<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Bilim</title>
	<atom:link href="http://isoru.wordpress.com/category/bilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	<description>Sorular ve Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2009 22:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='isoru.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/c376614cc4563b1d52afa184ab52b2de?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Bilim</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Kırkayağın ka&#231; ayağı vardır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2009/04/11/kirkayagin-ka-ayagi-vardir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2009/04/11/kirkayagin-ka-ayagi-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2009 20:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırkayak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2009/04/11/kirkayagin-ka-ayagi-vardir/</guid>
		<description><![CDATA[ Kırkayak kelimesi, Latince &#34;yüz ayak&#34; anlamına gelen centipeda kelimesinden gelmektedir. Kırkayaklar yüz yılı aşkın bir süredir kapsamlı bir biçimde incelenmelerine karşın tam olarak yüz ayağa sahip bir örneğine rastlanmamıştır.     Bazılarının daha fazla, bazılarının daha az ayağı vardır. Yüze en yakın ayak sayısına sahip olanı 1999&#8242;da keşfedilmiştir. Bu kırkayağın 96 ayağı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=519&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/kirkayak.jpg"><img title="kirkayak" style="display:inline;border-width:0;" height="450" alt="kirkayak" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/kirkayak-thumb.jpg?w=450&#038;h=450" width="450" border="0" /></a> Kırkayak kelimesi, Latince &quot;yüz ayak&quot; anlamına gelen centipeda kelimesinden gelmektedir. Kırkayaklar yüz yılı aşkın bir süredir kapsamlı bir biçimde incelenmelerine karşın tam olarak yüz ayağa sahip bir örneğine rastlanmamıştır.</strong>     <br />Bazılarının daha fazla, bazılarının daha az ayağı vardır. Yüze en yakın ayak sayısına sahip olanı 1999&#8242;da keşfedilmiştir. Bu kırkayağın 96 ayağı vardı ve diğer kırkayaklardan, ayak çifti çift sayı olan tek tür olmasıyla ayrılıyordu: Yani 48 çift ayağı vardı.<sup><a href="http://isoru.wordpress.com" target="_blank">isoru</a></sup>     <br />Diğer bütün kırkayaklar tek sayılı ayak çiftlerine sahiptir; bunların ayak sayıları 15 çiftle 191 çift arasında değişir.</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/519/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/519/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/519/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/519/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/519/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/519/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/519/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/519/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/519/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/519/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=519&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2009/04/11/kirkayagin-ka-ayagi-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/kirkayak-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kirkayak</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Elmaslar nereden gelir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2009/04/10/elmaslar-nereden-gelir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2009/04/10/elmaslar-nereden-gelir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2009 20:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Avustralya]]></category>
		<category><![CDATA[Botsvana]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Kongo Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[elmas]]></category>
		<category><![CDATA[karbon]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[volkanik patlamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2009/04/10/elmaslar-nereden-gelir/</guid>
		<description><![CDATA[ Volkanlardan. Bütün elmaslar yerin altında devasa bir ısı ve basınç altında oluşur ve yer yüzeyine volkanik patlamalar sonucu gelir.     Elmaslar yerin 160 ila 480 km altında oluşur. Bunların çoğu kimberlit adlı volkanik bir kayanın içinde bulunur ve volkanik faaliyetin hâlâ yaygın olduğu bölgelerde çıkarılır. Diğer elmaslar orijinal kimberlitlerinden ayrılarak başıboş [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=516&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/dwarf.jpg"><img title="dwarf" style="display:inline;border-width:0;" height="312" alt="dwarf" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/dwarf-thumb.jpg?w=450&#038;h=312" width="450" border="0" /></a> Volkanlardan. Bütün elmaslar yerin altında devasa bir ısı ve basınç altında oluşur ve yer yüzeyine volkanik patlamalar sonucu gelir.</strong>     <br />Elmaslar yerin 160 ila 480 km altında oluşur. Bunların çoğu kimberlit adlı volkanik bir kayanın içinde bulunur ve volkanik faaliyetin hâlâ yaygın olduğu bölgelerde çıkarılır. Diğer elmaslar orijinal kimberlitlerinden ayrılarak başıboş vaziyette bulunur.     <br />Dünyada yirmi ülkede elmas çıkarılır. Güney Afrika günümüzde elmas üretiminde Avustralya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Botsvana ve Rusya&#8217;nın ardından beşinci sıradadır.</p>
<p> <span id="more-516"></span>
<p>Elmas, saf karbondan meydana gelir. Kurşunkalem &quot;ucu&quot;nun yapıldığı madde olan grafit de karbondan oluşur, ama bu maddede karbon atomları farklı şekilde dizilmiştir. Elmas yeryüzünde doğal olarak varolan maddelerin en sertlerinden biridir: Mohs Sertlik Skalası&#8217;nda (10) değerine sahiptir. Ama (1,5) değerine sahip olan grafit (talk pudrasından birazcık daha serttir) en yumuşaklarından biridir.    <br />Bilinen en büyük elmas 4000 km boyundadır ve on milyar trilyon trilyon kıtattır. Doğrudan Avustralya&#8217;nın üzerinde (sekiz ışık yılı uzakta) bulunan bu elmas Erboğa takımyıldızındaki &quot;Lucy&quot; yıldızındadır.     <br />&quot;Lucy&quot;, adını Beatles&#8217;ın &quot;Lucy in the Sky with Diamonds [Gökyüzünde Elmaslarla Lucy]&quot; adlı şarksından aldı; teknik adı İse beyaz cüce BPM 37093&#8242;tür. Beatles&#8217;ın şarkısı bu adı, John Lennon&#8217;ın oğlu Julian&#8217;ın dört yaşındaki arkadaşı Lucy Rİchardson&#8217;ı çizdiği bir resim üzerine aldı.<sup><a href="http://isoru.wordpress.com" target="_blank">isoru</a></sup>     <br />Elmas eskiden dünyadaki bilinen en sert maddeydi. Ama Ağustos 2005&#8242;te Alman bilimciler laboratuvarda daha sert bir madde oluşturmayı başardı. Toplanmış karbon nano çubuk (ACNR &#8211; aggregated carbon nanorod) adlı bu madde çok güçlü karbon moleküllerini sıkıştırıp 2226°C&#8217;ye kadar ısıtarak meydana getirildi.     <br />Bu moleküllerden her biri, beşgen ve altıgen biçiminde içiçe geçen 60 atom içerir; bu moleküllerin minik futbol toplarına benzediği söylenebilir. ACNR o kadar serttir ki, elması rahatlıkla çizebilir.</p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/lucydiamondstarwhitedwarf.jpg"><img title="LucyDiamondStarWhiteDwarf" style="border-right:0;border-top:0;display:inline;border-left:0;border-bottom:0;" height="379" alt="LucyDiamondStarWhiteDwarf" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/lucydiamondstarwhitedwarf-thumb.jpg?w=450&#038;h=379" width="450" border="0" /></a> </p>
<p>konu ile alakalı daha fazla bilgi için <a title="Lucy in the Sky is a Diamond" href="http://www.spacetoday.org/DeepSpace/Stars/WhiteDwarfs/LucyDiamondStarWhiteDwarf.html" target="_blank">Lucy in the Sky is a Diamond</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/516/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/516/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/516/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=516&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2009/04/10/elmaslar-nereden-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/dwarf-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">dwarf</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/lucydiamondstarwhitedwarf-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">LucyDiamondStarWhiteDwarf</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Telefonu kim icat etti?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2009/04/05/telefonu-kim-icat-etti/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2009/04/05/telefonu-kim-icat-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 19:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Graham Bell]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Meucci]]></category>
		<category><![CDATA[Telefon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2009/04/05/telefonu-kim-icat-etti/</guid>
		<description><![CDATA[ 
Antonio Meucci.     Sağı solu belli olmayan ama bazen de patlak başarılara imza atan Floransalı mucit Meucci ABD&#8217;ye 1850&#8242;de gitti. 1860&#8242;ta, teletrofono adını verdiği bir elektrikli aygıtın çalışma modelini gözler önüne serdi. Meucci, Alexander Graham Bell&#8217;in telefon patentinden beş yıl önce, 1871&#8242;de bir tür geçici patent (caveat*) başvurusunda bulundu.   [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=505&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antonio-meucci.jpg"><img title="antonio_meucci" style="display:inline;border-width:0;" height="543" alt="antonio_meucci" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antonio-meucci-thumb.jpg?w=450&#038;h=543" width="450" border="0" /></a> </strong></p>
<p><strong>Antonio Meucci.</strong>     <br /><strong>Sağı solu belli olmayan ama bazen de patlak başarılara imza atan Floransalı mucit Meucci ABD&#8217;ye 1850&#8242;de gitti. 1860&#8242;ta, teletrofono adını verdiği bir elektrikli aygıtın çalışma modelini gözler önüne serdi. Meucci, Alexander Graham Bell&#8217;in telefon patentinden beş yıl önce, 1871&#8242;de bir tür geçici patent (caveat*) başvurusunda bulundu.</strong>     <br />Meucci aynı yıl, Staten Island feribotunun kazanınm patlaması sonucu ciddi biçimde yanarak hastalandı. Çok iyi İngilizce bilmeyen ve işsiz olan Meucci 1874&#8242;te başvurusunu yenilemek için gerekli olan 10 doları gönderemedi.     <br />Bell&#8217;in patenti 1876&#8242;da tescillendiğinde Meucci dava açtı. Meucci orijinal krokilerini ve çalışma modellerini Western Union&#8217;ın laboratuvarına yollamıştı. Olağanüstü bir tesadüf eseri Bell tam da bu laboratuvarda çalıştı ve modeller esrarengiz bir biçimde kayboldu.</p>
<p> <span id="more-505"></span>
<p>Meucci, Bell&#8217;e açtığı dava devam ederken 1889&#8242;da öldü. Bunun sonucunda icadın sahibi Meucci değil Bell oldu. 2002&#8242;de ABD Temsilciler Meclisi&#8217;nin aldığı &quot;Antonio Meucci&#8217;nin hayatının ve başarılarının tanınması ve Meucci&#8217;nin telefonu icat ettiğinin kabul edilmesi&quot; kararıyla denge kısmen sağlandı.<sup><a href="http://isoru.wordpress.com" target="_blank">isoru</a></sup>     <br />Bell&#8217;in tamamen bir sahtekar olduğunu söylemek istemiyorum. Bell gençliğinde, büyükannesi başka bir odadayken onunla iletişim sağlamak amacıyla köpeğine &quot;Nasılsın büyükanne?&quot; demeyi öğretmişti. Daha sonra telefonu pratik bir alet haline getirdi.     <br />Arkadaşı Thomas Edison gibi Bell de yenilik arayışında son derece acımasızdı. Yine Edison gibi, her zaman başarılı da değildi. Bell&#8217;in metal dedektörü, yaralı Başkan James Garfield&#8217;in bedenindeki kurşunun yerini saptayamamıştı. Muhtemelen Başkan&#8217;ın yatağının metal yayları Bell&#8217;in dedektörünü yanıltmıştı.     <br />Bell&#8217;in hayvan genetiğine el atması, koyunlardaki ikiz ve üçüz doğumları arttırma isteğinden kaynaklandı. Bell, ikiden fazla meme ucuna sahip koyunların daha çok ikiz doğurduklarının farkına vardı. Tüm yapabildiği, daha çok meme ucuna sahip koyun ortaya çıkarmak oldu.     <br />Hanesine yazılacak artılar arasında ise ayaklı teknenin (hydrofoil) İcat edilmesine katkıda bulunması yer almaktadır; bu tekne 1919&#8242;da saatte 114 km&#8217;lik hızla sudaki hız rekorunu kırmış ve bu rekoru 10 sene boyunca elinde bulundurmuştur. Bell bu sırada 82 yaşındaydı ve bu teknede yolculuk yapmayı reddetmişti.     <br />Bell her zaman için kendisinden öncelikle &quot;sağırların öğretmeni&quot; olarak bahsetti. Annesi ve karısı sağırdı ve genç Helen Keller&#8217;a ders verdi. Keller daha sonra otobiyografisini BelPe adadı.</p>
<blockquote><p>1836 tarihli ABD Patent Yasası&#8217;y'a uygulamaya konan &quot;caveat&quot; sistemi bir tür ön patent başvurusuydu; buna göre mucit icadının kısa bir tanımını yolluyor, karşılığında ise, başka bir mucidin aynı konuda başvuru yapması halinde kendisine danışılma hakkını elde ediyordu. &quot;Caveat&quot; başvurusunun geçerlilik süresi bir yıldı ve süre dolduğunda yıllık 10 dolarlık ücret ödenerek yenilenebiliyordu- Bir patent çıkarılmadan önce bir yıl öncesine kadar olan &quot;caveat&quot; başvuruları inceleniyor, eğer aynı icat için bir &quot;caveat&quot; başvurusu bulunuyorsa Patent Ofisi &quot;caveat&quot; başvurusunun sahibini uyarıyor ve resmi patent başvurusu yapması için ona üç aylık bir süre tanıyordu. &quot;Caveat&quot; sistemi 1909&#8242;da kaldırıldı (ç.n.).</p>
</blockquote>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeucci280503.jpg"><img title="Antonio Meucci 28-05-03" style="border-right:0;border-top:0;display:inline;border-left:0;border-bottom:0;" height="352" alt="Antonio Meucci 28-05-03" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeucci280503-thumb.jpg?w=450&#038;h=352" width="450" border="0" /></a> <a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeuccitelephoneinventorandfriendofgaribaldiposters.jpg"><img title="Antonio-Meucci-Telephone-Inventor-and-Friend-of-Garibaldi-Posters" style="border-right:0;border-top:0;display:inline;border-left:0;border-bottom:0;" height="600" alt="Antonio-Meucci-Telephone-Inventor-and-Friend-of-Garibaldi-Posters" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeuccitelephoneinventorandfriendofgaribaldiposters-thumb.jpg?w=450&#038;h=600" width="450" border="0" /></a> <a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeuccitelephone.jpg"><img title="Antonio-Meucci-Telephone" style="border-right:0;border-top:0;display:inline;border-left:0;border-bottom:0;" height="571" alt="Antonio-Meucci-Telephone" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeuccitelephone-thumb.jpg?w=450&#038;h=571" width="450" border="0" /></a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/505/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=505&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2009/04/05/telefonu-kim-icat-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antonio-meucci-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">antonio_meucci</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeucci280503-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Antonio Meucci 28-05-03</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeuccitelephoneinventorandfriendofgaribaldiposters-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Antonio-Meucci-Telephone-Inventor-and-Friend-of-Garibaldi-Posters</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/antoniomeuccitelephone-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Antonio-Meucci-Telephone</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaşayan en b&#252;y&#252;k şey nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2009/04/02/yasayan-en-byk-sey-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2009/04/02/yasayan-en-byk-sey-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2009 19:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[organizma]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2009/04/02/yasayan-en-byk-sey-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Bir mantar.      Ve bu, çok nadir görülen bir türü de değildir. Kesilmiş bir ağaç kütüğünün üzerinde büyüyen bal mantarından (Armillaria ostoyae) muhtemelen bahçenizde vardır.     Dua edin şu ana kadar görülen en büyük numunenin (Oregon&#8217;daki Malheur Ulusal Ormam&#8217;nda bulunuyor) boyutlarına ulaşmasın. Bu numune 890 hektarlık bir alan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=483&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/armillaria-ostoyae.jpg"><img title="armillaria_ostoyae" style="display:inline;border-width:0;margin:0 7px 5px 3px;" height="237" alt="armillaria_ostoyae" src="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/armillaria-ostoyae-thumb.jpg?w=244&#038;h=237" width="244" align="left" border="0" /></a><strong>Bir mantar.      <br />Ve bu, çok nadir görülen bir türü de değildir. Kesilmiş bir ağaç kütüğünün üzerinde büyüyen bal mantarından (Armillaria ostoyae) muhtemelen bahçenizde vardır.</strong>     <br />Dua edin şu ana kadar görülen en büyük numunenin (Oregon&#8217;daki Malheur Ulusal Ormam&#8217;nda bulunuyor) boyutlarına ulaşmasın. Bu numune 890 hektarlık bir alan kaplıyor ve yaşı 2000 ila 8000 arasında. </p>
<p> <span id="more-483"></span>
<p>Bu mantarın çok büyük bit bölümü, dokunaç benzeri beyaz miselyumlardan (mantarda köke karşılık gelen uzuv) oluşan devasa bir saç yığını şeklinde yerin altında bulunuyor. Bunlar ağaç kökleri boyunca yayılarak ağaçları öldürür ve bal mantarlarını zararsız görünümlü kümeleri olarak ara sıra toprağın üstünde görünürler. <sup><a href="http://isoru.wordpress.com" target="_blank">isoru.wordpress.com</a></sup>     <br />Oregon&#8217;un dev bal mantarının orman boyunca ayrı kümelerde büyüdüğü sanılıyordu; ama araştırmacılar bu mantarın dünyanın en büyük tek parça organizması olduğunu (bu kümeler toprağın altında birleşiyorlar) ortaya çıkardılar.</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/483/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/483/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/483/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/483/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/483/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/483/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/483/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/483/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/483/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/483/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=483&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2009/04/02/yasayan-en-byk-sey-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2009/04/armillaria-ostoyae-thumb.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">armillaria_ostoyae</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>GÖk Cisimleri Dönüyor</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/gok-cisimleri-donuyor-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/gok-cisimleri-donuyor-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:44:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=57</guid>
		<description><![CDATA[DÜNYA VE GÖK CİSİMLERİ DÖNÜYOR
1 — &#8220;Sen dağları görürsün de yerinde duruyor sanırsın, oysa onlar bulutun geçtiği gibi
geçip giderler.&#8221;(42) Bu ayetin ifadesinden de anlaşıldığına göre Dünya dönmektedir.
(40-a) Zariyat: 47 (41) Enbiyâ: 30.
Çünkü, dağlar Dünya&#8217;nın parçaları olduğuna göre, Dünya&#8217;nın hareketi olmadan onlar için
bir hareket düşünülemez.
Çok büyük ve yuvarlak bir cismin dönüşünü farketmek zordur. Ancak belli noktaların
hareket [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=57&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>DÜNYA VE GÖK CİSİMLERİ DÖNÜYOR<br />
1 — &#8220;Sen dağları görürsün de yerinde duruyor sanırsın, oysa onlar bulutun geçtiği gibi<br />
geçip giderler.&#8221;(42) Bu ayetin ifadesinden de anlaşıldığına göre Dünya dönmektedir.<br />
(40-a) Zariyat: 47 (41) Enbiyâ: 30.<br />
Çünkü, dağlar Dünya&#8217;nın parçaları olduğuna göre, Dünya&#8217;nın hareketi olmadan onlar için<br />
bir hareket düşünülemez.<br />
Çok büyük ve yuvarlak bir cismin dönüşünü farketmek zordur. Ancak belli noktaların<br />
hareket etmesinden anlaşılır. Dağlar da, Dünya küresi üzerinde farkedilebilir en yüksek<br />
çıkıntılardır. Onların hareketi ile Dünyanın döndüğü anlaşılır. Ayrıca buluta benzetildiğine<br />
göre, Dünyanın gökte, boşlukta, muallakta durduğu da anlaşılır.<span id="more-57"></span><br />
2 — Kur&#8217;an&#8217;da, Güneş&#8217;ten, Ay&#8217;dan bahsederken; &#8220;Bunların her biri, bir felekte (yörüngede)<br />
yüzerler&#8221; buyurulmaktadır.<br />
3 — &#8220;Güneş ve Ay bir hüsban iledir&#8221; ayetindeki &#8216;hüsban&#8217; hesap manasına, &#8216;bir hesap iledir,<br />
hesaplıdır&#8217; şeklinde anlaşılabileceği gibi, kök dolayısıyla &#8216;hasbür-reha&#8217; : Değirmen taşının<br />
ekseni manasında Güneş ve Ay&#8217;ın hem eksenlerinin olduğu, hem yuvarlak olduğu ve hem<br />
de döndükleri anlaşılır.<br />
4 — &#8220;O ki, sizin (istifadeniz) için arzı uysal bir hayvan kıldı. O halde onun omuzlarında<br />
yürüyün.&#8221;(43) ayetinin Arapça&#8217;sında geçen &#8216;zelal&#8217; kelimesi; uysal, itaatli hayvan, istediğin<br />
gibi kolaylıkla çekip götürebilecek şekilde idareye müsait şey, emre amade binek hayvanı<br />
manalarına gelir. Bu ifade, dünyanın itaatli ve seri bir şekilde hareketle sarkmaksızın<br />
dönüşüne, yol alışına işarettir.<br />
5 — &#8220;Allah gündüzü gece ile örter ve süratle gece, gündüzü, gündüz de geceyi kovalar.&#8221;(44)<br />
Bu ifade de Dünya&#8217;nın kendi ekseni etrafında dönmesiyle alakalıdır. Rus astronotu<br />
Gagarin, fezadan döndükten sonra, Dünya&#8217;nın üzerinde ışık ile karanlığın müthiş bir<br />
şekilde birbirini takip ettiğini söyledi.<br />
(42) Neml: 88.<br />
(43) Mülk: 15.<br />
(44) A&#8217;raf: 54.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/57/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/57/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/57/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/57/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/57/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=57&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/gok-cisimleri-donuyor-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ay&#8217;ın Sogumasına Kur&#8217;an dan Deliller.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:44:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[1 — &#8220;Biz, gece ve gündüzü iki ayet yaptık. Sonra gece ayetini (ayı) silip, soğutup, gündüz
ayetinin (güneş) göstericisi kıldık.&#8221;
2 — &#8220;Siz mi daha çetinsiniz, yoksa sema mı?&#8221; Allah, onu bina etti. Boyuna yükseklik verip
onu nizama koydu. Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkarttı. (46) Bu işleri yapan Allah,
insanları tekrar yaratmakta güçlük çeker mi?..
Bu ayetlerin işaretinden sonra, ilk zamanlar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=60&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>1 — &#8220;Biz, gece ve gündüzü iki ayet yaptık. Sonra gece ayetini (ayı) silip, soğutup, gündüz<br />
ayetinin (güneş) göstericisi kıldık.&#8221;<br />
2 — &#8220;Siz mi daha çetinsiniz, yoksa sema mı?&#8221; Allah, onu bina etti. Boyuna yükseklik verip<br />
onu nizama koydu. Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkarttı. (46) Bu işleri yapan Allah,<br />
insanları tekrar yaratmakta güçlük çeker mi?..<br />
Bu ayetlerin işaretinden sonra, ilk zamanlar ayın bir ateş parçası iken, sonradan<br />
soğutulmuş olduğu anlaşılmaktadır.<br />
(45) Enbiya: 44 &#8211; Ra&#8217;d: 41.<br />
(46) Nâziat; 27-28-29.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/60/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/60/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/60/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/60/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/60/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=60&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>bir atadan geldiğimiz halde farklı renkler nasıl çıktı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:43:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221; (Hucurat, 13).
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=32&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221; (Hucurat, 13).<br />
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar, &#8220;Mendel Kanunları&#8221; adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk&#8217;ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde 50 ihtimalle annesine, yüzde 50 ihtimalle babasına benzeyecektir.<br />
<span id="more-32"></span><br />
Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resessif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur.</p>
<p>Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Sözgelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hasıl olabilir. Ya da bir Çinli&#8217;den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir.</p>
<p>Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsi olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Dolayısı ile, ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.</p>
<p>Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsi karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge &#8220;gen havuzu&#8221; olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder.</p>
<p>Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (as)&#8217;in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu. Bir atadan geldiğimiz halde, farklı renkler ve ırklar nasıl ortaya çıktı?</p>
<p><span style="color:red;">&#8220;<strong>Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221; </strong> (Hucurat, 13).<br />
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar, <strong>&#8220;Mendel Kanunları</strong>&#8221; adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk&#8217;ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde 50 ihtimalle annesine, yüzde 50 ihtimalle babasına benzeyecektir.</span></p>
<p>Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resessif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur.</p>
<p>Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Sözgelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hasıl olabilir. Ya da bir Çinli&#8217;den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir.</p>
<p>Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsi olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Dolayısı ile, ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.</p>
<p>Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsi karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge &#8220;<strong>gen havuzu</strong>&#8221; olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder.</p>
<p>Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (as)&#8217;in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu.</p>
<p>Prof dr Adem TATLI</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/32/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/32/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/32/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/32/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/32/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=32&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;ân Ahlakında Erkek Karakteri.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 22:24:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Çekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</guid>
		<description><![CDATA[Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" align="left" height="259" width="346" /><span style="text-decoration:underline;">Ku</span><span style="text-decoration:underline;">ran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktı</span>r. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. <strong>Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır.</strong> Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.<br />
<span id="more-223"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>En Güzel Örnek Peygamberlerimizdir</strong></span></p>
<p>Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişiler peygamberlerimizdir. Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)in güzel bir örnek olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. </strong></span></span>(Ahzab Suresi, 21)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Peygamberimiz (sav)’i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden,</strong></span><img src="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" align="right" height="211" width="282" /><span style="text-decoration:underline;"><strong> güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz.</strong> Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah’ın müminler için örnek kıldığı, Allah’ın razı olduğu kişilerdir. Allah, Yusuf Suresi’nde şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><strong>Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır</strong></span>…</span> (Yusuf Suresi, 111)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Muhammed (sav)’in Örnek Üslup ve Tavırları</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran’da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. </strong></span></span>(Kalem Suresi, 3-4)</p>
<p>Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:</p>
<p>“… <strong><em>Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.</p>
<p>… Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.</p>
<p>Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.</p>
<p>İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.</em></strong>” 1</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Adaleti</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.</span></span> Allahın “<span style="text-decoration:underline;"><strong>Rabbim adaletle davranmayı emretti</strong></span>” (Araf Suresi, 29) ayetinde bildirdiği gibi, her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Konuşma Üslubu</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamber Efendimiz (sav)’in konuşmaları her zaman insanlara Allah’ı, O’nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah’a çağıran, insanlara Allah’ı sevdiren ve O’ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmuştur</span>. Peygamberimiz (sav)’i örnek alan Müslüman erkeklerin de her konuşmalarında Allah’ı unutmadıkları belli olmalıdır.</p>
<p>Ayrıca onun sünnetine uyanlar onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin</strong></span></span>.” 2</p>
<p align="center"> <img src="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" height="290" width="302" /></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Nezaketi ve Hoşgörüsü</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır. Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimiz (sav)’in nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav), hem bir peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.</span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)’in evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“S<span style="text-decoration:underline;"><strong>ahabelerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye ‘Ebû Turab’, bir başka Sahabisine ‘Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.</strong></span>”</p>
<p>“<span style="text-decoration:underline;"><strong>Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi</strong></span>.” 3</p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. İbrahim’in Misafirperverliği</strong></span></p>
<p>Rabbimizin Kuran’da haber verdiğine göre, Hz. İbrahim’e insan suretinde gelen melek elçiler onun evinde konuk olmuşlardır:</p>
<p><img src="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" align="left" height="190" width="275" />S<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. “Yabancı bir topluluk.</strong></span></span>” (Zariyat Suresi, 24-25)</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi</strong></span></span>. (Hud Suresi, 69)</p>
<p>Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, gelen konukların farklı kişiler olduklarını hemen anlamıştır. Buna karşın hiç tanımadığı bu konuklarına karşı çok üstün bir misafirperverlik örneği göstermiş, hemen çok güzel ikramlarda bulunmuştur. Hz. İbrahim’in tanımadığı misafirlerine hemen ikramda bulunması, onun üstün ahlakının bir tecellisidir.<span style="text-decoration:underline;"><strong> İkramın, misafirlerden bir talep gelmeden yapılması, Müslümanların örnek almaları gereken ince düşünce özelliklerinden biridir. Hz. İbrahim’in gösterdiği ince düşünce örneklerinden bir diğeri de, bu ikramı sezdirmeden hazırlamasıdır:</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); “yemez misiniz?” dedi.</strong></span></span> (Zariyat Suresi, 26-27)</p>
<p class="post">
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Musa’nın Güvenilirliği</strong></span></p>
<p>Hz. Musa, Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen’e doğru yönelmişti. Medyen suyunda<img src="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" align="right" height="401" width="337" /> hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa’nın ayetlerde anlatıldığı üzere, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar Hz. Musa’ya hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:</p>
<p>M<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>edyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı…</strong></span></span> (Kasas Suresi, 23-24)</p>
<p>Burada Hz. Musa’nın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneğini görüyoruz. <span style="text-decoration:underline;">Dikkat edilirse bu olayda Hz. Musa, hiç tanımadığı iki yabancı kişiye giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve saygılarını kazanmıştır. Öte yandan ayette “çobanlar” olarak tanımlanan kişilerin ise Hz. Musa’nın tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)</span></p>
<p>Demek ki bir Müslümana yakışan tavır, <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ayette “çobanlar” olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa’yı örnek alarak alabildiğince nezaketli, ince düşünceli, halden anlayan, nezih, bakanın hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.</strong></span></span></p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Süleyman’ın Estetik Anlayışı</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: “Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.” Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar</strong></span></span>.” (Sad Suresi, 31-32)</p>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" align="left" height="305" width="275" />Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman’ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah’ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Dünyanın huzur ve barış dolu geleceği için yapılması gereken, peygamberlerin ahlakıyla ahlaklanmış inançlı ve güzel huylu nesiller yetiştirmeye gayret etmek olmalıdır. Bu amaçla yetişme çağında olan çocuklara başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere tüm peygamberleri Kuranda anlatılan üstün yönleriyle tanıtmak, Kuran ahlakının gereği olan güzel davranışları öğütlemek gerekmektedir. Bu konuda aileler başta olmak üzere, eğitmenler, gazeteciler, köşe yazarları ve televizyonculara önemli sorumluluklar düşmektedir. Modern, inançlı, vatansever, ahlaklı, dürüst nesillerin yetişmesi hem toplumların hem tüm dünyanın refahı için mutlak zorunluluktur.</strong></span></span></p>
<p>KAYNAKLAR:<br />
1. Tirmizi, Taberani; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 798<br />
2. Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5<br />
3. Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340</p>
<p>Kaynak: İlmi Mercek Dergisi</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/223/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/223/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;anda Bilim ve ilim</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 20:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/</guid>
		<description><![CDATA[Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O&#8217;nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar&#8230; (Secde Suresi, 4-5) 
Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=204&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O&#8217;nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene koyar&#8230;</strong> (Secde Suresi, 4-5) </p>
<p>Birçok bilim adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan ettiğini düşünür. Hatta bunun, doğal bir olayın açıklamasının bilimsel olarak değer kazanabilmesi için şart olduğunu bile ileri sürerler. Ancak bunu iddia edenler bir açmazla karşı karşıyadırlar. Şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır: <i>&ldquo;Elbette bazı şeyler (bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama her şey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olmadan da var olabilir.&rdquo;</i> (T. D. Sullivan, &ldquo;Comming to be Without a Cause&rdquo;, Philosophy, s.176-177.) </p>
<p><span id="more-204"></span>Burada kast edilen şey şöyle örneklendirilebilir: Yağmurun nedeni bulutlardır, bulutların nedeni atmosferik olaylar, atmosferin nedeni ise Dünya&#8217;nın yapısıdır. Peki Dünya&#8217;nın yapısının nedeni nedir? İşte burası her şeyi sebep&ndash;sonuç ilişkisine bağlayan zihniyetin iflas ettiği noktadır. </p>
<p>Bugün bilimi sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurmaya çalışanlar büyük bir telaş ve sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntının nedeni evrenin başlangıcı olan Büyük Patlama ya da orijinal adıyla Big Bang&rsquo;dir. Astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. Büyük Patlama, tüm evrenin tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Kuran&rsquo;da bu şu şekilde bildirilir: </p>
<p><b>&ldquo;O gökleri ve yeri yoktan var edendir&#8230;&rdquo;</b> (Enam Suresi, 101) </p>
<p><b>Sebep-Sonuç İlişkisi Evreni Açıklamakta Yetersiz Kalıyor</b> </p>
<p>Canlılığı ve diğer fiziksel varlıkları sebep-sonuç ilişkisi ile açıklama &ldquo;maddenin zaman içinde birbiri ile etkileşimi&rdquo; temeline dayanır. Ancak maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı bir an vardır. Bu anı maddi bir sebeple açıklamak da imkansızdır. </p>
<p>Yale Üniversitesi fizik ve doğa felsefesi profesörü Henry Morgenau doğa kanunlarının tesadüflerle açıklanamayacağını şöyle ifade etmiştir: </p>
<p><i>&ldquo;Şuna hiç şüphe yok ki, doğa kanunları tesadüfler ya da kazalar sonucu ortaya çıkmış olamaz. O halde doğanın sayısız yasalarının ortaya çıkışına dair sorulacak cevap ne olmalıdır? Doğa kanunlarının evrensel geçerliliğine uygun olan tek bir cevap biliyorum: Doğa kanunlarını Allah yaratmıştır. Allah her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.&rdquo;</i> (Henry Margenau &amp; Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992) </p>
<p>Oxford Üniversitesinde Tabii Bilimler doktorası yapmış ve 1973 yılında Nobel Tıp Ödülünü kazanmış olan nörofizyolog Sir John Eccles ise hayatın ancak kusursuz bir yaratılışın sonucu olduğunu söyler: </p>
<p><i>Eğer her şeyde bir amaç ve tasarımın hakim olduğuna inanmazsanız o zaman her şeyin sadece tesadüf ve gereklilikten ibaret olduğunu öne sürebilirsiniz. Ama varoluşunuzu açıklamak için tesadüf ve gerekliliğe bağlı kalmak aptalca birşeydir. Bütün hayat ve elbette bütün insanlar kusursuz bir yaratılış planının parçasıdırlar.&rdquo;</i> (Henry Margenau &amp; Roy A. Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs 1992) </p>
<p>Bir kısım insanların -ki bunlara bazı bilim adamları da dahildir- sebep-sonuç etkileşiminde bu kadar ısrarcı olmalarının nedeni, her şeyi maddi dünyayı kendi içinde açıklayabilme arzusudur. Materyalizm olarak adlandırılan bu akıma göre; evren sonsuz boyuttadır. Sonsuzdan beri vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır. Bu sonsuzluk içinde en karmaşık olaylar dahi rastlantısal gelişmelerin sonucu olabilir. Sonuç olarak bir materyalist için her şeyin yaratıldığına inanmak söz konusu değildir. Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji ile kökünden yıkılmıştır. Bilim adına ortaya çıkan materyalist iddia, yine bilim tarafından ortadan kaldırılmıştır. Maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı iddiası artık bir dogmadır (<i>Dogma;</i> doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temelidir). </p>
<p>1978 Nobel Fizik Ödülü&rsquo;nü alan Dr. Arno materyalizmin bilimsel bir gerçek değil, ancak inanç olabileceğini şöyle açıklar: </p>
<p><i>&ldquo;Bugünün dogması ise maddenin ezeli ve ebedi olduğu yönündedir. Bu dogma, evrenin yaratılmış olduğuna işaret eden gözleme dayalı kanıtların, astronominin bugüne kadar ürettiği gözlemlenebilir verilerin hepsinin evrenin yaratıldığı iddiasını desteklediği gerçeğine rağmen, kabul etmek istemeyen insanların (bunlara fizikçilerin çoğunluğu da dahildir) içgüdüsel inançlarına dayanmaktadır.&rdquo;</i> (Henry Morgenau &amp; Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.101.) </p>
<p>Dr. Penzias evrenin başından beri bir plana göre işlediğini ise şöyle anlatır: </p>
<p><i>&ldquo;Astronomi bizi benzersiz bir olaya ulaştırır; hiçlikten yaratılmış olan, hayatın oluşabilmesi için sağlanması gereken koşullara en uygun, hassas bir dengeye ve kendisine temel oluşturan bir plana sahip olan bir evren.&rdquo;</i> (Henry Morgenau &amp; Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.105.) </p>
<p>Bilim çevreleri de artık evrenin &lsquo;insan merkezcil bir amaç&rsquo; (Homo-centrici Teleologism) taşıdığını düşünmeye başlamıştır. Buna göre evren, boş yere var olmamıştır; bir amacı vardır, bu amaç da insandır. Bu nedenle evrendeki tüm fizik yasaları üstün yaratış sahibi Rabbimiz&#8217;in insanların faydasına verdiği büyük nimetlerdir. Bir ayette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: </p>
<p><b>Ey insanlar, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah&#8217;ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?</b> (Fatır Suresi, 3)</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/204/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/204/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/204/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/204/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=204&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/kuranda-bilim-ve-ilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bazı Müslüman Alimler (Ebul iz El Cezeri)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:59:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/</guid>
		<description><![CDATA[Ebul İz El Cezeri
Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi&#8217;el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri&#8217;yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=203&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Ebul İz El Cezeri<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ebul_iz_debi_kontrol_sistem.jpg" align="left" border="1" height="250" hspace="11" vspace="11" width="173" /></strong>Batı dünyasında adı kısaca “el Cezeri” olarak bilinen “Bedi&#8217;el-Zaman Abu el-izz İsmail el-Razzaz el-Cezeri”, 1136&#8242;da Diyarbakır&#8217;da doğdu. XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. Biz bugün el Cezeri&#8217;yi, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarı olarak tanıyoruz.</p>
<p>Tarihte sibernetiğin kurucusu olma şerefi onundur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim, zamanla gelişerek bugün kullandığımız bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır.<br />
<span id="more-203"></span><br />
Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal&#8217;ı; Almanlar Leibniz&#8217;i, İngilizler de R. Bacon&#8217;ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve ilim dünyasına sunan ilk bilgindir.<br />
Günümüz fizik ve mekanikçileri, &#8220;ısı etkisiyle haberleşerek denge kurma&#8221; sisteminin, ilk olarak J. Watt&#8217;ın 1780&#8242;de regülatörü keşfiyle başladığını söylerler. Fakat bunun da yine Cezerî&#8217;ye dayandığı, onun meşhur eseri Kitabü&#8217;l-Hiyel&#8217;in 171. sayfasındaki şekilde açıkça görülür. Bu sayfada regülatörün şekli, bir kuşun hareketiyle karşılıklı haberleşerek ayarlanmaktadır.</p>
<p>Kitapta, mühendislikle ilgili 50 farklı aletin plan ve işleyişi hakkında bilgiler de verilmiştir. Bugün, İstanbul’daki Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi&#8217;nde bulunan A3472 kayıtlı yazma, özgün eserin ikinci el bir kopyasıdır. Altı kısımdan oluşan eserde, 50 farklı düzen anlatılmaktadır.</p>
<p>Kitaptaki sistem ve şekiller incelendiğinde, Cezerî&#8217;nin büyük bir su mühendisi olduğu görülmektedir. Kitap, kısmen ve ilk defa E. Wiedeman ve F. Hauser tarafından Almancaya çevrilmiş ve 1908-1921 seneleri arasında yayımlanmıştır. 1974&#8242;te, Donald R. Hill, eserin tamamını İngilizceye tercüme edip bastırdı. Kitapta anlatılan su saatlerinden biri; Dünya İslam Festivali için Londra Bilim Müzesi&#8217;nde örneğe uygun olarak yapılıp çalıştırıldı.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/203/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/203/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/203/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/203/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=203&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/bazi-musluman-alimler-ebul-iz-el-cezeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ebul_iz_debi_kontrol_sistem.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamiyetin Bilime verdiği Önem</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</guid>
		<description><![CDATA[ İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı
&#160;
Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Emevi halifelerinden Muaviye, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. Halife el-Hakim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="metin"><strong> İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı</strong></p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>Emevi halifelerinden <strong>Muaviye</strong>, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. <strong>Halife el-Hakim</strong> de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru <strong><!--mode-->Halife Harun-el-Raşid</strong>, Aristoteles&#8217;in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir. <strong>Halife el Memun</strong>, Bizans&#8217;a ve Hindistan&#8217;a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister.</p>
<p>Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti&#8217;nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya&#8217;yı bilim ve kültür merkezi haline getirir.<br />
<span id="more-202"></span><br />
İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından <strong>Cabir Bin Hayyan</strong>, &#8216;Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler&#8217; olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier&#8217;e öncülük eder.</p>
<table align="right">
<tr>
<td align="right" valign="top" width="222"><span class="style4"><span class="style4">İbn-i Sina</span></span><span class="metin"><strong><strong><img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" border="1" height="137" hspace="0" vspace="11" width="200" /></strong></strong></span><span class="style4"><br />
Al Razi<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" border="1" height="147" width="196" /> </span></td>
</tr>
</table>
<p class="metin"><strong>El-Kindi</strong>, Einstein&#8217;dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, &#8216;Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlıkta hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür&#8217; der.</p>
<p>Tıp ve eczacılıkta <strong>İbn-i Sina</strong> ve <strong>Razi</strong> gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde <strong>Idrisi</strong>, <strong>Hamevi</strong> ve <strong>Taberi</strong> ve adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda <strong>İbn-i Heysem</strong>, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan <strong>Sabit bin Kurra</strong>, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş; Batlamyusçu sisteme, dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. On üçüncü yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa’sında ise durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen durdurulmak istenmekteydi.</p>
<p><strong>Harezmi</strong>, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen <strong>Ahmet Fergani</strong>, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu.</p>
<p>Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren <strong>El-Battani</strong>, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.</p>
<p><strong>Ebubekir er-Razi</strong>, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler.</p>
<p><strong>Ebü&#8217;l-Vefa</strong> trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus&#8217;a karşı; &#8216;Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir&#8217; diyerek, yaptığı sayısız denemelerle &#8216;göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini&#8217; söyleyen <strong>İbnü-l-Heysem</strong> ise optik biliminin öncüsüdür.</p>
<p>Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden <strong>el-Beyruni</strong>; 973 yılında &#8216;Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu&#8217; söyler. <strong>İbnu&#8217;n-Nefis</strong>, 1200&#8242;lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.</p>
<p>Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa&#8217;dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa&#8217;nın en modern şehri olarak bilinmekteydi.</p>
<p>Kültürel ve sosyal alanda meydana gelen atılımlara paralel olarak ilerleyen bilim ve teknoloji, Osmanlı devleti döneminde doruğa ulaşmıştır. <strong>Hazerfen Ahmet Çelebi</strong>, <strong>Lagari Hasan Çelebi</strong> gibi alimler, alanlarında tarihin ilk örnek çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir.</p>
<p>14. Yüzyıl’da matbaanın icadı ile 1400-1500 yılları arasında, Arapçadan ve Eski Yunancadan birçok kitap Latinceye çevrilir. Aristoteles&#8217;in tüm kitapları, 1495 yılında basılır. Thales&#8217;in Mısır&#8217;a, İslam dünyasının da Bizans ve Hindistan&#8217;a yaptığı bilimsel amaçlı seyahatler gibi, Avrupa&#8217;dan birçok bilim adamı da İslam dünyasına gelerek bilimsel kitapları toplarlar. Bilimsel eserler, Doğu Uygarlığı’ndan Batı Uygarlığı’na doğru yönelir. Eski Yunancadan Arapçaya çevrilen bilimsel eserler yeniden Arapçadan Latinceye çevrilmeye başlanır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in ölümünden sonra, doğa bilimlerinin öğretilmesi medreselerden yavaş yavaş kalkar. Bu dönemden sonra İslam anlayışındaki yetersizlik, İslam dünyasının zaman içerisinde bilim dünyasından silinip yok olmasına neden olur.</p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">&lt;kuranvebilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/202/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/202/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Bilim ve Teknoloji.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</guid>
		<description><![CDATA[Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.
Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.</p>
<p>Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve süratli bir şekilde etkileyen teknoloji, artan dünya nüfusunun pek çok sorununa çözüm getirdi.</p>
<p>Dünyanın bugünkü medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece hızlı oldu.</p>
<p>Peki, bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır?<br />
<span id="more-201"></span><br />
Yukarıda saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar, kendilerine atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.</p>
<p>Kuran&#8217;da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah&#8217;ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.</p>
<p><!--more-->Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, maddi-manevi her şeyin Allah&#8217;ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.</p>
<p>&lt;kuran ve bilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/201/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/201/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Alkollü İçki Nedir? Dinimizce Haram Edilmiş Olan Alkollü İçki Tabirinden Ne Anlamalıyız?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkollu-icki-nedir-dinimizce-haram-edilmis-olan-alkollu-icki-tabirinden-ne-anlamaliyiz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkollu-icki-nedir-dinimizce-haram-edilmis-olan-alkollu-icki-tabirinden-ne-anlamaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2007 22:29:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkollu-icki-nedir-dinimizce-haram-edilmis-olan-alkollu-icki-tabirinden-ne-anlamaliyiz/</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Alkollü içkiler, hangi içki tipinde olursa olsun, meyve ve tahılların fermantasyonu, mayalandırılması neticesinde elde edilir. İçkinin tamamı alkol değildir. İçerisinde su, şekerli maddeler ve benzeri şeyler bulunur. Fakat hangi tipte olursa olsun, içkilerde vücuda asıl zararlı olan, sarhoşluk yapan madde etil alkol dediğimiz kimyevî maddedir. Etil alkol değişik içkilerde farklı nisbetlerde bulunur. Meselâ etil alkol [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=197&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS"></font>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">Alkollü içkiler, hangi içki tipinde olursa olsun, meyve ve tahılların fermantasyonu, mayalandırılması neticesinde elde edilir. İçkinin tamamı alkol değildir. İçerisinde su, şekerli maddeler ve benzeri şeyler bulunur. <b>Fakat hangi tipte olursa olsun, içkilerde vücuda asıl zararlı olan, sarhoşluk yapan madde etil alkol dediğimiz kimyevî maddedir. Etil alkol değişik içkilerde farklı nisbetlerde bulunur. Meselâ etil alkol birada %5-7, şarapta %15-20 nisbetinde iken; cin, likör ve rakıda %45-50, votka ile viskide ise %65-70 nisbetinde bulunur. </b></font></p>
<p><span id="more-197"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">Alkollü içkilerin muhtevasında, mineraller, vitamin, proteinler ve yağlar gibi vücuda faydalı olan maddeler bulunmaz. Onun için, alkollü içkilerin hiçbir besleyici değeri yoktur. </font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">Peygamber (s.a.v.) efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde, &ldquo;Bir şeyin çok miktarda alınması insana sarhoşluk veriyorsa onun azıda haramdır&rdquo; (Ebû Dâvûd, Sünen, c.II, s.294; Tirmizi, Eşribe 3) diye buyurmuşlardır. Bu hükme göre az miktarlarda da olsa, terkibinde etil alkol bulunan her madde dinen haram demektir. </font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;">
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">Alkol Bir İlaç Olarak Kullanılabilir mi? Bilhassa Kalb Hastalıklarına Faydalı Ciheti Var mıdır? </font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS"><span style="font-size:9pt;">Alkolün ilaç olarak kullanılması fikri kesinlikle kabul edilmemektedir. Buna misal olarak Amerikan Tıp Birliği&rsquo;nin (American Medical Association) bu konudaki kesin ifadelerini verebiliriz. Yani tıp yönünden Amerika&rsquo;da yetkili bir heyet şöyle diyor: &ldquo;Alkollü içkilerin tedavi edici bir ilaç gibi ve vücuda faydalı bir gıda gibi kullanılmasının hiç bir ilmî temeli, esası yoktur.&rdquo; </span><font>(The Journal of American Medical Association, 68: 1837, 1917) </font><span style="font-size:9pt;">Ayrıca aynı teşkilât kalb krizinin tedavisinde alkolün faydalılığını kabul etmemektedir. Yapılan çalışmalar, koroner kalb hastalığında bir bardak viskinin, dil altına konulan bir tek nitrogliserin tabletinin 1/150 (yüz ellide bir)&rsquo;i kadar dahi tesiri, faydası olmadığını göstermiştir. </span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS"><b><span style="font-size:9pt;">Viskinin, kalb hastalığı geçirenlere iyi geldiği kanaati kesinlikle yanlıştır. Bu fikirler içki imal eden firmaların reklâmlarından kaynaklanmaktadır. Söylenenin tam aksine, içki içtikten sonra enfarktüs geçiren pek çok hasta vardır. Alkol alan şahısta cilt damarlarının genişlemesi alkolün vücuttan atılması için meydana gelen bir reaksiyondur. Cilt damarlarının bu genişlemesine kalbin kendisini besleyen damarlar refakat etmediği gibi, alkol alan şahısta dokuların oksijenlenmesi tehlikeli şekilde azalır ve bu da enfarktüs riskini arttırır.</span><font> ( </font></b><font>1- The Journal of The American Medical Association, 143:355, 1950. 2- Circulation, 1:700, 1950, 3- American Heart, 3:5, 1953, 4- The Lancet, 346:716, 1995. )</font></font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: &ldquo;Şu muhakkak ki içki deva değildir. Bilâkis marazdır. Yani hastalık vericidir.&rdquo; (İbn-î Mâce, Tıp, 27; Müslim, Eşribe, 12) İşte belirttiğimiz, içkinin hangi çeşidi olursa olsun ilaç gibi kullanılamayacağı tarzındaki ifadeler, bu hadis-i şerifin açık bir teyidinden ibarettir. </font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;">
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">İçki Tansiyonu Düşürür mü, Yüksek Tansiyonlularda Az Miktarda İçki Kullanılmasının Faydası Olur mu? Yoksa Zararı mı Olur? </font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">Alkollü içkilerin az miktarda kullanılmasının bilhassa kalbi besleyen damarlarda vozadilatasyon yani damar genişlemesi yaparak faydalı olabileceği fikri mevcuttu. Bu kanaatin yanlışlığı yapılan yeni çalışmalarla çok daha iyi bir şekilde anlaşılmıştır. Alışkanlığı olan veya daha önce hiç içki kullanmamış şahıslarda, tansiyonları normal veya yüksek olsun, şahısların hepsinde az miktarlarda bile alkol kullanılması tansiyonu arttırmaktadır.(10), (11) </font></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS">15-80 yaşları arasındaki <b>80.000 </b>şahısta yapılan çalışma, günde normal büyüklükte bir bardak içki kullanan şahsın tansiyonu (sistolik basınç) ortalama 1 mmHg artmaktadır. Günde iki bardak veya daha fazla miktarda içki kullananlarda, içki içmeyenlerle mukayese edilince, tansiyon âdeta ikiye katlanarak artmaktadır.(12), (13) Alkollü içkiler, batı memleketlerinde erkeklerde görülen bütün yüksek tansiyonların takriben %10&rsquo;nun sebebidir. Bazı memleketlerde bu nisbet %33&rsquo;e kadar çıkar.(14) </font></p>
<div class="bjtags">Tags:  <a rel="tag" href="http://technorati.com/tag/içki">içki</a>, <a rel="tag" href="http://technorati.com/tag/İcki">İcki</a>, <a rel="tag" href="http://technorati.com/tag/Ickıi">Ickıi</a>, <a rel="tag" href="http://technorati.com/tag/Alkol">Alkol</a>, <a rel="tag" href="http://technorati.com/tag/Şarap">Şarap</a>, <a rel="tag" href="http://technorati.com/tag/Sarap">Sarap</a></div>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/197/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/197/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/197/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/197/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/197/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=197&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkollu-icki-nedir-dinimizce-haram-edilmis-olan-alkollu-icki-tabirinden-ne-anlamaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;ı herkez Anlar Hadislere ne Gerek var?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/</guid>
		<description><![CDATA[Sual: (Kur’anı herkes anlar, Resule uymaya lüzum yok) diyene nasıl cevap vermeli?
CEVAP
Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Resulüme uyun buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]

Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=180&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sual: (Kur’anı herkes anlar, Resule uymaya lüzum yok) diyene nasıl cevap vermeli?<br />
CEVAP<br />
Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Resulüme uyun buyuruluyor. Eğer Kur’anı herkes anlasaydı, (Resule uymaya lüzum yok, herkes Kur’andan anladığına uysun) denirdi. Aksine Kur’anın açıklanması istenerek buyuruluyor ki:<br />
(İhtilafa düşülen şeyleri açıklayasın diye bu kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]<br />
<span id="more-180"></span><br />
Kur’an-ı kerimde, sadece (Allah’a uyun) denmiyor. Resulüne de uyulması emrediliyor. (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Demek ki Resulullaha uymak Allah’a uymaktan ayrı değildir.)</p>
<p>[b](Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir[/b].) [Ahzab 71]<br />
[b](Resulüm de ki, “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin![/b]”) [A.İmran 31]</p>
<p>([b]O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez[/b].) [Necm 3,4]<br />
([b]Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız[/b]!) [Araf 158]<br />
([b]O ümmi Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar[/b].) [Araf 157]</p>
<p>([u][b]Kendilerine kitap verilenlerden, Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmayan, Allah&#8217;ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini [İslamiyet'i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir halde kendi elleriyle [boyun eğerek] cizye verinceye kadar savaşın[/b][/u].) [Tevbe 29]</p>
<p>Demek ki Resulü de haram etme yetkisine sahiptir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
([u][b]Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidi[/b][/u]r.) [Tirmizi]</p>
<p>([b]Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının![/b]) [Haşr 7]<br />
([b]Allah’a ve Resulüne karşı gelen kâfirler, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir[/b].) [Enfal 13]<br />
([b]Allah’ın yolu ile, peygamberlerin yolunu farklı göstermek isteyenler kâfirdir.[/b]) [Nisa 150-1]</p>
<p>([b]De ki, “Allah’a ve Peygambere uyun! Eğer [uymayıp] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Allah da kâfirleri sevmez.[/b]) [A. İmran 32]</p>
<p>(Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
(Yakında, “[b]Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey tanımıyorum”[/b] diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]</p>
<p>([b]Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince, “bunu bırak, Kur’andan söyle” derler.[/b]) [Ebu Ya’la]</p>
<p>([b]Bir zaman gelir, sünnetimi öldüren kimseler çıkacak. Allah bunlara lanet etsin!) [Deylemi]<br />
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir[/b].) [Müslim]</p>
<p>([b][u]Bana uyan Cennete girer, uymayan, isyan eden Cennete giremez.[/u][/b]) [Buhari] (Sünnetten yüz çevirip yalnız Kur’an diyenlerin kâfir olduklarını bu âyetler ve hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir.)</p>
<p>Resulullaha uymanın önemi anlaşılınca, Kur’an-ı kerimin açıklaması olan hadis-i şeriflere de uymanın gereği anlaşılır. Sünnet, [hadis-i şerifler] olmasaydı, namazların kaç rekat olduğu ve nasıl kılınacağı, zekatın, orucun, haccın farzları, hukuk bilgileri bilinemezdi. Yani hiç kimse, bunları Kur’an-ı kerimden çıkaramazdı. Şu halde Kur’anı anlamak için, onun açıklaması olan hadis-i şeriflere ihtiyaç vardır. Hadis-i şerifleri de anlamak için âlimlere ihtiyaç vardır. Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Sapıklar, biz de anlarız diye inat ediyorlar. Herkes Kur’anı anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? Eğer herkes Kur’an-ı kerimi doğru anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı.</p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
([u][b]Eğer onun hükmünü peygambere veya ülül-emre [yetkililere, âlimlere] sorsalardı, öğrenmiş olurlardı.[/b][/u]) [Nisa 83]</p>
<p>([b]Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar[/b].) [Ankebut 43]</p>
<p>([b]Bilmiyorsanız âlimlere sorun[/b].) [Nahl 43]<br />
([b]Allah’tan en çok korkan âlimlerdir.[/b]) [Fatır 28]</p>
<p>Bu âyetler, Kur’anı anlamak için âlimlerin açıklamasına da ihtiyaç olduğunu bildirmektedir</p>
<p>[hr]&lt;hd&gt;&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/180/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/180/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/180/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/180/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=180&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/kurani-herkez-anlar-hadislere-ne-gerek-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sonra Yaparım hakkında..</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:28:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Sonra yaparım diyenler
Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisi Resul aleyhisselama uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emirlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu nimetin kokusunu bile duyamaz.
İslamiyetten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede harükülâda haller hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyada ve ahırette [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=178&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sonra yaparım diyenler</p>
<p>Dünya ve ahıret saadetine kavuşmak, ancak gelmişlerin ve geleceklerin efendisi Resul aleyhisselama uymakla ele geçebilir. Bir kimse, kötü huylarını yok etmezse ve emirlere uyarak ve yasaklardan sakınarak kendini süslemezse, bu nimetin kokusunu bile duyamaz.<span id="more-178"></span></p>
<p>İslamiyetten kıl ucu kadar bile ayrılan bir kimsede harükülâda haller hâsıl olursa, bunlara istidrâc denir ki, onu dünyada ve ahırette rezîl olmağa sürükler. Allahü teâlanın sevgili Peygamberine ayak uydurmayan bir kimse, felâketlerden kurtulamaz.</p>
<p>Birkaç günlük dünya hayatını, Hak teâlanın râzı olduğu şeyleri yapmakla geçirmelidir. Bir kimsenin işlerinden, onun sâhibi râzı olmazsa, onun yaşaması nasıl olur? Hak teâlâ, onun büyük, küçük her yapdığını bilmekte ve görmektedir. Hazırdır ve nâzırdır.</p>
<p>Utanmak lâzımdır. Eğer bir kimsenin, onun çirkin ve kötü işlerini gördüğünü anlasa, onun gördüğü yerde bozuk birşey yapmaz. Ayıplarını, kusûrlarını onun gördüğünü istemez. Müslümanlara ne oldu ki, Hak teâlanın hazır olduğunu bilerek, Onun beğenmediği şeyleri yapmaktan sıkılmıyorlar? Bu nasıl Müslümanlıktır?</p>
<p>Hak teâlâya, kendi kusûrlarını gören bir kimse kadar kıymet vermiyorlar. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozuk olmasından Allahü teâlâya sığınırız. Hadîs-i şerîfde, “Lâ ilâhe illallah diyerek îmanınızı tâzeleyiniz!” buyuruldu. Şanı, şerefi çok büyük olan bu sözle her an, îmanı tâzelemeli. Uygunsuz işlerin hepsinden Allahü teâlâya tövbe etmeli, Ona yalvarmalıdır!</p>
<p>Belki, tövbe etmek için başka zaman ele geçmez. Hadîs-i şerîfde, “Sonra yaparım diyenler helâk oldu” buyuruldu. Yani,<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong> iyi işleri gecikdirenler, bu günün işini yarına bırakanlar aldandı, ziyan etdi. Boş zamanı kıymetlendirmelidir. Bu zamanlarda, Allahü teâlanın beğendiği şeyleri yapmalıdır. Tövbe yapabilmek, Hak teâlanın büyük nimetlerinden biridir. Hak teâlâdan, her an bu nimeti istemelidir. İslamiyeti iyi bilen ve hakîkat âleminden haberi olan Allah adamlarından yardım beklemeli, bunlardan imdâd istemelidir</strong></span></span>.</p>
<p>Böylece, Hak teâlanın lütfuna kavuşarak, Onun mukaddes tarafına çekilir. Ona karşı baş kaldıramaz olur. İslamiyetten kıl ucu kadar ayrılık bulundukça, kendini tehlükede bilmelidir. Bu ayrılıkların, uygunsuzlukların hepsini yok etmelidir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/178/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/178/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/178/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/178/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=178&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/sonra-yaparim-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaratılış amacı Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:03:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:
… insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:</p>
<p>… <span style="text-decoration:underline;"><strong>insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım</strong></span>. (Zariyat Suresi, 56)<br />
<span id="more-150"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="color:red;">Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.</span></strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/150/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/150/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da Modern İlimler Neden Tam Açıklanmadı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2006 05:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/</guid>
		<description><![CDATA[SORU: Kur&#8217;an olmuş ve olacak herşeyden bahseder, diyorlar. Bu doğru
mudur? Doğru ise, günümüzdeki bir kısım fen ve teknik meseleleri de içine
alır mı?
CEVAP: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in yüce Rabbimizin insanoğlunun öğrenmesine müsaade ettiği ve
onun maddî ve manevî yönden ilerlemesine vesile kıldığı herşeyden öz olarak bahsetmesi
doğrudur. Ancak, Allahu Teâla&#8217;nın müsaade etmediği ve insanın da dünya ve ahiret
hayatına bir faidesi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=102&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post"><strong>SORU: Kur&#8217;an olmuş ve olacak herşeyden bahseder, diyorlar. Bu doğru<br />
mudur? Doğru ise, günümüzdeki bir kısım fen ve teknik meseleleri de içine<br />
alır mı?</strong></p>
<hr />CEVAP: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in yüce Rabbimizin insanoğlunun öğrenmesine müsaade ettiği ve<br />
onun maddî ve manevî yönden ilerlemesine vesile kıldığı herşeyden öz olarak bahsetmesi<br />
doğrudur. Ancak, Allahu Teâla&#8217;nın müsaade etmediği ve insanın da dünya ve ahiret<br />
hayatına bir faidesi dokunmayan şeylerden söz etmesi, bu şeylerden geniş geniş tafsilatıyla<br />
bahsetmesi asla sözkonusu olamaz. Zira, bu hikmet dolu kitaba abes isnad etmek olur ki, o<br />
mukaddes kitap her türlü faidesizlik ve abesiyetlerden (boş şeylerden) çok uzaktır.<br />
Bir kere, <span style="text-decoration:underline;">Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in en birinci hedefi,<strong> bu kainat meşherindeki (sergileme, gösterme<br />
yerindeki) kelime, satır, paragraf ve kitaplarla mahşer sahibini tanıttırmak; yani bu<br />
kâinatın sahibi olan Allah&#8217;ı tanıttırmak. İman ve ibadet yolunu açmak, Allah&#8217;a iman ve<br />
ibadet etmeyi öğretmek. Ferdî ve içtimaî hayatı düzenlemek. Yani, ekonomiyi, sosyal<br />
hayatı düzenlemek ve böylece, <span style="color:red;">dünya saadetinin ahirette dahi devam edecek bir yolunu</span><br />
açmaktır</strong></span>.<br />
<span id="more-102"></span><br />
* Bu itibarla, Kur&#8217;an, yüce hedef olan Allah&#8217;ı tanımak ve ona ibadet etmek, dünya<br />
ve ahiret saadetini kazanma yoluna dair her şeyden bahseder. Ele aldığı şeyleri o<br />
istikamette vesile olarak kullanır ve ehemmiyetine göre söz eder.</p>
<p><span style="color:red;">İnsandan, onunehemmiyeti kadar, yıldızlardan, derecelerine göre, elektrikten, kıymeti nisbetindebahseder</span>. <span style="color:purple;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Böyle olmayıp da, sadece yirminci asrın tâbi olduğu bir kısım medeniyet<br />
harikalarından bahsetseydi, pek çok şeyin bahis mevzuu edilme hakkı yok olacak ve bir<br />
kısım sabit hakikatler, gelecek keşifler ve bilhassa insan, ihmale uğrayacaktı. Bu ise,<br />
Kur&#8217;an&#8217;ın ruh ve asıl maksadına büsbütün zıt bir durumdur.</strong></span></span></p>
<p>Evet, bazılarımız, &#8220;<strong>Kur&#8217;an-ı Kerim, keşiflerden, yani uçaktan, televizyondan, elektrikten<br />
açıkça bahsetseydi, herkes, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Allah&#8217;ın kitabı olduğunu anlar ve iman<br />
ederdi</strong>&#8221; diyor. <span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Halbuki, Allah istese herkesi Müslüman yaratır, şeytana fırsat vermez,<br />
böylece de bütün insanları cennete koyardı</strong></span></span>. Ama o zaman, dünya imtihan yeri olmaktan<br />
çıkardı. İyilerle kötüler ayrılmaz, herkes iyi olacağından, insanlar melekleşirdi.</p>
<p>Oysa Allah;</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">meleklerden sonra insanı yarattı ve kendisine bazı vazifeler verdi.</span><span style="text-decoration:underline;"> Dünya hayatında,<br />
<strong>kısmen</strong> serbest bıraktı</span>.</p>
<p>&#8220;<span style="color:red;">Bu, imtihan sırrıdır ki, iyi insanı meleklerin üstüne çıkarır</span>.&#8221;<br />
Şöyle düşünebiliriz: Bir öğretmen çalışanı da, çalışmayanı da sınıf geçirirse, öğrenciler<br />
imtihanlara hazırlanır mıydı? Hazırlanmayacağı için de, hiçbir şey öğrenemezdi. Bu<br />
sebeple Allah (c.c), bazı şeyleri açıkça bildirmedi. İnsanlara, peygamberler vasıtasıyla<br />
indirdiği kitaplarla, yol göstermekle yetindi. İnsanların çalışmasını emretti. İnsanlar,<br />
çalışıp buluşlar yaptılar, keşiflerde bulundular, ilerlediler.</p>
<p>Ayrıca, K<strong>ur&#8217;an-ı Kerim, bütün fenlerden açıkça bahsetseydi, hem binlerce sahifelik ciltlere<br />
sığmaz, okunma şansını kaybeder, hem de eski insanlar bundan birşey anlayamazlardı.</strong><br />
Düşünelim ki, Kur&#8217;an-ı Kerim nazil olduğu (Allah tarafından, Cebrail vasıtasıyla<br />
Peygamberimize indirildiği) yıllarda <span style="text-decoration:underline;">Araplar bedevi idi. Çoğunlukla çöllerde yaşıyorlardı.<br />
Hayvanlardan en çok deveyi, bitkilerden de hurmayı tanıyorladı. Kur&#8217;an-ı Kerim o zamanın<br />
insanlarına bun lardan misaller verdi. Böylece daha iyi anlaşılmasını sağladı.<br />
O devirde uçaklardan, televizyondan, elektrikten ve benzeri icatlardan açık seçik<br />
bahsetseydi, devrin insanlarının akılları almayacaktı</span>.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Zaten inkâr için fırsat kollayanlar:</strong></span><br />
&#8220;<span style="color:red;">Böyle şey olmaz</span>&#8221; diyeceklerdi. &#8220;İ<span style="color:purple;">nsan bir alete binip uçamaz, denizlerin altında gezemez,<br />
çok uzakta konuşan birinin sesini duyamaz, resmini göremez, (radyo, televizyon)&#8221; deyip,<br />
inkâra sapacaklardı</span>.</p>
<p><span style="font-size:13pt;line-height:1.3em;"> Elbette, Kur&#8217;an-ı Kerim, bir fen kitabı değildir</span>.<span style="text-decoration:underline;"><strong> Ama her türlü fene<br />
işaretler vardır</strong></span>. Ne zaman ne olacağını bilen Cenab-ı Allah (c.c), kitabını her asrın<br />
insanının istifade edebileceği şekilde indirmiştir. Keşifler yapıldıkça, Kur&#8217;an-ı Kerimin<br />
Allah kelâmı olduğu daha iyi anlaşılmakta, hemen hemen bütün icat ve keşiflere- işaretler<br />
bulunduğu, insaflı ilim adamlarınca (yerli ve yabancı) tasdik edilmektedir.</p>
<p><span style="font-size:15pt;line-height:1.3em;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Örnek</strong></span></span><br />
meşhur deniz araştırmacısı <span style="text-decoration:underline;">Fransız Kaptan Kusto, niçin Müslüman olduğunu şöyle<br />
anlatıyor:<br />
&#8220;<strong><em>Akdeniz&#8217;in kendisine has sıcaklığı, tuzluluğu ve yoğunluğu var. Akdeniz, Cebelitarık<br />
Boğazı&#8217;nda, Atlas Okyanusu&#8217;yla birleşiyor. Ama Atlas Okyanusu&#8217;nun tuzluluğu, yoğunluğu,<br />
sıcaklığı ayrı. İçlerinde barındırdığı canlı türleri de öyle. Halbuki, milyonlarca yıldır<br />
birbirleriyle karışan bu iki deniz, her bakımdan birbirinin aynı olmalıydı.<br />
Araştırmalarımda, bunun böyle olmadığını gördüm. İki denizi sanki gizli bir perde<br />
ayırıyordu. Bu gizli perde, iki denizin karışmasını önlüyordu. Bu olayı başka denizlerde de<br />
gördüm</em></strong></span>.&#8221; Kendisine, bunun böyle olduğunun Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de 1400 yıl önce belirtildiği</p>
<p>söylendi ve ayetler gösterildi. Konuyla ilgili iki ayet, mealen şöyledir:<br />
&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıvermiştir. Ama yine de, onlar aralarındaki<br />
engeli aşıp birbirlerine karışmazlar.</strong></span>&#8221; (218)</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>O Allah&#8217;tır ki, iki denizi birbi-rene katıp salarda, biri tatlı ve susuzluğu gidericidir, diğeri tuzlu ve acıdır. Çünkü, aralarında onlarıkarıştırmayan bir perde vardır</strong></span>. &#8220;(219)</p>
<p>Meşhur deniz bilgini ve araştırmacısı Kusto, bu deliller karşısında âdeta büyülenmiştir,</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><em><strong>Modern ilmin 14 asır geriden takip ettiği Kur&#8217;an-ı Kerim, ben de şahitlik ederim ki,<br />
Allah&#8217;ın kelamıdır</strong></em></span>&#8221; diyerek, Müslüman olmuştur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;">Kur&#8217;an-ı Kerim, bütün ilim ve fenlenaçıkça izah etseydi, insanlar tembelleşirdi. Bu, imtihanda soru soran öğretmenin, sorunun<br />
cevabını da vermesi gibi bir şey olurdu.</span></span></strong></p>
<p>Evet, Kur&#8217;an-ı Kerim, bütün ilimlerin anahtarını vermiştir. Peygamberlere, Allah&#8217;ın ihsan<br />
ettiği mucizeler, ilme yol göstermiş, keşif ve buluşlara ışık tutmuştur. Öte tarafını,<br />
insanların çalışmasına, gayretine bırakmakla en iyisini yapmıştır.<br />
(218) Furkan: 53.<br />
(219) Rahman: 19-20.</p>
<p>Emine Şenlikoglu GEnçliğin imanını Sorularla nmasıl Çaldılar?</p>
<p><a href="http://isoru.wordpress.com/" target="_blank">http://isoru.wordpress.com</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/102/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/102/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=102&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Muhammed Mustafa&#8217;(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</guid>
		<description><![CDATA[O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra
amcasına hitap eyledi ki: &#8220;Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler&#8221; dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.

2 —
Sahabeler, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=78&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><li>O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve<br />
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki<br />
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra<br />
amcasına hitap eyledi ki: &#8220;Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler&#8221; dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.</li>
<p><span id="more-78"></span>
<li>2 —</li>
<p>Sahabeler, bütün hadis-i şerifleri zaptettikleri halde, hayatını da yazdılar. Siyer vehadis kitaplarında, Rasulullah&#8217;ın, bir kişiden ilim öğrendiğini yazmamışlardır. Demek ki,Rasul-i zişan hiçbir kimseden ilim öğrenmemişti.<br />
<code></code></p>
<li>3 —</li>
<p>Yahudi ve Nasraniler&#8217;in kitaplarını okudu, güya onlardan ilim öğrendi. Sonra Kur&#8217;an&#8217;açevirdi deniliyor. El cevap: Kur&#8217;an onları reddeder: &#8220;Andolsun ki, biz, onların (haset eden<br />
kafir ve ruhbanlardan öğrenmeyi iddia edenler), bu Kur&#8217;an&#8217;ı mutlak bir beşer getiriyor<br />
diyeceklerini biliyoruz. Hak&#8217;dan sapmak sureti ile kendisine (Rasulullah&#8217;a öğrenmeyi)<br />
nisbet edecekleri o malûm kimsenin lisanı yabancıdır, Arabî değildir. Bu (Kur&#8217;an) ise,<br />
bütün fesahati ile ve belagatı ile apaçık Arapça&#8217;dır.&#8221; (106)</p>
<li>4 —</li>
<p>Ruhbanlardan, Rasulullah&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;ı öğrenmesi mümkün değildir. Çünkü, Kur&#8217;an bir<br />
teşriye ve kanun-u ilahiyedir. Evvel ve ahirdeki beşer fikrine, hem nefis ve hevasına<br />
muhaliftir. Kur&#8217;an, çok zaman da geçmiş ve gelecek zamanın hadiselerine de muhaliftir.<br />
Çünkü, zamanın olayları, muvakkat bir ilme ve fikre ait olduğunu takdirde Kur&#8217;an onun<br />
muvakkat olduğunu bildiğinden, öncesinden onu reddeder. Kur&#8217;an, ahkam ve çeşitli<br />
teşriyi, geçmiş ve gelecek fikirleri birleştiren bir ayna olduğundan, emir ve yasaklan nefsin<br />
istediklerinin aksine bildirmesinden, asla beşer tarafından gelmesi mümkün değildir.</p>
<li> 5</li>
<p>— Kur&#8217;an-ı Kerim, vakıa, havadisler mucibince 23 yıl ayet ayet nazil oldu. Ayetlerin hepsi<br />
bir veya iki seferde nazil olmuştur.<br />
Rasulullah&#8217;a gelmeyen ayetleri, o hiçbir zaman okumamıştır. Sonra, gelen ayetlerin nazm-ı<br />
şeriflerini birinci seferde tekrar eylediği gibi, aradan çok zaman geçtiği halde aynı şekil ve<br />
tertiple tekrar edildi. Halbuki, insan, bir meseleyi, bir mecliste üç sefer tekrar ettiği<br />
taktirde herbir seferinde ayrı bir şekilde tekrar etmeye mecburdur. Eşraf-ı Kainat, 23 yıl<br />
zarfında bir şedde veya bir noktayı değiştirmeden aynı şekilde tekrar ederdi. Artık, bu<br />
Kur&#8217;anın beşer tarafından olmadığına kafi bir delildir.</p>
<li>6</li>
<p>— Bir talebenin bir üstaddan ilim öğrenmesi gizli olmaz, muhakkak uzun bir müddetten<br />
sonra öğrenmek mümkün olur. Eğer bir kimseden ilim öğrenmiş olsaydı, tarih muhakkak<br />
yazardı.</p>
<li> 7</li>
<p>— Araplar&#8217;dan en meşhur olanlar şair idiler. Kur&#8217;an şiir değildir. &#8220;Biz O&#8217;na (Peygambere)<br />
şiir öğretmedik, bu (şiir öğrenmek) ona yakışmazdı. Onun (Hazreti Ahmed) getirdiği kitap<br />
(Hazreti Kur&#8217;an), bir öğütten ve (hükümleri) açıklayan (hak) bir Kur&#8217;an&#8217;dan başkası<br />
değildir.&#8221; (107)</p>
<li>8</li>
<p>— O&#8217;na ilm-i Kur&#8217;aniyeyi öğreten bir rahip olsaydı, kendini ondan üstün gösterip, &#8220;Ol<br />
hazret benim talebemdi&#8221;, diye iftihar ederdi. Haşa ve kella bütün hakiki ehl-i iman olanlar<br />
(ister Tevrat, ister İncil alimleri) O&#8217;na boyun eğdiler ve teslim oldular.</p>
<li>9</li>
<p>— Hazreti Resul-i Ekrem, okuyup yazmadığı halde, ezberden Kur&#8217;an&#8217;ı baştan başa, harf<br />
harf okuyup, nazmını hatta bir şedde, bir medde, bir cezme bile değişiksiz, kemali ile<br />
tilavet ederdi. &#8220;C<strong>ebrail aracalığıyla yahut ilham ile (habibim) seni okutacağız da asla (sen<br />
Kur&#8217;an&#8217;ı) unutmayacaksın</strong>&#8221; (108). Resulullah, hiçbir şeyi bu ayetin nüzulünden sonra<br />
unutmazdı.</p>
<li>10</li>
<p>— Okumak ve yazmak, ilim ve hesabın aletidir. Aletsiz ilim olunca, işte bu oluş<br />
mucizenin ta kendisidir.</p>
<li>11</li>
<p>— Eğer okumak ve yazmak ile peygamberlik davasına çıkmış olsaydı, o zaman hasımlar<br />
davasına alet ve takviye bulurlardı. Ezel ve ebed aynası Kur&#8217;an&#8217;ı ezberden okuması, şüphe<br />
yok ki, vahy-i ilahiyyenin ta kendisidir.</p>
<li> 12</li>
<p>— Yazı yazmak kolay bir şeydir. Allah&#8217;ın sevgili kulu, ehven bir şeyi yazması en kuvvetli<br />
bir delildir ki; O&#8217;nun kemal-i ilmi had ve hesaba sığmaz. O hudutsuz ilim sahibi, ne büyük<br />
bir insandır.<br />
Kainatta ferd-i kamildir. Onun üzerine salat-u selam olsun. İşte kemal-i ilim, kemal-i<br />
ahlak, kemal-i zeka, kmal-i kuvvet ile Cenab-ı Hak, o&#8217;nu gönderdiği halde, okuma yazma<br />
öğretmemişti. Bu iki zıt denizi birleştiren Allah, ümmilik sıfatını o&#8217;nun hakkında bir<br />
mucize kılmıştır.</p>
<li>13</li>
<p>— Hazreti Resulullah&#8217;ın asr-ı saadetinde Mekke&#8217;de mektep yoktu ve o hazret başka<br />
yabancı lisan ile konuşmamıştı. &#8216;Varaka bin Nevfel, Kitab-ı Mukaddes&#8217;i Arapçaya tercüme<br />
edip Resul-i Zîşan ondan faydalanmıştır&#8221; demenin aslı yoktur. Çünkü, Varaka, Kitab-ı<br />
Mukaddes&#8217;i tercüme edecek kudrette değildi. Sonra vahyin başlangıcında feraseti ile onun<br />
ümmiliğinden peygamber olduğunu bildirmişti ve hicret zamanına ulaşamayacağına<br />
inanırken kederlenip mahzun olurdu.</p>
<li>14</li>
<p>— Ehl-i kitabın iddia ettikleri; &#8220;Okuma yazmayı bilip, gizletmiştir&#8221; demelerinin Kur&#8217;an&#8217;ı<br />
reddetmesi şöyle dursun onların kendi kitaplarına yani Tevrat ve İncil&#8217;e imanları yoktur.<br />
Eğer imanları olsaydı, Tevrat ve İncil&#8217;de Hazreti Resulün evsaf-ı şeriflerinden birisi olan<br />
ümmilik mucizesinden bahs edişine teslim olacaklardı. &#8220;Kendilerine kitap verdiğimiz (ehli<br />
ilim) onu öz oğulları gibi tanırlardı. Hal öyle iken, içlerinden bir kısım (inat ve inkar<br />
edenler) kendileri bilip dururken, gene mutlaka hak olanı gizlerler.&#8221; (109)</p>
<li> 15</li>
<p>— En derin ve manalı ümmî kelimesi Hazreti Resule mahsus bir sıfattır ki: Hiçbir kimse<br />
ile müzakeresi olmadığı halde, geçmiş kıssalar, hadiseler söyler. Hem kendisinden sonraki<br />
zamanlardan bahseder.<br />
Mesela: P<strong>eygamberimiz, hem Hz. Ali&#8217;nin katlini, hem kıyametin küçük alametlerini, hem<br />
de büyük alametlerini ve şimdiki zamanımızda çıkan bazı hadiseleri de hatta herbir asra ve<br />
zamana mahsus hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır. Vahy-i ilahi ile yerküresinin hazineleri<br />
ve kainatın içindeki halen keşfedilmiş ve edilmeyen pek çok hadiseleri&#8230; Halbuki, bir aleti<br />
yok idi. Dediğimiz manaya şahit onun fesahati ve belagatidir. O&#8217;nun sıfatlarından birisi de<br />
keşfi ve zevkî müşahedeleridir. Nitekim, fesahat ve belagatlerini O&#8217;nun münkirleri bile<br />
ikrar ederler.</strong></p>
<p>(107) Yasin: 69. (108)A&#8217;Ia:6.<br />
(106) Nalh: 103.<br />
(109) Bakara: 146.</p>
<p>İsmail Çetin Hocaefendi&#8217;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/78/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/78/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=78&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Modern İlimler; &#8220;Kur&#8217;an Mucizesi&#8221;</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimde-modern-ilimler-kuran-mucizesi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimde-modern-ilimler-kuran-mucizesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:18:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimde-modern-ilimler-kuran-mucizesi/</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an gelecekten haber veriyor.  anlattığımız gibi, ilmin yeni ispat ettiği şeyleri
Kur&#8217;an&#8217;ın 1400 sene önce bahsetmesi, gelecekten haber vermesine delildir. Ayrıca, kısaca
bir iki örnek daha verelim. 
Peygamber Efendimiz zamanında, o günün iki büyük devleti
olan, Bizans (Doğu Roma) ve İran, birbirine rakip idiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v)
Mekke&#8217;de iken, bu iki devlet arasında vuku bulan savaşta, İran büyük [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=77&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kur&#8217;an gelecekten haber veriyor.  anlattığımız gibi, ilmin yeni ispat ettiği şeyleri<br />
Kur&#8217;an&#8217;ın 1400 sene önce bahsetmesi, gelecekten haber vermesine delildir. Ayrıca, kısaca<br />
bir iki örnek daha verelim<span id="more-77"></span>. </p>
<p>Peygamber Efendimiz zamanında, o günün iki büyük devleti<br />
olan, Bizans (Doğu Roma) ve İran, birbirine rakip idiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v)<br />
Mekke&#8217;de iken, bu iki devlet arasında vuku bulan savaşta, İran büyük bir galibiyet kazandı.<br />
Bizans&#8217;ın elinde bulunan Mısır, Suriye gibi birçok eyalet İran&#8217;ın eline geçti. Savaşın sonucu,<br />
Mekke müşriklerini sevindirmişti. Ehli kitap olan Bizanslılar&#8217;ın, Ateşperest olan İranlılar&#8217;a<br />
mağlup olması Müslümanlar&#8217;ı üzmüştü. İşte bu esnada nazil olan Rum Suresi&#8217;nin ilk dört<br />
ayeti, kesin bir ifade ile şunu müjdeliyordu:<br />
 <strong>Rumlar (Doğu Romalılar) İran&#8217;a mağlup oldu.<br />
(Arabistan&#8217;a) en yakın yerde&#8230; Halbuki onlar, bu mağlubiyetten sonra mutlaka galip<br />
geleceklerdir. Birkaç (3-9) yıl içerisinde&#8230; Önünde sonunda emir Allah&#8217;ındır. O gün<br />
mü&#8217;minler ferahlayacak-lardır.</strong>&#8220;(104)</p>
<p>Allah&#8217;ın va&#8217;di haktır. Nitekim, daha dokuz yılgeçmeden hicretin 6. yılında Romalılar, İranlılar&#8217;ı Ninova&#8217;da ağır bir yenilgiye uğratmıştır.Kur&#8217;an-ı Kerim, geçmiş milletlerden de haber vermektedir. Peygamberimiz (s.a.v)&#8217;in hiçokuması ve yazması olmadığı halde, kimseden birşey öğrenmediği halde, geçmişmilletlerden haber vermesi -ki alim olan bunların doğruluğunu itiraf eder- Kur&#8217;an&#8217;ın<br />
mucizelerinden biridir. Peygamberimiz&#8217;den (s.a.v) bir çok sorular sorulmuş, bunları<br />
cevaplandırmıştır.</p>
<p>Tevrat ve İncil&#8217;de birçok hakikatları ifade etmiştir. Yahudiler, yalanlamaya haris oldukları<br />
halde bu haberlerin doğruluğunu inkar etmemişlerdir. Bu hususta azıcık inat edene<br />
Rabbimiz: &#8220;<strong>De ki, doğru iseniz Tevrat&#8217;ı getirip okuyun</strong>&#8221; ayeti ile cevap verip susturmuştur.<br />
Hiç kimse aksini iddia edememiştir.</p>
<p>Yine Allah (c.c.) buyuruyordu: <strong>&#8220;Ey kitap ehli! Size Resulümüz geldi, size gizlemekte<br />
olduğunuz şeyin çoğunu haber veriyor ve çoğundan da affediyo</strong>r&#8221; (105). Okuma yazması<br />
olmadığı, bunları bir yerden öğrenmesi mümkün olmadığına göre, bunların kaynağı ancak<br />
vahiy olabilir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in daha birçok mucizeleri vardır, saymakla bitmez.<br />
İşte bu mucizeler gösteriyor ki, Kur&#8217;an, Allah tarafından gönderilen bir kitaptır. </p>
<p>&#8220;Hz.Muhammed (s.a.v), kendisi yazdı, diyemezsin. Çünkü; Peygamberimiz, ümmi yani okuma<br />
yazma bilmiyordu. Delilin nedir dersen, geçen sayfalarda yazdığımız modern ilimle ilgili<br />
bilgileri okuma yazması olsa dahi o zamanki ilme göre bilmesi mümkün değildir. İşte ilmin<br />
yeni bulmuş olduğunu, 1400 sene önce bildirmesi peygamberliğine işarettir. Okuma<br />
yazması yoktu. Ayrıca bütün sahabe yani peygamberimizin sohbetinde bulunanlar, onunla<br />
görüşüp konuşanlar, Peygamberimizin (s.a.v) okuma-yazma bilmediğini söylüyorlar.<br />
(104) Rum: 2-3-4.<br />
(105) Maide: 15.<br />
Ayrıca, Allah (c.c) Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de: &#8220;<strong>Sen bundan önce bir kitap okumuyor ve elinle yazı<br />
yazmıyordun ki iptalciler şüphe etsinler</strong>&#8221; buyurmaktadır.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/77/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/77/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/77/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/77/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/77/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=77&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/kuran-i-kerimde-modern-ilimler-kuran-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Radyasyon Hakkında&#8230;</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 15:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Lut Kavmi.]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Lût Peygamber (a.s) kavminin başına gelen bela anlatılırken sanki atom bombasının çeşitli
tesirleri ile karşılaşıyoruz: &#8220;Ey Lut! Hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık, git.
İçinizden hiçbiri geri dönüp bakmasın. Ancak hanımın müstesna. Çünkü, kavmine isabet
edecek azap ona da gelecektir.&#8221; (62)
Bu mesele başka bir ayette şöyle anlatılmaktadır: &#8220;Hemen gecenin bir kısmında aileni
yürüt (yola çıkar), sen de arkalarından [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=67&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Lût Peygamber (a.s) kavminin başına gelen bela anlatılırken sanki atom bombasının çeşitli<br />
tesirleri ile karşılaşıyoruz: &#8220;Ey Lut! Hemen gecenin bir kısmında ev halkınla çık, git.<br />
İçinizden hiçbiri geri dönüp bakmasın. Ancak hanımın müstesna. Çünkü, kavmine isabet<br />
edecek azap ona da gelecektir.&#8221; (62)<span id="more-67"></span><br />
Bu mesele başka bir ayette şöyle anlatılmaktadır: &#8220;Hemen gecenin bir kısmında aileni<br />
yürüt (yola çıkar), sen de arkalarından git ve hiç kimse arkalarına bakmasın.<br />
Emrolunduğunuz yere geçin gidin.&#8221; (63) &#8220;Ve nihayet onları işrak vaktinde korkunç gürültü<br />
yakalayıverdi. Hemen şehirlerin altını üstüne getirdik ve üzerine sert taş<br />
(61)A&#8217;raf:57.<br />
(62) Hûd: 81.<br />
(63) Hicr: 65.<br />
yağdırdık.&#8221; (64) Taş yağmadan önce şehrin altını üstüne getiren o hadise neydi? Geriye<br />
dönüp bakana, niçin o dokunacaktı? Bunlar, ancak bu günün atom bilgisiyle izah<br />
edilebilecek derin hakikatlerdir. Onun için Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in bir ayetinde: &#8220;İleride biz<br />
onlara hem yeryüzü etrafında, hem de bizzat kendi nefislerinde ayetlerimizi öyle<br />
göstereceğiz ki, nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine apaçık<br />
olacaktır. Rabb&#8217;inin her şeye şahit olduğu yetmez mi?&#8221; (65) Kur&#8217;an&#8217;daki bir çok<br />
hakikatların daha sonra ilmin ve fennin ilerlemesiyle anlaşılacağına işaret edilmiştir. Şimdi<br />
inceleyelim: &#8220;Muhakkak ki, nükleer denge belli bir süre sonra değişecek, Güneş&#8217;in<br />
çekirdeği helyumu kullanmaya başlayacak, sıcaklık artacak, Merkür ve Venüs eriyip<br />
boşluğa akacaklar. Yeryüzündeki okyanuslar, buharlaşacak ve okyanuslarla birlikte kayalar<br />
da gidecektir. Birgün bu olaylar gerçekleşecektir. Birkaç saat içinde Dünya&#8217;mızın bugünkü<br />
hacmi kadar küçülecek ve en son helyum yakılınca da bir yanmış kömür artığı halini<br />
alacaktır. Bu son, hiç bir şekilde, en gelişmiş bilgilerle bile değiştirilemeyecektir.&#8221; (Bilim ve<br />
Teknik dergisi, Ocak 77, sayı 110, sayfa 45)<br />
&#8220;Şimdi de ayetlere bakalım: &#8220;Denizler kaynadığı zaman&#8230;&#8221;(66)<br />
Suyun aslı, hidrojen ve oksijen bileşimidir. Yanıcı ve yakıcı bir-iki element, herhangi bir<br />
yoldan parçalansa zincirleme parçalanma olacaktır. &#8220;Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ<br />
gibi eridiği zaman&#8230;&#8221;(67) &#8220;O gün, gök, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış pamuğa<br />
döner.&#8221;(68) &#8220;Göğün, insanları bürüyeceği ve bir duman çıkaracağı günü gözetle, işte bu,<br />
can yakıcı bir azaptır.&#8221; (69)<br />
(64) Hicr: 73-74<br />
(65) Fussilet: 53<br />
(66) Tekvir: 6.<br />
(67) Rahman: 37.<br />
&#8220;Dehşetiyle kalplere çarparak, o kıyametin sana ne olduğunu bildirdi. O gün insanlar,<br />
çırpılıp yayılan kelebekler (pervaneler) gibi olacaklar. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi.&#8221;<br />
(70) &#8220;O gün, arz ve dağlar sarsılacak ve dağlar, erimiş kum yığınına dönecek. (71)<br />
Şimdi burda soralım: Bilim mi daha önde gidiyor, Kur&#8217;an mı?</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/67/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/67/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/67/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/67/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=67&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/radyasyon-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Rüzgar&#8217;ın Aşılama Özelliği</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Aşılayıcı rüzgarlar gönderdik&#8221;(58) Bitkilerle rüzgarın yapabileceği bir aşılama yakın
zamana kadar bilinmiyordu. &#8220;Meyvaların hepsinden erkekli, dişili yaratan Odur.&#8221; (59)
Hakikati, yani bütün bitkilerin çiçeklerinde, erkek, dişi çifti bulunduğunu ve erkeğin dişiyi
aşılamasıyla meyvaların meydana geldiği anlaşıldıktan sonradır ki, rüzgarların bir aşılayıcı
hizmeti gördükleri öğrenildi.
&#8220;Bilmez misin ki, Allah bulutları sürer, sonra aralarında bir imtizaç meydana getirir. Sonra
da onu üst üste [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=66&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;Aşılayıcı rüzgarlar gönderdik&#8221;(58) Bitkilerle rüzgarın yapabileceği bir aşılama yakın<br />
zamana kadar bilinmiyordu. &#8220;Meyvaların hepsinden erkekli, dişili yaratan Odur.&#8221; (59)<br />
Hakikati, yani bütün bitkilerin çiçeklerinde, erkek, dişi çifti bulunduğunu ve erkeğin dişiyi<br />
aşılamasıyla meyvaların meydana geldiği anlaşıldıktan sonradır ki, rüzgarların bir aşılayıcı<br />
hizmeti gördükleri öğrenildi.<br />
&#8220;Bilmez misin ki, Allah bulutları sürer, sonra aralarında bir imtizaç meydana getirir. Sonra<br />
da onu üst üste yığar, bir de görürsünüz ki, onların arasından yağmur çıkar. Gökten içinde<br />
dolu bulunan dağlar indiririz.&#8221;(60) ayetinin ifadesinden de bulutlarda elektriklenmenin<br />
(pozitif iyonların yere doğru inmesi ve negatif iyonların da yeryüzünden yükselmeye<br />
başlamasıyla, yağmur bulutlarının çiftlenmesinden meydana gelen elektriklenmenin)<br />
rüzgarlar vasıtasıyla yapıldığını anlıyoruz. Bulutların elektrik yüklü olduğunu 1752 yılında<br />
ilk olarak Benjamin Franklin ispat etmiştir. Kur&#8217;an&#8217;dan asırlar sonra!&#8230;</p>
<p>(58) Hicr: 22.<br />
(59) Ra&#8217;d: 3.<br />
(60) Nur: 43.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/66/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/66/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/66/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=66&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ruzgarin-asilama-ozelligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yukarı çıktıkça oksijen azalır.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Allah, sapıklığa düşüreceği bir kimsenin göğsünü, sanki zorla göğe çıkarılıyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.&#8221;(55) Bu ayetten anlıyoruz ki, göğe doğru çıkan bir kimsenin göğsü daralıyor. Toriçelli, bu gerçeği 1643&#8242;te Floransa&#8217;da atmosfer basıncının varlığını ispatlayarak gösterdi. Buna göre, yukarı doğru çıkıldıkça oksijen azalıyor, dolayısıyla nefes alma güçlüğü doğuyor, boğulmalar oluyor. Bunun için, uçaklarda, gereğinde kullanılmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=64&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><b>&#8220;Allah, sapıklığa düşüreceği bir kimsenin göğsünü, sanki zorla göğe çıkarılıyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.&#8221;(55) </b><br />Bu ayetten anlıyoruz ki, göğe doğru çıkan bir kimsenin göğsü daralıyor. Toriçelli, bu gerçeği 1643&#8242;te Floransa&#8217;da atmosfer basıncının varlığını ispatlayarak gösterdi. Buna göre, yukarı doğru çıkıldıkça oksijen azalıyor, dolayısıyla nefes alma güçlüğü doğuyor, boğulmalar oluyor. Bunun için, uçaklarda, gereğinde kullanılmak üzere oksijen tertibatı bulunur.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim, psikolojik bir olayı tarif ederken; &#8220;Zindanda boğazı sıkılmış kimse gibi daraltır&#8221; ifadesini kullanmıyor da, &#8220;Göğe çıkıyormuş gibi daraltır&#8221; diyor. Balon sayesinde, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den asırlar sonra, yükseklere çıkma imkanı bulununca havanın azalmasından dolayı ortaya çıkan bir fizyolojik hadise tespit edildi.</p>
<p>(55) En&#8217;am: 125.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/64/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/64/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/64/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/64/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=64&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/yukari-ciktikca-oksijen-azalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an da On iki Gezegen</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-da-on-iki-gezegen/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-da-on-iki-gezegen/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:50:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-da-on-iki-gezegen/</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerim indirildiği zaman, gezegenler hakkında Batlamyus anlayışı hakimdi. Ona
göre, Dünya sabit kabul ediliyor, Ay ve Güneş de gezegen sayılıyor, onlardan başka da;
Venüs, Merkür, Mars, Jüpiter ve Satürn olarak beş gezegen biliniyordu. Kopernik (1473-
1543), Güneş&#8217;i merkez alarak Dünya&#8217;yı bir gezegen saydı. 1781 yılında yedinci gezegen
Uranüs keşfedildi. 1846 yılında sekizinci olarak Neptün, 1930 yılında da Plüton [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=63&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kur&#8217;an-ı Kerim indirildiği zaman, gezegenler hakkında Batlamyus anlayışı hakimdi. Ona<br />
göre, Dünya sabit kabul ediliyor, Ay ve Güneş de gezegen sayılıyor, onlardan başka da;<br />
Venüs, Merkür, Mars, Jüpiter ve Satürn olarak beş gezegen biliniyordu. Kopernik (1473-<br />
1543), Güneş&#8217;i merkez alarak Dünya&#8217;yı bir gezegen saydı. 1781 yılında yedinci gezegen<br />
Uranüs keşfedildi. 1846 yılında sekizinci olarak Neptün, 1930 yılında da Plüton keşfedildi.<br />
Şimdi Astroidden başka onbirinci gezegen hakkında tartışmalar sürmektedir. (Bilim ve<br />
Teknik, Şubat 78/S. 123)</p>
<p><span id="more-63"></span></p>
<p>İnsanları her yönden irşat eden Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in ifadelerinde ise, oniki gezegenin işaretini<br />
buluyoruz. &#8220;Bir vakit Yûsuf babasına (Yakub&#8217;a): Babacağım, ben rüyada on bir yıldızla,<br />
Güneş ve Ay&#8217;ı gördüm. Gördüm ki, onlar bana secde ediyorlar&#8221; dedi. (53) Uzun bir<br />
maceradan sonra Yûsuf ve ailesi Mısır&#8217;a vardılar. Ve Yûsuf annesi ile babasını taht üzerine<br />
çıkarttı. Onların hepsi de (anne ve baba ve onbir kardeş) kendisi için secde ettiler (şükür<br />
secdesine kapandılar).</p>
<p>Yusuf dedi ki: &#8220;Ey babacığım, işte önceden gördüğüm rüyanın tabiridir.&#8221; (54) Rüyadaki Ay<br />
ve Güneş&#8217;in Yûsuf peygamberin (a.s) anne ve babası, onbir yıldızın da kardeşleri olduğunu<br />
anlıyoruz. Bunlar aynı asıldan bir topluluk, aynı kökden bir sistem manasını akla<br />
getirmektedir. Yûsuf (a.s) ile beraber oniki kardeş yıldız akla olduğuna göre, Güneş<br />
sisteminde oniki gezegenin bulunduğuna kuvvetli bir işaret vardır&#8230; Bilhassa mana gözü<br />
açık olanlar, daha da güzel görmüşlerdir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/63/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/63/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/63/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/63/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/63/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=63&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-da-on-iki-gezegen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an daki Güneş ve Ay Arasındaki Fark</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:47:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/</guid>
		<description><![CDATA[GÜNEŞ İLE AY ARASINDAKİ FARK
— &#8220;O Allah ki, Güneş&#8217;i bir ziya, Ay&#8217;ı bir nur yaptı.&#8221; (50) Ziyada hareket, ateş, ışık bulunur.
Fakat nurda sadece ışık vardır.
2 — &#8220;Ay&#8217;ı içlerinde bir nur, Güneş&#8217;i de bir lamba kıldık.&#8221; (51) Ve &#8220;Şaşaalı, parıl parıl bir
kandil astık.&#8221; (52) Bu ayetlerde Güneş, lamba ve kandil olarak ele alınırken, mahiyeti de
izah edilmektedir.
(51) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=62&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>GÜNEŞ İLE AY ARASINDAKİ FARK<br />
— &#8220;O Allah ki, Güneş&#8217;i bir ziya, Ay&#8217;ı bir nur yaptı.&#8221; (50) Ziyada hareket, ateş, ışık bulunur.<br />
Fakat nurda sadece ışık vardır.<br />
2 — &#8220;Ay&#8217;ı içlerinde bir nur, Güneş&#8217;i de bir lamba kıldık.&#8221; (51) Ve &#8220;Şaşaalı, parıl parıl bir<br />
kandil astık.&#8221; (52) Bu ayetlerde Güneş, lamba ve kandil olarak ele alınırken, mahiyeti de<br />
izah edilmektedir.</p>
<p>(51) Nuh: 16.<br />
(52) Nebe: 13.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/62/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/62/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/62/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=62&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-gunes-ve-ay-arasindaki-fark/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an daki Kainattaki Çekme,İtme ve de Denge kuralları</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-kainattaki-cekmeitme-ve-de-denge-kurallari/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-kainattaki-cekmeitme-ve-de-denge-kurallari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-kainattaki-cekmeitme-ve-de-denge-kurallari/</guid>
		<description><![CDATA[1 — &#8220;Göğü, arz üzerine düşmesin diye tutuyor. (Ancak Allah&#8217;ın izni ile düşer)&#8221; (47)
Bu ayette, göğün Dünyaya düşme meylinin bulunduğu anlatılmaktadır ki, bu çekim gücüne
işarettir.
2 — &#8220;O Allah&#8217;tır ki, gökleri sizin görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.&#8221; (48) Göklerin
direksiz yükselmesi, itme kuvvetine işarettir.
3 — &#8220;Allah, göğü yükseltti ve mizanı (ölçüyü, dengeyi) koydu.&#8221; (49) Yükseltilen göklerde bir
ölçünün [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=61&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>1 — &#8220;Göğü, arz üzerine düşmesin diye tutuyor. (Ancak Allah&#8217;ın izni ile düşer)&#8221; (47)<br />
Bu ayette, göğün Dünyaya düşme meylinin bulunduğu anlatılmaktadır ki, bu çekim gücüne<br />
işarettir.<br />
2 — &#8220;O Allah&#8217;tır ki, gökleri sizin görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.&#8221; (48) Göklerin<br />
direksiz yükselmesi, itme kuvvetine işarettir.<br />
3 — &#8220;Allah, göğü yükseltti ve mizanı (ölçüyü, dengeyi) koydu.&#8221; (49) Yükseltilen göklerde bir<br />
ölçünün bulunması, denge kanununu anlatmaktadır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/61/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/61/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/61/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/61/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/61/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=61&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kuran-daki-kainattaki-cekmeitme-ve-de-denge-kurallari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ay&#8217;ın Sogumasına Kur&#8217;an dan Deliller.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller/</guid>
		<description><![CDATA[1 — &#8220;Biz, gece ve gündüzü iki ayet yaptık. Sonra gece ayetini (ayı) silip, soğutup, gündüz
ayetinin (güneş) göstericisi kıldık.&#8221;
2 — &#8220;Siz mi daha çetinsiniz, yoksa sema mı?&#8221; Allah, onu bina etti. Boyuna yükseklik verip
onu nizama koydu. Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkarttı. (46) Bu işleri yapan Allah,
insanları tekrar yaratmakta güçlük çeker mi?..
Bu ayetlerin işaretinden sonra, ilk zamanlar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=59&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>1 — &#8220;Biz, gece ve gündüzü iki ayet yaptık. Sonra gece ayetini (ayı) silip, soğutup, gündüz<br />
ayetinin (güneş) göstericisi kıldık.&#8221;<br />
2 — &#8220;Siz mi daha çetinsiniz, yoksa sema mı?&#8221; Allah, onu bina etti. Boyuna yükseklik verip<br />
onu nizama koydu. Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkarttı. (46) Bu işleri yapan Allah,<br />
insanları tekrar yaratmakta güçlük çeker mi?..<br />
Bu ayetlerin işaretinden sonra, ilk zamanlar ayın bir ateş parçası iken, sonradan<br />
soğutulmuş olduğu anlaşılmaktadır.<br />
(45) Enbiya: 44 &#8211; Ra&#8217;d: 41.<br />
(46) Nâziat; 27-28-29.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/59/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/59/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/59/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=59&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/ayin-sogumasina-kuran-dan-deliller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dünya Kutuplarndan Basıklaştırılmaktadır</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunya-kutuplarndan-basiklastirilmaktadir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunya-kutuplarndan-basiklastirilmaktadir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:41:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunya-kutuplarndan-basiklastirilmaktadir/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Görmüyorlar mı ki, biz, muhakkak kuvvetimizle arza gelip etrafından (uçlarından)
noksanlaştırıyoruz. (45) Burada, &#8216;etraf, uçlar demektir. Böylece &#8216;uçların büzülmesi&#8217;
ifadesiyle, dünya kutuplarından basıklaştırılmış&#8217; jeolojik ifadesi arasındaki yakınlık nazarı
itibare alınarak tespit edilebilir ki, Dünyanın şekli elipsoid&#8217;dir. Bu meselenin hareket
bildiren fiil cümlesiyle ifade edilişi, basıklaştırmanın Dünya&#8217;nın hareketiyle devam ettiğini
gösterir.
Kutuplardan biraz basık, ekvator tarafları geniş (şişkin) olan Dünyamızın da, ekseni
etrafında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=58&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;Görmüyorlar mı ki, biz, muhakkak kuvvetimizle arza gelip etrafından (uçlarından)<br />
noksanlaştırıyoruz. (45) Burada, &#8216;etraf, uçlar demektir. Böylece &#8216;uçların büzülmesi&#8217;<br />
ifadesiyle, dünya kutuplarından basıklaştırılmış&#8217; jeolojik ifadesi arasındaki yakınlık nazarı<br />
itibare alınarak tespit edilebilir ki, Dünyanın şekli elipsoid&#8217;dir. Bu meselenin hareket<br />
bildiren fiil cümlesiyle ifade edilişi, basıklaştırmanın Dünya&#8217;nın hareketiyle devam ettiğini<br />
gösterir.<br />
Kutuplardan biraz basık, ekvator tarafları geniş (şişkin) olan Dünyamızın da, ekseni<br />
etrafında dönen bütün cisimlerde olduğu gibi, şişkinliği gittikçe artmaktadır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/58/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/58/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/58/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/58/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/58/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=58&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunya-kutuplarndan-basiklastirilmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>GÖk Cisimleri Dönüyor</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gok-cisimleri-donuyor/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gok-cisimleri-donuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:40:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gok-cisimleri-donuyor/</guid>
		<description><![CDATA[DÜNYA VE GÖK CİSİMLERİ DÖNÜYOR
1 — &#8220;Sen dağları görürsün de yerinde duruyor sanırsın, oysa onlar bulutun geçtiği gibi
geçip giderler.&#8221;(42) Bu ayetin ifadesinden de anlaşıldığına göre Dünya dönmektedir.
(40-a) Zariyat: 47 (41) Enbiyâ: 30.
Çünkü, dağlar Dünya&#8217;nın parçaları olduğuna göre, Dünya&#8217;nın hareketi olmadan onlar için
bir hareket düşünülemez.
Çok büyük ve yuvarlak bir cismin dönüşünü farketmek zordur. Ancak belli noktaların
hareket [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=56&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>DÜNYA VE GÖK CİSİMLERİ DÖNÜYOR<br />
1 — &#8220;Sen dağları görürsün de yerinde duruyor sanırsın, oysa onlar bulutun geçtiği gibi<br />
geçip giderler.&#8221;(42) Bu ayetin ifadesinden de anlaşıldığına göre Dünya dönmektedir.<br />
(40-a) Zariyat: 47 (41) Enbiyâ: 30.<br />
Çünkü, dağlar Dünya&#8217;nın parçaları olduğuna göre, Dünya&#8217;nın hareketi olmadan onlar için<br />
bir hareket düşünülemez.<br />
Çok büyük ve yuvarlak bir cismin dönüşünü farketmek zordur. Ancak belli noktaların<br />
hareket etmesinden anlaşılır. Dağlar da, Dünya küresi üzerinde farkedilebilir en yüksek<br />
çıkıntılardır. Onların hareketi ile Dünyanın döndüğü anlaşılır. Ayrıca buluta benzetildiğine<br />
göre, Dünyanın gökte, boşlukta, muallakta durduğu da anlaşılır.<span id="more-56"></span><br />
2 — Kur&#8217;an&#8217;da, Güneş&#8217;ten, Ay&#8217;dan bahsederken; &#8220;Bunların her biri, bir felekte (yörüngede)<br />
yüzerler&#8221; buyurulmaktadır.<br />
3 — &#8220;Güneş ve Ay bir hüsban iledir&#8221; ayetindeki &#8216;hüsban&#8217; hesap manasına, &#8216;bir hesap iledir,<br />
hesaplıdır&#8217; şeklinde anlaşılabileceği gibi, kök dolayısıyla &#8216;hasbür-reha&#8217; : Değirmen taşının<br />
ekseni manasında Güneş ve Ay&#8217;ın hem eksenlerinin olduğu, hem yuvarlak olduğu ve hem<br />
de döndükleri anlaşılır.<br />
4 — &#8220;O ki, sizin (istifadeniz) için arzı uysal bir hayvan kıldı. O halde onun omuzlarında<br />
yürüyün.&#8221;(43) ayetinin Arapça&#8217;sında geçen &#8216;zelal&#8217; kelimesi; uysal, itaatli hayvan, istediğin<br />
gibi kolaylıkla çekip götürebilecek şekilde idareye müsait şey, emre amade binek hayvanı<br />
manalarına gelir. Bu ifade, dünyanın itaatli ve seri bir şekilde hareketle sarkmaksızın<br />
dönüşüne, yol alışına işarettir.<br />
5 — &#8220;Allah gündüzü gece ile örter ve süratle gece, gündüzü, gündüz de geceyi kovalar.&#8221;(44)<br />
Bu ifade de Dünya&#8217;nın kendi ekseni etrafında dönmesiyle alakalıdır. Rus astronotu<br />
Gagarin, fezadan döndükten sonra, Dünya&#8217;nın üzerinde ışık ile karanlığın müthiş bir<br />
şekilde birbirini takip ettiğini söyledi.<br />
(42) Neml: 88.<br />
(43) Mülk: 15.<br />
(44) A&#8217;raf: 54.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/56/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/56/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/56/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=56&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/gok-cisimleri-donuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kainat Genişliyor mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/</guid>
		<description><![CDATA[KAİNAT GELİŞİYOR
&#8220;Biz, göğü kudretimizle bina ettik ve biz muhakkak durmadan genişlik vereceğiz.
(Genişletmeyi terk etmemiş bulunucuyuz.)&#8221; (40-a)
Astronomi, kainatın durmadan genişlemekte olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda
nebülözlerin, yıldız gruplarının, gezegenlerin ve gök cisimlerinin birbirlerinden müthiş bir
süratle uzaklaştıklarını ifade etmektedir. Tıpkı lastikten yapılmış bir balonun üfleyerek
şişirilmesi gibi kainat her yönden genişlemektedir. &#8220;Gökler ve yer bir iken, biz onları
birbirinden ayırdık&#8221; (41) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=55&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>KAİNAT GELİŞİYOR<br />
&#8220;Biz, göğü kudretimizle bina ettik ve biz muhakkak durmadan genişlik vereceğiz.<br />
(Genişletmeyi terk etmemiş bulunucuyuz.)&#8221; (40-a)<br />
Astronomi, kainatın durmadan genişlemekte olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda<br />
nebülözlerin, yıldız gruplarının, gezegenlerin ve gök cisimlerinin birbirlerinden müthiş bir<br />
süratle uzaklaştıklarını ifade etmektedir. Tıpkı lastikten yapılmış bir balonun üfleyerek<br />
şişirilmesi gibi kainat her yönden genişlemektedir. &#8220;Gökler ve yer bir iken, biz onları<br />
birbirinden ayırdık&#8221; (41) ayetinde de bu mana vardır.</p>
<p><span id="more-55"></span><br />
Böylece feza, Kur&#8217;an-ı Kerim için bitmeyen, gittikçe genişleyen bir varlıktır. İşte Einstein&#8217;a<br />
baş döndürücü gelen ve büyük fizikçi Huble&#8217;nin nebülözlerin bizim galaksimizden<br />
uzaklaştıklarını keşfetmesi ve Belçikalı matematikçi Abbelematikre&#8217;in, bu keşiften kainatın<br />
genişlemesi teorisini çıkarmasıyla ortaya çıkan ilmi görüşü, bu ayetleri pekiştirmiştir.<br />
Gayet aşikar olarak ortaya çıkan şudur ki, Kur&#8217;an, gerçek ilmi anlayışa yol gösterircesine<br />
köşe noktalarını tespit etmiştir. Bu noktaların, ümmî (okuma yazma bilmeyen) bir şahsın<br />
zihninden doğduğunu iddia etmek ve dolayısıyla Kur&#8217;an ile Hz. Muhammed (s.a.v)<br />
arasında ilişki kurmak mümkün müdür?&#8230; Ne kadar gülünç bir iddiadır!&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/55/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/55/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/55/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/55/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=55&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/kainat-genisliyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Yuvarlaklığı</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunyanin-yuvarlakligi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunyanin-yuvarlakligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:37:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunyanin-yuvarlakligi/</guid>
		<description><![CDATA[1 — &#8220;Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa
haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.&#8221;(36)
Ayetteki &#8216;kuturlar&#8217; tabiri bilindiği gibi çaplar demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna
göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.
Einstein&#8217;e göre, kainatta her şey, kainata tabi olarak küreseldir. Ondan yediyüz sene önce
yaşamış olan Muhyiddin ibn Arabî [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=54&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>1 — &#8220;Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa<br />
haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.&#8221;(36)<br />
Ayetteki &#8216;kuturlar&#8217; tabiri bilindiği gibi çaplar demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna<br />
göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.<br />
Einstein&#8217;e göre, kainatta her şey, kainata tabi olarak küreseldir. Ondan yediyüz sene önce<br />
yaşamış olan Muhyiddin ibn Arabî ise, Fütuhatın birinci cildinde aynen şöyle der: &#8220;Allah,<br />
kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır.&#8221;<br />
Mükemmel şekil küredir. Onun için Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.<br />
(33) Hûd: 7.<span id="more-54"></span><br />
(34) Fussilet: 11.<br />
(35) Enbiya: 30.<br />
(36) Rahman: 33.<br />
2 — &#8220;Bundan sonra arzı yapıp düzenledi, ondan suyunu ve otlağını çıkardı.&#8221; (37) &#8220;Allah<br />
geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar&#8221; (38).<br />
Ayetlerindeki &#8216;daha&#8217; fiili yapıp düzenlemek&#8217; anlamına geldiği gibi &#8216;deve kuşunun<br />
yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak&#8217; anlamına gelen dahu&#8217;<br />
mastarıyla da alakalıdır. Arapça&#8217;da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden<br />
faydalanılarak, Dünya&#8217;nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca ikinci ayette &#8220;dolamak&#8221;<br />
diye tercüme edilen Arapça &#8216;tekvir&#8217; kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir. Bu<br />
ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya&#8217;nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebep<br />
olduğu kastedilmektedir.<br />
3 — &#8220;Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkannz&#8221;(39) &#8220;Soyup çıkarmak&#8221;<br />
fiilinin Arapça&#8217;sı olan &#8217;sehl&#8217; kelimesinin &#8220;yuvarlak bir şeyi soymak&#8221;tır. Türkçe&#8217;de de<br />
hayvanların derilerinin soyulduğu yere &#8217;salhane&#8217; (selhhane) denir.<br />
4 — Kur&#8217;an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, &#8220;Onlar hiç bilmedikleri bir<br />
zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?&#8221; (40) ayetiyle ifade ederken, A&#8217;raf<br />
Suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir: &#8220;Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara<br />
gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken,<br />
baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?&#8221;<br />
Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya&#8217;nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında<br />
gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.<br />
(37) Nâziât: 31-31.<br />
(38) Zümer: 5<br />
(39) Yâsîn: 37.<br />
(40) Zuhruf: 66.</p>
<p>Emine ŞEnlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/54/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/54/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/54/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=54&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/dunyanin-yuvarlakligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SORU: Kuranın Allah tarafından gönderildiğine dair delil nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: A) Seninle Dünya dışına, yani Dünya&#8217;nın yaratılmadan önceki haline dönelim. Sen
yoktun&#8230; Dünya da yoktu. Sonra kudretini hakkıyla bilemediğimiz bir yaratıcı Dünyayı
yaratıyor. İçinde de milyarlarca insan yaratıyor. Yıllar sonra sen de geldin. Etrafına şöyle
bir bakıyorsun, hayretten kendini alamıyorsun. Çünkü, insanın suya ihtiyacı var, su
yaratılmış. Isıya ihtiyacı var, ateş yaratılmış. Havaya ihtiyacı var, hava yaratılmış. Vücudun
vitaminlere [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=53&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: A) Seninle Dünya dışına, yani Dünya&#8217;nın yaratılmadan önceki haline dönelim. Sen<br />
yoktun&#8230; Dünya da yoktu. Sonra kudretini hakkıyla bilemediğimiz bir yaratıcı Dünyayı<br />
yaratıyor. İçinde de milyarlarca insan yaratıyor. Yıllar sonra sen de geldin. Etrafına şöyle<br />
bir bakıyorsun, hayretten kendini alamıyorsun. Çünkü, insanın suya ihtiyacı var, su<br />
yaratılmış. Isıya ihtiyacı var, ateş yaratılmış. Havaya ihtiyacı var, hava yaratılmış. Vücudun<br />
vitaminlere ihtiyacı var, vitaminlere göre yiyecekler yaratılmış. Uykuya ihtiyacı var, uyku<br />
yaratılmış. Konuşmaya ihtiyacı var, dil yaratılmış. Yemeği çiğnemeye ihtiyacı var, dişler<br />
yaratılmış. Yemeği hazmedecek mide yaratılmış. Kokuya ihtiyacı var, burun yaratılmış.<br />
Bütün bunları görmemiz için pencereye ihtiyacımız var, iki tane göz yaratılmış. Velhasıl<br />
saymakla bitmez. Kısacası, insanın neye ihtiyacı varsa o yaratılmış&#8230;</p>
<p><span id="more-53"></span><br />
Şimdi soruyorum: Bütün bunlar niçin yaratılmış?.. Sebepsiz göz bile kırpılmaz da, bu<br />
kainat yaratılır mı? Elbette yaratılmaz. Peki niçin yaratılmış? Kainat, insan için yaratılmış.<br />
Peki insan niçin yaratılmış? Allah&#8217;a kul, kurban olması için. (Rabbim, sana kul olamadık,<br />
affet bizi.)<br />
Peki, anladık ki, bizi bir yaratan var. Şimdi yine soruyorum: Yaratan bizden ne istiyor? Biz<br />
bu dünyadan nereye gideceğiz ve bu dünyada nasıl kanunlar koyarak yaşayacağız?.<br />
Hayvanlar gibi kanunsuz, nizamsız mı yaşayacağız, yoksa sadece aynı görevi yapan<br />
melekler gibi mi yaşayacağız? İnsan eti yenecek mi, yenmeyecek mi? Adam öldürülecek mi,<br />
öldürülmeyecek mi? Evlenme, boşanma nasıl olup, miras nasıl dağıtılacak? Hukuk,<br />
ekonomi sistemi nasıl olacak? Aile sistemi, devletle halk arasındaki ilişkiler nasıl<br />
düzenlenecek? Kısacası, insanları dünyada huzura kavuşturacak nizam nasıl olacak?<br />
Hemen aklımıza bir soru takılıyor: &#8220;Niçin bizi yaratan, bu dünyada hangi kanunlar ile<br />
yaşayacağımızı bildirmemiş?&#8221; Hemen cevap alıyoruz. &#8220;Bildirmiş ya.&#8221; Ne ile bildirmiş? 100<br />
küçük, 4 tane büyük kitapla. Dört büyük kitabın sonuncusu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Yani şu<br />
andaki insanların kıyamet kopuncaya kadar uyacakları kanunlar, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in<br />
kanunlarıdır. Eğer bu aleme kitaplar inmeseydi, insanlar yiyip, içmede, evlenme<br />
boşanmada, aralarındaki davranışlarda, halk ile devlet arasındaki vs. ilişkilerdeki kuralları,<br />
bütün herşeyi bilemezlerdi.<br />
Bir insanın gözlerini bağlasalar, Afrika ormanlarına bıraksalar. Sonra o adama<br />
gözükmeden oradan ayrılsalar. O insan gözünü açar açmaz; &#8220;Burası neresi?&#8221; diye hayrete<br />
düşmez mi? Elbette hayrete düşer. Aylarca, günlerce orada kalsa merakı daha da artar.<br />
Aynı şartlar altında, hanımını da getirseler, o da aynı merakla; &#8220;Bizi buraya kim getirdi?&#8221;<br />
diye sormaz mı? Elbette sorar. Bu sorular içersinde iken, birisi bunlara onbin sayfalık bir<br />
mektup getirse, getiren kişi de: &#8220;Bu mektubu, sizi buraya getiren kimse<br />
gönderdi. Niçin gönderdiğini teferruatlı bir şekilde bu mektupta açıklıyor&#8221; dese&#8230; Acaba<br />
bu iki insan, o mektubu başından sonuna kadar okuyup bitirmeden rahatça uyuyabilirler<br />
mi? Zevkle diğer bütün işleri yapabilirler mi? Velevki onlara bütün rahatlıklar verilmiş<br />
olsun. Hayır, mutlaka okurlar, öğrenirler. Burası neresi, buraya kim getirdi? Buraya<br />
getiriliş gayeleri nedir? Kendilerinden ne istiyorlar? Hem de aşkla, zevkle okurlar,<br />
öğrenirler&#8230;<br />
O halde sen; ey kardeşim, bir meçhuldan geldin. Seni, bilmediğin bir yere getiren var.<br />
Getirenin de, seni niçin o meçhulden bu dünyaya getirdiğini açıklaması lazımdı. Bunu da<br />
sana Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim ve peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in sünneti ile açıklayıp<br />
bildirmiştir&#8230;<br />
Eğer Allah (c.c.) Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i göndermeyip; &#8220;Ey kullarım! Ben sizi yarattım ama size<br />
nasıl hareket edeceğinizi bildirmedim. Fakat size akıl verdim. O akıl sayesinde nasıl<br />
hareket edeceğinizi siz kendiniz bulun&#8221; demiş olsaydı, o zaman, şimdi olduğu gibi bazı<br />
insanlar, Kapitalizmi, bazısı Sosyalizmi, bazısı Komünizm&#8217;i, bazısı krallığı, bazısı şahlık<br />
sistemini bulacak ve her birisi insanların huzurunun kendi görüşlerinde olduğunu<br />
söyleyecek ve fikirlerini kabul ettirmek için insanlara baskı yapmaya başlayacaktı. Böylece<br />
de dünyada huzur kalmayacaktı.<br />
B) Cevabın bu kısmı, hem Kur&#8217;an&#8217;ın Allah (c.c) tarafından geldiğine, hem Kur&#8217;an&#8217;ın mucize<br />
oluşuna, hem Kur&#8217;an&#8217;da modern ilimle ilgili ayetler, hem de Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.v)<br />
peygamber olduğuna dair olacaktır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/53/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/53/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=53&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın varlığını ispat eder misiniz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni Allah yarattı diye sinyal
veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim&#8230;
Kardeşim Aysel! Allah&#8217;a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz
tipler, inkar etmeyi marifet zanneder.

 &#8220;Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar
karşısında Allah&#8217;a inanır. Fakat o keşfi (Pastör&#8217;den) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=50&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni Allah yarattı diye sinyal<br />
veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim&#8230;<br />
Kardeşim Aysel! Allah&#8217;a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz<br />
tipler, inkar etmeyi marifet zanneder.<br />
<span id="more-50"></span><br />
 &#8220;Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar<br />
karşısında Allah&#8217;a inanır. Fakat o keşfi (Pastör&#8217;den) öğrenen yarım adam: &#8220;Mikrobun<br />
keşfedildiği asırda hiç gizliye inanılır mı?&#8221; diye Allah&#8217;ı inkara kalkar. Bakın nereden gelen<br />
nereye gidiyor&#8221; (18) Hemen şunu da söyleyeyim ki, dindarlık insanlığın fıtratında vardır.<br />
Asrımızda, pozitif ve sosyal ilimlerin çeşitli dallarında mütehassıs olan alimler, din hissinin<br />
insanoğlunda fıtrî olduğuna kanidirler. Çocukta iki yaşından itibaren din hissi teşekkül<br />
etmeye başlar. Üç ile beş yaş arasındaki çocuk, hiçbir telkin sözkonusu olmaksızın,<br />
sebebiyet prensibini anlamakta, kendisiyle kendisinden başkalarını ayırdetmekte ve hatta,<br />
&#8220;Beni, kuşları, oyuncaklarımı kim yaptı?&#8221; gibi sorular sormaktadır. İnsanda, kendisinden<br />
yüce bir varlığa karşı bir özlem bulunduğundan şüphe edemeyiz. Güzel ahlâk, vakar, şeref,<br />
cömertlik, fazilet inkardan değil, hep bu yüce varlığın mevcudiyetinden doğar.<br />
(18) İman ve İslâm Atlası &#8211; N. Fazıl Kısakürek.<br />
Fıtrî olarak insanın içinden gelen Allah&#8217;a yakarış hissi, O&#8217;ndan yardım dileme ihtiyacı ve<br />
O&#8217;na yaklaşma arzusu dindarlığın insanda yaratılıştan mevcut olduğunu gösterir. Şu da bir<br />
gerçek ki, ister inansın, ister inanmasın her fert, büyük bir acıyla, dayanılmaz bir felaketle<br />
karşılaştığı zaman, başka bir deyişle, insan; kibir, inat ve gafletden sıyrılıp selîm olan aslî<br />
yaratılışıyla başbaşa kalma fırsatını bulunca başka şeye değil, sadece tek olan Allah&#8217;a<br />
yalvarır. O&#8217;ndan kurtuluş, yardım ister (19).<br />
Bu girişten sonra sorunuza birkaç tane cevap vereceğim. Yalnız, okurken basit bir roman<br />
gibi okumayıp, düşünerek okumanızı da tavsiye etmek isterim.<br />
A) Bu âlem, maddeden yaratılmıştır. Yani evvelce yok iken sonradan meydana gelmiştir.<br />
Bunu bütün dünya alimleri de kabul etmektedir. Evvelce yok iken sonradan yaratılan<br />
herşey -akıl ölçülerine göre- bir yaratıcının varlığına muhtaçtır&#8230;<br />
Öyle ise, bu âlem de sonradan yaratıldığına göre, o da bir yaratana muhtaçtır. Bu yaratıcı<br />
da Allah Teala&#8217;dır.<br />
B) Herhangi bir şeyi, meselâ, bir masayı ele alalım; masa elbette kendi kendine masa<br />
haline gelmiş değil.<br />
İlk önce küçük bir ağaçtı, sonra ağaç büyüdü. Büyürken ağacın, güneşe, suya, gıdaya<br />
ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. Daha sonra bir insan tarafından kesildi. Ağaç, araba<br />
ile hızarın yanına getirildi. Hızarda kesildi,biçildi, ölçüleri alındı. Çivileri çakılarak bir<br />
masa haline getirildi. Şimdi, en basit bir masa kendi kendine oluşamazken şu kâinat<br />
masası, hem de üzerinde binbir çeşit yiyecek ve canlılar ile donatılmış olduğu halde, kendi<br />
kendine oluşur mu? Buna hangi akıl &#8220;Olur&#8221; der.<br />
(19) En&#8217;âm: 40-41.<br />
Harikalar diyarı gökyüzünü ele alalım. Ve Rabbimiz&#8217;in bir ayeti ile başlayalım:<br />
&#8220;Gökleri, yedi kat üzerinde yaratan O&#8217;dur. Rahman&#8217;ın bu yaratmasında bir düzensizlik<br />
bulamazsın. Gözünü çevir bir bak, bir aksaklık görebilir misin?&#8221; (20)<br />
Önce güneş sisteminden başlayalım: Yaşamakta olduğumuz dünya ile birlikte güneşin<br />
çevresinde dönen dokuz gezegenin teşkil ettiği sisteme güneş sistemi diyoruz. Bu sistem<br />
kâinatın, yeni tabirle evrenin küçük bir parçasını teşkil ediyor. Güneşin gezegenleri sıra ile<br />
şöyledir: Merkür, Venüs, Dünya, Mars (Merih), Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton.<br />
Bunlardan sadece güneşi ve gezegenlerinden dünyayı biraz anlatacağım:<br />
GÜNEŞ: Kendi adıyla anılan sistemin beyni ve çekirdeği hükmündedir. Küre şeklinde<br />
olup, çapı 1.4 milyon, dünyaya uzaklığı ise 150 milyon kilometredir. Saniyede dünyayı 7.5<br />
kere dolaşan ışık, bize 8.5 dakikada gelebilmektedir. Saatte 1000 km. hızla giden bir uçak<br />
bugün yola çıkmış olsa, güneşe ancak onyedi yıl sonra varabilir. Aslında bu kâinatın<br />
büyüklüğü yanında gözde büyütülecek bir mesafe değildir.<br />
Güneş de tıpkı dünya gibi kendi mihveri etrafında döner ve bir devrini 25.5 günde<br />
tamamlar. Çekim gücü ise, yer çekimine nazaran 27 kat daha fazladır. Bu orana göre,<br />
dünyada 70 kg. gelen bir adam, Güneş&#8217;te 1890 kg. gelecektir. İlmî tespitlere göre, güneş,<br />
alev halinde patlayan gaz kümelerinden meydana gelmiş olup yüzeyindeki sıcaklık 5670 santigrat<br />
derecedir.İngiliz astronomu Eddington&#8217;un yaptığı hesaplara göre merkezdeki ortalama sıcaklık 35<br />
milyon santigrat derecedir.<br />
(20) Mülk: 3.<br />
Bu sıcaklıkta katı bir gök cismi bulunamayacağından Güneş&#8217;in kütlesi gaz halindedir.<br />
Güneş, dünya kurulalıdan beri aynı hızla radyasyon neşretmektedir ve bu yüzden günde<br />
360 milyar ton kütle kaybına uğramaktadır. Güneş radyasyonu, güneş için enerji kaybı<br />
olduğu aşikar olmasına ve enerjinin korunumu prensibinin de enerjinin yoktan var<br />
olamayacağını kabul etmesine göre, bu kadar uzun zamandan beri devam eden müthiş bir<br />
enerji sarfı için elbette bir kaynak aramak icabeder. Böyle bir kaynak nerededir? Güneşin<br />
bugünkü radyasyonuna bakarak diyebiliriz ki, bu enerji Güneş dışında bir istasyondan<br />
temin edilse bu istasyonun saniyede bir milyar tonlarla ifade edilen bir miktarda kömür<br />
yakması icabederdi. Böyle bir istasyon mevcut değildir. Boş bir okyanustaki bir gemi gibi<br />
seyreden Güneş, sarfettiği enerji için kendi yağıyla kavrulmaya mecburdur. Güneşi,<br />
kömürünü kendi taşıyan bir cisim ve sarfetiği ışık ve ısı enerjisinin bu kömürden hasıl<br />
olduğunu farz etmiş olsak, bu kömürün birkaç bin senede kül ve cüruha inkılab etmesi<br />
icabeder-<br />
Görüldüğü gibi, Güneş var olduğundan beri büyük bir enerji kaybına maruz kalmasına<br />
rağmen bu güne kadar sönmemiştir. Demekki, bunu söndürmeyen bir kuvvet ve her an<br />
onu besleyen ilahi bir kaynak var. İlmin bile izahtan aciz kaldığı böylesine harikulade bir<br />
olayı kör bir tesadüfe yahut iradesiz bir tabiata bağlamak mümkün müdür? Yalnız ısı ve<br />
ışık kaynağı olarak değil, hayatımızınve kainat nizamının mihveri durumunda bulunan ve<br />
ilmin zirveye çıktığı çağımızda bile mahiyeti tam olarak bilinemeyen, tepemizde, kocaman<br />
bir ampul hükmündeki güneşin mevcudiyeti, Allah&#8217;ın varlığına, sonsuz kudretine kat&#8217;i bir<br />
delil değil de nedir?<br />
(21) Allah ve Modern ilim &#8211; A. Nevfel.<br />
Güneşin mutlak sahibi olan Allah (c.c), Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;inde ondan şöyle bahseder:<br />
&#8220;Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu ancak Kadîr ve Alîm olan Allah&#8217;ın<br />
kanunudur&#8221; (22). Eğer Güneş şimdiki halinden biraz yeryüzüne yaklaşsa yeryüzü yanar,<br />
kavrulur, böylece yeryüzünde hayat olmazdı. Yine Güneş biraz yeryüzünden uzaklaşsa<br />
bütün sular buz tutar, soğuktan her taraf donar, böylece yine yeryüzünde hayat dururdu.<br />
Ve canlı diye bir şey kalmazdı. Şimdi, Aysel kardeşim iyi düşün; basit bir masa kendi<br />
kendine var olamaz da, bu anlamış olduğun Güneş kendi kendine nasıl Var olabilir?<br />
Elbette var olamaz. Öyle ise, bu muazzam Güneş&#8217;i yaratan bir şuurlu varlık vardır. O da<br />
Allah&#8217;tır. Şimdi, bu muazzam Güneş kendi kendine var olmuştur veya tabiat yaratmıştır<br />
diyenlerde akıl var mıdır? Elbette yoktur.<br />
DÜNYA: İlk önce dünya hakkında Rabbimiz&#8217;in birkaç ayetini okuyalım. Cenab-ı Hakk<br />
şöyle buyuruyor: &#8220;Göklerin ve yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah&#8217;ındır.&#8221;<br />
(23) &#8220;Göklerin ve yerlerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde<br />
akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır.&#8221; (24) &#8220;Allah O&#8217;dur ki, gökleri ve yeri altı günde<br />
yarattı. Sonra arşa istiva etti, saltanatını kurdu. Sizin O&#8217;ndan başka hiçbir yardımcınız<br />
yoktur. &#8220;(25)<br />
(22) Yasin: 38.<br />
(23) Maide: 120.<br />
(24) Âl-i Imran: 190.<br />
(25) Secde: 4.</p>
<p>Dünyanın yaşı kesin olarak bilinmemektedir. Doğrusunu ancak Allah (c.c) bilir. Şairin biri<br />
şöyle demiş: &#8220;Dünya, ilk ve son sayfaları yırtılmış bir kitap gibidir. Ne önünü, ne de sonunu<br />
okuyabiliyoruz.&#8221; Bununla beraber dünyanın yaşı hakkında tahminler, 300 milyon ile 5.5<br />
milyar yıl arasında değişmektedir. Dünya, Güneşe 150 milyon km.&#8217;dir. Ekvator çevresi 40<br />
bin, ekvator yarı çapı 6373 km.dir. Yüzölçümü, 510 milyon km2&#8242;dir. Yerin hacmi, 1,08.1012<br />
km2, ağırlığı ise 6.1021 tondur. Basıklık oranı, 1/297 dir. Ölçülere göre çok büyük fakat<br />
kâinat içinde mikroskobik yeri dahi olmayan Dünyamız, Güneş etrafındaki bir milyar km.<br />
uzunluğundaki yörüngesinde saatte 108 bin km. hızla dönmektedir. Aynı zamanda kendi<br />
mihveri etrafında 24 saatte bir devir yaparak gece ve gündüzleri meydana getirmektedir.<br />
Mihveri etrafındaki sürati ise, 1666 km/saattir. Demek oluyor ki, insanlar bir günde Dünya<br />
mihveri erafında dönerken 40 bin km.lik yol katediyorlar. Bir yılda da saatte 108 bin<br />
kilometre hızla takriben bir milyar kilometrelik bir feza seyahati yapmış oluyorlar.<br />
Muhakkak ki, insanlar bu baş döndürücü seyahatin farkında bile değildirler. Çünkü<br />
herşeyde ilahi bir denge mevcuttur. Şu dönmekte olan dünya aniden duruverse acaba neler<br />
olur?<br />
Araba aniden durunca herkes nasıl öne fırlıyorsa, Dünyanın durmasıyla birlikte herşey<br />
yerinden fırlayacak, belki dağlarla denizler yarış ederken hepsi bir kül yığını gibi<br />
savrulacak. Meselâ, yine Güneş&#8217;e yakın olan gezegenler, hızlı döndüklerine göre, böylece<br />
Güneş&#8217;in çekimiyle dengede kalıp, bulundukları yeri koruduklarına göre, Dünyamızın<br />
güneş etrafında dönüşü biraz yavaşlarsa, o nisbette Güneş&#8217;e yaklaşacak ve yanacaktık.<br />
Hızlansa uzaklaşacaktık ve donacaktık. Öyle bir noktada bulundurulmuşuz<br />
ki, Dünyanın Güneş&#8217;e olan uzaklığı, mevcut canlıların yaşama sebeplerinden<br />
sadece biridir. Diğer gezegenlerde dünyadaki hayata benzer bir hayatın olmamasının<br />
sebebi budur. Aynı şartlar aynı sonucu doğuracağından, dünyadaki şartlar diğer<br />
gezegenlerde olmadığı için, Dünyadakine benzer bir hayatta oralarda yoktur. Öyle ise,<br />
hayatın ne olduğunu, canları ve canlılardaki evrimi (tekamülü) incelemeden evvel,<br />
Dünya&#8217;nın Güneş&#8217;e olan uzaklığını kim tayin etmiş? Dünyayı kim tartmış? Ona kim bu şekli<br />
vermiş? Sonra Dünya&#8217;nın hem kendi ekseni etrafında, hem de Güneşin etrafında dönüşü<br />
var ki, bunlara ilk hareketi veren kim? Bu hareketin devamını sağlayan kim?<br />
Dünya, Allah (c.c) tarafından bizlere bir mekan olarak bahsedildiği için, fizyolojik,<br />
biyolojik, anatomik yapımıza göre bazı imkanlar ve uygun şartlar hazırlanmıştır. Gece,<br />
gündüz, mevsimlerin oluşumu, atmosferin terkibi, meteorolojik olaylar, bitkiler, hayvanlar,<br />
daha nice nimetler ve imkanlar, işte bu hikmete mebni halkedilmiş ve emrimize musahhar<br />
kılınmıştır. Dünya dönmeseydi ve mihverinden 23 derecelik bir sapma ile yörüngesinde<br />
seyretmese idi, ne gece, ne gündüz, ne de mevsimler meydana gelecekti. Neticede, durgun,<br />
sönük, nimetsiz ve lezzetsiz bir alem olacaktı. Teneffüs ettiğimiz havanın içindeki oksijen,<br />
hidrojen, azot, argon, su buharı ve karbondioksit dengesi bozulmuş olsaydı, canlıların<br />
yaşaması imkansız hale gelirdi.<br />
Öyle ise şimdi sana soruyorum Aysel Kardeş: Nasıl bir masa kendi kendine var olmuyor,<br />
onun bir ustası olduğunu söylüyoruz, öyle de şu birazcık anlatmış olduğum dünyamız<br />
kendi kendine yar olabilir mi? Elbette Dünya kendi kendine var olmayıp, onu yoktan var<br />
eden bir ustası vardır. O da Allah (c.c)&#8217;dır. Değil mi Aysel Kardeşim?<br />
Sen de inanıyor, sen de Allah&#8217;ın sanatına hayran kalıyorsun değil mi?&#8230; Misallere devam<br />
edelim&#8230;<br />
GEÇELİM ATOMA: Çevremize baktığımız zaman, canlı, cansız, sayısız varlıklarla<br />
karşılaşırız. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler canlı; diğer yandan taş, demir, kömür, toprak gibi<br />
şeyler de cansızdır. Canlılarda, can veya ruh dediğimiz bir kuvvet vardır. Buna mukabil<br />
cansızlarda gizli bir enerji mevcuttur. Buradan &#8216;canlılarda aynı mahiyette bir enerji yoktur<br />
anlamı çıkarmamalıdır. Canlıları, hücre yapısından, beslenme ve solunum yapma gibi<br />
hususiyetleri sebebiyle tefrik ettiğimizden dolayı, onlar için, önceden bir enerjiden ziyade,<br />
hayatiyet söz konusudur. Ruhun bedenden çıkmasıyla insan ölür, cansız bir varlık halini<br />
alır ama gizli enerjisinden hiçbir şey kaybetmez. Çürüyen ceset toprak olur, ona karışır. Bu<br />
noktada toprakla ceset arasında fark yoktur.(26-a) İkisinde de karbon, hidrojen, oksijen,<br />
azot, kükürt, demir vs. gibi atomlar vardır. Atomlar ise, canlı, cansız ne varsa bütün<br />
varlıkların bilinen en küçük parçasıdır. Ve hepsi büyük birer enerji deposudur. (Meselâ, bir<br />
kuruş büyüklüğündeki bir bakır parçasının atomlarındaki mevcut kudret elli bin tonluk bir<br />
gemiye birkaç defa devr-i alem seyahati yaptırabilir. Bir kahve kaşığı kömür tozunun<br />
atomlarında beş milyonluk bir şehrin en soğuk aylarda bir haftalık ısıtma ihtiyacını<br />
karşılayacak enerji vardır. (26) Bir gram Radyum atomunun enerjisi 3.000 ton kömürün<br />
enerjisine denktir. (27) Bu enerjinin dinamosu ise, çekirdek ve etrafında dönen<br />
elektronlardır. Elektronlar durmadan hareket ettiğine göre, şu elimizde tuttuğumuz kalem,<br />
gözümü, ze taktığımız gözlük, sırtımıza giydiğimiz ceket, taşlar da hareketlidir. Çünkü,<br />
onların da en küçük parçası atomdur. Öyleyse, her şeyde bir hareketin olduğunu<br />
söyleyebiliriz.<br />
(26-a) İnsanın topraktan yaratıldığını gösteren ilmî bir işaret.<br />
(26) Anarşi: Kainat Nizamı Anarşiyi Reddeder &#8211; Zeki Ünal.<br />
(27) Allah ve Modern İlim &#8211; Abdürrezzak Mevfel.<br />
Atom, Güneş sistemine çok benzer. Adeta onun küçük bir benzeridir. Atom çekirdiğini<br />
Güneş kabul edersek, etrafında dönen elektronlar da gezegen hükmündedir. Fakat, atom,<br />
Güneş sistemine göre kıyaslanamayacak derecede küçüktür. Meselâ, Güneş&#8217;in çapı, 1.4<br />
milyon kilometre iken atom ancak milimetrenin on milyonda biri kadardır. En küçük<br />
gezegen Plüton&#8217;un çapı, 6.000 kilometre olduğu halde elektronun çapı, atom çapının ancak<br />
yüz binde biri kadardır. Gezegenlerin en süratlisi Merkür&#8217;dür. Hızı, saniyede 47<br />
kilometredir. Halbuki, elektronların sürati, saniyede 300 bin kilometredir. Atomun<br />
çekirdeğinde, artı yüklü protonlarla, hiçbir elektrik yükü taşımayan nötronlar vardır.<br />
Elektronlar ise, eksi elektrik yüklüdür. Elektronlarla çekirdek arasındaki mesafe o kadar<br />
büyüktür ki, kendi cüsselerine göre ay ile dünya arasındaki mesafe kadardır. (28)</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/50/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/50/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=50&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>36</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Melek gibi olan gençleri, kendi iğrenç ideolojileri uğruna yılan yaptılar.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:48:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/</guid>
		<description><![CDATA[(17) Garp Kaynaklarına ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hristiyanlık-Ziya Kazıcı.
Halbuki, akıl bir vasıtadır. Ulaşmak istediğimiz yöne götürüyor. Yönünü, sonunu bilmeye
kadir değildir. Neymiş, sanat akıl ile olurmuş. Sanat, aklın sermayesi değil, sanatçının
sermayesidir. Arı, bal yapar, bu bir sanattır. Balı insanlar için yapar.

İnsanlar içindir,
arının gece-gündüz çalışması. Fakat, aynı insanı, zehirli iğnesi ile sokmak sureti ile komaya
sokar, bazen de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=48&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>(17) Garp Kaynaklarına ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hristiyanlık-Ziya Kazıcı.<br />
Halbuki, akıl bir vasıtadır. Ulaşmak istediğimiz yöne götürüyor. Yönünü, sonunu bilmeye<br />
kadir değildir. Neymiş, sanat akıl ile olurmuş. Sanat, aklın sermayesi değil, sanatçının<br />
sermayesidir. Arı, bal yapar, bu bir sanattır. Balı insanlar için yapar.<br />
<span id="more-48"></span><br />
İnsanlar içindir,<br />
arının gece-gündüz çalışması. Fakat, aynı insanı, zehirli iğnesi ile sokmak sureti ile komaya<br />
sokar, bazen de öldürür. Arıda akıl olsa idi, hem gece-gündüz insanlar için çalışıp hem de<br />
aynı insanları sokar mıydı? Tavuk, yumurta yapar. Yumurtayı yapmak, bir fabrika, bir<br />
sanat isteyen olaydır. Yumurta da insan içindir. Fakat, insan yumurtayı almaya gidince,</p>
<p>tavuk tepesine biniverir. Misalleri çoğaltmak mümkündür. Neticede, sanat vardır. Fakat bu<br />
sanat akıl ile meydana gelemez. Allah&#8217;ın kainata koyduğu düzen, zincirleme olarak akar<br />
gider.. Şimdi&#8230; İster misiniz tavuk bize meydan okusun. &#8220;Haydi bakalım benim gibi civciv<br />
yapın, ben civciv yapıyorum, siz hâlâ aya çıkmaktan bahsediyorsunuz&#8221; desin. Ne<br />
diyebiliriz? Önemli olan sanat değildir. Allah (c.c), aya çıkmayı kullarına lütfetmiş,<br />
gökyüzünde uçan kuşlar için, aya kadar uçacak imkan yaratırdı. Fakat öyle dilememiş,<br />
oraya akıl vasıtası ile çıkmayı dilemiş. Bu demektir ki; aya kadar ulaşan akıl, ahirete kadar<br />
da ulaşır.<br />
Allah&#8217;ın kullarına bildirmediği sırları da vardır. Akıl hayatın belki bir zerresine<br />
hükmedebilir. Ama kürresine asla.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/48/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/48/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/48/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=48&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/melek-gibi-olan-gencleri-kendi-igrenc-ideolojileri-ugruna-yilan-yaptilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Akıl ve Temizlik</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-ve-temizlik/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-ve-temizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:43:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Abdest]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-ve-temizlik/</guid>
		<description><![CDATA[Sessizce dinlediler. Baktım ki, üçü de bir hayli düşünceye dalmışlar.
— Nereden başlayayım?
— Bilmem&#8230;
— Siz bilirsiniz.
— Ben bilirsem, aynı konuyu biraz daha açmak istiyorum. Batı ilerlemiş, biz geri kalmışız,
bunun sebebi de güya İslâm dini imiş. Emperyalizm&#8217;in bir taktiği vardır. Böl, parçala, yut.
İşte bizi de bölüp, parçalayıp, yutmak istiyorlar. Çünkü, büyük lokmayı yutmak zordur.
Fakat küçük lokmayı yutmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=47&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sessizce dinlediler. Baktım ki, üçü de bir hayli düşünceye dalmışlar.<br />
— Nereden başlayayım?<br />
— Bilmem&#8230;<br />
— Siz bilirsiniz.<br />
— Ben bilirsem, aynı konuyu biraz daha açmak istiyorum. Batı ilerlemiş, biz geri kalmışız,<br />
bunun sebebi de güya İslâm dini imiş. Emperyalizm&#8217;in bir taktiği vardır. Böl, parçala, yut.<br />
İşte bizi de bölüp, parçalayıp, yutmak istiyorlar. Çünkü, büyük lokmayı yutmak zordur.<br />
Fakat küçük lokmayı yutmak kolaydır. Kardeşlerim, ne olur düşmanlarımıza inanmayalım,<br />
Rabbimiz&#8217;in gücüne gider. Peygamberimizin de öyle&#8230;<br />
<span id="more-47"></span><br />
Bugün Batı, hamamı tanımış ise bunu İslâm&#8217;a borçludur. Daha ikiyüz sene önce, Batı,<br />
yıkanmayı günah sayıyordu. Hatta Azize Elizabeth, bu zevkden (yıkanmaktan) öyle<br />
kaçınıyordu ki, kokmaya başlamıştı, etrafındakiler bu kokudan rahatsız oluyorlardı.<br />
Dayanamaz hale gelince onu yıkanmaya zorlamışlardı&#8230;<br />
(16) Mahkum Duygular-Emine Ö. Şenlikoğlu.<br />
Fakat bu teşebbüslerinde pek muvaffak olamazlar. Çünkü, kadın su ile temas eder etmez<br />
fırlayıp kaçar ve işlediği günahdan dolayı tövbe ve istiğfara başlar. (17) Hatta, bugün dahi<br />
taharetlenmeyen kafirler, nasıl olur da benim kardeşime sahip çıkabilirler? Bu durum,<br />
düşünülmeyecek kadar acı. Yüreğim parçalanıyor. İçlerinden biri:<br />
— Sizin kardeşiniz kim?<br />
— Siz&#8230; Sizler&#8230; Daha dün ortaokulda okurken, &#8220;Müslüman mısınız?&#8221; diye sorulunca<br />
&#8220;Elhamdülillah Müslümanım&#8221; diyordunuz. Ama maalesef bugün, Allah&#8217;ı (c.c) inkar edecek<br />
duruma geldiniz. Fare kedinin dişleri arasına girince bir daha tuzağa düşmemeye tövbe<br />
edermiş. O bir hayvandır, onda akıl olmadığı için o ancak dişlerin arasında uyanır. Ama biz<br />
öyle olmamalıyız. Biz, akılsız farenin tuzağa düştüğü gibi, tuzağa düşmemeliyiz. Bizi yoktan<br />
var edeni sevmeli, O&#8217;na secde etmeliyiz. İnsanların kanunlarına kul değil, Allah (c.c.)ın<br />
kanunlarına kul olmalıyız.<br />
Aklı her şeyde delil gösterip, &#8220;Aklın kabul etmediğine inanmayın&#8221; dediler. Akıl nedir ki?<br />
Nasıl olurda kendini anlayacak kapasitesi olmayan aklı, Allah&#8217;ı anlamakta, ahireti<br />
anlamakta önder gösterebilirler? Binlerce gencimizi, aklı silah olarak kullanmak kaydıyla<br />
dininden koparıp, anasından ayrılan yavru gibi yetim bırakıp gençliği çıldıracak duruma<br />
getirdiler&#8230;</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/47/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/47/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/47/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/47/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/47/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=47&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/akil-ve-temizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Su uyur Düşman uyumaz 2</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</guid>
		<description><![CDATA[Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.<br />
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer<br />
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?<br />
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.<br />
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir<br />
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, İslâm ne diyorsa ona uymaktır. Sizin<br />
söylediğiniz bu sözlerle İslâm&#8217;ı bilmeyenler aldatılıyor. İşte bakınız, arkadaşlarınız ikinci<br />
sigaralarını yaktılar, hâlâ bir kelime dahi konuşmadılar. Acaba ben buraya geldim diye mi<br />
kızdılar? Sağımda oturanlardan dik bakışlı olanı:<br />
<span id="more-46"></span><br />
— Niçin kızalım?<br />
— Bilmemki, bir hoş geldiniz bile demediniz.<br />
— Biz, ev sahibi değiliz ki&#8230;<br />
— Ne önemi var? Benden önce gelmişsiniz ya&#8230; Sonra çok acaib bir şekilde bakıyorsunuz.<br />
Halbuki, ben bir karıncayı bile incitmek istemem&#8230; Bir gören olsa, babanızı öldürdüm<br />
zannedecek.<br />
— Fark etmez&#8230;<br />
— Nedir o fark etmeyen?..<br />
— Babamı öldürseniz de sizden aynı şekilde nefret<br />
ederdim.<br />
Esmer olanı atılarak:<br />
— Aysel saçmalama..<br />
— Saçmalamıyorum, doğruyu söylüyorum. Ben, bütün İslamcı yobazlardan nefret ederim.<br />
İçi barut fıçısı gibiydi genç kızın&#8230; Kazın açık konuşması çok hoşuma gitti, hiç olmazsa<br />
Mason taktiği yapmıyordu.<br />
— Seni tebrik ederim. Açık sözlü kimsenin şahsiyetini sevmesem bile, açık sözlülüğünden<br />
dolayı takdir ederim. Oldu olacak şunun sonunu getir bakalım. Neden İslâm&#8217;dan nefret<br />
ediyorsun? Ne yaptı sana İslam?&#8230;<br />
— Ne yapacak&#8230; Görmüyor musunuz, bizi ne kadar geri bıraktı? Avrupa aya giderken, biz<br />
hâlâ yaya gidiyoruz.<br />
— İslâmiyet&#8217;in ne suçu var bunda?<br />
— Onun için geri kaldık.<br />
— Biz İslâm&#8217;ın emrine göre mi yaşıyoruz? Yani biz İslâmiyet&#8217;in, Allah&#8217;ın emirlerini dinleyen<br />
bir ülke olduk da, İslâm; &#8220;Durun ilerlemeyin&#8221; emrini mi verdi? Biz de onu dinledik te sonra<br />
mı geri kaldık?<br />
— Biz, İslâm&#8217;ın, namaz, oruç, hac gibi ibadet emirlerini yaptık. Fakat ilimle ilgili ibadet<br />
emrini yapmadık. Zaten kafirler, bu yalanı söylerken bilmişler senin hemen inanacağını.<br />
İslâmiyeti araştırmadan, niçin onun hakkında kötü hükümler veriyorsunuz?<br />
— Nereden biliyorsunuz araştırmadığımı?<br />
— Konuşmanızdan belli oluyor. İslâm&#8217;ı terkedeli beri Batı&#8217;nın kölesi olduk. Siz de,<br />
terketmediğimiz için geri kaldık diyorsunuz. Neyi kaldı İslam&#8217;ın, sadece nüfus kağıtlarında<br />
İslâm yazıyor. Siz, onu da silip yerine başka din yazsanız ne fark eder ki&#8230; Zaten devlet<br />
olarak da öyle, güya İslâm ülkesi, Türkiye İslâm devletiymiş&#8230; Tamamen yanlış. Çünkü;<br />
İslâm ülkesi demek, anayasası Kur&#8217;an olan ülke demektir. Yani o ülkenin temel kanunları<br />
yalnız Allah&#8217;a (c.c) aittir. Allah&#8217;ın sözü geçer. Halbuki, Türkiye&#8217;de kanunları insanlar yapar,<br />
insanların sözü geçer. Hatta 1928 yılında İsmet İnönü ve yüzyirmi arkadaşının imzası ile<br />
meclise yapılan &#8216;tadil teklifi&#8217; kabul edilmiş ve anayasanın bazı maddeleri değiştirilmiştir.<br />
Böylece 1924 anayasasının ikinci maddesinden &#8220;Devletin resmi dini İslâm&#8217;dır&#8221; kaydı<br />
silinmiş ve 24. maddesinden meclisin vazifeleri arasında sayılan &#8220;Ahkâm-ı şeriyyenin<br />
tenfizi&#8221; ibaresi kaldırılmıştır.(5) Türkiye&#8217;nin, sadece şehir girişlerinde bol bol minareler<br />
var. Maalesef onların da içlerinde birkaç saf cemaat var. Bana şunu söyleyebilir misiniz,<br />
İslâm adına şu ana kadar yaptığınız ne var? Ya da şöyle diyelim, İslâm adına ne yaptınız?<br />
— Hiçbir şey yapmadım&#8230;<br />
— Türkiye&#8217;nin uyguladığı bir İslâmî emir söyleyebilir misiniz?<br />
— Bilmem ki&#8230; Ha&#8230; Cuma namazı var.<br />
— Kimler kılabiliyor cuma namazını? İş başında olan işçi kılabiliyor mu? Memur kılabiliyor<br />
mu?<br />
— Hani biraz önce, İslâm yüzünden geri kaldık diyordunuz. İslâm&#8217;ın hangi emrinden dolayı<br />
geri kaldığımızı söylemeyecek misiniz?<br />
(5) Din Eğitimi Ve Îmam-Hatip Okulları Davası &#8211; Ali Rıza Kırboğa, Shf. 274.<br />
— Bilmem, bildiğim bir şey varsa, o da İslâm dini insanı yobazlaştırıyor.<br />
— Kardeşim sen İslâm&#8217;ı biliyor musun?<br />
— Elbette biliyorum.<br />
— Nerde Öğrendin?<br />
— Okulda, öğretmenimiz öğretti&#8230;<br />
— Öğretmeniniz biliyor muydu?<br />
— Herhalde biliyordu, bilmese neyi öğretecek?<br />
— Kardeşim, Türkiye&#8217;de dini, İslâm&#8217;ı bilmeyen insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bir<br />
masal, bir cinayet anlatıp, İslâm budur deniliyor. Karşıdaki şahıs İslâm&#8217;ı bilmediğinden<br />
hemen inanıyor. Okulda öğretmenler, sadece namazda kılınacak dualardan birkaçını,<br />
belletirler bir de sadece 32 farzı madde madde öğretip teferruatına asla girmezler. Çünkü,<br />
32 farzın biri de, kitaplara inanmaktır. Yüz suhûf dört tane kitap vardır. Bunlardan yüz<br />
tanesi küçük suhûflar (yani sayfalar) halinde, dört tanesi büyük kitaplar halindedir.<br />
Bunlardan biri de Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Öğretmen, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in içindekilerini anlatsa<br />
devlete, yani laikliğe karşı gelmiş olacaktır. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;da din işleri ile devlet işleri<br />
birbirinden katiyyen ayrılmaz. Kim ayırırsa İslâm&#8217;dan çıkmış olduğunu bildirir. Kur&#8217;an-ı<br />
Kerim, bir hayat nizamıdır. Şimdi, öğretmenler bunları nasıl anlatacak? Katiyyen<br />
anlatamazlar, eğer anlatmaya kalkarlarsa öğretmenlikten atılmaları yetmiyormuş gibi<br />
mahkemeye çıkarılır, hapse atılırlar&#8230; Zaten öğretmenlerin çoğu bunu bilmez, bilenler de<br />
yasak olduğu için anlatmazlar. Öğretmeninizin size de anlatmadığı belli oluyor. Sahi sizin<br />
öğretmeniniz namaz kılıyor muydu?<br />
— Kılmıyordu, fakat çok temiz kalpliydi.<br />
— Temiz kalpli olsa, Allah&#8217;a (c.c.) rest çeker miydi? İslâmiyet&#8217;i bilse namazını geçirir miydi?<br />
— Yok kardeşim yok, İslâm oyuncak değildir. Öğretmeninin sana İslam&#8217;ı tam olarak<br />
anlattığını zannetme&#8230; İslâmiyet&#8217;ten bildiğini zannetiğin, imanın altı şartı ile İslâm&#8217;ın beş<br />
şartı. Ama inan bana onları da bilmiyorsundur.<br />
— Size öyle geliyor, bilmez olur muyum hiç.<br />
— O halde söyle bakalım imanın altı şartından birincisi olan Allah&#8217;a (c.c.) inanmak nasıl<br />
olur? Ve sen nasıl inanıyorsun?<br />
— Ben inanmıyorum ki?<br />
— Ha&#8230; Demek inanmıyorsun. Hani okulda dini öğrenmiştin? Allah&#8217;ı öğrenmeyenin dini<br />
öğrenmesi mümkün mü?<br />
Tartışmamız hızlanmaya başlamıştı ki, vaaz vermem için beni diğer odaya çağırdılar.<br />
Kızlara dönerek:<br />
— Neyse, çok güzel münazara ediyorduk, şimdi vaaz vereceğim. Konu da, &#8220;İslam nedir?&#8221;<br />
olacak. İsterseniz siz de dinleyin, dedim.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/46/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/46/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Görülmeyen şey yok mudur?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2006 18:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Cinler]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[nazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Ateistler, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) diyorlar. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Melek, cin ve şeytanı inkâr eden müslüman olamaz. Bunlar Kur�an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça yazılıdır.
Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin başında gayba imanı, yani görmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile kötünün, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=42&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sual: Ateistler, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) diyorlar. Bu hususta açıklama yapar mısınız?<br />
CEVAP<br />
Melek, cin ve şeytanı inkâr eden müslüman olamaz. Bunlar Kur�an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça yazılıdır.</p>
<p>Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin başında gayba imanı, yani görmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile kötünün, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir imtihan gerekir. Allahü teâlâ imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, suç, günah işleyeceğini bilir. Fakat, henüz suç işlemeden cezalandırılsa, (Suçum yokken, imtihan edilmeden, beni cezalandırmak doğru değil) diyebilir. İşte bunun gibi sebeplerle, insanlar imtihan için dünyaya getirilmiştir. Söz dinleyenle, dinlemeyen, suç işleyenle işlemeyen belli olsun diye, bazı yasaklar konmuş, bazı ibadetleri yapma mecburiyeti getirilmiştir.<br />
<span id="more-42"></span><br />
Mesela (domuz eti veya besmelesiz kesilen kuzu eti niye haram) diye soruluyor. Etin mutlaka bir zararı olduğu için değil, emri dinleyenle dinlemeyen belli olsun diye de haram edilmiş olamaz mı?</p>
<p>Bu öyle bir imtihan ki sorular da, cevaplar da bellidir. Kabirde ne sorulacak, ahirette ne sorulacak hepsi bellidir. Ben soruları ve cevapları bilmiyordum diye itiraz edilemeyecektir.</p>
<p>Cin, şeytan, nazar, Cennet, Cehennem gibi şeylerin görülmemesi de bir imtihandır. Görüldükten sonra imtihanın ne önemi kalır? Çok çalışkan ve bilgili bir öğrenci ile çok tembel ve cahil bir öğrenci imtihana girse, sorular ve cevaplar belli olsa, ikisi de aynı şeyi yazacak, o zaman çalışkan talebe ile tembel olan ayrılmayacaktır. Bilenle bilmeyenin ayrılması için [daha doğrusu inananla inanmayanın ayrılması için] bir imtihan gerekmez mi?</p>
<p>Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi olur. İnsanların duyuları, hayvanlarınkinden daha geridedir. Köpek çok kuvvetli koku alır. İnsan, bu kadar koku alamaz, gecenin zifiri karanlığında yarasa gibi hareket edemez. İnsan, ışık olmadan, karanlıkta göremediği halde, kedi görebiliyor. O halde göze değil, akla göre karar vermek gerekir.</p>
<p>Mıknatısın manyetik gücünü gözle göremiyoruz. Fakat demiri çekmesinden mıknatısta bir güç olduğunu anlıyoruz. Kumanda aleti ile, TV�yi açıp kapatıyoruz. Kumanda aletinde gözle görmediğimiz bir güç, bu işleri yapıyor. Uzaktan kumandalı bir aletle, otonun kapıları açılabiliyor. Fakat bu işi yapan gücü göremiyoruz. O halde, hisse değil, akla değer vermek gerekir. Lazer ışınları ile ameliyat yapılıyor, demir kesiliyor. Bu ışınları ve manyetik dalgaları gözle göremiyoruz. Göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir.</p>
<p>Bir teldeki elektrik akımını gözle göremiyoruz. Fakat yaptığı işlerden, içinde cereyan olduğunu anlıyoruz. Gözle görmediğimiz için cereyanı inkâr edemeyiz. Yer çekimini de gözle göremiyoruz. Fakat cisimlerin havaya değil de yere düşmesinden, yerde bir çekim kuvvetinin olduğunu anlıyoruz.</p>
<p>İnsanları ayakta tutup hareket etmesini sağladığı için ruhun varlığını anlıyoruz. Fakat gözle göremiyoruz. Hakkı bâtıldan ayıran insana akıllı diyoruz. Fakat aklı da göremiyoruz. Görülmediği halde, varlığı akılla anlaşılan çok şey vardır. Kimisi, bir şeye bakıp beğendiği zaman gözlerinden çıkan şualar, yani nazar, canlı cansız şeylerin bozulmasına sebep oluyor. Fen, belki bir gün, şuaları ve etkilerini daha iyi açıklayacaktır.</p>
<p>Kısacası, tekrar edelim, göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir. Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi olur.</p>
<p>Cin vardır<br />
Mutezilenin bir kısmı cinni inkâr ederken, bir kısmı, cinnin varlığını kabul eder; fakat cinnin insana zarar verdiğini inkâr eder. Nur-ül-İslam kitabında diyor ki: Cinlerin ilk babası Can�dır. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Canı da daha önce, zehirli, dumansız ateşten yarattık.) [Hicr 27]</p>
<p>Şeytanlar, iblisin zürriyetindendir. İblis de cin taifesindendir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(İblis cinlerdendi.) [Kehf 50]</p>
<p>Cin suresinin ilk âyetlerinde, cinlerden iman edenlerin de olduğu bildirilmektedir. (Nas) suresinde cinlerden insanlara zarar verenlerin bulunduğu, zararlarından Allah�a sığınılması bildirilmektedir. Bu bakımdan cinleri inkâr edip, onların insanlara zarar verdiğini inkâr eden kâfir olur. Süleyman aleyhisselamın cinlerden de düzenli askerleri olduğu Kur&#8217;an-ı kerimde bildirilmiştir. (Neml 17)</p>
<p>Cehennem, cin ve insanlarla doldurulacaktır. (Secde 13)</p>
<p>Cinler de insanlar gibi, Allah�ı tanımak ve Ona ibadet etmek için yaratılmıştır. (Zariyat 56)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde cin ile ilgili daha birçok âyet-i kerime vardır. Hadis-i şerifte cinlerden korunmak için dualar bildirilmiştir. Göz ile görmediğini inkâr etmek, akla da, ilme de aykırıdır.</p>
<p>Aklın doğru karar verebilmesi için<br />
Akıl, göze değil, göz akla bağlıdır. Göz her şeyi göremez. Mesela tecrübeler neticesinde havanın içinde çeşitli gazlar bulunduğunu biliyoruz. Gözümüzle havayı ve içindeki gazları göremiyoruz. Göremediğimiz için, aklımızı göze tâbi kılarak (Hava ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı görürdük) demek aklı, tecrübeyi hiçe saymak olur.</p>
<p>Bugün fen yolu ile suyun oksijen ve hidrojen denilen 2 gazdan meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de yanıcıdır. Suya bakınca ne oksijeni, ne de hidrojeni görmemiz mümkün olmaz. Hatta su renksiz olduğu için ağzına kadar dolu bir şişedeki suyu bile göremeyiz. Aklı göze tâbi kılarak (Şişede su, suda da gaz yoktur) diyebilir miyiz?</p>
<p>Aklın önemi, insanlığın şerefi, gözün görme kuvvetiyle ölçülseydi, kedinin insandan daha şerefli olması gerekirdi. Çünkü insan, ışık olmadan, karanlıkta göremezken kedi görebiliyor. O halde göze değil, akla göre karar vermek gerekir.</p>
<p>Bazı zehirli gazlar, renksiz ve kokusuz olduğu için görülemez ve varlığı anlaşılamaz. Tüpteki bir gazın çıkıp da odadaki insanları zehirlememesi için gaza koku katılır. Bu sayede bir odadaki gazı gözümüzle görmediğimiz halde, kokusundan dolayı anlarız.</p>
<p>İki biberin birinin tatlı, diğerinin acı olduğunu gözümüzle anlayamayız. Gözün vazifesi bu değildir. Göz, belli bir uzaklıktan sonraki ve belli bir büyüklükten daha küçük olan cisimleri göremez. Küçük mikroplar görülemediği gibi, çok uzaktaki koca bir insan da görülemez. Göremediğimiz için bunların yokluğu iddia edilemez.</p>
<p>Bazı gezegenlerin varlığından haberdar değiliz. Bugünkü fen, bunları anlayamadığı için başka gezegenlerin yokluğu iddia edilemez. Canlıları ayakta tutan ruhu da göremiyoruz, ama inkârı mümkün değildir.</p>
<p>Cinni inkâr etmek, Allahü teâlâyı inkâr etmektir. Bunun için aklı, fenni, göze tâbi kılmamalıdır! Aksine gözü, akla tâbi kılmalıdır! Akıl da tek başına hakkı bulamaz. Akıl göz gibi, İslamiyet de ışık gibidir. Yani aklın doğru karar verebilmesi için İslamiyet ışığına ihtiyacı vardır.</p>
<p>Kısacası, tekrar edelim, göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir. Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi olur.</p>
<p>İman nedir?<br />
İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani)</p>
<p>Nazara yani göz değmesine inanmayan bir kimse, (Bugün fen, gözle görülemeyen şuaların iş yaptığını açıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV�yi, radyoyu veya arabamızı açıp kapatabiliyoruz. Bunun için gözlerden çıkan şuanın zarar verebileceğine artık inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. Çünkü bu insan dine değil, kumandadan çıkan şuaya inanıyor. Yahut şua ile birlikte Peygambere inanıyor. Yani fen kabul ettiği için, şuaların etkisini gözü ile gördüğü için inanıyor ki bu iman olmaz. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, fayda veya zararını gözü ile görmese de, yine inanmak lazımdır. Hakiki iman gayba inanmaktır yani görmeden inanmaktır. Gördükten sonra artık o iman olmaz. Gördüğünü itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3. âyetinde, gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. İmanın altı şartı da gayba inanmayı gerektirmektedir. Çünkü hiç birisini görmüş değiliz.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/42/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/42/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=42&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>bir atadan geldiğimiz halde farklı renkler nasıl çıktı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2006 22:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221; (Hucurat, 13).
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=31&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8220;Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221; (Hucurat, 13).<br />
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar, &#8220;Mendel Kanunları&#8221; adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk&#8217;ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde 50 ihtimalle annesine, yüzde 50 ihtimalle babasına benzeyecektir.<br />
<span id="more-31"></span><br />
Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resessif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur.</p>
<p>Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Sözgelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hasıl olabilir. Ya da bir Çinli&#8217;den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir.</p>
<p>Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsi olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Dolayısı ile, ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.</p>
<p>Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsi karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge &#8220;gen havuzu&#8221; olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder.</p>
<p>Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (as)&#8217;in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu. Bir atadan geldiğimiz halde, farklı renkler ve ırklar nasıl ortaya çıktı?</p>
<p><span style="color:red;">&#8220;<strong>Ey insanlar!.. Muhakkak ki, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizleri kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız&#8230;&#8221; </strong> (Hucurat, 13).<br />
Bu soruya, bir başka soru ile cevap verilebilir: Tek atadan farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir? Hem tek atadan gelinir, hem de farklı renk ve ırklar ortaya çıkar. Aslında bu tip sorular, daha ziyade biyolojiyle alakası olmayanlardan gelmektedir. Çünkü, bir biyolog bilir ki, her anne, baba, büyük anne ve büyük babaların karakterleri belli oranlarda yavrularına geçer. Bu oranlar, <strong>&#8220;Mendel Kanunları</strong>&#8221; adı altında meşhurdur. Cenab-ı Hakk&#8217;ın koyduğu bu kanunlara göre; mesela bir fert boy bakımından yüzde 50 ihtimalle annesine, yüzde 50 ihtimalle babasına benzeyecektir.</p>
<p>Ferdin hemen hemen bütün özelliklerinde bu veya buna yakın oranları görmek mümkündür. Lakin, bazı karakterler vardır ki, ortaya çıkmaları, yani bir fertte tesir göstermeleri, bazı şartlara bağlıdır. Nasıl ki, yıldızların görünmesi gecenin gelmesine bağlıdır. Güneş onların görünmelerine mani olur. Bazı çekinik (resessif) karakterler de, baskın (dominant) karakterlerin etkisi altındadır. Çekinik karakterler bu tesirlerden kurtulduğu zaman etkisini gösterecektir. Bu, belki de nesiller sonra mümkün olur.</p>
<p>Günümüzdeki ırkların hepsi ortak bir atadan gelir. Saf ırk mevcut değildir. Sözgelimi, beyaz ırkın bir ferdinden, bir zenci gibi koyu deri rengine sahip fert hasıl olabilir. Ya da bir Çinli&#8217;den, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip yavru meydana gelebilir.</p>
<p>Bazıları, zenci ırkın tropiklerdeki yoğun ultraviyole ışınlarına uyum sağlayarak meydana geldiğini iddia ederler. Halbuki bu görüş, Kuzey ve Güney Amerika&#8217;da aynı ışınlara maruz kalanların, niçin siyahlaşmadıkları meselesini izah edememektedir. Son yapılan çalışmalar, deri rengindeki bu farklılığın irsi olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Dolayısı ile, ırkların teşekkülünde ortaya çıkan siyahlar, kendileri için zararlı olmayan ışınların bulunduğu sahaya göç etmiştir. Diğer taraftan açık renkli ve mavi gözlü İskandinav ırkı ise, ekvator yakınındaki yoğun ultraviyole ışığından kurtulmak için kuzeye gitmiştir.</p>
<p>Dışarıya kapalı bir kabile düşünün. Çevredeki diğer kabilelerle hiç bir irtibatı olmayan bir grup. Buradaki genetik özellikler, kabile fertlerinin sahip olduğu irsi karakterlerin toplamına eşittir. Belli sınırlar içinde yer alan böyle bir bölge &#8220;<strong>gen havuzu</strong>&#8221; olarak da adlandırılabilir. Bu gen havuzunda, çekinik karakterler, zamanla melezleme sonucu birbiriyle karışarak, yeni ve değişik karakterler hasıl eder.</p>
<p>Değişik renk ve ırk karakterlerine bu açıdan bakmak gerekir. Kuvvetle muhtemeldir ki, ilk insan Hz. Adem (as)&#8217;in genetik yapısında da çok farklı renk ve ırk özellikleri vardı. Tıpkı bir gen havuzu gibi, muhtelif karakterleri ihtiva ediyordu. Bütün bu karakterlerin bir anda ortaya çıkması elbette mümkün değildi. Zamanla bazı genetik açılımlar sonucu, değişik karakterler meydana geldi. Neticede günümüzdeki farklı fertler hasıl oldu. </span></p>
<p>Prof dr Adem TATLI</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/31/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/31/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/31/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/31/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/31/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/31/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/31/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/31/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/31/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/31/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/31/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/31/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=31&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/bir-atadan-geldigimiz-halde-farkli-renkler-nasil-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İnsan nasıl yaratıldı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2006 20:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/</guid>
		<description><![CDATA[ Büyük izlemek için tıklayınKURAN MUCİZELERİ




                            Gerçekten O (Kur&#8217;an), alemlerin                   [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=15&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/n11ucbpRG3I/2.jpg" alt="" /></a></span> <a href="http://www.youtube.com/v/n11ucbpRG3I" target="_blan">Büyük izlemek için tıklayın</a><span id="more-15"></span><br />KURAN MUCİZELERİ<br />
<table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<p>                            Gerçekten O (Kur&#8217;an), alemlerin                             Rabbinin (bir) indirmesidir.<br />                            (Şuara Suresi, 192)                         </p>
</p>
<hr align="center" size="1" />                      </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<p align="center"><a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2.html#index">Kuran                           Mucizeleri Index </a></p>
<p>&nbsp; </p>
<h1><a name="camur"></a>ÇAMURDAN YARATILIŞ</h1>
<p>Allah Kuran&#8217;da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde                           olduğunu haber verir. İlk insan, Allah&#8217;ın çamuru şekillendirip                           insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene                           ruh üflemesiyle yaratılmıştır: </p>
<blockquote><p>Hani Rabbin meleklere: &#8220;Gerçekten                             ben, <u>çamurdan bir beşer yaratacağım</u>&#8221; demişti.                             &#8220;Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman                             siz onun için hemen secdeye kapanın.&#8221; (Sad Suresi,                             71-72)</p>
<p>Şimdi onlara sor: Yaratılış                             bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız                             mı? Doğrusu Biz onları, <u>cıvık-yapışkan bir çamurdan                             yarattık</u>. (Saffat Suresi, 11)</p>
</blockquote>
<p><a name="94."></a>Bugün insan dokuları incelendiğinde,                           yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında                           da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95&#8242;i karbon                           (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor                           (P) ve sülfür (S)&#8217;den oluşur ve canlı dokularda toplam                           26 element bulunur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#94">94</a> Kuran&#8217;ın bir                           başka ayetinde şöyle buyrulmaktadır:</p>
<blockquote><p>Andolsun, Biz insanı, süzme                             bir çamurdan yarattık. (Müminun Suresi, 12) </p>
</blockquote>
<p>Ayette &#8220;süzme&#8221; olarak çevrilen &#8220;sulale&#8221; kelimesi, &#8220;temsili                           örnek, öz, hulasa, esas&#8221; gibi anlamlara gelmektedir.                           Görüldüğü gibi Kuran&#8217;da 14 asır evvel bildirilenler,                           modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki                           malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak                           olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir. </p>
<p>Aşağıda ortalama 70 kiloluk bir insanın vücudunda bulunan                           elementlerin dağılımı yer almaktadır.</p>
<table align="center" border="1" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><b>Element</b></td>
<td><b>Sembol</b></td>
<td><b>Ana Rolü</b></td>
<td>
<h5><b>%</b></h5>
</td>
<td><b>Ağırlık</b></td>
</tr>
<tr>
<td><b>Makro-mineraller</b></td>
<td height="2"></td>
<td height="2"></td>
<td height="2"></td>
<td><b>Gram</b></td>
</tr>
<tr>
<td height="109">
<p>Oksijen</p>
<p>Karbon<br />                                Hidrojen<br />                                Nitrojen<br />                                Kalsiyum<br />                                Fosfor<br />                                Potasyum<br />                                Sülfür<br />                                Klor<br />                                Sodyum<br />                                Magnezyum<br />                                Silikon </p>
</td>
<td height="109">
<p>O</p>
<p>C<br />                                H<br />                                N<br />                                Ca<br />                                P<br />                                K<br />                                S<br />                                Cl<br />                                Na<br />                                Mg<br />                                Si </p>
</td>
<td height="109">Hücrelerin/dokuların                               solunumu,<br />                              su bileşeni<br />                              Organik yapı<br />                              Su/doku bileşeni<br />                              Protein/doku bileşeni<br />                              Kemikler ve dişler<br />                              Kemikler ve dişler<br />                              Hücre-içi elektrolit<br />                              Amino asitler (saç ve deri)<br />                              Klorür olarak bir elektrolit<br />                              Hücre-içi elektrolit<br />                              Metabolizmaya ait elektrolit<br />                              Bağ dokusu/kemik</td>
<td height="109">65.0</p>
<p>                              18.5<br />                              9.5<br />                              3.3<br />                              1.5<br />                              1.0<br />                              0.35<br />                              0.25<br />                              0.15<br />                              0.15<br />                              0.05<br />                              0.05</td>
<td height="109">
<p align="right">43,000</p>
<p align="right">12,000<br />                                6,300<br />                                2,000<br />                                1,100<br />                                750<br />                                225<br />                                150<br />                                100<br />                                90<br />                                35<br />                                30</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><b>Mikro-mineraller</b></td>
<td height="7"></td>
<td height="7"></td>
<td><b>%</b></td>
<td><b>Miligram</b></td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Demir<br />                                Çinko</p>
<p>Bakır<br />                                Boron<br />                                Kobalt<br />                                Vanadyum<br />                                İyot<br />                                Selenyum<br />                                Manganez<br />                                Molibden<br />                                Krom </p>
</td>
<td>
<p>Fe<br />                                Zn</p>
<p>Cu<br />                                B<br />                                Co<br />                                V<br />                                I<br />                                Se<br />                                Mn<br />                                Mo<br />                                Cr </p>
</td>
<td>Hemoglobin/oksijen taşıyıcısı<br />                              Enzim içeriği/DNA sentezi,<br />                              bağışıklık desteği <br />                              Enzim kofaktörü<br />                              Kemik yapısı<br />                              B12 vitamin özü<br />                              Yağ metabolizması<br />                              Tiroid hormonu<br />                              Enzim, antioksidan, bağışıklık desteği<br />                              Metal içeren enzimler<br />                              Enzim kofaktörü<br />                              Glikoz tolere eden faktör</td>
<td>
<p>0.01<br />                                0.01</p>
<p>0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01</p>
</td>
<td>
<p align="right">4,200<br />                                2,400</p>
<p align="right">90<br />                                68<br />                                20<br />                                20<br />                                15<br />                                15<br />                                13<br />                                8<br />                                6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="genler"></a>GENLERDEKİ                           PROGRAMLANMA</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kromozomadam.jpg" height="209" width="144" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a name="genler"></a>(Allah)                             Onu hangi şeyden yarattı? <u>Bir damla sudan yarattı                             da onu &#8216;bir ölçüyle biçime soktu.&#8217; </u>Sonra ona yolu                             kolaylaştırdı. (Abese Suresi, 18-20)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette &#8220;<strong>ölçüyle biçime soktu</strong>&#8221;                           olarak çevrilen &#8220;kadderehu&#8221; kelimesi, Arapçada &#8220;kadere&#8221;                           fiil kökünden gelmektedir ve &#8220;ayarlamak, ölçüp biçmek,                           planlamak, programlamak, geleceğini görmek, Allah&#8217;ın                           birşeyi (kaderde) yazması&#8221; anlamlarına gelmektedir.                         </p>
<p>Bilindiği gibi babanın sperm hücresi, annenin yumurta                           hücresini döllediğinde, doğacak bebeğin bütün kalıtsal                           özelliklerini belirlemek üzere babanın ve annenin genleri                           birleşir. Bu binlerce genden her birinin özel bir işlevi                           vardır. Saç ve göz rengini, boyunun uzunluğunu, yüzünün                           biçimini, iskelet çatısını; iç organlardaki, beyin,                           sinirler ve kaslardaki sayısız ayrıntıyı belirleyen                           genlerdir. Tüm fiziksel özelliklerin yanı sıra, hücrelerde                           ve vücutta meydana gelen binlerce farklı olay ve sistemin                           kontrolü de genlerde kayıtlıdır. Örneğin, insanın kan                           basıncının alçak, yüksek veya normal olması bile genlerdeki                           bilgilere bağlıdır. </p>
<table align="right" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/medium.jpg" height="211" width="259" /><br />                                DNA molekülü 4 farklı                                 nükleotidin farklı sıralamalarla art arda gelerek                                 dizilmesinden oluşur. Bu moleküllerin sıralamaları                                 canlıların kullanacağı tüm proteinlerin yapısıyla                                 ilgili bilgileri oluşturur. Proteinler bu bilgileri                                 kullanarak tek başlarına ya da kompleks formlarda                                 birçok hücresel faaliyet gerçekleştirirler.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sperm ile yumurta birleştiklerinde oluşan ilk hücre                           ile beraber, insanın hayatının sonuna kadar her hücresinde                           şifresini taşıyacağı DNA molekülünün de ilk kopyası                           oluşmuş olur. DNA, hücre çekirdeğinde titizlikle korunan                           oldukça büyük bir moleküldür ve bu molekül yukarıda                           bahsettiğimiz genleri içeren, insan vücudunun bir nevi                           bilgi bankasıdır. Döllenmiş yumurta dediğimiz ilk hücre,                           bundan sonra DNA&#8217;da kayıtlı program doğrultusunda çoğalır                           ve bir insana dönüşmek üzere vücuttaki dokuları, organları                           oluşturmaya başlar. İşte bu kompleks yapılanmanın koordinasyonu,                           DNA molekülü -karbon, fosfor, azot, hidrojen ve oksijen                           gibi atomlardan oluşan bir molekül- tarafından sağlanır.                         </p>
<p>DNA&#8217;da kayıtlı bulunan bilginin kapasitesi ise bilim                           adamlarını hayrete düşüren boyutlardadır. İnsanın tek                           bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını                           veya yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi                           bulunur. Bir başka deyişle her bir hücrenin çekirdeğinde,                           insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir                           milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda                           bilgi kodlanmıştır. Bir benzetme yapacak olursak, dünyanın                           en büyük ansiklopedilerinden birisi olan 23 ciltlik                           <em>Encyclopedia Britannica</em>&#8216;nın bile toplam 25                           bin sayfası vardır. Mikroskobik hücrenin içindeki, ondan                           çok daha küçük bir çekirdekte bulunan bir molekülde,                           milyonlarca bilgi içeren dünyanın en büyük ansiklopedisinin                           40 katı büyüklüğünde bir bilgi deposu saklı durmaktadır.                           Bu da yaklaşık 1000 ciltlik, dünyada başka eşi, benzeri                           olmayan dev bir ansiklopedi demektir. </p>
<p>DNA&#8217;nın yapısının 1953&#8242;te Francis Crick tarafından                           keşfedildiği göz önünde bulundurulacak olursa, embriyologların                           19. yüzyılın sonuna kadar tartışamadıkları &#8220;genetik                           planlama&#8221; kavramına, Kuran&#8217;da 1400 sene öncesinden işaret                           edilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın Allah&#8217;ın sözü olduğunun                           delillerindendir.</p>
<p><a name="menstru"></a>MENSTRÜASYON                           DÖNEMİ</p>
<p>Menstrüasyon dönemi, döllenmemiş yumurtanın vücuttan                           atıldığı devredir. Döllenme gerçekleşmediği için, daha                           önce hazırlanmış olan rahim duvarı gerilir, kılcal damarların                           kopması ile birlikte yumurta dışarı atılır. Bu dönemden                           sonra vücut, bütün bu işlemleri tekrar yapmak için hazırlıklara                           başlayacaktır. </p>
<p>Bu evrelerin tümü belli bir dönem boyunca, bütün kadınlarda                           sürekli tekrarlanır. Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur,                           aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır,                           kadın vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır.                           Ancak son aşamada spermin olmasına ya da olmamasına                           göre vücuttaki hazırlıkların yönü değişir. </p>
<p>Söz konusu dönemde, kadının rahim boşluğunda ne gibi                           değişiklikler olduğunun tespit edilebilmesi ise, ancak                           bir anatomist ya da jinekoloğun yaptığı incelemelerle                           mümkündür. Bilim adamlarının yakın tarihlerde keşfettiği                           bu değişikliklere, mucizevi bir şekilde Rad Suresi&#8217;nin                           8. ayetinde dikkat çekilmiştir:</p>
<blockquote><p>Allah, her dişinin neyi yüklendiğini                             (neye hamile kaldığını) ve <u>döl yataklarının neyi                             eksiltip neyi eklediğini bilir</u>. O&#8217;nun katında                             herşey bir miktar (ölçü) iledir. (Rad Suresi, <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
</blockquote>
<p>Menstrüasyon döneminin başlangıcında, rahim duvarındaki                           rahim mukozası (endometriyum tabakası) 0,5 mm kalınlığındadır.                           Yumurtalıklar tarafından salgılanan hormonların etkisi                           ile bu tabaka büyür ve 5-6 mm kalınlığa ulaşır. Döllenme                           olmadığında ise tabaka dökülür. Yukarıdaki ayette görüldüğü                           gibi rahim duvarında her ay tekrarlanan bu artış ve                           azalmalara da, Kuran&#8217;da dikkat çekilmiştir.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/anne.jpg" height="227" width="162" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="hamile"></a>HAMİLELİK                           VE DOĞUM</p>
<p> Kahrolası insan, ne kadar nankördür.                           (Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı                           da onu &#8216;bir ölçüyle biçime soktu.&#8217; Sonra <u>ona yolu                           kolaylaştırdı.</u> (Abese Suresi, 17-20)</p>
<p>Anne karnındaki çocuğun &#8220;fetus&#8221; hali tam olarak altıncı                           ayın sonunda oluşur. Daha sonra rahim kuluçka dönemine                           girer. Bebeğin tüm vücut organları ve sistemleri, bu                           süre içerisinde gelişmiştir ve rahim fetusun büyümesi                           için besin sağlayarak bu gelişimi hızlandırır. Bu süreç,                           fetusun annenin rahminden çıktığı doğuma kadar sürer.</p>
<p><a name="95."></a>Normal olarak doğum kanalı                           çok dardır ve fetusun buradan geçmesi çok zordur. Ancak                           doğum esnasında, annenin vücudunda çeşitli fizyolojik                           değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler fetusun                           doğum kanalında kolaylıkla hareket etmesini sağlar.                           Bu değişikliklerin bir kısmı şöyledir: Leğen kemiklerindeki                           eklemlerin doğum kanalını genişletmek üzere esnemesi,                           kanalın daha da genişlemesi için kasların gevşemesi,                           fetusun çevresinde bulunan amniotik sıvının kanalı yağlaması.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#95">95</a>                           Bilimsel bir kaynakta doğumdan evvelki bu değişim şöyle                           tarif edilir:</p>
<blockquote><p><a name="96."></a>Yeni bir dünyaya adım                             atacak cenin için bütün hazırlıklar tamamlandığında,                             amniyon sıvısı da doğum için yeni faaliyetlere başlar.                             Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturan                             amniyon sıvısı, bu sayede rahmi bebeğin geçeceği büyüklüğe                             ulaştırır. Bu keseler aynı zamanda ceninin doğum sırasında                             rahimde sıkışmasını da engelleyecektir. Ayrıca doğum                             başlangıcında keseler delinip de içindeki sıvılar                             aktığında ise, ceninin gideceği yol kayganlaşır ve                             sterilize olur. Bu şekilde doğum hem daha rahat hem                             de mikroplardan doğal olarak arınmış bir şekilde gerçekleşir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#96">96</a></p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi Kuran&#8217;da bu sürece, &#8220;Sonra                           ona yolu kolaylaştırdı&#8221; (Abese Suresi, 20) ayetiyle                           açıkça işaret edilmektedir. 1400 sene evvel Allah&#8217;ın                           bildirdiği bu fizyolojik değişimlerin tespiti ise, günümüzde                           ancak pek çok teknolojik alet sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/fetus.jpg" height="182" width="195" /><br />                                Anne karnındaki bebeğin                                 organlarının oluşumu hakkındaki çok yakın bir                                 dönemde edinilen bilgiler Kuran ayetlerinde verilen                                 bilgiler ile birebir uyum içinedir.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2"><a name="organ"></a>İNSANLARDAKİ ORGANLARIN                           GELİŞİM SIRASI</p>
<p>O, sizin için <u>kulakları, gözleri                           ve gönülleri inşa edendir</u>; ne az şükrediyorsunuz.                           (Mü&#8217;minun Suresi, 78)</p>
<p>Allah, sizi annelerinizin karnından                           hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz                           diye <u>işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi</u>.                           (Nahl Suresi, 78)</p>
<p>De ki: &#8220;Düşündünüz mü hiç; eğer                           Allah sizin <u>işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi                           mühürlerse</u>, onları size Allah&#8217;tan başka getirebilecek                           ilah kimdir?&#8221;&#8230; (En&#8217;am Suresi, 46)</p>
<p>Şüphesiz Biz insanı, karmaşık                           olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan                           dolayı onu <u>işiten ve gören yaptık</u>. (İnsan Suresi,                           2)</p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde Allah&#8217;ın insana bahşettiği birtakım                           duyulardan bahsedilmektedir. Dikkat edilirse, Kuran&#8217;da                           bu duyulardan hep belli bir sıra ile bahsedilmektedir:                           Duyma, görme, hissetme ve anlama. </p>
<p><a name="97."></a>Embriyolog Dr. Keith Moore,                           <em>Journal of Islamic Medical Association</em>&#8216;da yayınlanan                           bir makalesinde, embriyonun gelişim sürecinde iç kulakların                           ilk halinin belirmesinden sonra gözün oluşmaya başladığını                           ifade etmektedir. Hissetme ve anlama merkezi olan beynin                           ise, kulak ve gözün ardından gelişimine başladığını                           söylemektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#97">97</a></p>
<p>Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin                           yirmi ikinci günü gibi erken bir dönemde kulaklar gelişir                           ve hamileliğin dördüncü ayında kulak tam olarak fonksiyonel                           hale gelir. Fetus bundan sonra annenin karnındaki sesleri                           duyabilir. Dolayısıyla yeni doğan bir bebek için işitme                           duyusu, diğer yaşamsal fonksiyonlardan önce oluşur.                           Kuran ayetlerindeki öncelik sırası bu bakımdan dikkat                           çekicidir.                        </p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="sutun"></a>SÜTÜN OLUŞUMU</p>
<blockquote><p>Sizin için hayvanlarda da elbette                             ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers                             (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin                             boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.                             (Nahl Suresi, 66)</p>
</blockquote>
<p>Vücudun beslenmesini sağlayan temel maddeler, sindirim                           sistemindeki kimyasal dönüşümler sonucunda oluşur. Sindirilen                           bu besin maddeleri daha sonra bağırsak duvarından kan                           dolaşım sistemine geçerler. Kan dolaşımı sayesinde ilgili                           organlara sevk edilmiş olurlar. </p>
<table align="center" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify">
<p align="center"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/sut.jpg" height="501" width="486" /><br />                                  <b>SÜTÜN FİZYOLOJİK OLUŞUMU</b> </p>
<p>Yukarıdaki tabloda mide kanalından gelen yarı                                   sindirilmiş besinlerle damarlardan gelen kanın                                   birleşerek vücuda dağılımı görülmektedir. Bu                                   karışımın bir kısmı kaslara ve diğer vücut dokularına                                   dağılırken, bir kısmı da süt bezlerine süt olarak                                   salgılanmak üzere ulaşmaktadır.</p>
</p></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> 
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="318"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/inek.jpg" height="298" width="235" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div align="justify">Süt bezleri de diğer vücut dokuları                           gibi kan yoluyla kendilerine getirilen sindirilmiş gıdalarla                           beslenirler. Bu nedenle kan, besinlerden gelen gıdaların                           toplanıp iletilmesinde çok önemli bir rol oynar. Süt                           de tüm bu aşamalardan sonra süt bezleri tarafından salgılanır                           ve sindirilmiş besinin kan dolaşımıyla taşınması sonucunda                           oluştuğu için besin değeri oldukça yüksektir. İnsanlar                           ne hayvanın karnındaki yarı sindirilmiş besini ne de                           hayvanın kanını doğrudan tüketebilirler. Bunları doğrudan                           tüketmeleri ciddi zehirlenmelere hatta ölüme yol açabilir.                           Ama Allah, yarattığı son derece kompleks biyolojik sistemler                           sayesinde, bu sıvıların içinden temiz ve sağlıklı bir                           gıdayı insanların faydasına sunmaktadır. Böylece insanların                           doğrudan tüketemeyeceği kan ve yarı sindirilmiş besinden                           içilir nitelikte, besleyici süt üretilmiş olur. </div>
<p align="justify">Görüldüğü gibi Nahl Suresi&#8217;nin 66.                           ayetinde, sütün biyolojik oluşumu ile ilgili tarif edilenler,                           günümüz biliminin ortaya koyduğu bilgilerle büyük bir                           uyum içerisindedir. Memelilerin sindirim sistemine yönelik                           uzmanlık gerektiren böyle bir bilginin Kuran&#8217;ın indirildiği                           dönemde insanlar tarafından bilinmesinin mümkün olmayacağı                           ise son derece açıktır.</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p><a name="anne"></a>MUCİZE                           KARIŞIM:ANNE SÜTÜ</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek.jpg" height="209" width="157" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı)                         tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında)                         taşımıştır.<u> Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir</u>.                         &#8220;Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.&#8221;                         (Lokman Suresi, 14)
<p><a name="98."></a>Anne                           sütü, bebeğin besin ihtiyaçlarını eksiksiz olarak gidermek                           ve bebeği olası enfeksiyonlara karşı korumak üzere Allah&#8217;ın                           yaratmış olduğu benzersiz bir karışımdır. Anne sütündeki                           besin maddelerinin dengesi en ideal ölçülerdedir ve                           bebeğin henüz olgunlaşmamış vücut sistemleri için en                           uygun formdadır. İçeriğindeki besin değerlerinin bebek                           için ideal ölçülerde olması nedeniyle &#8220;mucize karışım&#8221;                           olarak adlandırılabilecek anne sütü, bebeğin beyin hücrelerinin                           büyümesini sağlayan ve sinir sistemi gelişimini hızlandıran                           besinler açısından da oldukça zengindir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#98">98</a>                           Günümüzün en son teknolojisi ile hazırlanan bebek mamaları                           dahi bu mucizevi besinin yerini tutamamaktadır. </p>
<p><a name="99."></a>Araştırmalar sonucunda,                           anne sütünün bebeğe olan faydalarına her geçen gün yenileri                           eklenmektedir. Örneğin anne sütü ile emzirilen bebeklerin                           özellikle solunum ve sindirim yolu enfeksiyonlarından                           korundukları ortaya çıkmıştır. Çünkü anne sütündeki                           antikorlar enfeksiyona karşı doğrudan koruma sağlarlar.                           Anne sütünün diğer anti-enfeksiyon özellikleri ise &#8220;normal                           flora&#8221; denilen &#8220;iyi&#8221; bakteriler için dostça bir ortam                           sağlarken, zararlı bakteriler, virüsler ya da parazitlerin                           barınmasına da engel teşkil etmesidir. Ayrıca anne sütünde,                           bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık sistemini düzenleyen                           ve iyi çalışmasını sağlayan faktörler de tespit edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#99">99</a></p>
<p>Anne sütü, bebeğin en kolay sindirebileceği besindir.                           Çok zengin gıda içeriği olmasına karşın, bebeklerin                           hassas sistemlerine uygun olarak sindirimi kolaydır.                           Böylece bebek, besinlerin sindirilmesine daha az enerji                           kullandığı için, enerjisini diğer vücut faaliyetlerine,                           büyümeye ve organlarının gelişimine harcamış olur.</p>
<p>Erken doğum yapan annelerin sütünde mucizevi bir şekilde,                           bebeğin ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein,                           sodyum, klorür ve demir bulunur. Nitekim kendi annelerinin                           sütüyle beslenen erken doğan (prematüre) bebeklerde,                           göz işlevlerinin daha iyi gelişmesi, zeka testlerinde                           daha başarılı olma gibi pek çok üstünlük tespit edilmiştir.</p>
<p><a name="100."></a>Anne sütünün yeni doğan                           bebeklerin gelişimi için önemlerinden biri, omega-3                           yağ asitlerini içermesidir. Omega-3 yağ asitleri insan                           beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olmalarından                           ötürü, özellikle yeni doğan bebekler açısından önemi                           büyüktür. Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca                           ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin                           uygun şekilde gelişimi için de çok önemlidir. Anne sütü                           de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan,                           bilim adamları anne sütünün önemini özellikle vurgulamaktadırlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#100">100</a></p>
<p><a name="101."></a>Ayrıca Bristol Üniversitesi                           bilim adamlarının yaptıkları araştırmalarda, anne sütüyle                           beslenmenin uzun vadedeki faydaları arasında, tansiyon                           üzerinde olumlu etkisinin bulunduğu ve bu sayede kalp                           krizi risklerinin azaldığı ortaya konmuştur. Araştırmayı                           yapan ekip, anne sütünün koruyuculuğunun içeriğinden                           kaynaklandığını belirtmektedir. Circulation adlı tıp                           dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, anne                           sütü ile beslenen bebeklerin kalp hastalıklarına yakalanma                           riski daha azdır. Anne sütünde damar sertliğini önleyen                           yağ asitlerinin bulunması, anne sütü ile beslenen bebeklerin                           daha az sodyum tükettikleri ve aşırı kilo almadıkları                           için, anne sütünün kalp sağlıkları üzerinde olumlu etkiye                           sahip olduğu gerçeğini ortaya konmuştur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#101">101</a></p>
<p><a name="102."></a><a name="103."></a>Bunların                           yanı sıra ABD�deki Cincinnati Üniversitesi�ne bağlı                           çocuk hastanesinde görevli Lisa Martin başkanlığındaki                           ekip, anne sütünde yüksek miktarda �adiponektin� isimli                           protein hormonu buldu.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#102">102</a> Kanda yüksek                           miktarda adiponektin bulunması kalp krizi ıriskinin                           azalması ile bağlantılı kabul edilir. Obez ve kalp krizi                           riski yüksek olan kişilerde ise kandaki adiponektin                           miktarı düşüktür. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebeklerin,                           ilerde fazla kilolu olma riskinin bu hormona bağlı olarak                           azaldığı tespit edildi. Bunun yanı sıra anne sütünde                           leptin denilen ve yağ metabolizmasında çok önemli bir                           rolü olan bir diğer hormonun da olduğu tesbit edildi.                           Bilim adamlarınca leptin, vücutta yağ olduğuna dair                           beyne gönderilen bir sinyaldir. Dolayısıyla Dr. Martin�in                           açıklamalarına göre, bebekken anne sütü ile alınan bu                           hormonlar, ileri yaşlarda obezite, 2. tip şeker hastalığı,                           ensülin direnci ve koroner damar rahatsızlığı gibi hastalıkların                           riskini azaltmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#103">103</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">&#8220;En Taze Besin&#8221; İle İgili Gerçekler</p>
<p>Anne sütü ile ilgili gerçekler bu kadarla da sınırlı                           değildir. Anne sütünün bebeğe sağladığı katkı, bebeğin                           geçirdiği evrelere göre değişmekte ve bebeğin hangi                           döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği                           de bu döneme göre farklılık göstermektedir. İdeal sıcaklığı                           ile her an hazır olan anne sütü, içinde bulunan şeker                           ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar.                           Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler,                           bebeğin kemik gelişiminde büyük bir pay sahibidir.</p>
<p align="justify">Bu mucizevi karışım süt olarak adlandırılmasına                           rağmen, aslında anne sütünün %90&#8242;ı sudan oluşmaktadır.                           Bu da son derece önemli bir özelliktir. Çünkü bebeklerin                           besinin yanı sıra sıvı olarak suya da ihtiyaçları vardır.                           Anne sütü haricinde alınacak su ya da diğer yabancı                           maddelerin tam anlamda hijyeni sağlanamayabilir. Ancak                           %90&#8242;ı su olan anne sütü ile bebeğin su ihtiyacı da en                           hijyenik şekilde karşılanmaktadır.</p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Anne Sütü ve                           Zeka</p>
<p align="justify"><a name="104."></a>Yapılan                           bilimsel araştırmalar anne sütü içen bebeklerin zeka                           gelişiminin içmeyen bebeklere oranla daha fazla olduğunu                           göstermektedir. Kentucky Üniversitesi uzmanlarından                           Jame Anderson&#8217;ın, anne sütüyle beslenen bebekler ile                           biberonla beslenenler arasında karşılaştırma yapan araştırması                           sonucunda, &#8220;anne sütüyle beslenen bebeklerin IQ&#8217;larının,                           biberonla beslenen bebeklere oranla 5 puan daha fazla                           olduğu&#8221; saptanmıştır. Bu araştırma sonucunda, bebeğin                           zekasının anne sütüyle gelişiminin 6 aya kadar olabileceği,                           8 haftadan az anne sütü emen bebeklerde ise anne sütünün                           zeka üzerinde yarar sağlamadığı da belirlenmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#104">104</a></p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Anne Sütü Kansere                           İlaç mı? </p>
<p align="justify">Yapılan çalışmalar sonucunda, hakkında                           yüzlerce makale yayınlanan anne sütünün son olarak da                           bebekleri kanserden koruduğu ispatlanmış, fakat bunun                           mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Araştırmacılar,                           laboratuvarda yetiştirilen kanser hücrelerinin anne                           sütü tarafından öldürüldüğünün ispatlanması ile büyük                           bir potansiyel ortaya çıktığını belirtmişlerdir. İsveç&#8217;te                           Lund Üniversitesi&#8217;nde doktor ve immünolog olarak çalışan                           Catharina Svanborg, anne sütündeki bu mucizevi sırları                           keşfeden ekipte bulunmuştur. Lund Üniversitesi&#8217;ndeki                           bu ekip normal anne sütünün kanserin her çeşidi için                           bir koruma sağlamasını mucizevi bir keşif olarak değerlendirmişlerdir.                         </p>
<p align="justify">Başlangıçta, yeni doğmuş bebeklerden                           almış oldukları bağırsak-mukoza hücrelerini anne sütü                           ile işleyen araştırmacılar, neticede Pnemococcus bakterisi                           tarafından meydana getirilen ve pneumonia (zatürree)                           olarak adlandırılan hastalığı, anne sütünün çok iyi                           bir şekilde durdurduğunu gördüler. Ayrıca anne sütü                           ile beslenen bebekler, biberonla beslenenlere göre çok                           daha az duyma güçlüğü ile karşılaşmakta ve solunum sistemi                           enfeksiyonlarına da çok daha az yakalanmaktaydılar.                           Birbirini takip eden çalışmalar sonrasında, anne sütünün                           kansere karşı da bir koruma sağladığını gördüler. (Çocuklukta                           görülen lenf kanseri riskinin biberon ile beslenen çocuklarda                           dokuz kat daha fazla olduğunu gösterdikten sonra, aynı                           sonuçların diğer kanser türleri için de geçerli olduğunu                           fark ettiler). Çıkan sonuca göre anne sütü kanserli                           hücrelerin yerini tam olarak belirliyor ve daha sonra                           da onları öldürüyor. Kanserli hücreleri tespit ederek                           öldüren ise anne sütünde bol miktarda bulunan alpha-lac                           (alphalactalbumin) olarak adlandırılan maddedir. Alpha-lac                           süt içerisindeki laktoz şekerinin üretilmesine yardım                           eden bir protein tarafından meydana getirilmektedir.</p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Bu Eşşiz Nimet                           Yüce Allah&#8217;ın Bir Lütfudur� </p>
<p align="justify"><a name="105."></a>Anne sütü                           ile ilgili başka mucizevi bir özellikse, bebeğin anne                           sütü ile 2 yıl boyunca beslenmesinin son derece faydalı                           olduğudur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#105">105 </a>Bilimin yeni keşfettiği                           bu önemli bilgiyi Allah bizlere Kuran&#8217;da &#8220;Emzirmeyi                           tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam                           yıl emzirirler�&#8221; (Bakara Suresi, 233) ayetiyle                           14 asır önce bildirmiştir. </p>
<p align="justify">Korunmaya, beslenmeye muhtaç olarak                           doğan bebek için, annenin kendisi en ideal gıda olan                           anne sütünü, vücudunda üretmeye karar vermediği gibi,                           değişen besin değerlerini de, kuşkusuz annenin kendisi                           belirlememektedir. Her canlının ihtiyacını bilen ve                           onları rızıklandıran Yüce Allah, anne sütünü annenin                           bedeninde, bebek için yaratmaktadır. </p>
<p><a name="parmak"></a>PARMAK                           İZİNDEKİ KİMLİK</p>
</p>
<table align="right" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="justify"> <img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizi.jpg" height="91" width="114" /><br />                                Tek yumurta ikizleri                                 de dahil olmak üzere, her insanın parmak izi kendine                                 özeldir. Başka bir deyişle, insanların parmak                                 uçlarında kimlikleri şifrelenmiştir. Bu şifreleme                                 sistemini, günümüzde kullanılmakta olan barkod                                 sistemine benzetmek de mümkündür.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Kuran&#8217;da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için                         çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak                         uçlarına dikkat çekilir:
<p>Evet; onun<u> parmak uçlarını                           dahi</u> derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.                           (Kıyamet Suresi, 4) </p>
<p><a name="106."></a>Ayette parmak uçlarının                           vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü parmak izindeki                           şekiller ve detaylar, tamamen kişiye özeldir. Şu an                           dünya üzerinde yaşayan ve tarih boyunca yaşamış olan                           tüm insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.                           Dahası, aynı DNA dizilimine sahip tek yumurta ikizleri                           dahi farklı parmak izine sahiptirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#106">106</a></p>
<p>Parmak izi doğumdan önce cenin üzerinde son şeklini                           alır ve kalıcı yara olması dışında ömür boyu sabit kalır.                           İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli                           bir &#8220;kimlik kartı&#8221; sayılmakta ve parmak izi bilimi ise                           insanlar tarafından bilinen tek değişmez ve yanılmaz                           kimlik tespit yöntemi olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Ancak önemli olan, parmak izinin özelliğinin ancak                           19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiş olmasıdır.                           Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliği ve                           anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür. Fakat Kuran&#8217;da,                           o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri                           vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen                           önemine dikkat çekilmektedir. </p>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="217"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmak.jpg" height="174" width="108" /></td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify"><a name="107."></a>Parmak                                       izi ile kimlik saptama sistemi (AFS) teknolojisi,                                       son 25 yıldır çeşitli polis teşkilatlarında                                       geçerliliği ispatlanmış, yasal olarak onaylanmış                                       bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Günümüzde                                       geniş kapsamlı kimlik tespiti çalışmalarında                                       parmak izi kadar isabetli sonuç veren bir                                       teknoloji bulunmamaktadır. Parmak iziyle                                       kimlik tespiti son 100 yıldır hukuki süreçlerde                                       kullanılmaktadır ve uluslararası geçerliliğe                                       sahiptir. <br />                                      <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#107"> 107</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="right"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizleri.jpg" height="320" width="113" /></div>
</td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify"><a name="108."></a><br />                                      A. A. Moenssnens, Fingerprint Techniques                                       (Parmak İzi Teknikleri) adlı kitabında parmak                                       izinin her insana özel oluşunu şu şekilde                                       değerlendirmiştir: &#8220;Şimdiye dek farklı parmaklardaki                                       iki parmak izinden hiçbirinin birbiriyle                                       aynı olduğuna rastlanmamıştır�&#8221;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#108">108</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">&nbsp;</p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="disi"></a>DİŞİ BAL ARISI</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cicek.jpg" height="210" width="159" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların                         kurdukları çardaklarda kendine<u> evler edin</u>. &#8211; Sonra                         meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı                         yollarda <u>yürü-uçuver.</u> Onların karınlarından türlü                         renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa                         vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda                         bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
<p><a name="109."></a>Her                           arının çok fazla görevinin olduğu arı kolonilerindeki                           tek istisna erkek arılardır. Erkek arılar ne kovanın                           savunmasına, ne temizliğine, ne besin toplamaya, ne                           de petek veya bal yapımına bir katkıda bulunurlar. Erkek                           arıların kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı                           döllemektir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#109">109</a> Çiftleşme organları                           dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin hemen hemen                           hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların kraliçe                           arıyı döllemekten başka bir iş yapmaları da mümkün değildir.                         </p>
<p>Koloninin tüm yükü üzerinde bulunan işçi arıların ise,                           kraliçe arılar gibi dişi olmalarına rağmen yumurtalıkları                           gelişmemiştir, yani kısırdırlar. Kovanın temizliği,                           arı larvalarının ve yavrularının bakımı, kraliçe arı                           ve erkek arıların beslenmesi, bal yapılması, peteklerin                           inşası ve onarım işleri, kovanın havalandırılması, kovanın                           güvenliği, nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su,                           reçine gibi malzemelerin toplanması ve bunların kovanda                           depolanması gibi görevleri vardır.</p>
<p><a name="110."></a>Arapçada iki çeşit fiil                           kullanımı vardır ve fiillerin bu kullanımlarından, öznenin                           erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim                           yukarıdaki ayetlerde arı için kullanılan fiiller (altı                           çizili kelimeler), fiilin dişi için olan şekliyle kullanılmıştır.                           Böylece Kuran&#8217;da bal yapımında çalışan arıların dişi                           olduğuna işaret edilmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#110">110</a></p>
<p>Unutulmamalıdır ki arılarla ilgili bu gerçeğin bundan                           1400 sene önce bilinmesi mümkün değildir. Ama Allah                           bu gerçeğe dikkat çekerek Kuran&#8217;ın bir mucizesini daha                           bize göstermiştir.</p>
</p>
<p><a name="baldaki"></a>BALDAKİ                           ŞİFA</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="292">
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bal.jpg" height="268" width="108" /></div>
</td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify">Yapılan                                 klinik gözlemler ve deneysel araştırmalar sonucunda,                                 balın antibakteriyel ve antienflamatuar özelliklere                                 sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bal, yaralardaki                                 enfeksiyonun ve bu bölgedeki ölü hücrelerin ağrısız                                 olarak temizlenmesinde ve yeni dokuların gelişmesinde                                 son derece etkilidir. Balın ilaç olarak kullanılışından                                 en eski tarihi yazıtlarda dahi bahsedilmektedir.                                 Günümüzde de bilim adamları ve doktorlar balın                                 yaraların tedavisindeki etkisini yeniden keşfetmektedirler.<br />                                <a name="111."></a>20 yıldır bal araştırmasının                                 öncülüğünü yapan ve Yeni Zelanda&#8217;daki Waikato                                 Üniversitesi&#8217;nde biyokimya profesörü olan Dr.                                 Peter Molan, balın antimikrobik özellikleri konusunda                                 bir uzman olarak şöyle dejmektedir: &#8220;Gelişigüzel                                 yapılan denemeler balın yanık yaralarındaki enfeksiyonu                                 kontrol etmede, hastanelerde çoğunlukla antibakteriyel                                 merhem olarak kullanılan gümüş sülfadiazinden                                 daha etkilidir ve yeni dokuların gelişimini harekete                                 geçirmektedir.&#8221; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#111">111</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların                         kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin                         tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda                         yürü-uçuver. <u>Onların karınlarından türlü renklerde                         şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır.</u>                         Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir                         ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
<p>Bal, yukarıdaki                           ayetlerde vurgulandığı gibi, &#8220;insanlara şifa&#8221; olma özelliği                           taşımaktadır. Bilimde en ön sıraları alan ülkelerde,                           balın insan sağlığı açısından öneminden ötürü, arıcılık                           ve arı ürünleri artık başlı başına bir araştırma dalı                           olmuştur. Balın yararları genel hatlarıyla şöyle sıralanabilir:                         </p>
<p>Kolayca sindirilir:                           İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun                           glikoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek                           miktarda asit içermesine rağmen, en hassas mideler tarafından                           bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların                           ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur. </p>
<p>Süratle kana karışır; hızlı                           bir enerji kaynağıdır: Bal ılık suyla karıştırıldığında                           7 dakika içinde kana karışır. İçerdiği serbest şekerlerden                           dolayı beynin çalışması kolaylaşır. Bal, fruktoz ve                           glikoz gibi basit şekerlerin doğal bir karışımıdır.                           Yapılan son araştırmalara göre, şekerlerin bu kendine                           has karışımı yorgunluğun giderilmesinde en etkili yöntemdir                           ve atletik performansı artırmaktadır.</p>
<p>Kan yapımına destek olur:                           Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin                           önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine                           de yardımcı olur. Kan dolaşımını düzenleyici ve kolaylaştırıcı                           yönde etkisi vardır. Damar sertliğine karşı önemli bir                           koruyucudur. </p>
<p>Antimikrobiktir: Antimikrobik                           etmenler belirli bakterilerin, mayanın ve küfün büyümesine                           engel olur. Balın, bakterinin barınmasına olanak tanımayan                           özelliği &#8220;inhibine etki&#8221; olarak adlandırılır. Balın                           antimikrobik olmasını sağlayan pek çok sebep vardır.                           Bunların arasında, mikroorganizmaların, büyümek için                           ihtiyaç duydukları su miktarını sınırlayan yüksek şeker                           içeriği, yüksek asit oranı (düşük pH), bakterileri büyümeleri                           için ihtiyaç duydukları nitrojenden mahrum bırakan içeriği                           sayılabilir. Balda hidrojen peroksit bulunması ve balın                           içerdiği antioksidanlar da bakterinin çoğalmasına engel                           olur. </p>
<p><a name="112."></a>Antioksidandır:                           Antioksidandır: Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin özellikle                           antioksidan tüketmesi gerekir. Antioksidanlar, hücrelerde                           normal metabolizmanın zararlı yan ürünlerini temizleyen                           bileşenlerdir. Bunlar gıdaların bozulmasına yol açan                           ve birçok kronik hastalığa sebep olan yıkıcı kimyasal                           tepkimeleri yavaşlatabilen element4elerdir. Uzmanlar                           antioksidan bakımından zengin besinlerin kalp hastalıkları                           ve kanser gibi hastalıkları önleyebileceğine inanmaktadırlar.                           Balın içeriğinde de güçlü antioksidanlar mevcuttur:                           Pinocembrin, pinobaxin, chrisin ve galagin. Bunlardan                           pinocembrin, yalnızca balda bulunan bir antioksidandır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#112">112</a></p>
<p>Vitamin ve mineral deposudur:                           Bal, fruktoz ve glikoz gibi şekerlerin yanı sıra magnezyum,                           potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve                           fosfor gibi mineralleri de içerir. Nektar ve polen kaynaklarının                           niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1, B2,                           C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır,                           iyot, demir ve çinko da az miktarlarda bulunur. </p>
<p>                        Yaraların tedavisinde kullanılır:
<p>- Yaraların tedavisinde kullanıldığında, balın                           havadan nem çekebilme özelliği, iyileşmeyi hızlandırarak                           yara izi kalmasını önler. Çünkü bal, yaranın üzerini                           kaplayan yeni deriyi oluşturan epitel hücrelerin büyümesini                           hızlandırır. Böylece büyük yaralarda bile bal kullanıldığında                           doku nakli yapılması ihtiyacı ortadan kalkar. </p>
<p>- Bal, iyileşme sürecine dahil olan dokuları yeniden                           büyümeleri için uyarır. Yeni kılcal damarların oluşumunu                           hızlandırarak, derinin daha derindeki bağ dokusunun                           yerini alan fibroblastların büyümesini teşvik eder ve                           iyileşmenin gücünü artıran kolajen liflerinin üretimini                           hızlandırır. </p>
<p>- Balın, yaranın etrafındaki şişkinliği azaltan antienflamatuar                           bir etkisi vardır. Bu, kan dolaşımını artırır; böylece                           iyileşme süreci hızlanmış olur ve hissedilen acı azalır.                         </p>
<p>- Bal, yaranın altındaki dokulara yapışmaz; bu nedenle                           pansuman sırasında yeni oluşan dokuların yırtılması                           ve acı söz konusu olmaz. </p>
<p><a name="113."></a>- Ayrıca balın daha evvel                           belirttiğimiz antimikrobik etkisinden ötürü, bal enfeksiyon                           oluşmasını önleyen koruyucu bir engel oluşturur. Mevcut                           enfeksiyonu da yaralardan hızla temizler. Bakterilerin                           antibiyotik dirençli özelliklerine karşı bile etkilidir.                           Antiseptiklerin ve antibiyotiklerin tersine, yaradaki                           dokuların üzerinde olumsuz etkiler oluşmaz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#113">113</a></p>
<p>Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi bal, &#8220;şifa&#8221; yönü                           son derece güçlü bir besindir. Kuşkusuz bu da, sonsuz                           kudret sahibi Allah&#8217;ın indirmiş olduğu Kuran&#8217;ın mucizelerinden                           biridir. Yandaki tabloda balın besin değeri açısından                           incelemesi görülmektedir: </p>
<table align="center" border="1" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="170">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Besin değerleri</td>
<td>&nbsp;</td>
<td>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td>&nbsp;</td>
<td>
<div align="right">1                                       porsiyondaki</div>
</td>
<td>
<p align="right">100                                       gr.&#8217;daki </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>&nbsp;</td>
<td>
<div align="right">ortalama                                       miktar</div>
</td>
<td>
<div align="right">ortalama                                       miktar</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Su</td>
<td>
<p align="right">3.6                                       gr</p>
</td>
<td>
<p align="right">17.1                                       gr</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam karbonhidratlar</td>
<td>
<p align="right">17.3                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">82.4                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Fruktoz</td>
<td>
<p align="right">8.1                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">38.5                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Glikoz</td>
<td>
<p align="right">6.5                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">31.0                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="19">Maltoz</td>
<td height="19">
<p align="right">1.5 gr</p>
</td>
<td height="19">
<div align="right">7.2 gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Sakaroz</td>
<td>
<p align="right">0.3                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">1.5                                       gr</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="220">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Besinsel İçerik</td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td height="18">Toplam                                     kalori (kilokalori)</td>
<td height="18">
<div align="right">64</div>
</td>
<td height="18">
<div align="right">304</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="16">Toplam                                     kalori (kilokalori) (Yağ olarak)</td>
<td height="16">
<div align="right">0</div>
</td>
<td height="16">
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam yağ</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Doymuş                                       yağ</p>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Kolestrol</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="25">Sodyum</td>
<td height="25">
<p align="right">0.6 mg</p>
</td>
<td height="25">
<div align="right">2.85 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam karbonhidrat</td>
<td>
<div align="right">17                                       gr</div>
</td>
<td>
<div align="right">81                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Şeker</td>
<td>
<div align="right">16                                       gr</div>
</td>
<td>
<div align="right">76                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Diyet                                       lifler</p>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Protein</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.7                                       mg</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="153">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Vitaminler</td>
<td></td>
<td>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td height="14">B1                                     (Tiamin)</td>
<td height="14">
<p align="right">&lt; 0.002 mg</p>
</td>
<td height="14">
<p align="right">&lt; 0.01 mg</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>B2 (Riboflavin)</p>
</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.06 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.3 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Nikotinik                                     asit</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.06 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.3 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Pamtothenik                                       asit</p>
</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.05 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.25 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>B6 vitamini                                   </td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.005 mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.02 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Folate</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.002 mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.01 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>C vitamini                                   </td>
<td>
<div align="right">0.1                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.5 mg</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="172">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="11">Mineraller</td>
<td height="11">&nbsp;</td>
<td height="11">&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td>Kalsiyum</td>
<td>
<p align="right">1.0 mg</p>
</td>
<td>
<p align="right">4.8 mg</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Demir</td>
<td>
<p align="right">0.05                                       mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">0.25                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Çinko</td>
<td>
<div align="right">0.03                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Potasyum</td>
<td>
<div align="right">11.0                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">50.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Fosfor</td>
<td>
<div align="right">1.0                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">5.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Magnezyum</td>
<td>
<div align="right">0.4                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">2.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Selenyum</td>
<td>
<div align="right">0.002                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.01                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Bakır</td>
<td>
<div align="right">0.01                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.05                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Krom</td>
<td>
<div align="right">0.005                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.02                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Manganez</td>
<td>
<div align="right">0.03                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>ASH</td>
<td>
<div align="right">0.04                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.2                                       gr</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="59">
<div align="center">10-13                                 Eylül 2000 tarihlerinde Avustralya&#8217;nın Melbourne                                 şehrinde yapılan &#8220;Dünya Birinci Yara Tedavisi                                 Kongresi&#8221;nde, enfeksiyonlu yaraların tedavisinde                                 balın kullanılması konuşuldu. Toplantı şu yorumlar                                 çerçevesindeydi:<br />                                <a name="114."></a>&#8220;Birçok antibakteriyel                                 madde bakteriden dolayı enfeksiyon kapmış yaraların                                 tedavisinde antibiyotiklere direnç gösterirler.                                 Bu durum önemli bir tıbbi sorun oluşturur. Aynı                                 şekilde birçok doğal madde de yaraların tedavisinde                                 etkili değildir. Ancak bal çok farklıdır, yaralı                                 dokuların tedavisindeki kullanımı 4 bin yıllık                                 bir geçmişe sahiptir. Balda çok güçlü anti-bakteriyel                                 aktiviteler mevcuttur; dolayısıyla yaralardaki                                 enfeksiyonun temizlenmesinde ve yaraların enfeksiyondan                                 korunmasında çok etkilidir.&#8221; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#114">114</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2"><a name="hurma"></a>KURAN&#8217;DA DİKKAT                           ÇEKİLEN HURMA VE FAYDALARI</p>
<p>Hurma, Kuran&#8217;da pek çok ayette bahsi geçen, cennet                           nimetleri arasında &#8220;eşsiz-hurma&#8221; (Rahman Suresi, 68)                           ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir. Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da                           bildirdiği bu meyve incelendiğinde, pek çok önemli özelliği                           olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen en eski bitki çeşitlerinden                           biri olan hurma, günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici                           özelliği nedeniyle de tercih edilen bir besindir. Her                           geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı, hem gıda hem                           de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir.                           Hurmanın sahip olduğu bu özelliklere Meryem Suresi&#8217;nde                           dikkat çekilmiştir.</p>
<blockquote><p class="ayetler"><u>Derken doğum sancısı onu bir hurma                             dalına sürükledi.</u> Dedi ki: &#8220;Keşke bundan önce                             ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.&#8221;                             Altından (bir ses) ona seslendi: &#8220;Hüzne kapılma, Rabbin                             senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.&#8221; <u>Hurma dalını                             kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma                             dökülüversin.&#8221; Artık, ye, iç, gözün aydın olsun&#8230;</u>                             (Meryem Suresi, 23-26)</p>
</blockquote>
<p>Allah&#8217;ın, Hz. Meryem&#8217;e &#8220;hurma yemesini&#8221; bildirmesinin                           pek çok hikmeti vardır. Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;in doğumunu                           kolaylaştırmak için sunduğu nimetlerden biri olan hurmanın,                           özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi                           ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir.                           Hurma, içerdiği %60-65 oran ile en çok şeker içeren                           meyvelerden biridir. Doktorlar, hamile kadınlara doğum                           yaptıkları gün meyve şekeri içeren yiyecekler verilmesi                           gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin                           zayıf düşen vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak,                           aynı zamanda da yeni doğan bebeğe gerekli olan sütün                           oluşabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek                           ve anne sütünü çoğaltmaktır. </p>
<p>Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut                           şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar                           şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon                           düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması                           sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan                           kimseler için özellikle çok faydalıdır. </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hurma.jpg" height="270" width="213" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="115."></a><a name="116."></a>Bu bilgiler,                           Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;e, hem kendisine enerji ve canlılık                           verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana                           gelmesini sağlayacak &#8220;hurma&#8221;dan yemesini bildirmesindeki                           hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin hurma, insan                           vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati                           önem taşıyan 10&#8242;dan fazla element içermektedir. Bu nedenle                           günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla                           yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#115">115</a>                           Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson                           ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük                           besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#116">116</a></p>
<p><a name="117."></a>Hurmada bulunan <strong>oksitosin</strong>                           maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç                           olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı                           etkisi nedeniyle pek çok kaynakta &#8220;rapid birth&#8221; yani                           &#8220;<strong>hızlı doğum&#8221;</strong> ifadesiyle tanımlanmaktadır.                           Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle                           bilinmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#117">117</a> Oksitosin esas                           olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan                           bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları                           bu hormon sayesinde başlar. Hormonun etkisi, ana rahmini                           oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan                           kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında                           ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi                           için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan                           kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca                           oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için                           anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına                           bu özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran&#8217;ın Allah&#8217;ın                           vahyi olduğunun önemli bir delilidir. Hurmanın tıbbi                           olarak faydalarının tespit edilmesi ancak yakın tarihlerde                           mümkün olmuştur. Halbuki Kuran&#8217;da yaklaşık 1400 sene                           evvel Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;e hamilelik döneminde hurma                           ile beslenmesini vahyettiği bildirilmektedir. </p>
<p>Ayrıca hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket                           ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması                           kolay olan bir şeker türü bulunmaktadır. Üstelik bu                           şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve                           şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan                           şekerinin hızla yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak                           etkiler, ancak en çok hasar gören organ ve sistemler                           göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir.                           Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp                           krizi, böbrek yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın                           en önemli nedenlerinden biri, kan şekeri yüksekliğidir.</p>
<p>Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale                           sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir.                           Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir,                           kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca                           A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini                           de içerir. Hurmada bulunan vitamin ve minerallerin,                           normal insan vücudunda ve hamilelik zamanlarındaki faydalarından                           bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>*Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral                           dengesinden kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte                           kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik                           asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni                           kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino                           asitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli                           görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte                           folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük                           ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz                           olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri                           düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri                           ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin                           genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik                           asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan                           tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin                           bir besin türüdür.</p>
<p><a name="118."></a>*Öte yandan hamilelikte                           meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel tepkimeler                           nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda                           da potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol                           miktarda bulunan <strong>potasyum</strong> bu açıdan                           büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında                           da son derece etkilidir. Ayrıca potasyum, beyne oksijen                           gitmesine de yardımcı olarak berrak düşünebilmeyi sağlar.                           Bununla beraber vücut sıvıları için uygun alkalik özelliği                           sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için                           böbrekleri uyarır. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım                           eder ve sağlıklı deri oluşumunu sağlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#118">118</a></p>
<p>*Hurmanın içerdiği <strong>demir</strong>, kırmızı                           kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol                           eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini                           ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki                           alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği                           gibi alyuvarlar kanda oksijen ve karbondioksiti taşıyarak                           hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar. Çok                           fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane                           hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir                           ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan                           korunmuş olur. </p>
<p>*Hurmada bulunan <strong>kalsiyum ve fosfat</strong>                           ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi                           için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol fosfor                           ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur                           ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.</p>
<p><a name="119."></a>*Bilim adamları hurmanın                           stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler.                           Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar,                           sinirleri güçlendiren <strong>B6</strong> vitamininin                           ve kasların çalışmasında önemli rol oynayan <strong>magnezyum</strong>                           mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya                           koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile, böbrekler                           için de son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane                           hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#119">119</a></p>
<p>*İçerdiği <strong>B1</strong> vitamini ile sinir sisteminin                           sağlıklı olmasını kolaylaştırır. Vücuttaki karbonhidratların                           enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer                           ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle                           de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi                           için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı                           olur. </p>
<p><a name="120."></a>*Hamilelikte <strong>A                           vitamini</strong>ne olan ihtiyaç da artar. Hurma, içindeki                           A vitamini sayesinde, görme gücünü ve vücut direncini                           artırır, kemik ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Hurma,<strong>                           betakaroten</strong> açısından da son derece zengindir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#120">120</a>                           Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol                           altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır.</p>
<p><a name="121."></a>*Ayrıca diğer meyveler                           genellikle <strong>protein</strong> açısından yetersizdir,                           ancak hurma protein de içermektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#121">121</a>                           Bu özelliği sayesinde vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara                           karşı korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut                           sıvısını dengeler. Örneğin et de faydalı bir gıdadır                           ancak özellikle böyle bir dönemde taze bir meyve olan                           hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde                           etin fazla tüketilmesi vücutta zehirlenmeye neden olabilir.                           Hazmı kolay olan, hafif sebze, meyve türü yiyeceklerin                           tercihi daha uygun bir seçimdir. </p>
<p>Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah&#8217;ın sonsuz ilmini                           ve insanlara olan rahmetini ortaya koymaktadır. Görüldüğü                           gibi modern tıbbın ancak günümüzde tespit edebildiği                           hurmanın -özellikle de hamilelik dönemindeki- faydalarına                           Kuran&#8217;da 14 asır önce işaret edilmiştir.</p>
<p class="baslik2"><a name="incir"></a>MÜKEMMEL BİR MEYVE:                           İNCİR</p>
<blockquote><p class="ayetler">&#8220;İncire ve zeytine andolsun&#8221; (Tin                             Suresi, 1)</p>
</blockquote>
<p>Tin Suresi&#8217;nin birinci ayetinde Allah&#8217;ın incire &#8220;<strong>andolsun</strong>&#8221;                           şeklinde bildirmesi, bu meyvenin faydaları açısından                           son derece hikmetlidir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">İncirin İnsan Sağlığına Faydaları:</p>
<p>İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek                           lif içeriğine sahiptir. Sadece 1 adet kuru incir 2 gram                           lif sağlamaktadır, ki bu tavsiye edilen günlük ihtiyacın                           %20&#8217;si&#8217;dir. Son 10-15 yılda yapılan araştırmalar, bitkisel                           gıdalarda bulunan liflerin sindirim sisteminin düzgün                           olarak çalışması açısından çok önemli olduklarını ortaya                           koymuştur. Besin olarak alınan lifin sindirime yardımcı                           olduğu ve bazı kanser türlerinin riskini azaltmada etkili                           olduğu bilinmektedir. Beslenme uzmanları lif alımını                           artırmanın ideal bir yolu olarak,<strong> lif açısından                           zengin</strong> olan incir tüketimini tavsiye etmektedirler.                         </p>
<p><a name="122."></a>Lifli yiyecekler çözünür                           ve çözünmez olarak ikiye ayrılırlar. Çözünmez lif açısından                           zengin gıdalar, vücuttan atılacak maddelere su kazandırarak                           bağırsaklardan geçişi kolaylaştırlar. Böylece sindirim                           sistemini hızlandırırarak, düzenli çalışmasını sağlarlar.                           Ayrıca çözünmez lifli besinlerin kolon kanserine karşı                           koruyucu olduğu da tespit edilmiştir. Çözünür lif açısından                           zengin besinlerin ise kandaki kolesterol seviyesini                           %20&#8242;den fazla düşürdükleri ortaya konmuştur. Bu nedenle                           kalp hastalıklarının riskini azaltmak açısından büyük                           önem taşırlar. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol                           varsa, bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının                           sertleşmesine, daralmasına yol açar. Kolesterol, hangi                           organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar                           ortaya çıkar. Örneğin, kalbi besleyen atardamarlarda                           kolesterol birikimi olursa, göğüs ağrısı, kalp krizi                           gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol                           birikimi ise, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine                           yol açabilir. Ayrıca çözünür liflerin alımı mideyi boşaltarak,                           kan şekerini düzenlemesi açısından da önem taşır, çünkü                           kan şekerindeki ani değişiklikler hayati riskler taşıyan                           rahatsızlıklarla sonuçlanabilir. Nitekim beslenmeleri                           lif açısından zengin olan toplumların kanser ve kalp                           hastalıkları gibi rahatsızlıklara daha az oranda yakalandıkları                           tespit edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#122">122</a></p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/incir.jpg" height="195" width="347" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="123."></a>Çözünür ve çözünmez liflerin                           her ikisinin birarada bulunması ise sağlık açısından                           ayrı bir avantajdır: Her iki lif türünün birarada bulunmasının,                           kanseri engellemede, tek başına olduklarından daha etkili                           olduğu ortaya çıkmıştır. İncirde her iki lif türünün                           -hem çözünür hem de çözünmez liflerin- birarada bulunması                           bu bakımdan inciri son derece önemli bir besin maddesi                           kılmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#123">123</a></p>
<p>George Washington Üniversitesi Tıp Merkezi&#8217;nde Hastalıklara                           Karşı Korunma Enstitüsü&#8217;nün başkanı Dr. Oliver Alabaster,                           incirden şu ifadelerle bahsetmektedir:</p>
<p><a name="124."></a>&#8230; burada gerçek anlamda                           sağlıklı ve yüksek lif oranına sahip bir besini ekleme                           imkanı bulunmaktadır. İncirleri ve diğer yüksek lif                           oranına sahip besinleri sıklıkla tercih etmek&#8230; ömür                           boyu sağlığınız açısından önem taşımaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#124">124</a></p>
<p><a name="125."></a>California İncir Danışma                           Kurulu&#8217;na (California Fig Advisory Board) göre, meyvelerde                           ve sebzelerde bulunan <strong>antioksidanlar</strong>ın                           insanları birçok hastalıktan koruduğuna inanılmaktadır.                           Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar                           sonucu oluşan veya dışardan alınan zararlı maddeleri                           (serbest radikalleri) etkisiz hale getirirler ve hücrenin                           tahrip edilmesini engellemiş olurlar. Scranton Üniversitesi                           tarafından yürütülen araştırmada, kuru incirin, antioksidan                           bakımından zengin fenol bileşimine diğer meyvelere göre                           çok daha fazla sahip olduğu belirlenmiştir. Fenol, mikroorganizmaları                           öldürücü -antiseptik- bir madde olarak kullanılmaktadır.                           Scranton Üniversitesi�nde yapılan değerlendirmelere                           göre, İncirdeki fenol miktarı, diğer meyvelerle kıyaslandığında                           çok daha fazladır. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#125">125</a></p>
<p><a name="126."></a>New Jersey&#8217;deki Rutgers                           Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada ise, kuru                           incirin içerdiği <strong>omega-3, omega-6 </strong>yağ                           asitleri (EFA: Essential fatty acids: vücut için zaruri                           yağlar) ile <strong>fitosterol</strong> (bitkilerde                           bulunan yağımsı madde) sayesinde kolesterolü düşürücü                           olarak da önem taşıdığı anlaşılmıştır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#126">126</a>                           Bilindiği gibi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücutta                           üretilemezler ve gıdalarla alınmaları gereklidir. Ayrıca                           bu yağlar özellikle kalp, beyin ve sinir sisteminin                           sağlıklı şekilde işlev görmesi açısından vazgeçilmez                           öneme sahiptirler. Fitosterol ise, hayvansal gıdalardaki                           kalp ve damar sağlığı açısından tehlikeli olan kolesterolün                           yolunu tıkayarak kana karışmadan vücuttan atılmasını                           sağlar.</p>
<p><a name="127."></a>California İncir Danışma                           Kurulu tarafından &#8220;adeta doğanın en mükemmel meyvesi&#8221;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#127">127                           </a>olarak bahsedilen incir, insanoğlunun bildiği en                           eski meyvelerden biri olmasına rağmen, gıda üreticileri                           tarafından yeniden keşfedilmektedir. Çünkü besin değerinin                           yüksek olması, sağlık için faydaları, bu meyveye ayrı                           bir önem kazandırmaktadır.</p>
<p><a name="128."></a>İncir hemen hemen her                           özel diyetin parçası olabilir: İncir doğal olarak yağ,                           sodyum ve kolesterol içermediği ve yüksek lif oranına                           sahip olduğu için, kilo vermeye çalışan kişiler için                           de uygun bir besindir. Aynı zamanda incir, bilinen tüm                           meyvelere göre en yüksek mineral içeriğine sahiptir.                           40 gram incir, 244 mg potasyum (günlük ihtiyacın % 7&#8217;si),                           53 mg kalsiyum (günlük ihtiyacın %6&#8217;sı) ve 1.2 mg demir                           (günlük ihtiyacın %6&#8217;sı) içermektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#128">128</a>                           İncirde <strong>kalsiyum</strong> oranı çok yüksektir;                           meyveler arasında kalsiyum içeriği açısından portakaldan                           sonra ikinci sırada gelmektedir. Bir kase kuru incir,                           bir kase süt ile aynı miktarda kalsiyum sağlamaktadır.                         </p>
<p>İncir, uzun süreli hastalıklardan sonra hızlı şekilde                           iyileşmeye yardımcı olan, güç ve kuvvet veren bir ilaç                           olarak da düşünülmektedir. Fiziksel ve zihinsel zorlanmayı                           ortadan kaldırır ve vücuda enerji ve güç sağlar. İncirin                           en önemli besin öğesi, tüm meyvenin % 51-74&#8242;ünü oluşturan                           şekerdir ve tüm meyveler arasında en yüksek şeker oranını                           içermektedir. Ayrıca incir, astım, öksürük ve soğuk                           algınlığı gibi durumlarda da tedavi amaçlı tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Burada çok sınırlı olarak yer verdiğimiz incirin faydaları,                           Allah&#8217;ın insanlar üzerindeki rahmetinin bir göstergesidir.                           Rabbimiz zevkle yenen bu meyve içerisinde, insanın ihtiyacı                           olan maddeleri, onun sağlığına uygun bir denge ile,                           adeta paketlenmiş şekilde yararına vermektedir. Allah&#8217;ın                           bu özel nimetinin Kuran&#8217;da zikredilmesi de, incirin                           insanlar için önemine bir işaret olabilir. (En doğrusunu                           Allah bilir.) İncirin besin değerinin, insan sağlığı                           açısından öneminin, ancak gelişen tıp ve teknolojik                           imkanlarla tespit edilebilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın, herşeyin                           bilgisine sahip Allah&#8217;ın sözü olduğunun göstergelerinden                           biridir.</p>
<table align="center" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tablozeminli.jpg" height="279" width="300" /><br />                               100 gram incirdeki besin                               değerini gösteren tablo  </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p class="baslik2"><a name="ballik"></a>DEĞERLİ BİR BESİN                           KAYNAĞI:BALIK</p>
<blockquote><p class="ayetler">Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)                             dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı&#8230; (Maide                             Suresi, 96)</p>
</blockquote>
<p>Kalp hastalıklarına yakalanan ve bu nedenle hayatını                           kaybeden kişilerin yaş ortalamalarının gün geçtikçe                           düşmesi, kalp sağlığına gösterilen önemi büyük ölçüde                           artırmıştır. Tıpta, kalp hastalıklarının tedavisi konusunda                           pek çok yeni gelişmeler kaydedilse de, uzmanların asıl                           tavsiye ettiği, bu hastalığa yakalanmadan önce alınacak                           önlemlerin titizlikle uygulanmasıdır. Uzmanlar kalbin                           sağlıklı işleyişinde ve hastalıkların önlenmesinde önemli                           bir besini tavsiye etmektedirler: Balık</p>
<p>Balığın önemli bir besin olmasının nedeni; hem insan                           vücudu için gerekli maddeleri sağlaması, hem de bedeni                           çeşitli hastalık risklerinden mümkün olduğunca uzak                           tutacak içeriğe sahip olmasıdır. Örneğin içerdiği Omega-3                           asidi ile vücut sağlığı için adeta bir kalkan görevi                           gören balığın, düzenli olarak tüketildiğinde kalp hastalıkları                           riskini azalttığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği                           ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bilimsel olarak faydaları yeni kanıtlanan balığın,                           değerli bir besin kaynağı olduğu günümüzden yaklaşık                           olarak 1400 yıl önce indirilen Kuran&#8217;da da bildirilmektedir.                           Yüce Allah, Kuran&#8217;da deniz ürünlerini, &#8220;Denizi                           de sizin emrinize veren O&#8217;dur, ondan taze et yemektesiniz&#8230;&#8221;                           (Nahl Suresi,14), &#8220;Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)                           dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı&#8230;&#8221; (Maide                           Suresi, 96) ayetleriyle haber vermektedir. Ayrıca                           Kehf Suresi&#8217;nde de, balığa özel olarak dikkat çekilmektedir.                           Bu surede Hz. Musa ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa                           çıktıkları ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları                           bildirilmektedir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği                             yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde                             bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu                             tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde                             (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: <u>&#8220;Yemeğimizi getir                             bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten                             yorulduk.&#8221;</u> (Genç-yardımcısı) Dedi ki: &#8220;Gördün                             mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum&#8230;&#8221;                             (Kehf Suresi, 61-63)</p>
</blockquote>
<p>Kehf Suresi&#8217;nde uzun bir yolculuk sırasında, yorulduktan                           sonra yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olması                           dikkat çekicidir. Dolayısıyla bu kıssadaki hikmetlerden                           biri olarak, balığın faydalarına, besleyici yönüne işaret                           ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/balik.jpg" height="263" width="246" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="129."></a>Nitekim balığın besin                           olarak özelliklerini araştırdığımızda çarpıcı bilgilerle                           karşılaşırız. Rabbimiz&#8217;in bizlere büyük bir nimeti olan                           balıklar özellikle protein, D vitamini ve eser elementler                           (vücutta çok az miktarda bulunan, fakat vücut için çok                           önemli bazı elementler) açısından mükemmel besin kaynaklarıdır.                           İçerdikleri fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller                           sayesinde ise büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlarlar.                           Sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı                           olur, cilt rengini güzelleştirir, saçların daha sağlıklı                           olmasını sağlar, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadeleye                           katkıda bulunurlar. Ayrıca kandaki kolesterol oranını                           düzenleyici etkileriyle, kalp krizlerinin önlenmesinde                           önemli bir rol oynamaktadırlar. Nişasta ve yağların                           parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım ederler.                           Böylece daha enerjik ve daha kuvvetli olunmasını sağlarlar.                           Öte yandan zihinsel faaliyetlerin düzenli çalışmasında                           etkilidirler. İçerdikleri D vitamininin ve diğer minerallerin                           yeterli miktarlarda alınmaması durumunda ise, raşitizm                           (kemik zayıflığı), diş eti hastalıkları, guatr, hipertiroit                           gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#129">129</a></p>
<p>Bunların dışında günümüz tıbbı, balığın içerdiği Omega-3                           yağ asitlerinin sağlık açısından çok önemli bir yere                           sahip olduğunu keşfetmiştir. Hatta bu yağlar zaruri                           yağ asitleri (EFA: essential fatty asit) olarak belirlenmiştir.                         </p>
<p>&nbsp; </p>
<p class="baslik2_kucuk">Balık Yağındaki Omega-3&#8242;ün Faydaları</p>
<p>Balık yağında sağlığımız için özellikle çok önemli                           olan 2 farklı doymamış yağ asidi türü bulunmaktadır:                           <strong>EPA</strong> (<strong>e</strong>icosa<strong>p</strong>entaenoic                           <strong>a</strong>sit) ve <strong>DHA</strong> (<strong>d</strong>ocosa<strong>h</strong>exaenoic                           <strong>a</strong>sit). EPA ve DHA çoklu doymamış yağlar                           olarak bilinmektedirler ve önemli omega-3 yağ asitlerini                           içermektedirler. İnsan vücudu omega-3 ve omega-6 yağ                           asitlerini üretemez dolayısıyla dışarıdan besinlerle                           alınmaları gerekir.</p>
<p>Balık yağının -omega-3 yağ asitlerini içermesi nedeniyle-                           insan sağlığına faydaları hakkında çok fazla delil bulunmaktadır.                           Omega-3 yağ asitleri, bitkisel yağlarda da bulunmasına                           karşın, insan sağlığını korumada çok daha az etkilidirler.                           Buna karşın deniz planktonları omega-3 yağ asidini EPA                           ve DHA&#8217;ya dönüştürmede çok etkilidirler. Balıklar bu                           planktonları yediklerinde EPA ve DHA açısından zengin                           hale gelirler. Bu nedenle balık, vücut için son derece                           önem taşıyan bu yağ asitleri açısından en zengin besinlerden                           biridir.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Balıktaki Yağ Asitlerinin Hayati                           Faydaları</p>
<p>Balıktaki yağ asitlerinin başlıca özelliği ise vücudun                           enerji üretimine katkıda bulunmasıdır. Bu yağ asitleri,                           vücutta oksijene bağlanarak, elektron transferini gerçekleştirmekte                           ve vücuttaki birtakım kimyasal işlemler için enerji                           sağlamaktadırlar. Bu nedenle balık yağı açısından zengin                           bir beslenmenin yorgunluğu giderdiğine, kavrama gücünü                           ve hareket kabiliyetini artırdığına dair deliller de                           bulunmaktadır. Omega-3, kişinin enerji seviyesini olduğu                           kadar konsantrasyon yeteneğini de arttırmaktadır. Balığın                           &#8220;zeka besini&#8221; olarak ifade edilmesinin bilimsel bir                           temeli vardır çünkü, beyindeki yağın ana bileşimi omega-3                           yağ asitleri içeren DHA&#8217;dır.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Kalp ve Damar Sağlığında Balığın                           Önemi</p>
<p> <a name="130."></a>Balıkta bulunan omega-3 yağ asidi                           kandaki kolesterolü, trigliseridi ve kan basıncını düşürerek,                           kalp sağlığını koruyucu etkisi ile bilinmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#130">130</a>                           Trigliserit bir çeşit yağdır ve içerdiği zengin yağ                           ve düşük protein bakımından LDL&#8217;ye (kötü kolesterole)                           benzer. Yükselmiş trigliserit seviyesi, özellikle yüksek                           kolestrol durumunda kalp hastalığı riskini artırır.                           Ayrıca balık yağları, bir kalp krizinden sonraki anormal                           kalp ritmlerinin, hayatı tehdit eden risklerini de azaltmaktadır.                         </p>
<p>Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan bir araştırmada,                           haftada 5 porsiyon balık yiyen kadınlarda kalp krizi                           geçirme oranlarının 1/3 oranında azaldığı görülmüştür.                           Bunun, balık yağında bulunan omega-3 yağ asitlerinin,                           kanın daha az pıhtılaşmasına neden olmasından kaynaklandığı                           düşünülmektedir. Kanın damarlarımızdaki normal hızı                           saatte 60 km&#8217;dir ve kanın yeterli derecede akışkan olması,                           yoğunluğunun, miktarının, hızının normal seviyede olması                           hayati derecede önem taşır. Kanımız için en büyük tehlike                           -kanama gibi gerekli durumlar haricinde- pıhtılaşarak                           akıcılığının azalmasıdır. Balık yağları kandaki trombositlerin                           (vücutta kanama olduğunda kanı yoğunlaştıran kan plakçıkları)                           birbirlerine yapışmalarını engelleyerek kanın pıhtılaşmasını                           azaltmada da etkili görünmektedir. Aksinde kanın yoğunlaşması                           damarların daralmasına sebep olur. Bu durum da başta                           kalp, beyin, gözler ve böbrekler olmak üzere vücuttaki                           pek çok organın kanla yeterli miktarda beslenememesine,                           ağır çalışmalarına ve zamanla fonksiyonlarını yitirmelerine                           sebep olur. Örneğin atardamar pıhtılaşma yüzünden tamamen                           tıkandığında, damarın bulunduğu yere bağlı olarak, kalp                           krizi, felç veya başka hastalıklar meydana gelebilmektedir.</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri alyuvarlar içindeki oksijen taşıyan                           hemoglobin molekülünün üretiminde ve hücre zarından                           geçen besinlerin kontrolünde de önemli rol oynamakta                           ve vücut için zararlı yağların zararını engellemektedir.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Yeni Doğan Bebeklerin Gelişimi                           İçin Önemi</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri insan beyni ve retinasının önemli                           bir bileşeni olmalarından ötürü, özellikle yeni doğan                           bebeklerin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak, geçtiğimiz                           on yılda önemli araştırmalara konu olmuştur. Omega-3&#8242;ün                           bebeğin anne rahmindeki gelişimi ve yeni doğmuş bebeğin                           gelişimindeki önemini kanıtlayan çok fazla delil bulunmaktadır.                           Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik                           döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde                           gelişimi için çok önemlidir. Anne sütü de doğal ve mükemmel                           bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün                           önemini özellikle vurgulamaktadırlar.</p>
<table align="center" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek2.jpg" height="200" width="338" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Eklem Sağlığına Faydası:</p>
<p>Romatizmal artrit hastalığında (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu) en önemli risk, eklemlerde meydana gelen                           aşınmanın, geriye dönüşü olmayan bir tahribata yol açmasıdır.                           Omega-3 yağ asidi bakımından zengin bir beslenmenin,                           artrit oluşumuna engel olduğu, şişmiş ve hassas eklemlerdeki                           rahatsızlıkların da hafiflediği kanıtlanmıştır. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Beyin ve Sinir Sisteminin Sağlıklı                           Çalışması Açısından Faydaları</p>
<p><a name="131."></a>Omega-3 yağ asidinin beyin                           ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki                           etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur.                           Ayrıca balık yağı takviyelerinin depresyon ve şizofreni                           belirtilerini hafifletebildiği, Alzheimer hastalığını                           (bellek kaybına sebep olan, günlük yaşam aktivitelerini                           engelleyen bir beyin hastalığı) önlediği gösterilmiştir.                           Örneğin depresyon geçiren ve 12 hafta boyunca 1 gram                           omega-3 yağ asidi alan kişilerde, belirtilerin -endişe,                           hüzün ve uyku problemleri gibi- azaldığı belgelenmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#131">131</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">Enfeksiyonel Rahatsızlıklara                           Faydası, Bağışıklık Sistemini Güçlendirmesi</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda, anti-enflamatuar                           (enfeksiyon önleyici) olarak görev yaparlar. Bu nedenle;                         </p>
<p>*Romatizmal artrit (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu),                         </p>
<p>*Osteoartrit (zamanla eklemlerin işlevlerini bozan                           bir hastalık), </p>
<p>*Ülseretif kolit (bağırsak enfeksiyonuna bağlı yaralar)                           ve </p>
<p>*Lupus (ciltte yara oluşmasına sebep olan deri hastalığı)                           hastalarının hepsinde kullanılabilir. </p>
<p>Ayrıca miyelini (sinir hücrelerini kaplayan zar) koruma                           özelliği vardır. Bu nedenle; </p>
<p>*Glokom (göz içi basıncın artmasıyla körlüğe sebep                           olan hastalık), </p>
<p>*Multipl skeleroz (beyin ve omurilikte doku sertleşmesi                           sonucu oluşan ölümcül hastalık), </p>
<p>*Osteoporoz (kemik dokusunda yapısal zayıflamaya sebep                           olan hastalık) ve </p>
<p>*Şeker hastalarının tedavisinde kullanılır. </p>
<p>Tüm bunların yanı sıra;</p>
<p>*Migren hastalarında, </p>
<p>*Aneroksiyada (ölümcül olabilen yeme bozukluğu), </p>
<p>*Yanık tedavisinde </p>
<p>*Cilt sağlığı ile ilgili problemlerin tedavisine de                           yardımcı olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Yüksek oranda omega-3 yağ asidine sahip balıkla beslenen                           Grönland eskimoları ve Japonlar gibi toplulukların daha                           az kalp, damar hastalıklarına, astım ve sedef hastalığı                           gibi hastalıklara yakalandıklarını gösteren çok kapsamlı                           veriler bulunmaktadır. Balık, bu nedenle tedavi edici                           bir besin olarak da tavsiye edilmektedir. Omega-3 yağ                           asitleri kalp sağlığı için, kanıtlanmış faydalarıyla,                           günümüzde beslenme uzmanlarının başlıca tavsiye ettikleri                           maddelerden biridir. </p>
<p>Genel hatlarıyla yer verdiğimiz balığın faydalarına                           her geçen gün yenileri eklenmektedir. Üstelik balığın                           yararlarını ortaya çıkarmak, pek çok bilim adamının,                           üstün teknolojik imkanlarla donanmış araştırma merkezlerinin                           kullanılmasıyla mümkün olabilmiştir. Böylesine değerli                           bir besin kaynağına Kuran&#8217;da işaret edilmesi ve Kehf                           Suresi&#8217;nde özellikle yorgunluk giderici bir besin olarak                           bildirilmiş olması da elbette son derece hikmetlidir.                           Balıktan sağlanan tüm faydalar Rabbimiz&#8217;in bizlere verdiği                           büyük bir nimettir. Tüm besinlerde olduğu gibi balıklardaki                           üstün yapıyı da bizler için yaratan Alemlerin Rabbi                           olan Allah&#8217;tır.</p>
<p class="baslik2"><a name="domuz"></a>DOMUZ ETİ VE SAĞLIĞA                           ZARARLARI</p>
<blockquote><p class="ayetler">O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz                             etini ve Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı                             kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak                             muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak                             şartıyla ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,                             esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)</p>
</blockquote>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/trisin.jpg" height="150" width="211" /><br />                              Resimde &#8220;trişin&#8221;                               paraziti görülmektedir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Domuz eti yenmesinin sağlığa zararlı pek çok yönü bulunmaktadır.                         Bu zararlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi, alınan her                         türlü tedbire rağmen günümüzde de söz konusudur. Herşeyden                         evvel domuz, her ne kadar çiftliklerde, bakımlı ortamlarda                         yetiştirilirse yetiştirilsin, kendi pisliğini yiyen bir                         hayvandır. Gerek pislikle beslenmesi gerekse biyolojik                         yapısı nedeniyle domuzun bünyesi diğer hayvanlara oranla                         çok fazla miktarlarda antikor üretir. Yine domuzun vücudunda                         diğer hayvanlara ve insana oranla çok yüksek dozda büyüme                         hormonu üretilir. Doğal olarak bu yüksek dozdaki antikorlar                         ve büyüme hormonu, dolaşım yoluyla domuzun kas dokusuna                         da geçerek birikir. Bunun yanı sıra domuz eti çok yüksek                         oranlarda kolesterol ve lipid içerir. Bunların sonucunda                         tüm bu aşırı düzeydeki antikorlar, hormonlar, kolesterol                         ve lipidlerle yüklü olan domuz etinin insan sağlığı açısından                         önemli bir tehdit olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
<p>Bugün domuz etinin yoğun olarak tüketildiği ABD, Almanya                           gibi ülkelerin nüfuslarının önemli bir bölümünü oluşturan                           normalin çok ötesinde şişman kimselerin varlığı, artık                           alışılmış bir durum olmuştur. Domuz etine dayalı bir                           beslenme sonucunda, aşırı büyüme hormonuna maruz kalan                           insan bünyesi, önce çok fazla kilo toplamakta, sonra                           da vücut deformasyona -şekil bozukluklarına- uğramaktadır.</p>
<p>Bunların dışında, domuz etindeki sağlığa zararlı maddelerden                           biri de &#8220;trişin&#8221; parazitidir. İnsan vücuduna girdiğinde                           doğrudan kalp kaslarına yerleşerek ölümcül tehlike oluşturan                           trişin parazitine domuz etinde sıklıkla rastlanmaktadır.                           Günümüz teknolojisiyle trişinli domuzları teknik olarak                           tespit etmek mümkünse de önceki asırlarda böyle bir                           yöntem bilinmiyordu. Bu nedenle, domuz eti yiyen herkes                           için trişin parazitini kapma ve ölümle karşı karşıya                           kalma riski vardı. </p>
<p>Görüldüğü gibi tüm bu sebepler, Rabbimiz&#8217;in domuz etini                           yasaklanmasının hikmetlerinden bir kısmıdır. Ayrıca                           Rabbimiz&#8217;in bu emri, her koşulda sağlığa zararlı etkilerini                           sürdüren, denetimsiz üretiminde ise ölümcül bile olabilen                           domuz etinin yenmesine karşı tam bir korumadır.</p>
<p>20. yüzyıla kadar domuz etinin insan sağlığını doğrudan                           tehdit eden zararları olduğundan haberdar olmak mümkün                           değildi. Bugünkü tıbbi cihazlarla, biyolojik testlerle                           somut biçimde ortaya konmuş bu zarara karşı, daha kimsenin                           mikrop, bakteri, trişin, hormon, antikor gibi kavramlardan                           haberi olmadığı 14. yüzyılda indirilen Kuran&#8217;da kesin                           önlem alınması da, Kuran&#8217;ın üstün ilim sahibi Rabbimiz&#8217;in                           vahyi olduğunu gösteren mucizelerdendir. Bugün de domuz                           üretiminde alınan her türlü önlem ve denetime rağmen,                           domuz etinin fizyolojik olarak insan vücuduna uygun                           bir besin türü olmadığı, insan sağlığına kesin zararı                           olan bir et çeşidi olduğu gerçeği değişmemiştir. </p>
<p class="baslik2"><a name="zeytin"></a>ŞİFA KAYNAĞI BİR                           BİTKİ:ZEYTİN</p>
<p>Kuran&#8217;da dikkat çekilen besinlerden biri de zeytindir.                           Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca                           lezzetli bir besin değil, bunun yanında önemli bir sağlık                           kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı                           sıra zeytinin yağı da önemli bir besin kaynağıdır. Kuran&#8217;da                           zeytin ağacının yağına ise şu ayetle dikkat çekilmiştir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Allah, göklerin ve yerin nurudur.                             O&#8217;nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil                             gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki                             incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait                             olmayan <u>kutlu bir zeytin</u> ağacından yakılır;                             (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa                             da<u> yağı ışık verir</u>. (Bu,) Nur üstüne nurdur.                             Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir.                             Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi                             bilendir. (Nur Suresi, 35)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette &#8220;mubareketin zeytunetin&#8221; ifadesiyle                           zeytin, &#8220;bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan&#8221;                           anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir.                           &#8220;Zeytuha&#8221; ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, diğer katı                           yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp                           ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen                           yağ çeşidi olarak bilinmektedir. Zeytinyağının sağlık                           açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p class="baslik2_kucuk"> Kalp ve Damar Sağlığına Faydalı                           Olması</p>
<p><a name="132."></a>Zeytin ve zeytinyağ içinde                           bulunan yağ asitlerinin çoğu tekli doymamış yağdır.                           Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan                           dolayı zeytinyağ kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte,                           tam tersine kontrol altında tutmaktadır. Zeytinyağ ayrıca                           vücut için zaruri olan (EFA: essential fatty asit) omega-6                           yağ asidi (linoleik asit) içermektedir. Bu özelliğiyle                           sağlık örgütleri, (Dünya Sağlık Örgütü/WHO) damar sertliği,                           şeker hastalığı oranlarının yüksek olduğu toplumlarda                           kullanılan yağların içindeki yağ asidinin en az %30�unun                           omega-6 yağ asidi (linoleik asit) olmasını önermektedirler                           ki, bu da zeytinin değerini büyük ölçüde artırmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#132">132</a></p>
<p><a name="133."></a>Bu konuda yapılan çalışmalar,                           1 hafta boyunca her gün 25 mililitre -yaklaşık 2 yemek                           kaşığı- doğal zeytinyağı tüketen insanların daha az                           LDL (kötü kolesterol) ve daha yüksek antioksidan seviyeleri                           gösterdiklerini ortaya çıkarmıştır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#133">133</a>                           <a name="134."></a>Antioksidanlar, &#8220;serbest                           radikaller&#8221; denilen vücudumuzdaki zararlı maddeleri                           etkisiz hale getirmeleri ve hücrenin tahrip edilmesini                           engellemeleri bakımından son derece önemli maddelerdir.                           Ayrıca zeytinyağı kullanımının kolesterol seviyelerini                           düşürdüğü ve kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma                           ile de tasdik edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#134">134</a></p>
<p><a name="135."></a>Zeytinyağı, kanda dolaşan LDL adlı                           zararlı kolesterol düzeyini düşürdüğü, aynı zamanda                           HDL adlı faydalı kolesterol düzeyini ise yükselttiği<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#135">135</a>                           için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.                           Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına                           rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine                           sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. </p>
<p><a name="136."></a>Bunun yanı sıra zeytinyağı,                           vücutta bulunan omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine                           oranını da bozmamaktadır. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin                           vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü                           bu oranlardaki dengesizlik durumunda kalple, bağışıklık                           sistemi ile ilgili hastalıklar ve kanser de dahil olmak                           üzere birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#136">136</a>                           <a name="137."></a>Tüm bu sebeplerden dolayı                           pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan                           Kalp Topluluğu, kalp hastalığı riskini azaltmak için                           yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı                           diyete bir alternatif olabileceğini ileri sürmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#137">137</a></p>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytin.jpg" height="311" width="275" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Kanser Önleyici Olması</p>
<p><a name="138."></a><em>The Archives of Internal                           Medicine</em>&#8216;de yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda                           tekli doymamış yağ tüketen kadınların göğüs kanserine                           yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#138">138</a>                           New York&#8217;ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının                           yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel                           yağlarda bulunan bir yağ olan B-sitosterol&#8217;ün, prostat                           kanseri hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı                           olabildiği belirtilmiştir. Araştırmacılar B-sitosterol&#8217;ün,                           hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme                           sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz                           hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.</p>
<p><a name="139."></a>Oxford Üniversitesi&#8217;ndeki                           doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının                           bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliğe sahip olduğu                           bulunmuştur. Doktorlar zeytinyağının, bağırsak kanserlerinin                           başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye                           girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı                           zamanda zeytinyağının safra asiti miktarını azaltarak                           ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek,                           anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu                           keşfetmişlerdir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#139">139</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">Artriti (eklem enfeksiyonu)                           Önlemesi</p>
<p>Araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı                           ve pişmiş sebze yiyen insanların eklemlerdeki kronik                           enfoksiyonel bir hastalık olan romatizmal artrit geçirme                           riskleri azalabilmektedir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Kemik Gelişimine Yardımcı Olması</p>
<p><a name="140."></a>Zeytinyağının içerdiği                           E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin                           kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyumu sabitleyerek                           kemikleri güçlendirmesi bakımından oldukça önemlidir.                           Aynı zamanda yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir,                           çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin                           vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca kemik mineralizasyonunu                           (minerallerin kemiklerde çökmesi) harekete geçirerek                           kalsiyum kaybını engeller.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#140">140</a> Kemikler                           organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur                           ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik                           yumuşaması gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu                           bakımdan zeytinyağının, iskelet yapısı üzerinde çok                           olumlu katkısı vardır.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Yaşlanmayı Önlemesi</p>
<p>Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici                           özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde                           de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinler bedenimizde                           enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler ortaya                           çıkar. Zeytinyağı, içerdiği çok sayıdaki antioksidan                           maddeyle zararlı maddelerin tahribatını önler, hücrelerimizi                           yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.                           Zeytinyağı aynı zamanda vücudumuzda hücreleri tahrip                           eden, yaşlandıran &#8220;serbest radikal&#8221;leri baskılayan E                           vitamini açısından da zengindir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Çocukların Gelişimine Katkısı</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gelisim.jpg" height="196" width="171" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Zeytin ve zeytinyağı, içinde bulunan linoleik asitten                         (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler, gelişim                         çağındaki çocuklar için son derece faydalı bir besindir.                         Linoleik asitin eksikliği, bebekteki gelişimin yavaşlamasına                         ve birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden                         olur.
<p>Zeytinyağı, vücudumuzdaki zararlı maddelerin                           tahribatını önleyen antioksidan elementleri ve insan                           için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar                           da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna                           yardımcı olurlar. </p>
<p>Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer,                           dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan                           vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut                           için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağlı asitleri                           açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler                           zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı                           kılmaktadır.</p>
<p>Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir                           sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı                           uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır.                           Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber                           yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü                           kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi.jpg" height="212" width="240" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Tansiyon Düşürücü Etkisi:</p>
<p><em>The Archives of Internal Medicine</em> dergisinin                           27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma,                           zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez                           daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı                           ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.</p>
<p><a name="141."></a><a name="142."></a><a name="143."></a>İster                           sıcak, ister soğuk olarak tüketilsin, zeytinyağı mide                           asitini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara                           karşı korur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#141">141</a> Bunun yanı sıra safra                           salgısını harekete geçirerek, en mükemmel hale gelmesini                           sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve                           safra taşı riskini azaltır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#142">142</a> Ayrıca                           içindeki klor sayesinde de karaciğerin çalışmasına yardımcı                           olur ve böylece vücudun atıklardan kurtulmasını kolaylaştırır.                           Bunların yanı sıra beyin atardamarlarının sağlığına                           da olumlu etkisi vardır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#143">143</a></p>
<p><a name="144."></a>Zeytinyağı, tüm bu özellikleri                           dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini                           çekmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#144">144 </a>Uzmanların yorumlarından                           bir kısmı şöyledir:</p>
<p>Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden                           biri, CNN&#8217;in ödüllü muhabiri, <em>The Food Pharmacy                           </em>(Besin Eczanesi) ve <em>Food-Your Miracle Medicine</em>                           (Yiyecekler-Mucizevi İlaçlarınız) kitaplarının yazarı                           ve aynı zamanda uluslararası bir köşe yazarı olan Jean                           Carper:</p>
<blockquote><p>Yeni İtalyan araştırması zeytinyağının, LDL kolesterolünün                             atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere                             bazı hastalık süreçleriyle savaşan&#8230; antioksidanlar                             içerdiğini bulmuştur.</p>
</blockquote>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi2.jpg" align="right" height="320" width="193" />Diyetisyen                           ve beslenme uzmanı Pat Baird:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağının çok yönlülüğü&#8230; onun beden sağlığına                             olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var.</p>
</blockquote>
<p>Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji                           Bölümü başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos:</p>
<blockquote><p>Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla                             zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde                             %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi.</p>
<p>&#8230; Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu                             bir etkiye sahiptir: prostat, göğüs, kolon, pullu                             hücre ve yemek borusu tümörleri.</p>
</blockquote>
<p>Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nden D. Peck:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağının farelerdeki bağışıklık sistemini güçlendirdiği                             ortaya çıkarılmıştır&#8230; </p>
</blockquote>
<p>Milano Eczacılık Fakültesi&#8217;nden Bruno Berra:</p>
<blockquote><p>&#8230; natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri                             LDL&#8217;nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde                             artırır.</p>
</blockquote>
<p>II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları                           Bölümü&#8217;nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki                             glikozun daha iyi kontrolünü sağlar.</p>
</blockquote>
<p>Seconda Universita degli Studi di Napoli, Facolta di                           Medicina e Chirurgia, Patrizia Galletti:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı polifenollerinin besin olarak alımı, reaktif                             oksijen metabolitlerle ilgili olan hastalıkların riskini                             azaltabilir -mide ve bağırsakla ilgili bazı hastalıklar                             ve damarların tıkanması gibi. Zeytinyağı hidroksitirosolu                             insan eritrositlerini oksidatif tehlikeye karşı korur.</p>
</blockquote>
<p>Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu&#8217;ndan Frank                           Sacks:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı açısından zengin bir diyet, aşırı şişmanlığı                             kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı                             bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli                             kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır&#8230;</p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını                           esas alan beslenme modelinin en ideal şekil olduğunu                           düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme                           programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler,                           zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah&#8217;ın                           pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları,                           tıp bilgisinin artmasıyla paralel olarak keşfedilmiştir.</p>
<blockquote><p class="ayetler">Sizin için gökten su indiren O&#8217;dur;                             içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda                             otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar,                             üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz                             bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.                             (Nahl Suresi, 10-11)</p>
</blockquote>
<p class="baslik2"><a name="koroner"></a>KORONER BY-PASS                           AMELİYATI</p>
<blockquote><p class="ayetler">Biz, senin <u>göğsünü yarıp-genişletmedik                             mi</u>? Ve yükünü indirip- atmadık mı? Ki o, senin                             belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik                             mi? Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık                             vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.                             (İnşirah Suresi, 1-6)</p>
</blockquote>
<p>Bilindiği gibi her organın canlılığını sürdürmesi ve                           görevini yapması için kan yoluyla beslenmesi gereklidir.                           Kan, kalp kasımıza da &#8220;koroner arter&#8221; adı verilen atardamarlar                           yoluyla gelmektedir. Damar sertliği (ateroskleroz) durumunda,                           bu damarlarda daralma ve kanmalar oluşabilmektedir.                           Bu durum ilerlediğinde ise kan akışı engellenir ve kalp                           yeterince beslenemez hale gelir. Bu da kalbin görevini                           yapamadığını gösteren göğüs ağrısına ve kalp krizine                           neden olmaktadır. </p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde &#8220;<strong>Biz, göğsünü yarıp-genişletmedik                           mi&#8221;</strong> olarak tercüme edilen &#8220;E lem neşrah leke                           sadreke&#8221; ifadesi, bu tür bir kalp rahatsızlığına ve                           günümüzde yapılan koroner by-pass ameliyatlarına bir                           işaret olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Çünkü ayette                           geçen &#8220;lem neşrah&#8221; ifadesi, ilk anlamı itibariyle eti                           ve benzeri şeyleri açmak fiilini ifade etmektedir. Nitekim                           bu ameliyatlarda da göğüs kemiği boydan ikiye ayrılarak                           göğsün içine girilmektedir. Yapılan ameliyat sonucunda                           kan akışı tekrar sağlanmakta ve göğüs ağrısı ortadan                           kalkmaktadır. Ayette geçen genişleme ifadesi de söz                           konusu damarlardaki daralmaların ortadan kaldırılmasına                           işaret olabilir.</p>
<p>Ayrıca bu surenin hemen ardından Allah&#8217;ın kalp sağlığına                           faydalı bir bitki olan &#8220;zeytin&#8221; üzerine and içmesi de                           (Tin Suresi, 1), son derece hikmetlidir. </p>
<p class="baslik2"><a name="hareket"></a>HAREKET ETMENİN,                           YIKANMANIN VE SU İÇMENİN SAĞLIĞA FAYDALARI</p>
<p>Kuran&#8217;da dikkat çekilen davranışlardan biri, Hz. Eyüp&#8217;e                           gelen bir vahyi anlatan ayetlerde bildirilir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Kulumuz Eyyub&#8217;u da hatırla. Hani                             o: &#8220;Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap                             dokundurdu&#8221; diye Rabbine seslenmişti. &#8220;Ayağını depret.                             İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su,&#8221; diye vahyettik).                             (Sad Suresi, 41-42)</p>
</blockquote>
<p>Hz. Eyüp&#8217;e şeytanın vermiş olduğu sıkıntı ve rahatsızlığa                           karşılık Allah&#8217;ın bildirdiği tavsiyelerden biri &#8220;ayağını                           depretmesi&#8221;dir. Ayette geçen bu ifade hareket etmenin,                           spor yapmanın faydalarına işaret ediyor olabilir.</p>
<p><a name="145."></a><a name="146."></a><a name="147."></a>Spor                           esnasında, özellikle bacak kasları gibi uzun kasların                           hareket ettirilmesi (izometrik hareketler) ile kan dolaşımı                           hızlanır, hücrelere giden oksijen miktarında artış olur.                           Bunun sonucunda kişinin üzerindeki bitkinlik kaybolur,                           toksik maddelerin vücuttan atılmasıyla da kişi dinçleşir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#145">145</a>                           Aynı zamanda vücut mikroplara karşı çok daha dirençli                           bir hale gelir. Düzenli egzersiz yapan kişiler geniş                           ve temiz damarlara sahip olurlar. Bu da damarların tıkanmasını,                           dolayısıyla kalp hastalıklarını önleyici etki yapar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#146">146</a>                           Ayrıca düzenli yapılan egzersiz, kan şekerinin dengesini                           sağlayarak şeker hastalığını önleyici rol oynar. Sporun                           karaciğer üzerindeki olumlu etkileri, &#8220;iyi kolesterol&#8221;                           diye adlandırabileceğimiz kolesterol seviyesini yükseltir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#147">147</a></p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/ayetlersu.jpg" height="261" width="283" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Ayrıca ayakların çıplak olarak yere basılması vücutta                         birikmiş statik elektriğin boşaltılmasında çok etkili                         bir yöntemdir. Bu yöntem vücut için bir nevi topraklama                         görevi görür.
<p>Bunun yanında ayette dikkat çekildiği                           gibi yıkanmanın da, vücuttaki statik elektriğin atılmasında                           en etkili yöntem olduğu bilinmektedir. Yıkanmayla birlikte                           vücutta oluşan fiziksel temizliğin yanı sıra, kişinin                           üzerindeki muhtemel gerilim ve sıkıntı da azalır. Bu                           nedenle yıkanmak, hem stres hem de ateşli hastalıklar                           başta olmak üzere, birçok fiziksel ve psikolojik rahatsızlık                           üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir. </p>
<p>Ayette, yıkanmaya ek olarak bir de su içilmesi tavsiye                           edilmiştir. Suyun vücudun her organı üzerinde oluşturduğu                           faydalar göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Ter bezleri,                           mide, bağırsaklar, böbrekler, cilt ve bunlar gibi daha                           pek çok organın sağlığı, suyun vücuda yeterli miktarda                           alınmasına bağlıdır. Bu konuda meydana gelebilecek bir                           rahatsızlığın telafisi de yine suyla yapılan takviye                           ile mümkün olur. Bitkinliğin, yorgunluğun ve uyku halinin                           çözümü de yine vücuttaki su miktarının artırılması,                           böylece toksik maddelerden arınılması sağlanarak gerçekleşir.</p>
<p>Her biri beden ve ruh sağlığımız için hayati önem taşıyan                           bu tavsiyelerin birarada uygulanması ise, en ideal sonucu                           verecektir. Bu tavsiyelerin her biri Allah&#8217;ın &#8220;Kuran&#8217;dan                           mü&#8217;minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz&#8230;&#8221;                           ayetinin bir tecellisidir. (İsra Suresi, 82)</p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="mikroskobik"></a>MİKROSKOBİK                           HAYATIN VARLIĞI</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/arastirma.jpg" height="144" width="218" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve <u>daha                         bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri</u> yaratan                         (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36)
<p>&#8230;                           daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (Nahl                           Suresi, <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde, Kuran&#8217;ın indirildiği dönemde                           insanların bilmediği hayat formlarının olduğuna işaret                           edilmektedir. Nitekim mikroskobun keşfi ie birlikte                           insan gözünün göremediği küçüklükte yeni canlılar keşfedilmiştir.                           Böylece Kuran&#8217;da dikkat çekilen, bu canlıların varlığı                           hakkında insanlar bilgi sahibi olmaya başlamışlardır.                           Çıplak gözle görülemeyen ve genellikle tek bir hücreden                           ibaret olan mikro canlıların varlığına işaret eden diğer                           ayetler ise şöyledir:</p>
<p>&#8230; Göklerde ve yerde <u>zerre                           ağırlığınca</u> hiçbir şey O&#8217;ndan uzak (saklı) kalmaz.                           <u>Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da</u>,                           istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır.                           (Sebe Suresi, 3)</p>
<p>&#8230; Yerde ve gökte <u>zerre ağırlığınca</u>                           hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz.<u> Bunun                           daha küçüğü de, daha büyüğü de</u> yoktur ki, apaçık                           bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)</p>
<p>Yeryüzünün her yanına yayılmış olan bu gizli dünyanın                           üyeleri yani mikroorganizmalar, yeryüzündeki hayvanların                           20 katı kadardırlar. Gözle görülmeyecek kadar küçük                           bu mikroorganizmalar topluluğu, bakteriler, virüsler,                           mantarlar, su yosunları ve akarlardan oluşur. Bu mikrocanlılar,                           yeryüzündeki yaşam dengesinin önemli bir unsurudur.                           Örneğin Dünya üzerinde yaşamın oluşumunu sağlayan temel                           öğelerden bir tanesi olan azot döngüsü, bakteriler tarafından                           sağlanır. Bitkilerin topraktaki mineralleri alabilmelerini                           sağlayan en önemli unsur ise kök mantarlarıdır. Salata                           veya et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmemizi                           ise dilimizde bulunan bakteriler önler. Aynı zamanda                           bazı bakteriler ve algler, dünyada canlılığın var olmasının                           temel unsuru olan fotosentez yapabilme yeteneğine sahiptirler                           ve bu görevi bitkilerle paylaşırlar. Bazı akar türleri                           organik maddeleri parçalayarak besinleri bitkilerin                           kullanabileceği hale dönüştürebilirler. Görüldüğü gibi                           ancak teknolojik aletlerle hakkında bilgi edinebildiğimiz                           bu küçük canlılar, insan yaşamı için vazgeçilmez öneme                           sahiptirler.</p>
<p>Kuran&#8217;da asırlar öncesinden gözle gördüğümüz alemlerin                           dışında da canlılar olacağına dikkat çekilmesi, kuşkusuz                           Kuran&#8217;ın bir başka mucizesidir.</p>
<p><a name="hayvan"></a>HAYVAN                           TOPLULUKLARININ VARLIĞI</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kuslar.jpg" height="114" width="259" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        <u>Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir                         kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın..</u>. (Enam                         Suresi, 38)
<p>Günümüzde hayvan ve kuş ekolojilerinde yapılan incelemeler                           sonucunda, tüm hayvanların ve kuşların ayrı topluluklar                           halinde yaşadıkları bilinmektedir. Uzun süreli ve kapsamlı                           araştırmalar sonucu hayvanlar hakkında elde edilen bilgiler,                           hayvanlar arasında oldukça sistemli bir sosyal düzen                           olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Örneğin sosyal hayatları ile bilim adamlarını hayrete                           düşüren bal arıları, koloniler halinde ağaç kovuklarında                           veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar.                           Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80                           bin işçi arıdan oluşur. Daha önce de değindiğimiz gibi,                           arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur                           ve kraliçenin temel görevi yumurtlamaktır. Bundan başka,                           koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini                           sağlayan önemli maddeler de salgılar. Erkeklerin ise                           tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek                           örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını                           düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm                           işleri ise işçi arılar yaparlar. Arı kovanındaki hayatın                           her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından,                           kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev                           hiç aksamadan yerine getirilir. </p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/penguenler.jpg" height="192" width="170" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Karıncalar da dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmalarına                         rağmen, teknoloji, kollektif çalışma, askeri strateji,                         gelişmiş iletişim ağı, hiyerarşik düzen, disiplin, kusursuz                         bir şehir planlaması gibi pek çok alanda insanlara örnek                         olacak bir düzen sergilerler. &#8220;Koloniler&#8221; denen topluluklar                         halinde yaşayan karıncalar, öylesine gelişmiş bir düzen                         içindedirler ki, bu açıdan insanlarınkine benzer bir uygarlığa                         sahip oldukları bile söylenebilir.
<p>Karıncalar                           besinlerini üretip depolarken, yavrularını gözetir,                           kolonilerini korur ve savaşırlar. Hatta &#8220;terzilik&#8221; yapıp,                           &#8220;tarım&#8221;la uğraşan, &#8220;hayvan yetiştiren&#8221; koloniler bile                           vardır. Aralarında çok güçlü bir iletişim ağı bulunan                           bu hayvanlar, toplumsal örgütlenme ve uzmanlaşma açısından                           bakıldığında, hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak üstünlüktedirler.                         </p>
<p><a name="148."></a>Topluluk halinde yaşayan                           hayvanlar düzenli yaşantılarının yanı sıra tehlikeye                           de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan                           veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiklerinde                           topluca bu hayvanların çevresini sararlar. Bu arada                           çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel                           bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri                           saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden                           uzaklaştırır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#148">148</a></p>
<p><a name="149."></a><a name="150."></a>Birarada                           uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri                           için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar                           aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak                           bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar.                           Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar,                           doğan bunu yapsa bile kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#149">149                           </a>Memeli hayvanlar da sürülerine bir saldırı olduğunda,                           toplu olarak hareket ederler. Örneğin zebralar düşmanlarından                           kaçarken yavrularını sürünün ortasına alırlar. Yunuslar                           da hep grup halinde gezerler ve en büyük düşmanları                           olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı koyarlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#150">150</a></p>
<p>Hayvanların sosyal hayatları ile ilgili verilebilecek                           sayısız örnek ve çok fazla detay vardır. Hayvanlarla                           ilgili elde edilen bu bilgiler, uzun yıllar boyunca                           yapılan kapsamlı araştırmalar neticesinde elde edilebilmiştir.                           Görüldüğü gibi her alanda olduğu gibi hayvanlarla ilgili                           Kuran&#8217;da verilen bilgiler de, onun Allah&#8217;ın sözü olduğunu                           göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="baslik2"><a name="tasarim"></a>BİYOMİMETİK:                           CANLILARDAKİ TASARIMLARI ÖRNEK ALMA</p>
<blockquote><p class="ayetler"><u>Sizin için hayvanlarda da elbette                             ibretler vardır</u>, size onların karınlarındaki fers                             (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin                             boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.                             (Nahl Suresi, 66)</p>
<p class="ayetler"><u>Gerçekten hayvanlarda da sizin                             için bir ders (ibret) vardır</u>; karınlarının içinde                             olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için                             daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.                             Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. (Müminun                             Suresi, 21-22)</p>
</blockquote>
<p>Bugün pek çok bilim adamı ve araştırma-geliştirme (ARGE)                           uzmanı projelerine başlamadan önce, bunun canlılardaki                           örneklerini araştırmakta, onlardaki sistem ve tasarımları                           taklit etmektedirler. Diğer bir deyişle bilim adamları,                           Allah&#8217;ın doğada yarattığı tasarımları görüp incelemekte                           ve bunlardan ilham alarak yeni teknolojiler geliştirmektedirler.                         </p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tasarim.jpg" height="142" width="227" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Bu yönelim yeni bir bilim dalı doğurmuştur: &#8220;Biyomimetik&#8221;.                         &#8220;Doğadaki canlılardan taklit&#8221; anlamına gelen bu bilim                         dalı, özellikle son dönemlerde teknoloji dünyasında yaygın                         bir uygulama alanı bulmuştur. Kuran&#8217;da Müminun Suresi&#8217;nin                         21. ve Nahl Suresi&#8217;nin 66. ayetlerinde &#8220;ders alma, öğüt,                         önem, önemli şey, örnek&#8221; anlamlarına gelen &#8220;ibreten&#8221; kelimesinin                         kullanılması bu bakımdan çok hikmetlidir.
<p>Biyomimetik,                           insanların doğada bulunan sistemleri taklit ederek yaptıkları                           maddelerin, aletlerin, mekanizma ve sistemlerin tümünü                           ifade eden bir terimdir. Doğadaki tasarımlar örnek alınarak                           yapılan aletlere, özellikle nanoteknoloji, robot teknolojisi,                           yapay zeka (AI), tıbbi endüstri ve askeri donanım gibi                           alanlarda kullanılmak için gerek duyulmaktadır.</p>
<p>Biyomimetik (biyomimikri), ilk defa Montanalı bir yazar                           ve bilim gözlemcisi olan Janine M. Benyus tarafından                           ortaya atılmış bir kavramdır. Türkçe karşılığı &#8220;biyotaklit&#8221;                           olan bu kavram, daha sonra pek çok kişi tarafından yorumlanmış                           ve uygulamaya geçirilmiştir. Biyomimetik hakkında yapılan                           yorumlardan biri şöyledir:</p>
<blockquote><p><a name="151."></a>Biyomimikrinin ana teması doğadan                             model, ölçü ve akıl olarak öğrenecek çok şeyimiz olduğudur.                             Bu araştırmacıların ortak noktası, doğadaki tasarıma                             saygı göstermeleri ve insanların karşılaştıkları problemlerin                             çözümünde bunları kullanarak ilham almalarıdır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#151">151</a></p>
</blockquote>
<p>Ürün kalitesini ve verimini artırmada doğadan faydalanan                           şirketlerden biri olan Interface&#8217;in ürün stratejisti                           David Oakey de biyomimetik konusunda şunları söyler:</p>
<blockquote><p><a name="152."></a>Doğa, benim iş ve tasarım                             konularında akıl hocam, yaşam tarzım için bir model.                             Doğanın sistemi milyonlarca senedir çalışıyor� Biyotaklit,                             doğadan öğrenmenin bir yoludur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#152">152</a></p>
</blockquote>
<p>Son yıllarda bilim adamları hızla yaygınlaşan bu fikri                           benimsediler; önlerindeki benzersiz ve kusursuz modelleri                           örnek alarak çalışmalarına hız kazandırdılar. Doğadaki                           tasarımlar, en az malzeme ve enerji ile en fazla verim                           almaları, kendi kendilerini onarma özellikleri, geri-dönüşümlü                           ve doğa-dostu olmaları, sessiz çalışmaları, estetik,                           dayanıklı ve uzun ömürlü olmaları bakımından teknolojik                           çalışmalara örnek teşkil ederler. <em>High Country News</em>                           adlı bir gazetede biyomimetik bilimsel bir hareket olarak                           tanımlanmış ve şöyle bir yorum yapılmıştır:</p>
<blockquote><p><a name="153."></a>Doğal sistemleri model                             alarak, bugün kullandığımızdan çok daha uzun süreli                             teknolojiler oluşturabiliriz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#153">153</a></p>
</blockquote>
<p>Doğada gördüğü mükemmellikler üzerinde düşünerek, doğadaki                           modellerin taklit edilmesi gerektiğine inanan Janine                           M. Benyus�un, <em>Biomimicry</em> (Biyomimikri) adlı                           kitabında verdiği örneklerden bazıları şunlardır:</p>
<p>* Arı kuşlarının 10 gramdan daha az bir yakıtla Meksika                           Körfezi&#8217;ni geçebilmeleri,</p>
<p>* Yusufçukların en iyi helikopterlerden bile daha iyi                           manevra yapabilmeleri,</p>
<p>* Termit kulelerinde bulunan iklimlendirme ve havalandırma                           sistemlerinin, donanım ve enerji sarfiyatı bakımından                           insanların yaptıklarından çok daha üstün olmaları, </p>
<p>* Yarasanın çok-frekanslı ileticisinin, insanların                           yaptığı radarlardan daha verimli ve duyarlı çalışması,                         </p>
<p>* Işık saçan alglerin vücut fenerlerini aydınlatmak                           için çeşitli kimyasalları biraraya getirmeleri,</p>
<p>* Kutup balıkları ve kurbağaların donduktan sonra yeniden                           hayata dönmeleri ve organlarının buz nedeniyle hasara                           uğramaması,</p>
<p>* Bukalemunun ve mürekkep balığının, bulundukları ortamla                           tam bir uyum içinde olacakları şekilde derilerinin renklerini,                           desenlerini anında değiştirmeleri,</p>
<p>* Arıların, kaplumbağaların ve kuşların haritaları                           olmadan uzun mesafeleri katetmeleri,</p>
<p>* Balinaların ve penguenlerin oksijen tüpü kullanmadan                           dalmaları,</p>
<p>Yukarıda sadece birkaç örneğine yer verdiğimiz doğadaki                           hayranlık uyandıran bu gibi mekanizma ve tasarımlar,                           teknolojinin birçok alanını zenginleştirme potansiyeline                           sahiptir. Bilgi birikimimizin artması ve teknolojik                           imkanların gelişmesi ile birlikte bu potansiyel her                           geçen gün daha da ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Hayvanların her biri, insanları hayrete düşüren birçok                           yaratılış özelliklerine sahiptir. Kimileri suda hareket                           etmelerini sağlayan en ideal şekle (hidrodinamik) sahipken,                           kimileri de bizim için oldukça yabancı olan duyuları                           kullanır. Bunların birçoğu insanların ilk defa karşılaştıkları,                           daha doğrusu yeni farkına vardıkları özelliklerdir.                           Bazen bir canlının tek bir özelliğini bile taklit etmek                           için bilgisayar, mekanik, elektronik, matematik, fizik,                           kimya ve biyoloji gibi bilim dallarının önde gelen isimlerinin                           biraraya gelmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bilim adamları her geçen gün doğada keşfettikleri benzersiz                           yapılar ve sistemler karşısında hayrete düşmekte ve                           bunlara duydukları hayranlığı insanlık yararına yeni                           teknolojiler üretmek için kullanarak göstermektedirler.                           Doğada var olan mükemmel sistemlerin, uygulanan olağanüstü                           tekniklerin bilim adamlarının bilgisinin ve aklının                           çok üstünde olduğunun, mevcut problemlere benzersiz                           çözümler sunduğunun farkına varan bilim adamları, artık                           senelerce uğraşarak çözüm getiremedikleri pek çok konuda                           doğadaki tasarımların yardımına başvurmaktadırlar. Bunun                           sonucu olarak da kısa zamanda, başarılı sonuçlar elde                           etmeleri mümkün olmaktadır. Ayrıca doğanın taklidi ile                           birlikte bilim adamları gerek vakit ve emek açısından,                           gerekse maddi kaynakların isabetli kullanılması bakımından                           da çok önemli kazançlar sağlamaktadırlar. </p>
<p>Bugün görmekteyiz ki gelişen teknoloji yaratılış mucizelerini                           tek tek keşfetmekte ve &#8220;biyomimetik&#8221; biliminde olduğu                           gibi canlılardaki olağanüstü tasarımları örnek alarak                           insanlığa hizmet etmektedir. Janine M. Benyus da, doğayı                           taklit ettiğimiz takdirde yiyecek ve enerji üretimi,                           bilgi depolama, sağlık gibi birçok alanda kendimizi                           rahatlıkla geliştirebileceğimizi belirtmiştir. Bu konuların                           ele alındığı pek çok bilimsel makaleden birkaç tanesinin                           başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><a name="154."></a>Yaşamın Muhteşem Tasarımlarından                           Örnek Almak<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#154">154</a></p>
<p><a name="155."></a>Biyomimetik Daha İyi Bir Dünya Vaad                           Ediyor<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#155">155</a></p>
<p><a name="156."></a>Bilim Doğayı Taklit Ediyor<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#156">156</a></p>
<p><a name="157."></a>Doğadaki Tasarımlardan Öğrenmek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#157">157</a></p>
<p><a name="158."></a>Hayatın Tasarımdaki Dersleri<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#158">158</a></p>
<p><a name="159."></a>Biyomimikri: Gözümüzün Önünde Gizlenen                           Sırlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#159">159</a></p>
<p><a name="160."></a>Biyomimikri: Doğanın İlham Verdiği                           Buluşlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#160">160</a></p>
<p><a name="161."></a>Biyomimikri: Bizi Çevreleyen Üstün                           Yetenek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#161">161</a></p>
<p><a name="162."></a>Biyomimetik: Doğadan İyi Dizaynlar                           Çıkarmak<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#162">162</a></p>
<p><a name="163."></a>Biyomimetik: Doğadaki Tasarımlardan                           Malzemeler Meydana Getirmek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#163">163</a></p>
<p><a name="164."></a>Mühendisler Tasarım için Doğadan                           Örnek Alıyorlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#164">164</a></p>
<p>19. yüzyılda doğanın taklidi sadece estetik açıdan                           uygulama sahasına sahipti. Dönemin ressam ve mimarları                           doğadaki güzelliklerden etkilenmiş, yaptıkları eserlerde                           bu yapıların dış görünüşlerini örnek almışlardı. Ama                           doğadaki tasarımların olağanüstülüğünün ve bunların                           taklidinin insanlar için fayda sağlayacağının anlaşılması,                           ancak doğal mekanizmaların moleküler seviyede incelenmesiyle                           -20. yüzyılda- başlamıştır. Bugün bilim adamları ve                           araştırmacılar Kuran&#8217;da yaklaşık 1400 sene evvel bildirildiği                           gibi canlılardan &#8220;ders&#8221; almaktadırlar. </p>
<p class="baslik2"><a name="cekirge"></a>TOPLU HAREKET                           EDEN ÇEKİRGELER</p>
<blockquote><p class="ayetler">Gözleri &#8216;zillet ve dehşetten düşmüş                             olarak&#8217;, <u>sanki &#8216;yayılan&#8217; çekirgeler gibi</u> kabirlerinden                             çıkarlar. (Kamer Suresi, 7)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette, iman etmeyenlerin ahiretteki durumları                           tarif edilmektedir. Gelmiş geçmiş milyarlarca insanın                           topluca dirilişi, yayılan çekirgelere benzetilmektedir.                           Kuşkusuz Allah&#8217;ın bu örneği vermesinin pek çok hikmeti                           vardır. </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="231">
<p align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cekirgeler1.jpg" height="211" width="254" />                                 </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="165."></a>20. yüzyılda çekirgeler                           üzerinde mikro kameralarla yapılan kapsamlı araştırmalar                           esnasında birçok bilgi edinilmiştir. Çekirge sürüleri                           çok kalabalıklardır ancak adeta tek bir vücut olarak                           hareket ederler. Milyarlarca çekirge biraraya gelerek                           kilometrelerce uzunluk ve genişlikteki kapkara bir yağmur                           bulutunu andırırlar. Bu sürülerin bazılarının 3-5 kilometre                           genişliğinde ve metrelerce derinlikte olduğu tespit                           edilmiştir. Çekirge sürüleri bu yoğunluklarından ötürü,                           havanın kararmış gibi görünmesine sebep olurlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#165">165</a></p>
<p><a name="166."></a>Bu canlılarla ilgili tespit                           edilen bir diğer bilgi de yumurtalarını toprağın içine                           tohum gibi yerleştirmeleri ve çekirge larvalarının uzun                           bir süre toprağın altında kaldıktan sonra, yeryüzüne                           topluca çıkmalarıdır. Dişi çekirgeler toprağın içine                           10-15 cm&#8217;lik bir tünel kazdıktan sonra, bir seferde                           95-158 yakın larva bırakırlar. Bir çekirge bu işlemi                           yaklaşık üç sefer tekrarlar. Larvalar olgunlaştıklarında                           -havanın sıcaklığına bağlı olarak 10-65 gün arası bir                           zamanda- toplu olarak toprağın altından çıkarlar. 1m<sup>2</sup>&#8216;lik                           bir alanda 1.000 yumurta çukuru bulunabilir. Çekirge                           sürüleri birkaç yüz km2&#8242;lik alanı kaplayabilecek çokluktadırlar.                           Km<sup>2</sup> başına düşen çekirge miktarı ise 40-80                           milyon arasında değişmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#166">166</a>                           Çekirgelerin toprağın altında olmaları, uzun bir süre                           kaldıktan sonra topluca ve çok kalabalık olarak yeryüzüne                           çıkıyor olmaları, kıyamet günü insanların dirilişine                           benzer bir görünüm olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<p>Günümüzde çekirgeleri araştırmak üzere özel birimler                           kurulmuştur ve bu araştırmaların bir kısmında uzaktan                           kumandalı görüntü elde etme sistemleri kullanılmaktadır.                           Hatta NASA&#8217;nın uydu verileri dahi, Afrika&#8217;da çöl çekirge                           kolonilerinin geliştikleri alanları tespit etmek amacıyla                           kullanılmaktadır. Uydu verileri sayesinde 18 milyon                           km<sup>2</sup>&#8216;lik alanlar içerisinde yerden ve havadan                           kapsamlı araştırmalar yapabilmek mümkün olabilmektedir.                         </p>
<p>Görüldüğü gibi çekirgelerle ilgili tespitte bulunabilmek                           için kullanılan bu teknolojilerin bulunmadığı bir dönemde,                           böyle bir benzetmenin yapılması Kuran&#8217;ın, herşeyin bilgisine                           sahip Allah&#8217;ın vahyi olduğunun delillerinden biridir.</p>
<p class="baslik2"><a name="iletisim"></a>KARINCALARIN                           İLETİŞİMİ</p>
<p>Kuran&#8217;da Hz. Süleyman&#8217;ın ordularından bahsedilirken,                           karıncaların arasında bir &#8220;haberleşme sistemi&#8221; olduğuna                           işaret edilmektedir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Nihayet karınca vadisine geldiklerinde,                             bir dişi karınca dedi ki: &#8220;Ey karınca topluluğu, kendi                             yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında                             olmaksızın sizi kırıp geçmesin.&#8221; (Neml Suresi, 18)</p>
</blockquote>
<p>20. yüzyılda karıncalar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar,                           bu küçük hayvanların çok organize bir sosyal yaşantıları                           olduğunu ve bu organizasyonun gereği olarak aralarında                           çok kompleks bir iletişim ağının var olduğunu ortaya                           koymuştur. <em>National Geographic</em> dergisinde yayınlanan                           bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir:</p>
<blockquote><p><a name="167."></a>Büyük veya küçük herhangi                             bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla,                             milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri                             yakalar. Beyin 500.000 sinir hücresi içerir; gözler                             birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu                             gibi hareket eder. Ağzın altındaki projeksiyonlar                             tadı algılar, kıllar dokunmaya karşılık verir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#167">167</a></p>
</blockquote>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karinca.jpg" height="181" width="244" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Biz farkına varmasak da karıncalar, hassas duyu organları                         sayesinde oldukça farklı iletişim yöntemleri kullanırlar.                         Avlarını bulmaktan birbirlerini takip etmeye, yuvalarını                         kurmaktan savaşmaya kadar hayatlarının her anında bu duyu                         organlarından faydalanırlar. 2-3 milimetrelik vücutlarının                         içerisine sığdırılmış 500.000 sinir hücresiyle, insanları                         hayrete düşürecek bir iletişim sistemine sahiptirler.
<p><a name="168."></a>Bu hayvanların iletişimlerindeki                           tepkileri belli başlı kategorilere ayrılmıştır: Alarm                           verme, toplanma, besin yerini haber verme, temizlenme,                           sıvı besin değişimi, gruplaşma, tanıma, kast belirleme&#8230;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#168">168</a>                           Bu tepkilerle düzenli bir toplum yapısı oluşturan karıncaların,                           karşılıklı haber alışverişine dayalı bir hayatları vardır.                           Karıncalar bilgi alışverişi sağlamada, kimi zaman insanların                           konuşarak halledemediği konularda (toplanma, paylaşma,                           temizleme, savunma vs. gibi) çok daha kusursuz bir iletişim                           sergilerler.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karin.jpg" align="left" height="120" width="200" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="169."></a>Karıncalar daha çok kimyasal                           düzeyde bir iletişim gerçekleştirirler. Karıncaların                           iletişim kurmak amacıyla kullandıkları kimyasal maddeler,                           yarı-kimyasallar (semiochemicals) olarak bilinen &#8220;feromen&#8221;lerdir.                           Koku olarak algılanan ve iç salgı bezlerinde salgılanan                           bir sıvı olan &#8220;feromen&#8221;ler, karınca topluluklarının                           organizasyonunda en önemli rolü oynar. Bir karınca sinyal                           olarak bu sıvıyı salgıladığında, diğerleri koku veya                           tat alma yoluyla mesajı alır ve cevap verirler. Karınca                           feromenleri üzerinde yapılan araştırmalar, tüm sinyallerin                           koloninin ihtiyaçlarına göre salgılandığını ortaya çıkarmıştır.                           Ayrıca karıncaların salgıladığı feromenin yoğunluğu,                           içinde bulundukları durumun aciliyetine göre de değişmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#169">169</a></p>
<p>Görüldüğü gibi, karıncaların yaptıkları işlemleri yapabilmek                           için, kapsamlı bir kimya bilgisine ihtiyaç vardır. 14                           asır öncesinde, karıncalar hakkında böylesine ayrıntılı                           bilgi sahibi olunmadığı bir dönemde, karıncaların iletişimine                           dikkat çekilmesi Kuran&#8217;ın bilimsel mucizelerinden biridir.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/besindongusu.jpg" height="308" width="182" /><br />                                 Şemada canlandırıldığı                                 gibi ölen bitki ve hayvanlar bakteriler tarafından                                 ayrıştırılarak minerallere dönüştürülürler. Toprağa                                 karışan bu organik artıklar da bitkilerin temel                                 besin kaynağını oluştururlar. Dolayısıyla bu besin                                 döngüsü tüm canlılar için hayati önem taşımaktadır.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="besin"></a>BESİN DÖNGÜSÜ</p>
<p> <u>Taneyi ve çekirdeği yaran                           şüphesiz Allah&#8217;tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü                           de diriden çıkarır</u>. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl                           oluyor da çevriliyorsunuz? (Enam Suresi, 95)                         </p>
<p>Yukarıdaki ayette Kuran&#8217;ın indirildiği dönemde bilinmesi                           mümkün olmayan bir besin döngüsüne dikkat çekilmiştir.                         </p>
<p>Bir canlı öldüğünde, mikroorganizmalar onu süratle                           parçalarlar. Böylece ölü beden organik moleküllere ayrışmış                           olur. Bu moleküller toprağa karışarak, bitki ve hayvanların,                           dolayısıyla da insanların temel besin kaynağı olur.                           Eğer bu dönüşüm olmasa hayat da mümkün olmazdı. </p>
<p><a name="170."></a>Bakteriler de canlıların                           ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla sorumludurlar.                           Kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların                           yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin                           ve mineraller, kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler                           ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, organik atıkları                           yani hayvan ve bitki ölülerini ayrıştırarak minerallere                           dönüştürürler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#170">170</a> Böylelikle canlılar                           baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar.                           Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir &#8220;bahar                           temizliği&#8221; yapılmış, hem de yazın yeniden canlanan doğa                           için yeterli miktarda besin hazırlanmış olur. </p>
<p>Görüldüğü gibi ölen canlılar, yeni canlıların hayat                           bulmasında birinci dereceden rol oynarlar. Böylelikle                           Allah&#8217;ın ayette &#8220;diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden                           çıkarır&#8221; ifadesiyle dikkat çektiği bu dönüşüm en mükemmel                           şekilde gerçekleşmiş olur. Kuran&#8217;da böylesine detay                           bir bilgiye asırlar öncesinden dikkat çekilmesi, Kuran&#8217;ın                           Allah&#8217;ın sözü olduğunun delillerinden biridir. </p>
<p>                           </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/uyku.jpg" height="127" width="87" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a name="uyku"></a>UYKUDA                             KULAKLARIN AKTİF OLMASI</p>
<p>Böylelikle mağarada yıllar                             yılı onların <u>kulaklarına vurduk (derin bir uyku                             verdik)</u>. (Kehf Suresi, 11)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette geçen &#8220;kulaklarına vurduk&#8221; ifadesinin                           Arapçası &#8220;darabe&#8221; fiilidir. Arapçada bu fiil, mecazi                           olarak &#8220;onları uyuttuk&#8221; anlamını taşımaktadır. Ayrıca                           &#8220;darabe&#8221; kelimesi kulakla beraber kullanıldığında &#8220;kulağın                           duymasının engellenmesi&#8221; anlamı da taşımaktadır. Ayette                           uyku ile ilgili sadece işitme duyusuna dikkat çekilmesi                           ise aslında çok önemli bir bilgi içermektedir. </p>
<p><a name="171."></a>Bilim adamlarının keşiflerine                           göre kulak, insan uyurken aktif olan tek duyu organıdır.                           Uyanmak için saatin alarmına ihtiyaç duymamızın sebebi                           de budur. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#171">171</a> Allah&#8217;ın Kehf Ehli                           ile ilgili olarak kullandığı &#8220;kulaklarına vurduk&#8221; ifadesinin                           hikmeti de, söz konusu gençlerin işitme duyularının                           kapatıldığına ve bu yüzden uzun yıllar uyanmadan uykuda                           kaldıklarına işaret olması muhtemeldir.                         </p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="uykuda"></a>UYKUDA HAREKET                           ETMENİN ÖNEMİ</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hareket.jpg" height="133" width="140" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda)                         uyuşmuşlardır. <u>Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk</u>.                         Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş                         olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini                         korku kaplardı. (Kehf Suresi, 18)
<p>Yukarıdaki                           ayette yüzlerce yıl uykuda kaldıkları bildirilen Kehf                           Ehlinden bahsedilmektedir. Ayrıca Allah bu ayette bu                           kişilerin bedenlerini sağ ve sol yanlara çevirdiğini                           bildirmektedir. Bunun hikmeti ise çok yakın bir tarihte                           keşfedilmiştir. </p>
<p><a name="172."></a>Uzun süre aynı yatış pozisyonunda                           kalan insanlar ciddi sağlık problemleri ile karşılaşırlar:                           Kan dolaşımında komplikasyonlar meydana gelmesi, deride                           yaraların oluşması, yatılan yüzeye temas edenbölgelerde                           kanın pıhtılaşması gibi&#8230; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#172">172</a></p>
<p><a name="173."></a>Uzun süre aynı pozisyonda                           yatıldığında meydana gelen yatak yaralarına &#8220;basınç                           yaraları&#8221; da denir. Çünkü çok uzun süre aynı pozisyonda                           yatıldığında, vücudun belli bir bölgesine uygulanan                           sürekli basınç, kan damarlarının sıkışıp kapanmasına                           neden olabilir. Bunun sonucu olarak kan yoluyla taşınan                           oksijen ve diğer besinler deriye ulaşamaz ve deri ölmeye                           başlar. Bu durum vücutta yaraların oluşmasına sebep                           olur. Eğer bu yaralar tedavi edilmezse derinin katmanları,                           yağ ve kas dokuları da ölebilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#173">173</a></p>
<p><a name="174."></a>Derinin ya da dokunun                           altında oluşan bu yaralar, tedavi edilmezlerse ya da                           enfeksiyon kaparlarsa ciddi boyutlara ulaşabilir, hatta                           hayati tehlikeye sebep olabilirler. Bu nedenle deri                           üzerindeki basıncı azaltmak için her 15 dakikada bir                           pozisyon değiştirmek en sağlıklısıdır. Kendi kendine                           hareket edemeyen felçli hastalar da bu nedenle özel                           bir bakıma tabi tutulurlar ve her 2 saatte bir başkasının                           yardımıyla hareket ettirilirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#174">174</a>                           Yukarıdaki ayette yüzyılımızda keşfedilen bu tıbbi bilgilere                           dikkat çekilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın ayrı bir mucizesidir.</p>
</p>
<p><a name="gecehar"></a>GECE                           HAREKETLİLİĞİN AZALMASI</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gece.jpg" height="189" width="174" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> &#8230; <u>Geceyi bir sükun                           (dinlenme)</u>, Güneş ve Ay&#8217;ı bir hesap (ile) kıldı&#8230;                           (Enam Suresi, 96)</p>
<p><a name="175."></a><a name="176."></a>Yukarıdaki                           ayette geçen Arapça &#8220;sekenen&#8221; kelimesi, &#8220;sükun, dinme,                           istirahata çekilme vakti, mola vakti&#8221; anlamlarına gelir.                           Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da dikkat çektiği gibi, gece insanlar                           için dinlenme sürecidir. Geceleri vücutta salgılanan                           melatonin hormonu insanı uykuya hazırlar. Bu hormon                           insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin                           yapan; ruh halini dinginleştiren doğal bir sakinleştiricidir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#175">175</a>                           Uyku boyunca kalp atışları ve nefes alıp-verme ritmi                           yavaşlar, kan basıncı düşer. Sabah olduğunda ise bu                           hormonun üretimi durur ve vücut uyanmak üzere uyarılır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#176">176</a>                         </p>
<p><a name="177."></a>Uyku, aynı zamanda vücuda                           kasların ve diğer dokuların tamir olması, yaşlanan veya                           ölen hücrelerin yenilenmesi için de imkan sağlar. Uyku                           esnasında enerji tüketimi azaldığı için, gece boyunca                           vücutta enerji depolanır. Ayrıca bağışıklık sistemi                           için önemli bazı kimyasallar ve büyüme hormonu da uyku                           esnasında salgılanır. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#177">177</a></p>
<p><a name="178."></a>Bu nedenle kişi yeteri                           kadar uyumadığı takdirde, bu durumdan bağışıklık sistemi                           derhal etkilenir ve vücut hastalıklara daha açık hale                           gelir. Bir kimse iki gece uyumadığında konsantrasyonu                           zorlaşır, dikkati azalır, hata yapma oranı artar. Kişi                           üç gün uyumazsa halisünasyon görmeye başlar ve mantıklı                           düşünemez hale gelir. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#178">178</a></p>
<p><a name="179."></a>Gece vakti insanlar için                           olduğu kadar diğer canlılar için de bir dinlenme vaktidir.                           Allah&#8217;ın &#8220;gecenin bir sükun kılınması&#8221; ayetiyle haber                           verdiği bu durum, çıplak gözle tespiti mümkün olmayan                           önemli bir gerçeğe işaret e-der: Yeryüzünde gündüz gerçekleşen                           pek çok faaliyet, gece boyunca yavaşlar, dinlenmeye                           geçer. Örneğin bitkilerde Güneş&#8217;in doğmasıyla birlikte,                           yaprakta terleme ve buna bağlı olarak fotosentez artmaya                           başlar. Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani                           fotosentez yavaşlar, solunum artar, çünkü sıcaklığın                           artmasıyla birlikte terleme de hızlanır. Geceleyin ise                           sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve                           bitki rahatlar. Eğer geceyi sadece bir gün bile yaşamasak,                           bitkilerin çoğu ölürdü. Bu bakımdan gece, aynı insanlar                           için olduğu gibi, bitkiler için de bir dinlenme ve dinçleşme                           anlamına gelir. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#179">179</a></p>
<p><a name="180."></a>Geceleri moleküler düzeyde                           de hareketlilik azalmaktadır. Gündüzleri Güneş&#8217;in yaydığı                           radyasyon, Dünya&#8217;nın atmosferindeki atom ve molekülleri                           hareketlendirerek onların daha yüksek enerji seviyelerine                           ulaşmalarına sebep olur. Karanlık çöktükçe, atom ve                           moleküller daha düşük enerji seviyelerine iner ve radyasyon                           yaymaya başlarlar. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#180">180</a></p>
<p>Kuran&#8217;da Enam Suresi&#8217;nin 96. ayetiyle yukarıda bahsettiğimiz                           bu bilimsel bilgilere işaret ediliyor olması muhtemeldir                           ve bu da Kuran&#8217;ın sayısız mucizesinden bir diğeridir.                           (En doğrusunu Allah bilir.) </p>
</p>
<p><a name="gogus"></a>YÜKSEKLİK                           ARTTIKÇA GÖĞSÜN DARALMASI</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/yukseklik.jpg" height="111" width="303" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        <a name="181."></a>İnsan yaşayabilmek için oksijen                         ve hava basıncına ihtiyaç duyar. Soluk almamız ise havadaki                         oksijenin, akciğerlerimizdeki hava keseciklerine girmesiyle                         mümkün olur. Ancak yükseklere çıktıkça, Dünya&#8217;nın atmosferi                         inceldiği için atmosfer basıncı, dolayısıyla da kan dolaşımına                         giren oksijen miktarı düşer. Bunun sonucunda nefes almak                         zorlaşır. Akciğerin hava kesecikleri daralıp büzülürken,                         göğüs boğuluyormuş ve nefes alamıyormuş gibi bir his oluşur.
<p> Eğer kandaki oksijen vücudun ihtiyacı olandan daha                           az olursa, vücutta birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkar.                           Aşırı yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı                           ve muhakemenin bozulması gibi belirtiler yaşanır. Belli                           bir yüksekliğe ulaşıldığında ise insan için nefes almak                           artık imkansız hale gelir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#181">181</a> Dolayısıyla                           bizim böyle bir yükseklikte yaşayabilmemiz için oksijen                           desteğine ve özel giysilere ihtiyacımız olur.                         </p>
<p>Deniz seviyesinin 5.000-7.500 m yukarısında olan bir                           kişi, nefes alma güçlüğü nedeniyle bayılarak komaya                           girebilir. Bu yüzden uçaklarda nefes almak için oksijen                           donanımı da mevcuttur. Uçaklar deniz seviyesinin 9.000-10.000                           m yukarısında uçarken kabinde hava basıncını düzenleyen                           özel sistemler vardır. </p>
<p>&#8220;Anoksiya&#8221; olarak bilinen rahatsızlık da vücut dokularına                           oksijenin gitmemesinden kaynaklanır. Bu oksijen eksikliği,                           3.000-4.500 m yükseklikte meydana gelir. Kimi insanlar                           böyle bir ortamda bilinçlerini bile kaybedebilirler,                           ancak hemen oksijen takviyesi yapıldığında hayatları                           kurtulabilir.</p>
<p>Aşağıdaki ayette yapılan benzetmede bu fiziksel gerçeğe                           -yüksekliğin artmasıyla göğüste meydana gelen değişime-                           şöyle işaret edilmektedir:</p>
<blockquote><p>Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam&#8217;a                             açar; kimi saptırmak isterse, onun <u>göğsünü, sanki                             göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı</u> kılar.                             Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik                             çökertir. (Enam Suresi, 125) </p>
</blockquote>
</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">&nbsp;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="center"><a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2b.html"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/geri.gif" border="0" height="20" width="20" /></a>&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#top"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/yuk.gif" border="0" height="20" width="20" /></a>&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri3.html"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/ileri.gif" border="0" height="20" width="20" /></a></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<form name="form2">
<div align="center">                                                           &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;Bölümler&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;                              Giriş                              Kuran&#8217;ın Bilimsel                               Mucizeleri                              Kuran&#8217;ın Gelecekle                               İlgili Haberleri                              Kuran&#8217;ın Geçmiş                               Dönemlerle İlgili Haberleri                              Kuran&#8217;ın Matematiksel                               Mucizeleri                              Kuran&#8217;ın Edebi                               Yönden Mükemmelliği                              Sonuç: Kuran                               Allah&#8217;ın Sözüdür                                                                                                              </div>
</p></form>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> <a name="94"></a>94.                     http://www.ldeo.columbia.edu/dees/ees/life/lectures/lect21.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#94."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="95"></a>95.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 96-97.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#95."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="96"></a>96.                     Laurence Pernoud, J&#8217;attends un enfant, Pierre Horay, Paris,                     1995, s. 138.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#96."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="97"></a>97.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 78-79.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#97."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="98"></a>98.                     http://www.uuhsc.utah.edu/healthinfo/pediatric/Hrnewborn/bhrnb.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#98."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="99"></a>99.                     http://www.uuhsc.utah.edu/healthinfo/pediatric/Hrnewborn/bhrnb.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#99."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="100"></a>100.                     C. Billeaud, D. Bouglé, P. Sarda, N. Combe, S. Mazette,                     F. Babin, B. Entressangles, B. Descomps, A. Nouvelot, F. Mendy,                     European Journal of Clinical Nutrition, 1997, c. 51, ss. 520-526<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#100."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="101"></a>101.                     &#8220;Breast milk &#8216;does cut heart risk&#8217;&#8221;, 1 Mart 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3523143.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#101."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="102"></a>102.                     &#8220;Breast milk helps reduce obesity&#8221;, 2 Mayıs 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3673149.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#102."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="103"></a>103.                     &#8220;Breast milk helps reduce obesity&#8221;, 2 Mayıs 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3673149.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#103."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="104"></a>104.                     http://www.genetikbilimi.com/genbilim/annesutu.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#104."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="105"></a>105.                     http://www.icr.org/pubs/imp-259.htm; Rex D. Russell, &#8220;Design                     in Infant Nutrition&#8221;.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#105."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="106"></a>106.                     http://www.ridgesandfurrows.homestead.com/fingerprint.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#106."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="107"></a>107.                     http://www.ridgesandfurrows.homestead.com/fingerprint.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#107."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="108"></a>108.                     http://www.optel.com.pl/article/english/article2.htm; A. A.                     Moenssnens, &#8220;Fingerprint Techniques&#8221;, Chilton Company, 1971.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#108."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="109"></a>109.                     Hayvanlar Ansiklopedisi-Böcekler, Phoesbus Publishing                     Company, İstanbul, 1979, s. 97.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#109."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="110"></a>110.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 68-69.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#110."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="111"></a>111.                     http://www.newswise.com/articles/2000/8/HEALER.NHB.html; National                     Honey Board, 1 Aðustos 2000.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#111."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="112"></a>112. http://www.nutritionfarm.com/health_news/1998/antioxidants4.htm; Journal of Apicultural Research, 1998, c. 37, ss. 221-225;http://www.sciencenews.org/sn_arc98/9_12_98/Bob1.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#112."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="113"></a>113.                     http://www.sdearthtimes.com/et0100/et0100s17.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#113."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="114"></a>114.                     http://www.draperbee.com/info/honey_news.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#114."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="115"></a>115.                     http://www.geocities.com/SoHo/Easel/3809/hurma.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#115."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="116"></a>116. http://www.sgp-dates.com/date.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#116."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="117"></a>117. http://198.65.147.194/English/Science/2000/7/article5.shtml; http://www.people.virginia.edu/~rjh9u/oxytocin.html; http://eilat.sci.brooklyn.cuny.edu/newnyc/DRUGS/OXYTOCIN.HTM#supplied<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#117."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="118"></a>118.                     The Independent Newspaper, 9 Temmuz 1995.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#118."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="119"></a>119.                     http://www.sgp-dates.com/date.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#119."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="120"></a>120.                     http://www.telmedpak.com/agricultures.asp?a=agriculture&amp;b=date_palm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#120."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="121"></a>121.                     http://www.telmedpak.com/agricultures.asp?a=agriculture&amp;b=date_palm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#121."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="122"></a>122.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#122."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="123"></a>123.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#123."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="124"></a>124.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#124."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="125"></a>125.                     Dr. Joe A. Vinson, &#8220;The Functional Food Properties of Figs&#8221;,                     Cereal Foods World, Þubat 1999, c. 44, no. 2.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#125."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="126"></a>126.                     Dr. Joe A. Vinson, &#8220;The Functional Food Properties of Figs&#8221;,                     Cereal Foods World, Þubat 1999, c. 44, no. 2.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#126."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="127"></a>127.                     http://www.californiafigs.com/industry/page2.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#127."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="128"></a>128.                     http://www.californiafigs.com/industry/page2.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#128."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="129"></a>129.                     Bilim ve Teknik Dergisi, Eylül 1998, s. 86.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#129."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="130"></a>130.                     B. J. Holub, &#8220;Fish oils and cardiovascular disease&#8221;, CMAJ,                     1989, c. 141, no. 1063; W.E. Connor, &#8220;The importance of n-3                     fatty acids in health and disease&#8221;, Am J. Clin. Nutr., 2000,                     c. 71, (1 Suppl):171S-5S; P. Angerer, C. von Schacky, &#8220;n-3                     Polyunsaturated fatty acids and the cardiovascular system&#8221;,                     Curr. Opin. Lipidol, 2000, c. 11, no. 1, ss. 57-63.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#130."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="131"></a>131.                     Archives of General Psychiatry, Ekim 2002, c. 59, ss. 913-919.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#131."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="132"></a>132.                     Scientific Encyclopedia, s. 207.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#132."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="133"></a>133.                     European Journal of Clinical Nutrition, Nisan 2002, c. 56,                     ss. 114-120.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#133."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="134"></a>134.                     Archives of Internal Medicine, 1998, c. 158, ss. 1181-1187.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#134."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="135"></a>135.                     A. Keys, A. Menotti, M.J. Karvonen, et al., &#8220;The diet and                     15-year death rate in the Seven Countries Study&#8221;, Am. J. Epidemiol,                     1986, c. 124, ss. 903-915; W.C. Willett, &#8220;Diet and coronary                     heart disease&#8221;, Monographs in Epidemiology and Biostatistics,                     1990, c. 15, ss. 341-379; World Health Organization: Diet,                     nutrition, and the prevention of chronic diseases, Report                     of a WHO Study Group, WHO Technical Report Series, Geneva,                     1990, c. 797.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#135."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="136"></a>136. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/query.fcgi?cmd=Retrieve&amp;db=PubMed&amp;list_uids=12442909&amp;dopt=Abstract<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#136."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="137"></a>137.                     Journal of the American Heart Association, Eylül 1999.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#137."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="138"></a>138.                     Archives of Internal Medicine, 1998, c. 158, ss. 41-45.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#138."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="139"></a>139.                     American Journal of Clinical Nutrition, 1999, c. 70, ss. 1077-1082.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#139."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="140"></a>140.                     American Journal of Clinical Nutrition, 1999, c. 70, ss. 1077-1082.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#140."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="141"></a>141.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#141."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="142"></a>142.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#142."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="143"></a>143.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#143."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="144"></a>144.                     Hürriyet, 14 Mayıs 1997, Ayşegül Kartal, Zeytinyağı                     Kongresi.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#144."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="145"></a>145.                     Prof. Dr. Fehmi Tuncel, Bilim Teknik Dergisi, Ocak 1993.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#145"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="146"></a>146.                     Barbara A. Brehm, Your Health and Fitness, Fitness Management                     Magazine, 1990.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#146."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="147"></a>147.                     Kathleen Mullen, Some Benefits of Exercise, Medical Times,                     C.Brown Publishers, 1986.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#147."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="148"></a>148.                     Edward O. Wilson, Sociobiology: The New Synthesis, The Belknap                     Press of Harvard University Press, İngiltere, 1975, s. 123.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#148."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="149"></a>149.                     Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E. P. Dutton,                     New York, 1978, s. 69.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#149."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="150"></a>150.                     Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E. P. Dutton,                     New York, 1978, ss. 66-67.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#150."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="151"></a>151.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#151."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="152"></a>152.                     http://www.bfi.org/trimtab/spring01/TrimtabSpring01.pdf<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#152."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="153"></a>153.                     http://www. biomimicry.org/reviews_text.html; Michelle Nijhuis,                     High Country News, 6 Temmuz 1998, c. 30, no.13.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#153."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="154"></a>154.                     http://www. jehovantodistajat. fi/library/g/2000/1/22/article_01.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#154."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="155"></a>155.                     http://www. jehovantodistajat. fi/library/g/2000/1/22/article_01.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#155."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="156"></a>156.                     Bilim ve Teknik Dergisi, Aðustos 1994, s. 43.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#156."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="157"></a>157.                     http://www. watchtower. org/library/g/2000/1/22/article_02.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#157."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="158"></a>158.                     http://www. nature. com/cgi-taf/DynaPage. taf?file=/nature/journal/v409/n6818/full/409413a0_fs.                     html&amp;_UserReference=C0A804EF46B465AFF2C953AE40623B641423<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#158."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="159"></a>159.                     http://www. natlogic. com/resorces/nbl/v06/n22. html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#159."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="160"></a>160.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#160."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="161"></a>161.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#161."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="162"></a>162.                     http://www. rdg. ac. uk/AcaDepts/cb/96vincent.html163. http://www.                     the-scientist.com/yr1991/july/research_910708.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#162."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /> </a><a name="163"></a>163.                     http://www. the-scientist.com/yr1991/july/research_910708.html <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#163."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="164"></a>164.                     New York Times, 11 Aralýk 2001.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#164."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="165"></a>165.                     http://73.1911encyclopedia.org/E/EC/ECONOMICS.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#165."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="166"></a>166.                     http://www.fao.org/NEWS/GLOBAL/LOCUSTS/LOCFAQ.htm#q5<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#166."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="167"></a>167.                     National Geographic, c. 165, no. 6, s. 777.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#167."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="168"></a>168.                     Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University                     Press, 1990, s. 227.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#168."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="169"></a>169.                     Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University                     Press, 1990, p. 244.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#169."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="170"></a>170.                     Bilim ve Teknik, Mayıs 1987, no. 234, s. 17.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#170."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="171"></a>171.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, s. 108.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#171."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="172"></a>172.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, s. 108.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#172."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="173"></a>173.                     http://www.geocities.com/abusedelders/page9.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#173."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="174"></a>174.                     http://www.biomedcentral.com/1364-8535/5/81/abstract<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#174."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="175"></a>175.                     http://www.bodyandfitness.com/Beauty/Anti-Aging/melatonin1.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#175."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="176"></a>176.                     http://www.stenlake.com.au/ShowDocument.asp?DocumentId=53<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#176."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="177"></a>177.                     http://wildcat.arizona.edu//papers/90/22/05_1_m.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#177."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="178"></a>178.                     http://fitness.howstuffworks.com/sleep.htm?printable=1<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#178."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="179"></a>179.                     http://aggie-horticulture.tamu.edu/greenhouse/ornamentals/light.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#179."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="180"></a>180.                     http://beta.physicsweb.org/article/news/5/1/10<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#180."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /> </a><a name="181"></a>181. http://www.rwjhamilton.org/Atoz/Encyclopedia/article/000133.asp;                     Medical Encyclopedia, Robert Wood Johnson University Hospital                     Hamilton<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#181."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a></p>
<p></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/15/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/15/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=15&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img.youtube.com/vi/n11ucbpRG3I/2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kromozomadam.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/medium.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/anne.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/fetus.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/sut.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/inek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmak.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizleri.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cicek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bal.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hurma.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/incir.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tablozeminli.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/balik.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/trisin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gelisim.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/ayetlersu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/arastirma.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kuslar.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/penguenler.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tasarim.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cekirgeler1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karinca.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/besindongusu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/uyku.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hareket.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gece.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/yukseklik.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/geri.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/yuk.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/ileri.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Cinler var mıdır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/cinler/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/cinler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 21:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Cinler]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/cinler/</guid>
		<description><![CDATA[Karabasan, peri, ruh, hortlaktan&#8230; uzaylılar, reenkarnasyona uzanan, farkında olmasak ta, var olan ve bizlerle, gerek iyilik ve daha çokta ( kafir cinlerce) gerek kötülük yapmak amacıyla hayatımıza giren cinler, Allah’ın Kur’an-da bizlere bildirdiğine göre dumansız alevden ( akıllı &#8211; enerji alanı, ışınlardan yaratılmış (55-15), maddenin içine nüfuz edebilme, içine girebilme özelliğine sahip (15-27) insanlar yaratılmadan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=14&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Karabasan, peri, ruh, hortlaktan&#8230; uzaylılar, reenkarnasyona uzanan, farkında olmasak ta, var olan ve bizlerle, gerek iyilik ve daha çokta ( kafir cinlerce) gerek kötülük yapmak amacıyla hayatımıza giren cinler, Allah’ın Kur’an-da bizlere bildirdiğine göre dumansız alevden ( akıllı &#8211; enerji alanı, ışınlardan yaratılmış (55-15), maddenin içine nüfuz edebilme, içine girebilme özelliğine sahip (15-27) insanlar yaratılmadan önce uzayda var olan ve yaşayan, tıpkı insanlar gibi Allah’a ibadetle emrolunmuş (51-56) akıllı, iradeli, kadın, erkek, çocukları olan, belli bir ömürleri, olan en büyük eğlenceleri, insanların zayıf noktalarından istifade edip, onları kendilerine tabii kılabilmek olan, eskiden koyun, keçi, kedi&#8230; şeklinde insanlara görünürken, bilimin kutsal bir tanrı kabul edildiği günümüzde, uzaylı, uçan daire&#8230; şekillerinde insanlarla irtibata giren, reenkarnasyon- tenasuh- ruh göçü gibi sahte dirilme oyunları ile insanları kandıran, büyülerde kullanılan&#8230; yaratıklar olan cinler, insanların zıttı olma ( hayvanın zıttı bitki, insanın zıttı cindir.) özelliğine sahip mahluklardır.<span id="more-14"></span></p>
<p><b>CİNLERİN VARLIĞININ İSPATI</b></p>
<p>    Enerji aslında bir maddedir, madde de enerji. Aralarındaki fark gelip geçicidir. Çeşitli şartlarda madde enerjiye, enerjide maddeye dönüşebilir. Eğer madde, ışık hızıyla seyretmeye başlarsa, o madde ışına, enerjiye dönüşür. Tersi, eğer enerji yoğunlaşır, katılaşırsa ona “madde” deriz. Mesela bir taşkömürünü yakarsak, o değişime uğrar ve ortaya ısı, ışık (enerji) ve küller çıkar. Yani madde enerjiye dönüşebilir&#8230; Bilim adamları şu an enerjiyi yoğunlaştırıp, onu madde haline getirmeye çalışmaktadırlar.</p>
<p>    İşte cinler belli dualarla, bu işleri yapabilmektedirler. Yani akıllı ışınlardan oluşan yapılarını Allah’ın izniyle, belli dualarla yoğunlaştırıp görünür hale gelebilmek-tedirler.</p>
<p>   Kuantum (Quantum) fizik teorisine göre cisimler etrafa enerji yayarlar. Fakat yayılan bu enerji akarsu gibi devamlı değil, kesik kesik dalgalar halindedir. Bu dalgalar halinde yayılan enerji parçalarına kuantum denir.</p>
<p>   Özetle madde aslında enerjinin yoğunlaşmış ( enerjide maddenin yayılmış ) halidir. Maddeyi meydana getiren bu enerjide dalgalar halinde bulunduğuna göre dalgaların meydana getirdiği bir alemde (ses, ışın, &#8230; dalgaları) yaşıyoruz demekten başka çare kalmaz.</p>
<p>    Her madde dalgalar halinde yayılan enerjinin yoğunlaşmış halidir, diye özetlenebilecek bu teorileri temel aldığımızda, vücudundan geçen röntgen ışınların-dan habersiz olan insanın, yapısı bu dalgalardan meydana geldiği açıklanan yaratılmışları ( cinleri ) nasıl inkar edemayaceği ortaya çıkar,</p>
<p>    Cinler vardır. Peki (aynı dinden olduğumuz Müslüman cinleri bir kenara bırakacak olursak ) Hıristiyan &#8211; ateist &#8230; cinlerden nasıl korunabiliriz ?</p>
<p>   Görülmeyen ışınlardan oluşan, maddeye nüfuz edebilen bu kafir cinlerden yine görülmeyen ama etkili bir kalkan oluşturan belli dualarla ( onları okurken oluşan ses-zihin dalgalarının oluşturacağı kalkanla) korunabiliriz. Bu dualar :</p>
<p>Euzü besmele ile ,</p>
<p>1- Muminun 97-98 : Rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatini ve euzü bike en yahdurun.</p>
<p>2- Nas &#8211; Felak sureleri</p>
<p>3- Ayet’el &#8211; Kursi suresi</p>
<p>4- Abdestli dolaşmak</p>
<p>Her hastalığın ilacı ayrı ayrıdır&#8230; Kafir cin musallatına karşıda ilaç yukarıdaki dualardır. Özellikle uykuda (karabasan), ruh çağırma, tenasüh (!) olaylarında &#8230;</p>
<p>CİNLERİN YAŞLARI</p>
<p>   Hız arttıkça zaman yavaşlar&#8230; hız belirli bir noktaya ulaştığı zaman ise zaman durur. Bir örnek verelim :</p>
<p>Bir taşıt uzaya yolculuk yapmaktadır. Hızını, ışık hızının 20 000’de biri kadar kabul edelim. Bu taşıt içindeki insan bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşıyor. Bir sene sonra bu araç geriye dönüp dünyaya yöneliyor. Dünyaya döndüğünde kendisi için gidiş bir dönüş bir toplum iki sene geçer. Fakat dünyadaki insanlar için tam iki asır geçmiş dünya üzerinde üç nesil değişmiştir.</p>
<p>  İşte bunun gibi yapıları gereği madde ile kayıtlı olmadıkları için daima yüksek hız içinde yaşayabilen cinler, normalde 70 sene civarı ömürleri varken dünyadaki insanlarla kıyaslandığında 700 &#8211; 1000 sene yaşayabilmektedirler.</p>
<p>CİNLERİN YAŞAMLARI</p>
<p>   Cinlerde, insan gibi kadın erkek iki cinsten oluşur. İnsanlar gibi evlenirler. Yer, içer, çocuk sahibi olur savaşırlar. Ben dine inananı, inanmayanı&#8230; vardır. Yaşarlar ve ölürler. Hortlak, hayalet, ruh çağırma, uzaylı, peri. Uçan daire, tenasüh&#8230; gibi adlandırılan tüm görüntüler aslında cindir. Fakat batılılar, cinleri bilmedikleri, değiştirilmiş İncil’de, günümüz Hıristiyanlığında cin konusu ve onların özelliklerinden bahsedilmediği için cinlerin göründüğü her surete batılılar ayrı bir isim (uzaylı, uçan daire, ruh, peri, hayalet&#8230;.) vermektedirler. Halbuki bizler, cinleri bize tanıtılan yüce Rabbimize hamd olsun ki onların bu oyunlarına gelmiyor ve onları asıl hüviyetleri ve adları ile tanıyabiliyoruz.</p>
<p><b>CİNLER İNSANLARI NASIL ALDATIR</b></p>
<p>   Cinler hipnotizma ve trans esnasında, büyü için kullanıldıklarında, ruh(cin) çağırma seanslarında, uzaylı kılığında insanla temasa geçtiklerinde&#8230; insanlara musallat olabilirler. Bedenimizi beyin vasıtasıyla yöneten ruhu, bedeni veya bir rahatsızlık esnasında ( loğusalık anında, çok sinirli, öfkeli olduğumuz, aşırı duyarlı, hissi olduğumuz anlarda, geceleri aşırı çıplak olduğumuz anlarda &#8230;),beynin yönetiminden uzaklaştırıp vücudun yönetim merkezini ( beyni ) ele geçirmesi ile cin çarpması, cinin musallat olması gibi olaylar gerçekleşir. Cinler insanları birkaç şekilde aldatabilir :</p>
<p>1- Müslümanı ( cahil, bilgisiz olanları) , İslami gayeler görüntüsü altında , o kişinin İslam’a olan yakınlığını istismar ederek kandırır.</p>
<p>  Cinler cahil Müslümanlarla falanca evliya, melek&#8230; zamanla da tanrı olarak irtibat kurarlar. O Müslüman’a yakın gelecek hakkında yalan-yanlış bilgiler getirir, olağanüstü rüyalar gösterir, bazı zor anlarda ona yardım ederler. Çevresindeki insanların rüyalarına girer ve o saf Müslüman’ın kendini veli, olağanüstü bir kişi zannetmesine sebep olurlar. Hastaları tedavi ettirir, felçlileri yürütmeye başlatırlar. Böylece o cahil Müslümanın çevresine insanlar toplamaya başlanır. Cahil insan zamanla kendini gerçekten veli, olgun bir mürşit sayar ve bu sayede bir cin bir insan vasıtasıyla binlerce insana hükmeder. Türkiye’de İskender Erol Evrenesoğlu, Zühre Ana, Pakistan’da kadıyaniliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed Kadıyani&#8230; gibi.</p>
<p>   Cinler böyle durumlarda önce dini emirleri insanlara uygulatır. Namaz, sadaka &#8230; gibi. Sonra asıl isteklerini, gayri İslami emirlerini Müslümanlara uygulatır. İtikatları bozulan Müslümanların tenasühe inanmaları, kendini veli zanneden saf müslümanın mesih, mehdi&#8230; zamanla tanrı olduğunun çevresindeki insanlara tanıtılması gibi inançlar yaygınlaştırılır.</p>
<p>2- Müslüman olmayanları hümanist, insancıl gayelerle kandırır cinler.</p>
<p>     Ruh çağırma, transla ruhlarla irtibata girme esnasında görülen cinler, kendilerini başkalarının ruhu, uzaylı, tanrı &#8230; gibi göstererek insanları kandırırlar.</p>
<p>  Ruh Çağırma : Örnekle açıklayalım: Tom farkında olmadan bir cinle yıllar geçirir. Sonra Tom ( çoğun-lukla intihar ederek , öldürülerek&#8230; ) vefat eder. Cin uzaya çıkar, dünyadan uzaklaşır. Aradan 200-500 sene geçer. Tomun torunlardan Nike, dedesinin ruhu (!) ile irtibata girmek için bir ruh çağırma seansı düzenlerler. Seans esnasında transa geçen toplulukla uzaydaki cin arasında zihinsel bir irtibat kurulur (telepati ) . Çin çağrıyı alır dünyaya döner ve kendisi için 10- 20 sene, dünyadakiler için geçen yüzyıllar öncesini anlatmaya başlar. Hem de en ince detaylarına dek&#8230; Seanstakiler, gelenin Tomun ruhu olduğuna kesin inanmışlardır. Cin’de kendini dinleyecek cahil bir grup bulmuştur. Oyun böylece başlar&#8230;</p>
<p>    Tenasüh: Daniel evini farkında olmadan bir cinle paylaşır. Zamanla Daniel anormal bir şekilde, intihar, cinayet&#8230; ile ölür. Cin o anda dünyanın herhangi bir tarafında yeni doğmuş bir bebeğe musallat olur. Duasız abdetsiz bir ortamda çocuğun irade,beynini kolaylıkla ele geçirir cin. Çocuk biraz büyüyüp konuşmaya başlayınca kendi içine Daniel’in ruhunun girdiğini söylemeye başlar. Görmediği ev, kişi hakkında çok gizli, sır gibi bilgileri ailesine anlatır ve bu bilgiler doğrudur da&#8230; Konuşan çocuktur fakat konuşturan cindir. Bilgileri çocuk konuşur ama cin anlattırır.</p>
<p>  Dışarıdan bakınca , mantıklı bir sonuç çıkarabilmek için çocuğun içine Daniel’in ruhunun girdiğini kabul etmekten başka çare yoktur. Halbuki çocuğun içine giren cindir ve tenasüh diye de bir şey yoktur.</p>
<p>   Uzaylılar : Eskiden görülen perili ev, konuşan hayvanlara&#8230; inanmayan, onları gördüğünü söyleyen her insanla alay edenleri aldatıp, kendilerine tabi kılıp, bu şekilde kendilerine inanmayanlarla eğlenip alay etmek isteyen cinler uçan daire, uzaylı kılığında çevrelerine görünürler.</p>
<p>   Halbuki köyde hayvan, şehir de uzaylı gibi görülen her iki şekil aslında aynıdır, cindir.</p>
<p>  Uzaylılar kılığında görülen cinler, görünür hale geldiklerinde genellikle büyük, patlak gözlü, boyları küçük kolları uzun&#8230; şekil de görünürler.</p>
<p>    Büyü : Büyünün özü, kökü cinlere dayanır. Bir kelime grubunun belli sayıda, yan yana okunması ile meydana gelir .</p>
<p>   İnsan beyninin devamlı ürettiği elektromagnetik dalgalar belli kelimelerin tekrarı ile adeta bir şifreyi oluştururlar. Bu şifre belli cinleri harekete geçirir ve o şifreyi açan kişinin isteklerini yapmak durumunda kalır&#8230;</p>
<p>     Büyü vardır fakat dinimizce haram kılınmıştır.</p>
<p>    Özetle cinler ( camdan geçen güneş ışınları gibi&#8230;) maddeye nüfuz edebilme özelliklerine sahiptirler. Fakat her halükarda insanlar cinlerden üstündür. Gerek zeka, gerek ( dua okuyarak cinlere) tesir etme yönünden . Yeter ki cinlerden çekinmeyelim korkmayalım.</p>
<p>      Korkulacak tek varlık, Yüce yaratıcı, Ahiret gününün sahibi olan Allah’tır. Zaten Allah’tan, sadece Allah’tan korkana ne cin , nede insan tesir etmez , onu korkuta-maz. Çünkü o insanın vekili, koruyucusu her şeyin üstünde. Rab, İlâh, Malik, hafız &#8230; olan Allah’ü Teala olur.  </p>
<p>    NOT :HZ. RESUL ,&#8221;MİKROPLARI&#8221; BİLİYOR İDİ !.BİR HADİS-İ ŞERİF&#8217;LERİNDE :&#8221; TEZEK VE KEMİKLERLE TEMİZLENMEYİN, ÇÜNKÜ ONLAR CİNLERİN AZIĞIDIR.&#8221; (TİRMİZİ:14/18)  BUYURMUŞLARDIR.BİLİNDİĞİ GİBİ HAYVAN TEZEKLERİ VE KEMİKLER MİKROORGANİZMALARIN ,MİKROPLARIN ÜREYİP ÇOĞALDIĞI YERLERDİR . HZ. RESUL İNSANLARA SAKINMALARI GEREKEN MİKROPLARI , O DÖNEMDEKİ İNSANLARIN SAKINDIĞI DİĞER BİR ŞEY İLE ;CİNLERLE AÇIKLAMIŞ VE İNSANLARI MİKROPLARDAN UZAKLAŞTIRMAYI AMAÇLAMIŞTIR.DİĞER BİR HADİSTE &#8221; ÇÖPLERİN CİNLERİN TOPLANTI YERİ OLDUĞU BİLDİRİLMİŞTİR&#8230;ÇÖPLERDE BOL MİKTARDA NE OLDUĞUNU BELİRTMEYE GEREK YOK HERHALDE&#8230;!YİNE HZ. RESUL :&#8221; TIRNAKLARIN  UZATILMAMASI GEREKTİĞİNİ ,YOKSA  İÇLERİNE CİN GİRECEĞİNİ &#8221; BELİRTİR&#8230;BAKIMI ZOR UZUN TIRNAKLARIN İÇLERİNE NE GİRECEĞİ MALUMDUR.</p>
<p>   HZ. RESUL , ZATEN DEVAMLI KAFİRLERCE ELEŞTİRİLEN &#8221; YALANCI, CİNLENMİŞ&#8230;&#8221; İFTİRALARINA MARUZ KALMIŞ BİRİ İDİ.BİR DE GÖRÜNMEYEN , HASTALIK SEBEBİ KÜÇÜK CANLILARDAN BAHSETSE &#8211; MEKKE&#8217;Lİ MÜŞRİKLER CİN&#8217;E İNANIYORLARDI &#8211; İFTİRALARIN DOZU İYİCE ARTACAKTI.HZ. RESUL&#8217;DE BİLİNEN BİR DİĞER KAVRAM &#8211; CİN &#8211; İLE İNSANLARI MİKROPLARDAN SAKINDIRMAYA ÇALIŞMIŞ VE BAZI HADİSLERİNDE CİN KELİMESİNİ MECAZİ ANLAMDA, MİKROP ANLAMINDA KULLANMIŞTIR!</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/14/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/14/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/14/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=14&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/cinler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>31</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>