8217;ın (cc.) varlığının evveli (başlangıcı) yoktur. Kâinatınsonradan yaratıldığını bütün âlimler kabul etmektedirler. Ve bunu da ilim ispat etmiştir.<span style="color:red;"> <strong>Sonradan yaratılan herşeyin başlangıcı olması lâzım. Ve sonradan yaratılan herşeyin bir yaratıcısı olması lâzım, O da Allah&#8217;tır.</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah, sonradan yaratılmadığına göre, başlangıcı yoktur.</strong></span> Kafası, çalışmayanlara ve &#8216;peki ama hâşâ Allah&#8217;ı kim yarattı?&#8217; sorusuna devam edenlere biz de şöyle cevap verelim. Meselâ, tavuk yumurtadan çıktı, yumurta nereden çıktı? O da tavuktan çıktı. Çevirir durursak, durmadan devir yapmış oluruz, tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan diye.<br />
Meseleyi, nihayet bir noktada kesmek mecburiyetindeyiz. Ya tavuk Allah tarafından yaratılmış; ya da yumurta Allah tarafından yaratılmış. Allah, bu ilk hücreyi kudretinden yaratmış, sonra belli hava, belli ısıyı vermiş, civcivi çıkarmıştır. Veyahut tavuğu bir nev&#8217;i olarak yaratmış ve sonra tavuk neslini ondan çıkarmıştır, demek mecburiyetindeyiz. Yoksa meseleyi uzatıp, ondan ona, ondan ona demekle meseleye hiçbir netice kazandıramayız.<br />
Sadece demogoji yapmış oluruz. Bir misal daha verelim.</p>
<p>Meselâ, bir sandalye var, busandalyeye siz otruyorsunuz ama arka ayakları yok. Siz diyorsunuz ki, ben arka ayaklanolmayan bir sandalyenin üzerinde oturuyorum. Bu sandalye olmasa ben de oturamam.Yani, sizin durmanıza, oturmanıza sebep arka ayakları olmayan sandalyedir. Pekâlâ, nasıloluyor bu arka ayakları olmayan sandalyeye oturmak? Siz de diyorsunuz ki, o da arkaayakları olmayan bir sandelyeye dayalı. Pekâlâ, o neye dayalı? O da, ona dayalı gibi çevirirdururuz. Ne zaman o sandalyenin arkasına iki ayak koyacak olursak, o zaman orada sorukesilir.</p>
<hr />İşte aynı bu misallerde olduğu gibi, hâşâ Allah&#8217;ı kim yarattı. Bir ilah, onu kim yarattı, onu kim yarattı, onu kim yarattı, bunu kim yarattı sorusuna son vermezsek, bu silsile durmadan sonsuza kadar gider. Bunun için, &#8216;onu kim yarattı?&#8217; sorusuna son vermek lazım. Bunun için de, &#8220;Onu kim yarattı sorusunun en sonunda Allah desek, bu silsile kesilmiş olur. Yoksa asla kesilmez, sonsuza kadar gider.</p>
<p><strong><span style="color:red;">Allah, yaratılmadığı için Allah&#8217;tır. Allah, bizzat yaratıcıdır. Eğer, Allah birisi tarafından yaratılmış olsa idi, Allah olmaz, mahluk olur, yani bir başkası tarafından yaratılmış olurdu. </span></strong></p>
<p><strong><span style="color:red;">Allah&#8217;ın varlığı kendindendir.</span></strong></p>
<p>Buna da bir misal verelim: &#8220;Siz trenin gittiğini görüyorsunuz,en arkadaki vagon neye takılıdır? Bir önündeki vagona, o neye takılıdır? Bir önündekivagona, ilh&#8230; Vagonları çoğaltın durun, kaç tane yaparsanız yapın, yüz tane, iki yüz tane,evet zahiren bunların hepsi irbirine takılıdır. Görünüyor. Sebepler olarak da öyle. Fakathiç sorar inisiniz, lokomotif neye bağlıdır? Sormazsınız, çünkü, o bizzat muharriktir. Bizzatkendisi hareket eder. Hareketi kendindendir.<br />
Tıpkı başımın, vücudumun üzerinde, vücudumun bacaklarımın üzerinde, benim de yerin üzerinde olmam gibi. O da, dünya da kendi kendine dönüyor mu? Allah misalinde olduğu gibi. Binaenaleyh, bunu kim yarattı diyen kimseler, lokomotifi kim çekiyor gibi iddia ile ortaya çıkıyorlar. Lokomotifi bizzat hareket eden kabul etmezsem, vagonların hareket edişini izah edemem. Küre-i arz üzerinde herşey mevsimlere uğruyor, geziyor veya bizim akidemize göre, Allah gezdiriyor diyoruz, iş bitiyor burada. Binaenaleyh, Allah, vacibü&#8217;lvücuttur.</p>
<p><strong>O yaratılmamıştır. Varlığı kendindendir. Evveli, ahiri yoktur O&#8217;nun&#8230;</strong>&#8221; (209)</p>
<p>Bu konuda İmam-ı Azam&#8217;ın bir tartışmasını da yazalım:</p>
<p>&#8220;Bağdat&#8217;ta, Rum diyarından birdehrî gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile münazaralara girişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu dehrî karşısında aciz kalıp, sorularına cevap veremediler.</p>
<p>Yalnız görüşmediği âlim İmam Hammad kalmıştı. İmam Hammad ise, &#8220;Ben de gidip münazarada cevap veremeyip aciz kalırsam cahillerin İslâm&#8217;a olan inancı sarsılır&#8221; korkusuyla, münazara etmekten çekiniyordu. İmam-ı-Hammad, bu düşünce ile muzdarip halde uykuya dalmış, gece rüyasında görmüş ki, bir hınzır gelmiş bir ağacın dallarını ve gövdesini yemiş, sadece kökleri kalmış. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkmış. O hınzır yavrusunu parçalayıp öldürmüş. İmam-ı Hammad, bir korku içinde uykudan uyanmış, kederli bir şekilde düşünmeye başlamış.</p>
<p>İmam-ı Azam hazretleri o zaman onüç yaşında bulunuyordu. Hocası Hammad&#8217;ı kederli halde görünce sebebini sordu. İmam Hammad, ona rüyasını anlattı. Bunun üzerine İmam-ı Azam rüyasını şöyle tevil etti. O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü zat-ı âlinizdir. Arslan yavrusu ise benim. İnşaallah o domuzu ben öldüreceğim, dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gittiler.</p>
<p>O sırada dehrî gelip minbere çıktı ve münazaraya başlayarak, karşısına çıkacak birini istedi. Bunun üzerine Ebu Hanife karşısına dikildi. Dehrî yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsedi. îmam-ı Âzam: &#8220;Ne sormak istiyorsan sor&#8221; dedi. Bunun üzerine Dehrî İmam&#8217;a şöyle sordu:</p>
<p><strong>— <span style="text-decoration:underline;">Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür</span>? dedi.</strong><br />
îmam-ı Âzam, tereddütsüz cevabında:<br />
— Sen sayı bilir misin? dedi. Dehrî de:<br />
— Evet bilirim, dedi. İmam Azam:<br />
— Beş rakamını hangi rakam yarattı?<br />
— Dört.<br />
— Dört rakamını?<br />
— Üç.<br />
— Üç rakamını?<br />
— İki.<br />
— İki rakamını?<br />
— Bir.<br />
— Bir rakamını?<br />
— Niçin sustun?.. Söylesene, bir rakamını hangi rakam yarattı?.<br />
— Bir rakamı evvelidir, ondan önce rakam yoktur.<br />
— Peki bir nasıl oluştu?<br />
— Ne bileyim? Bir, birdir işte. Kendi kendince bir.<br />
—•<strong> Basit bir rakamın kendi kendine birliğini kabul ediyorsun da, Allah&#8217;tan Önce bir varlık<br />
olmadığını ve varlıkların evvelinin Allah olduğunu niçin kabullenmiyorsun?.</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/97/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/97/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/97/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=97&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/10/allah-her-seyi-yaratti-hasa-onu-kim-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hayr ve Şer de Allah&#8217;tan Madem. İnsanların ne Suçu var?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/hayr-ve-ser-de-allahtan-madem-insanlarin-ne-sucu-var/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/hayr-ve-ser-de-allahtan-madem-insanlarin-ne-sucu-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2006 18:02:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/hayr-ve-ser-de-allahtan-madem-insanlarin-ne-sucu-var/</guid>
		<description><![CDATA[SORU: Madeni ki, hayır (iyilik) ve şer (kötülük) Allah&#8217;tan, insanların ne
suçu var? Hayır ve şerri Allah yapağına göre, insanlara niçin günah
yazıyor?

CEVAP: Bu soruyu soranlar, İslâm&#8217;da hata aramak kastı ile soruyorlar. Bir defa, şunu iyi
bilmek lâzımdır ki, hayır ve şer Allah&#8217;tandır demek, hayır ve şerri yaratan Allah&#8217;tır
demektir.
Şimdi soruyoruz:

— Sen mi daha adaletlisin, yoksa Allah mı?
— Ne [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=93&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>SORU: <strong>Madeni ki, hayır (iyilik) ve şer (kötülük) Allah&#8217;tan, insanların ne<br />
suçu var? Hayır ve şerri Allah yapağına göre, insanlara niçin günah<br />
yazıyor?</strong></p>
<hr />
CEVAP: Bu soruyu soranlar, İslâm&#8217;da hata aramak kastı ile soruyorlar. Bir defa, şunu iyi<br />
bilmek lâzımdır ki, hayır ve şer Allah&#8217;tandır demek, hayır ve şerri yaratan Allah&#8217;tır<br />
demektir.<br />
Şimdi soruyoruz:<br />
<span id="more-93"></span><br />
<em>— Sen mi daha adaletlisin, yoksa Allah mı?<br />
— Ne demek canım, elbette Allah (c.c)<br />
— Sen, bir kimsenin işlemediği suçu, o kimseye yükler misin?<br />
— Asla&#8230;<br />
— Peki Allah yükler mi?<br />
— Tabi, yüklemez&#8230;<br />
— Sen, bir kimseye, &#8220;Şu camı kır&#8221; diye söyleyip, sonra o kişiye camı kırınca, niçin kırdın<br />
diye sorar mısın?<br />
— Hayır&#8230;<br />
— Peki, Allah (c.c) kendi yaptırdığı işten hesap sorar mı?<br />
— Sormaz.<br />
— Peki sormaz da, Allahu Tealâ&#8217; nın bir kuluna: &#8220;Sen zina yap, hırsızlık yap, içki iç, adam<br />
öldür, fakirin hakkını ye&#8221; gibi kötü işler hakkında emir vereceğine nasıl inanıyorsun?</em></p>
<p>Allah (c.c), sevmediği bir şeyi, kuluna yap, diye yazar mı?.. Elbette yazmaz. Fakat, Allah<br />
(c.c)&#8217;ın takdir ettiği işler çoktur, ancak bu işlerde günah yoktur. <span style="text-decoration:underline;">Ölüm, yangın, ailevî<br />
sıkıntılar, sel baskınları, vesaire gibi. Dünya, imtihan dünyası olduğu için, Allahu Tealâ<br />
bazen kulunun başına musibetler verir ki, bakalım benim kulum sabredecek mi diye sınar.<br />
Eğer kulu sabrederse derecesini artırır</span>. Ölüm, yangın, hastalık vesaire gibi musibetler de<br />
vermez ise, Allah kulunu ne ile imtihan edecek? Hemen şunu unutmamak lâzımdır ki,<br />
Allah (cc.) bu gibi musibetler verdiğinde kulunun nasıl davranması gerektiğini de<br />
bildirmiştir.</p>
<p>&#8220;Benim ne suçum var? Bütün bu olanları Allah (c.c) ezelden yazmış&#8221; diyenlerin durumu,<br />
<span style="text-decoration:underline;">Allah&#8217;ı ve onun şeriatını bilmemekliğinden ileri geliyor. Fakat&#8230; B<strong>ugün kâfir bir artistin<br />
giydiği iç çamaşırına, ayakkabısına kadar haberi olanların, Allah&#8217;dan (c.c) ve onun<br />
şeriatından (kanunlarından) haberi olmaması ne kadar acı bir şeydir</strong>.</span></p>
<p>Gelelim Kur&#8217;an ve Hadis-i şeriflerin bu konuda söylediklerine Müslümanlar&#8217;ın<br />
kanunlarının koyucusu olan Allahu Tealâ,<br />
Müslümanlar&#8217;ın kanunlarının muhtevi olanKur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şöyle buyuruyor:</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Biz, ona iki de yol gösterdik</strong></span>.&#8221; (170)<br />
Bak, iki yol gösterdim diyor Rabbül âlemin. Eğer kullarının bütün yaptıkları günahları Allah (c.c.)kendi tayin etseydi, &#8220;İki yol gösterdik&#8221; der miydi? Bak, şu ayette daha güzel ve daha açıkanlaşılıyor:</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Biz, şüphe yok ki, iyi amel ve iyi hareket edenin mükâfatını zayi etmeyiz</strong></span>&#8221; (171)</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Kim iyi amelde bulunursa kendi lehinedir, kim de kötü amelde bulunursa kendi aleyhine<br />
zararı vardır. Rabb&#8217;in kullarına zulümkâr değildir</strong></span>.&#8221; (172)</p>
<p>Bu ayet-i kerimeler, sorunun cevabını fevkalade veriyor. Yalnız burada anlamamızı<br />
zorlaştırmak mesele, Allah&#8217;ın geleceği bilmesidir.</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;">On kiloluk kantar, bin kiloluk eşyayı tartabilir mi</span>?&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın ilmini, kudretini şu küçücük aklımız kestiremeyince, &#8220;Olur mu canım, nasıl<br />
bilebilir?&#8221; diye zırvalamaya başlıyoruz.</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Karıncaya sormuşlar: &#8220;Allah&#8217;ın kudreti, kuvveti nekadardır&#8221; diye.&#8221; &#8220;Kocaman bir karınca kuvveti kadardır&#8221; cevabını vermiş. Deveyesormuşlar, deve de: &#8220;Kocaman bîr deve kuvveti kadardır&#8221; demiş.İnsana sorulunca, insan da ister istemez kendi kuvveti, kendi ilmi mesabesinde Allah&#8217;ınkudretini ölçüyor. Tabi böyle olunca da, işin içinden çıkılmıyor. Zavallı insan, şu küçücükaklı ile daha şu âlemin zerresini anlayamamışken, nasıl olur da bu kâinatı yaratan Allah(cc)&#8217;ın kudretini anlayacak? Elbette anlayamaz.</strong></span></span></p>
<p>&#8220;<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Size gelen her musibet, kendi elinizin kazandığı günahlar yüzündendir.</strong></span></span>&#8221; (173) Buraya<br />
kadar anladık ki, kişi günahını kendi yapar. O günahı işleyecek zamanı, güç ve kudreti<br />
Allah (c.c.) yaratır.Yani, kul neyi isterse, Allahu Teala da kuluna o istediği şeyi yapacak güç ve kudreti verir veo istediğini yaratır.</p>
<p>Kafirlerin, kalkan olarak kullandıkları ayet-i kerime şu: &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Biz, her şeyi bir kader ile<br />
yarattık.</strong></span>&#8221; (174) Hemen şunu söyleyelim ki, bazı meseleler (hastalık, sel baskını, deprem vs.hariç) Allah taktir etti de, yani yazdı da, kul onu yapar değil, kulun ne yapacağını Allah(c,c) önceden bildiği için Allah (cc.) yazıyor. Kul da şimdi onları yapıyor.</p>
<p>A<strong><span style="text-decoration:underline;">yet-i kerimelerin bir zahir (açık), bir de batın (gizli) manaları vardır. Onun için ayetleri<br />
tefsir eden, açıklayan hadis-i şerifler vardır ki, eğer bu hadis-i şerifler ve ayet-i kerimelerin<br />
nüzul sebepleri (yani iniş sebepleri) olmasa idi, bazı ayetler zor anlaşılırdı. Her ayetin<br />
manası, geniş bir şekilde Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de açıklansa idi, o zaman Kur&#8217;an-ı Kerim, altıbin<br />
altıyüz altmışaltı olurdu da, hafızların ezberlemesi belki çok zor olurdu.</span></strong><br />
<span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;"><br />
Söylemek istediğimiz mesele şudur: Allah (c.c.) kullarının ne yapacağını biliyor muydu?</span></span><br />
— <em>Evet&#8230;<br />
— Bildiği için de, insanlar yaratılmadan önce ruhlar aleminde insanların hepsinin ne<br />
yapacağını yazmıştır. Buna da levh-i mahfuz denir.<br />
— Ama nasıl bilebilir? Bir türlü aklım almıyor?<br />
— Kardeşim&#8230; Allah değil mi bu? Bilir ya, nasıl bilirse bilir. Dedik ya, şu minnacık aklımız,<br />
şu kocaman kâinatın sırrını anlayamamışken, nasıl olur da şu kocaman kâinatı yaratan<br />
Allah&#8217;ın (c.c) sırrını anlayabilir?<br />
Hem Allah, Allah olur da, yaratacağı şeyin önceden ne yapacağını bilemez mi? Elbette bilir.</em><br />
Zaten Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de; &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Gaybı (geleceği) Allah&#8217;tan başkası bilemez</strong></span>&#8221; denilmektedir. Bir<br />
elektronik beyin, milyonlarca kişinin hesabını aynı anda yapıyor.<br />
Meteoroloji, yarınki havanın durumunu doğruya yakın tahmin edebiliyor da, bunları<br />
yaratan Allah (c.c.) kulunun geleceğini mi bilemeyecek ?<br />
(170) El-Beled: 10.<br />
(171)Kehf:30.<br />
(172) Fussilet: 46.<br />
(173) Şura: 30.<br />
(174) Kamer: 49.Emine ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/93/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/93/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/93/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/93/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/93/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/93/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/93/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/93/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/93/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/93/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/93/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/93/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=93&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/09/hayr-ve-ser-de-allahtan-madem-insanlarin-ne-sucu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Allah Tarafından Gönderildiğini Gösteren Ayetler.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimin-allah-tarafindan-gonderildigini-gosteren-ayetler/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimin-allah-tarafindan-gonderildigini-gosteren-ayetler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:35:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimin-allah-tarafindan-gonderildigini-gosteren-ayetler/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;O Kur&#8217;an öyle büyük bir Kur&#8217;an ki, onu sana indirdik, insanları karanlıklardan aydınlığa
(huzura) çıkarsın diye&#8220;(110)
&#8220;Bu kitap öyle bir kitaptır ki, (Allah&#8217;tan geldiğine) hiç şüphe yoktur.&#8221;(lll) Ve daha önceki
kitaplarda da geleceği bildirilmişti.&#8221;Kur&#8217;an, Aziz, Rahim olan Allah&#8217;ın indirdiği bir kitaptır,&#8221; (112)
&#8220;Kendisinden hiç şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, alemlerin Rabb&#8217;indendir.&#8221; (113)
&#8220;Hamd Allah&#8217;a mahsustur ki, kulu Muhammed&#8217;e indirdi. Onun [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=79&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;<strong>O Kur&#8217;an öyle büyük bir Kur&#8217;an ki, onu sana indirdik, insanları karanlıklardan aydınlığa<br />
(huzura) çıkarsın diye</strong>&#8220;(110)<br />
&#8220;<strong>Bu kitap öyle bir kitaptır ki, (Allah&#8217;tan geldiğine) hiç şüphe yoktur.&#8221;(lll) Ve daha önceki<br />
kitaplarda da geleceği bildirilmişti.&#8221;Kur&#8217;an, Aziz, Rahim olan Allah&#8217;ın indirdiği bir kitaptır,</strong>&#8221; (112)<br />
&#8220;K<strong>endisinden hiç şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, alemlerin Rabb&#8217;indendir</strong>.&#8221; (113)<br />
<strong>&#8220;Hamd Allah&#8217;a mahsustur ki, kulu Muhammed&#8217;e indirdi. Onun mana ve lafzında birçarpıklık yapmadı</strong>.&#8221; (114)</p>
<p>Sonuç olarak diyebiliriz ki: Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, ümmî, yani okuma<br />
yazmasının olmadığı bilinen Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.v), 1400 sene hem geçmişten<br />
bahsetmesi, hem de gelecekten bahsettiklerinin aynen vuku bulması gösteriyor ki:</p>
<p>A) Hz. Muhammed (s.a.v), Allah&#8217;ın peygamberidir.<br />
B) Kur&#8217;an, en büyük bir mucize&#8230;<br />
C) Kur&#8217;an, ALLAH (c.c) tarafından gönderilen bir kitaptır.</p>
<p>(110) İbrahim: 1.<br />
(111) Bakara: 2.<br />
(112) Yasin: 5.<br />
(113) Secde: 2.<br />
(114) Kehf: 1.</p>
<p>Emin ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/79/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/79/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/79/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/79/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/79/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/79/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/79/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/79/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/79/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/79/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/79/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/79/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=79&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimin-allah-tarafindan-gonderildigini-gosteren-ayetler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Muhammed Mustafa&#8217;(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</guid>
		<description><![CDATA[O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra
amcasına hitap eyledi ki: &#8220;Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler&#8221; dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.

2 —
Sahabeler, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=78&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><li>O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve<br />
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki<br />
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra<br />
amcasına hitap eyledi ki: &#8220;Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler&#8221; dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.</li>
<p><span id="more-78"></span>
<li>2 —</li>
<p>Sahabeler, bütün hadis-i şerifleri zaptettikleri halde, hayatını da yazdılar. Siyer vehadis kitaplarında, Rasulullah&#8217;ın, bir kişiden ilim öğrendiğini yazmamışlardır. Demek ki,Rasul-i zişan hiçbir kimseden ilim öğrenmemişti.<br />
<code></code></p>
<li>3 —</li>
<p>Yahudi ve Nasraniler&#8217;in kitaplarını okudu, güya onlardan ilim öğrendi. Sonra Kur&#8217;an&#8217;açevirdi deniliyor. El cevap: Kur&#8217;an onları reddeder: &#8220;Andolsun ki, biz, onların (haset eden<br />
kafir ve ruhbanlardan öğrenmeyi iddia edenler), bu Kur&#8217;an&#8217;ı mutlak bir beşer getiriyor<br />
diyeceklerini biliyoruz. Hak&#8217;dan sapmak sureti ile kendisine (Rasulullah&#8217;a öğrenmeyi)<br />
nisbet edecekleri o malûm kimsenin lisanı yabancıdır, Arabî değildir. Bu (Kur&#8217;an) ise,<br />
bütün fesahati ile ve belagatı ile apaçık Arapça&#8217;dır.&#8221; (106)</p>
<li>4 —</li>
<p>Ruhbanlardan, Rasulullah&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;ı öğrenmesi mümkün değildir. Çünkü, Kur&#8217;an bir<br />
teşriye ve kanun-u ilahiyedir. Evvel ve ahirdeki beşer fikrine, hem nefis ve hevasına<br />
muhaliftir. Kur&#8217;an, çok zaman da geçmiş ve gelecek zamanın hadiselerine de muhaliftir.<br />
Çünkü, zamanın olayları, muvakkat bir ilme ve fikre ait olduğunu takdirde Kur&#8217;an onun<br />
muvakkat olduğunu bildiğinden, öncesinden onu reddeder. Kur&#8217;an, ahkam ve çeşitli<br />
teşriyi, geçmiş ve gelecek fikirleri birleştiren bir ayna olduğundan, emir ve yasaklan nefsin<br />
istediklerinin aksine bildirmesinden, asla beşer tarafından gelmesi mümkün değildir.</p>
<li> 5</li>
<p>— Kur&#8217;an-ı Kerim, vakıa, havadisler mucibince 23 yıl ayet ayet nazil oldu. Ayetlerin hepsi<br />
bir veya iki seferde nazil olmuştur.<br />
Rasulullah&#8217;a gelmeyen ayetleri, o hiçbir zaman okumamıştır. Sonra, gelen ayetlerin nazm-ı<br />
şeriflerini birinci seferde tekrar eylediği gibi, aradan çok zaman geçtiği halde aynı şekil ve<br />
tertiple tekrar edildi. Halbuki, insan, bir meseleyi, bir mecliste üç sefer tekrar ettiği<br />
taktirde herbir seferinde ayrı bir şekilde tekrar etmeye mecburdur. Eşraf-ı Kainat, 23 yıl<br />
zarfında bir şedde veya bir noktayı değiştirmeden aynı şekilde tekrar ederdi. Artık, bu<br />
Kur&#8217;anın beşer tarafından olmadığına kafi bir delildir.</p>
<li>6</li>
<p>— Bir talebenin bir üstaddan ilim öğrenmesi gizli olmaz, muhakkak uzun bir müddetten<br />
sonra öğrenmek mümkün olur. Eğer bir kimseden ilim öğrenmiş olsaydı, tarih muhakkak<br />
yazardı.</p>
<li> 7</li>
<p>— Araplar&#8217;dan en meşhur olanlar şair idiler. Kur&#8217;an şiir değildir. &#8220;Biz O&#8217;na (Peygambere)<br />
şiir öğretmedik, bu (şiir öğrenmek) ona yakışmazdı. Onun (Hazreti Ahmed) getirdiği kitap<br />
(Hazreti Kur&#8217;an), bir öğütten ve (hükümleri) açıklayan (hak) bir Kur&#8217;an&#8217;dan başkası<br />
değildir.&#8221; (107)</p>
<li>8</li>
<p>— O&#8217;na ilm-i Kur&#8217;aniyeyi öğreten bir rahip olsaydı, kendini ondan üstün gösterip, &#8220;Ol<br />
hazret benim talebemdi&#8221;, diye iftihar ederdi. Haşa ve kella bütün hakiki ehl-i iman olanlar<br />
(ister Tevrat, ister İncil alimleri) O&#8217;na boyun eğdiler ve teslim oldular.</p>
<li>9</li>
<p>— Hazreti Resul-i Ekrem, okuyup yazmadığı halde, ezberden Kur&#8217;an&#8217;ı baştan başa, harf<br />
harf okuyup, nazmını hatta bir şedde, bir medde, bir cezme bile değişiksiz, kemali ile<br />
tilavet ederdi. &#8220;C<strong>ebrail aracalığıyla yahut ilham ile (habibim) seni okutacağız da asla (sen<br />
Kur&#8217;an&#8217;ı) unutmayacaksın</strong>&#8221; (108). Resulullah, hiçbir şeyi bu ayetin nüzulünden sonra<br />
unutmazdı.</p>
<li>10</li>
<p>— Okumak ve yazmak, ilim ve hesabın aletidir. Aletsiz ilim olunca, işte bu oluş<br />
mucizenin ta kendisidir.</p>
<li>11</li>
<p>— Eğer okumak ve yazmak ile peygamberlik davasına çıkmış olsaydı, o zaman hasımlar<br />
davasına alet ve takviye bulurlardı. Ezel ve ebed aynası Kur&#8217;an&#8217;ı ezberden okuması, şüphe<br />
yok ki, vahy-i ilahiyyenin ta kendisidir.</p>
<li> 12</li>
<p>— Yazı yazmak kolay bir şeydir. Allah&#8217;ın sevgili kulu, ehven bir şeyi yazması en kuvvetli<br />
bir delildir ki; O&#8217;nun kemal-i ilmi had ve hesaba sığmaz. O hudutsuz ilim sahibi, ne büyük<br />
bir insandır.<br />
Kainatta ferd-i kamildir. Onun üzerine salat-u selam olsun. İşte kemal-i ilim, kemal-i<br />
ahlak, kemal-i zeka, kmal-i kuvvet ile Cenab-ı Hak, o&#8217;nu gönderdiği halde, okuma yazma<br />
öğretmemişti. Bu iki zıt denizi birleştiren Allah, ümmilik sıfatını o&#8217;nun hakkında bir<br />
mucize kılmıştır.</p>
<li>13</li>
<p>— Hazreti Resulullah&#8217;ın asr-ı saadetinde Mekke&#8217;de mektep yoktu ve o hazret başka<br />
yabancı lisan ile konuşmamıştı. &#8216;Varaka bin Nevfel, Kitab-ı Mukaddes&#8217;i Arapçaya tercüme<br />
edip Resul-i Zîşan ondan faydalanmıştır&#8221; demenin aslı yoktur. Çünkü, Varaka, Kitab-ı<br />
Mukaddes&#8217;i tercüme edecek kudrette değildi. Sonra vahyin başlangıcında feraseti ile onun<br />
ümmiliğinden peygamber olduğunu bildirmişti ve hicret zamanına ulaşamayacağına<br />
inanırken kederlenip mahzun olurdu.</p>
<li>14</li>
<p>— Ehl-i kitabın iddia ettikleri; &#8220;Okuma yazmayı bilip, gizletmiştir&#8221; demelerinin Kur&#8217;an&#8217;ı<br />
reddetmesi şöyle dursun onların kendi kitaplarına yani Tevrat ve İncil&#8217;e imanları yoktur.<br />
Eğer imanları olsaydı, Tevrat ve İncil&#8217;de Hazreti Resulün evsaf-ı şeriflerinden birisi olan<br />
ümmilik mucizesinden bahs edişine teslim olacaklardı. &#8220;Kendilerine kitap verdiğimiz (ehli<br />
ilim) onu öz oğulları gibi tanırlardı. Hal öyle iken, içlerinden bir kısım (inat ve inkar<br />
edenler) kendileri bilip dururken, gene mutlaka hak olanı gizlerler.&#8221; (109)</p>
<li> 15</li>
<p>— En derin ve manalı ümmî kelimesi Hazreti Resule mahsus bir sıfattır ki: Hiçbir kimse<br />
ile müzakeresi olmadığı halde, geçmiş kıssalar, hadiseler söyler. Hem kendisinden sonraki<br />
zamanlardan bahseder.<br />
Mesela: P<strong>eygamberimiz, hem Hz. Ali&#8217;nin katlini, hem kıyametin küçük alametlerini, hem<br />
de büyük alametlerini ve şimdiki zamanımızda çıkan bazı hadiseleri de hatta herbir asra ve<br />
zamana mahsus hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır. Vahy-i ilahi ile yerküresinin hazineleri<br />
ve kainatın içindeki halen keşfedilmiş ve edilmeyen pek çok hadiseleri&#8230; Halbuki, bir aleti<br />
yok idi. Dediğimiz manaya şahit onun fesahati ve belagatidir. O&#8217;nun sıfatlarından birisi de<br />
keşfi ve zevkî müşahedeleridir. Nitekim, fesahat ve belagatlerini O&#8217;nun münkirleri bile<br />
ikrar ederler.</strong></p>
<p>(107) Yasin: 69. (108)A&#8217;Ia:6.<br />
(106) Nalh: 103.<br />
(109) Bakara: 146.</p>
<p>İsmail Çetin Hocaefendi&#8217;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/78/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/78/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=78&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Zaman İzafidir</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/zaman-izafidir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/zaman-izafidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:01:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/zaman-izafidir/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir de senden azap istiyorlar. Elbette Allah vaadinden caymaz. Bununla beraber
,Rabb&#8217;inin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.&#8221; (96)
&#8220;Yerleri ve gökleri altı günde yaratan O&#8217;dur&#8221; (97). &#8220;(Bu makamların) her birini melekler ve
ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde çıkar&#8221; (98).
Bu ayetlerden anlaşıldığına göre zaman izafîdir. Mekandan mekana, alemden âleme
değişmektedir. Bilhassa, Dünya&#8217;nın yaratılışı &#8216;devir&#8217; [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=75&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;Bir de senden azap istiyorlar. Elbette Allah vaadinden caymaz. Bununla beraber<br />
,Rabb&#8217;inin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.&#8221; (96)<br />
&#8220;Yerleri ve gökleri altı günde yaratan O&#8217;dur&#8221; (97). &#8220;(Bu makamların) her birini melekler ve<br />
ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde çıkar&#8221; (98).<br />
Bu ayetlerden anlaşıldığına göre zaman izafîdir. Mekandan mekana, alemden âleme<br />
değişmektedir. Bilhassa, Dünya&#8217;nın yaratılışı &#8216;devir&#8217; ile anlatılmaktadır. Dünya, altı devirde<br />
yaratılmıştır. Zaten zaman, hareketin bir devridir.</p>
<p>(95) Al-i Imrân: 133.<br />
(96) Hac: 47.<br />
(97) Hadîd: 4.<br />
(98) Meâric: 4.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/75/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/75/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/75/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/75/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/75/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/75/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/75/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/75/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/75/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/75/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/75/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/75/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=75&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/zaman-izafidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İstihare Nedir ve Nasıl Yapılır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/05/istihare-nedir-ve-nasil-yapilir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/05/istihare-nedir-ve-nasil-yapilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2006 22:02:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[İstihare]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/05/istihare-nedir-ve-nasil-yapilir/</guid>
		<description><![CDATA[İstihare yapmak için, önce günahlardan tevbe edilir. Tevbe için kısaca, &#8220;Ya Rabbi! Büluğ anımdan şimdiye kadar yaptığım günahlara pişman oldum. Bundan sonra da, inşallah hiç günah işlememeye söz veriyorum&#8221; denir. Sonra gusledilir. [İlk gün gusül almak yeter.] Gusülden sonra, o gece (istihareye niyet ettim) diyerek iki rekat nafile namaz kılınır. İlk rekatta Kâfirun, ikinci rekatta [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=73&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div id="attachment_234" class="wp-caption alignnone" style="width: 466px"><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/07/istihare-duasi.gif"><img class="size-full wp-image-234" src="http://isoru.files.wordpress.com/2008/07/istihare-duasi.gif?w=456&#038;h=467" alt="istihare duası" width="456" height="467" /></a><p class="wp-caption-text">istihare duası</p></div>
<p>İstihare yapmak için, önce günahlardan tevbe edilir. Tevbe için kısaca, &#8220;Ya Rabbi! Büluğ anımdan şimdiye kadar yaptığım günahlara pişman oldum. Bundan sonra da, inşallah hiç günah işlememeye söz veriyorum&#8221; denir. Sonra gusledilir. [İlk gün gusül almak yeter.] Gusülden sonra, o gece (istihareye niyet ettim) diyerek iki rekat nafile namaz kılınır. İlk rekatta Kâfirun, ikinci rekatta İhlas okunur. İstihare namazından sonra şu dua okunur:<br />
<strong>(Allahümme inni estehirüke bi-ilmike ve estakdirüke bi-kudretike ve eselüke min fadlikelazim fe inneke takdirü ve la akdirü ve tâlemü vela âlemü ve ente allamül-guyub)</strong></p>
<p>Yedi gece devam edilir. [Gündüz de istihareye yatmak caizdir.]</p>
<p>İstihare başkasına yaptırılmaz. İstihareyi herkesin kendi yapması gerekir. İstihare yapmasını öğrenmeli, bu sünneti kendisi ifâ etmelidir. Bedenle yapılan ibadetleri başkasına yaptırmak caiz değildir.</p>
<p>İstihareden sonra, abdestli olarak, kıbleye dönüp yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre alamettir. 7 gün istihareden sonra, rüyada bir şey görülmezse, kalbe bakılır. O işi yapmak arzusu varsa, o işe karar verilir.<br />
<span id="more-73"></span><br />
Sual: İstihare, halk arasında söylenen âdet gibi bir şey mi? Gerçekten ilerisi için yapmak istediğimiz olaylar hakkında mesela evlenirken istihareye yatmamız doğru olur mu?<br />
CEVAP<br />
İstihare sünnettir. Danışacak yeri olmayan istihare yapmalıdır.<br />
Evlenmeden önce, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalıdır. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından koruması için, yalvarmalıdır. Salih, güvenilir kimselerle istişareden sonra, istihare yapmalıdır. Bir muradı olan kimse, abdest alır, temiz bir yere oturur, üç defa salevat-ı şerife okur, sonra her birine Besmele çekerek on Fatiha, sonra onbir İhlas okur, sonra üç defa salevat okur. Sonra sağ yanı üzere, yüzü kıbleye karşı olarak ve sağ elini sağ yanağı altına koyarak yatar, niyet ettiği şeyin iyi veya kötü olacağını bi-iznillah rüyada görür. (Fetava-i Karı-ül-hidaye)</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Mutluluk, istihare namazı kılmakla gerçekleşir.) [Hakim]</p>
<p>(İstiharede bulunmak ve kadere rıza göstermek kişinin mutlu olacağına, bunun aksi ise, kişinin mutsuz olacağına alamettir.) [Tirmizi]</p>
<p>Bir işe başlayacağınız veya bir şeyden kurtulmak istediğiniz zaman, iki rekat nafile namaz kılıp [yukarıda bildirilen Arapça duayı okuyarak] &#8220;Eğer bu işim [Mesela şununla evlenmem] dünya ve ahiretim için hayırlı ise, bunu bana mübarek eyle. Eğer hakkımda hayırlı değilse, onu benden uzaklaştır ve hayırlı olanı bana kolaylaştır. Beni kazana rıza gösterenlerden eyle, Ya Erhamerrahimin&#8221; demelidir.</p>
<p>Sual: İstihare namazını kılıp duasını ettikten sonra hiç konuşulmaması gerekir mi?<br />
CEVAP<br />
İhtiyaç varsa konuşulur. Aslında yatsı namazını kıldıktan sonra konuşmamak müstehaptır, iyi olur. Ama ihtiyaç var ise konuşulur</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/73/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/73/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/73/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/73/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/73/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/73/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/73/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/73/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/73/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/73/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/73/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/73/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=73&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/05/istihare-nedir-ve-nasil-yapilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>120</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2008/07/istihare-duasi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">istihare duası</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Herşey Çift Yaratılmıştır.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/hersey-cift-yaratilmistir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/hersey-cift-yaratilmistir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 15:12:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/hersey-cift-yaratilmistir/</guid>
		<description><![CDATA[
Arzın bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah çok yücedir&#8221; (74). 
&#8220;Meyvelerin hepsinden erkekli dişili çiftler yaratan O&#8217;dur.&#8221;(75) 
&#8220;Dönüp ibret alsınlar diye herşeyi çift yarattı.&#8221; (76) 

Bitkilerin erkek ve dişili olduğu yeni öğrenildi. Asırlardan sonra elektrikte, atomlarda pozitif ve negatiften bahsedildi.Atomun çekirdiği pozitif, elektronları ise negatif yük taşır. Daha da enteresanı, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=69&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><ul>
<li><b>Arzın bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah çok yücedir&#8221; (74).</b> </li>
<li><b>&#8220;Meyvelerin hepsinden erkekli dişili çiftler yaratan O&#8217;dur.&#8221;(75) </b></li>
<li><b>&#8220;Dönüp ibret alsınlar diye herşeyi çift yarattı.&#8221; (76) </b></li>
</ul>
<p>Bitkilerin erkek ve dişili olduğu yeni öğrenildi. Asırlardan sonra elektrikte, atomlarda pozitif ve negatiften bahsedildi.<br />Atomun çekirdiği pozitif, elektronları ise negatif yük taşır. Daha da enteresanı, atom çekirdeğinde de proton ve nötron dediğimiz çiftler vardır. Bu hakikat ancak 1938&#8242;de bir İngiliz fizikçisi tarafından keşfedilmiştir. Ve bu ayet-i kerimeye, Batı düne kadar gülüyordu.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/69/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/69/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/69/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/69/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/69/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=69&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/hersey-cift-yaratilmistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Güneş sönecek mi?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gunesin-sonu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gunesin-sonu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 15:10:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gunesin-sonu/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Güneşin tekvir edildiği vakit&#8230;&#8221; (72) 
Tekvir, esasında tedvir ve toplamak manalarıyla alakalı, sarık sarar gibi yuvarlamak, dürülüp sarmakla bohçalamak manasınadır. Razi tefsirinde zikredildiği gibi, bazıları, Hz. Ömer&#8217;den rivayet edilmiş olarak, kör etmek, körletmek manasına olduğunu söylemişlerdir. Buna göre ayetin manası: &#8220;Güneş dürülüp sarıldığı veya devşirilip atıldığı veya körletildiği zaman&#8230;&#8221; olur.
Lennird Beckel&#8217;in dediği gibi, &#8220;Güneş, birgün [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=68&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><b>&#8220;Güneşin tekvir edildiği vakit&#8230;&#8221; (72) </b></p>
<p>Tekvir, esasında tedvir ve toplamak manalarıyla alakalı, sarık sarar gibi yuvarlamak, dürülüp sarmakla bohçalamak manasınadır. Razi tefsirinde zikredildiği gibi, bazıları, Hz. Ömer&#8217;den rivayet edilmiş olarak, kör etmek, körletmek manasına olduğunu söylemişlerdir. Buna göre ayetin manası: &#8220;Güneş dürülüp sarıldığı veya devşirilip atıldığı veya körletildiği zaman&#8230;&#8221; olur.</p>
<p>Lennird Beckel&#8217;in dediği gibi, &#8220;Güneş, birgün yanmış kömür haline gelecektir.&#8221;<br />İlla onlar söyleyince mi inanılır? Allah (c.c) söyleyince niçin inanılmıyor?</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/68/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/68/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/68/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=68&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gunesin-sonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Radyasyon Hakkında&#8230;</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 15:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Lut Kavmi.]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Lût Peygamber (a.s) kavminin başına gelen bela anlatılırken sanki atom bombasının çeşitli
tesirleri ile karşılaşıyoruz: &#8220;Ey Lut! Hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık, git.
İçinizden hiçbiri geri dönüp bakmasın. Ancak hanımın müstesna. Çünkü, kavmine isabet
edecek azap ona da gelecektir.&#8221; (62)
Bu mesele başka bir ayette şöyle anlatılmaktadır: &#8220;Hemen gecenin bir kısmında aileni
yürüt (yola çıkar), sen de arkalarından [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=67&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Lût Peygamber (a.s) kavminin başına gelen bela anlatılırken sanki atom bombasının çeşitli<br />
tesirleri ile karşılaşıyoruz: &#8220;Ey Lut! Hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık, git.<br />
İçinizden hiçbiri geri dönüp bakmasın. Ancak hanımın müstesna. Çünkü, kavmine isabet<br />
edecek azap ona da gelecektir.&#8221; (62)<span id="more-67"></span><br />
Bu mesele başka bir ayette şöyle anlatılmaktadır: &#8220;Hemen gecenin bir kısmında aileni<br />
yürüt (yola çıkar), sen de arkalarından git ve hiç kimse arkalarına bakmasın.<br />
Emrolunduğunuz yere geçin gidin.&#8221; (63) &#8220;Ve nihayet onları işrak vaktinde korkunç gürültü<br />
yakalayıverdi. Hemen şehirlerin altını üstüne getirdik ve üzerine sert taş<br />
(61)A&#8217;raf:57.<br />
(62) Hûd: 81.<br />
(63) Hicr: 65.<br />
yağdırdık.&#8221; (64) Taş yağmadan önce şehrin altını üstüne getiren o hadise neydi? Geriye<br />
dönüp bakana, niçin o dokunacaktı? Bunlar, ancak bu günün atom bilgisiyle izah<br />
edilebilecek derin hakikatlerdir. Onun için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in bir ayetinde: &#8220;İleride biz<br />
onlara hem yeryüzü etrafında, hem de bizzat kendi nefislerinde ayetlerimizi öyle<br />
göstereceğiz ki, nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine apaçık<br />
olacaktır. Rabb&#8217;inin her şeye şahit olduğu yetmez mi?&#8221; (65) Kur&#8217;an&#8217;daki bir çok<br />
hakikatların daha sonra ilmin ve fennin ilerlemesiyle anlaşılacağına işaret edilmiştir. Şimdi<br />
inceleyelim: &#8220;Muhakkak ki, nükleer denge belli bir süre sonra değişecek, Güneş&#8217;in<br />
çekirdeği helyumu kullanmaya başlayacak, sıcaklık artacak, Merkür ve Venüs eriyip<br />
boşluğa akacaklar. Yeryüzündeki okyanuslar, buharlaşacak ve okyanuslarla birlikte kayalar<br />
da gidecektir. Birgün bu olaylar gerçekleşecektir. Birkaç saat içinde Dünya&#8217;mızın bugünkü<br />
hacmi kadar küçülecek ve en son helyum yakılınca da bir yanmış kömür artığı halini<br />
alacaktır. Bu son, hiç bir şekilde, en gelişmiş bilgilerle bile değiştirilemeyecektir.&#8221; (Bilim ve<br />
Teknik dergisi, Ocak 77, sayı 110, sayfa 45)<br />
&#8220;Şimdi de ayetlere bakalım: &#8220;Denizler kaynadığı zaman&#8230;&#8221;(66)<br />
Suyun aslı, hidrojen ve oksijen bileşimidir. Yanıcı ve yakıcı bir-iki element, herhangi bir<br />
yoldan parçalansa zincirleme parçalanma olacaktır. &#8220;Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ<br />
gibi eridiği zaman&#8230;&#8221;(67) &#8220;O gün, gök, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış pamuğa<br />
döner.&#8221;(68) &#8220;Göğün, insanları bürüyeceği ve bir duman çıkaracağı günü gözetle, işte bu,<br />
can yakıcı bir azaptır.&#8221; (69)<br />
(64) Hicr: 73-74<br />
(65) Fussilet: 53<br />
(66) Tekvir: 6.<br />
(67) Rahman: 37.<br />
&#8220;Dehşetiyle kalplere çarparak, o kıyametin sana ne olduğunu bildirdi. O gün insanlar,<br />
çırpılıp yayılan kelebekler (pervaneler) gibi olacaklar. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi.&#8221;<br />
(70) &#8220;O gün, arz ve dağlar sarsılacak ve dağlar, erimiş kum yığınına dönecek. (71)<br />
Şimdi burda soralım: Bilim mi daha önde gidiyor, Kur&#8217;an mı?</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/67/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/67/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=67&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Rüzgar&#8217;ın Aşılama Özelliği</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Aşılayıcı rüzgarlar gönderdik&#8221;(58) Bitkilerle rüzgarın yapabileceği bir aşılama yakın
zamana kadar bilinmiyordu. &#8220;Meyvaların hepsinden erkekli, dişili yaratan Odur.&#8221; (59)
Hakikati, yani bütün bitkilerin çiçeklerinde, erkek, dişi çifti bulunduğunu ve erkeğin dişiyi
aşılamasıyla meyvaların meydana geldiği anlaşıldıktan sonradır ki, rüzgarların bir aşılayıcı
hizmeti gördükleri öğrenildi.
&#8220;Bilmez misin ki, Allah bulutları sürer, sonra aralarında bir imtizaç meydana getirir. Sonra
da onu üst üste [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=66&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;Aşılayıcı rüzgarlar gönderdik&#8221;(58) Bitkilerle rüzgarın yapabileceği bir aşılama yakın<br />
zamana kadar bilinmiyordu. &#8220;Meyvaların hepsinden erkekli, dişili yaratan Odur.&#8221; (59)<br />
Hakikati, yani bütün bitkilerin çiçeklerinde, erkek, dişi çifti bulunduğunu ve erkeğin dişiyi<br />
aşılamasıyla meyvaların meydana geldiği anlaşıldıktan sonradır ki, rüzgarların bir aşılayıcı<br />
hizmeti gördükleri öğrenildi.<br />
&#8220;Bilmez misin ki, Allah bulutları sürer, sonra aralarında bir imtizaç meydana getirir. Sonra<br />
da onu üst üste yığar, bir de görürsünüz ki, onların arasından yağmur çıkar. Gökten içinde<br />
dolu bulunan dağlar indiririz.&#8221;(60) ayetinin ifadesinden de bulutlarda elektriklenmenin<br />
(pozitif iyonların yere doğru inmesi ve negatif iyonların da yeryüzünden yükselmeye<br />
başlamasıyla, yağmur bulutlarının çiftlenmesinden meydana gelen elektriklenmenin)<br />
rüzgarlar vasıtasıyla yapıldığını anlıyoruz. Bulutların elektrik yüklü olduğunu 1752 yılında<br />
ilk olarak Benjamin Franklin ispat etmiştir. Kur&#8217;an&#8217;dan asırlar sonra!&#8230;</p>
<p>(58) Hicr: 22.<br />
(59) Ra&#8217;d: 3.<br />
(60) Nur: 43.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/66/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/66/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=66&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Arzın Derinliklerindeki Rızık</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/arzin-derinliklerindeki-rizik/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/arzin-derinliklerindeki-rizik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:55:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Arz]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/arzin-derinliklerindeki-rizik/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;O Allah&#8217;tır ki, arzın içinde ne varsa hepsini sizin için yarattı.&#8221; (57) Ayetin ifade tarzı &#8220;ale-1-
ard&#8221; (arzın üzerinde) şeklinde değil, &#8220;fil ard&#8221; (arzda) şeklindedir. Dünya&#8217;nın nimetlerinin
bizim için yaratıldığını ifade eder.
Arzın içindeki petrol, maden gibi maddelerin insanların istifadeleri için yaratıldığına ve
arzın içinde henüz keşfedilmeyen fakat ileride keşfedilecek unsurların gelecekde geçim
sıkıntısına düşecek insanları kurtaracak gıda vs. maddelerin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=65&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;O Allah&#8217;tır ki, arzın içinde ne varsa hepsini sizin için yarattı.&#8221; (57) Ayetin ifade tarzı &#8220;ale-1-<br />
ard&#8221; (arzın üzerinde) şeklinde değil, &#8220;fil ard&#8221; (arzda) şeklindedir. Dünya&#8217;nın nimetlerinin<br />
bizim için yaratıldığını ifade eder.<br />
Arzın içindeki petrol, maden gibi maddelerin insanların istifadeleri için yaratıldığına ve<br />
arzın içinde henüz keşfedilmeyen fakat ileride keşfedilecek unsurların gelecekde geçim<br />
sıkıntısına düşecek insanları kurtaracak gıda vs. maddelerin bulunduğuna işaret vardır.<br />
Peygamberimiz (s.a.v), bir hadisinde: &#8220;Rızkı, arzın derinliklerinde arayınız&#8221; buyurmuştur.<br />
(Taberani)<br />
(56) Enbiya: 32.<br />
(57) Bakara: 29</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/65/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/65/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/65/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=65&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/arzin-derinliklerindeki-rizik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yukarı çıktıkça oksijen azalır.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Allah, sapıklığa düşüreceği bir kimsenin göğsünü, sanki zorla göğe çıkarılıyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.&#8221;(55) Bu ayetten anlıyoruz ki, göğe doğru çıkan bir kimsenin göğsü daralıyor. Toriçelli, bu gerçeği 1643&#8242;te Floransa&#8217;da atmosfer basıncının varlığını ispatlayarak gösterdi. Buna göre, yukarı doğru çıkıldıkça oksijen azalıyor, dolayısıyla nefes alma güçlüğü doğuyor, boğulmalar oluyor. Bunun için, uçaklarda, gereğinde kullanılmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=64&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><b>&#8220;Allah, sapıklığa düşüreceği bir kimsenin göğsünü, sanki zorla göğe çıkarılıyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.&#8221;(55) </b><br />Bu ayetten anlıyoruz ki, göğe doğru çıkan bir kimsenin göğsü daralıyor. Toriçelli, bu gerçeği 1643&#8242;te Floransa&#8217;da atmosfer basıncının varlığını ispatlayarak gösterdi. Buna göre, yukarı doğru çıkıldıkça oksijen azalıyor, dolayısıyla nefes alma güçlüğü doğuyor, boğulmalar oluyor. Bunun için, uçaklarda, gereğinde kullanılmak üzere oksijen tertibatı bulunur.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim, psikolojik bir olayı tarif ederken; &#8220;Zindanda boğazı sıkılmış kimse gibi daraltır&#8221; ifadesini kullanmıyor da, &#8220;Göğe çıkıyormuş gibi daraltır&#8221; diyor. Balon sayesinde, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den asırlar sonra, yükseklere çıkma imkanı bulununca havanın azalmasından dolayı ortaya çıkan bir fizyolojik hadise tespit edildi.</p>
<p>(55) En&#8217;am: 125.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/64/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/64/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=64&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an daki Güneş ve Ay Arasındaki Fark</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:47:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/</guid>
		<description><![CDATA[GÜNEŞ İLE AY ARASINDAKİ FARK
— &#8220;O Allah ki, Güneş&#8217;i bir ziya, Ay&#8217;ı bir nur yaptı.&#8221; (50) Ziyada hareket, ateş, ışık bulunur.
Fakat nurda sadece ışık vardır.
2 — &#8220;Ay&#8217;ı içlerinde bir nur, Güneş&#8217;i de bir lamba kıldık.&#8221; (51) Ve &#8220;Şaşaalı, parıl parıl bir
kandil astık.&#8221; (52) Bu ayetlerde Güneş, lamba ve kandil olarak ele alınırken, mahiyeti de
izah edilmektedir.
(51) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=62&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>GÜNEŞ İLE AY ARASINDAKİ FARK<br />
— &#8220;O Allah ki, Güneş&#8217;i bir ziya, Ay&#8217;ı bir nur yaptı.&#8221; (50) Ziyada hareket, ateş, ışık bulunur.<br />
Fakat nurda sadece ışık vardır.<br />
2 — &#8220;Ay&#8217;ı içlerinde bir nur, Güneş&#8217;i de bir lamba kıldık.&#8221; (51) Ve &#8220;Şaşaalı, parıl parıl bir<br />
kandil astık.&#8221; (52) Bu ayetlerde Güneş, lamba ve kandil olarak ele alınırken, mahiyeti de<br />
izah edilmektedir.</p>
<p>(51) Nuh: 16.<br />
(52) Nebe: 13.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/62/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/62/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=62&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kainat Genişliyor mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/</guid>
		<description><![CDATA[KAİNAT GELİŞİYOR
&#8220;Biz, göğü kudretimizle bina ettik ve biz muhakkak durmadan genişlik vereceğiz.
(Genişletmeyi terk etmemiş bulunucuyuz.)&#8221; (40-a)
Astronomi, kainatın durmadan genişlemekte olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda
nebülözlerin, yıldız gruplarının, gezegenlerin ve gök cisimlerinin birbirlerinden müthiş bir
süratle uzaklaştıklarını ifade etmektedir. Tıpkı lastikten yapılmış bir balonun üfleyerek
şişirilmesi gibi kainat her yönden genişlemektedir. &#8220;Gökler ve yer bir iken, biz onları
birbirinden ayırdık&#8221; (41) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=55&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>KAİNAT GELİŞİYOR<br />
&#8220;Biz, göğü kudretimizle bina ettik ve biz muhakkak durmadan genişlik vereceğiz.<br />
(Genişletmeyi terk etmemiş bulunucuyuz.)&#8221; (40-a)<br />
Astronomi, kainatın durmadan genişlemekte olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda<br />
nebülözlerin, yıldız gruplarının, gezegenlerin ve gök cisimlerinin birbirlerinden müthiş bir<br />
süratle uzaklaştıklarını ifade etmektedir. Tıpkı lastikten yapılmış bir balonun üfleyerek<br />
şişirilmesi gibi kainat her yönden genişlemektedir. &#8220;Gökler ve yer bir iken, biz onları<br />
birbirinden ayırdık&#8221; (41) ayetinde de bu mana vardır.</p>
<p><span id="more-55"></span><br />
Böylece feza, Kur&#8217;an-ı Kerim için bitmeyen, gittikçe genişleyen bir varlıktır. İşte Einstein&#8217;a<br />
baş döndürücü gelen ve büyük fizikçi Huble&#8217;nin nebülözlerin bizim galaksimizden<br />
uzaklaştıklarını keşfetmesi ve Belçikalı matematikçi Abbelematikre&#8217;in, bu keşiften kainatın<br />
genişlemesi teorisini çıkarmasıyla ortaya çıkan ilmi görüşü, bu ayetleri pekiştirmiştir.<br />
Gayet aşikar olarak ortaya çıkan şudur ki, Kur&#8217;an, gerçek ilmi anlayışa yol gösterircesine<br />
köşe noktalarını tespit etmiştir. Bu noktaların, ümmî (okuma yazma bilmeyen) bir şahsın<br />
zihninden doğduğunu iddia etmek ve dolayısıyla Kur&#8217;an ile Hz. Muhammed (s.a.v)<br />
arasında ilişki kurmak mümkün müdür?&#8230; Ne kadar gülünç bir iddiadır!&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/55/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/55/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=55&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SORU: Kuranın Allah tarafından gönderildiğine dair delil nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: A) Seninle Dünya dışına, yani Dünya&#8217;nın yaratılmadan önceki haline dönelim. Sen
yoktun&#8230; Dünya da yoktu. Sonra kudretini hakkıyla bilemediğimiz bir yaratıcı Dünyayı
yaratıyor. İçinde de milyarlarca insan yaratıyor. Yıllar sonra sen de geldin. Etrafına şöyle
bir bakıyorsun, hayretten kendini alamıyorsun. Çünkü, insanın suya ihtiyacı var, su
yaratılmış. Isıya ihtiyacı var, ateş yaratılmış. Havaya ihtiyacı var, hava yaratılmış. Vücudun
vitaminlere [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=53&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: A) Seninle Dünya dışına, yani Dünya&#8217;nın yaratılmadan önceki haline dönelim. Sen<br />
yoktun&#8230; Dünya da yoktu. Sonra kudretini hakkıyla bilemediğimiz bir yaratıcı Dünyayı<br />
yaratıyor. İçinde de milyarlarca insan yaratıyor. Yıllar sonra sen de geldin. Etrafına şöyle<br />
bir bakıyorsun, hayretten kendini alamıyorsun. Çünkü, insanın suya ihtiyacı var, su<br />
yaratılmış. Isıya ihtiyacı var, ateş yaratılmış. Havaya ihtiyacı var, hava yaratılmış. Vücudun<br />
vitaminlere ihtiyacı var, vitaminlere göre yiyecekler yaratılmış. Uykuya ihtiyacı var, uyku<br />
yaratılmış. Konuşmaya ihtiyacı var, dil yaratılmış. Yemeği çiğnemeye ihtiyacı var, dişler<br />
yaratılmış. Yemeği hazmedecek mide yaratılmış. Kokuya ihtiyacı var, burun yaratılmış.<br />
Bütün bunları görmemiz için pencereye ihtiyacımız var, iki tane göz yaratılmış. Velhasıl<br />
saymakla bitmez. Kısacası, insanın neye ihtiyacı varsa o yaratılmış&#8230;</p>
<p><span id="more-53"></span><br />
Şimdi soruyorum: Bütün bunlar niçin yaratılmış?.. Sebepsiz göz bile kırpılmaz da, bu<br />
kainat yaratılır mı? Elbette yaratılmaz. Peki niçin yaratılmış? Kainat, insan için yaratılmış.<br />
Peki insan niçin yaratılmış? Allah&#8217;a kul, kurban olması için. (Rabbim, sana kul olamadık,<br />
affet bizi.)<br />
Peki, anladık ki, bizi bir yaratan var. Şimdi yine soruyorum: Yaratan bizden ne istiyor? Biz<br />
bu dünyadan nereye gideceğiz ve bu dünyada nasıl kanunlar koyarak yaşayacağız?.<br />
Hayvanlar gibi kanunsuz, nizamsız mı yaşayacağız, yoksa sadece aynı görevi yapan<br />
melekler gibi mi yaşayacağız? İnsan eti yenecek mi, yenmeyecek mi? Adam öldürülecek mi,<br />
öldürülmeyecek mi? Evlenme, boşanma nasıl olup, miras nasıl dağıtılacak? Hukuk,<br />
ekonomi sistemi nasıl olacak? Aile sistemi, devletle halk arasındaki ilişkiler nasıl<br />
düzenlenecek? Kısacası, insanları dünyada huzura kavuşturacak nizam nasıl olacak?<br />
Hemen aklımıza bir soru takılıyor: &#8220;Niçin bizi yaratan, bu dünyada hangi kanunlar ile<br />
yaşayacağımızı bildirmemiş?&#8221; Hemen cevap alıyoruz. &#8220;Bildirmiş ya.&#8221; Ne ile bildirmiş? 100<br />
küçük, 4 tane büyük kitapla. Dört büyük kitabın sonuncusu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Yani şu<br />
andaki insanların kıyamet kopuncaya kadar uyacakları kanunlar, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in<br />
kanunlarıdır. Eğer bu aleme kitaplar inmeseydi, insanlar yiyip, içmede, evlenme<br />
boşanmada, aralarındaki davranışlarda, halk ile devlet arasındaki vs. ilişkilerdeki kuralları,<br />
bütün herşeyi bilemezlerdi.<br />
Bir insanın gözlerini bağlasalar, Afrika ormanlarına bıraksalar. Sonra o adama<br />
gözükmeden oradan ayrılsalar. O insan gözünü açar açmaz; &#8220;Burası neresi?&#8221; diye hayrete<br />
düşmez mi? Elbette hayrete düşer. Aylarca, günlerce orada kalsa merakı daha da artar.<br />
Aynı şartlar altında, hanımını da getirseler, o da aynı merakla; &#8220;Bizi buraya kim getirdi?&#8221;<br />
diye sormaz mı? Elbette sorar. Bu sorular içersinde iken, birisi bunlara onbin sayfalık bir<br />
mektup getirse, getiren kişi de: &#8220;Bu mektubu, sizi buraya getiren kimse<br />
gönderdi. Niçin gönderdiğini teferruatlı bir şekilde bu mektupta açıklıyor&#8221; dese&#8230; Acaba<br />
bu iki insan, o mektubu başından sonuna kadar okuyup bitirmeden rahatça uyuyabilirler<br />
mi? Zevkle diğer bütün işleri yapabilirler mi? Velevki onlara bütün rahatlıklar verilmiş<br />
olsun. Hayır, mutlaka okurlar, öğrenirler. Burası neresi, buraya kim getirdi? Buraya<br />
getiriliş gayeleri nedir? Kendilerinden ne istiyorlar? Hem de aşkla, zevkle okurlar,<br />
öğrenirler&#8230;<br />
O halde sen; ey kardeşim, bir meçhuldan geldin. Seni, bilmediğin bir yere getiren var.<br />
Getirenin de, seni niçin o meçhulden bu dünyaya getirdiğini açıklaması lazımdı. Bunu da<br />
sana Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim ve peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in sünneti ile açıklayıp<br />
bildirmiştir&#8230;<br />
Eğer Allah (c.c.) Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i göndermeyip; &#8220;Ey kullarım! Ben sizi yarattım ama size<br />
nasıl hareket edeceğinizi bildirmedim. Fakat size akıl verdim. O akıl sayesinde nasıl<br />
hareket edeceğinizi siz kendiniz bulun&#8221; demiş olsaydı, o zaman, şimdi olduğu gibi bazı<br />
insanlar, Kapitalizmi, bazısı Sosyalizmi, bazısı Komünizm&#8217;i, bazısı krallığı, bazısı şahlık<br />
sistemini bulacak ve her birisi insanların huzurunun kendi görüşlerinde olduğunu<br />
söyleyecek ve fikirlerini kabul ettirmek için insanlara baskı yapmaya başlayacaktı. Böylece<br />
de dünyada huzur kalmayacaktı.<br />
B) Cevabın bu kısmı, hem Kur&#8217;an&#8217;ın Allah (c.c) tarafından geldiğine, hem Kur&#8217;an&#8217;ın mucize<br />
oluşuna, hem Kur&#8217;an&#8217;da modern ilimle ilgili ayetler, hem de Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.v)<br />
peygamber olduğuna dair olacaktır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/53/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/53/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=53&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SORU : Allah niçin gözükmüyor, neden göremiyoruz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:12:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: Önce, &#8216;neden göremiyoruz? sorusunu cevaplayalım:
A) Görme, ihata (yani bir şeyi en ince teferruatına kadar bilme, kaplama) meselesidir.
Mesela: İnsanın vücudunda mikroplar vardır, hatta bir dişin dibinde belki birkaç milyon
bakteri bulunur. Bu bakteriler ellerindeki imkan ve aletlerle insanın dişini yontmaya,
yıpratmaya, aşındırmaya çalışıyorlar. Halbuki, insan, bakteriler bu işleri yaparken bunların
ne gürültüsünü duyar, ne de bu bakterilerin varlığından [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=52&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: Önce, &#8216;neden göremiyoruz? sorusunu cevaplayalım:<br />
A) Görme, ihata (yani bir şeyi en ince teferruatına kadar bilme, kaplama) meselesidir.<br />
Mesela: İnsanın vücudunda mikroplar vardır, hatta bir dişin dibinde belki birkaç milyon<br />
bakteri bulunur. Bu bakteriler ellerindeki imkan ve aletlerle insanın dişini yontmaya,<br />
yıpratmaya, aşındırmaya çalışıyorlar. Halbuki, insan, bakteriler bu işleri yaparken bunların<br />
ne gürültüsünü duyar, ne de bu bakterilerin varlığından haberdardır. Onlar da tamamıyla<br />
insanı göremez. Nasıl görsün ki, zaten kendisi çok çok küçük bir şey. Onlar, ancak o anda<br />
neyin karşısında bulunuyorlarsa onu görürler. Hele hele, insanı, katiyyen ihata edemezler.<br />
Esasen, insanı görüp tam ihata edebilmeleri için, onun dışında ve tamamen.müstakil, yani<br />
ayrı olmaları ve aynı zamanda insanı görebilecekleri teleskop gibi bir göze sahip<br />
bulunmaları lazımdır. Demek ki, ihata edemeyişleri, görmelerine mani oluyor.</p>
<p><span id="more-52"></span></p>
<p>Eğer ihata<br />
edebilselerdi, yani aynı anda insanın her tarafını kaplayabilselerdi, insanı görebileceklerdi.<br />
Bu misal mikro aleme ait.<br />
Bir de makro alemden misal vereyim. Büyük bir teleskopun<br />
başına oturalım. Düşünelim ki, bu teleskop, ışık yılıyla üç milyar yıl ötesini<br />
göstersin. Yine de bütün kainat ve mekanlar hakkındaki bilgimiz &#8220;Deryada katre&#8221; misali<br />
olacak. Çünkü, ne kadar uzağı görebilirsek görelim, yine de daha ötesi var. Boşluk<br />
(gökyüzü), sonsuza doğru gidiyor. Sadece teleskopla gördüğümüz saha hakkında bulanık<br />
faraziyeler (yani şöyle olabilir, böyle olabilir) nevinden bir kısım malumata sahip olacağız.<br />
Demek ki, biz kainatın idaresini, umumi şeklini, muhtevasını ve mahiyetini göremeyecek<br />
ve idrak edemeyeceğiz. Çünkü, mikro alemde (çok küçük zerrecikler aleminde) olduğu gibi,<br />
makro alemde (kainat gibi büyük alemde) de tam bir açıklamaya sahip değiliz.<br />
Şimdi iyi düşün Kardeşim Aysel, daha biz mikro ve makro alemlerdeki varlıkları ihata<br />
edememişiz, onlardan habersiz, daha onları göremiyoruz da, nasıl onları yaratanı<br />
görebileceğiz? O kendisini göstermemeyi dilemiş üstelik.<br />
Biz, ancak mikro alemdeki bakteriler misali, neyin karşısında duruyorsak ancak onu<br />
görebiliyoruz. Yani gözümüz neyi ihata edebiliyorsa, neyi görebiliyorsa, onu görebiliyoruz.<br />
Şöyle bir misal daha vereyim: Allah&#8217;ın varlığı meselesinde atomlardaki elektronların<br />
durmadan hareket ettiğini yazmıştık. Ancak bazılarındaki hareketi görebiliyoruz, diye<br />
ilmin yüzde yüz doğruluğunu ispat etmiş olduğu elektronların hareketlerini inkar mı<br />
edeceğiz? Elbette hayır. Öyle ise, varlığında hiç şüphe edilmeyen Allah&#8217;ı (c.c.) görmüyoruz<br />
diye inkar mı edeceğiz? Öyleyse, görmemek bir şeyin olmadığını göstermez. Ve O diyor ki,<br />
ben, Lâtîf im. (30-a)<br />
(30-a) Lâtîf; görünmeyen incelikte demektir. Meselâ, su, hava ve cam lâtîf olduğu için,<br />
pencereden dışarıyı, bardaktan karşıyı görebiliyoruz&#8230;<br />
Bir misal daha: Sütün içinde yağ ve peynirin bulunduğunu adımız gibi biliyoruz. Ama<br />
sütün içinde ne yağ ne de peynir gözükmemektedir. Şimdi, biz kesin olarak bildiğimiz yağ<br />
ve peyniri görmüyoruz diye inkar mı edeceğiz? Elbette hayır. O halde adımız gibi bildiğimiz<br />
Rabbimiz&#8217;i, görmüyoruz diye inkar edemeyiz. (Belki adımızı unutabiliriz ama Rabbimiz&#8217;i<br />
asla).<br />
Bir yerimiz ağrıdığı zaman ağrıyı hissediyor, duyuyoruz ama göremiyoruz. Göremiyoruz<br />
diye ağrıyı reddedemeyiz. Ağrıyı görmüyor, fakat hissediyorum, onun için de varlığına<br />
inanıyorum, dersin.<br />
Allah&#8217;ı görmüyorsun ama O&#8217;nu hissediyorsun, her sanatında O&#8217;nu görür gibi hissediyorsun.<br />
Hele, bir de şöyle sakin kafa, selim bir akıl ile düşünürsen, büyük bir felaketle, dayanılmaz<br />
bir acıyla karşılaşırsan, inadı, kibri ve gafleti bırakıp asli yaratılışınla başbaşa kalırsan,<br />
başka bir şeye değil, inan sadece Allah&#8217;a yalvarır, O&#8217;ndan yardım dilersin&#8230;<br />
Açık olan bir cereyan kablosunda, cereyanın olduğunu kesinlikle biliyoruz. Fakat onu<br />
göremiyoruz. Cereyanı göremediğimiz halde, nasıl varlığını inkar edemiyorsak, Allah&#8217;ın da<br />
varolduğunu bildiğimiz halde, göremiyoruz diye inkar edemeyiz.<br />
Bir odada otururken, kapı ve pencereyi açtığımız zaman cereyanın bize etki ettiği, bizi<br />
çarptığı bir gerçek. Cereyanı elle tutup, gözle göremediğimiz halde, nasıl inkâr etmemiz<br />
mümkün değilse, Allah-u Teala&#8217;nın da sanatlarına bakıp, O&#8217;nun varlığını kabul ettiğimiz<br />
halde, O&#8217;nu göremiyoruz diye inkar etmemiz mümkün değildir.<br />
B) Nur, Allah&#8217;ın hicabıdır, yani perdesidir. Biz nuru dahi ihata edemiyoruz. Yani, her<br />
tarafını çepeçevre sarıp kaplayamıyoruz. (En ince teferruatına kadar bilemiyoruz.)<br />
Peygamber Efendimize (s.a.v), miraçtan döndüğünde sahabeyi kiram sordu: &#8220;Rabb&#8217;ini<br />
gördün mü?&#8221; Rasulullah, bir defasında şöyle buyurdular: &#8220;Nasıl görürüm O&#8217;nu.&#8221; Başka bir<br />
yerde buyururlar ki: &#8220;Ben bir nur gördüm. Halbuki, nur mahluktur yani yaratılmıştır. Allah<br />
ise, nuru nurlandırandır. Yani nura şekil veren, biçim veren, tasvirini yapan Allah&#8217;tır. Nur,<br />
Allah değildir. O&#8217;nun yaratığıdır.&#8221; Başka bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v): &#8220;Allah&#8217;ın hicabı<br />
(perdesi) nurdur. Yani sizinle Onun arasında bir nur vardır.&#8221; Elbette göremeyiz.<br />
Elbette gözümüz kamaşır, bakamayız. Şimdi, Allah&#8217;ın yaratmış olduğu Güneş&#8217;e<br />
bakamıyoruz da, yani tam olarak göremiyoruz da, nasıl onu yaratan Allah&#8217;ı görürüz?<br />
Elbette göremeyiz.<br />
Aklımızı ele alırsak; doktorlar, kafa tasımızı yarıp, aklımızı görmek için baktıklarında,<br />
göremiyorlar. Akıl yok da ondan mı göremiyorlar? Elbette hayır. Şimdi, aklı göremiyoruz<br />
da, nasıl aklı yaratan Allah&#8217;ı göreceğiz? Elbette göremeyiz. Nasıl ki, aklı göremedik diye aklı<br />
inkar etmemiz mümkün değildir. Akıl görünse dahi, Allah yine gözükmez.<br />
Gelelim, &#8216;Allah (c.c) niçin görünmüyor?&#8217; sorusuna:<br />
Bazı müfessirler, ayet-i kerimedeki &#8220;İbadet etsinler&#8221;den maksat: &#8220;Beni tanısınlar, beni<br />
bilsinler&#8221; demektir diye tefsir etmişlerdir.(30-b) Allah başka bir ayetinde:<br />
&#8220;Amelce hanginiz daha güzeldir diye sizi imtihan etmek için hem ölümü, hem hayatı<br />
yaratan O&#8217;dur. O azizdir, herşeye galibdir, gafur&#8217;dur (çok bağışlayandır)&#8221; (31)<br />
buyurmaktadır.<br />
(30-b) Bu konuda tam mutmain olmak için akaid okumak gerekir.<br />
Diğer bir ayetinde: &#8220;Müslümanlar, öyle kimselerdir ki, onlar Allah&#8217;ı görmedikleri halde<br />
inanırlar. (İnançlarını ispat eden) namazlarını dosdoğru kılarlar. Verdiğimiz rızıktan<br />
yerler, başkalarına da yedirirler.&#8221;(32) Başka bir ayetinde de: &#8220;Sen ancak Kur&#8217;an&#8217;a tabi olan,<br />
onunla amel eden ve görmediği Rahman&#8217;a içten saygı besleyen kimseyi sakındırırsın. İşte<br />
onu hem bir mağfiretle (dünyadaki günahların bağışlanmasıyla), hem de iyi mükafatla<br />
(cennetle) müjdele&#8221; buyurmaktadır. Kardeşim Aysel, ben Kuran&#8217;dan bu konu ile ilgili<br />
ayetlerden sadece birkaç tanesini yazdım.<br />
Rabbimiz, birinci ayette, cinleri ve insanları kendisini tanısınlar, ibadet etsinler diye, ikinci<br />
ayette de, amelce hangimiz güzeliz, ölümü ve hayatı, yani şu yaşamımızı imtihan etmek<br />
için yarattığını buyurmaktadır. Demek ki, insanın yaratılış gayesi Allah&#8217;a (c.c.) ibadet<br />
etmekle, imtihan için gönderilmiş olmasıdır. Eğer, Allah (c.c.) gözükseydi, imtihanın<br />
hükmü kalmazdı.<br />
Böylece de Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirenlerle, getirmeyenler bilinemezdi. Yazmış<br />
olduğum üçüncü ayette de, Rabbimiz Müslümanların vasıflarını söylerken: &#8220;Görmedikleri<br />
halde Allah&#8217;a (c.c.) inanırlar&#8221;, demektedir. Demek ki, mühim olan görmeden inanmaktır.<br />
Görünce herkes inanır&#8230; O zaman inanmanın bir değeri olmazdı.<br />
(31) Mülk: 2.<br />
(32) Bakara: 3.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/52/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/52/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/52/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=52&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-allah-nicin-gozukmuyor-neden-goremiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın varlığını ispat eder misiniz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni Allah yarattı diye sinyal
veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim&#8230;
Kardeşim Aysel! Allah&#8217;a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz
tipler, inkar etmeyi marifet zanneder.

 &#8220;Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar
karşısında Allah&#8217;a inanır. Fakat o keşfi (Pastör&#8217;den) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=50&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni Allah yarattı diye sinyal<br />
veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim&#8230;<br />
Kardeşim Aysel! Allah&#8217;a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz<br />
tipler, inkar etmeyi marifet zanneder.<br />
<span id="more-50"></span><br />
 &#8220;Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar<br />
karşısında Allah&#8217;a inanır. Fakat o keşfi (Pastör&#8217;den) öğrenen yarım adam: &#8220;Mikrobun<br />
keşfedildiği asırda hiç gizliye inanılır mı?&#8221; diye Allah&#8217;ı inkara kalkar. Bakın nereden gelen<br />
nereye gidiyor&#8221; (18) Hemen şunu da söyleyeyim ki, dindarlık insanlığın fıtratında vardır.<br />
Asrımızda, pozitif ve sosyal ilimlerin çeşitli dallarında mütehassıs olan alimler, din hissinin<br />
insanoğlunda fıtrî olduğuna kanidirler. Çocukta iki yaşından itibaren din hissi teşekkül<br />
etmeye başlar. Üç ile beş yaş arasındaki çocuk, hiçbir telkin sözkonusu olmaksızın,<br />
sebebiyet prensibini anlamakta, kendisiyle kendisinden başkalarını ayırdetmekte ve hatta,<br />
&#8220;Beni, kuşları, oyuncaklarımı kim yaptı?&#8221; gibi sorular sormaktadır. İnsanda, kendisinden<br />
yüce bir varlığa karşı bir özlem bulunduğundan şüphe edemeyiz. Güzel ahlâk, vakar, şeref,<br />
cömertlik, fazilet inkardan değil, hep bu yüce varlığın mevcudiyetinden doğar.<br />
(18) İman ve İslâm Atlası &#8211; N. Fazıl Kısakürek.<br />
Fıtrî olarak insanın içinden gelen Allah&#8217;a yakarış hissi, O&#8217;ndan yardım dileme ihtiyacı ve<br />
O&#8217;na yaklaşma arzusu dindarlığın insanda yaratılıştan mevcut olduğunu gösterir. Şu da bir<br />
gerçek ki, ister inansın, ister inanmasın her fert, büyük bir acıyla, dayanılmaz bir felaketle<br />
karşılaştığı zaman, başka bir deyişle, insan; kibir, inat ve gafletden sıyrılıp selîm olan aslî<br />
yaratılışıyla başbaşa kalma fırsatını bulunca başka şeye değil, sadece tek olan Allah&#8217;a<br />
yalvarır. O&#8217;ndan kurtuluş, yardım ister (19).<br />
Bu girişten sonra sorunuza birkaç tane cevap vereceğim. Yalnız, okurken basit bir roman<br />
gibi okumayıp, düşünerek okumanızı da tavsiye etmek isterim.<br />
A) Bu âlem, maddeden yaratılmıştır. Yani evvelce yok iken sonradan meydana gelmiştir.<br />
Bunu bütün dünya alimleri de kabul etmektedir. Evvelce yok iken sonradan yaratılan<br />
herşey -akıl ölçülerine göre- bir yaratıcının varlığına muhtaçtır&#8230;<br />
Öyle ise, bu âlem de sonradan yaratıldığına göre, o da bir yaratana muhtaçtır. Bu yaratıcı<br />
da Allah Teala&#8217;dır.<br />
B) Herhangi bir şeyi, meselâ, bir masayı ele alalım; masa elbette kendi kendine masa<br />
haline gelmiş değil.<br />
İlk önce küçük bir ağaçtı, sonra ağaç büyüdü. Büyürken ağacın, güneşe, suya, gıdaya<br />
ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. Daha sonra bir insan tarafından kesildi. Ağaç, araba<br />
ile hızarın yanına getirildi. Hızarda kesildi,biçildi, ölçüleri alındı. Çivileri çakılarak bir<br />
masa haline getirildi. Şimdi, en basit bir masa kendi kendine oluşamazken şu kâinat<br />
masası, hem de üzerinde binbir çeşit yiyecek ve canlılar ile donatılmış olduğu halde, kendi<br />
kendine oluşur mu? Buna hangi akıl &#8220;Olur&#8221; der.<br />
(19) En&#8217;âm: 40-41.<br />
Harikalar diyarı gökyüzünü ele alalım. Ve Rabbimiz&#8217;in bir ayeti ile başlayalım:<br />
&#8220;Gökleri, yedi kat üzerinde yaratan O&#8217;dur. Rahman&#8217;ın bu yaratmasında bir düzensizlik<br />
bulamazsın. Gözünü çevir bir bak, bir aksaklık görebilir misin?&#8221; (20)<br />
Önce güneş sisteminden başlayalım: Yaşamakta olduğumuz dünya ile birlikte güneşin<br />
çevresinde dönen dokuz gezegenin teşkil ettiği sisteme güneş sistemi diyoruz. Bu sistem<br />
kâinatın, yeni tabirle evrenin küçük bir parçasını teşkil ediyor. Güneşin gezegenleri sıra ile<br />
şöyledir: Merkür, Venüs, Dünya, Mars (Merih), Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton.<br />
Bunlardan sadece güneşi ve gezegenlerinden dünyayı biraz anlatacağım:<br />
GÜNEŞ: Kendi adıyla anılan sistemin beyni ve çekirdeği hükmündedir. Küre şeklinde<br />
olup, çapı 1.4 milyon, dünyaya uzaklığı ise 150 milyon kilometredir. Saniyede dünyayı 7.5<br />
kere dolaşan ışık, bize 8.5 dakikada gelebilmektedir. Saatte 1000 km. hızla giden bir uçak<br />
bugün yola çıkmış olsa, güneşe ancak onyedi yıl sonra varabilir. Aslında bu kâinatın<br />
büyüklüğü yanında gözde büyütülecek bir mesafe değildir.<br />
Güneş de tıpkı dünya gibi kendi mihveri etrafında döner ve bir devrini 25.5 günde<br />
tamamlar. Çekim gücü ise, yer çekimine nazaran 27 kat daha fazladır. Bu orana göre,<br />
dünyada 70 kg. gelen bir adam, Güneş&#8217;te 1890 kg. gelecektir. İlmî tespitlere göre, güneş,<br />
alev halinde patlayan gaz kümelerinden meydana gelmiş olup yüzeyindeki sıcaklık 5670 santigrat<br />
derecedir.İngiliz astronomu Eddington&#8217;un yaptığı hesaplara göre merkezdeki ortalama sıcaklık 35<br />
milyon santigrat derecedir.<br />
(20) Mülk: 3.<br />
Bu sıcaklıkta katı bir gök cismi bulunamayacağından Güneş&#8217;in kütlesi gaz halindedir.<br />
Güneş, dünya kurulalıdan beri aynı hızla radyasyon neşretmektedir ve bu yüzden günde<br />
360 milyar ton kütle kaybına uğramaktadır. Güneş radyasyonu, güneş için enerji kaybı<br />
olduğu aşikar olmasına ve enerjinin korunumu prensibinin de enerjinin yoktan var<br />
olamayacağını kabul etmesine göre, bu kadar uzun zamandan beri devam eden müthiş bir<br />
enerji sarfı için elbette bir kaynak aramak icabeder. Böyle bir kaynak nerededir? Güneşin<br />
bugünkü radyasyonuna bakarak diyebiliriz ki, bu enerji Güneş dışında bir istasyondan<br />
temin edilse bu istasyonun saniyede bir milyar tonlarla ifade edilen bir miktarda kömür<br />
yakması icabederdi. Böyle bir istasyon mevcut değildir. Boş bir okyanustaki bir gemi gibi<br />
seyreden Güneş, sarfettiği enerji için kendi yağıyla kavrulmaya mecburdur. Güneşi,<br />
kömürünü kendi taşıyan bir cisim ve sarfetiği ışık ve ısı enerjisinin bu kömürden hasıl<br />
olduğunu farz etmiş olsak, bu kömürün birkaç bin senede kül ve cüruha inkılab etmesi<br />
icabeder-<br />
Görüldüğü gibi, Güneş var olduğundan beri büyük bir enerji kaybına maruz kalmasına<br />
rağmen bu güne kadar sönmemiştir. Demekki, bunu söndürmeyen bir kuvvet ve her an<br />
onu besleyen ilahi bir kaynak var. İlmin bile izahtan aciz kaldığı böylesine harikulade bir<br />
olayı kör bir tesadüfe yahut iradesiz bir tabiata bağlamak mümkün müdür? Yalnız ısı ve<br />
ışık kaynağı olarak değil, hayatımızınve kainat nizamının mihveri durumunda bulunan ve<br />
ilmin zirveye çıktığı çağımızda bile mahiyeti tam olarak bilinemeyen, tepemizde, kocaman<br />
bir ampul hükmündeki güneşin mevcudiyeti, Allah&#8217;ın varlığına, sonsuz kudretine kat&#8217;i bir<br />
delil değil de nedir?<br />
(21) Allah ve Modern ilim &#8211; A. Nevfel.<br />
Güneşin mutlak sahibi olan Allah (c.c), Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;inde ondan şöyle bahseder:<br />
&#8220;Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu ancak Kadîr ve Alîm olan Allah&#8217;ın<br />
kanunudur&#8221; (22). Eğer Güneş şimdiki halinden biraz yeryüzüne yaklaşsa yeryüzü yanar,<br />
kavrulur, böylece yeryüzünde hayat olmazdı. Yine Güneş biraz yeryüzünden uzaklaşsa<br />
bütün sular buz tutar, soğuktan her taraf donar, böylece yine yeryüzünde hayat dururdu.<br />
Ve canlı diye bir şey kalmazdı. Şimdi, Aysel kardeşim iyi düşün; basit bir masa kendi<br />
kendine var olamaz da, bu anlamış olduğun Güneş kendi kendine nasıl Var olabilir?<br />
Elbette var olamaz. Öyle ise, bu muazzam Güneş&#8217;i yaratan bir şuurlu varlık vardır. O da<br />
Allah&#8217;tır. Şimdi, bu muazzam Güneş kendi kendine var olmuştur veya tabiat yaratmıştır<br />
diyenlerde akıl var mıdır? Elbette yoktur.<br />
DÜNYA: İlk önce dünya hakkında Rabbimiz&#8217;in birkaç ayetini okuyalım. Cenab-ı Hakk<br />
şöyle buyuruyor: &#8220;Göklerin ve yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah&#8217;ındır.&#8221;<br />
(23) &#8220;Göklerin ve yerlerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde<br />
akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır.&#8221; (24) &#8220;Allah O&#8217;dur ki, gökleri ve yeri altı günde<br />
yarattı. Sonra arşa istiva etti, saltanatını kurdu. Sizin O&#8217;ndan başka hiçbir yardımcınız<br />
yoktur. &#8220;(25)<br />
(22) Yasin: 38.<br />
(23) Maide: 120.<br />
(24) Âl-i Imran: 190.<br />
(25) Secde: 4.</p>
<p>Dünyanın yaşı kesin olarak bilinmemektedir. Doğrusunu ancak Allah (c.c) bilir. Şairin biri<br />
şöyle demiş: &#8220;Dünya, ilk ve son sayfaları yırtılmış bir kitap gibidir. Ne önünü, ne de sonunu<br />
okuyabiliyoruz.&#8221; Bununla beraber dünyanın yaşı hakkında tahminler, 300 milyon ile 5.5<br />
milyar yıl arasında değişmektedir. Dünya, Güneşe 150 milyon km.&#8217;dir. Ekvator çevresi 40<br />
bin, ekvator yarı çapı 6373 km.dir. Yüzölçümü, 510 milyon km2&#8242;dir. Yerin hacmi, 1,08.1012<br />
km2, ağırlığı ise 6.1021 tondur. Basıklık oranı, 1/297 dir. Ölçülere göre çok büyük fakat<br />
kâinat içinde mikroskobik yeri dahi olmayan Dünyamız, Güneş etrafındaki bir milyar km.<br />
uzunluğundaki yörüngesinde saatte 108 bin km. hızla dönmektedir. Aynı zamanda kendi<br />
mihveri etrafında 24 saatte bir devir yaparak gece ve gündüzleri meydana getirmektedir.<br />
Mihveri etrafındaki sürati ise, 1666 km/saattir. Demek oluyor ki, insanlar bir günde Dünya<br />
mihveri erafında dönerken 40 bin km.lik yol katediyorlar. Bir yılda da saatte 108 bin<br />
kilometre hızla takriben bir milyar kilometrelik bir feza seyahati yapmış oluyorlar.<br />
Muhakkak ki, insanlar bu baş döndürücü seyahatin farkında bile değildirler. Çünkü<br />
herşeyde ilahi bir denge mevcuttur. Şu dönmekte olan dünya aniden duruverse acaba neler<br />
olur?<br />
Araba aniden durunca herkes nasıl öne fırlıyorsa, Dünyanın durmasıyla birlikte herşey<br />
yerinden fırlayacak, belki dağlarla denizler yarış ederken hepsi bir kül yığını gibi<br />
savrulacak. Meselâ, yine Güneş&#8217;e yakın olan gezegenler, hızlı döndüklerine göre, böylece<br />
Güneş&#8217;in çekimiyle dengede kalıp, bulundukları yeri koruduklarına göre, Dünyamızın<br />
güneş etrafında dönüşü biraz yavaşlarsa, o nisbette Güneş&#8217;e yaklaşacak ve yanacaktık.<br />
Hızlansa uzaklaşacaktık ve donacaktık. Öyle bir noktada bulundurulmuşuz<br />
ki, Dünyanın Güneş&#8217;e olan uzaklığı, mevcut canlıların yaşama sebeplerinden<br />
sadece biridir. Diğer gezegenlerde dünyadaki hayata benzer bir hayatın olmamasının<br />
sebebi budur. Aynı şartlar aynı sonucu doğuracağından, dünyadaki şartlar diğer<br />
gezegenlerde olmadığı için, Dünyadakine benzer bir hayatta oralarda yoktur. Öyle ise,<br />
hayatın ne olduğunu, canları ve canlılardaki evrimi (tekamülü) incelemeden evvel,<br />
Dünya&#8217;nın Güneş&#8217;e olan uzaklığını kim tayin etmiş? Dünyayı kim tartmış? Ona kim bu şekli<br />
vermiş? Sonra Dünya&#8217;nın hem kendi ekseni etrafında, hem de Güneşin etrafında dönüşü<br />
var ki, bunlara ilk hareketi veren kim? Bu hareketin devamını sağlayan kim?<br />
Dünya, Allah (c.c) tarafından bizlere bir mekan olarak bahsedildiği için, fizyolojik,<br />
biyolojik, anatomik yapımıza göre bazı imkanlar ve uygun şartlar hazırlanmıştır. Gece,<br />
gündüz, mevsimlerin oluşumu, atmosferin terkibi, meteorolojik olaylar, bitkiler, hayvanlar,<br />
daha nice nimetler ve imkanlar, işte bu hikmete mebni halkedilmiş ve emrimize musahhar<br />
kılınmıştır. Dünya dönmeseydi ve mihverinden 23 derecelik bir sapma ile yörüngesinde<br />
seyretmese idi, ne gece, ne gündüz, ne de mevsimler meydana gelecekti. Neticede, durgun,<br />
sönük, nimetsiz ve lezzetsiz bir alem olacaktı. Teneffüs ettiğimiz havanın içindeki oksijen,<br />
hidrojen, azot, argon, su buharı ve karbondioksit dengesi bozulmuş olsaydı, canlıların<br />
yaşaması imkansız hale gelirdi.<br />
Öyle ise şimdi sana soruyorum Aysel Kardeş: Nasıl bir masa kendi kendine var olmuyor,<br />
onun bir ustası olduğunu söylüyoruz, öyle de şu birazcık anlatmış olduğum dünyamız<br />
kendi kendine yar olabilir mi? Elbette Dünya kendi kendine var olmayıp, onu yoktan var<br />
eden bir ustası vardır. O da Allah (c.c)&#8217;dır. Değil mi Aysel Kardeşim?<br />
Sen de inanıyor, sen de Allah&#8217;ın sanatına hayran kalıyorsun değil mi?&#8230; Misallere devam<br />
edelim&#8230;<br />
GEÇELİM ATOMA: Çevremize baktığımız zaman, canlı, cansız, sayısız varlıklarla<br />
karşılaşırız. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler canlı; diğer yandan taş, demir, kömür, toprak gibi<br />
şeyler de cansızdır. Canlılarda, can veya ruh dediğimiz bir kuvvet vardır. Buna mukabil<br />
cansızlarda gizli bir enerji mevcuttur. Buradan &#8216;canlılarda aynı mahiyette bir enerji yoktur<br />
anlamı çıkarmamalıdır. Canlıları, hücre yapısından, beslenme ve solunum yapma gibi<br />
hususiyetleri sebebiyle tefrik ettiğimizden dolayı, onlar için, önceden bir enerjiden ziyade,<br />
hayatiyet söz konusudur. Ruhun bedenden çıkmasıyla insan ölür, cansız bir varlık halini<br />
alır ama gizli enerjisinden hiçbir şey kaybetmez. Çürüyen ceset toprak olur, ona karışır. Bu<br />
noktada toprakla ceset arasında fark yoktur.(26-a) İkisinde de karbon, hidrojen, oksijen,<br />
azot, kükürt, demir vs. gibi atomlar vardır. Atomlar ise, canlı, cansız ne varsa bütün<br />
varlıkların bilinen en küçük parçasıdır. Ve hepsi büyük birer enerji deposudur. (Meselâ, bir<br />
kuruş büyüklüğündeki bir bakır parçasının atomlarındaki mevcut kudret elli bin tonluk bir<br />
gemiye birkaç defa devr-i alem seyahati yaptırabilir. Bir kahve kaşığı kömür tozunun<br />
atomlarında beş milyonluk bir şehrin en soğuk aylarda bir haftalık ısıtma ihtiyacını<br />
karşılayacak enerji vardır. (26) Bir gram Radyum atomunun enerjisi 3.000 ton kömürün<br />
enerjisine denktir. (27) Bu enerjinin dinamosu ise, çekirdek ve etrafında dönen<br />
elektronlardır. Elektronlar durmadan hareket ettiğine göre, şu elimizde tuttuğumuz kalem,<br />
gözümü, ze taktığımız gözlük, sırtımıza giydiğimiz ceket, taşlar da hareketlidir. Çünkü,<br />
onların da en küçük parçası atomdur. Öyleyse, her şeyde bir hareketin olduğunu<br />
söyleyebiliriz.<br />
(26-a) İnsanın topraktan yaratıldığını gösteren ilmî bir işaret.<br />
(26) Anarşi: Kainat Nizamı Anarşiyi Reddeder &#8211; Zeki Ünal.<br />
(27) Allah ve Modern İlim &#8211; Abdürrezzak Mevfel.<br />
Atom, Güneş sistemine çok benzer. Adeta onun küçük bir benzeridir. Atom çekirdiğini<br />
Güneş kabul edersek, etrafında dönen elektronlar da gezegen hükmündedir. Fakat, atom,<br />
Güneş sistemine göre kıyaslanamayacak derecede küçüktür. Meselâ, Güneş&#8217;in çapı, 1.4<br />
milyon kilometre iken atom ancak milimetrenin on milyonda biri kadardır. En küçük<br />
gezegen Plüton&#8217;un çapı, 6.000 kilometre olduğu halde elektronun çapı, atom çapının ancak<br />
yüz binde biri kadardır. Gezegenlerin en süratlisi Merkür&#8217;dür. Hızı, saniyede 47<br />
kilometredir. Halbuki, elektronların sürati, saniyede 300 bin kilometredir. Atomun<br />
çekirdeğinde, artı yüklü protonlarla, hiçbir elektrik yükü taşımayan nötronlar vardır.<br />
Elektronlar ise, eksi elektrik yüklüdür. Elektronlarla çekirdek arasındaki mesafe o kadar<br />
büyüktür ki, kendi cüsselerine göre ay ile dünya arasındaki mesafe kadardır. (28)</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/50/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/50/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=50&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>36</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Akıl Nedir</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[AKIL
Akıl nedir ki? Çatlamış sandal.
Ne verebilir sana, haydi iste al.
Dersin ki, &#8220;Elim dolu&#8221;, bakarsın ki boş,
Yeterli değil, istersen sonsuza dal.
Akıl bazen melektir, bazen de yılan Bazen aya çıkandır, bazen de yalan. Bulursa sırattan
geçiş fennini, Gerçek eser budur, akıldan kalan.

Herşeyde aklı ölçü etmemeliyiz. Allah ve Rasulünün her emrine boyun eğmeli, &#8220;Şuna aklım
ermiyor&#8221; dememeliyiz, elbette ermez. İşte [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=49&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>AKIL<br />
Akıl nedir ki? Çatlamış sandal.<br />
Ne verebilir sana, haydi iste al.<br />
Dersin ki, &#8220;Elim dolu&#8221;, bakarsın ki boş,<br />
Yeterli değil, istersen sonsuza dal.<br />
Akıl bazen melektir, bazen de yılan Bazen aya çıkandır, bazen de yalan. Bulursa sırattan<br />
geçiş fennini, Gerçek eser budur, akıldan kalan.</p>
<p><span id="more-49"></span><br />
Herşeyde aklı ölçü etmemeliyiz. Allah ve Rasulünün her emrine boyun eğmeli, &#8220;Şuna aklım<br />
ermiyor&#8221; dememeliyiz, elbette ermez. İşte bugünkü İslâm&#8217;ı gerici bilen gençler, kör kuyuya<br />
kova saldıklar için İslâm&#8217;ı bilmiyorlar. İşin en acı yönü de, bildiklerini zannediyorlar.<br />
Birkaç namaz suresi öğretiliyor ama namazın önemi hiç konu edilmiyor. İslâm&#8217;ın sadece<br />
namaz, oruç, hac gibi ibadet yönlerini anlatıyorlar. Fakat İslâm&#8217;ın anayasa ile ilgili ibadet<br />
yönlerini anlatmıyorlar. (İbadet: Allah&#8217;ın bütün emirlerine fiilen itaat etmeye denir.)<br />
İslâm&#8217;ı bütün olarak anlatmıyorlar. Eğer İslâm bir bütün hayat sistemi olarak anlatılsa,<br />
şeytan kanunlarının çarpıklığı meydana çıkacak. Buna fırsat vermemek için uyutmalı din<br />
dersleri okutuluyor.<br />
Gençler de, İslâm&#8217;ı biliyorum zannı ile araştırmıyorlar. Böylece, İslâm&#8217;a, Allah&#8217;ın emirlerine<br />
düşman oluyorlar. İslâm bir bütündür, parça parça olamaz. Eğer parça parça olursa, şuna<br />
benzer:<br />
Küpü küp üstüne koysalar, Gökyüzüne bağlasalar, Altından birini çekseler, Seyreyle<br />
gümbürtüyü.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/49/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/49/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/49/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=49&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Melek gibi olan gençleri, kendi iğrenç ideolojileri uğruna yılan yaptılar.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:48:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/</guid>
		<description><![CDATA[(17) Garp Kaynaklarına ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hristiyanlık-Ziya Kazıcı.
Halbuki, akıl bir vasıtadır. Ulaşmak istediğimiz yöne götürüyor. Yönünü, sonunu bilmeye
kadir değildir. Neymiş, sanat akıl ile olurmuş. Sanat, aklın sermayesi değil, sanatçının
sermayesidir. Arı, bal yapar, bu bir sanattır. Balı insanlar için yapar.

İnsanlar içindir,
arının gece-gündüz çalışması. Fakat, aynı insanı, zehirli iğnesi ile sokmak sureti ile komaya
sokar, bazen de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=48&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>(17) Garp Kaynaklarına ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hristiyanlık-Ziya Kazıcı.<br />
Halbuki, akıl bir vasıtadır. Ulaşmak istediğimiz yöne götürüyor. Yönünü, sonunu bilmeye<br />
kadir değildir. Neymiş, sanat akıl ile olurmuş. Sanat, aklın sermayesi değil, sanatçının<br />
sermayesidir. Arı, bal yapar, bu bir sanattır. Balı insanlar için yapar.<br />
<span id="more-48"></span><br />
İnsanlar içindir,<br />
arının gece-gündüz çalışması. Fakat, aynı insanı, zehirli iğnesi ile sokmak sureti ile komaya<br />
sokar, bazen de öldürür. Arıda akıl olsa idi, hem gece-gündüz insanlar için çalışıp hem de<br />
aynı insanları sokar mıydı? Tavuk, yumurta yapar. Yumurtayı yapmak, bir fabrika, bir<br />
sanat isteyen olaydır. Yumurta da insan içindir. Fakat, insan yumurtayı almaya gidince,</p>
<p>tavuk tepesine biniverir. Misalleri çoğaltmak mümkündür. Neticede, sanat vardır. Fakat bu<br />
sanat akıl ile meydana gelemez. Allah&#8217;ın kainata koyduğu düzen, zincirleme olarak akar<br />
gider.. Şimdi&#8230; İster misiniz tavuk bize meydan okusun. &#8220;Haydi bakalım benim gibi civciv<br />
yapın, ben civciv yapıyorum, siz hâlâ aya çıkmaktan bahsediyorsunuz&#8221; desin. Ne<br />
diyebiliriz? Önemli olan sanat değildir. Allah (c.c), aya çıkmayı kullarına lütfetmiş,<br />
gökyüzünde uçan kuşlar için, aya kadar uçacak imkan yaratırdı. Fakat öyle dilememiş,<br />
oraya akıl vasıtası ile çıkmayı dilemiş. Bu demektir ki; aya kadar ulaşan akıl, ahirete kadar<br />
da ulaşır.<br />
Allah&#8217;ın kullarına bildirmediği sırları da vardır. Akıl hayatın belki bir zerresine<br />
hükmedebilir. Ama kürresine asla.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/48/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/48/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=48&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Su uyur Düşman uyumaz 2</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</guid>
		<description><![CDATA[Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.<br />
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer<br />
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?<br />
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.<br />
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir<br />
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, İslâm ne diyorsa ona uymaktır. Sizin<br />
söylediğiniz bu sözlerle İslâm&#8217;ı bilmeyenler aldatılıyor. İşte bakınız, arkadaşlarınız ikinci<br />
sigaralarını yaktılar, hâlâ bir kelime dahi konuşmadılar. Acaba ben buraya geldim diye mi<br />
kızdılar? Sağımda oturanlardan dik bakışlı olanı:<br />
<span id="more-46"></span><br />
— Niçin kızalım?<br />
— Bilmemki, bir hoş geldiniz bile demediniz.<br />
— Biz, ev sahibi değiliz ki&#8230;<br />
— Ne önemi var? Benden önce gelmişsiniz ya&#8230; Sonra çok acaib bir şekilde bakıyorsunuz.<br />
Halbuki, ben bir karıncayı bile incitmek istemem&#8230; Bir gören olsa, babanızı öldürdüm<br />
zannedecek.<br />
— Fark etmez&#8230;<br />
— Nedir o fark etmeyen?..<br />
— Babamı öldürseniz de sizden aynı şekilde nefret<br />
ederdim.<br />
Esmer olanı atılarak:<br />
— Aysel saçmalama..<br />
— Saçmalamıyorum, doğruyu söylüyorum. Ben, bütün İslamcı yobazlardan nefret ederim.<br />
İçi barut fıçısı gibiydi genç kızın&#8230; Kazın açık konuşması çok hoşuma gitti, hiç olmazsa<br />
Mason taktiği yapmıyordu.<br />
— Seni tebrik ederim. Açık sözlü kimsenin şahsiyetini sevmesem bile, açık sözlülüğünden<br />
dolayı takdir ederim. Oldu olacak şunun sonunu getir bakalım. Neden İslâm&#8217;dan nefret<br />
ediyorsun? Ne yaptı sana İslam?&#8230;<br />
— Ne yapacak&#8230; Görmüyor musunuz, bizi ne kadar geri bıraktı? Avrupa aya giderken, biz<br />
hâlâ yaya gidiyoruz.<br />
— İslâmiyet&#8217;in ne suçu var bunda?<br />
— Onun için geri kaldık.<br />
— Biz İslâm&#8217;ın emrine göre mi yaşıyoruz? Yani biz İslâmiyet&#8217;in, Allah&#8217;ın emirlerini dinleyen<br />
bir ülke olduk da, İslâm; &#8220;Durun ilerlemeyin&#8221; emrini mi verdi? Biz de onu dinledik te sonra<br />
mı geri kaldık?<br />
— Biz, İslâm&#8217;ın, namaz, oruç, hac gibi ibadet emirlerini yaptık. Fakat ilimle ilgili ibadet<br />
emrini yapmadık. Zaten kafirler, bu yalanı söylerken bilmişler senin hemen inanacağını.<br />
İslâmiyeti araştırmadan, niçin onun hakkında kötü hükümler veriyorsunuz?<br />
— Nereden biliyorsunuz araştırmadığımı?<br />
— Konuşmanızdan belli oluyor. İslâm&#8217;ı terkedeli beri Batı&#8217;nın kölesi olduk. Siz de,<br />
terketmediğimiz için geri kaldık diyorsunuz. Neyi kaldı İslam&#8217;ın, sadece nüfus kağıtlarında<br />
İslâm yazıyor. Siz, onu da silip yerine başka din yazsanız ne fark eder ki&#8230; Zaten devlet<br />
olarak da öyle, güya İslâm ülkesi, Türkiye İslâm devletiymiş&#8230; Tamamen yanlış. Çünkü;<br />
İslâm ülkesi demek, anayasası Kur&#8217;an olan ülke demektir. Yani o ülkenin temel kanunları<br />
yalnız Allah&#8217;a (c.c) aittir. Allah&#8217;ın sözü geçer. Halbuki, Türkiye&#8217;de kanunları insanlar yapar,<br />
insanların sözü geçer. Hatta 1928 yılında İsmet İnönü ve yüzyirmi arkadaşının imzası ile<br />
meclise yapılan &#8216;tadil teklifi&#8217; kabul edilmiş ve anayasanın bazı maddeleri değiştirilmiştir.<br />
Böylece 1924 anayasasının ikinci maddesinden &#8220;Devletin resmi dini İslâm&#8217;dır&#8221; kaydı<br />
silinmiş ve 24. maddesinden meclisin vazifeleri arasında sayılan &#8220;Ahkâm-ı şeriyyenin<br />
tenfizi&#8221; ibaresi kaldırılmıştır.(5) Türkiye&#8217;nin, sadece şehir girişlerinde bol bol minareler<br />
var. Maalesef onların da içlerinde birkaç saf cemaat var. Bana şunu söyleyebilir misiniz,<br />
İslâm adına şu ana kadar yaptığınız ne var? Ya da şöyle diyelim, İslâm adına ne yaptınız?<br />
— Hiçbir şey yapmadım&#8230;<br />
— Türkiye&#8217;nin uyguladığı bir İslâmî emir söyleyebilir misiniz?<br />
— Bilmem ki&#8230; Ha&#8230; Cuma namazı var.<br />
— Kimler kılabiliyor cuma namazını? İş başında olan işçi kılabiliyor mu? Memur kılabiliyor<br />
mu?<br />
— Hani biraz önce, İslâm yüzünden geri kaldık diyordunuz. İslâm&#8217;ın hangi emrinden dolayı<br />
geri kaldığımızı söylemeyecek misiniz?<br />
(5) Din Eğitimi Ve Îmam-Hatip Okulları Davası &#8211; Ali Rıza Kırboğa, Shf. 274.<br />
— Bilmem, bildiğim bir şey varsa, o da İslâm dini insanı yobazlaştırıyor.<br />
— Kardeşim sen İslâm&#8217;ı biliyor musun?<br />
— Elbette biliyorum.<br />
— Nerde Öğrendin?<br />
— Okulda, öğretmenimiz öğretti&#8230;<br />
— Öğretmeniniz biliyor muydu?<br />
— Herhalde biliyordu, bilmese neyi öğretecek?<br />
— Kardeşim, Türkiye&#8217;de dini, İslâm&#8217;ı bilmeyen insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bir<br />
masal, bir cinayet anlatıp, İslâm budur deniliyor. Karşıdaki şahıs İslâm&#8217;ı bilmediğinden<br />
hemen inanıyor. Okulda öğretmenler, sadece namazda kılınacak dualardan birkaçını,<br />
belletirler bir de sadece 32 farzı madde madde öğretip teferruatına asla girmezler. Çünkü,<br />
32 farzın biri de, kitaplara inanmaktır. Yüz suhûf dört tane kitap vardır. Bunlardan yüz<br />
tanesi küçük suhûflar (yani sayfalar) halinde, dört tanesi büyük kitaplar halindedir.<br />
Bunlardan biri de Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Öğretmen, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in içindekilerini anlatsa<br />
devlete, yani laikliğe karşı gelmiş olacaktır. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;da din işleri ile devlet işleri<br />
birbirinden katiyyen ayrılmaz. Kim ayırırsa İslâm&#8217;dan çıkmış olduğunu bildirir. Kur&#8217;an-ı<br />
Kerim, bir hayat nizamıdır. Şimdi, öğretmenler bunları nasıl anlatacak? Katiyyen<br />
anlatamazlar, eğer anlatmaya kalkarlarsa öğretmenlikten atılmaları yetmiyormuş gibi<br />
mahkemeye çıkarılır, hapse atılırlar&#8230; Zaten öğretmenlerin çoğu bunu bilmez, bilenler de<br />
yasak olduğu için anlatmazlar. Öğretmeninizin size de anlatmadığı belli oluyor. Sahi sizin<br />
öğretmeniniz namaz kılıyor muydu?<br />
— Kılmıyordu, fakat çok temiz kalpliydi.<br />
— Temiz kalpli olsa, Allah&#8217;a (c.c.) rest çeker miydi? İslâmiyet&#8217;i bilse namazını geçirir miydi?<br />
— Yok kardeşim yok, İslâm oyuncak değildir. Öğretmeninin sana İslam&#8217;ı tam olarak<br />
anlattığını zannetme&#8230; İslâmiyet&#8217;ten bildiğini zannetiğin, imanın altı şartı ile İslâm&#8217;ın beş<br />
şartı. Ama inan bana onları da bilmiyorsundur.<br />
— Size öyle geliyor, bilmez olur muyum hiç.<br />
— O halde söyle bakalım imanın altı şartından birincisi olan Allah&#8217;a (c.c.) inanmak nasıl<br />
olur? Ve sen nasıl inanıyorsun?<br />
— Ben inanmıyorum ki?<br />
— Ha&#8230; Demek inanmıyorsun. Hani okulda dini öğrenmiştin? Allah&#8217;ı öğrenmeyenin dini<br />
öğrenmesi mümkün mü?<br />
Tartışmamız hızlanmaya başlamıştı ki, vaaz vermem için beni diğer odaya çağırdılar.<br />
Kızlara dönerek:<br />
— Neyse, çok güzel münazara ediyorduk, şimdi vaaz vereceğim. Konu da, &#8220;İslam nedir?&#8221;<br />
olacak. İsterseniz siz de dinleyin, dedim.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/46/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/46/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İnsan nasıl ahsen-i takvim süretinde yaratılmıştır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/insan-nasil-ahsen-i-takvim-suretinde-yaratilmistir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/insan-nasil-ahsen-i-takvim-suretinde-yaratilmistir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2006 23:11:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/insan-nasil-ahsen-i-takvim-suretinde-yaratilmistir/</guid>
		<description><![CDATA[buradan insanın doğuşunda aslında tertemiz ve bütün latifeleri,istidatları mükemmel olduğu sonradan insanın su-i ihtiyarıyla esfel-i safilin tarafına gittiğini mi anlamalıyız?
Ahsen-i takvîm, “kıvama koymanın, biçimlendirmenin, mânen ve maddeten doğrultmanın en güzeli” demektir.
Alâ-yi illiyyücelerin en yücesi; en ileri nokta.; cennetteki üstün makam”, esfel-i sâfilîn ise “aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili, cehennemin en yîn; “derin azap mahalli” şeklinde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=27&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>buradan insanın doğuşunda aslında tertemiz ve bütün latifeleri,istidatları mükemmel olduğu sonradan insanın su-i ihtiyarıyla esfel-i safilin tarafına gittiğini mi anlamalıyız?</p>
<p>Ahsen-i takvîm, “kıvama koymanın, biçimlendirmenin, mânen ve maddeten doğrultmanın en güzeli” demektir.<span id="more-27"></span></p>
<p>Alâ-yi illiyyücelerin en yücesi; en ileri nokta.; cennetteki üstün makam”, esfel-i sâfilîn ise “aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili, cehennemin en yîn; “derin azap mahalli” şeklinde tarif edilmiş.</p>
<p>Âlemlerin Rabbi,Tin Sûresi, 4. ayet-i kerime de: “Muhakkak biz insanı ahsen-i takvîmde yarattık” buyuruyor. Ve insan, bu üstün yaratılışıyla, nice güzelliklerin tohumunu saklıyor. Anlamağa, inanmağa, amel etmeğe, sevmeğe, şefkat etmeğe, feyz almağa aday.</p>
<p>Peygamberlik bu ulvî mahiyetten çıkıyor. Evliya, asfiya bu mahiyetin meyveleri. Âlimler, ârifler, muttakiler, sâlihler, cömert simalar, âdil hükümdarlar hep bu ulvî mahiyetin değişik sahalardaki farklı meyveleri.</p>
<p>Yine Nur Külliyatında, “küfür, mahiyet-i insaniyyeyi yıkar, elmastan kömüre kalbeder” denilerek, büyük bir hakikat dersi verilir. Demek ki, insan ahsen-i takvim ile ifade buyrulan bir elmas mahiyetinde yaratılmış. Kendisini rıza çizgisinden, istikamet hattından dışarı çıkarırsa, ceza alarak aşağıların aşağısına atılıyor. Bu çöküş “kömür” olmakla sembolize edilmiş.</p>
<p>Buna göre,</p>
<p>Ahsen-i takvim, “ömür sayfasına en güzeli yazabilecek kıvamda, kabiliyette yaratılmış olma.”<br />
Alâ-yı illiyyîn, “bunu başarabilenlerin yüksek makamı.”</p>
<p>Esfel-i safilîn, ise “yanlış yazanların büyük düşüş ve çöküşüdür,” diyebiliriz.</p>
<p>Nur Külliyatında insanın iman nuruyla alâ-yı illiyîne çıkacağı, küfür zulmetiyle de esfel-i safilîne düşeceği kaydedilir. O halde, insan bu iki makama da bu dünyada eriyor yahut düşüyor. Dünya ahiretin tarlası olduğu için de, ahirette de buna göre cennetin en yüce mertebelerine çıkıyor, yahut cehennemin en derinliklerine iniyor.</p>
<p>inşirah</p>
<p class="poweredbyperformancing">powered by <a href="http://performancing.com/firefox">performancing firefox</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/27/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/27/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/27/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/27/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/27/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=27&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/insan-nasil-ahsen-i-takvim-suretinde-yaratilmistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kuranda Allahın &#8220;biz&#8221; diyerek ifadelerde bulunması çokluğu ifade etmez mi?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/kuranda-allahin-biz-diyerek-ifadelerde-bulunmasi-coklugu-ifade-etmez-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/kuranda-allahin-biz-diyerek-ifadelerde-bulunmasi-coklugu-ifade-etmez-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2006 23:09:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/kuranda-allahin-biz-diyerek-ifadelerde-bulunmasi-coklugu-ifade-etmez-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Kuranda Allahın &#8220;biz&#8221; diyerek ifadelerde bulunması çokluğu ifade etmez mi?
Cevap:
Değerli Kardeşimiz;
Önce bir hususu belirtelim: Cenab-ı Hak Kur&#8217;ân-ı Kerimde, her zaman &#8220;ben&#8221; yerine &#8220;biz&#8221; diye hitap etmiyor. Âyetler hep bu şekilde sıralanmıyor. Yerine göre, &#8220;Ben&#8221;, mevzuunun gelişine, meselenin anlatılışına göre hitap tarzları da değişiyor.
Nitekim meallerini vereceğimiz şu âyet-i kerimelere dikkat edilirse bu husus açıkça görülür:
&#8220;Ey İsrailoğulları! [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=26&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kuranda Allahın &#8220;biz&#8221; diyerek ifadelerde bulunması çokluğu ifade etmez mi?</p>
<p>Cevap:<br />
Değerli Kardeşimiz;</p>
<p>Önce bir hususu belirtelim: Cenab-ı Hak Kur&#8217;ân-ı Kerimde, her zaman &#8220;ben&#8221; yerine &#8220;biz&#8221; diye hitap etmiyor. Âyetler hep bu şekilde sıralanmıyor. Yerine göre, &#8220;Ben&#8221;, mevzuunun gelişine, meselenin anlatılışına göre hitap tarzları da değişiyor.<span id="more-26"></span></p>
<p>Nitekim meallerini vereceğimiz şu âyet-i kerimelere dikkat edilirse bu husus açıkça görülür:<br />
&#8220;Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetlerimi hatırlayın ve son peygambere iman edeceğinize dair Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, Ben de size verdiğim sözü yerine getirip mükâfatınızı vereyim. Ve sadece Benden korkun.&#8221; 1</p>
<p>&#8220;Kullarım senden Beni sordukları vakit de ki, muhakkak Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da Benim davetime uysunlar. Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar.&#8221;2</p>
<p>&#8220;Bana dua edin, icabet edeyim.&#8221; 3</p>
<p>&#8220;Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım&#8221;4</p>
<p>Evet, sadece birkaç misal olması bakımından meallerini verdiğimiz bu âyetler gibi daha pek çok âyet-i kerimelerde Yüce Rabbimiz, kendi zâtından &#8220;Ben&#8221; mânâsına gelen zamirlerle ifade etmektedir. Bu âyetlere dikkat edilirse, &#8220;Bana verdiğiniz sözü&#8221;, &#8220;Kabul ederim&#8221;, &#8220;Beni sordukları vakit&#8221;, &#8220;Benden korkun&#8221; gibi ifadelerin doğrudan Cenab-ı Hakkın zâtıyla ilgili olduğu ve arada hiçbir vasıta kabul etmeyeceği görülür. İşte Allah&#8217;ın &#8220;Ben&#8221; diye hitap ettiği âyetlerin büyük ekseriyeti hep zâtıyla ilgilidir.</p>
<p>&#8220;Biz&#8221; diye hitap edilen âyet-i kerimelerde ise, umumiyetle arada bir vasıta vardır. Meselâ Kur&#8217;ân&#8217;ın indirildiğini haber veren bütün âyet-i kerimelerde &#8220;Biz indirdik&#8221; buyurulur. Bütün âyetler vahiy kanalıyla indirildiğine göre, burada Allah ile Peygamber (a.s.m.) arasındaki vasıta, bir melek olan Cebrail&#8217;dir (a.s.). Yine &#8220;Bulutla gölge yaptık&#8221;5 gibi âyetlerde işi yaptıran Allah, işi yapan &#8220;Allah&#8217;ın memurları&#8221; mesâbesindeki meleklerdir. Ancak burada, meleklerin &#8220;memur&#8221; olarak vasıflandırılmasını, insanların işlerini kolaylaştırmak için kullanma zorunda kaldıkları memurlarla kıyaslamaktan kaçınmak lâzımdır. İnsanlar acizliklerinden dolayı memur tutuyorlar; Cenab-ı Hak ise kâinatta hükmeden kudretinin icraatını ilân etmek, onlar vasıtasıyla azametini bildirmek için melekleri istihdam ediyor.</p>
<p>Zaten birçok müfessirimiz, bu çeşit âyet-i kerimelerde Cenab-ı Hakkın kendi azamet ve kudreti, ulûhiyet ve kibriyâsı ile hitap ettiğini bildirirler. Yâni Cenab-ı Hak, Esmâü&#8217;l-Hüsnâsı ve sıfatlarıyla birlikte hitap ederek, kendi büyüklüğünü ve celâlini bildirmektedir.<br />
Meselâ, &#8220;Kur&#8217;ân&#8217;ı kesinlikle Biz indirdik, elbette onu yine Biz koruyacağız&#8221;6 mealindeki âyet-i kerimenin metninde &#8220;biz&#8221; mânâsına gelen dört kelime vardır. Burada hem Cenab-ı Hakkın kibriya ve azametinin ifadesi bahis mevzuudur, hem de meselenin ehemmiyeti zamirlerle kuvvetlendirilmektedir.</p>
<p>Müfessir Ebu&#8217;s-Suûd Efendi, bu âyetin tefsirinde, &#8220;Biz azamet-i şânımız ve uluvv-i cenabımızla Kur&#8217;ân&#8217;ı indirdik&#8221; der.</p>
<p>Kevser Sûresinde geçen &#8220;Biz&#8221; mânâsına gelen &#8220;İnnâ&#8221;nın tefsirinde ise Fahrüddin Râzi, &#8220;buradaki &#8216;Biz&#8217;den murad, Cenab-ı Hakkın azametini göstermektir&#8221; der. &#8220;Çünkü Kevser&#8217;i Peygamber Efendimize (a.s.m.) hediye olarak veren, yerin ve göğün sahibi olan Cenab-ı Haktır. Hediye edilen şey de verenin büyüklüğüne göre bir kıymet ve azamet kazanır.&#8221;</p>
<p>Bediüzzaman, Bakara Sûresinin 34. âyetinin tefsirinde &#8220;Ben&#8221; mânâsına gelen &#8220;İnnî&#8221; ve &#8220;Biz dedik&#8221; mânâsına gelen &#8220;Kulnâ&#8221; kelimelerini ele alır ve şöyle der:<br />
&#8220;Cenab-ı Hakkın halk ve îcat fiilinde vasıtanın bulunmadığına, kelâm ve hitabında vasıtanın bulunduğuna işarettir.&#8221;</p>
<p>Devamında ise Nisa Sûresinin 105. âyetindeki &#8220;Biz&#8221; mânâsına gelen &#8220;nâ&#8221; zamirinin tefsirinde şu hususları dikkate verir:<br />
&#8220;Bu âyette azamete delalet eden &#8216;nâ&#8217; zamir-i cem&#8217;i vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi, &#8216;Allah&#8217;ın sana gösterdiği&#8217; mealindeki cümlede müfred hükmünde olan lafz-ı celâl mânâları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir.&#8221;7</p>
<p>O halde, Allah&#8217;ın bazı âyetlerde &#8220;Biz&#8221; diye hitap etmesinden, hâşâ, Cenab-ı Hakkın birden fazla olduğu akla gelmemelidir. Zaten gelmez de.<br />
Bazan biz de kendi yaptığımız bir işten bahsederken bile &#8220;Biz yaptık&#8221; demez miyiz?</p>
<p>1. Bakara Sûresi, 40-41.<br />
2. Bakara Sûresi, 186.<br />
3. Mü&#8217;minûn Sûresi, 60.<br />
4. Zâriyat Sûresi, 56.<br />
5. Bakara Sûresi, 57.<br />
6. Hicr Sûresi, 9.<br />
7. İşaratü&#8217;l-îcaz, s. 230.</p>
<p>www.sorularlaislamiyet.com</p>
<p class="poweredbyperformancing">powered by <a href="http://performancing.com/firefox">performancing firefox</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/26/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/26/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/26/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/26/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/26/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=26&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/20/kuranda-allahin-biz-diyerek-ifadelerde-bulunmasi-coklugu-ifade-etmez-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yehova Şahitleri kimdir ve inançları nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2006 18:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Budizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evangelizm]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep kavgaları]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonistler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[Vatikan]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yehova Şahitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yehovalar]]></category>
		<category><![CDATA[bethel]]></category>
		<category><![CDATA[krallık salonu]]></category>
		<category><![CDATA[yehova]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[İncil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[YEHOVA ŞAHİTLERİ KİMDİR?
Metin oldukça uzun olduğu için çıktı almak için aşağıdaki dosyaları bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB

yehova-sahitleri-kimdir doc formatında indir 107 KB
Önceleri Russel’ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931′den itibaren Yehova Şahitleri adı ile kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. Yehovalar Hristiyanların bir koludur. İncil’in içine kendilerine göre birtakım sözler sokmuşlardır ve çok sözleri de kendilerine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=16&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><h1><strong><strong>YEHOVA </strong>ŞAHİTLERİ KİMDİR?</strong></h1>
<p><strong>Metin oldukça uzun olduğu için çıktı almak için aşağıdaki dosyaları bilgisayarınıza indirebilirsiniz.</strong></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.pdf">yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB<br />
</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.doc">yehova-sahitleri-kimdir</a> doc formatında indir 107 KB</p>
<p>Önceleri Russel’ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931′den itibaren <strong>Yehova</strong> Şahitleri adı ile kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. <strong>Yehova</strong>lar Hristiyanların bir koludur. İncil’in içine kendilerine göre birtakım sözler sokmuşlardır ve çok sözleri de kendilerine göre açıklamışladır. Diğer hıristiyanlar bunlara çok kızmaktadırlar. Bu <strong>Yehova</strong>lar, Hz. İsa’dan 1931 sene kadar önce neredeydiler de isimlerini açıklamadılar?<span id="more-16"></span></p>
<p>Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’i kendi yaptıkları yeni tercümede, metnin içine <strong>200′den fazla <strong>Yehova</strong> </strong>adını katmışlardır. <strong><br />
</strong></p>
<h2><strong> Hiç mukaddes sayılan bir kitaba, kullar tarafından ek yapılır mı?</strong></h2>
<p>Demek ki bu kitap eksikmiş ki, içine 200 tane <strong>Yehova</strong> eklemişler. İçine sonradan ek yapılan bir kitap, nasıl, olur da mukaddes kitap olabilir?<br />
<strong><strong>Yehova</strong></strong>, Yahudilerde tanrının ismidir. Bizde ise Tanrının ismi, Allah’tır. İncil’in içine, 200 tane Yahudilerin tanrılarının ismini koymalarından, bunların Yahudiler tarafından Hıristiyanlığı bölmek için kurulan bir mezhep olduğu anlaşılmaktadır. <strong>Nitekim, her yerde Yahudileri desteklemektedirler.</strong></p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri teşkilâtı yöneticilerinin düşüncelerini yansıtan yorumlar ve görüşler, 1917-1928 yılları arasında 148 noktada değişiklik göstermiştir. Onların dünyevî krallıklarının kurulduğunu, kendi anlayış çerçeveleri içinde devletlerin ve hükümetlerin sonunun başladığını ilan ettikleri tarihler daima fiyasko ile neticelenmiştir.(261) İsa’nın kırallığının başladığı ve milletlerin, hükümetlerin sonu olduğunu iddia ettikleri tarihler, <strong>1914-1918-1925-1975</strong> tarihleridir.</p>
<p>Bu söyledikleri tarihlerde ne İsa’nın krallığı başladı, ne de diğer hükümetlerin sonu oldu. Hıristiyanlığın kutsal kitabı, 66 kitaptan ibarettir. Bunların 39′u aynı zamanda Yahudilerin de kutsal kitabıdır. Yahudiler 39 kitap dışında, hıristiyanlarca eklenen 27 kitabı kutsal saymazlar, reddederler. Onları uydurma olarak görürler. Bazı taraflarının yalan yanlış kendilerinden kopya edildiğini söylerler. Onların nazarında İsa ne <strong><strong>Yehova</strong></strong>’nın oğlu, ne de bir peygamberdir. Onu yalancılık ve sahtekârlıkla itham ederler.</p>
<p>Bu 66 kitap <strong>Yehova</strong> Şahitlerinin de temel mukaddes kitaplarıdır. Bundan yaptıkları yorumla, ve eklemelerle ayrı bir akım, ayrı bir Hıristiyanlık mezhebi şeklinde görünürler. Bazı Hıristiyan mezhepleri İsa’yı ilâhlaştırırlar ve bilinen teslis (baba-oğul-ruhul kudüs) içinde görürler. Katolik, Ortodoks ve Protestanlık da böyledir. <strong><strong>Yehova</strong> Şahitleri için ilâh <strong>Yehova</strong> olmakla beraber, onun yanında ilâha eşit olmayan fakat aynı zamanda onun oğlu olan insanüstü bir varlık yer almaktadır.</strong> <strong>Yehova</strong> Şahitlerine göre, İsa <strong>Yehova</strong>’nın sağında yer almıştır. Ve onun oğludur. Bu şekilde bile, İsa’yı ilâh olmaktan çıkarış, Katolik, Ortodoks ve bazı Protestanları kızdırmıştır.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri İsa’nın ikinci gelişi için 1914 tarihini öne sürmektedirler. Bu defa onun gelişini “Russel Takipçileri” durumunda olan <strong>Yehova</strong> Şahitlerinin göreceklerini iddia ettiler. İsa’nın bu gelişinin maddî gözle değil, ruhen olacağını ve ruhanî gözle görüleceğini ileri sürdüler. <strong>Yehova</strong> Şahitleri bunda da yanılmışlardır. Zira vahiy kitabının 1:6-7 cümleleri onu her gözün görebileceğini, Yuhanna’da günahkarların bile onu görebileceği anlatılmaktadır. (262) Bu da gösteriyor ki, <strong>Yehova</strong> Şahitleri Hıristiyan olduklarını iddia ettikleri halde, şu andaki hıristiyanların mukaddes kitabının emirlerine ters inanışlar da taşımaktadırlar.</p>
<p>Russel ve tarikatçılarına göre, zavallı İsa, dirildikten sonra hemen kral olmamıştır. O zaman krallık ehliyetini almış olduğu halde kral olabilmek için ta 1914′e kadar beklemeliydi. Nasıl ki zavallı fakir bir adam, şoförlük ehliyetini alır ama parası olmadığı için bir oto satın alamaz ve muayyen parayı kazanıncaya kadar ehliyet cebinde olduğu halde beklemelidir. İşte böylece de zavallı fakir (haşa Allah(!) İsa’ya krallık ehliyeti verdiği halde, krallığı yürütecek kudrette değildi, ta <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin kurulacakları zamana kadar beklemeliydi. İşte tam o zaman zenginleşen baba, İsa Mesih’i krallık ehliyetini kullanmak üzere tahta geçen kral yapmıştır! Eğer bu hususta “Allah Hak Olsun” adlı kitabın 17. bölümüne ve 13 ve 14. paragraflarına bakarsanız, bu çeşit bir saçma iddiayı şaşkınlıkla görürsünüz. Ama öbür taraftan, bu konuda Hıristiyanlığın kutsal kitabı ne diyor? Rab İsa, 1914′te mi krallığı aldı? O tarihte mi krallığı kullanmaya başladı? Yoksa mezara ve ölüme dirilişiyle bu zaferinden hemen sonra babasının (Hristiyanlığa göre tanrının) sağına, göğe gider gitmez mi krallığını kullanmaya başladı (262-a) <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin bu konudaki yorumlarının, Hıristiyanlık kutsal kitabına uymadığı yine bu kitaptan deliller göstererek açıklamaya çalışılmakta ve Efesos 1.120-22, Matta, 28:18, Vahiy 17:14, Vahiy 19:16 ve diğer kitaplardan alınan cümlelerle <strong>Yehova</strong> Şahitleri bu noktada tekzip edilmektedir. (263)</p>
<p><strong><strong>Yehova</strong> Şahitleri diğer Hıristiyan mezhep ve tarikatları gibi asli suç inancına sımsıkı sarılmışlar, onu bütün anlamıyla benimsemişlerdir.</strong> Onlara göre insan, Adem ve Havva’nın cennette işledikleri yasak meyveyi yeme, şeytana uyuş ve Tanrı’ya itaatsizlik yüzünden cennetten suçlu olarak kovulmuş ve bu sebeple ölüme mahkûm olmuştur. Böylece, soya çekimle bütün insanlar bu suçu taşımaktadırlar. İnsan kendi gücü ile bu suçtan kurtulamaz. Ancak Tanrı, yani onlara göre <strong><strong>Yehova</strong>, oğlu İsa’yı, insanları bu suçtan kurtarmak için gönderir ve işkence ile yine insanlar tarafından haç şeklinde tahtaya çivilenir, ölür.</strong> Böylece kendisini insanlığı kurtarmak için güya fidye yapar. İnsanlar İsa’yı öldürdüğü halde, yani yeni bir suç işlediği halde önceki aslî suçundan bu fidye ile kurtulmuştur. Bu kadar saçmalık olur mu hiç?<br />
Nasıl olur da bir insanın suçunu bütün insanlar çekebilir?<br />
Yani Adem (a.s)’ın suçunu nasıl bütün insanlar çekebilir?<br />
Diğer insanların ne suçu var, bu bir haksızlık, adaletsizlik değil mi? Hiç Allah olan adaletsizlik yapar mı?<br />
İnsanlar günahkâr olarak dünyaya geliyormuş. Hiçbir şeye aklı ermeyen zavallı çocuğun ne günahı olabilir de, günahkâr olarak dünyaya geliyor?<br />
Yoksa anasının karnında mı suç işledi? Diyelim ki soya çekimle Hz. Adem’in suçundan dolayı bütün insanlar suçlu olsun, bütün insanların suçunu affetmek için niçin bir kişiyi cezalandırsın?<br />
Bütün insanları cezalandırması gerekmez miydi?<br />
Asılanın suçu ne idi?<br />
Hem de Tanrı <strong>Yehova</strong>, oğlu İsa’yı çarmıha gerdiriyor, insanların suçunun keffareti için. Tanrının insanların suçunu affetmesi için mutlaka birini mi çarmıha germesi lâzımdı? Bütün insanları affettim demekle, affedemez miydi? İsa’yı aslî suçlu olarak kabul etmiyorlar.<br />
O zaman nasıl olur da asli suçu olmayanı Tanrı asabiliyor?<br />
Bu bir adaletsizlik değil mi? Nasıl olur da bir Tanrı, oğul evlat edinir?<br />
Ne ihtiyacı var ki evlada?<br />
Hiç bu kadar saçmalık, beyinsizlik olur mu Allah’ım?<br />
Tanrı çarmıha gerecek birini bulamamış da, günahsız olan oğlunu mu asmış?<br />
Oğlunun acı çekmesine niçin müsaade etmiş?<br />
Oğul edinmek isteyen bir tanrı, hemen bir oğul meydana getiremez miydi de, 9 ay aciz bir kadının karnında oğlunu tuttu? Aciz miydi ki hemen yaratamadı?<br />
Bu kadar büyük saçmalık olur mu?<br />
Üstelik bir kısım insanlar (onlara göre) İsa’yı çarmıha gererek işkence ile öldürmüşlerdir. Peki, Tanrı bu yeni suç ve cinayetle insanların aslî suçunu nasıl bağışlamış oluyor?<br />
Bu türlü dolaylı işlemlerin lüzumunu tahlil edip açıklamıyorlar, dolayısı ile çelişkiler içinde bocalamaktadırlar.</p>
<p><strong>Hıristiyanların kiliselerine karşı <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin de hem bethel, Tanrı evi, hem de krallık salonu vardır.</strong> Onlarda toplantılar dua ile başlar, dua ile sonuçlanır. Hatta kendilerine mahsus ilahileri, şarkıları da vardır. Müslümanlara inançlarını aşılamak isteyen <strong>Yehova</strong> Şahitleri, bu Hristiyan yönlerini gizler, kiliseye gidilmediğini söyler ve çok zaman <strong><strong>Yehova</strong> yerine Müslümanlara cana yakın gelmesi için “Allah” ve diğer İslâmi terimleri kullanırlar.</strong></p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri merkez teşkilatı, Hıristiyanlık kutsal kitabını (İncil’i) kendilerine göre yorumlarlar. İncillerinde cennet inancı olduğu ve orada evlilik, zürriyet, tenasül gibi hususlar olmadığı halde, onlar cennetin yeryüzünde (dünyada) olacağına İsa’nın orada krallığına ve 144 bin seçkin Yahudinin orada yönetileceğine, dünya cennetinde maddî, bedenî bir hayat yaşanacağına, çoluk çocuk sahibi olunacağına inanırlar. Ruhun varlığına ve ölmezliğine inanmazlar.<strong> </strong></p>
<p><strong>Şimdi bunlar İncil’e inandıkları halde niçin İncil’in içindeki ayetlere karşı geliyorlar? Zaten İncil’lerin içindekilerin çoğu da doğru değil. Çünkü İncil doğru olsa idi, bir tane İncil olurdu. Halbuki dört tane İncil var</strong>. Onların da içindekiler birbirini tutmuyor (İleride buna da temas edeceğiz.) İndilerde cennet var diyor; bunlar cennet yoktur, ancak bu dünyada vardır diyorlar. Orada evlilik, çoluk çocuk yoktur deniyor, bunlar vardır diyorlar. Hıristiyansa bunlar nasıl Hristiyan ki İncil’in dediğine inanmıyor. Yok Hristiyan değil yeni bir din kurdularsa peygamberleri kim bunların? Cennet bu dünyada olacakmış, hem de bu maddî bedenle. Bu kadar saçmalık ve dünya ilminden habersizlik olur mu?</p>
<p>Çünkü, bütün dünya insanları kabul ediyorlar ki bu dünya fanidir. Bütün madde yok olmaktadır. Güneş enerjisi bitmektedir. Güneş dakikada binlerce ton parçalanıp, toz haline geldikten sonra yok olmaktadır. Yani, bu dünyanın mutlaka birgün yok olacağını herkes kabul ettiği halde, nasıl oluyor da bunlar, <strong>“Cennet bu dünyada olacak” diyorlar?</strong></p>
<p><strong><br />
Ruha inanmıyorlarmış. </strong></p>
<p>Acaba kendi varlıklarına inanıyorlar mı ki, bu kadar saçmalıkları söylüyorlar? Ruhun varlığının ispatını kitapta daha önce yapmıştık, oradan okuyun. Eski ve yeni Ahiti benimser göründükleri birçok yerde inançları için delilleri merkez teşkilatlarının yorumlarıyla getirdikleri, eski ve yeni Ahit kitaplarının Allah tarafından yazdırıldığını ileri sürdükleri halde, Tevrat’ta açık şekilde belirtilmiş pesah (mayasız ekmek) bayramını,<br />
sünnet olmayı, domuz eti yememeyi ve (on emirde yer alan) cumartesi gününü istirahatla geçirme gibi esasları benimsemezler.<br />
İsa bunları değiştirmiş midir?<br />
Neden?<br />
Nasıl?<br />
Bunlara cevap veremezler. Tevrat’taki cumartesi günü ateş yakmama buyruğuna uymazlar.<br />
Fakat kan nakline, kan vermeye engel olmak için yorumlara girişir, bunun yasaklandığını iddia ederler. Bazı Hıristiyan mezheplerinde olduğu gibi, mabette (ibadet edilecek yerde) resim, heykel, haç, mum yakma, tesbih, Tanrının resmini yapma adetlerine karşıdırlar. Kiliselerinin altınla, rahiplerin süslü elbiseler içinde olmasına da karşıdırlar. “İsa’nın ve havarilerin özel kıyafetleri yoktur” derler. Hıristiyanlık kutsal kitabından aldıkları bazı sözleri ve levhaları duvarlara asarlar.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin ahlak ilkeleri, Musa’nın on emri ve Hıristiyanlık kutsal kitabının bazı cümlelerinden gelmektedir. Üçleme (teslis anlayışları), bazı Hıristiyan mezheplerinden farklı olmakla beraber tamamen reddetmemektedirler. İsa, Allah’ın sağında duran, onun ruh verdiği mümtaz oğludur. Allah’ın hiç sağı solu olur mu? Bu Allah’a mekan tayin etmektir. Halbuki, Allah mekândan münezzehtir. Mekan, sağ, sol, ancak yaratıklar için söz konusudur. Teslisleri Allah (baba) yaratıcı, İsa (oğul) kurtarıcı, kutsal ruh (takdis edici kuvvet) oluyor ve bu kutsal ruh insana, vaftizle <strong>Yehova</strong>’dan (tanrıdan) çıkıp geliyor. Vaftiz mayolarla ve yarı çıplak, topluca suya dua ile girmek demektir. Vaftiz, temel ayindir. Vaftiz, ölüm demektir. Suya batan insan, önceki hayatında ölüp yeni hayatına başlıyor. Bazı Hıristiyan ilahiyatçıları, “İnsanın hakiki ilahî hayatı o andan itibaren başlıyor” diyorlar.</p>
<p>“Tevrat’ta, Tanah’ta poligami (çok evlilik) oluşuna <strong>Yehova</strong> müsaade etti” diyorlar. Fakat İsa müsaade etmiyor diyerek bir çelişmeye düşüp, İsa’nın tek evliliği istediğini ileri sürüyor ve evlenmeyi dini bir anlamda kabul ediyorlar” (264). Güya inandıkları kitabın, işine gelmeyen yerlerini değiştiriyorlar. <strong>Yehova</strong>’nın (tanrının) müsaade ettiği bir emri nasıl olur da bir peygamber olan İsa kaldırabiliyor?</p>
<p>Peygamber İsa (<strong>Yehova</strong>’nın oğlu), böylece Tanrıya (babasına) karşı gelmiş olmuyor mu? Ayrıca mukaddes dedikleri kitabın içindekileri nasıl değiştirebiliyorlar? <strong>Yehova</strong>lar ilmî hakikatlere karşı gelirler. İlmî hakikatleri kendilerine göre açıklamaya çalışırlar. İlmî hakikatlere karşı çıkanlara ne demeli? Bunlara, gerici yobaz, ahmak demek gerekmez mi?</p>
<p>Zamanımızda faaliyetlerini arttıran <strong>Yehova</strong> Şahitleri bilhassa şu propaganda üzerinde durmaktadırlar. <strong>Yakında mutlaka İsa’nın meydana çıkışı ve Armagedon son savaşı vukuu bulacaktır. Bu savaşta İsa’ya, Hıristiyanlığa karşı olanların dünyevi güçleriyle, 1000 yıllık hükümetin hükümdarı (İsa) karşı karşıya gelecektir. Kim <strong>Yehova</strong>’ya olan inancını bildirip yayarsa, uzun zaman yaşamaya devam edecek ve.böylece bir kimse 1000 yıllık hükümetin imtihanını kazanırsa, bir insanî mükemmeliyet içinde ebedî hayata ve cennet olan dünyaya (Yeni dünyaya) girebilecektir.</strong> <strong>Yehova</strong> Şahitleri hali hazırda kurmuş oldukları örgüte (Yeni Dünya Derneği) dedikleri gibi ayrıca ilerideki kuruluşa da (Yeni Dünya Derneği) demektedirler.</p>
<p>Yesus Kritus (İsa Mesih) dünyaya gelmiş. Tanrı <strong>Yehova</strong> onu ruhanî bakımdan tekrar diriltmiştir ve onu 1874-1914′den itibaren görünmez teokratik organizasyonun kralı, başkanı yapmıştır. İsa Mesih’in dünyaya geldiğini kim söyledi bunlara? Hıristiyanların diğer mezhepleri İsa Mesih’in şimdi indiğini acaba kabul etmekte midirler?<br />
Niçin görünmez bir devletin kralı, görünen bir devletin kralı olmuyor?<br />
Çünkü böyle bir şey yok da ondan. Acaba kendileri görüyorlar mı? Kendileri de görmüyorlarsa nasıl inanıyorlar?<br />
Kendi inançlarına göre İsa çarmıha gerilirken görünüyordu da niçin şimdi gözükmüyor?<br />
(İslâm dininde İsa (a.s) çarmıha gerilmemiştir. İsa’ya benzeyen birini çarmıha germişlerdir. İsa’yı (a.s) Allah Teala göğe çekmiştir.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v) yalancılıkla ve Kur’an’ı batıl, asılsız olarak itham ederler. “İncil’de ne eksiklik var da Kur’an gelmiştir” derler. Biz de onlara: “Zebur’da ne eksiklik vardı da Tevrat geldi, Tevrat’ta ne eksiklik vardı da İncil geldi?” dersek, acaba ne cevap vereceklerdir?<br />
Elbette süt dökmüş kedi gibi susacaklar veya kendilerine göre saçma sapan açıklamalar yapacaklardır.</p>
<p><strong>“<strong>Yehova</strong> Şahitleri kitap, dergi ve broşürlerinde İsrail’i, Yahudiliği överek onun yedi şamdanını (menora) tekrar tekrar resimleriyle ele alması ve bu siyon adını teşkilatın ve derginin ilk günlerinde başlık olarak kullanması ve sık sık kapak arkalarında renkli İsrail haritaları vermesi ve İsrail’i tarih ve ülkesiyle övmeye ve ona saygılı davranmaya sevketmesi, <strong>Yehova</strong> Şahitleri merkez teşkilatının arkasında Yahudi desteği, etkisi ve malî yardımı olduğuna dair şüpheler uyandırmıştır. Yıllıklarında başbakan yardımcılarının İsrail’i, Arap memleketlerinin yenilgisinden sonra ziyareti ve İsrail’in muzaffer durumunu övmesi, üzerinde ibretle düşünmeyi gerektirir.” (265)</strong></p>
<p>Ahmet Kahraman, “Dinler Tarihi” adlı kitabında bu düşünceyi şöyle belirtiyor: “Hıristiyanlık ve Yahudilik”, “<strong>Yehova</strong> Şahitleri” adı altında bugün faaliyet göstermektedirler. Kendilerini Hz. İsa’ya nisbet edilen İncil’in telkin ettiği saf Hıristiyanlığın müdafii olarak takdim eden ve çeşitli kombinezonlarla gençleri, bilhasa din yönünden aydınlatılmamış nesilleri kandırma yollarını arayarak, <strong>Yahudi zihniyetine hizmet ettirme gayesini güden bu mezhep, Yahudi teşkilatından başka bir şey değildir… En geniş faaliyet sahalarından bir tanesi de Türkiye’dir.</strong></p>
<p>(261) <strong>Yehova</strong> Şahitleri &#8211; Doç. Dr. Hikmet Tanyu.<br />
(262) Aynı Eser. (262-a) Aynı eser.<br />
(263)/Aynı Eser.<br />
(264) Aynı Eser.<br />
(266-a)<br />
(265) Aynı Eser.</p>
<h2><strong><strong>Yehova</strong> ŞAHİTLERİNİN PSİKOLOJİK USULLERİ VE TELKİN METODU:</strong></h2>
<p>1 — Dünyadan ve insanlıktan ümitsizliğe uğratmak, savaş, yer sarsıntısı, sel baskını, kıtlık, hastalık, hatta hava kirlenmesi üzerinde durarak, insanın bunlarla cezalandırıldığı veya insanın bunları düzenleyemeyeceği telkinini yapmak, kendileri dışında mevcut dinleri, manevî idealleri, partileri, hukukî nizamı kötüleyerek, manevî bir buhran, zihnî bir bezginlik, ümitsizlik telkin etmek.</p>
<p>2 — Korku içinde bırakmak. Yakında ölüneceği, <strong>Yehova</strong> Şahidi olmayanlar için ise kıyamet ve felaket geleceği-</p>
<p>3 — Biricik kurtuluş ümidinin ve gerçek yönün kendilerinde olduğunu telkin.</p>
<p>4 — Avlanan insanları grup, kitle psikolojisinden faydalanmak üzere, kızlı, kadınlı dinî toplantılara götürüp, konuşmaların, tanışmaların manevî havasından faydalanmak.</p>
<p>5 — Devamlı, sürekli konuşma, telkin. Ses tonunu değiştirme (sesi alçaltıp, yükseltme). Birkaç dakika birisinin konuşması, sonra diğerinin devam etmesi.</p>
<p>6 — Devamlı, sürekli okutma, aynı inançla ilgili yeni yayınların arkasını kesmeden vermek ve onları okutmaya çalışma. Böylece hem sözlü, hem okumalı telkine tâbi tutma.</p>
<p>(266-a) Ahmet Kahraman &#8211; Dinler Tarihi.</p>
<p>7 — Hıristiyanlık kutsal kitabını mantıkî tahlil ve muhakeme. Ondaki tutmazlık ve çelişmeleri göstermeden, çok zaman teviller ve onun pürüzlerinden sapmalarla işi değiştirme ve diğer dinleri ciddi bir inceleme okuma ve mukayese etme faaliyeti, emeği olmadan tek taraflı bir ezbercilik faaliyetine sevketme.</p>
<p>8 — Dünya çapında bir kuvvete ve çokluğa, örgüte dayanma ve mensubiyetle övünme, güvenme, kendine önem verme, verdirme ve bu gibi durumlar.</p>
<p>9 — Aktif, aksiyoner veya eylemci bir hale, bir robot haline gelme ve getirilme, vaiz öncü yapılma.</p>
<p>10 — Yabancı memleketlere seyahat ve temas imkânları. Kongrelerin, toplantıların havasından telkin altında kalış.</p>
<p>11 — <strong>Yehova</strong> Şahidi kadınlarla evlendirme metodu veya kadınları <strong>Yehova</strong> Şahidi erkeklerle evledirme usulü.</p>
<p>12 — İş ve menfaat sağlama, aylık alma vesair imkânlarla kendilerine çekme.</p>
<p>13 — Bir çevre temini veya tesisi, yeni dostluklar, arkadaşlar edinme psikolojisi.</p>
<p>14 — Maddî, cinsî menfaat, bu türlü arkadaşlıklar kurma ve örgüte girme suretiyle zevk temin etmek.</p>
<p>15 — Bilhassa Türkiye’de İslâmî bilgisi olmayan, imanı, inancı zayıf, geniş tahsili bulunmayan insanlar üzerinde çalışma, onlara ciddi ve gerçekmiş gibi, hayatlarında roman ve hikâyeden, gazete ve resimli romanlardan başka birşey okumamış olanlara önem vererek kendi telkinlerini, verdikleri kitapları, dergileri hazmettirme. Onları hipnotize edilmiş bir hale getirme.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitlerinin vaizleri, öncüleri ve daha ileri mevkideki adamları bu konuşma ve tartışmalarda sakin kalmak, sinirlenmemek, kızmamak gibi alışkanlıklarla yetiştirilirler. Görüştükleri kimse onları kovsa bile, kavgaya mahal vermeden uzaklaşmak hususunda emir aldıkları için ses çıkarmazlar ve kendilerini istemeyenlere “keçiler” diyerek, onları inatçılıkla (içlerinde ve kendi aralarında) küçümserler.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahidi örgütünün propagandacıları, kendisinden kitap ve dergi almak isteyenlere hatta bunları, kendilerini incelemek için olsa bile aldırış etmezler, yeter ki kendileriyle konuşulsun ve yayınlarından alınsın. Onlar er-geç kendi telkin kabiliyetlerine ve bu telkin metodunun başarı kazanacağına inanırlar.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin öncüleri, müjdecileri ve vaazla, daha doğrusu propaganda ile görevlileri çok metodlu, planlı çalışmaktadırlar.</p>
<p><strong>Ellerinde geniş bölge haritaları ve vaazda, telkinde bulunacakları kimselerin adları yazılı liste vardır. O günkü konuşmanın planını hazırlamak ilk işleridir. Bunu ufak bir pusula üzerinde yaparlar.</strong> Vaaz verirken arada bir durup karşıdaki şahsı inceler, bazan ona konuşma, soru sorma fırsatı vererek yine kendi bildikleri konuya dönerek vaaza devam ederler.</p>
<p>Kıyafetleri, giyimleri, temiz ve tertiplidir. Bununla da karşıdakine tesire çalışırlar. Vaazlarını denetleyen müfettişlerin veya bir üst dereceli dernek mensuplarının ellerinde matbu veya teksir makinesinde yazılmış veya daktilo makinasıyla düzenlenmiş, öğrenci karnesi gibi kağıtlara konuşma, telkin ve diğer hususlarda iyi, orta gibi notlar verirler. Kurnaz, işini bilir bir propagandacı olarak adamlarını yetiştirmeye çalışırlar. Bilhassa genç kız ve kadınların yardımından faydalanırlar. Umumiyetle bir kadın ve bir erkek veya iki kadın birlikte giderek propaganda yaparlar, tekrar görüşmek için &#8211; umumiyetle bir hatfa sonra- söz almaya çalışırlar. (266)</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin kurucusu Charles Taze Russel’in (1852-1916) ahlakî karakteri: Maria Francis, 1879′da evlendiği Russel’i kendini beğenmişlik, bencillik ve kadınlara düşkünlük, ahlâksızlık iddiasıyla mahkemeye verdi ve Russel, mahkeme önünde evlatlık kızı Roz Boll ile olan cinsî münasebetlerini alenen itiraf etti. Russel mahkûm oldu. Fakat mahkeme kararına uymayarak karısına nafaka ödemediğinden, tekrar muhakeme edilerek aleyhte bir hüküm giydi.</p>
<p>Russel ahlâksız olduğu kadar büyük bir yalancı idi. Kendisini etrafındakilere, “Çok saygı değer çoban” olarak tanıttığını gören Protestan Baptist kilisesi üyesi, söylevci C. Ross, Russel’in sahte bir çoban olduğunu ileri sürerek, “Some facts about the selfstyled Pastor Charles T. Russel”, “Kendisine vaiz süsü vermek isteyen Russel hakkında bazı gerçekler” adlı broşürünü yayınladı. Russel buna karşı çıkarak, C. Ross’u mahkemeye verdi. Mahkemede avukatın bir sorusuna karşılık Russel, Yunanca bildiğini ileri sürerek yemin edince, avukat kendisine Yunanca bir İncil uzatarak okumasını söyledi, fakat okuyamayınca mahkemece “yalan yere yemin eden biri” olarak ilan edildi. Daha sonra, kendisinin başka din adamları tarafından takdis edilmiş, “çok saygı değer çoban” olduğunu söyleyince isbatı istenmiş, zor durumda kaldığından, kendisinin hiçbir din adamı tarafından takdis edilmemiş olduğunu itiraf etmeye mecbur olmuş, böylece mahkeme onun bir “yalancı” olduğuna dair hüküm vermiştir.” (Bak. Martin and Klann adlı eserin 18-22. sayfalarına).</p>
<p>Russel, yine satışa çıkardığı bir buğdayın az miktarının bile çok fazla ürün vereceğini, bu buğdayın mucizeli olduğunu ilan etti. Buğdayın içindeki büyük mucizeye inanan safdil, bilgisiz kimseler bunun bir avucunu 60 dolara satın alarak ektiler. Fakat, doğru dürüst bir mahsul alınmayınca dolandırıldığını anlayan halk tarafından mahkemeye verildi Mucizevî olduğu reklam edilen buğdayın diğer buğdaydan hiç bir farkı olmadığını mahkeme huzurunda itiraf etti ve tekrar mahkum oldu. (Bu olay ansiklopedilere de geçmiştir.)</p>
<p>Yine Çin ve Japonya’ya yaptığı seyahat sonunda oralarda ilk misyoner teşkilatını kurduğunu söylediğinden, kiliseler ve diğer ilgililer tarafından tekrar mahkemeye verildi. “Yalan yere propaganda eden” bir kişi olarak bu davada tescili yapıldı.</p>
<p>31 Ekim 1916′da ölen Russel daima kullandığı, “Şimdi yaşayan milyonlarca kişi hiçbir zaman ölümü görmeyecektir” sloganına rağmen, ölümü görmüş ve cehennemin gayyasına yuvarlanmış gitmiştir.</p>
<p>Şimdi Hıristiyanların amentüsüne bir göz atalım: Müslümanların amentüsünün Hz. Peygamber tarafından öğretilmesine rağmen, Hıristiyanların amentüsü Hz. İsa tarafından değil, çok daha sonra gelen Hıristiyan din alimleri tarafından meydana getirilmiştir. Nasıl olur da bir dinin amentüsünü peygamber değil de, insanlar hazırlayabilir? Peygamber İsa niçin hazırlamamış? Gelelim amentülerine:</p>
<p>1 — Ben, yeri ve göğü yaratan herşeye kadir, baba Tanrıya inanırım. Tanrı için kullanılan “baba” tabiri çok alçaltıcıdır. Zira, insan cemiyetinde, kötü hatıra bırakan aile babaları vardır. Aynı zamanda baba terimi (sözü) cinsel ilişkileri hatırlatır. Baba da öleceği için ölümü düşündürür; yani Tanrı’nın öleceğini düşündürür. Mirası düşündürür.</p>
<p>2 — Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’ya inanırım. Mecazî ve temsilî manada bile olsa, hem eski Ahid ve hem de yeni Ahid’de (Ahid, kitapların ismi) İsa’dan başka insanlar için “Tanrı’nın oğlu” tabiri kullanılmıştır. Bu ise “Biricik oğul” tabiri ile tezat halindedir. Luka’ya göre (3/38), Adem (a.s) Tanrının oğludur. “Seignur” kelimesinden, İsa’nın Tanrı oğlu, yani ulûhiyyete iştirak ettiği anlaşılıyor ki bu da Allah’ın birliğine zıt düşmektedir.(268)</p>
<p>3 — Ruhu-1 Kudüs’ten gebe kalınana inanırım. Ruhu-1 Kudüs’ün gösterdiği fonksiyondan, onun Tanrı için bir alet olduğu görünümü çıkıyor. Amil ile alet aynı şey olamaz. Bu ruhu ulûhiyyete ortak koşmak, ilahî birliğe ters düşer. Kur’an-ı Kerim (17-85) “ruh” kelimesinin emir manasına geldiğini beyan eder. Allah kendi emriyle, İsa’yı babasız yarattı. Bu durum fevkaladedir. Ve ilahî bir mucizedir. Diğer taraftan, Hz. Adem’in yaratılışında bir anne de söz konusu değildir. Onun ulûhiyyete ortak olmaksızın, fevkalade yaratılışı daha da üstün bir mucize idi.</p>
<p>4 — Ve bakire Meryem’den doğana inanırım. Şayet Tanrı bir bakireden bir çocuk doğurtursa, bu çocuğa değil, bizzat Tanrı’ya tapınılma gereğini ortaya koyar.</p>
<p>5-6 — Onun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne inanırım. Doğum, işkence, ölüm ve defnedilmek insanla ilgili özelliklerdir. Tanrı’nın özellikleri değildir. Şayet Hz. İsa’nın, aynı anda ilahî ve insanî olmak üzere iki hüviyete sahip olduğu ve onun insanî hüviyetiyle öldüğü söylenirse, bu dahi anlaşmazlıklara sebep olur.</p>
<p>7 — Cehennemlere indiğine inanırım. Cehennem günahkârların yeridir. Acaba İsa oraya niçin gitti ve bize oradaki acaip olaylar hakkında niçin bilgi verdi? Bir cezadan kurtarmak için mi? Allah suçluları affetmesi için bir masumu (günahsızı) cezalandırmaz. Günahkârları çıkarmak için, Hz. İsa niçin üç gün cehennemde kalsın? Hapishanenin kapısını açmak yeterli idi. Kaldı ki, İsa’nın oradan ayrılışından sonra gelecek günahkârların durumu ne olacaktı?</p>
<p>8 — Üçüncü gün tekrar canlandığına inanırım. Herhangi birşeyi yapmaya muktedir olmadan cehennemlere ölü olarak inişi, hiçbir işe yaramayacaktı.</p>
<p>9 — Göklere çıkıp, kadir olan baba Tanrı’nın sağına oturduğuna inanırım. Bu maddeye göre İsa, Tanrı’nın sağına oturduğu için, o (İsa) Tanrı’dan farklıdır. Zira birisinin, kendi kendisinin sağına oturması mümkün değildir. Şayet İsa, yeryüzünde insan olup, gökte de insan kalırsa o halde ne zaman Tanrı oluyor?</p>
<p>10 — Oradan gelip ölüleri ve dirileri hesaba çekeceğine inanırım. Şüphesiz ölüler, tekrar dirildikten sonra muhakeme edilirler. Fakat, yaşayanları hesaba çekmek acelecilik olmuyor mu? Zira onların hayatı henüz bitmediğinden, çok sayıda iyi veya kötü hareketlerde bulunma imkanına sahiptirler.</p>
<p>11 — Ruhu-1 Kudüs’e inanırım.</p>
<p>12 — Mukaddes Katolik kilisesine inanırım. Tarih, kilisenin temel noktalarda bile görüş değiştirdiğini göstermiştir. Bu nedenle kilise dahi kesin ve mükemmel değildir.</p>
<p>13 — Azizlerin cemaatine inanırım Azizler günahkârları kurtarmazlar. Allah istediğini cezalandırma</p>
<p>veya affetme konusunda kesinlikle hürdür. Şayet “communition” “uluhiyyete iştirak” düşüncesiyle, biraz şarap içmek ve biraz ekmek yemek ameliyesine ihtiyaç duyuluyorsa, bu ilahi birliğin hiç bir şekilde müsamaha etmeyeceği bir şirk koşma çeşididir.</p>
<p>14 — Günahların affedileceğine inanırım. Günahların affı, tövbe ve ilahî rahmet neticesinde olur. Bir masumun cezalandırılmasından değil. Velev ki Tanrı’nın oğlu olsun. Hıristiyan amentüsü metninin dışında İsa, Yeni Ahid’in hiçbir yerinde “Ben tanrıyım” demiyor. Bilakis tam zıddını söylüyor. Meselâ, Matta 12, 18′de şöyle diyor: “İşte benim seçtiğim kulum”. Tanrının bu sözünü söyleyerek bunu kendisine tatbik eden İsa, Tanrı’nın kulu ve kölesi ol maktan gurur duymaktadır. Yine Matta 24/36 ve Markos 13,32′ye göre, dünyanın sonu ne zaman gelecek sorusuna, İsa şöyle cevap verir. “Fakat o gün saat hakkında ne göklerin melekleri, ne de oğul, yalnız Babadan başka kimse bir şey bilmez.” Aynı şekilde Yuhanna 5/19′a şöyle denmektedir: “Doğrusu ve doğrusu size derim: Babanın yapmakta olduğunu gördüğü şeyden başka, oğul kendiliğinden birşey yapamaz, Çünkü, o ne yaparsa, oğul da onları öylece yapar.” İsa Tanrı olmadığını, fakat onda fenafîllah olduğunu, açıkça söylemektedir. (269) Ayrıca, aşağıdaki İncil ayetlerinde İsa için, “Ebul insan” denilmektedir.<br />
Matta İncili Bab 8 Ayet 20 ” ” 9 ” 6 ” “.”‘ 13 ” 37</p>
<p>” ” 16 ” 27-28 <strong>” ” 17 “21</strong></p>
<p>” ” 18 ” 11</p>
<p>269)Aynı Eser</p>
<p>” ” 19 ” 28</p>
<p>„ <strong>M</strong> 20 „ <strong>18</strong></p>
<p>” ” 24 ” 28,30,37,40,45</p>
<p><em>” </em>” 25 ” 13,31</p>
<p>” ” 26 ” 21,24</p>
<p>Markos ” 8 ” 32,38</p>
<p>‘’ ” 9 ” 9, 112,31 (270)</p>
<p>15 —Vücudun tekrar canlanacağına inanırım.</p>
<p>16 — Ebedî hayata inanırım.</p>
<h2><strong>İNCİL’İN DİLİ</strong></h2>
<p>Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete mensuptu. İncil’i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da gönderilmiştir. Halbuki, elde bulunan bugünkü en eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır. İçinde bazı Aramice kelimeler vardır. (271) İnsan bunu okuyunca, neredeyse İsa (a.s)’ı Yunanlı kabul etmesi geliyor içinden. Ama ne Hz. İsa Yunanlı, ne de onun konuştuğu lisan Yunanca idi. O, ancak peygamber yatağı diyebileceğimiz Asya kıtasında doğmuş ve kendisine burada vazife verilmiştir. Meram ve isteklerini kavmine bildirmesi de ancak kavminin konuştuğu lisanla konuşması ile mümkün olabilir. Yoksa onlara anlatmak imkansızlaşır. Renan’ın da bildirdiği gibi, küçük bir kasaba olan ve memleketinin dışında pek fazla bir yer görmeyen Nasıra halkına, Allah’ın Yunanca hitap etmesi, Hakkari dağlarındaki bir çobana Japonca hitap etmek kadar abes ve çirkindir.</p>
<p>Biz, Allah’ı böyle bir küçüklükten uzak görürüz. Keza, bu kitaplarda Aramice birkaç cümlenin bulunması bu kitapların Yunanca değil de, Hz. İsa’nın konuştuğu lisan üzere olduklarını gösterir. Fakat bugün elde bu lisanda bir İncil’in bulunmaması insanı düşündürüyor ve ister istemez bu kitabın aslının kaybolduğu kanaatine vardırıyor.</p>
<p>Bugünkü İnciller’in bu kusurunu örtbas etmek için mutaassıp Hıristiyan yazarlar, İsa zamanında Yunancanın umumi olarak kullanıldığını ileri sürerler. Fakat bunun birçok bakımdan hatalı olduğunu izah etmeden önce şunu söyleyelim ki, Hıristiyan yazar ve aynı zamanda eski bir papaz olan E. Renan bu fikir hakkında şöyle der: Yahudiler Yunanca konuşmuyordu, konuşanı da ayıpladıkları gibi ondan domuzdan kaçar gibi kaçarlardı. Yahudilikte domuzun haram olduğunu göz önüne alırsak, Yahudilerin bunlara karşı nasıl hareket ettiği kolayca ortaya çıkar. Tarihte önemli mevkileri olan milletler dillerinden vazgeçmezler. Yahudiler gerçekten çok önemli bir kavimdir. Hangi durum ve şart altında olursa olsun Yahudi daima kendisini efendi, başka milletlere mensup olan kimseleri de aşağılık görür. Zira bu dinlerinin bir icabıdır.</p>
<p>Kur’an’da ismi zikredilen peygamberlerden bir çoğu Beni İsrail’e gönderilmiş olan peygamberlerdir. Bu bakımdan yahudilerin önemli bir millet olduğu aşikardır. Hatta kendilerinden uzun uzadıya bahsedilmektedir. Allah’ın Firavun’a karşı nasıl onları galip getirdiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden Yahudilerin kendi dillerini kısa bir zaman içinde unutmayacakları belli olduğu gibi Yahudilerin kendi dinlerine çok sıkı bir şekilde bağlı oldukları da bilinmektedir.</p>
<p>Dinlerinin ve din kitapları İbranice yazılan Yahudilerin, dillerinden kolaylıkla fedakârlık etmeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bilhassa bunun için yahudiler kendi dillerini feda etmezlerdi. Tabul-ul Ahd’ın yere düşmemesi için canından fedakarlık eden yahudi, mukaddes kitabının yazıldığı dilden herhalde kolay kolay vazgeçmese gerek.</p>
<p>Medeniyet ve incelik bakımından yahudiler kendilerini Romalılardan aşağı görmezlerdi; bilakis üstün görürlerdi. Bu durum herhalde onları kendi dilleri ile öğünmemeye ve ondan vazgeçmemeye sevk etmiş olmalıydı. Tarihte.yüksek bir medeniyete sahip olan bir millet başkasının boyunduruğu altına kısa bir zaman için girmiştir. Fakat yüksek medeniyetleri sayesinde müstevli milletleri potasında eritebilmiştir. Medeniyet bakımından kendilerini Romalılardan üstün gören yahudilerin durumu bununla izah edilebilir mi?</p>
<p>Yahudiler siyasî kudretlerini birgün elde edeceklerini umuyorlardı. Bir millet istikbalinden tamamen ümidini keserek kötümser olabilir, dili ile öğünme yeteneğini kaybedebilir. Fakat İsa zamanındaki yahudiler, yahudi idaresini tekrar kuracak olan bir yahudi kralın çıkacağım bekliyorlardı. Yahudilerin İsa ile olan münakaşalarında bir çok kimse bu ümidi istismar bile etmiştir. Böyle ilerisi için beklemekte olan bir milletin kendi dilini unutacağı imkân dahilinde olmayan bir şeydir.</p>
<p>Siyasî kudretlerinin tekrar avdet edeceğine inanan bir milletin başbakanı olan Levi Eşkol’un, “İki bin senelik rüyamız gerçekleşti” demesi bile bunun açık bir delilidir. Kaldı ki, İsa zamanındaki yahudilerin durumu bundan altmış, yetmiş sene önceki yahudilerin durumundan daha iyiydi.</p>
<p>O devrin yahudi yazarları kendi dilleri veya o dilin bozuk bir şivesi ile yazarlardı Dilleri değişmiş olsaydı, o devirde Yahudiceden başka bir dil ile yazdıkları kitapların elimizde bulunması gerekirdi. O devre ait kitaplar içinde Yahudiceden başka kitapların olmaması bize yine bir hakikati açıklar niteliktedir. O hakikat İncil’in ilk orijinal nüshasının Yunanca değil, Yahudice olmasıdır.</p>
<p>Yeni Ahid’in en eski nüshalarının Yunanca olduğunu söylemiştik. Fakat Hz. İsa zamanında Roma İmparatorluğu henüz ikiye ayrılmamıştı; İmparatorluğun merkezi hâlâ Roma şehri idi. Latince ve Yunancanın çok zor birer lisan oldukları da göz önüne alınınca bunun imkânsız olduğu kendiliğinden anlaşılır. Roma tesiri Yahudi hayatına tesir etmiş olsaydı, İbrani diline Yunanca değil, Latince kelimelerin girmesi gerekirdi. Halbuki en eski Yeni Ahid yazmaları hep Yunancadır. Bu da ispat ediyor ki, Yeni Ahid kitapları Roma İmparatorluğunun ikiye bölündüğü ve şarktaki topraklarının Rum-Bizans İmparatorluğu idaresi altına girdiği bir zamanda yazılmıştı ve bu yüzden Yunanca, Hıristiyanlık dini ve edebiyatı üzerinde geniş bir tesir icra etmeye başlamıştı.</p>
<p>Elde bulunan en önemli delillerden bir tanesi de İncillerdeki ifadelerdir. Bu ifade tarzları, bu kadar tahrifata uğramamasına rağmen hâlâ İncil’de mevcuttur. Orjinal şekillerini muhafaza etmektedirler. Bu ibarelerden birkaçı şöyledir:</p>
<p>a — “Osenna” (Matta, 21:9)</p>
<p>b — “Eli, eli, lama sabaktini.” (Matta, 27:46)</p>
<p>c — “Rabbi” (Yunanna, 3:2)</p>
<p>d — “Talita kumi” (Markos 5:41)</p>
<p>Yukarıdaki ifadelerden de İncil’in Yunanca değil, yahudilerin kendi lisanı üzere olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Resulllerin işlerinden de (2:4/13) anlaşıldığına göre, İsa çarmıha gerildikten sonra bile (bu Hıristiyan inancına göredir. Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın durumu hakkındaki ayeti açıktır. Bir müslümanın inancı, bu ayetin karşısında değil yanındadır), Yahudiler İbranice konuşuyorlardı:</p>
<p>“Hepsi Ruhu-1 Kudüs’le doldu ve kendilerine ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka dillerde söylemeye başladılar. Gök altındaki her milletten yahudiler, dindar adamlar, Kudüs’te oturmakta idiler. Ve bu ses gelince, halk bir araya toplanda ve çok şaşırdılar. Çünkü her biri onların kendi dili ile söylediğini işitiyordu. Hayran oldular ve şaşırıp dediler: “İşte söyleyen bu adamlar hep Galile’li değil mi? Ve nasıl biz, herbirimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz? Biz Partlar, Medler, Elamlılar ve Mezopotamya’da, Yahudiye’de hem de Kapadokya’da ve Pontus ve Asya’da Frikya, hem de Pamfilya’da, Mısır ve Libya ülkelerinde, Birine çevresinde, oturanlar, gerek Yahudi ve gerek mühtedi Romalı misafirler, Giritliler ve Araplar, kendi dillerimizde Allah’ın büyük işlerini söylediklerini işitiyoruz. Ve hepsi hayran olup birbirlerine: “Bu ne olsa gerek?” diye tereddüt ediyorlardı. Fakat başkaları eğlenip dediler: “Onlar yeni şarapla dolmuşlar.”</p>
<p>O zaman değil yahudilerin Yunanca konuşması, bütün bilinen ve yahudilere komşu olan diğer milletlerin kendi lisanları üzere anlaşılmaktadır. Bunun için, yahudilerin Yunanca konuştuklarını ileri sürmek suretiyle bu meseleyi örtbas etmek isteyen kimselerin sözlerinin gerçekle bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. (272).</p>
<p><strong>Bu durum gösteriyor ki, İncil’in aslı Yunanca değil, Aramice olması lâzımdır. Fakat elde bulunan en eski İncil Yunancadır. Bu da gösteriyor ki, İncil değiştirilmiştir.</strong></p>
<p>Hıristiyan aleminin elinde bulunan ve kutsal olarak kabul edilen bugünkü İndilerin kutsal olarak kabul edilmesi ancak İsa (a.s)’dan 325 sene sonra olmuştur. Bu tarihten önce altmıştan fazla İncil mevcuttur. Herkes elindekinin kutsal kitap olduğunu, diğerlerinin uydurulmuş birer kitaptan öteye geçemeyeceğini ileri sürüyordu.</p>
<p>İsa (a.s) doğumundan 325 sene sonra İznik’te bin kişilik bir heyet halinde Hıristiyan ruhani meclisi putperest, fakat bazı siyasî sebeplerle Hristiyan görünmek zorunda kalan imparator Konstantin’in emri ve başkanlığı altında toplanır. Altmıştan fazla ve her biri diğerini kafirlikle itham edecek kadar aralarında ayrılık bulunan İnciller heyete sunulur. Yine imparatorun emri ile 318 gibi azınlık reyi ile bugün teslisi (üçlü ilah sistemi) savunan kitaplar kutsal ilan edilmiştir. İznik Ayasofya kilisesi içinde mezarı ve mezarının içinde de biraz kemiği bulunan Mısır heyetinin başkanı Aius, bu toplantıdan çoğunluğun sözcüsü olarak, zorla kabul ettirilen üçlü ilah sistemine karşı çıktığı için mecliste bir tokata maruz kaldığı gibi sonra da imparator tarafından hapsettirilerek çeşitli işkencelere tâbi tutulmuştur. Nihayet, bu şiddetli işkenceye tahammül edemeyen bu zât hapishanede ölmüştür. Bunca işkenceye tâbi tutulması putperest ve hıristiyanların bugünkü İndilerini kabul etmemesi yüzündendir.</p>
<p>Arius ve diğer arkadaşlarının fikri, İslâm’ın kendisinden gerçek Hristiyanlık diye bahsettiği ve Hz. İsa’ya inen safiyetini muhafaza eden Hristiyanlık olduğu şeklindeydi. Şu halde dört İncil, yirmi bir mektup, bir Yuhanna vahyinden ibaret olan Ahd-i Cedid 325 senesinde İznik’te toplanan azınlığın fikri ve imparatorun <strong>desteği ile kutsal </strong>ilan edilmiştir. Daha önceleri ne böyle <strong>bir kitap herkes </strong>tarafından kabul ediliyor ve ne de sayısı <strong>bu kadar azdı. </strong>Bir kimsenin kabul gören bir Hristiyan <strong>olabilmesi için elde </strong>mevcut olan bu kitapları olduğu gibi kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ona Hıristiyan denmediği gibi papazların para ile sattığı cennete de giremez. Fakat insanın aklına şöyle bir soru sormak geliyor: 325 tarihine kadar Hıristiyanlık aleminin elinde altmıştan fazla kitap bulunuyordu ve bunların arasındaki tezatlar çok büyüktü. Bir diğerini sapıklıkla itham edecek kadar birbirinden ayrı idiler. Adı geçen tarihe kadar pek az kimse bu kutsal olanlara inanıyordu. Şu halde, kendisine inanmak suretiyle Hıristiyan olunan bugünkü İndilere daha önce inanmayanların dinsiz olarak ilan edilmesi gerekmez mi? Birçok Hıristiyan azizin bu tarihten önce yaşadığı nazarı itibara alınırsa, hiçbir Hıristiyan bunu kabul edemez. Şu halde, söylenecek bir söz kalıyor. O da, Hıristiyanlık aleminin 325 sene kitapsız kaldığıdır. Öyle ya kutsallıkları ancak bu tarihte kabul edilen bu kitabın bu tarihten önce kutsal olması imkânsızdır. Bir hıristiyanın buna nasıl cevap vereceği pek bilinemez.</p>
<p>(266) <strong>Yehova</strong> Şahitleri &#8211; Doç. Dr. Hikmet Tanyu.<br />
(267) Aynı Eser.</p>
<p>(268) İslâmiyet ve Hristiyanlık &#8211; Doç. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Tercüme.</p>
<p>(270) İmanî Suallere Cevaplar &#8211; ismail Fenni Ertuğrul.</p>
<p>(271) Kur’an ve Garb Kaynaklarına Göre Hristiyanlık &#8211; Ziya Korur.</p>
<p>(272) Aynı Eser.</p>
<p><strong>Çıktı almak için aşağıdaki dosyaları indirebilirsiniz.</strong></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.pdf">yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB<br />
</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.doc">yehova-sahitleri-kimdir</a> doc formatında indir 107 KB</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/16/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/16/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=16&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İnsan nasıl yaratıldı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2006 20:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/</guid>
		<description><![CDATA[ Büyük izlemek için tıklayınKURAN MUCİZELERİ




                            Gerçekten O (Kur&#8217;an), alemlerin                   [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=15&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/n11ucbpRG3I/2.jpg" alt="" /></a></span> <a href="http://www.youtube.com/v/n11ucbpRG3I" target="_blan">Büyük izlemek için tıklayın</a><span id="more-15"></span><br />KURAN MUCİZELERİ<br />
<table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<p>                            Gerçekten O (Kur&#8217;an), alemlerin                             Rabbinin (bir) indirmesidir.<br />                            (Şuara Suresi, 192)                         </p>
</p>
<hr align="center" size="1" />                      </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<p align="center"><a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2.html#index">Kuran                           Mucizeleri Index </a></p>
<p>&nbsp; </p>
<h1><a name="camur"></a>ÇAMURDAN YARATILIŞ</h1>
<p>Allah Kuran&#8217;da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde                           olduğunu haber verir. İlk insan, Allah&#8217;ın çamuru şekillendirip                           insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene                           ruh üflemesiyle yaratılmıştır: </p>
<blockquote><p>Hani Rabbin meleklere: &#8220;Gerçekten                             ben, <u>çamurdan bir beşer yaratacağım</u>&#8221; demişti.                             &#8220;Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman                             siz onun için hemen secdeye kapanın.&#8221; (Sad Suresi,                             71-72)</p>
<p>Şimdi onlara sor: Yaratılış                             bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız                             mı? Doğrusu Biz onları, <u>cıvık-yapışkan bir çamurdan                             yarattık</u>. (Saffat Suresi, 11)</p>
</blockquote>
<p><a name="94."></a>Bugün insan dokuları incelendiğinde,                           yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında                           da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95&#8242;i karbon                           (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor                           (P) ve sülfür (S)&#8217;den oluşur ve canlı dokularda toplam                           26 element bulunur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#94">94</a> Kuran&#8217;ın bir                           başka ayetinde şöyle buyrulmaktadır:</p>
<blockquote><p>Andolsun, Biz insanı, süzme                             bir çamurdan yarattık. (Müminun Suresi, 12) </p>
</blockquote>
<p>Ayette &#8220;süzme&#8221; olarak çevrilen &#8220;sulale&#8221; kelimesi, &#8220;temsili                           örnek, öz, hulasa, esas&#8221; gibi anlamlara gelmektedir.                           Görüldüğü gibi Kuran&#8217;da 14 asır evvel bildirilenler,                           modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki                           malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak                           olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir. </p>
<p>Aşağıda ortalama 70 kiloluk bir insanın vücudunda bulunan                           elementlerin dağılımı yer almaktadır.</p>
<table align="center" border="1" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><b>Element</b></td>
<td><b>Sembol</b></td>
<td><b>Ana Rolü</b></td>
<td>
<h5><b>%</b></h5>
</td>
<td><b>Ağırlık</b></td>
</tr>
<tr>
<td><b>Makro-mineraller</b></td>
<td height="2"></td>
<td height="2"></td>
<td height="2"></td>
<td><b>Gram</b></td>
</tr>
<tr>
<td height="109">
<p>Oksijen</p>
<p>Karbon<br />                                Hidrojen<br />                                Nitrojen<br />                                Kalsiyum<br />                                Fosfor<br />                                Potasyum<br />                                Sülfür<br />                                Klor<br />                                Sodyum<br />                                Magnezyum<br />                                Silikon </p>
</td>
<td height="109">
<p>O</p>
<p>C<br />                                H<br />                                N<br />                                Ca<br />                                P<br />                                K<br />                                S<br />                                Cl<br />                                Na<br />                                Mg<br />                                Si </p>
</td>
<td height="109">Hücrelerin/dokuların                               solunumu,<br />                              su bileşeni<br />                              Organik yapı<br />                              Su/doku bileşeni<br />                              Protein/doku bileşeni<br />                              Kemikler ve dişler<br />                              Kemikler ve dişler<br />                              Hücre-içi elektrolit<br />                              Amino asitler (saç ve deri)<br />                              Klorür olarak bir elektrolit<br />                              Hücre-içi elektrolit<br />                              Metabolizmaya ait elektrolit<br />                              Bağ dokusu/kemik</td>
<td height="109">65.0</p>
<p>                              18.5<br />                              9.5<br />                              3.3<br />                              1.5<br />                              1.0<br />                              0.35<br />                              0.25<br />                              0.15<br />                              0.15<br />                              0.05<br />                              0.05</td>
<td height="109">
<p align="right">43,000</p>
<p align="right">12,000<br />                                6,300<br />                                2,000<br />                                1,100<br />                                750<br />                                225<br />                                150<br />                                100<br />                                90<br />                                35<br />                                30</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><b>Mikro-mineraller</b></td>
<td height="7"></td>
<td height="7"></td>
<td><b>%</b></td>
<td><b>Miligram</b></td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Demir<br />                                Çinko</p>
<p>Bakır<br />                                Boron<br />                                Kobalt<br />                                Vanadyum<br />                                İyot<br />                                Selenyum<br />                                Manganez<br />                                Molibden<br />                                Krom </p>
</td>
<td>
<p>Fe<br />                                Zn</p>
<p>Cu<br />                                B<br />                                Co<br />                                V<br />                                I<br />                                Se<br />                                Mn<br />                                Mo<br />                                Cr </p>
</td>
<td>Hemoglobin/oksijen taşıyıcısı<br />                              Enzim içeriği/DNA sentezi,<br />                              bağışıklık desteği <br />                              Enzim kofaktörü<br />                              Kemik yapısı<br />                              B12 vitamin özü<br />                              Yağ metabolizması<br />                              Tiroid hormonu<br />                              Enzim, antioksidan, bağışıklık desteği<br />                              Metal içeren enzimler<br />                              Enzim kofaktörü<br />                              Glikoz tolere eden faktör</td>
<td>
<p>0.01<br />                                0.01</p>
<p>0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01</p>
</td>
<td>
<p align="right">4,200<br />                                2,400</p>
<p align="right">90<br />                                68<br />                                20<br />                                20<br />                                15<br />                                15<br />                                13<br />                                8<br />                                6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="genler"></a>GENLERDEKİ                           PROGRAMLANMA</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kromozomadam.jpg" height="209" width="144" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a name="genler"></a>(Allah)                             Onu hangi şeyden yarattı? <u>Bir damla sudan yarattı                             da onu &#8216;bir ölçüyle biçime soktu.&#8217; </u>Sonra ona yolu                             kolaylaştırdı. (Abese Suresi, 18-20)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette &#8220;<strong>ölçüyle biçime soktu</strong>&#8221;                           olarak çevrilen &#8220;kadderehu&#8221; kelimesi, Arapçada &#8220;kadere&#8221;                           fiil kökünden gelmektedir ve &#8220;ayarlamak, ölçüp biçmek,                           planlamak, programlamak, geleceğini görmek, Allah&#8217;ın                           birşeyi (kaderde) yazması&#8221; anlamlarına gelmektedir.                         </p>
<p>Bilindiği gibi babanın sperm hücresi, annenin yumurta                           hücresini döllediğinde, doğacak bebeğin bütün kalıtsal                           özelliklerini belirlemek üzere babanın ve annenin genleri                           birleşir. Bu binlerce genden her birinin özel bir işlevi                           vardır. Saç ve göz rengini, boyunun uzunluğunu, yüzünün                           biçimini, iskelet çatısını; iç organlardaki, beyin,                           sinirler ve kaslardaki sayısız ayrıntıyı belirleyen                           genlerdir. Tüm fiziksel özelliklerin yanı sıra, hücrelerde                           ve vücutta meydana gelen binlerce farklı olay ve sistemin                           kontrolü de genlerde kayıtlıdır. Örneğin, insanın kan                           basıncının alçak, yüksek veya normal olması bile genlerdeki                           bilgilere bağlıdır. </p>
<table align="right" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/medium.jpg" height="211" width="259" /><br />                                DNA molekülü 4 farklı                                 nükleotidin farklı sıralamalarla art arda gelerek                                 dizilmesinden oluşur. Bu moleküllerin sıralamaları                                 canlıların kullanacağı tüm proteinlerin yapısıyla                                 ilgili bilgileri oluşturur. Proteinler bu bilgileri                                 kullanarak tek başlarına ya da kompleks formlarda                                 birçok hücresel faaliyet gerçekleştirirler.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sperm ile yumurta birleştiklerinde oluşan ilk hücre                           ile beraber, insanın hayatının sonuna kadar her hücresinde                           şifresini taşıyacağı DNA molekülünün de ilk kopyası                           oluşmuş olur. DNA, hücre çekirdeğinde titizlikle korunan                           oldukça büyük bir moleküldür ve bu molekül yukarıda                           bahsettiğimiz genleri içeren, insan vücudunun bir nevi                           bilgi bankasıdır. Döllenmiş yumurta dediğimiz ilk hücre,                           bundan sonra DNA&#8217;da kayıtlı program doğrultusunda çoğalır                           ve bir insana dönüşmek üzere vücuttaki dokuları, organları                           oluşturmaya başlar. İşte bu kompleks yapılanmanın koordinasyonu,                           DNA molekülü -karbon, fosfor, azot, hidrojen ve oksijen                           gibi atomlardan oluşan bir molekül- tarafından sağlanır.                         </p>
<p>DNA&#8217;da kayıtlı bulunan bilginin kapasitesi ise bilim                           adamlarını hayrete düşüren boyutlardadır. İnsanın tek                           bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını                           veya yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi                           bulunur. Bir başka deyişle her bir hücrenin çekirdeğinde,                           insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir                           milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda                           bilgi kodlanmıştır. Bir benzetme yapacak olursak, dünyanın                           en büyük ansiklopedilerinden birisi olan 23 ciltlik                           <em>Encyclopedia Britannica</em>&#8216;nın bile toplam 25                           bin sayfası vardır. Mikroskobik hücrenin içindeki, ondan                           çok daha küçük bir çekirdekte bulunan bir molekülde,                           milyonlarca bilgi içeren dünyanın en büyük ansiklopedisinin                           40 katı büyüklüğünde bir bilgi deposu saklı durmaktadır.                           Bu da yaklaşık 1000 ciltlik, dünyada başka eşi, benzeri                           olmayan dev bir ansiklopedi demektir. </p>
<p>DNA&#8217;nın yapısının 1953&#8242;te Francis Crick tarafından                           keşfedildiği göz önünde bulundurulacak olursa, embriyologların                           19. yüzyılın sonuna kadar tartışamadıkları &#8220;genetik                           planlama&#8221; kavramına, Kuran&#8217;da 1400 sene öncesinden işaret                           edilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın Allah&#8217;ın sözü olduğunun                           delillerindendir.</p>
<p><a name="menstru"></a>MENSTRÜASYON                           DÖNEMİ</p>
<p>Menstrüasyon dönemi, döllenmemiş yumurtanın vücuttan                           atıldığı devredir. Döllenme gerçekleşmediği için, daha                           önce hazırlanmış olan rahim duvarı gerilir, kılcal damarların                           kopması ile birlikte yumurta dışarı atılır. Bu dönemden                           sonra vücut, bütün bu işlemleri tekrar yapmak için hazırlıklara                           başlayacaktır. </p>
<p>Bu evrelerin tümü belli bir dönem boyunca, bütün kadınlarda                           sürekli tekrarlanır. Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur,                           aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır,                           kadın vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır.                           Ancak son aşamada spermin olmasına ya da olmamasına                           göre vücuttaki hazırlıkların yönü değişir. </p>
<p>Söz konusu dönemde, kadının rahim boşluğunda ne gibi                           değişiklikler olduğunun tespit edilebilmesi ise, ancak                           bir anatomist ya da jinekoloğun yaptığı incelemelerle                           mümkündür. Bilim adamlarının yakın tarihlerde keşfettiği                           bu değişikliklere, mucizevi bir şekilde Rad Suresi&#8217;nin                           8. ayetinde dikkat çekilmiştir:</p>
<blockquote><p>Allah, her dişinin neyi yüklendiğini                             (neye hamile kaldığını) ve <u>döl yataklarının neyi                             eksiltip neyi eklediğini bilir</u>. O&#8217;nun katında                             herşey bir miktar (ölçü) iledir. (Rad Suresi, <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
</blockquote>
<p>Menstrüasyon döneminin başlangıcında, rahim duvarındaki                           rahim mukozası (endometriyum tabakası) 0,5 mm kalınlığındadır.                           Yumurtalıklar tarafından salgılanan hormonların etkisi                           ile bu tabaka büyür ve 5-6 mm kalınlığa ulaşır. Döllenme                           olmadığında ise tabaka dökülür. Yukarıdaki ayette görüldüğü                           gibi rahim duvarında her ay tekrarlanan bu artış ve                           azalmalara da, Kuran&#8217;da dikkat çekilmiştir.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/anne.jpg" height="227" width="162" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="hamile"></a>HAMİLELİK                           VE DOĞUM</p>
<p> Kahrolası insan, ne kadar nankördür.                           (Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı                           da onu &#8216;bir ölçüyle biçime soktu.&#8217; Sonra <u>ona yolu                           kolaylaştırdı.</u> (Abese Suresi, 17-20)</p>
<p>Anne karnındaki çocuğun &#8220;fetus&#8221; hali tam olarak altıncı                           ayın sonunda oluşur. Daha sonra rahim kuluçka dönemine                           girer. Bebeğin tüm vücut organları ve sistemleri, bu                           süre içerisinde gelişmiştir ve rahim fetusun büyümesi                           için besin sağlayarak bu gelişimi hızlandırır. Bu süreç,                           fetusun annenin rahminden çıktığı doğuma kadar sürer.</p>
<p><a name="95."></a>Normal olarak doğum kanalı                           çok dardır ve fetusun buradan geçmesi çok zordur. Ancak                           doğum esnasında, annenin vücudunda çeşitli fizyolojik                           değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler fetusun                           doğum kanalında kolaylıkla hareket etmesini sağlar.                           Bu değişikliklerin bir kısmı şöyledir: Leğen kemiklerindeki                           eklemlerin doğum kanalını genişletmek üzere esnemesi,                           kanalın daha da genişlemesi için kasların gevşemesi,                           fetusun çevresinde bulunan amniotik sıvının kanalı yağlaması.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#95">95</a>                           Bilimsel bir kaynakta doğumdan evvelki bu değişim şöyle                           tarif edilir:</p>
<blockquote><p><a name="96."></a>Yeni bir dünyaya adım                             atacak cenin için bütün hazırlıklar tamamlandığında,                             amniyon sıvısı da doğum için yeni faaliyetlere başlar.                             Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturan                             amniyon sıvısı, bu sayede rahmi bebeğin geçeceği büyüklüğe                             ulaştırır. Bu keseler aynı zamanda ceninin doğum sırasında                             rahimde sıkışmasını da engelleyecektir. Ayrıca doğum                             başlangıcında keseler delinip de içindeki sıvılar                             aktığında ise, ceninin gideceği yol kayganlaşır ve                             sterilize olur. Bu şekilde doğum hem daha rahat hem                             de mikroplardan doğal olarak arınmış bir şekilde gerçekleşir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#96">96</a></p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi Kuran&#8217;da bu sürece, &#8220;Sonra                           ona yolu kolaylaştırdı&#8221; (Abese Suresi, 20) ayetiyle                           açıkça işaret edilmektedir. 1400 sene evvel Allah&#8217;ın                           bildirdiği bu fizyolojik değişimlerin tespiti ise, günümüzde                           ancak pek çok teknolojik alet sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/fetus.jpg" height="182" width="195" /><br />                                Anne karnındaki bebeğin                                 organlarının oluşumu hakkındaki çok yakın bir                                 dönemde edinilen bilgiler Kuran ayetlerinde verilen                                 bilgiler ile birebir uyum içinedir.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2"><a name="organ"></a>İNSANLARDAKİ ORGANLARIN                           GELİŞİM SIRASI</p>
<p>O, sizin için <u>kulakları, gözleri                           ve gönülleri inşa edendir</u>; ne az şükrediyorsunuz.                           (Mü&#8217;minun Suresi, 78)</p>
<p>Allah, sizi annelerinizin karnından                           hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz                           diye <u>işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi</u>.                           (Nahl Suresi, 78)</p>
<p>De ki: &#8220;Düşündünüz mü hiç; eğer                           Allah sizin <u>işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi                           mühürlerse</u>, onları size Allah&#8217;tan başka getirebilecek                           ilah kimdir?&#8221;&#8230; (En&#8217;am Suresi, 46)</p>
<p>Şüphesiz Biz insanı, karmaşık                           olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan                           dolayı onu <u>işiten ve gören yaptık</u>. (İnsan Suresi,                           2)</p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde Allah&#8217;ın insana bahşettiği birtakım                           duyulardan bahsedilmektedir. Dikkat edilirse, Kuran&#8217;da                           bu duyulardan hep belli bir sıra ile bahsedilmektedir:                           Duyma, görme, hissetme ve anlama. </p>
<p><a name="97."></a>Embriyolog Dr. Keith Moore,                           <em>Journal of Islamic Medical Association</em>&#8216;da yayınlanan                           bir makalesinde, embriyonun gelişim sürecinde iç kulakların                           ilk halinin belirmesinden sonra gözün oluşmaya başladığını                           ifade etmektedir. Hissetme ve anlama merkezi olan beynin                           ise, kulak ve gözün ardından gelişimine başladığını                           söylemektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#97">97</a></p>
<p>Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin                           yirmi ikinci günü gibi erken bir dönemde kulaklar gelişir                           ve hamileliğin dördüncü ayında kulak tam olarak fonksiyonel                           hale gelir. Fetus bundan sonra annenin karnındaki sesleri                           duyabilir. Dolayısıyla yeni doğan bir bebek için işitme                           duyusu, diğer yaşamsal fonksiyonlardan önce oluşur.                           Kuran ayetlerindeki öncelik sırası bu bakımdan dikkat                           çekicidir.                        </p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="sutun"></a>SÜTÜN OLUŞUMU</p>
<blockquote><p>Sizin için hayvanlarda da elbette                             ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers                             (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin                             boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.                             (Nahl Suresi, 66)</p>
</blockquote>
<p>Vücudun beslenmesini sağlayan temel maddeler, sindirim                           sistemindeki kimyasal dönüşümler sonucunda oluşur. Sindirilen                           bu besin maddeleri daha sonra bağırsak duvarından kan                           dolaşım sistemine geçerler. Kan dolaşımı sayesinde ilgili                           organlara sevk edilmiş olurlar. </p>
<table align="center" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify">
<p align="center"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/sut.jpg" height="501" width="486" /><br />                                  <b>SÜTÜN FİZYOLOJİK OLUŞUMU</b> </p>
<p>Yukarıdaki tabloda mide kanalından gelen yarı                                   sindirilmiş besinlerle damarlardan gelen kanın                                   birleşerek vücuda dağılımı görülmektedir. Bu                                   karışımın bir kısmı kaslara ve diğer vücut dokularına                                   dağılırken, bir kısmı da süt bezlerine süt olarak                                   salgılanmak üzere ulaşmaktadır.</p>
</p></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> 
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="318"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/inek.jpg" height="298" width="235" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div align="justify">Süt bezleri de diğer vücut dokuları                           gibi kan yoluyla kendilerine getirilen sindirilmiş gıdalarla                           beslenirler. Bu nedenle kan, besinlerden gelen gıdaların                           toplanıp iletilmesinde çok önemli bir rol oynar. Süt                           de tüm bu aşamalardan sonra süt bezleri tarafından salgılanır                           ve sindirilmiş besinin kan dolaşımıyla taşınması sonucunda                           oluştuğu için besin değeri oldukça yüksektir. İnsanlar                           ne hayvanın karnındaki yarı sindirilmiş besini ne de                           hayvanın kanını doğrudan tüketebilirler. Bunları doğrudan                           tüketmeleri ciddi zehirlenmelere hatta ölüme yol açabilir.                           Ama Allah, yarattığı son derece kompleks biyolojik sistemler                           sayesinde, bu sıvıların içinden temiz ve sağlıklı bir                           gıdayı insanların faydasına sunmaktadır. Böylece insanların                           doğrudan tüketemeyeceği kan ve yarı sindirilmiş besinden                           içilir nitelikte, besleyici süt üretilmiş olur. </div>
<p align="justify">Görüldüğü gibi Nahl Suresi&#8217;nin 66.                           ayetinde, sütün biyolojik oluşumu ile ilgili tarif edilenler,                           günümüz biliminin ortaya koyduğu bilgilerle büyük bir                           uyum içerisindedir. Memelilerin sindirim sistemine yönelik                           uzmanlık gerektiren böyle bir bilginin Kuran&#8217;ın indirildiği                           dönemde insanlar tarafından bilinmesinin mümkün olmayacağı                           ise son derece açıktır.</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p><a name="anne"></a>MUCİZE                           KARIŞIM:ANNE SÜTÜ</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek.jpg" height="209" width="157" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı)                         tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında)                         taşımıştır.<u> Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir</u>.                         &#8220;Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.&#8221;                         (Lokman Suresi, 14)
<p><a name="98."></a>Anne                           sütü, bebeğin besin ihtiyaçlarını eksiksiz olarak gidermek                           ve bebeği olası enfeksiyonlara karşı korumak üzere Allah&#8217;ın                           yaratmış olduğu benzersiz bir karışımdır. Anne sütündeki                           besin maddelerinin dengesi en ideal ölçülerdedir ve                           bebeğin henüz olgunlaşmamış vücut sistemleri için en                           uygun formdadır. İçeriğindeki besin değerlerinin bebek                           için ideal ölçülerde olması nedeniyle &#8220;mucize karışım&#8221;                           olarak adlandırılabilecek anne sütü, bebeğin beyin hücrelerinin                           büyümesini sağlayan ve sinir sistemi gelişimini hızlandıran                           besinler açısından da oldukça zengindir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#98">98</a>                           Günümüzün en son teknolojisi ile hazırlanan bebek mamaları                           dahi bu mucizevi besinin yerini tutamamaktadır. </p>
<p><a name="99."></a>Araştırmalar sonucunda,                           anne sütünün bebeğe olan faydalarına her geçen gün yenileri                           eklenmektedir. Örneğin anne sütü ile emzirilen bebeklerin                           özellikle solunum ve sindirim yolu enfeksiyonlarından                           korundukları ortaya çıkmıştır. Çünkü anne sütündeki                           antikorlar enfeksiyona karşı doğrudan koruma sağlarlar.                           Anne sütünün diğer anti-enfeksiyon özellikleri ise &#8220;normal                           flora&#8221; denilen &#8220;iyi&#8221; bakteriler için dostça bir ortam                           sağlarken, zararlı bakteriler, virüsler ya da parazitlerin                           barınmasına da engel teşkil etmesidir. Ayrıca anne sütünde,                           bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık sistemini düzenleyen                           ve iyi çalışmasını sağlayan faktörler de tespit edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#99">99</a></p>
<p>Anne sütü, bebeğin en kolay sindirebileceği besindir.                           Çok zengin gıda içeriği olmasına karşın, bebeklerin                           hassas sistemlerine uygun olarak sindirimi kolaydır.                           Böylece bebek, besinlerin sindirilmesine daha az enerji                           kullandığı için, enerjisini diğer vücut faaliyetlerine,                           büyümeye ve organlarının gelişimine harcamış olur.</p>
<p>Erken doğum yapan annelerin sütünde mucizevi bir şekilde,                           bebeğin ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein,                           sodyum, klorür ve demir bulunur. Nitekim kendi annelerinin                           sütüyle beslenen erken doğan (prematüre) bebeklerde,                           göz işlevlerinin daha iyi gelişmesi, zeka testlerinde                           daha başarılı olma gibi pek çok üstünlük tespit edilmiştir.</p>
<p><a name="100."></a>Anne sütünün yeni doğan                           bebeklerin gelişimi için önemlerinden biri, omega-3                           yağ asitlerini içermesidir. Omega-3 yağ asitleri insan                           beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olmalarından                           ötürü, özellikle yeni doğan bebekler açısından önemi                           büyüktür. Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca                           ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin                           uygun şekilde gelişimi için de çok önemlidir. Anne sütü                           de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan,                           bilim adamları anne sütünün önemini özellikle vurgulamaktadırlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#100">100</a></p>
<p><a name="101."></a>Ayrıca Bristol Üniversitesi                           bilim adamlarının yaptıkları araştırmalarda, anne sütüyle                           beslenmenin uzun vadedeki faydaları arasında, tansiyon                           üzerinde olumlu etkisinin bulunduğu ve bu sayede kalp                           krizi risklerinin azaldığı ortaya konmuştur. Araştırmayı                           yapan ekip, anne sütünün koruyuculuğunun içeriğinden                           kaynaklandığını belirtmektedir. Circulation adlı tıp                           dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, anne                           sütü ile beslenen bebeklerin kalp hastalıklarına yakalanma                           riski daha azdır. Anne sütünde damar sertliğini önleyen                           yağ asitlerinin bulunması, anne sütü ile beslenen bebeklerin                           daha az sodyum tükettikleri ve aşırı kilo almadıkları                           için, anne sütünün kalp sağlıkları üzerinde olumlu etkiye                           sahip olduğu gerçeğini ortaya konmuştur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#101">101</a></p>
<p><a name="102."></a><a name="103."></a>Bunların                           yanı sıra ABD�deki Cincinnati Üniversitesi�ne bağlı                           çocuk hastanesinde görevli Lisa Martin başkanlığındaki                           ekip, anne sütünde yüksek miktarda �adiponektin� isimli                           protein hormonu buldu.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#102">102</a> Kanda yüksek                           miktarda adiponektin bulunması kalp krizi ıriskinin                           azalması ile bağlantılı kabul edilir. Obez ve kalp krizi                           riski yüksek olan kişilerde ise kandaki adiponektin                           miktarı düşüktür. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebeklerin,                           ilerde fazla kilolu olma riskinin bu hormona bağlı olarak                           azaldığı tespit edildi. Bunun yanı sıra anne sütünde                           leptin denilen ve yağ metabolizmasında çok önemli bir                           rolü olan bir diğer hormonun da olduğu tesbit edildi.                           Bilim adamlarınca leptin, vücutta yağ olduğuna dair                           beyne gönderilen bir sinyaldir. Dolayısıyla Dr. Martin�in                           açıklamalarına göre, bebekken anne sütü ile alınan bu                           hormonlar, ileri yaşlarda obezite, 2. tip şeker hastalığı,                           ensülin direnci ve koroner damar rahatsızlığı gibi hastalıkların                           riskini azaltmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#103">103</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">&#8220;En Taze Besin&#8221; İle İgili Gerçekler</p>
<p>Anne sütü ile ilgili gerçekler bu kadarla da sınırlı                           değildir. Anne sütünün bebeğe sağladığı katkı, bebeğin                           geçirdiği evrelere göre değişmekte ve bebeğin hangi                           döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği                           de bu döneme göre farklılık göstermektedir. İdeal sıcaklığı                           ile her an hazır olan anne sütü, içinde bulunan şeker                           ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar.                           Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler,                           bebeğin kemik gelişiminde büyük bir pay sahibidir.</p>
<p align="justify">Bu mucizevi karışım süt olarak adlandırılmasına                           rağmen, aslında anne sütünün %90&#8242;ı sudan oluşmaktadır.                           Bu da son derece önemli bir özelliktir. Çünkü bebeklerin                           besinin yanı sıra sıvı olarak suya da ihtiyaçları vardır.                           Anne sütü haricinde alınacak su ya da diğer yabancı                           maddelerin tam anlamda hijyeni sağlanamayabilir. Ancak                           %90&#8242;ı su olan anne sütü ile bebeğin su ihtiyacı da en                           hijyenik şekilde karşılanmaktadır.</p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Anne Sütü ve                           Zeka</p>
<p align="justify"><a name="104."></a>Yapılan                           bilimsel araştırmalar anne sütü içen bebeklerin zeka                           gelişiminin içmeyen bebeklere oranla daha fazla olduğunu                           göstermektedir. Kentucky Üniversitesi uzmanlarından                           Jame Anderson&#8217;ın, anne sütüyle beslenen bebekler ile                           biberonla beslenenler arasında karşılaştırma yapan araştırması                           sonucunda, &#8220;anne sütüyle beslenen bebeklerin IQ&#8217;larının,                           biberonla beslenen bebeklere oranla 5 puan daha fazla                           olduğu&#8221; saptanmıştır. Bu araştırma sonucunda, bebeğin                           zekasının anne sütüyle gelişiminin 6 aya kadar olabileceği,                           8 haftadan az anne sütü emen bebeklerde ise anne sütünün                           zeka üzerinde yarar sağlamadığı da belirlenmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#104">104</a></p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Anne Sütü Kansere                           İlaç mı? </p>
<p align="justify">Yapılan çalışmalar sonucunda, hakkında                           yüzlerce makale yayınlanan anne sütünün son olarak da                           bebekleri kanserden koruduğu ispatlanmış, fakat bunun                           mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Araştırmacılar,                           laboratuvarda yetiştirilen kanser hücrelerinin anne                           sütü tarafından öldürüldüğünün ispatlanması ile büyük                           bir potansiyel ortaya çıktığını belirtmişlerdir. İsveç&#8217;te                           Lund Üniversitesi&#8217;nde doktor ve immünolog olarak çalışan                           Catharina Svanborg, anne sütündeki bu mucizevi sırları                           keşfeden ekipte bulunmuştur. Lund Üniversitesi&#8217;ndeki                           bu ekip normal anne sütünün kanserin her çeşidi için                           bir koruma sağlamasını mucizevi bir keşif olarak değerlendirmişlerdir.                         </p>
<p align="justify">Başlangıçta, yeni doğmuş bebeklerden                           almış oldukları bağırsak-mukoza hücrelerini anne sütü                           ile işleyen araştırmacılar, neticede Pnemococcus bakterisi                           tarafından meydana getirilen ve pneumonia (zatürree)                           olarak adlandırılan hastalığı, anne sütünün çok iyi                           bir şekilde durdurduğunu gördüler. Ayrıca anne sütü                           ile beslenen bebekler, biberonla beslenenlere göre çok                           daha az duyma güçlüğü ile karşılaşmakta ve solunum sistemi                           enfeksiyonlarına da çok daha az yakalanmaktaydılar.                           Birbirini takip eden çalışmalar sonrasında, anne sütünün                           kansere karşı da bir koruma sağladığını gördüler. (Çocuklukta                           görülen lenf kanseri riskinin biberon ile beslenen çocuklarda                           dokuz kat daha fazla olduğunu gösterdikten sonra, aynı                           sonuçların diğer kanser türleri için de geçerli olduğunu                           fark ettiler). Çıkan sonuca göre anne sütü kanserli                           hücrelerin yerini tam olarak belirliyor ve daha sonra                           da onları öldürüyor. Kanserli hücreleri tespit ederek                           öldüren ise anne sütünde bol miktarda bulunan alpha-lac                           (alphalactalbumin) olarak adlandırılan maddedir. Alpha-lac                           süt içerisindeki laktoz şekerinin üretilmesine yardım                           eden bir protein tarafından meydana getirilmektedir.</p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Bu Eşşiz Nimet                           Yüce Allah&#8217;ın Bir Lütfudur� </p>
<p align="justify"><a name="105."></a>Anne sütü                           ile ilgili başka mucizevi bir özellikse, bebeğin anne                           sütü ile 2 yıl boyunca beslenmesinin son derece faydalı                           olduğudur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#105">105 </a>Bilimin yeni keşfettiği                           bu önemli bilgiyi Allah bizlere Kuran&#8217;da &#8220;Emzirmeyi                           tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam                           yıl emzirirler�&#8221; (Bakara Suresi, 233) ayetiyle                           14 asır önce bildirmiştir. </p>
<p align="justify">Korunmaya, beslenmeye muhtaç olarak                           doğan bebek için, annenin kendisi en ideal gıda olan                           anne sütünü, vücudunda üretmeye karar vermediği gibi,                           değişen besin değerlerini de, kuşkusuz annenin kendisi                           belirlememektedir. Her canlının ihtiyacını bilen ve                           onları rızıklandıran Yüce Allah, anne sütünü annenin                           bedeninde, bebek için yaratmaktadır. </p>
<p><a name="parmak"></a>PARMAK                           İZİNDEKİ KİMLİK</p>
</p>
<table align="right" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="justify"> <img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizi.jpg" height="91" width="114" /><br />                                Tek yumurta ikizleri                                 de dahil olmak üzere, her insanın parmak izi kendine                                 özeldir. Başka bir deyişle, insanların parmak                                 uçlarında kimlikleri şifrelenmiştir. Bu şifreleme                                 sistemini, günümüzde kullanılmakta olan barkod                                 sistemine benzetmek de mümkündür.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Kuran&#8217;da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için                         çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak                         uçlarına dikkat çekilir:
<p>Evet; onun<u> parmak uçlarını                           dahi</u> derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.                           (Kıyamet Suresi, 4) </p>
<p><a name="106."></a>Ayette parmak uçlarının                           vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü parmak izindeki                           şekiller ve detaylar, tamamen kişiye özeldir. Şu an                           dünya üzerinde yaşayan ve tarih boyunca yaşamış olan                           tüm insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.                           Dahası, aynı DNA dizilimine sahip tek yumurta ikizleri                           dahi farklı parmak izine sahiptirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#106">106</a></p>
<p>Parmak izi doğumdan önce cenin üzerinde son şeklini                           alır ve kalıcı yara olması dışında ömür boyu sabit kalır.                           İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli                           bir &#8220;kimlik kartı&#8221; sayılmakta ve parmak izi bilimi ise                           insanlar tarafından bilinen tek değişmez ve yanılmaz                           kimlik tespit yöntemi olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Ancak önemli olan, parmak izinin özelliğinin ancak                           19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiş olmasıdır.                           Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliği ve                           anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür. Fakat Kuran&#8217;da,                           o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri                           vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen                           önemine dikkat çekilmektedir. </p>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="217"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmak.jpg" height="174" width="108" /></td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify"><a name="107."></a>Parmak                                       izi ile kimlik saptama sistemi (AFS) teknolojisi,                                       son 25 yıldır çeşitli polis teşkilatlarında                                       geçerliliği ispatlanmış, yasal olarak onaylanmış                                       bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Günümüzde                                       geniş kapsamlı kimlik tespiti çalışmalarında                                       parmak izi kadar isabetli sonuç veren bir                                       teknoloji bulunmamaktadır. Parmak iziyle                                       kimlik tespiti son 100 yıldır hukuki süreçlerde                                       kullanılmaktadır ve uluslararası geçerliliğe                                       sahiptir. <br />                                      <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#107"> 107</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="right"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizleri.jpg" height="320" width="113" /></div>
</td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify"><a name="108."></a><br />                                      A. A. Moenssnens, Fingerprint Techniques                                       (Parmak İzi Teknikleri) adlı kitabında parmak                                       izinin her insana özel oluşunu şu şekilde                                       değerlendirmiştir: &#8220;Şimdiye dek farklı parmaklardaki                                       iki parmak izinden hiçbirinin birbiriyle                                       aynı olduğuna rastlanmamıştır�&#8221;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#108">108</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">&nbsp;</p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="disi"></a>DİŞİ BAL ARISI</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cicek.jpg" height="210" width="159" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların                         kurdukları çardaklarda kendine<u> evler edin</u>. &#8211; Sonra                         meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı                         yollarda <u>yürü-uçuver.</u> Onların karınlarından türlü                         renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa                         vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda                         bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
<p><a name="109."></a>Her                           arının çok fazla görevinin olduğu arı kolonilerindeki                           tek istisna erkek arılardır. Erkek arılar ne kovanın                           savunmasına, ne temizliğine, ne besin toplamaya, ne                           de petek veya bal yapımına bir katkıda bulunurlar. Erkek                           arıların kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı                           döllemektir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#109">109</a> Çiftleşme organları                           dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin hemen hemen                           hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların kraliçe                           arıyı döllemekten başka bir iş yapmaları da mümkün değildir.                         </p>
<p>Koloninin tüm yükü üzerinde bulunan işçi arıların ise,                           kraliçe arılar gibi dişi olmalarına rağmen yumurtalıkları                           gelişmemiştir, yani kısırdırlar. Kovanın temizliği,                           arı larvalarının ve yavrularının bakımı, kraliçe arı                           ve erkek arıların beslenmesi, bal yapılması, peteklerin                           inşası ve onarım işleri, kovanın havalandırılması, kovanın                           güvenliği, nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su,                           reçine gibi malzemelerin toplanması ve bunların kovanda                           depolanması gibi görevleri vardır.</p>
<p><a name="110."></a>Arapçada iki çeşit fiil                           kullanımı vardır ve fiillerin bu kullanımlarından, öznenin                           erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim                           yukarıdaki ayetlerde arı için kullanılan fiiller (altı                           çizili kelimeler), fiilin dişi için olan şekliyle kullanılmıştır.                           Böylece Kuran&#8217;da bal yapımında çalışan arıların dişi                           olduğuna işaret edilmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#110">110</a></p>
<p>Unutulmamalıdır ki arılarla ilgili bu gerçeğin bundan                           1400 sene önce bilinmesi mümkün değildir. Ama Allah                           bu gerçeğe dikkat çekerek Kuran&#8217;ın bir mucizesini daha                           bize göstermiştir.</p>
</p>
<p><a name="baldaki"></a>BALDAKİ                           ŞİFA</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="292">
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bal.jpg" height="268" width="108" /></div>
</td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify">Yapılan                                 klinik gözlemler ve deneysel araştırmalar sonucunda,                                 balın antibakteriyel ve antienflamatuar özelliklere                                 sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bal, yaralardaki                                 enfeksiyonun ve bu bölgedeki ölü hücrelerin ağrısız                                 olarak temizlenmesinde ve yeni dokuların gelişmesinde                                 son derece etkilidir. Balın ilaç olarak kullanılışından                                 en eski tarihi yazıtlarda dahi bahsedilmektedir.                                 Günümüzde de bilim adamları ve doktorlar balın                                 yaraların tedavisindeki etkisini yeniden keşfetmektedirler.<br />                                <a name="111."></a>20 yıldır bal araştırmasının                                 öncülüğünü yapan ve Yeni Zelanda&#8217;daki Waikato                                 Üniversitesi&#8217;nde biyokimya profesörü olan Dr.                                 Peter Molan, balın antimikrobik özellikleri konusunda                                 bir uzman olarak şöyle dejmektedir: &#8220;Gelişigüzel                                 yapılan denemeler balın yanık yaralarındaki enfeksiyonu                                 kontrol etmede, hastanelerde çoğunlukla antibakteriyel                                 merhem olarak kullanılan gümüş sülfadiazinden                                 daha etkilidir ve yeni dokuların gelişimini harekete                                 geçirmektedir.&#8221; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#111">111</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların                         kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin                         tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda                         yürü-uçuver. <u>Onların karınlarından türlü renklerde                         şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır.</u>                         Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir                         ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
<p>Bal, yukarıdaki                           ayetlerde vurgulandığı gibi, &#8220;insanlara şifa&#8221; olma özelliği                           taşımaktadır. Bilimde en ön sıraları alan ülkelerde,                           balın insan sağlığı açısından öneminden ötürü, arıcılık                           ve arı ürünleri artık başlı başına bir araştırma dalı                           olmuştur. Balın yararları genel hatlarıyla şöyle sıralanabilir:                         </p>
<p>Kolayca sindirilir:                           İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun                           glikoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek                           miktarda asit içermesine rağmen, en hassas mideler tarafından                           bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların                           ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur. </p>
<p>Süratle kana karışır; hızlı                           bir enerji kaynağıdır: Bal ılık suyla karıştırıldığında                           7 dakika içinde kana karışır. İçerdiği serbest şekerlerden                           dolayı beynin çalışması kolaylaşır. Bal, fruktoz ve                           glikoz gibi basit şekerlerin doğal bir karışımıdır.                           Yapılan son araştırmalara göre, şekerlerin bu kendine                           has karışımı yorgunluğun giderilmesinde en etkili yöntemdir                           ve atletik performansı artırmaktadır.</p>
<p>Kan yapımına destek olur:                           Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin                           önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine                           de yardımcı olur. Kan dolaşımını düzenleyici ve kolaylaştırıcı                           yönde etkisi vardır. Damar sertliğine karşı önemli bir                           koruyucudur. </p>
<p>Antimikrobiktir: Antimikrobik                           etmenler belirli bakterilerin, mayanın ve küfün büyümesine                           engel olur. Balın, bakterinin barınmasına olanak tanımayan                           özelliği &#8220;inhibine etki&#8221; olarak adlandırılır. Balın                           antimikrobik olmasını sağlayan pek çok sebep vardır.                           Bunların arasında, mikroorganizmaların, büyümek için                           ihtiyaç duydukları su miktarını sınırlayan yüksek şeker                           içeriği, yüksek asit oranı (düşük pH), bakterileri büyümeleri                           için ihtiyaç duydukları nitrojenden mahrum bırakan içeriği                           sayılabilir. Balda hidrojen peroksit bulunması ve balın                           içerdiği antioksidanlar da bakterinin çoğalmasına engel                           olur. </p>
<p><a name="112."></a>Antioksidandır:                           Antioksidandır: Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin özellikle                           antioksidan tüketmesi gerekir. Antioksidanlar, hücrelerde                           normal metabolizmanın zararlı yan ürünlerini temizleyen                           bileşenlerdir. Bunlar gıdaların bozulmasına yol açan                           ve birçok kronik hastalığa sebep olan yıkıcı kimyasal                           tepkimeleri yavaşlatabilen element4elerdir. Uzmanlar                           antioksidan bakımından zengin besinlerin kalp hastalıkları                           ve kanser gibi hastalıkları önleyebileceğine inanmaktadırlar.                           Balın içeriğinde de güçlü antioksidanlar mevcuttur:                           Pinocembrin, pinobaxin, chrisin ve galagin. Bunlardan                           pinocembrin, yalnızca balda bulunan bir antioksidandır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#112">112</a></p>
<p>Vitamin ve mineral deposudur:                           Bal, fruktoz ve glikoz gibi şekerlerin yanı sıra magnezyum,                           potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve                           fosfor gibi mineralleri de içerir. Nektar ve polen kaynaklarının                           niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1, B2,                           C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır,                           iyot, demir ve çinko da az miktarlarda bulunur. </p>
<p>                        Yaraların tedavisinde kullanılır:
<p>- Yaraların tedavisinde kullanıldığında, balın                           havadan nem çekebilme özelliği, iyileşmeyi hızlandırarak                           yara izi kalmasını önler. Çünkü bal, yaranın üzerini                           kaplayan yeni deriyi oluşturan epitel hücrelerin büyümesini                           hızlandırır. Böylece büyük yaralarda bile bal kullanıldığında                           doku nakli yapılması ihtiyacı ortadan kalkar. </p>
<p>- Bal, iyileşme sürecine dahil olan dokuları yeniden                           büyümeleri için uyarır. Yeni kılcal damarların oluşumunu                           hızlandırarak, derinin daha derindeki bağ dokusunun                           yerini alan fibroblastların büyümesini teşvik eder ve                           iyileşmenin gücünü artıran kolajen liflerinin üretimini                           hızlandırır. </p>
<p>- Balın, yaranın etrafındaki şişkinliği azaltan antienflamatuar                           bir etkisi vardır. Bu, kan dolaşımını artırır; böylece                           iyileşme süreci hızlanmış olur ve hissedilen acı azalır.                         </p>
<p>- Bal, yaranın altındaki dokulara yapışmaz; bu nedenle                           pansuman sırasında yeni oluşan dokuların yırtılması                           ve acı söz konusu olmaz. </p>
<p><a name="113."></a>- Ayrıca balın daha evvel                           belirttiğimiz antimikrobik etkisinden ötürü, bal enfeksiyon                           oluşmasını önleyen koruyucu bir engel oluşturur. Mevcut                           enfeksiyonu da yaralardan hızla temizler. Bakterilerin                           antibiyotik dirençli özelliklerine karşı bile etkilidir.                           Antiseptiklerin ve antibiyotiklerin tersine, yaradaki                           dokuların üzerinde olumsuz etkiler oluşmaz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#113">113</a></p>
<p>Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi bal, &#8220;şifa&#8221; yönü                           son derece güçlü bir besindir. Kuşkusuz bu da, sonsuz                           kudret sahibi Allah&#8217;ın indirmiş olduğu Kuran&#8217;ın mucizelerinden                           biridir. Yandaki tabloda balın besin değeri açısından                           incelemesi görülmektedir: </p>
<table align="center" border="1" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="170">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Besin değerleri</td>
<td>&nbsp;</td>
<td>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td>&nbsp;</td>
<td>
<div align="right">1                                       porsiyondaki</div>
</td>
<td>
<p align="right">100                                       gr.&#8217;daki </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>&nbsp;</td>
<td>
<div align="right">ortalama                                       miktar</div>
</td>
<td>
<div align="right">ortalama                                       miktar</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Su</td>
<td>
<p align="right">3.6                                       gr</p>
</td>
<td>
<p align="right">17.1                                       gr</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam karbonhidratlar</td>
<td>
<p align="right">17.3                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">82.4                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Fruktoz</td>
<td>
<p align="right">8.1                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">38.5                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Glikoz</td>
<td>
<p align="right">6.5                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">31.0                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="19">Maltoz</td>
<td height="19">
<p align="right">1.5 gr</p>
</td>
<td height="19">
<div align="right">7.2 gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Sakaroz</td>
<td>
<p align="right">0.3                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">1.5                                       gr</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="220">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Besinsel İçerik</td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td height="18">Toplam                                     kalori (kilokalori)</td>
<td height="18">
<div align="right">64</div>
</td>
<td height="18">
<div align="right">304</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="16">Toplam                                     kalori (kilokalori) (Yağ olarak)</td>
<td height="16">
<div align="right">0</div>
</td>
<td height="16">
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam yağ</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Doymuş                                       yağ</p>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Kolestrol</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="25">Sodyum</td>
<td height="25">
<p align="right">0.6 mg</p>
</td>
<td height="25">
<div align="right">2.85 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam karbonhidrat</td>
<td>
<div align="right">17                                       gr</div>
</td>
<td>
<div align="right">81                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Şeker</td>
<td>
<div align="right">16                                       gr</div>
</td>
<td>
<div align="right">76                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Diyet                                       lifler</p>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Protein</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.7                                       mg</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="153">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Vitaminler</td>
<td></td>
<td>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td height="14">B1                                     (Tiamin)</td>
<td height="14">
<p align="right">&lt; 0.002 mg</p>
</td>
<td height="14">
<p align="right">&lt; 0.01 mg</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>B2 (Riboflavin)</p>
</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.06 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.3 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Nikotinik                                     asit</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.06 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.3 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Pamtothenik                                       asit</p>
</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.05 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.25 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>B6 vitamini                                   </td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.005 mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.02 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Folate</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.002 mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.01 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>C vitamini                                   </td>
<td>
<div align="right">0.1                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.5 mg</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="172">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="11">Mineraller</td>
<td height="11">&nbsp;</td>
<td height="11">&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td>Kalsiyum</td>
<td>
<p align="right">1.0 mg</p>
</td>
<td>
<p align="right">4.8 mg</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Demir</td>
<td>
<p align="right">0.05                                       mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">0.25                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Çinko</td>
<td>
<div align="right">0.03                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Potasyum</td>
<td>
<div align="right">11.0                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">50.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Fosfor</td>
<td>
<div align="right">1.0                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">5.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Magnezyum</td>
<td>
<div align="right">0.4                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">2.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Selenyum</td>
<td>
<div align="right">0.002                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.01                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Bakır</td>
<td>
<div align="right">0.01                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.05                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Krom</td>
<td>
<div align="right">0.005                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.02                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Manganez</td>
<td>
<div align="right">0.03                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>ASH</td>
<td>
<div align="right">0.04                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.2                                       gr</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="59">
<div align="center">10-13                                 Eylül 2000 tarihlerinde Avustralya&#8217;nın Melbourne                                 şehrinde yapılan &#8220;Dünya Birinci Yara Tedavisi                                 Kongresi&#8221;nde, enfeksiyonlu yaraların tedavisinde                                 balın kullanılması konuşuldu. Toplantı şu yorumlar                                 çerçevesindeydi:<br />                                <a name="114."></a>&#8220;Birçok antibakteriyel                                 madde bakteriden dolayı enfeksiyon kapmış yaraların                                 tedavisinde antibiyotiklere direnç gösterirler.                                 Bu durum önemli bir tıbbi sorun oluşturur. Aynı                                 şekilde birçok doğal madde de yaraların tedavisinde                                 etkili değildir. Ancak bal çok farklıdır, yaralı                                 dokuların tedavisindeki kullanımı 4 bin yıllık                                 bir geçmişe sahiptir. Balda çok güçlü anti-bakteriyel                                 aktiviteler mevcuttur; dolayısıyla yaralardaki                                 enfeksiyonun temizlenmesinde ve yaraların enfeksiyondan                                 korunmasında çok etkilidir.&#8221; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#114">114</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2"><a name="hurma"></a>KURAN&#8217;DA DİKKAT                           ÇEKİLEN HURMA VE FAYDALARI</p>
<p>Hurma, Kuran&#8217;da pek çok ayette bahsi geçen, cennet                           nimetleri arasında &#8220;eşsiz-hurma&#8221; (Rahman Suresi, 68)                           ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir. Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da                           bildirdiği bu meyve incelendiğinde, pek çok önemli özelliği                           olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen en eski bitki çeşitlerinden                           biri olan hurma, günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici                           özelliği nedeniyle de tercih edilen bir besindir. Her                           geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı, hem gıda hem                           de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir.                           Hurmanın sahip olduğu bu özelliklere Meryem Suresi&#8217;nde                           dikkat çekilmiştir.</p>
<blockquote><p class="ayetler"><u>Derken doğum sancısı onu bir hurma                             dalına sürükledi.</u> Dedi ki: &#8220;Keşke bundan önce                             ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.&#8221;                             Altından (bir ses) ona seslendi: &#8220;Hüzne kapılma, Rabbin                             senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.&#8221; <u>Hurma dalını                             kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma                             dökülüversin.&#8221; Artık, ye, iç, gözün aydın olsun&#8230;</u>                             (Meryem Suresi, 23-26)</p>
</blockquote>
<p>Allah&#8217;ın, Hz. Meryem&#8217;e &#8220;hurma yemesini&#8221; bildirmesinin                           pek çok hikmeti vardır. Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;in doğumunu                           kolaylaştırmak için sunduğu nimetlerden biri olan hurmanın,                           özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi                           ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir.                           Hurma, içerdiği %60-65 oran ile en çok şeker içeren                           meyvelerden biridir. Doktorlar, hamile kadınlara doğum                           yaptıkları gün meyve şekeri içeren yiyecekler verilmesi                           gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin                           zayıf düşen vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak,                           aynı zamanda da yeni doğan bebeğe gerekli olan sütün                           oluşabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek                           ve anne sütünü çoğaltmaktır. </p>
<p>Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut                           şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar                           şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon                           düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması                           sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan                           kimseler için özellikle çok faydalıdır. </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hurma.jpg" height="270" width="213" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="115."></a><a name="116."></a>Bu bilgiler,                           Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;e, hem kendisine enerji ve canlılık                           verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana                           gelmesini sağlayacak &#8220;hurma&#8221;dan yemesini bildirmesindeki                           hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin hurma, insan                           vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati                           önem taşıyan 10&#8242;dan fazla element içermektedir. Bu nedenle                           günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla                           yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#115">115</a>                           Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson                           ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük                           besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#116">116</a></p>
<p><a name="117."></a>Hurmada bulunan <strong>oksitosin</strong>                           maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç                           olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı                           etkisi nedeniyle pek çok kaynakta &#8220;rapid birth&#8221; yani                           &#8220;<strong>hızlı doğum&#8221;</strong> ifadesiyle tanımlanmaktadır.                           Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle                           bilinmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#117">117</a> Oksitosin esas                           olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan                           bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları                           bu hormon sayesinde başlar. Hormonun etkisi, ana rahmini                           oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan                           kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında                           ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi                           için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan                           kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca                           oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için                           anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına                           bu özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran&#8217;ın Allah&#8217;ın                           vahyi olduğunun önemli bir delilidir. Hurmanın tıbbi                           olarak faydalarının tespit edilmesi ancak yakın tarihlerde                           mümkün olmuştur. Halbuki Kuran&#8217;da yaklaşık 1400 sene                           evvel Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;e hamilelik döneminde hurma                           ile beslenmesini vahyettiği bildirilmektedir. </p>
<p>Ayrıca hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket                           ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması                           kolay olan bir şeker türü bulunmaktadır. Üstelik bu                           şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve                           şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan                           şekerinin hızla yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak                           etkiler, ancak en çok hasar gören organ ve sistemler                           göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir.                           Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp                           krizi, böbrek yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın                           en önemli nedenlerinden biri, kan şekeri yüksekliğidir.</p>
<p>Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale                           sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir.                           Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir,                           kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca                           A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini                           de içerir. Hurmada bulunan vitamin ve minerallerin,                           normal insan vücudunda ve hamilelik zamanlarındaki faydalarından                           bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>*Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral                           dengesinden kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte                           kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik                           asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni                           kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino                           asitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli                           görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte                           folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük                           ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz                           olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri                           düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri                           ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin                           genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik                           asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan                           tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin                           bir besin türüdür.</p>
<p><a name="118."></a>*Öte yandan hamilelikte                           meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel tepkimeler                           nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda                           da potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol                           miktarda bulunan <strong>potasyum</strong> bu açıdan                           büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında                           da son derece etkilidir. Ayrıca potasyum, beyne oksijen                           gitmesine de yardımcı olarak berrak düşünebilmeyi sağlar.                           Bununla beraber vücut sıvıları için uygun alkalik özelliği                           sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için                           böbrekleri uyarır. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım                           eder ve sağlıklı deri oluşumunu sağlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#118">118</a></p>
<p>*Hurmanın içerdiği <strong>demir</strong>, kırmızı                           kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol                           eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini                           ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki                           alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği                           gibi alyuvarlar kanda oksijen ve karbondioksiti taşıyarak                           hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar. Çok                           fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane                           hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir                           ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan                           korunmuş olur. </p>
<p>*Hurmada bulunan <strong>kalsiyum ve fosfat</strong>                           ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi                           için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol fosfor                           ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur                           ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.</p>
<p><a name="119."></a>*Bilim adamları hurmanın                           stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler.                           Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar,                           sinirleri güçlendiren <strong>B6</strong> vitamininin                           ve kasların çalışmasında önemli rol oynayan <strong>magnezyum</strong>                           mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya                           koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile, böbrekler                           için de son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane                           hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#119">119</a></p>
<p>*İçerdiği <strong>B1</strong> vitamini ile sinir sisteminin                           sağlıklı olmasını kolaylaştırır. Vücuttaki karbonhidratların                           enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer                           ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle                           de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi                           için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı                           olur. </p>
<p><a name="120."></a>*Hamilelikte <strong>A                           vitamini</strong>ne olan ihtiyaç da artar. Hurma, içindeki                           A vitamini sayesinde, görme gücünü ve vücut direncini                           artırır, kemik ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Hurma,<strong>                           betakaroten</strong> açısından da son derece zengindir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#120">120</a>                           Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol                           altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır.</p>
<p><a name="121."></a>*Ayrıca diğer meyveler                           genellikle <strong>protein</strong> açısından yetersizdir,                           ancak hurma protein de içermektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#121">121</a>                           Bu özelliği sayesinde vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara                           karşı korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut                           sıvısını dengeler. Örneğin et de faydalı bir gıdadır                           ancak özellikle böyle bir dönemde taze bir meyve olan                           hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde                           etin fazla tüketilmesi vücutta zehirlenmeye neden olabilir.                           Hazmı kolay olan, hafif sebze, meyve türü yiyeceklerin                           tercihi daha uygun bir seçimdir. </p>
<p>Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah&#8217;ın sonsuz ilmini                           ve insanlara olan rahmetini ortaya koymaktadır. Görüldüğü                           gibi modern tıbbın ancak günümüzde tespit edebildiği                           hurmanın -özellikle de hamilelik dönemindeki- faydalarına                           Kuran&#8217;da 14 asır önce işaret edilmiştir.</p>
<p class="baslik2"><a name="incir"></a>MÜKEMMEL BİR MEYVE:                           İNCİR</p>
<blockquote><p class="ayetler">&#8220;İncire ve zeytine andolsun&#8221; (Tin                             Suresi, 1)</p>
</blockquote>
<p>Tin Suresi&#8217;nin birinci ayetinde Allah&#8217;ın incire &#8220;<strong>andolsun</strong>&#8221;                           şeklinde bildirmesi, bu meyvenin faydaları açısından                           son derece hikmetlidir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">İncirin İnsan Sağlığına Faydaları:</p>
<p>İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek                           lif içeriğine sahiptir. Sadece 1 adet kuru incir 2 gram                           lif sağlamaktadır, ki bu tavsiye edilen günlük ihtiyacın                           %20&#8217;si&#8217;dir. Son 10-15 yılda yapılan araştırmalar, bitkisel                           gıdalarda bulunan liflerin sindirim sisteminin düzgün                           olarak çalışması açısından çok önemli olduklarını ortaya                           koymuştur. Besin olarak alınan lifin sindirime yardımcı                           olduğu ve bazı kanser türlerinin riskini azaltmada etkili                           olduğu bilinmektedir. Beslenme uzmanları lif alımını                           artırmanın ideal bir yolu olarak,<strong> lif açısından                           zengin</strong> olan incir tüketimini tavsiye etmektedirler.                         </p>
<p><a name="122."></a>Lifli yiyecekler çözünür                           ve çözünmez olarak ikiye ayrılırlar. Çözünmez lif açısından                           zengin gıdalar, vücuttan atılacak maddelere su kazandırarak                           bağırsaklardan geçişi kolaylaştırlar. Böylece sindirim                           sistemini hızlandırırarak, düzenli çalışmasını sağlarlar.                           Ayrıca çözünmez lifli besinlerin kolon kanserine karşı                           koruyucu olduğu da tespit edilmiştir. Çözünür lif açısından                           zengin besinlerin ise kandaki kolesterol seviyesini                           %20&#8242;den fazla düşürdükleri ortaya konmuştur. Bu nedenle                           kalp hastalıklarının riskini azaltmak açısından büyük                           önem taşırlar. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol                           varsa, bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının                           sertleşmesine, daralmasına yol açar. Kolesterol, hangi                           organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar                           ortaya çıkar. Örneğin, kalbi besleyen atardamarlarda                           kolesterol birikimi olursa, göğüs ağrısı, kalp krizi                           gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol                           birikimi ise, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine                           yol açabilir. Ayrıca çözünür liflerin alımı mideyi boşaltarak,                           kan şekerini düzenlemesi açısından da önem taşır, çünkü                           kan şekerindeki ani değişiklikler hayati riskler taşıyan                           rahatsızlıklarla sonuçlanabilir. Nitekim beslenmeleri                           lif açısından zengin olan toplumların kanser ve kalp                           hastalıkları gibi rahatsızlıklara daha az oranda yakalandıkları                           tespit edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#122">122</a></p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/incir.jpg" height="195" width="347" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="123."></a>Çözünür ve çözünmez liflerin                           her ikisinin birarada bulunması ise sağlık açısından                           ayrı bir avantajdır: Her iki lif türünün birarada bulunmasının,                           kanseri engellemede, tek başına olduklarından daha etkili                           olduğu ortaya çıkmıştır. İncirde her iki lif türünün                           -hem çözünür hem de çözünmez liflerin- birarada bulunması                           bu bakımdan inciri son derece önemli bir besin maddesi                           kılmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#123">123</a></p>
<p>George Washington Üniversitesi Tıp Merkezi&#8217;nde Hastalıklara                           Karşı Korunma Enstitüsü&#8217;nün başkanı Dr. Oliver Alabaster,                           incirden şu ifadelerle bahsetmektedir:</p>
<p><a name="124."></a>&#8230; burada gerçek anlamda                           sağlıklı ve yüksek lif oranına sahip bir besini ekleme                           imkanı bulunmaktadır. İncirleri ve diğer yüksek lif                           oranına sahip besinleri sıklıkla tercih etmek&#8230; ömür                           boyu sağlığınız açısından önem taşımaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#124">124</a></p>
<p><a name="125."></a>California İncir Danışma                           Kurulu&#8217;na (California Fig Advisory Board) göre, meyvelerde                           ve sebzelerde bulunan <strong>antioksidanlar</strong>ın                           insanları birçok hastalıktan koruduğuna inanılmaktadır.                           Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar                           sonucu oluşan veya dışardan alınan zararlı maddeleri                           (serbest radikalleri) etkisiz hale getirirler ve hücrenin                           tahrip edilmesini engellemiş olurlar. Scranton Üniversitesi                           tarafından yürütülen araştırmada, kuru incirin, antioksidan                           bakımından zengin fenol bileşimine diğer meyvelere göre                           çok daha fazla sahip olduğu belirlenmiştir. Fenol, mikroorganizmaları                           öldürücü -antiseptik- bir madde olarak kullanılmaktadır.                           Scranton Üniversitesi�nde yapılan değerlendirmelere                           göre, İncirdeki fenol miktarı, diğer meyvelerle kıyaslandığında                           çok daha fazladır. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#125">125</a></p>
<p><a name="126."></a>New Jersey&#8217;deki Rutgers                           Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada ise, kuru                           incirin içerdiği <strong>omega-3, omega-6 </strong>yağ                           asitleri (EFA: Essential fatty acids: vücut için zaruri                           yağlar) ile <strong>fitosterol</strong> (bitkilerde                           bulunan yağımsı madde) sayesinde kolesterolü düşürücü                           olarak da önem taşıdığı anlaşılmıştır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#126">126</a>                           Bilindiği gibi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücutta                           üretilemezler ve gıdalarla alınmaları gereklidir. Ayrıca                           bu yağlar özellikle kalp, beyin ve sinir sisteminin                           sağlıklı şekilde işlev görmesi açısından vazgeçilmez                           öneme sahiptirler. Fitosterol ise, hayvansal gıdalardaki                           kalp ve damar sağlığı açısından tehlikeli olan kolesterolün                           yolunu tıkayarak kana karışmadan vücuttan atılmasını                           sağlar.</p>
<p><a name="127."></a>California İncir Danışma                           Kurulu tarafından &#8220;adeta doğanın en mükemmel meyvesi&#8221;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#127">127                           </a>olarak bahsedilen incir, insanoğlunun bildiği en                           eski meyvelerden biri olmasına rağmen, gıda üreticileri                           tarafından yeniden keşfedilmektedir. Çünkü besin değerinin                           yüksek olması, sağlık için faydaları, bu meyveye ayrı                           bir önem kazandırmaktadır.</p>
<p><a name="128."></a>İncir hemen hemen her                           özel diyetin parçası olabilir: İncir doğal olarak yağ,                           sodyum ve kolesterol içermediği ve yüksek lif oranına                           sahip olduğu için, kilo vermeye çalışan kişiler için                           de uygun bir besindir. Aynı zamanda incir, bilinen tüm                           meyvelere göre en yüksek mineral içeriğine sahiptir.                           40 gram incir, 244 mg potasyum (günlük ihtiyacın % 7&#8217;si),                           53 mg kalsiyum (günlük ihtiyacın %6&#8217;sı) ve 1.2 mg demir                           (günlük ihtiyacın %6&#8217;sı) içermektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#128">128</a>                           İncirde <strong>kalsiyum</strong> oranı çok yüksektir;                           meyveler arasında kalsiyum içeriği açısından portakaldan                           sonra ikinci sırada gelmektedir. Bir kase kuru incir,                           bir kase süt ile aynı miktarda kalsiyum sağlamaktadır.                         </p>
<p>İncir, uzun süreli hastalıklardan sonra hızlı şekilde                           iyileşmeye yardımcı olan, güç ve kuvvet veren bir ilaç                           olarak da düşünülmektedir. Fiziksel ve zihinsel zorlanmayı                           ortadan kaldırır ve vücuda enerji ve güç sağlar. İncirin                           en önemli besin öğesi, tüm meyvenin % 51-74&#8242;ünü oluşturan                           şekerdir ve tüm meyveler arasında en yüksek şeker oranını                           içermektedir. Ayrıca incir, astım, öksürük ve soğuk                           algınlığı gibi durumlarda da tedavi amaçlı tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Burada çok sınırlı olarak yer verdiğimiz incirin faydaları,                           Allah&#8217;ın insanlar üzerindeki rahmetinin bir göstergesidir.                           Rabbimiz zevkle yenen bu meyve içerisinde, insanın ihtiyacı                           olan maddeleri, onun sağlığına uygun bir denge ile,                           adeta paketlenmiş şekilde yararına vermektedir. Allah&#8217;ın                           bu özel nimetinin Kuran&#8217;da zikredilmesi de, incirin                           insanlar için önemine bir işaret olabilir. (En doğrusunu                           Allah bilir.) İncirin besin değerinin, insan sağlığı                           açısından öneminin, ancak gelişen tıp ve teknolojik                           imkanlarla tespit edilebilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın, herşeyin                           bilgisine sahip Allah&#8217;ın sözü olduğunun göstergelerinden                           biridir.</p>
<table align="center" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tablozeminli.jpg" height="279" width="300" /><br />                               100 gram incirdeki besin                               değerini gösteren tablo  </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p class="baslik2"><a name="ballik"></a>DEĞERLİ BİR BESİN                           KAYNAĞI:BALIK</p>
<blockquote><p class="ayetler">Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)                             dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı&#8230; (Maide                             Suresi, 96)</p>
</blockquote>
<p>Kalp hastalıklarına yakalanan ve bu nedenle hayatını                           kaybeden kişilerin yaş ortalamalarının gün geçtikçe                           düşmesi, kalp sağlığına gösterilen önemi büyük ölçüde                           artırmıştır. Tıpta, kalp hastalıklarının tedavisi konusunda                           pek çok yeni gelişmeler kaydedilse de, uzmanların asıl                           tavsiye ettiği, bu hastalığa yakalanmadan önce alınacak                           önlemlerin titizlikle uygulanmasıdır. Uzmanlar kalbin                           sağlıklı işleyişinde ve hastalıkların önlenmesinde önemli                           bir besini tavsiye etmektedirler: Balık</p>
<p>Balığın önemli bir besin olmasının nedeni; hem insan                           vücudu için gerekli maddeleri sağlaması, hem de bedeni                           çeşitli hastalık risklerinden mümkün olduğunca uzak                           tutacak içeriğe sahip olmasıdır. Örneğin içerdiği Omega-3                           asidi ile vücut sağlığı için adeta bir kalkan görevi                           gören balığın, düzenli olarak tüketildiğinde kalp hastalıkları                           riskini azalttığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği                           ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bilimsel olarak faydaları yeni kanıtlanan balığın,                           değerli bir besin kaynağı olduğu günümüzden yaklaşık                           olarak 1400 yıl önce indirilen Kuran&#8217;da da bildirilmektedir.                           Yüce Allah, Kuran&#8217;da deniz ürünlerini, &#8220;Denizi                           de sizin emrinize veren O&#8217;dur, ondan taze et yemektesiniz&#8230;&#8221;                           (Nahl Suresi,14), &#8220;Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)                           dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı&#8230;&#8221; (Maide                           Suresi, 96) ayetleriyle haber vermektedir. Ayrıca                           Kehf Suresi&#8217;nde de, balığa özel olarak dikkat çekilmektedir.                           Bu surede Hz. Musa ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa                           çıktıkları ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları                           bildirilmektedir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği                             yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde                             bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu                             tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde                             (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: <u>&#8220;Yemeğimizi getir                             bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten                             yorulduk.&#8221;</u> (Genç-yardımcısı) Dedi ki: &#8220;Gördün                             mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum&#8230;&#8221;                             (Kehf Suresi, 61-63)</p>
</blockquote>
<p>Kehf Suresi&#8217;nde uzun bir yolculuk sırasında, yorulduktan                           sonra yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olması                           dikkat çekicidir. Dolayısıyla bu kıssadaki hikmetlerden                           biri olarak, balığın faydalarına, besleyici yönüne işaret                           ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/balik.jpg" height="263" width="246" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="129."></a>Nitekim balığın besin                           olarak özelliklerini araştırdığımızda çarpıcı bilgilerle                           karşılaşırız. Rabbimiz&#8217;in bizlere büyük bir nimeti olan                           balıklar özellikle protein, D vitamini ve eser elementler                           (vücutta çok az miktarda bulunan, fakat vücut için çok                           önemli bazı elementler) açısından mükemmel besin kaynaklarıdır.                           İçerdikleri fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller                           sayesinde ise büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlarlar.                           Sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı                           olur, cilt rengini güzelleştirir, saçların daha sağlıklı                           olmasını sağlar, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadeleye                           katkıda bulunurlar. Ayrıca kandaki kolesterol oranını                           düzenleyici etkileriyle, kalp krizlerinin önlenmesinde                           önemli bir rol oynamaktadırlar. Nişasta ve yağların                           parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım ederler.                           Böylece daha enerjik ve daha kuvvetli olunmasını sağlarlar.                           Öte yandan zihinsel faaliyetlerin düzenli çalışmasında                           etkilidirler. İçerdikleri D vitamininin ve diğer minerallerin                           yeterli miktarlarda alınmaması durumunda ise, raşitizm                           (kemik zayıflığı), diş eti hastalıkları, guatr, hipertiroit                           gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#129">129</a></p>
<p>Bunların dışında günümüz tıbbı, balığın içerdiği Omega-3                           yağ asitlerinin sağlık açısından çok önemli bir yere                           sahip olduğunu keşfetmiştir. Hatta bu yağlar zaruri                           yağ asitleri (EFA: essential fatty asit) olarak belirlenmiştir.                         </p>
<p>&nbsp; </p>
<p class="baslik2_kucuk">Balık Yağındaki Omega-3&#8242;ün Faydaları</p>
<p>Balık yağında sağlığımız için özellikle çok önemli                           olan 2 farklı doymamış yağ asidi türü bulunmaktadır:                           <strong>EPA</strong> (<strong>e</strong>icosa<strong>p</strong>entaenoic                           <strong>a</strong>sit) ve <strong>DHA</strong> (<strong>d</strong>ocosa<strong>h</strong>exaenoic                           <strong>a</strong>sit). EPA ve DHA çoklu doymamış yağlar                           olarak bilinmektedirler ve önemli omega-3 yağ asitlerini                           içermektedirler. İnsan vücudu omega-3 ve omega-6 yağ                           asitlerini üretemez dolayısıyla dışarıdan besinlerle                           alınmaları gerekir.</p>
<p>Balık yağının -omega-3 yağ asitlerini içermesi nedeniyle-                           insan sağlığına faydaları hakkında çok fazla delil bulunmaktadır.                           Omega-3 yağ asitleri, bitkisel yağlarda da bulunmasına                           karşın, insan sağlığını korumada çok daha az etkilidirler.                           Buna karşın deniz planktonları omega-3 yağ asidini EPA                           ve DHA&#8217;ya dönüştürmede çok etkilidirler. Balıklar bu                           planktonları yediklerinde EPA ve DHA açısından zengin                           hale gelirler. Bu nedenle balık, vücut için son derece                           önem taşıyan bu yağ asitleri açısından en zengin besinlerden                           biridir.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Balıktaki Yağ Asitlerinin Hayati                           Faydaları</p>
<p>Balıktaki yağ asitlerinin başlıca özelliği ise vücudun                           enerji üretimine katkıda bulunmasıdır. Bu yağ asitleri,                           vücutta oksijene bağlanarak, elektron transferini gerçekleştirmekte                           ve vücuttaki birtakım kimyasal işlemler için enerji                           sağlamaktadırlar. Bu nedenle balık yağı açısından zengin                           bir beslenmenin yorgunluğu giderdiğine, kavrama gücünü                           ve hareket kabiliyetini artırdığına dair deliller de                           bulunmaktadır. Omega-3, kişinin enerji seviyesini olduğu                           kadar konsantrasyon yeteneğini de arttırmaktadır. Balığın                           &#8220;zeka besini&#8221; olarak ifade edilmesinin bilimsel bir                           temeli vardır çünkü, beyindeki yağın ana bileşimi omega-3                           yağ asitleri içeren DHA&#8217;dır.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Kalp ve Damar Sağlığında Balığın                           Önemi</p>
<p> <a name="130."></a>Balıkta bulunan omega-3 yağ asidi                           kandaki kolesterolü, trigliseridi ve kan basıncını düşürerek,                           kalp sağlığını koruyucu etkisi ile bilinmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#130">130</a>                           Trigliserit bir çeşit yağdır ve içerdiği zengin yağ                           ve düşük protein bakımından LDL&#8217;ye (kötü kolesterole)                           benzer. Yükselmiş trigliserit seviyesi, özellikle yüksek                           kolestrol durumunda kalp hastalığı riskini artırır.                           Ayrıca balık yağları, bir kalp krizinden sonraki anormal                           kalp ritmlerinin, hayatı tehdit eden risklerini de azaltmaktadır.                         </p>
<p>Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan bir araştırmada,                           haftada 5 porsiyon balık yiyen kadınlarda kalp krizi                           geçirme oranlarının 1/3 oranında azaldığı görülmüştür.                           Bunun, balık yağında bulunan omega-3 yağ asitlerinin,                           kanın daha az pıhtılaşmasına neden olmasından kaynaklandığı                           düşünülmektedir. Kanın damarlarımızdaki normal hızı                           saatte 60 km&#8217;dir ve kanın yeterli derecede akışkan olması,                           yoğunluğunun, miktarının, hızının normal seviyede olması                           hayati derecede önem taşır. Kanımız için en büyük tehlike                           -kanama gibi gerekli durumlar haricinde- pıhtılaşarak                           akıcılığının azalmasıdır. Balık yağları kandaki trombositlerin                           (vücutta kanama olduğunda kanı yoğunlaştıran kan plakçıkları)                           birbirlerine yapışmalarını engelleyerek kanın pıhtılaşmasını                           azaltmada da etkili görünmektedir. Aksinde kanın yoğunlaşması                           damarların daralmasına sebep olur. Bu durum da başta                           kalp, beyin, gözler ve böbrekler olmak üzere vücuttaki                           pek çok organın kanla yeterli miktarda beslenememesine,                           ağır çalışmalarına ve zamanla fonksiyonlarını yitirmelerine                           sebep olur. Örneğin atardamar pıhtılaşma yüzünden tamamen                           tıkandığında, damarın bulunduğu yere bağlı olarak, kalp                           krizi, felç veya başka hastalıklar meydana gelebilmektedir.</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri alyuvarlar içindeki oksijen taşıyan                           hemoglobin molekülünün üretiminde ve hücre zarından                           geçen besinlerin kontrolünde de önemli rol oynamakta                           ve vücut için zararlı yağların zararını engellemektedir.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Yeni Doğan Bebeklerin Gelişimi                           İçin Önemi</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri insan beyni ve retinasının önemli                           bir bileşeni olmalarından ötürü, özellikle yeni doğan                           bebeklerin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak, geçtiğimiz                           on yılda önemli araştırmalara konu olmuştur. Omega-3&#8242;ün                           bebeğin anne rahmindeki gelişimi ve yeni doğmuş bebeğin                           gelişimindeki önemini kanıtlayan çok fazla delil bulunmaktadır.                           Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik                           döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde                           gelişimi için çok önemlidir. Anne sütü de doğal ve mükemmel                           bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün                           önemini özellikle vurgulamaktadırlar.</p>
<table align="center" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek2.jpg" height="200" width="338" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Eklem Sağlığına Faydası:</p>
<p>Romatizmal artrit hastalığında (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu) en önemli risk, eklemlerde meydana gelen                           aşınmanın, geriye dönüşü olmayan bir tahribata yol açmasıdır.                           Omega-3 yağ asidi bakımından zengin bir beslenmenin,                           artrit oluşumuna engel olduğu, şişmiş ve hassas eklemlerdeki                           rahatsızlıkların da hafiflediği kanıtlanmıştır. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Beyin ve Sinir Sisteminin Sağlıklı                           Çalışması Açısından Faydaları</p>
<p><a name="131."></a>Omega-3 yağ asidinin beyin                           ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki                           etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur.                           Ayrıca balık yağı takviyelerinin depresyon ve şizofreni                           belirtilerini hafifletebildiği, Alzheimer hastalığını                           (bellek kaybına sebep olan, günlük yaşam aktivitelerini                           engelleyen bir beyin hastalığı) önlediği gösterilmiştir.                           Örneğin depresyon geçiren ve 12 hafta boyunca 1 gram                           omega-3 yağ asidi alan kişilerde, belirtilerin -endişe,                           hüzün ve uyku problemleri gibi- azaldığı belgelenmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#131">131</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">Enfeksiyonel Rahatsızlıklara                           Faydası, Bağışıklık Sistemini Güçlendirmesi</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda, anti-enflamatuar                           (enfeksiyon önleyici) olarak görev yaparlar. Bu nedenle;                         </p>
<p>*Romatizmal artrit (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu),                         </p>
<p>*Osteoartrit (zamanla eklemlerin işlevlerini bozan                           bir hastalık), </p>
<p>*Ülseretif kolit (bağırsak enfeksiyonuna bağlı yaralar)                           ve </p>
<p>*Lupus (ciltte yara oluşmasına sebep olan deri hastalığı)                           hastalarının hepsinde kullanılabilir. </p>
<p>Ayrıca miyelini (sinir hücrelerini kaplayan zar) koruma                           özelliği vardır. Bu nedenle; </p>
<p>*Glokom (göz içi basıncın artmasıyla körlüğe sebep                           olan hastalık), </p>
<p>*Multipl skeleroz (beyin ve omurilikte doku sertleşmesi                           sonucu oluşan ölümcül hastalık), </p>
<p>*Osteoporoz (kemik dokusunda yapısal zayıflamaya sebep                           olan hastalık) ve </p>
<p>*Şeker hastalarının tedavisinde kullanılır. </p>
<p>Tüm bunların yanı sıra;</p>
<p>*Migren hastalarında, </p>
<p>*Aneroksiyada (ölümcül olabilen yeme bozukluğu), </p>
<p>*Yanık tedavisinde </p>
<p>*Cilt sağlığı ile ilgili problemlerin tedavisine de                           yardımcı olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Yüksek oranda omega-3 yağ asidine sahip balıkla beslenen                           Grönland eskimoları ve Japonlar gibi toplulukların daha                           az kalp, damar hastalıklarına, astım ve sedef hastalığı                           gibi hastalıklara yakalandıklarını gösteren çok kapsamlı                           veriler bulunmaktadır. Balık, bu nedenle tedavi edici                           bir besin olarak da tavsiye edilmektedir. Omega-3 yağ                           asitleri kalp sağlığı için, kanıtlanmış faydalarıyla,                           günümüzde beslenme uzmanlarının başlıca tavsiye ettikleri                           maddelerden biridir. </p>
<p>Genel hatlarıyla yer verdiğimiz balığın faydalarına                           her geçen gün yenileri eklenmektedir. Üstelik balığın                           yararlarını ortaya çıkarmak, pek çok bilim adamının,                           üstün teknolojik imkanlarla donanmış araştırma merkezlerinin                           kullanılmasıyla mümkün olabilmiştir. Böylesine değerli                           bir besin kaynağına Kuran&#8217;da işaret edilmesi ve Kehf                           Suresi&#8217;nde özellikle yorgunluk giderici bir besin olarak                           bildirilmiş olması da elbette son derece hikmetlidir.                           Balıktan sağlanan tüm faydalar Rabbimiz&#8217;in bizlere verdiği                           büyük bir nimettir. Tüm besinlerde olduğu gibi balıklardaki                           üstün yapıyı da bizler için yaratan Alemlerin Rabbi                           olan Allah&#8217;tır.</p>
<p class="baslik2"><a name="domuz"></a>DOMUZ ETİ VE SAĞLIĞA                           ZARARLARI</p>
<blockquote><p class="ayetler">O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz                             etini ve Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı                             kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak                             muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak                             şartıyla ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,                             esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)</p>
</blockquote>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/trisin.jpg" height="150" width="211" /><br />                              Resimde &#8220;trişin&#8221;                               paraziti görülmektedir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Domuz eti yenmesinin sağlığa zararlı pek çok yönü bulunmaktadır.                         Bu zararlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi, alınan her                         türlü tedbire rağmen günümüzde de söz konusudur. Herşeyden                         evvel domuz, her ne kadar çiftliklerde, bakımlı ortamlarda                         yetiştirilirse yetiştirilsin, kendi pisliğini yiyen bir                         hayvandır. Gerek pislikle beslenmesi gerekse biyolojik                         yapısı nedeniyle domuzun bünyesi diğer hayvanlara oranla                         çok fazla miktarlarda antikor üretir. Yine domuzun vücudunda                         diğer hayvanlara ve insana oranla çok yüksek dozda büyüme                         hormonu üretilir. Doğal olarak bu yüksek dozdaki antikorlar                         ve büyüme hormonu, dolaşım yoluyla domuzun kas dokusuna                         da geçerek birikir. Bunun yanı sıra domuz eti çok yüksek                         oranlarda kolesterol ve lipid içerir. Bunların sonucunda                         tüm bu aşırı düzeydeki antikorlar, hormonlar, kolesterol                         ve lipidlerle yüklü olan domuz etinin insan sağlığı açısından                         önemli bir tehdit olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
<p>Bugün domuz etinin yoğun olarak tüketildiği ABD, Almanya                           gibi ülkelerin nüfuslarının önemli bir bölümünü oluşturan                           normalin çok ötesinde şişman kimselerin varlığı, artık                           alışılmış bir durum olmuştur. Domuz etine dayalı bir                           beslenme sonucunda, aşırı büyüme hormonuna maruz kalan                           insan bünyesi, önce çok fazla kilo toplamakta, sonra                           da vücut deformasyona -şekil bozukluklarına- uğramaktadır.</p>
<p>Bunların dışında, domuz etindeki sağlığa zararlı maddelerden                           biri de &#8220;trişin&#8221; parazitidir. İnsan vücuduna girdiğinde                           doğrudan kalp kaslarına yerleşerek ölümcül tehlike oluşturan                           trişin parazitine domuz etinde sıklıkla rastlanmaktadır.                           Günümüz teknolojisiyle trişinli domuzları teknik olarak                           tespit etmek mümkünse de önceki asırlarda böyle bir                           yöntem bilinmiyordu. Bu nedenle, domuz eti yiyen herkes                           için trişin parazitini kapma ve ölümle karşı karşıya                           kalma riski vardı. </p>
<p>Görüldüğü gibi tüm bu sebepler, Rabbimiz&#8217;in domuz etini                           yasaklanmasının hikmetlerinden bir kısmıdır. Ayrıca                           Rabbimiz&#8217;in bu emri, her koşulda sağlığa zararlı etkilerini                           sürdüren, denetimsiz üretiminde ise ölümcül bile olabilen                           domuz etinin yenmesine karşı tam bir korumadır.</p>
<p>20. yüzyıla kadar domuz etinin insan sağlığını doğrudan                           tehdit eden zararları olduğundan haberdar olmak mümkün                           değildi. Bugünkü tıbbi cihazlarla, biyolojik testlerle                           somut biçimde ortaya konmuş bu zarara karşı, daha kimsenin                           mikrop, bakteri, trişin, hormon, antikor gibi kavramlardan                           haberi olmadığı 14. yüzyılda indirilen Kuran&#8217;da kesin                           önlem alınması da, Kuran&#8217;ın üstün ilim sahibi Rabbimiz&#8217;in                           vahyi olduğunu gösteren mucizelerdendir. Bugün de domuz                           üretiminde alınan her türlü önlem ve denetime rağmen,                           domuz etinin fizyolojik olarak insan vücuduna uygun                           bir besin türü olmadığı, insan sağlığına kesin zararı                           olan bir et çeşidi olduğu gerçeği değişmemiştir. </p>
<p class="baslik2"><a name="zeytin"></a>ŞİFA KAYNAĞI BİR                           BİTKİ:ZEYTİN</p>
<p>Kuran&#8217;da dikkat çekilen besinlerden biri de zeytindir.                           Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca                           lezzetli bir besin değil, bunun yanında önemli bir sağlık                           kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı                           sıra zeytinin yağı da önemli bir besin kaynağıdır. Kuran&#8217;da                           zeytin ağacının yağına ise şu ayetle dikkat çekilmiştir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Allah, göklerin ve yerin nurudur.                             O&#8217;nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil                             gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki                             incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait                             olmayan <u>kutlu bir zeytin</u> ağacından yakılır;                             (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa                             da<u> yağı ışık verir</u>. (Bu,) Nur üstüne nurdur.                             Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir.                             Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi                             bilendir. (Nur Suresi, 35)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette &#8220;mubareketin zeytunetin&#8221; ifadesiyle                           zeytin, &#8220;bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan&#8221;                           anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir.                           &#8220;Zeytuha&#8221; ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, diğer katı                           yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp                           ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen                           yağ çeşidi olarak bilinmektedir. Zeytinyağının sağlık                           açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p class="baslik2_kucuk"> Kalp ve Damar Sağlığına Faydalı                           Olması</p>
<p><a name="132."></a>Zeytin ve zeytinyağ içinde                           bulunan yağ asitlerinin çoğu tekli doymamış yağdır.                           Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan                           dolayı zeytinyağ kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte,                           tam tersine kontrol altında tutmaktadır. Zeytinyağ ayrıca                           vücut için zaruri olan (EFA: essential fatty asit) omega-6                           yağ asidi (linoleik asit) içermektedir. Bu özelliğiyle                           sağlık örgütleri, (Dünya Sağlık Örgütü/WHO) damar sertliği,                           şeker hastalığı oranlarının yüksek olduğu toplumlarda                           kullanılan yağların içindeki yağ asidinin en az %30�unun                           omega-6 yağ asidi (linoleik asit) olmasını önermektedirler                           ki, bu da zeytinin değerini büyük ölçüde artırmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#132">132</a></p>
<p><a name="133."></a>Bu konuda yapılan çalışmalar,                           1 hafta boyunca her gün 25 mililitre -yaklaşık 2 yemek                           kaşığı- doğal zeytinyağı tüketen insanların daha az                           LDL (kötü kolesterol) ve daha yüksek antioksidan seviyeleri                           gösterdiklerini ortaya çıkarmıştır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#133">133</a>                           <a name="134."></a>Antioksidanlar, &#8220;serbest                           radikaller&#8221; denilen vücudumuzdaki zararlı maddeleri                           etkisiz hale getirmeleri ve hücrenin tahrip edilmesini                           engellemeleri bakımından son derece önemli maddelerdir.                           Ayrıca zeytinyağı kullanımının kolesterol seviyelerini                           düşürdüğü ve kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma                           ile de tasdik edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#134">134</a></p>
<p><a name="135."></a>Zeytinyağı, kanda dolaşan LDL adlı                           zararlı kolesterol düzeyini düşürdüğü, aynı zamanda                           HDL adlı faydalı kolesterol düzeyini ise yükselttiği<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#135">135</a>                           için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.                           Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına                           rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine                           sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. </p>
<p><a name="136."></a>Bunun yanı sıra zeytinyağı,                           vücutta bulunan omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine                           oranını da bozmamaktadır. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin                           vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü                           bu oranlardaki dengesizlik durumunda kalple, bağışıklık                           sistemi ile ilgili hastalıklar ve kanser de dahil olmak                           üzere birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#136">136</a>                           <a name="137."></a>Tüm bu sebeplerden dolayı                           pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan                           Kalp Topluluğu, kalp hastalığı riskini azaltmak için                           yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı                           diyete bir alternatif olabileceğini ileri sürmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#137">137</a></p>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytin.jpg" height="311" width="275" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Kanser Önleyici Olması</p>
<p><a name="138."></a><em>The Archives of Internal                           Medicine</em>&#8216;de yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda                           tekli doymamış yağ tüketen kadınların göğüs kanserine                           yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#138">138</a>                           New York&#8217;ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının                           yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel                           yağlarda bulunan bir yağ olan B-sitosterol&#8217;ün, prostat                           kanseri hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı                           olabildiği belirtilmiştir. Araştırmacılar B-sitosterol&#8217;ün,                           hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme                           sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz                           hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.</p>
<p><a name="139."></a>Oxford Üniversitesi&#8217;ndeki                           doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının                           bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliğe sahip olduğu                           bulunmuştur. Doktorlar zeytinyağının, bağırsak kanserlerinin                           başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye                           girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı                           zamanda zeytinyağının safra asiti miktarını azaltarak                           ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek,                           anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu                           keşfetmişlerdir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#139">139</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">Artriti (eklem enfeksiyonu)                           Önlemesi</p>
<p>Araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı                           ve pişmiş sebze yiyen insanların eklemlerdeki kronik                           enfoksiyonel bir hastalık olan romatizmal artrit geçirme                           riskleri azalabilmektedir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Kemik Gelişimine Yardımcı Olması</p>
<p><a name="140."></a>Zeytinyağının içerdiği                           E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin                           kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyumu sabitleyerek                           kemikleri güçlendirmesi bakımından oldukça önemlidir.                           Aynı zamanda yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir,                           çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin                           vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca kemik mineralizasyonunu                           (minerallerin kemiklerde çökmesi) harekete geçirerek                           kalsiyum kaybını engeller.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#140">140</a> Kemikler                           organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur                           ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik                           yumuşaması gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu                           bakımdan zeytinyağının, iskelet yapısı üzerinde çok                           olumlu katkısı vardır.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Yaşlanmayı Önlemesi</p>
<p>Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici                           özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde                           de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinler bedenimizde                           enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler ortaya                           çıkar. Zeytinyağı, içerdiği çok sayıdaki antioksidan                           maddeyle zararlı maddelerin tahribatını önler, hücrelerimizi                           yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.                           Zeytinyağı aynı zamanda vücudumuzda hücreleri tahrip                           eden, yaşlandıran &#8220;serbest radikal&#8221;leri baskılayan E                           vitamini açısından da zengindir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Çocukların Gelişimine Katkısı</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gelisim.jpg" height="196" width="171" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Zeytin ve zeytinyağı, içinde bulunan linoleik asitten                         (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler, gelişim                         çağındaki çocuklar için son derece faydalı bir besindir.                         Linoleik asitin eksikliği, bebekteki gelişimin yavaşlamasına                         ve birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden                         olur.
<p>Zeytinyağı, vücudumuzdaki zararlı maddelerin                           tahribatını önleyen antioksidan elementleri ve insan                           için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar                           da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna                           yardımcı olurlar. </p>
<p>Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer,                           dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan                           vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut                           için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağlı asitleri                           açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler                           zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı                           kılmaktadır.</p>
<p>Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir                           sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı                           uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır.                           Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber                           yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü                           kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi.jpg" height="212" width="240" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Tansiyon Düşürücü Etkisi:</p>
<p><em>The Archives of Internal Medicine</em> dergisinin                           27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma,                           zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez                           daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı                           ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.</p>
<p><a name="141."></a><a name="142."></a><a name="143."></a>İster                           sıcak, ister soğuk olarak tüketilsin, zeytinyağı mide                           asitini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara                           karşı korur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#141">141</a> Bunun yanı sıra safra                           salgısını harekete geçirerek, en mükemmel hale gelmesini                           sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve                           safra taşı riskini azaltır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#142">142</a> Ayrıca                           içindeki klor sayesinde de karaciğerin çalışmasına yardımcı                           olur ve böylece vücudun atıklardan kurtulmasını kolaylaştırır.                           Bunların yanı sıra beyin atardamarlarının sağlığına                           da olumlu etkisi vardır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#143">143</a></p>
<p><a name="144."></a>Zeytinyağı, tüm bu özellikleri                           dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini                           çekmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#144">144 </a>Uzmanların yorumlarından                           bir kısmı şöyledir:</p>
<p>Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden                           biri, CNN&#8217;in ödüllü muhabiri, <em>The Food Pharmacy                           </em>(Besin Eczanesi) ve <em>Food-Your Miracle Medicine</em>                           (Yiyecekler-Mucizevi İlaçlarınız) kitaplarının yazarı                           ve aynı zamanda uluslararası bir köşe yazarı olan Jean                           Carper:</p>
<blockquote><p>Yeni İtalyan araştırması zeytinyağının, LDL kolesterolünün                             atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere                             bazı hastalık süreçleriyle savaşan&#8230; antioksidanlar                             içerdiğini bulmuştur.</p>
</blockquote>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi2.jpg" align="right" height="320" width="193" />Diyetisyen                           ve beslenme uzmanı Pat Baird:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağının çok yönlülüğü&#8230; onun beden sağlığına                             olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var.</p>
</blockquote>
<p>Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji                           Bölümü başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos:</p>
<blockquote><p>Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla                             zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde                             %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi.</p>
<p>&#8230; Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu                             bir etkiye sahiptir: prostat, göğüs, kolon, pullu                             hücre ve yemek borusu tümörleri.</p>
</blockquote>
<p>Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nden D. Peck:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağının farelerdeki bağışıklık sistemini güçlendirdiği                             ortaya çıkarılmıştır&#8230; </p>
</blockquote>
<p>Milano Eczacılık Fakültesi&#8217;nden Bruno Berra:</p>
<blockquote><p>&#8230; natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri                             LDL&#8217;nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde                             artırır.</p>
</blockquote>
<p>II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları                           Bölümü&#8217;nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki                             glikozun daha iyi kontrolünü sağlar.</p>
</blockquote>
<p>Seconda Universita degli Studi di Napoli, Facolta di                           Medicina e Chirurgia, Patrizia Galletti:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı polifenollerinin besin olarak alımı, reaktif                             oksijen metabolitlerle ilgili olan hastalıkların riskini                             azaltabilir -mide ve bağırsakla ilgili bazı hastalıklar                             ve damarların tıkanması gibi. Zeytinyağı hidroksitirosolu                             insan eritrositlerini oksidatif tehlikeye karşı korur.</p>
</blockquote>
<p>Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu&#8217;ndan Frank                           Sacks:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı açısından zengin bir diyet, aşırı şişmanlığı                             kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı                             bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli                             kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır&#8230;</p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını                           esas alan beslenme modelinin en ideal şekil olduğunu                           düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme                           programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler,                           zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah&#8217;ın                           pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları,                           tıp bilgisinin artmasıyla paralel olarak keşfedilmiştir.</p>
<blockquote><p class="ayetler">Sizin için gökten su indiren O&#8217;dur;                             içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda                             otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar,                             üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz                             bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.                             (Nahl Suresi, 10-11)</p>
</blockquote>
<p class="baslik2"><a name="koroner"></a>KORONER BY-PASS                           AMELİYATI</p>
<blockquote><p class="ayetler">Biz, senin <u>göğsünü yarıp-genişletmedik                             mi</u>? Ve yükünü indirip- atmadık mı? Ki o, senin                             belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik                             mi? Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık                             vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.                             (İnşirah Suresi, 1-6)</p>
</blockquote>
<p>Bilindiği gibi her organın canlılığını sürdürmesi ve                           görevini yapması için kan yoluyla beslenmesi gereklidir.                           Kan, kalp kasımıza da &#8220;koroner arter&#8221; adı verilen atardamarlar                           yoluyla gelmektedir. Damar sertliği (ateroskleroz) durumunda,                           bu damarlarda daralma ve kanmalar oluşabilmektedir.                           Bu durum ilerlediğinde ise kan akışı engellenir ve kalp                           yeterince beslenemez hale gelir. Bu da kalbin görevini                           yapamadığını gösteren göğüs ağrısına ve kalp krizine                           neden olmaktadır. </p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde &#8220;<strong>Biz, göğsünü yarıp-genişletmedik                           mi&#8221;</strong> olarak tercüme edilen &#8220;E lem neşrah leke                           sadreke&#8221; ifadesi, bu tür bir kalp rahatsızlığına ve                           günümüzde yapılan koroner by-pass ameliyatlarına bir                           işaret olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Çünkü ayette                           geçen &#8220;lem neşrah&#8221; ifadesi, ilk anlamı itibariyle eti                           ve benzeri şeyleri açmak fiilini ifade etmektedir. Nitekim                           bu ameliyatlarda da göğüs kemiği boydan ikiye ayrılarak                           göğsün içine girilmektedir. Yapılan ameliyat sonucunda                           kan akışı tekrar sağlanmakta ve göğüs ağrısı ortadan                           kalkmaktadır. Ayette geçen genişleme ifadesi de söz                           konusu damarlardaki daralmaların ortadan kaldırılmasına                           işaret olabilir.</p>
<p>Ayrıca bu surenin hemen ardından Allah&#8217;ın kalp sağlığına                           faydalı bir bitki olan &#8220;zeytin&#8221; üzerine and içmesi de                           (Tin Suresi, 1), son derece hikmetlidir. </p>
<p class="baslik2"><a name="hareket"></a>HAREKET ETMENİN,                           YIKANMANIN VE SU İÇMENİN SAĞLIĞA FAYDALARI</p>
<p>Kuran&#8217;da dikkat çekilen davranışlardan biri, Hz. Eyüp&#8217;e                           gelen bir vahyi anlatan ayetlerde bildirilir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Kulumuz Eyyub&#8217;u da hatırla. Hani                             o: &#8220;Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap                             dokundurdu&#8221; diye Rabbine seslenmişti. &#8220;Ayağını depret.                             İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su,&#8221; diye vahyettik).                             (Sad Suresi, 41-42)</p>
</blockquote>
<p>Hz. Eyüp&#8217;e şeytanın vermiş olduğu sıkıntı ve rahatsızlığa                           karşılık Allah&#8217;ın bildirdiği tavsiyelerden biri &#8220;ayağını                           depretmesi&#8221;dir. Ayette geçen bu ifade hareket etmenin,                           spor yapmanın faydalarına işaret ediyor olabilir.</p>
<p><a name="145."></a><a name="146."></a><a name="147."></a>Spor                           esnasında, özellikle bacak kasları gibi uzun kasların                           hareket ettirilmesi (izometrik hareketler) ile kan dolaşımı                           hızlanır, hücrelere giden oksijen miktarında artış olur.                           Bunun sonucunda kişinin üzerindeki bitkinlik kaybolur,                           toksik maddelerin vücuttan atılmasıyla da kişi dinçleşir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#145">145</a>                           Aynı zamanda vücut mikroplara karşı çok daha dirençli                           bir hale gelir. Düzenli egzersiz yapan kişiler geniş                           ve temiz damarlara sahip olurlar. Bu da damarların tıkanmasını,                           dolayısıyla kalp hastalıklarını önleyici etki yapar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#146">146</a>                           Ayrıca düzenli yapılan egzersiz, kan şekerinin dengesini                           sağlayarak şeker hastalığını önleyici rol oynar. Sporun                           karaciğer üzerindeki olumlu etkileri, &#8220;iyi kolesterol&#8221;                           diye adlandırabileceğimiz kolesterol seviyesini yükseltir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#147">147</a></p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/ayetlersu.jpg" height="261" width="283" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Ayrıca ayakların çıplak olarak yere basılması vücutta                         birikmiş statik elektriğin boşaltılmasında çok etkili                         bir yöntemdir. Bu yöntem vücut için bir nevi topraklama                         görevi görür.
<p>Bunun yanında ayette dikkat çekildiği                           gibi yıkanmanın da, vücuttaki statik elektriğin atılmasında                           en etkili yöntem olduğu bilinmektedir. Yıkanmayla birlikte                           vücutta oluşan fiziksel temizliğin yanı sıra, kişinin                           üzerindeki muhtemel gerilim ve sıkıntı da azalır. Bu                           nedenle yıkanmak, hem stres hem de ateşli hastalıklar                           başta olmak üzere, birçok fiziksel ve psikolojik rahatsızlık                           üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir. </p>
<p>Ayette, yıkanmaya ek olarak bir de su içilmesi tavsiye                           edilmiştir. Suyun vücudun her organı üzerinde oluşturduğu                           faydalar göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Ter bezleri,                           mide, bağırsaklar, böbrekler, cilt ve bunlar gibi daha                           pek çok organın sağlığı, suyun vücuda yeterli miktarda                           alınmasına bağlıdır. Bu konuda meydana gelebilecek bir                           rahatsızlığın telafisi de yine suyla yapılan takviye                           ile mümkün olur. Bitkinliğin, yorgunluğun ve uyku halinin                           çözümü de yine vücuttaki su miktarının artırılması,                           böylece toksik maddelerden arınılması sağlanarak gerçekleşir.</p>
<p>Her biri beden ve ruh sağlığımız için hayati önem taşıyan                           bu tavsiyelerin birarada uygulanması ise, en ideal sonucu                           verecektir. Bu tavsiyelerin her biri Allah&#8217;ın &#8220;Kuran&#8217;dan                           mü&#8217;minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz&#8230;&#8221;                           ayetinin bir tecellisidir. (İsra Suresi, 82)</p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="mikroskobik"></a>MİKROSKOBİK                           HAYATIN VARLIĞI</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/arastirma.jpg" height="144" width="218" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve <u>daha                         bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri</u> yaratan                         (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36)
<p>&#8230;                           daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (Nahl                           Suresi, <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde, Kuran&#8217;ın indirildiği dönemde                           insanların bilmediği hayat formlarının olduğuna işaret                           edilmektedir. Nitekim mikroskobun keşfi ie birlikte                           insan gözünün göremediği küçüklükte yeni canlılar keşfedilmiştir.                           Böylece Kuran&#8217;da dikkat çekilen, bu canlıların varlığı                           hakkında insanlar bilgi sahibi olmaya başlamışlardır.                           Çıplak gözle görülemeyen ve genellikle tek bir hücreden                           ibaret olan mikro canlıların varlığına işaret eden diğer                           ayetler ise şöyledir:</p>
<p>&#8230; Göklerde ve yerde <u>zerre                           ağırlığınca</u> hiçbir şey O&#8217;ndan uzak (saklı) kalmaz.                           <u>Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da</u>,                           istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır.                           (Sebe Suresi, 3)</p>
<p>&#8230; Yerde ve gökte <u>zerre ağırlığınca</u>                           hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz.<u> Bunun                           daha küçüğü de, daha büyüğü de</u> yoktur ki, apaçık                           bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)</p>
<p>Yeryüzünün her yanına yayılmış olan bu gizli dünyanın                           üyeleri yani mikroorganizmalar, yeryüzündeki hayvanların                           20 katı kadardırlar. Gözle görülmeyecek kadar küçük                           bu mikroorganizmalar topluluğu, bakteriler, virüsler,                           mantarlar, su yosunları ve akarlardan oluşur. Bu mikrocanlılar,                           yeryüzündeki yaşam dengesinin önemli bir unsurudur.                           Örneğin Dünya üzerinde yaşamın oluşumunu sağlayan temel                           öğelerden bir tanesi olan azot döngüsü, bakteriler tarafından                           sağlanır. Bitkilerin topraktaki mineralleri alabilmelerini                           sağlayan en önemli unsur ise kök mantarlarıdır. Salata                           veya et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmemizi                           ise dilimizde bulunan bakteriler önler. Aynı zamanda                           bazı bakteriler ve algler, dünyada canlılığın var olmasının                           temel unsuru olan fotosentez yapabilme yeteneğine sahiptirler                           ve bu görevi bitkilerle paylaşırlar. Bazı akar türleri                           organik maddeleri parçalayarak besinleri bitkilerin                           kullanabileceği hale dönüştürebilirler. Görüldüğü gibi                           ancak teknolojik aletlerle hakkında bilgi edinebildiğimiz                           bu küçük canlılar, insan yaşamı için vazgeçilmez öneme                           sahiptirler.</p>
<p>Kuran&#8217;da asırlar öncesinden gözle gördüğümüz alemlerin                           dışında da canlılar olacağına dikkat çekilmesi, kuşkusuz                           Kuran&#8217;ın bir başka mucizesidir.</p>
<p><a name="hayvan"></a>HAYVAN                           TOPLULUKLARININ VARLIĞI</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kuslar.jpg" height="114" width="259" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        <u>Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir                         kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın..</u>. (Enam                         Suresi, 38)
<p>Günümüzde hayvan ve kuş ekolojilerinde yapılan incelemeler                           sonucunda, tüm hayvanların ve kuşların ayrı topluluklar                           halinde yaşadıkları bilinmektedir. Uzun süreli ve kapsamlı                           araştırmalar sonucu hayvanlar hakkında elde edilen bilgiler,                           hayvanlar arasında oldukça sistemli bir sosyal düzen                           olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Örneğin sosyal hayatları ile bilim adamlarını hayrete                           düşüren bal arıları, koloniler halinde ağaç kovuklarında                           veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar.                           Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80                           bin işçi arıdan oluşur. Daha önce de değindiğimiz gibi,                           arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur                           ve kraliçenin temel görevi yumurtlamaktır. Bundan başka,                           koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini                           sağlayan önemli maddeler de salgılar. Erkeklerin ise                           tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek                           örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını                           düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm                           işleri ise işçi arılar yaparlar. Arı kovanındaki hayatın                           her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından,                           kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev                           hiç aksamadan yerine getirilir. </p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/penguenler.jpg" height="192" width="170" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Karıncalar da dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmalarına                         rağmen, teknoloji, kollektif çalışma, askeri strateji,                         gelişmiş iletişim ağı, hiyerarşik düzen, disiplin, kusursuz                         bir şehir planlaması gibi pek çok alanda insanlara örnek                         olacak bir düzen sergilerler. &#8220;Koloniler&#8221; denen topluluklar                         halinde yaşayan karıncalar, öylesine gelişmiş bir düzen                         içindedirler ki, bu açıdan insanlarınkine benzer bir uygarlığa                         sahip oldukları bile söylenebilir.
<p>Karıncalar                           besinlerini üretip depolarken, yavrularını gözetir,                           kolonilerini korur ve savaşırlar. Hatta &#8220;terzilik&#8221; yapıp,                           &#8220;tarım&#8221;la uğraşan, &#8220;hayvan yetiştiren&#8221; koloniler bile                           vardır. Aralarında çok güçlü bir iletişim ağı bulunan                           bu hayvanlar, toplumsal örgütlenme ve uzmanlaşma açısından                           bakıldığında, hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak üstünlüktedirler.                         </p>
<p><a name="148."></a>Topluluk halinde yaşayan                           hayvanlar düzenli yaşantılarının yanı sıra tehlikeye                           de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan                           veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiklerinde                           topluca bu hayvanların çevresini sararlar. Bu arada                           çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel                           bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri                           saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden                           uzaklaştırır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#148">148</a></p>
<p><a name="149."></a><a name="150."></a>Birarada                           uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri                           için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar                           aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak                           bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar.                           Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar,                           doğan bunu yapsa bile kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#149">149                           </a>Memeli hayvanlar da sürülerine bir saldırı olduğunda,                           toplu olarak hareket ederler. Örneğin zebralar düşmanlarından                           kaçarken yavrularını sürünün ortasına alırlar. Yunuslar                           da hep grup halinde gezerler ve en büyük düşmanları                           olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı koyarlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#150">150</a></p>
<p>Hayvanların sosyal hayatları ile ilgili verilebilecek                           sayısız örnek ve çok fazla detay vardır. Hayvanlarla                           ilgili elde edilen bu bilgiler, uzun yıllar boyunca                           yapılan kapsamlı araştırmalar neticesinde elde edilebilmiştir.                           Görüldüğü gibi her alanda olduğu gibi hayvanlarla ilgili                           Kuran&#8217;da verilen bilgiler de, onun Allah&#8217;ın sözü olduğunu                           göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="baslik2"><a name="tasarim"></a>BİYOMİMETİK:                           CANLILARDAKİ TASARIMLARI ÖRNEK ALMA</p>
<blockquote><p class="ayetler"><u>Sizin için hayvanlarda da elbette                             ibretler vardır</u>, size onların karınlarındaki fers                             (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin                             boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.                             (Nahl Suresi, 66)</p>
<p class="ayetler"><u>Gerçekten hayvanlarda da sizin                             için bir ders (ibret) vardır</u>; karınlarının içinde                             olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için                             daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.                             Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. (Müminun                             Suresi, 21-22)</p>
</blockquote>
<p>Bugün pek çok bilim adamı ve araştırma-geliştirme (ARGE)                           uzmanı projelerine başlamadan önce, bunun canlılardaki                           örneklerini araştırmakta, onlardaki sistem ve tasarımları                           taklit etmektedirler. Diğer bir deyişle bilim adamları,                           Allah&#8217;ın doğada yarattığı tasarımları görüp incelemekte                           ve bunlardan ilham alarak yeni teknolojiler geliştirmektedirler.                         </p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tasarim.jpg" height="142" width="227" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Bu yönelim yeni bir bilim dalı doğurmuştur: &#8220;Biyomimetik&#8221;.                         &#8220;Doğadaki canlılardan taklit&#8221; anlamına gelen bu bilim                         dalı, özellikle son dönemlerde teknoloji dünyasında yaygın                         bir uygulama alanı bulmuştur. Kuran&#8217;da Müminun Suresi&#8217;nin                         21. ve Nahl Suresi&#8217;nin 66. ayetlerinde &#8220;ders alma, öğüt,                         önem, önemli şey, örnek&#8221; anlamlarına gelen &#8220;ibreten&#8221; kelimesinin                         kullanılması bu bakımdan çok hikmetlidir.
<p>Biyomimetik,                           insanların doğada bulunan sistemleri taklit ederek yaptıkları                           maddelerin, aletlerin, mekanizma ve sistemlerin tümünü                           ifade eden bir terimdir. Doğadaki tasarımlar örnek alınarak                           yapılan aletlere, özellikle nanoteknoloji, robot teknolojisi,                           yapay zeka (AI), tıbbi endüstri ve askeri donanım gibi                           alanlarda kullanılmak için gerek duyulmaktadır.</p>
<p>Biyomimetik (biyomimikri), ilk defa Montanalı bir yazar                           ve bilim gözlemcisi olan Janine M. Benyus tarafından                           ortaya atılmış bir kavramdır. Türkçe karşılığı &#8220;biyotaklit&#8221;                           olan bu kavram, daha sonra pek çok kişi tarafından yorumlanmış                           ve uygulamaya geçirilmiştir. Biyomimetik hakkında yapılan                           yorumlardan biri şöyledir:</p>
<blockquote><p><a name="151."></a>Biyomimikrinin ana teması doğadan                             model, ölçü ve akıl olarak öğrenecek çok şeyimiz olduğudur.                             Bu araştırmacıların ortak noktası, doğadaki tasarıma                             saygı göstermeleri ve insanların karşılaştıkları problemlerin                             çözümünde bunları kullanarak ilham almalarıdır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#151">151</a></p>
</blockquote>
<p>Ürün kalitesini ve verimini artırmada doğadan faydalanan                           şirketlerden biri olan Interface&#8217;in ürün stratejisti                           David Oakey de biyomimetik konusunda şunları söyler:</p>
<blockquote><p><a name="152."></a>Doğa, benim iş ve tasarım                             konularında akıl hocam, yaşam tarzım için bir model.                             Doğanın sistemi milyonlarca senedir çalışıyor� Biyotaklit,                             doğadan öğrenmenin bir yoludur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#152">152</a></p>
</blockquote>
<p>Son yıllarda bilim adamları hızla yaygınlaşan bu fikri                           benimsediler; önlerindeki benzersiz ve kusursuz modelleri                           örnek alarak çalışmalarına hız kazandırdılar. Doğadaki                           tasarımlar, en az malzeme ve enerji ile en fazla verim                           almaları, kendi kendilerini onarma özellikleri, geri-dönüşümlü                           ve doğa-dostu olmaları, sessiz çalışmaları, estetik,                           dayanıklı ve uzun ömürlü olmaları bakımından teknolojik                           çalışmalara örnek teşkil ederler. <em>High Country News</em>                           adlı bir gazetede biyomimetik bilimsel bir hareket olarak                           tanımlanmış ve şöyle bir yorum yapılmıştır:</p>
<blockquote><p><a name="153."></a>Doğal sistemleri model                             alarak, bugün kullandığımızdan çok daha uzun süreli                             teknolojiler oluşturabiliriz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#153">153</a></p>
</blockquote>
<p>Doğada gördüğü mükemmellikler üzerinde düşünerek, doğadaki                           modellerin taklit edilmesi gerektiğine inanan Janine                           M. Benyus�un, <em>Biomimicry</em> (Biyomimikri) adlı                           kitabında verdiği örneklerden bazıları şunlardır:</p>
<p>* Arı kuşlarının 10 gramdan daha az bir yakıtla Meksika                           Körfezi&#8217;ni geçebilmeleri,</p>
<p>* Yusufçukların en iyi helikopterlerden bile daha iyi                           manevra yapabilmeleri,</p>
<p>* Termit kulelerinde bulunan iklimlendirme ve havalandırma                           sistemlerinin, donanım ve enerji sarfiyatı bakımından                           insanların yaptıklarından çok daha üstün olmaları, </p>
<p>* Yarasanın çok-frekanslı ileticisinin, insanların                           yaptığı radarlardan daha verimli ve duyarlı çalışması,                         </p>
<p>* Işık saçan alglerin vücut fenerlerini aydınlatmak                           için çeşitli kimyasalları biraraya getirmeleri,</p>
<p>* Kutup balıkları ve kurbağaların donduktan sonra yeniden                           hayata dönmeleri ve organlarının buz nedeniyle hasara                           uğramaması,</p>
<p>* Bukalemunun ve mürekkep balığının, bulundukları ortamla                           tam bir uyum içinde olacakları şekilde derilerinin renklerini,                           desenlerini anında değiştirmeleri,</p>
<p>* Arıların, kaplumbağaların ve kuşların haritaları                           olmadan uzun mesafeleri katetmeleri,</p>
<p>* Balinaların ve penguenlerin oksijen tüpü kullanmadan                           dalmaları,</p>
<p>Yukarıda sadece birkaç örneğine yer verdiğimiz doğadaki                           hayranlık uyandıran bu gibi mekanizma ve tasarımlar,                           teknolojinin birçok alanını zenginleştirme potansiyeline                           sahiptir. Bilgi birikimimizin artması ve teknolojik                           imkanların gelişmesi ile birlikte bu potansiyel her                           geçen gün daha da ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Hayvanların her biri, insanları hayrete düşüren birçok                           yaratılış özelliklerine sahiptir. Kimileri suda hareket                           etmelerini sağlayan en ideal şekle (hidrodinamik) sahipken,                           kimileri de bizim için oldukça yabancı olan duyuları                           kullanır. Bunların birçoğu insanların ilk defa karşılaştıkları,                           daha doğrusu yeni farkına vardıkları özelliklerdir.                           Bazen bir canlının tek bir özelliğini bile taklit etmek                           için bilgisayar, mekanik, elektronik, matematik, fizik,                           kimya ve biyoloji gibi bilim dallarının önde gelen isimlerinin                           biraraya gelmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bilim adamları her geçen gün doğada keşfettikleri benzersiz                           yapılar ve sistemler karşısında hayrete düşmekte ve                           bunlara duydukları hayranlığı insanlık yararına yeni                           teknolojiler üretmek için kullanarak göstermektedirler.                           Doğada var olan mükemmel sistemlerin, uygulanan olağanüstü                           tekniklerin bilim adamlarının bilgisinin ve aklının                           çok üstünde olduğunun, mevcut problemlere benzersiz                           çözümler sunduğunun farkına varan bilim adamları, artık                           senelerce uğraşarak çözüm getiremedikleri pek çok konuda                           doğadaki tasarımların yardımına başvurmaktadırlar. Bunun                           sonucu olarak da kısa zamanda, başarılı sonuçlar elde                           etmeleri mümkün olmaktadır. Ayrıca doğanın taklidi ile                           birlikte bilim adamları gerek vakit ve emek açısından,                           gerekse maddi kaynakların isabetli kullanılması bakımından                           da çok önemli kazançlar sağlamaktadırlar. </p>
<p>Bugün görmekteyiz ki gelişen teknoloji yaratılış mucizelerini                           tek tek keşfetmekte ve &#8220;biyomimetik&#8221; biliminde olduğu                           gibi canlılardaki olağanüstü tasarımları örnek alarak                           insanlığa hizmet etmektedir. Janine M. Benyus da, doğayı                           taklit ettiğimiz takdirde yiyecek ve enerji üretimi,                           bilgi depolama, sağlık gibi birçok alanda kendimizi                           rahatlıkla geliştirebileceğimizi belirtmiştir. Bu konuların                           ele alındığı pek çok bilimsel makaleden birkaç tanesinin                           başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><a name="154."></a>Yaşamın Muhteşem Tasarımlarından                           Örnek Almak<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#154">154</a></p>
<p><a name="155."></a>Biyomimetik Daha İyi Bir Dünya Vaad                           Ediyor<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#155">155</a></p>
<p><a name="156."></a>Bilim Doğayı Taklit Ediyor<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#156">156</a></p>
<p><a name="157."></a>Doğadaki Tasarımlardan Öğrenmek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#157">157</a></p>
<p><a name="158."></a>Hayatın Tasarımdaki Dersleri<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#158">158</a></p>
<p><a name="159."></a>Biyomimikri: Gözümüzün Önünde Gizlenen                           Sırlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#159">159</a></p>
<p><a name="160."></a>Biyomimikri: Doğanın İlham Verdiği                           Buluşlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#160">160</a></p>
<p><a name="161."></a>Biyomimikri: Bizi Çevreleyen Üstün                           Yetenek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#161">161</a></p>
<p><a name="162."></a>Biyomimetik: Doğadan İyi Dizaynlar                           Çıkarmak<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#162">162</a></p>
<p><a name="163."></a>Biyomimetik: Doğadaki Tasarımlardan                           Malzemeler Meydana Getirmek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#163">163</a></p>
<p><a name="164."></a>Mühendisler Tasarım için Doğadan                           Örnek Alıyorlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#164">164</a></p>
<p>19. yüzyılda doğanın taklidi sadece estetik açıdan                           uygulama sahasına sahipti. Dönemin ressam ve mimarları                           doğadaki güzelliklerden etkilenmiş, yaptıkları eserlerde                           bu yapıların dış görünüşlerini örnek almışlardı. Ama                           doğadaki tasarımların olağanüstülüğünün ve bunların                           taklidinin insanlar için fayda sağlayacağının anlaşılması,                           ancak doğal mekanizmaların moleküler seviyede incelenmesiyle                           -20. yüzyılda- başlamıştır. Bugün bilim adamları ve                           araştırmacılar Kuran&#8217;da yaklaşık 1400 sene evvel bildirildiği                           gibi canlılardan &#8220;ders&#8221; almaktadırlar. </p>
<p class="baslik2"><a name="cekirge"></a>TOPLU HAREKET                           EDEN ÇEKİRGELER</p>
<blockquote><p class="ayetler">Gözleri &#8216;zillet ve dehşetten düşmüş                             olarak&#8217;, <u>sanki &#8216;yayılan&#8217; çekirgeler gibi</u> kabirlerinden                             çıkarlar. (Kamer Suresi, 7)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette, iman etmeyenlerin ahiretteki durumları                           tarif edilmektedir. Gelmiş geçmiş milyarlarca insanın                           topluca dirilişi, yayılan çekirgelere benzetilmektedir.                           Kuşkusuz Allah&#8217;ın bu örneği vermesinin pek çok hikmeti                           vardır. </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="231">
<p align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cekirgeler1.jpg" height="211" width="254" />                                 </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="165."></a>20. yüzyılda çekirgeler                           üzerinde mikro kameralarla yapılan kapsamlı araştırmalar                           esnasında birçok bilgi edinilmiştir. Çekirge sürüleri                           çok kalabalıklardır ancak adeta tek bir vücut olarak                           hareket ederler. Milyarlarca çekirge biraraya gelerek                           kilometrelerce uzunluk ve genişlikteki kapkara bir yağmur                           bulutunu andırırlar. Bu sürülerin bazılarının 3-5 kilometre                           genişliğinde ve metrelerce derinlikte olduğu tespit                           edilmiştir. Çekirge sürüleri bu yoğunluklarından ötürü,                           havanın kararmış gibi görünmesine sebep olurlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#165">165</a></p>
<p><a name="166."></a>Bu canlılarla ilgili tespit                           edilen bir diğer bilgi de yumurtalarını toprağın içine                           tohum gibi yerleştirmeleri ve çekirge larvalarının uzun                           bir süre toprağın altında kaldıktan sonra, yeryüzüne                           topluca çıkmalarıdır. Dişi çekirgeler toprağın içine                           10-15 cm&#8217;lik bir tünel kazdıktan sonra, bir seferde                           95-158 yakın larva bırakırlar. Bir çekirge bu işlemi                           yaklaşık üç sefer tekrarlar. Larvalar olgunlaştıklarında                           -havanın sıcaklığına bağlı olarak 10-65 gün arası bir                           zamanda- toplu olarak toprağın altından çıkarlar. 1m<sup>2</sup>&#8216;lik                           bir alanda 1.000 yumurta çukuru bulunabilir. Çekirge                           sürüleri birkaç yüz km2&#8242;lik alanı kaplayabilecek çokluktadırlar.                           Km<sup>2</sup> başına düşen çekirge miktarı ise 40-80                           milyon arasında değişmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#166">166</a>                           Çekirgelerin toprağın altında olmaları, uzun bir süre                           kaldıktan sonra topluca ve çok kalabalık olarak yeryüzüne                           çıkıyor olmaları, kıyamet günü insanların dirilişine                           benzer bir görünüm olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<p>Günümüzde çekirgeleri araştırmak üzere özel birimler                           kurulmuştur ve bu araştırmaların bir kısmında uzaktan                           kumandalı görüntü elde etme sistemleri kullanılmaktadır.                           Hatta NASA&#8217;nın uydu verileri dahi, Afrika&#8217;da çöl çekirge                           kolonilerinin geliştikleri alanları tespit etmek amacıyla                           kullanılmaktadır. Uydu verileri sayesinde 18 milyon                           km<sup>2</sup>&#8216;lik alanlar içerisinde yerden ve havadan                           kapsamlı araştırmalar yapabilmek mümkün olabilmektedir.                         </p>
<p>Görüldüğü gibi çekirgelerle ilgili tespitte bulunabilmek                           için kullanılan bu teknolojilerin bulunmadığı bir dönemde,                           böyle bir benzetmenin yapılması Kuran&#8217;ın, herşeyin bilgisine                           sahip Allah&#8217;ın vahyi olduğunun delillerinden biridir.</p>
<p class="baslik2"><a name="iletisim"></a>KARINCALARIN                           İLETİŞİMİ</p>
<p>Kuran&#8217;da Hz. Süleyman&#8217;ın ordularından bahsedilirken,                           karıncaların arasında bir &#8220;haberleşme sistemi&#8221; olduğuna                           işaret edilmektedir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Nihayet karınca vadisine geldiklerinde,                             bir dişi karınca dedi ki: &#8220;Ey karınca topluluğu, kendi                             yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında                             olmaksızın sizi kırıp geçmesin.&#8221; (Neml Suresi, 18)</p>
</blockquote>
<p>20. yüzyılda karıncalar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar,                           bu küçük hayvanların çok organize bir sosyal yaşantıları                           olduğunu ve bu organizasyonun gereği olarak aralarında                           çok kompleks bir iletişim ağının var olduğunu ortaya                           koymuştur. <em>National Geographic</em> dergisinde yayınlanan                           bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir:</p>
<blockquote><p><a name="167."></a>Büyük veya küçük herhangi                             bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla,                             milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri                             yakalar. Beyin 500.000 sinir hücresi içerir; gözler                             birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu                             gibi hareket eder. Ağzın altındaki projeksiyonlar                             tadı algılar, kıllar dokunmaya karşılık verir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#167">167</a></p>
</blockquote>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karinca.jpg" height="181" width="244" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Biz farkına varmasak da karıncalar, hassas duyu organları                         sayesinde oldukça farklı iletişim yöntemleri kullanırlar.                         Avlarını bulmaktan birbirlerini takip etmeye, yuvalarını                         kurmaktan savaşmaya kadar hayatlarının her anında bu duyu                         organlarından faydalanırlar. 2-3 milimetrelik vücutlarının                         içerisine sığdırılmış 500.000 sinir hücresiyle, insanları                         hayrete düşürecek bir iletişim sistemine sahiptirler.
<p><a name="168."></a>Bu hayvanların iletişimlerindeki                           tepkileri belli başlı kategorilere ayrılmıştır: Alarm                           verme, toplanma, besin yerini haber verme, temizlenme,                           sıvı besin değişimi, gruplaşma, tanıma, kast belirleme&#8230;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#168">168</a>                           Bu tepkilerle düzenli bir toplum yapısı oluşturan karıncaların,                           karşılıklı haber alışverişine dayalı bir hayatları vardır.                           Karıncalar bilgi alışverişi sağlamada, kimi zaman insanların                           konuşarak halledemediği konularda (toplanma, paylaşma,                           temizleme, savunma vs. gibi) çok daha kusursuz bir iletişim                           sergilerler.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karin.jpg" align="left" height="120" width="200" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="169."></a>Karıncalar daha çok kimyasal                           düzeyde bir iletişim gerçekleştirirler. Karıncaların                           iletişim kurmak amacıyla kullandıkları kimyasal maddeler,                           yarı-kimyasallar (semiochemicals) olarak bilinen &#8220;feromen&#8221;lerdir.                           Koku olarak algılanan ve iç salgı bezlerinde salgılanan                           bir sıvı olan &#8220;feromen&#8221;ler, karınca topluluklarının                           organizasyonunda en önemli rolü oynar. Bir karınca sinyal                           olarak bu sıvıyı salgıladığında, diğerleri koku veya                           tat alma yoluyla mesajı alır ve cevap verirler. Karınca                           feromenleri üzerinde yapılan araştırmalar, tüm sinyallerin                           koloninin ihtiyaçlarına göre salgılandığını ortaya çıkarmıştır.                           Ayrıca karıncaların salgıladığı feromenin yoğunluğu,                           içinde bulundukları durumun aciliyetine göre de değişmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#169">169</a></p>
<p>Görüldüğü gibi, karıncaların yaptıkları işlemleri yapabilmek                           için, kapsamlı bir kimya bilgisine ihtiyaç vardır. 14                           asır öncesinde, karıncalar hakkında böylesine ayrıntılı                           bilgi sahibi olunmadığı bir dönemde, karıncaların iletişimine                           dikkat çekilmesi Kuran&#8217;ın bilimsel mucizelerinden biridir.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/besindongusu.jpg" height="308" width="182" /><br />                                 Şemada canlandırıldığı                                 gibi ölen bitki ve hayvanlar bakteriler tarafından                                 ayrıştırılarak minerallere dönüştürülürler. Toprağa                                 karışan bu organik artıklar da bitkilerin temel                                 besin kaynağını oluştururlar. Dolayısıyla bu besin                                 döngüsü tüm canlılar için hayati önem taşımaktadır.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="besin"></a>BESİN DÖNGÜSÜ</p>
<p> <u>Taneyi ve çekirdeği yaran                           şüphesiz Allah&#8217;tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü                           de diriden çıkarır</u>. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl                           oluyor da çevriliyorsunuz? (Enam Suresi, 95)                         </p>
<p>Yukarıdaki ayette Kuran&#8217;ın indirildiği dönemde bilinmesi                           mümkün olmayan bir besin döngüsüne dikkat çekilmiştir.                         </p>
<p>Bir canlı öldüğünde, mikroorganizmalar onu süratle                           parçalarlar. Böylece ölü beden organik moleküllere ayrışmış                           olur. Bu moleküller toprağa karışarak, bitki ve hayvanların,                           dolayısıyla da insanların temel besin kaynağı olur.                           Eğer bu dönüşüm olmasa hayat da mümkün olmazdı. </p>
<p><a name="170."></a>Bakteriler de canlıların                           ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla sorumludurlar.                           Kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların                           yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin                           ve mineraller, kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler                           ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, organik atıkları                           yani hayvan ve bitki ölülerini ayrıştırarak minerallere                           dönüştürürler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#170">170</a> Böylelikle canlılar                           baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar.                           Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir &#8220;bahar                           temizliği&#8221; yapılmış, hem de yazın yeniden canlanan doğa                           için yeterli miktarda besin hazırlanmış olur. </p>
<p>Görüldüğü gibi ölen canlılar, yeni canlıların hayat                           bulmasında birinci dereceden rol oynarlar. Böylelikle                           Allah&#8217;ın ayette &#8220;diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden                           çıkarır&#8221; ifadesiyle dikkat çektiği bu dönüşüm en mükemmel                           şekilde gerçekleşmiş olur. Kuran&#8217;da böylesine detay                           bir bilgiye asırlar öncesinden dikkat çekilmesi, Kuran&#8217;ın                           Allah&#8217;ın sözü olduğunun delillerinden biridir. </p>
<p>                           </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/uyku.jpg" height="127" width="87" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a name="uyku"></a>UYKUDA                             KULAKLARIN AKTİF OLMASI</p>
<p>Böylelikle mağarada yıllar                             yılı onların <u>kulaklarına vurduk (derin bir uyku                             verdik)</u>. (Kehf Suresi, 11)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette geçen &#8220;kulaklarına vurduk&#8221; ifadesinin                           Arapçası &#8220;darabe&#8221; fiilidir. Arapçada bu fiil, mecazi                           olarak &#8220;onları uyuttuk&#8221; anlamını taşımaktadır. Ayrıca                           &#8220;darabe&#8221; kelimesi kulakla beraber kullanıldığında &#8220;kulağın                           duymasının engellenmesi&#8221; anlamı da taşımaktadır. Ayette                           uyku ile ilgili sadece işitme duyusuna dikkat çekilmesi                           ise aslında çok önemli bir bilgi içermektedir. </p>
<p><a name="171."></a>Bilim adamlarının keşiflerine                           göre kulak, insan uyurken aktif olan tek duyu organıdır.                           Uyanmak için saatin alarmına ihtiyaç duymamızın sebebi                           de budur. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#171">171</a> Allah&#8217;ın Kehf Ehli                           ile ilgili olarak kullandığı &#8220;kulaklarına vurduk&#8221; ifadesinin                           hikmeti de, söz konusu gençlerin işitme duyularının                           kapatıldığına ve bu yüzden uzun yıllar uyanmadan uykuda                           kaldıklarına işaret olması muhtemeldir.                         </p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="uykuda"></a>UYKUDA HAREKET                           ETMENİN ÖNEMİ</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hareket.jpg" height="133" width="140" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda)                         uyuşmuşlardır. <u>Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk</u>.                         Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş                         olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini                         korku kaplardı. (Kehf Suresi, 18)
<p>Yukarıdaki                           ayette yüzlerce yıl uykuda kaldıkları bildirilen Kehf                           Ehlinden bahsedilmektedir. Ayrıca Allah bu ayette bu                           kişilerin bedenlerini sağ ve sol yanlara çevirdiğini                           bildirmektedir. Bunun hikmeti ise çok yakın bir tarihte                           keşfedilmiştir. </p>
<p><a name="172."></a>Uzun süre aynı yatış pozisyonunda                           kalan insanlar ciddi sağlık problemleri ile karşılaşırlar:                           Kan dolaşımında komplikasyonlar meydana gelmesi, deride                           yaraların oluşması, yatılan yüzeye temas edenbölgelerde                           kanın pıhtılaşması gibi&#8230; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#172">172</a></p>
<p><a name="173."></a>Uzun süre aynı pozisyonda                           yatıldığında meydana gelen yatak yaralarına &#8220;basınç                           yaraları&#8221; da denir. Çünkü çok uzun süre aynı pozisyonda                           yatıldığında, vücudun belli bir bölgesine uygulanan                           sürekli basınç, kan damarlarının sıkışıp kapanmasına                           neden olabilir. Bunun sonucu olarak kan yoluyla taşınan                           oksijen ve diğer besinler deriye ulaşamaz ve deri ölmeye                           başlar. Bu durum vücutta yaraların oluşmasına sebep                           olur. Eğer bu yaralar tedavi edilmezse derinin katmanları,                           yağ ve kas dokuları da ölebilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#173">173</a></p>
<p><a name="174."></a>Derinin ya da dokunun                           altında oluşan bu yaralar, tedavi edilmezlerse ya da                           enfeksiyon kaparlarsa ciddi boyutlara ulaşabilir, hatta                           hayati tehlikeye sebep olabilirler. Bu nedenle deri                           üzerindeki basıncı azaltmak için her 15 dakikada bir                           pozisyon değiştirmek en sağlıklısıdır. Kendi kendine                           hareket edemeyen felçli hastalar da bu nedenle özel                           bir bakıma tabi tutulurlar ve her 2 saatte bir başkasının                           yardımıyla hareket ettirilirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#174">174</a>                           Yukarıdaki ayette yüzyılımızda keşfedilen bu tıbbi bilgilere                           dikkat çekilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın ayrı bir mucizesidir.</p>
</p>
<p><a name="gecehar"></a>GECE                           HAREKETLİLİĞİN AZALMASI</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gece.jpg" height="189" width="174" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> &#8230; <u>Geceyi bir sükun                           (dinlenme)</u>, Güneş ve Ay&#8217;ı bir hesap (ile) kıldı&#8230;                           (Enam Suresi, 96)</p>
<p><a name="175."></a><a name="176."></a>Yukarıdaki                           ayette geçen Arapça &#8220;sekenen&#8221; kelimesi, &#8220;sükun, dinme,                           istirahata çekilme vakti, mola vakti&#8221; anlamlarına gelir.                           Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da dikkat çektiği gibi, gece insanlar                           için dinlenme sürecidir. Geceleri vücutta salgılanan                           melatonin hormonu insanı uykuya hazırlar. Bu hormon                           insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin                           yapan; ruh halini dinginleştiren doğal bir sakinleştiricidir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#175">175</a>                           Uyku boyunca kalp atışları ve nefes alıp-verme ritmi                           yavaşlar, kan basıncı düşer. Sabah olduğunda ise bu                           hormonun üretimi durur ve vücut uyanmak üzere uyarılır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#176">176</a>                         </p>
<p><a name="177."></a>Uyku, aynı zamanda vücuda                           kasların ve diğer dokuların tamir olması, yaşlanan veya                           ölen hücrelerin yenilenmesi için de imkan sağlar. Uyku                           esnasında enerji tüketimi azaldığı için, gece boyunca                           vücutta enerji depolanır. Ayrıca bağışıklık sistemi                           için önemli bazı kimyasallar ve büyüme hormonu da uyku                           esnasında salgılanır. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#177">177</a></p>
<p><a name="178."></a>Bu nedenle kişi yeteri                           kadar uyumadığı takdirde, bu durumdan bağışıklık sistemi                           derhal etkilenir ve vücut hastalıklara daha açık hale                           gelir. Bir kimse iki gece uyumadığında konsantrasyonu                           zorlaşır, dikkati azalır, hata yapma oranı artar. Kişi                           üç gün uyumazsa halisünasyon görmeye başlar ve mantıklı                           düşünemez hale gelir. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#178">178</a></p>
<p><a name="179."></a>Gece vakti insanlar için                           olduğu kadar diğer canlılar için de bir dinlenme vaktidir.                           Allah&#8217;ın &#8220;gecenin bir sükun kılınması&#8221; ayetiyle haber                           verdiği bu durum, çıplak gözle tespiti mümkün olmayan                           önemli bir gerçeğe işaret e-der: Yeryüzünde gündüz gerçekleşen                           pek çok faaliyet, gece boyunca yavaşlar, dinlenmeye                           geçer. Örneğin bitkilerde Güneş&#8217;in doğmasıyla birlikte,                           yaprakta terleme ve buna bağlı olarak fotosentez artmaya                           başlar. Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani                           fotosentez yavaşlar, solunum artar, çünkü sıcaklığın                           artmasıyla birlikte terleme de hızlanır. Geceleyin ise                           sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve                           bitki rahatlar. Eğer geceyi sadece bir gün bile yaşamasak,                           bitkilerin çoğu ölürdü. Bu bakımdan gece, aynı insanlar                           için olduğu gibi, bitkiler için de bir dinlenme ve dinçleşme                           anlamına gelir. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#179">179</a></p>
<p><a name="180."></a>Geceleri moleküler düzeyde                           de hareketlilik azalmaktadır. Gündüzleri Güneş&#8217;in yaydığı                           radyasyon, Dünya&#8217;nın atmosferindeki atom ve molekülleri                           hareketlendirerek onların daha yüksek enerji seviyelerine                           ulaşmalarına sebep olur. Karanlık çöktükçe, atom ve                           moleküller daha düşük enerji seviyelerine iner ve radyasyon                           yaymaya başlarlar. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#180">180</a></p>
<p>Kuran&#8217;da Enam Suresi&#8217;nin 96. ayetiyle yukarıda bahsettiğimiz                           bu bilimsel bilgilere işaret ediliyor olması muhtemeldir                           ve bu da Kuran&#8217;ın sayısız mucizesinden bir diğeridir.                           (En doğrusunu Allah bilir.) </p>
</p>
<p><a name="gogus"></a>YÜKSEKLİK                           ARTTIKÇA GÖĞSÜN DARALMASI</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/yukseklik.jpg" height="111" width="303" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        <a name="181."></a>İnsan yaşayabilmek için oksijen                         ve hava basıncına ihtiyaç duyar. Soluk almamız ise havadaki                         oksijenin, akciğerlerimizdeki hava keseciklerine girmesiyle                         mümkün olur. Ancak yükseklere çıktıkça, Dünya&#8217;nın atmosferi                         inceldiği için atmosfer basıncı, dolayısıyla da kan dolaşımına                         giren oksijen miktarı düşer. Bunun sonucunda nefes almak                         zorlaşır. Akciğerin hava kesecikleri daralıp büzülürken,                         göğüs boğuluyormuş ve nefes alamıyormuş gibi bir his oluşur.
<p> Eğer kandaki oksijen vücudun ihtiyacı olandan daha                           az olursa, vücutta birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkar.                           Aşırı yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı                           ve muhakemenin bozulması gibi belirtiler yaşanır. Belli                           bir yüksekliğe ulaşıldığında ise insan için nefes almak                           artık imkansız hale gelir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#181">181</a> Dolayısıyla                           bizim böyle bir yükseklikte yaşayabilmemiz için oksijen                           desteğine ve özel giysilere ihtiyacımız olur.                         </p>
<p>Deniz seviyesinin 5.000-7.500 m yukarısında olan bir                           kişi, nefes alma güçlüğü nedeniyle bayılarak komaya                           girebilir. Bu yüzden uçaklarda nefes almak için oksijen                           donanımı da mevcuttur. Uçaklar deniz seviyesinin 9.000-10.000                           m yukarısında uçarken kabinde hava basıncını düzenleyen                           özel sistemler vardır. </p>
<p>&#8220;Anoksiya&#8221; olarak bilinen rahatsızlık da vücut dokularına                           oksijenin gitmemesinden kaynaklanır. Bu oksijen eksikliği,                           3.000-4.500 m yükseklikte meydana gelir. Kimi insanlar                           böyle bir ortamda bilinçlerini bile kaybedebilirler,                           ancak hemen oksijen takviyesi yapıldığında hayatları                           kurtulabilir.</p>
<p>Aşağıdaki ayette yapılan benzetmede bu fiziksel gerçeğe                           -yüksekliğin artmasıyla göğüste meydana gelen değişime-                           şöyle işaret edilmektedir:</p>
<blockquote><p>Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam&#8217;a                             açar; kimi saptırmak isterse, onun <u>göğsünü, sanki                             göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı</u> kılar.                             Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik                             çökertir. (Enam Suresi, 125) </p>
</blockquote>
</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">&nbsp;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="center"><a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2b.html"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/geri.gif" border="0" height="20" width="20" /></a>&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#top"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/yuk.gif" border="0" height="20" width="20" /></a>&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri3.html"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/ileri.gif" border="0" height="20" width="20" /></a></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<form name="form2">
<div align="center">                                                           &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;Bölümler&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;                              Giriş                              Kuran&#8217;ın Bilimsel                               Mucizeleri                              Kuran&#8217;ın Gelecekle                               İlgili Haberleri                              Kuran&#8217;ın Geçmiş                               Dönemlerle İlgili Haberleri                              Kuran&#8217;ın Matematiksel                               Mucizeleri                              Kuran&#8217;ın Edebi                               Yönden Mükemmelliği                              Sonuç: Kuran                               Allah&#8217;ın Sözüdür                                                                                                              </div>
</p></form>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> <a name="94"></a>94.                     http://www.ldeo.columbia.edu/dees/ees/life/lectures/lect21.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#94."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="95"></a>95.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 96-97.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#95."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="96"></a>96.                     Laurence Pernoud, J&#8217;attends un enfant, Pierre Horay, Paris,                     1995, s. 138.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#96."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="97"></a>97.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 78-79.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#97."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="98"></a>98.                     http://www.uuhsc.utah.edu/healthinfo/pediatric/Hrnewborn/bhrnb.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#98."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="99"></a>99.                     http://www.uuhsc.utah.edu/healthinfo/pediatric/Hrnewborn/bhrnb.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#99."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="100"></a>100.                     C. Billeaud, D. Bouglé, P. Sarda, N. Combe, S. Mazette,                     F. Babin, B. Entressangles, B. Descomps, A. Nouvelot, F. Mendy,                     European Journal of Clinical Nutrition, 1997, c. 51, ss. 520-526<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#100."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="101"></a>101.                     &#8220;Breast milk &#8216;does cut heart risk&#8217;&#8221;, 1 Mart 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3523143.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#101."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="102"></a>102.                     &#8220;Breast milk helps reduce obesity&#8221;, 2 Mayıs 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3673149.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#102."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="103"></a>103.                     &#8220;Breast milk helps reduce obesity&#8221;, 2 Mayıs 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3673149.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#103."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="104"></a>104.                     http://www.genetikbilimi.com/genbilim/annesutu.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#104."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="105"></a>105.                     http://www.icr.org/pubs/imp-259.htm; Rex D. Russell, &#8220;Design                     in Infant Nutrition&#8221;.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#105."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="106"></a>106.                     http://www.ridgesandfurrows.homestead.com/fingerprint.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#106."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="107"></a>107.                     http://www.ridgesandfurrows.homestead.com/fingerprint.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#107."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="108"></a>108.                     http://www.optel.com.pl/article/english/article2.htm; A. A.                     Moenssnens, &#8220;Fingerprint Techniques&#8221;, Chilton Company, 1971.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#108."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="109"></a>109.                     Hayvanlar Ansiklopedisi-Böcekler, Phoesbus Publishing                     Company, İstanbul, 1979, s. 97.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#109."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="110"></a>110.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 68-69.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#110."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="111"></a>111.                     http://www.newswise.com/articles/2000/8/HEALER.NHB.html; National                     Honey Board, 1 Aðustos 2000.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#111."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="112"></a>112. http://www.nutritionfarm.com/health_news/1998/antioxidants4.htm; Journal of Apicultural Research, 1998, c. 37, ss. 221-225;http://www.sciencenews.org/sn_arc98/9_12_98/Bob1.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#112."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="113"></a>113.                     http://www.sdearthtimes.com/et0100/et0100s17.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#113."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="114"></a>114.                     http://www.draperbee.com/info/honey_news.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#114."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="115"></a>115.                     http://www.geocities.com/SoHo/Easel/3809/hurma.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#115."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="116"></a>116. http://www.sgp-dates.com/date.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#116."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="117"></a>117. http://198.65.147.194/English/Science/2000/7/article5.shtml; http://www.people.virginia.edu/~rjh9u/oxytocin.html; http://eilat.sci.brooklyn.cuny.edu/newnyc/DRUGS/OXYTOCIN.HTM#supplied<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#117."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="118"></a>118.                     The Independent Newspaper, 9 Temmuz 1995.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#118."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="119"></a>119.                     http://www.sgp-dates.com/date.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#119."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="120"></a>120.                     http://www.telmedpak.com/agricultures.asp?a=agriculture&amp;b=date_palm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#120."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="121"></a>121.                     http://www.telmedpak.com/agricultures.asp?a=agriculture&amp;b=date_palm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#121."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="122"></a>122.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#122."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="123"></a>123.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#123."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="124"></a>124.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#124."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="125"></a>125.                     Dr. Joe A. Vinson, &#8220;The Functional Food Properties of Figs&#8221;,                     Cereal Foods World, Þubat 1999, c. 44, no. 2.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#125."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="126"></a>126.                     Dr. Joe A. Vinson, &#8220;The Functional Food Properties of Figs&#8221;,                     Cereal Foods World, Þubat 1999, c. 44, no. 2.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#126."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="127"></a>127.                     http://www.californiafigs.com/industry/page2.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#127."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="128"></a>128.                     http://www.californiafigs.com/industry/page2.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#128."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="129"></a>129.                     Bilim ve Teknik Dergisi, Eylül 1998, s. 86.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#129."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="130"></a>130.                     B. J. Holub, &#8220;Fish oils and cardiovascular disease&#8221;, CMAJ,                     1989, c. 141, no. 1063; W.E. Connor, &#8220;The importance of n-3                     fatty acids in health and disease&#8221;, Am J. Clin. Nutr., 2000,                     c. 71, (1 Suppl):171S-5S; P. Angerer, C. von Schacky, &#8220;n-3                     Polyunsaturated fatty acids and the cardiovascular system&#8221;,                     Curr. Opin. Lipidol, 2000, c. 11, no. 1, ss. 57-63.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#130."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="131"></a>131.                     Archives of General Psychiatry, Ekim 2002, c. 59, ss. 913-919.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#131."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="132"></a>132.                     Scientific Encyclopedia, s. 207.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#132."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="133"></a>133.                     European Journal of Clinical Nutrition, Nisan 2002, c. 56,                     ss. 114-120.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#133."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="134"></a>134.                     Archives of Internal Medicine, 1998, c. 158, ss. 1181-1187.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#134."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="135"></a>135.                     A. Keys, A. Menotti, M.J. Karvonen, et al., &#8220;The diet and                     15-year death rate in the Seven Countries Study&#8221;, Am. J. Epidemiol,                     1986, c. 124, ss. 903-915; W.C. Willett, &#8220;Diet and coronary                     heart disease&#8221;, Monographs in Epidemiology and Biostatistics,                     1990, c. 15, ss. 341-379; World Health Organization: Diet,                     nutrition, and the prevention of chronic diseases, Report                     of a WHO Study Group, WHO Technical Report Series, Geneva,                     1990, c. 797.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#135."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="136"></a>136. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/query.fcgi?cmd=Retrieve&amp;db=PubMed&amp;list_uids=12442909&amp;dopt=Abstract<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#136."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="137"></a>137.                     Journal of the American Heart Association, Eylül 1999.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#137."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="138"></a>138.                     Archives of Internal Medicine, 1998, c. 158, ss. 41-45.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#138."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="139"></a>139.                     American Journal of Clinical Nutrition, 1999, c. 70, ss. 1077-1082.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#139."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="140"></a>140.                     American Journal of Clinical Nutrition, 1999, c. 70, ss. 1077-1082.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#140."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="141"></a>141.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#141."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="142"></a>142.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#142."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="143"></a>143.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#143."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="144"></a>144.                     Hürriyet, 14 Mayıs 1997, Ayşegül Kartal, Zeytinyağı                     Kongresi.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#144."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="145"></a>145.                     Prof. Dr. Fehmi Tuncel, Bilim Teknik Dergisi, Ocak 1993.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#145"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="146"></a>146.                     Barbara A. Brehm, Your Health and Fitness, Fitness Management                     Magazine, 1990.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#146."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="147"></a>147.                     Kathleen Mullen, Some Benefits of Exercise, Medical Times,                     C.Brown Publishers, 1986.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#147."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="148"></a>148.                     Edward O. Wilson, Sociobiology: The New Synthesis, The Belknap                     Press of Harvard University Press, İngiltere, 1975, s. 123.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#148."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="149"></a>149.                     Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E. P. Dutton,                     New York, 1978, s. 69.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#149."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="150"></a>150.                     Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E. P. Dutton,                     New York, 1978, ss. 66-67.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#150."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="151"></a>151.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#151."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="152"></a>152.                     http://www.bfi.org/trimtab/spring01/TrimtabSpring01.pdf<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#152."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="153"></a>153.                     http://www. biomimicry.org/reviews_text.html; Michelle Nijhuis,                     High Country News, 6 Temmuz 1998, c. 30, no.13.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#153."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="154"></a>154.                     http://www. jehovantodistajat. fi/library/g/2000/1/22/article_01.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#154."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="155"></a>155.                     http://www. jehovantodistajat. fi/library/g/2000/1/22/article_01.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#155."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="156"></a>156.                     Bilim ve Teknik Dergisi, Aðustos 1994, s. 43.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#156."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="157"></a>157.                     http://www. watchtower. org/library/g/2000/1/22/article_02.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#157."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="158"></a>158.                     http://www. nature. com/cgi-taf/DynaPage. taf?file=/nature/journal/v409/n6818/full/409413a0_fs.                     html&amp;_UserReference=C0A804EF46B465AFF2C953AE40623B641423<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#158."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="159"></a>159.                     http://www. natlogic. com/resorces/nbl/v06/n22. html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#159."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="160"></a>160.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#160."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="161"></a>161.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#161."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="162"></a>162.                     http://www. rdg. ac. uk/AcaDepts/cb/96vincent.html163. http://www.                     the-scientist.com/yr1991/july/research_910708.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#162."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /> </a><a name="163"></a>163.                     http://www. the-scientist.com/yr1991/july/research_910708.html <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#163."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="164"></a>164.                     New York Times, 11 Aralýk 2001.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#164."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="165"></a>165.                     http://73.1911encyclopedia.org/E/EC/ECONOMICS.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#165."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="166"></a>166.                     http://www.fao.org/NEWS/GLOBAL/LOCUSTS/LOCFAQ.htm#q5<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#166."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="167"></a>167.                     National Geographic, c. 165, no. 6, s. 777.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#167."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="168"></a>168.                     Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University                     Press, 1990, s. 227.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#168."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="169"></a>169.                     Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University                     Press, 1990, p. 244.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#169."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="170"></a>170.                     Bilim ve Teknik, Mayıs 1987, no. 234, s. 17.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#170."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="171"></a>171.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, s. 108.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#171."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="172"></a>172.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, s. 108.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#172."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="173"></a>173.                     http://www.geocities.com/abusedelders/page9.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#173."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="174"></a>174.                     http://www.biomedcentral.com/1364-8535/5/81/abstract<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#174."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="175"></a>175.                     http://www.bodyandfitness.com/Beauty/Anti-Aging/melatonin1.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#175."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="176"></a>176.                     http://www.stenlake.com.au/ShowDocument.asp?DocumentId=53<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#176."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="177"></a>177.                     http://wildcat.arizona.edu//papers/90/22/05_1_m.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#177."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="178"></a>178.                     http://fitness.howstuffworks.com/sleep.htm?printable=1<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#178."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="179"></a>179.                     http://aggie-horticulture.tamu.edu/greenhouse/ornamentals/light.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#179."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="180"></a>180.                     http://beta.physicsweb.org/article/news/5/1/10<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#180."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /> </a><a name="181"></a>181. http://www.rwjhamilton.org/Atoz/Encyclopedia/article/000133.asp;                     Medical Encyclopedia, Robert Wood Johnson University Hospital                     Hamilton<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#181."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a></p>
<p></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/15/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/15/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=15&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img.youtube.com/vi/n11ucbpRG3I/2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kromozomadam.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/medium.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/anne.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/fetus.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/sut.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/inek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmak.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizleri.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cicek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bal.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hurma.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/incir.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tablozeminli.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/balik.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/trisin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gelisim.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/ayetlersu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/arastirma.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kuslar.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/penguenler.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tasarim.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cekirgeler1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karinca.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/besindongusu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/uyku.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hareket.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gece.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/yukseklik.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/geri.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/yuk.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/ileri.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>