Posts filed under 'Bilim'
Kırkayağın kaç ayağı vardır?
Kırkayak kelimesi, Latince "yüz ayak" anlamına gelen centipeda kelimesinden gelmektedir. Kırkayaklar yüz yılı aşkın bir süredir kapsamlı bir biçimde incelenmelerine karşın tam olarak yüz ayağa sahip bir örneğine rastlanmamıştır.
Bazılarının daha fazla, bazılarının daha az ayağı vardır. Yüze en yakın ayak sayısına sahip olanı 1999′da keşfedilmiştir. Bu kırkayağın 96 ayağı vardı ve diğer kırkayaklardan, ayak çifti çift sayı olan tek tür olmasıyla ayrılıyordu: Yani 48 çift ayağı vardı.isoru
Diğer bütün kırkayaklar tek sayılı ayak çiftlerine sahiptir; bunların ayak sayıları 15 çiftle 191 çift arasında değişir.
Add comment Nisan 11, 2009
Elmaslar nereden gelir?
Volkanlardan. Bütün elmaslar yerin altında devasa bir ısı ve basınç altında oluşur ve yer yüzeyine volkanik patlamalar sonucu gelir.
Elmaslar yerin 160 ila 480 km altında oluşur. Bunların çoğu kimberlit adlı volkanik bir kayanın içinde bulunur ve volkanik faaliyetin hâlâ yaygın olduğu bölgelerde çıkarılır. Diğer elmaslar orijinal kimberlitlerinden ayrılarak başıboş vaziyette bulunur.
Dünyada yirmi ülkede elmas çıkarılır. Güney Afrika günümüzde elmas üretiminde Avustralya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Botsvana ve Rusya’nın ardından beşinci sıradadır.
Add comment Nisan 10, 2009
Telefonu kim icat etti?
Antonio Meucci.
Sağı solu belli olmayan ama bazen de patlak başarılara imza atan Floransalı mucit Meucci ABD’ye 1850′de gitti. 1860′ta, teletrofono adını verdiği bir elektrikli aygıtın çalışma modelini gözler önüne serdi. Meucci, Alexander Graham Bell’in telefon patentinden beş yıl önce, 1871′de bir tür geçici patent (caveat*) başvurusunda bulundu.
Meucci aynı yıl, Staten Island feribotunun kazanınm patlaması sonucu ciddi biçimde yanarak hastalandı. Çok iyi İngilizce bilmeyen ve işsiz olan Meucci 1874′te başvurusunu yenilemek için gerekli olan 10 doları gönderemedi.
Bell’in patenti 1876′da tescillendiğinde Meucci dava açtı. Meucci orijinal krokilerini ve çalışma modellerini Western Union’ın laboratuvarına yollamıştı. Olağanüstü bir tesadüf eseri Bell tam da bu laboratuvarda çalıştı ve modeller esrarengiz bir biçimde kayboldu.
Add comment Nisan 5, 2009
Yaşayan en büyük şey nedir?
Bir mantar.
Ve bu, çok nadir görülen bir türü de değildir. Kesilmiş bir ağaç kütüğünün üzerinde büyüyen bal mantarından (Armillaria ostoyae) muhtemelen bahçenizde vardır.
Dua edin şu ana kadar görülen en büyük numunenin (Oregon’daki Malheur Ulusal Ormam’nda bulunuyor) boyutlarına ulaşmasın. Bu numune 890 hektarlık bir alan kaplıyor ve yaşı 2000 ila 8000 arasında.
Add comment Nisan 2, 2009
GÖk Cisimleri Dönüyor
DÜNYA VE GÖK CİSİMLERİ DÖNÜYOR
1 — “Sen dağları görürsün de yerinde duruyor sanırsın, oysa onlar bulutun geçtiği gibi
geçip giderler.”(42) Bu ayetin ifadesinden de anlaşıldığına göre Dünya dönmektedir.
(40-a) Zariyat: 47 (41) Enbiyâ: 30.
Çünkü, dağlar Dünya’nın parçaları olduğuna göre, Dünya’nın hareketi olmadan onlar için
bir hareket düşünülemez.
Çok büyük ve yuvarlak bir cismin dönüşünü farketmek zordur. Ancak belli noktaların
hareket etmesinden anlaşılır. Dağlar da, Dünya küresi üzerinde farkedilebilir en yüksek
çıkıntılardır. Onların hareketi ile Dünyanın döndüğü anlaşılır. Ayrıca buluta benzetildiğine
göre, Dünyanın gökte, boşlukta, muallakta durduğu da anlaşılır. (dahası…)
Add comment Mayıs 13, 2008
Ay’ın Sogumasına Kur’an dan Deliller.
1 — “Biz, gece ve gündüzü iki ayet yaptık. Sonra gece ayetini (ayı) silip, soğutup, gündüz
ayetinin (güneş) göstericisi kıldık.”
2 — “Siz mi daha çetinsiniz, yoksa sema mı?” Allah, onu bina etti. Boyuna yükseklik verip
onu nizama koydu. Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkarttı. (46) Bu işleri yapan Allah,
insanları tekrar yaratmakta güçlük çeker mi?..
Bu ayetlerin işaretinden sonra, ilk zamanlar ayın bir ateş parçası iken, sonradan
soğutulmuş olduğu anlaşılmaktadır.
(45) Enbiya: 44 – Ra’d: 41.
(46) Nâziat; 27-28-29.
Add comment Mayıs 13, 2008
bir atadan geldiğimiz halde farklı renkler nasıl çıktı?
“Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız…” (Hucurat, 13).
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar, “Mendel Kanunları” adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk’ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde 50 ihtimalle annesine, yüzde 50 ihtimalle babasına benzeyecektir.
(dahası…)
Add comment Mayıs 13, 2008
Kur’ân Ahlakında Erkek Karakteri.
Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır. Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.
(dahası…)
7 comments Temmuz 27, 2007
Kur’anda Bilim ve ilim
Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar… (Secde Suresi, 4-5)
Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, doğal bir olayın açıklamasının bilimsel olarak değer kazanabilmesi için şart olduğunu bile ileri sürerler. Ancak bunu iddia edenler bir açmazla karşı karşıyadırlar. Şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır: “Elbette bazı şeyler (bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama her şey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olmadan da var olabilir.” (T. D. Sullivan, “Comming to be Without a Cause”, Philosophy, s.176-177.)
Add comment Nisan 16, 2007
Bazı Müslüman Alimler (Ebul iz El Cezeri)
Ebul İz El Cezeri
Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi’el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136′da Diyarbakır’da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri’yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarı olarak tanıyoruz.
Tarihte sibernetiğin kurucusu olma şerefi onundur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim, zamanla gelişerek bugün kullandığımız bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır.
(dahası…)
1 comment Nisan 16, 2007

