Posts filed under 'Hz. Muhammed'
Kabir azabı deniliyor ama bir türlü aklım almıyor. Nedir Kabir Azabı? Mumyalar…
Materyalist sistem (yani maneviyata inanmayan, her şeyi madde ile ölçen sistem)
bizi Materyalist bakışa mahkum ettiğinden, her şeyde aklın kabul edebileceği delili
arıyoruz. Aklın kabul etmediği delili almıyoruz. Akıl, madde alemi ile ilgili her şeyi
çözemez, önce bu bakışı değiştirmeliyiz. Kabir suali ve azabı bedene değil ruhadır. Ölmüş
insanın ruhu ta kıyamete kadar bir daha bedene dönmez. Öldükten sonra yakılan, yahut
hayvanlar tarafından parçalanıp yenen, yanıp kül olan, zerre zerre parçalanıp, hiç cesedi
kalmayan insanlar da vardır. Olmayan cesede ruhun gelip yerleşmesi mümkün değildir.
Kuruyan ağaç nasıl canlanmazsa, ölen insan da dünyada bir an için dahi canlanmaz.
21 comments Ekim 8, 2006
Kur’an-ı Kerim’in Allah Tarafından Gönderildiğini Gösteren Ayetler.
“O Kur’an öyle büyük bir Kur’an ki, onu sana indirdik, insanları karanlıklardan aydınlığa
(huzura) çıkarsın diye“(110)
“Bu kitap öyle bir kitaptır ki, (Allah’tan geldiğine) hiç şüphe yoktur.”(lll) Ve daha önceki
kitaplarda da geleceği bildirilmişti.”Kur’an, Aziz, Rahim olan Allah’ın indirdiği bir kitaptır,” (112)
“Kendisinden hiç şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, alemlerin Rabb’indendir.” (113)
“Hamd Allah’a mahsustur ki, kulu Muhammed’e indirdi. Onun mana ve lafzında birçarpıklık yapmadı.” (114)
Sonuç olarak diyebiliriz ki: Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, ümmî, yani okuma
yazmasının olmadığı bilinen Hz. Muhammed’in (s.a.v), 1400 sene hem geçmişten
bahsetmesi, hem de gelecekten bahsettiklerinin aynen vuku bulması gösteriyor ki:
A) Hz. Muhammed (s.a.v), Allah’ın peygamberidir.
B) Kur’an, en büyük bir mucize…
C) Kur’an, ALLAH (c.c) tarafından gönderilen bir kitaptır.
(110) İbrahim: 1.
(111) Bakara: 2.
(112) Yasin: 5.
(113) Secde: 2.
(114) Kehf: 1.
Emin ŞEnlikoglu
5 comments Ekim 8, 2006
Muhammed Mustafa’(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra
amcasına hitap eyledi ki: “Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler” dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.
Add comment Ekim 8, 2006
Kur’an-ı Kerim’de Modern İlimler; “Kur’an Mucizesi”
Kur’an gelecekten haber veriyor. anlattığımız gibi, ilmin yeni ispat ettiği şeyleri
Kur’an’ın 1400 sene önce bahsetmesi, gelecekten haber vermesine delildir. Ayrıca, kısaca
bir iki örnek daha verelim (dahası…)
2 comments Ekim 8, 2006
İctihad nedir?
CEVAP
İctihadın ıstılah (terim) anlamı, müctehid bir âlimin âyet ve hadislerden, manaları açıkça anlaşılmayanları, açıkça bildiren diğer hükümlere kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya uğraşması demektir. Mesela Kur�an-ı kerimde mealen, (Ana babaya, öf demeyin) buyuruldu. Burada dövmeyin, sövmeyin denilmemiş, bunların en hafifi bildirilmiştir. Müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakaret etmenin de haram olacağını ictihad etmişlerdir.
Yine Kur�an-ı kerimde şarap içmek yasak edilmiş, başka içkiler bildirilmemiştir. Şarabın haram olmasının sebebi, sarhoş edip aklı giderdiği içindir. Bundan dolayı müctehidler, şarabın haram olmasındaki sebep, herhangi bir içkide bulunsa haramdır, diye ictihad etmişler. Sarhoş eden her şeyin haram olduğunu bildirmişlerdir.
Kur�an-ı kerimde, ictihad ediniz buyuruldu. Fatebiru âyet-i kerimesi, (Ey akıl sahipleri, akıl erdiremediğiniz meselelerde, onları bilen ve derinliklerine tam ermiş olanlara tâbi olunuz) demektir. (Menar şerhi)
O halde, ilimde ihtisası tam olan müctehidlerin, manaları açıkça anlaşılmayan âyet ve hadislerin içlerinde saklı bulunan ahkâmı ve meseleleri, ictihad ederek açığa çıkarması farzdır. İctihad makamına layık olabilmek için, birçok şartlar vardır. Bu yüksek vasıfları taşıyan kimseler, ancak asr-ı saadette, Sahabe-i kiramın zamanında, Tâbiin ve Tebe-i tâbiin devrinde bulunabiliyor, sohbet bereketi ile yetişiyordu. Zaman ilerleyip, fikirler bozulduktan, bid�atler çoğaldıktan sonra, böyle kıymetli kimselerin azaldığı, hicri dördüncü asırdan sonra, bu sıfatlara malik bir âlimin ortada kalmadığı, Mizan-ül-kübra, Redd-ül-muhtar ve Hadika�da yazılıdır.
İctihad makamına varmış bulunan yüksek kimseler, kendi ictihadlarına göre hareket etmek mecburiyetindedir. Başka müctehidlerin ictihadlarına tâbi olamazlar. Hatta Peygamberlerin zamanlarında da, sahabeden biri, kendi Peygamberinin ictihadına uymayan ictihadda bulunursa, kendi ictihadına göre hareket ederdi. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. Yani Peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Mesela, Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak şey için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Hz. Ömer ise, başka türlü ictihad etmişlerdi. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hz. Ömer�in ictihadının doğru olduğunu bildirdi. Bunun gibi Abese suresi de, bir ictihad hatasını düzeltmek için nazil olmuştu. Peygamber efendimizin vefatları sırasında, hokka ve kalem hakkındaki emirlerinin anlaşılmasında Hz. Ömer�in ictihadı da öyledir.
Eshab-ı kiramdan sonra meşhur dört imam ve bunların mezheplerine göre ictihad eden imam-ı Ebu Yusuf, imam-ı Nevevi, imam-ı Gazali hazretleri gibi yüksek âlimler yetişti. Asr-ı saadet uzaklaştıkça, hadis-i şerifleri nakil ve rivayet eden 12 silsilenin haber verme zincirinin halkaları arttı. Hadis-i şeriflerin hangi silsileden ve hangi kimselerden alınacağı, düşünülecek bir mesele oldu ve çok güç ve belki imkansız oldu. Bundan dolayı, dördüncü asırdan sonra, ictihad edebilecek bir âlim yetişemez oldu. Bütün Müslümanlar, bu dört imamdan birine tâbi olup, o imamın mezhebine uymaya mecbur oldu. (Eshab-ı kiram kitabı)
<dinimiz islam>
1 comment Ağustos 24, 2006

