<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sorular ve Cevaplar &#187; inanç</title>
	<atom:link href="http://isoru.wordpress.com/category/inanc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	<description>Sorular ve Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2009 22:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='isoru.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/c376614cc4563b1d52afa184ab52b2de?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Sorular ve Cevaplar &#187; inanç</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>SEYYİDÜL&#8217;İSTİĞFAR DUASI</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/09/19/seyyidulistigfar-duasi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/09/19/seyyidulistigfar-duasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2008 23:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2008/09/19/seyyidulistigfar-duasi/</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Allahümme ente Rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vâ&#8217;dike mes&#8217;tetâtü eûzü bike min şerri mâ sanâtü ebû&#8217;ü leke bi-nîmetike aleyye ve ebû&#8217;ü bizenbî fağfirlî zünûbî feinnehû lâ yağfıruz-zünûbe illâ ente bi&#8217;rahmetike yâ erhamer&#8217;râhimîn&#8221;
Ma&#8217;nâsı: &#8220;Allah&#8217;ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka (ibâdete lâyık) hiçbir ilâh yoktur. Ancak sen varsın. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=349&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a title="seyyidül istiğfar duası" href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/istigfar-2d1.png"><img src="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/istigfar-2d1.png?w=430" alt="seyyidül istiğfar duası" /></a></p>
<blockquote><p>&#8220;Allahümme ente Rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vâ&#8217;dike mes&#8217;tetâtü eûzü bike min şerri mâ sanâtü ebû&#8217;ü leke bi-nîmetike aleyye ve ebû&#8217;ü bizenbî fağfirlî zünûbî feinnehû lâ yağfıruz-zünûbe illâ ente bi&#8217;rahmetike yâ erhamer&#8217;râhimîn&#8221;</p></blockquote>
<p><strong>Ma&#8217;nâsı:</strong> &#8220;Allah&#8217;ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka (ibâdete lâyık) hiçbir ilâh yoktur. Ancak sen varsın. Beni sen yarattın. Şüphesiz ben senin kulunum. Gücüm yettiği kadar, Zât-ı Ecelli âlâna verdiğim sözde durmağa çalışıyorum. Ya Rabbi! işlediğim günahların şerrinden sana sığınıyorum.Bana lütuf ve ihsan buyurduğun nimetleri ikrar ve itiraf ediyorum, günâhlarımı da itiraf ediyorum. Yâ Rabbi! Beni mağfiret buyur (günâhlarımı bağışla), zira senden başka günâhları bağışlayacak (mağfiret edecek, af edecek) yoktur.&#8221;<span id="more-349"></span></p>
<p>Peygamber Efendimiz <strong><em>&#8220;Her kim, bu duâyı inanarak sabahleyin okur da o gün akşama çıkmadan ölürse o kimse cennetliktir. Her kim de akşamleyin okur da, sabah olmadan (sabaha çıkmadan) ölürse o kimse cennet ehlindendir (Cennete girecektir).&#8221;</em></strong> buyurdular. Buhari</p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/sifa-ayetleriyle-okumak.pdf">sifa-ayetleriyle-okumak</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/sihhat-ve-saglik-icin.pdf">sihhat-ve-saglik-icin</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/seyyidul-istigfar-duasi.pdf">seyyidul-istigfar-duasi</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/salat-i-tefriciye-salam-nariye.pdf">salat-i-tefriciye-salam-nariye</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/iftar-duasi.pdf">iftar-duasi</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/349/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=349&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/09/19/seyyidulistigfar-duasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://isoru.files.wordpress.com/2008/09/istigfar-2d1.png?w=430" medium="image">
			<media:title type="html">seyyidül istiğfar duası</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sünetullah ne demektir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/sunetullah-ne-demektir-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/sunetullah-ne-demektir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 May 2008 06:51:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[SÜNNETULLAH
“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)
Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.

Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır.  Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=129&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:navy;"><strong>SÜNNETULLAH</strong></span></p>
<p><strong><em>“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)</em></strong></p>
<p><strong>Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.<br />
<span id="more-129"></span><br />
<span style="color:red;">Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır. </span> Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın tarihî süreç içerisinde benimsediği misyonla  ilgili olarak geçerli kaideler olarak tecelli eder. Kur’an’da her iki hususu da ifade eden ayetler mevcuttur.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Tabiatta sünnetullahın tecellisi ile ilgili ayetlerden bazıları:</strong></span></p>
<p><strong><em>“Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.” (Rahman 5)</em></strong></p>
<p><strong><em>“Sonra duman halindeki göğe yöneldi, ona ve     yerküreye; isteyerek veya istemeyerek gelin! dedi. İkisi de “isteyerek geldik” dediler.</em></strong></p>
<p><strong><em>“Böylece onları iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti….” (Fussilet 11-12)</em></strong></p>
<p><strong>Biz burada, tabiattaki sünnetullahın tecellisinden ziyade, ilâhî teklifin muhatabı insanın benimsediği role göre, sünnetullahın tecellisini anlamaya çalışacağız.</strong></p>
<p><strong>Kur’an’a baktığımızda bu konuya çok geniş bir yelpazede dikkatlerin çekildiğini görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Kur’an bu hususa, insanın tarih serüveni içerisinde, peygamberlerin tevhid mücadelelerini anlatan kıssalarla dikkatlerini çekmektedir. Fakat, ilâhî mesajı anlamaya yanaşmayanlar bu hususu alay konusu yapmışlardır.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Kur’an bu hususu şu şekilde haber vermektedir:</strong></span></p>
<p><strong><em>“Onlara Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, ‘öncekilerin masalları’ derler.” (Nahl 24)</em></strong></p>
<p><strong>Bu şekilde Rablerinden geleni küçümserler.</strong></p>
<p><strong>Halbuki insanın yaratılış sebebi olan ‘denenme’ tarih alanında gerçekleşmektedir.</strong></p>
<p><strong>Tarih, insanın ufkunu genişletir. Önceki milletlerin durumlarını, yaşadıkları devirleri, topluma yön veren şahsiyetlerin hayatlarını tanıma imkanı verir.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>İnsan ve toplum hayatında ‘sünnetullahın’ nasıl gerçekleştiğine, medeniyetlerin nasıl kurulduğu ve yozlaşıp yok olduğuna tarih şahitlik etmektedir.</strong></span></p>
<p><strong>Kur’an’ın, önceki milletlerin hallerini anlatmasının gayesi teferruatlı bir hikayecilikten öte insanın tarihte gerçekleşen olaylardan kısa ve öz anlatımla gerekli ders ve ibretleri almasıdır.</strong></p>
<p><strong>Kur’an’da bahsedilen tarihî olaylar, iman ve İslam’ın, küfür ve şirkin, fısk ve fücurun, insanları nasıl farklı yönlere götürdüğünün seyredildiği parlak bir aynadır. Bundan dolayıdır ki, <span style="color:red;">insanları Allah’ın dinine davet etme sorumluluğunu taşıyan her müslümanın yeterli bir tarih kültürüyle birlikte tarih şuuruna da sahip olması lazımdır.</span> Çünkü, tarih maziden âtiye atılan bir köprüdür. Bu köprünün tahrip edilmesi, köküyle irtibatı kesilen ağacın dalları gibi mazi ile âtiyi birbirinden koparır.</strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kur’an’da ifadesini bulan sünnetullahtan bazı örnekler:</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><strong>1. Akıl ve irade sahiplerine dayatma yoktur.</strong></span></p>
<p><strong><em>“İnsana doğru yolu gösterdik, artık ister şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan 3)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>2. Önce sorumlulukları, konusunda bilgilendirir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar olmadan yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (Şuara 208-209)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>3. Mühlet verir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Eğer Allah insanları zulüm yapmalarından ötürü hemen cezalandırsaydı, yer yüzünde bir canlı bırakmazdı.” (Nahl 61)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>4. Bir millet kendini bozmadıkça Allah da onları bozmaz.</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong><em>“Bir toplum kendini değiştirmedikçe  Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmez.” (Rad 11)</em></strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><strong>5. Azabın görülmesinden sonraki iman kişiye fayda vermez.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları   kendilerine bir fayda vermeyecektir.” (Mümin 85)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>6. Kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.” (Fatır 43)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>7. Nankörlük helak sebebidir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice kasabaları yok ettik.” (Kasas 58)</em></strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>8. Büyüklük taslamak helak sebebidir.</strong></span></p>
<p><strong><em>“Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helak ettik. Andolsun ki Musa onlara apaçık delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı.” (Ankebut 38)</em></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Yoldan saparak azanların azap görmeleri, inanıp iyi işler yapanların ise dünya ve ahiret hayatında yardım görmeleri sünnetullahtır.</strong></span></p>
<p><strong><em>&#8220;Şüphesiz Peygamberimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin, şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Mümin 51)</em></strong></p>
<p><strong>Günümüzdeki  bazı meselelerin kökleri tarihin çok derinliklerine uzanmaktadır. Bu meseleleri tam kavrayabilmek, geçirdikleri tarihî süreci de bilmeyi gerektirmektedir.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Asrımızdaki hıristiyanların İslam’a ve müslümanlara olan husûmetini tam olarak kavrayabilmek için, Haçlı Seferlerini; diğer taraftan yahudilerin İslam’a ve müslümanlara olan hınçlarını anlamak için de, Rasulullah ve sahabilerin, Kaynuka, Nadir, Kureyza yahudileri ile olan mücadelelerine uzanan süreci bilmek ve anlamak; bunun da ötesinde tarih boyunca devam eden Hak batıl mücadelesini kavramak lazımdır.</strong></span></p>
<p><strong>Nasıl ki, nehirlerin akıp gittiği bir yatağı varsa, tarihinde akıp gittiği bir yatağı vardır.</strong></p>
<p><span style="color:red;"><strong>Uyanık çiftçinin, tarlasını su basmasın diye suyun yatağına müdahalesi gibi, emperyalist batı dünyası da tarihi öğrendiği için, tarihinden habersiz toplumları çok kolay sömürmenin, hatta yönetmenin  yolunu bulmuşlar, tarihin seyrini dilediği gibi değiştirip yön vermeye çalışmaktadırlar.</strong></span></p>
<p><strong>Hıristiyan ve yahudi dünyasının, halkı müslüman   ülkelerdeki tahakkümüne ve buralarda tezgahladıkları oyuna tarih penceresinden baktığımızda olayların arka planına vâkıf olmamız daha kolay olacak, hile ve desiselerinin önünü alma imkanı doğacaktır.</strong></p>
<p><strong>A.B.D’nin Irak’ta, Sünni, Şia kavgasını başlatıp körüklemesi, bu işi tezgahlayanların İslam tarihine vâkıf olduklarını, bu oyuna gelenlerin de bunan bî-haber olduğunu göstermektedir.</strong></p>
<p><strong>Tarih, aynı şartlar ve sebeplerin meydana getirdiği benzer olayların daha iyi anlaşılmasını sağlar. “Tarih tekerrürden ibarettir” deyimi bunu çok güzel ifade etmektedir. Mesela, müşriklerin tarih boyunca aynı tepkileri gösterdikleri değişik ayetlerde ifade buyrulur. İşte bir tanesi:</strong></p>
<p><strong><em>“Evet, işte böyle! Onlardan önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki, ona sihirbaz veya deli dememiş olsunlar. Onlar bunu birbirine tavsiye mi etmişlerdi. Hayır onlar azgın bir kavimdi.” (Zariyat 52-53)</em></strong></p>
<p><strong>Yani bu kavimler Allah’a karşı büyüklenip azgınlık gösterme hususunda aynı olduklarından, yaptıkları işler de aynı neticeyi vermiştir.</strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Tarihteki yükseliş ve alçalışları,  manevî ve ahlâkî  sebeplere bağlamaya özen göstermeliyiz. Maddî ilerlemeler yükseliş kabul edilmemelidir. Tarihi dikkatli bir şekilde incelediğimizde görürüz ki, insanlık vahye bağlandığı müddetçe yükselmiş, büyük medeniyetler kurmuş, vahiyden uzaklaştığı zaman büyük alçalışlar yaşamış, insanlıktan da uzaklaşmıştır.</strong></span></p>
<p><strong>İbret alınsaydı yanlışlar tekerrür eder miydi?</strong></p>
<p><strong>Nureddin Soyak</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/129/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/129/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/129/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=129&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/05/13/sunetullah-ne-demektir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ReenKarnasyon İslamda var mıdır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/</guid>
		<description><![CDATA[


Tenâsüh, rûhun, ölümden sonra, başka bir bedende  yeniden dünyaya gelmesidir.
Tarihin çok eski  devirlerine dayanan ve Hint felsefesinde kendini kuvvetli bir şekilde  hissettiren bu inancın farklı biçimleri olsa da, tenasühe inananlar genel  olarak iki gruba ayrılır: Birinci gruba göre, rûhlar bedenlerini terkettikten  sonra aynı veya farklı türden olan bedenlere geçerler. Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=215&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">
<h2><strong><br />
</strong></h2>
<p><strong><em>Tenâsüh</em></strong>, rûhun, ölümden sonra, başka bir bedende  yeniden dünyaya gelmesidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn1" id="_ftnref1" name="_ftnref1"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Tarihin çok eski  devirlerine dayanan ve Hint felsefesinde kendini kuvvetli bir şekilde  hissettiren<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn2" id="_ftnref2" name="_ftnref2"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bu inancın farklı biçimleri olsa da, tenasühe inananlar genel  olarak iki gruba ayrılır: Birinci gruba göre, rûhlar bedenlerini terkettikten  sonra aynı veya farklı türden olan bedenlere geçerler. Bu görüşe göre tenasüh  ceza ve sevap türündendir. İkinci gruba göre ise, rûhlar bedenlerinden  ayrıldıktan sonra sadece kendi türlerinden olan bedenlere geçerler, başka  türlere geçmezler<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn3" id="_ftnref3" name="_ftnref3"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p><strong><em>Reenkarnasyon  </em></strong>(Rœincarnation) ise, tenasüh, tekammüs, tecessüd-ü cedîd<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn4" id="_ftnref4" name="_ftnref4"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, rûhun bir cisimden ötekine kimi kez de, insandan hayvana,  hayvandan insana geçmesi, rûh göçü<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn5" id="_ftnref5" name="_ftnref5"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> manâlarına gelirken, bu  fikri savunan bazı gruplara göre tenasühten faklı ve daha husûsi bir manâda  kullanılmaktadır.</p>
<p>Batı&#8217;da, rûhun, ölümden sonra, yine bir insan bedenine  geçmesine, reenkarnasyon, hayvan bedenine geçmesine ise, <em>transmigrasyon</em>  (transmigration)<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn6" id="_ftnref6" name="_ftnref6"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> dendiğine de şâhid oluyoruz ki<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn7" id="_ftnref7" name="_ftnref7"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, bu durumda <em>transmigrasyon,</em> <em>tenâsüh</em>e denk  gelmektedir.</p>
<p><em>Yeni tenasühçüler</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn8" id="_ftnref8" name="_ftnref8"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> olarak da isimlendirebileceğimiz, günümüzde reenkarnasyonu savunan  kimselere göre, reenkarnasyon yani dünyaya tekrar gelişin Hint felsefe ve  dinlerindeki tenasüh ile esas ve amaç bakımından hiç bir ilgi ve münasebeti  yoktur. Çünkü, tenasühte tekâmül (varlık derecesinin veya rütbesinin artması)  fikri yoktur. Cezâ ve mükâfat esasına göre bir geliş, gidiş vardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn9" id="_ftnref9" name="_ftnref9"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Reenkarnasyonda ise, dünyevî bağlardan kurtulamamış  rûhların  tekâmül için dünyaya tekrar gelmesi vardır. Tekâmülde hiç bir  zaman geri dönülmeyeceği (tedennî yani alçalış olmayacağı) kabul edilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn10" id="_ftnref10" name="_ftnref10"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>İslâm âleminde geçmişte tenasüh inancına inanan bazı din  dışı guruplar<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn11" id="_ftnref11" name="_ftnref11"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>, günümüzde ise husûsî bir reenkarnasyon anlayışına sahib  olanlar (bunlardan bazıları reenkarnasyonun İslâm&#8217;daki âhiret inancına aykırı  düşmediği, sadece tekâmül gayesini güttüğünü söylemektedir) iddiâlarına destek  bulmak için, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den bazı âyetleri örnek olarak göstermişler ve  böylece pek çok âyetin reenkarnasyon ifâde ettiğini veya edebileceğini  söylemişlerdir.<br />
<span id="more-215"></span><br />
Burada öncelikle tenâsüh ve reenkarnasyonu kesin olarak  reddeden âyetlere, ardından da, tenasüh ve reenkarnasyon ifâde ettiği iddiâ  olunan âyetler üzerinde durmaya çalışacağız.</p>
<h3>1. Tenasüh ve Reenkarnasyon Olmadığını İfâde Eden  Ayetler</h3>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, insanın yeniden diriltilişinin kıyamet günü olacağı, iâde  tabirinden insanların kıyamet gününde tekrar diriltilmelerinin kasdolunduğu, bu  diriltmenin bir defâya mahsus olduğu ve ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün  asla mümkün olmayacağı açıktır. Bu hususta pek çok âyet vardır. İşte bunlardan  birisi:   <strong>&#8220;Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında der  ki, Rabbim! beni geri gönder. Tâ ki, boşa geçirdiğim dünya hayatında iyi ameller  işleyeyim. Hayır! O,  söylediği boş bir laftan ibarettir. Onların  arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah</strong><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn12" id="_ftnref12" name="_ftnref12"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a><strong> vardır&#8221; </strong>(Mü&#8217;minûn, 99-100).</p>
<p>Bu âyet  dünyaya yeniden gelmenin olmayacağını açık ve kesin bir şekilde ifâde ediyor.  Nitekim İkbâl, &#8220;<em>Kur&#8217;ân-ı Mubîn&#8217;de iyici açıklanmış ve hiç bir fikir  kargaşasına yer vermeyecek mahiyette olan üç noktaya dikkat etmemiz  gerekir</em>&#8221; dedikten sonra ikinci noktada:<em> &#8220;Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;e göre bu  dünyaya yeniden gelmek imkânsızdır. Bu hususta aşağıdaki âyette gâyet açık bir  şekilde açıklanmıştır: ..&#8221;</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn13" id="_ftnref13" name="_ftnref13"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> diyerek, yukarda takdîm  ettiğimiz âyeti zikretmiştir.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm dünyaya yeniden dönüş  isteğinin boş bir laf olduğunu ifâde ederken tekid sadedinde <em>innehâ  kelimetun huve kâiluhâ</em> <strong>&#8220;o, söylediği boş bir laftan ibarettir&#8221;  </strong>buyurmuştur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn14" id="_ftnref14" name="_ftnref14"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>&#8220;<strong>Onların arkalarında ise, yeniden  diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır&#8221; </strong>ifâdesi de, onların  diriltilecekleri güne kadar berzah âleminde bekleyeceklerini, yani dünya  hayatıyla âhiret hayatı arasında bir hayatta olacaklarını, dünyaya  dönemeyeceklerini belirtmektedir. &#8220;<em>Nasıl ki ana rahminden çıkan bir çocuk,  yeniden tekrar oraya dönemiyorsa, bu dünya hayatından çıkarak, kabir hayatına  giden bir rûh da, oradan çıkıp geriye tekrar dönemeyecektir</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn15" id="_ftnref15" name="_ftnref15"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Bu apaçık ifadeden sonra, &#8220;<em>bu âyet rûhun ayrıldığı  bedene dönmeyeceğini ifâde ediyor, dünyaya dönmeyeceğini değil</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn16" id="_ftnref16" name="_ftnref16"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> veya, bu âyet &#8220;<em>reenkarnasyonun olmadığını değil sürekli  dünyaya geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu isteklerinin reddedildiğine  delîldir</em>&#8220;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn17" id="_ftnref17" name="_ftnref17"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> gibi iddiâların gerçeği yansıtmadığı açıktır. Çünkü âyette  ne eski bedene dönme isteğine, ne de bu sözü söyleyenin dünyaya bir kaç defa  geldiğine dâir bir alamet yoktur. Eğer bu istek dünyaya bir kaç kere gelen bir  kimse tarafından yapılmış olsaydı o zaman cevap olarak, <em>defalarca dünyaya  gönderilmedin mi&#8230;</em> gibi ifâdelere yer verilirdi&#8230; Nitekim buna benzer bir  başka âyette, pişmanlığını dile getiren inkârcıya şöyle cevap verilmiştir:  <strong>&#8220;Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar  yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti.&#8221;</strong> (Fâtır, 37). Bu âyette de,  insana düşünüp taşınacağı ve öğüt alacağı kadar ömür verildiğinden bahsedilmiş,  fakat bir kaç kere dünyaya gelmekten bahsedilmemiştir. Bu ayet açıkça  reenkarnasyonu reddettiği halde, <em>dünyada 25 yıl kalanla 100 yıl kalanın bir  sayılamayacağı, böyle bir şeyin Allah&#8217;ın adaletine uygun düşmeyeceği</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn18" id="_ftnref18" name="_ftnref18"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, söylenerek tam aksine, reenkarnasyona delîl getirilmeye  çalışılmış, az yaşayan ve böylece öğüt almak için gerekli süreye ulaşamayan  insanların tekrar dünyaya gönderileceği sonucuna varılmak  istenmiştir.</p>
<p>Aslında böyle bir iddiâ, reenkarnasyon ilkesine de  aykırıdır. Çünkü, bu ilkeye göre dünyaya yeniden gelmenin sebebi kusurlu,  günahkâr insanların, kendi kusur ve hataları sebebiyle tekâmüllerini  tamamlayamamalarıdır. Hem insana neden yeterli bir süre tanınmasın da dünyaya  bir daha getirme ihtiyacı doğsun ki! İlk seferde bunu gerçekleştirmek varken  ömrü parçalara ayırmaya gerek var mıdır?</p>
<p>Ayrıca, hidâyeti bulma hususunda  insanların durumu farklı farklıdır. Bin yıl yaşayan bir kimse hidâyete  erişemeyeceği gibi, bir kaç saatlik bir mükellefiyet zarfında hidâyeti bulup  vefât etmek de mümkündür. Hidâyet için illa da belli veya uzun bir süre  gerekmez. Her insana verilen ömür, o insanın hidâyeti bulması için yeterli  olabilir. Allah kimin ne kadar zamanda öğüt alacağını bilir, dolayısıyla  ömürleri de ona göre takdir etmiş olabilir. Âyet de, bu duruma işâret ediyor. Bu  süre o insanın imtihân süresidir ve öğüt almak için yeterlidir. Uzun veya kısa  olması önemli değildir. Hatta uzun olması aleyhe de olabilir.</p>
<p>Ayrıca,  Allah&#8217;ın herkese imkânları ölçüsünde, yaşadığı şartlara ve hayat müddetine göre  muâmele edip, hesaba çekeceği de muhakkaktır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn19" id="_ftnref19" name="_ftnref19"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Hem böyle bir iddiâya göre, kıyametten az bir zaman önce dünyaya  gelenlerin durumu nasıl izâh edilebilir?</p>
<p>Yukardaki âyetin ifâde ettiği  manâyı yani dünyaya tekrar dönüşün olmayacağını ifâde eden diğer âyatler de  şunlardır: <strong></p>
<p>&#8220;Onların, ateşin karşısında durdurulup, <em>âh! keşke  dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve  inananlardan olsak!</em> dediklerini bir görsen! Hayır! daha önce gizlemekte  oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü.</strong> <strong>Onlar dünyaya  geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeyleri mutlaka tekrar  yaparlardı. Onlar kesinlikle yalancıdırlar&#8221; </strong>(En&#8217;âm, 27-28),</p>
<p><strong>&#8220;&#8230;<em>Acaba şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki, bize  şefaat etsinler, ya da dünyaya geri gönderilsek de, yapmış olduğumuz amellerden  başkasını yapsak.</em> Onlar kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de  kaybolup gitti&#8221;</strong>(A&#8217;raf, 53),</p>
<p><strong><em>&#8220;Rabbimiz bizi  cehennemden çıkar, eğer bir daha dönersek o zaman gerçekten zalimlerdeniz.</em>  Allah buyurdu ki, <em>susun! konuşmayın!..</em>&#8221;  </strong>(Mü&#8217;minûn,107-108).<strong> </strong></p>
<p>En&#8217;âm, 28. âyette,  <strong>&#8220;Eğer dünyaya geri döndürülselerdi kendilerine yasaklanan şeyleri  mutlaka tekrar yaparlardı&#8221;</strong> ifâdesi mevzûmuz açısından çok önemlidir.  Çünkü bu ifâdeyle, farazâ o insanlar dünyaya tekrar gelseler de, yine aynı  şeyleri yapıp, Allah&#8217;ın yasak ettiği şeyleri işleyecekleri bildirilerek,  insanların bu dünyaya neden bir kere daha  gönderilmediklerinin hikmeti  beyân edilmiştir.</p>
<p>&#8220;<strong>Onlardan önce nice kavimler helâk ettiğimizi  görmüyorlar mı?! Onlar bunlara tekrar dönüp gelmezler&#8221; </strong>(Yâ-sîn,  31)<strong> </strong>âyeti de helâk edilen insanların, daha sonra gelen  insanlara dünyaya tekrar gelmek sûretiyle dönmediklerini açıkca ifâde ediyor.  Helâk edilen kavimlerin kusurlu, tekemmül etmemiş insanlar olduğu düşünülürse,  bu âyetin reenkarnasyon aleyhinde kuvvetli bir delîl olduğu daha iyi  anlaşılacaktır. Bir başka âyette ise, bu manâda, <strong>&#8220;Helâk ettiğimiz bir  karye ehline tekrar dönmek haramdır&#8221; </strong>(Enbiyâ, 95) buyrularak, dünyaya  dönüşün kesinlikle olamayacağı<strong><em> haram </em></strong>tabiriyle tekidli  bir sûrette bildirilmiştir.</p>
<p><strong>&#8220;Allah sizi annelerinizin karnından  hiç bir şey bilmez vaziyette çıkardı&#8221; </strong>(Nahl, 78) âyeti de reenkarnasyon  aleyhinde kuvvetli bir delîldir. Çünkü bu fikri savunanlara göre, insanın  yeniden dünyaya gelmesi tekâmül içindir. Tekâmülün olabilmesi için ise, önceki  hayattaki birikimin mevcûd olması gerekir. Halbuki bu âyet böyle bir şeyin  olmadığını, doğan çocukların hiç bir şey bilmez bir halde dünyaya getirildiğini  ifâde ediyor.</p>
<p><strong>&#8220;Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar&#8221;  </strong>(Duhân, 56) âyetinde ölümün bir kereye mahsûs olarak yaşandığı ifâde  edilmiştir. Dolayısıyla bir kaç veya bir çok defâ ölümü gerekli kılan  reenkarnasyon bu âyetle de reddolunmaktadır.</p>
<p>Vakıa sûresinin son  âyetlerinde de ölüm anında insanların durumu tasvîr olunduktan sonra:  <strong>&#8220;(Ölen kimse) eğer mukarrebînden ise&#8230; Eğer ashab-ı yemînden ise&#8230; Ve  eğer yalanlayıcı ve dalâlete düşmüşlerden ise&#8230;&#8221; </strong>(Vakıa, 88-94)  buyrularak, öldükten sonra, insanların gidecekleri yerler sıralanmış<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn20" id="_ftnref20" name="_ftnref20"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> fakat bunlar içinde tekâmül etmemiş, günahkâr ve kusûrlu  kimselerin tekrar dünyaya döneceğinden bahsedilmemiş, bilâkis yalanlayıcı ve  dalâlete düşmüş olanların yerinin cehennem olduğu bildirilmiştir:<strong> &#8220;Ve  eğer yalanlayan ve dalâlete düşenlerden ise, ona kaynar sudan bir ziyafet ve  cehenneme giriş vardır&#8221;</strong> (Vakıa, 92-94).</p>
<p>Müşriklerin  <strong>&#8220;hayat ancak dünya hayatımızdır. Ölürüz, yaşarız, bizi zamandan başka  bir şey helâk etmez&#8221; </strong>(Câsiye, 24) şeklindeki sözleri hakkında da, bazı  müfessirler, bu sözleriyle inkârcıların, müşriklerin inancı olan tenasühü ifâde  etmiş olabileceklerini söylemişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn21" id="_ftnref21" name="_ftnref21"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> ki, Cenab-ı Hakk&#8217;ın onların  bu görüşünü red makamında zikretmesi de tenasüh aleyhine bir delîl  sayılabilir.</p>
<p>Kur&#8217;ân âyetlerinin yanında, kabir azabını ve nimetlerini  haber veren çok sayıda hadîs-i şerîf de reenkarnasyonu reddetmektedir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn22" id="_ftnref22" name="_ftnref22"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Acaba âhiret âleminin bütün aşama ve safhalarını detaylı bir  şekilde anlatan Peygamberimizin, eğer hakikat olsaydı, reenkarnasyondan da  bahsetmemesi mümkün olur muydu? Böylesine önemli ve itikadî bir meseleye hiç  değinmemesi düşünülebilir mi? Hem böyle bir şeyi haber verseydi, bazı insanlar  büyük bir müjde olarak bu haberi yayıp rivâyet etmezler miydi? Bütün bunlar  reenkarnasyonun İslâm&#8217;da yeri olmadığını göstermiyor mu?</p>
<h2>2 <strong>. Tenâsüh ve Reenkarnasyona Delîl Olarak Gösterilen  Ayetler</strong></h2>
<p>Tenasüh veya reenkarnasyon ifâde ettikleri iddiâ olunan âyetlere gelince,  öncelikle şunu belirtelim ki, geçmişte tenasühe delîl olarak gösterilen  âyetlerin sayısı günümüzde reenkarnasyona delîl olarak gösterilenlerin aksine,  çok azdır, üç-beş taneyi geçmez. Bu âyetlerden birisi, <strong>&#8220;onların ciltleri  cehennem ateşinde pişip kavrulduğu her seferinde, azabı tatsınlar diye yeni  ciltlerle (bedenlerle) değişiriz&#8221; </strong>(Nisâ, 56) âyetidir.</p>
<p>Bu âyette  açıkça, cehennem azabı ve bu azabın şiddetini ifâde etmek için, kavrulan  bedenlerin yenilenmesinden bahsedilirken, âyette zikredilen cehennemin bu dünya  hayatı olduğunu iddiâ edilerek, bu âyetin insanların rûhlarının bedenlerinden  ayrıldıktan sonra başka bedenlere girip dünyaya gelmelerine işâret sayılmış,  beden içinde olgunlaşamayan rûhun azap çekmek için başka bedenlere girerek bir  cehennem olan şu dünya  hayatına geri döneceklerini söylenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn23" id="_ftnref23" name="_ftnref23"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Tamamen bâtınıyye<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn24" id="_ftnref24" name="_ftnref24"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> kokan, cehennemi bu dünyada  arayan bu görüşün ne derece sakat ve bâtıl olduğu açıktır.</p>
<p>Geçmiş  tenasühçülerden bazıları da, <strong>&#8220;Ey İsrail oğulları! size in&#8217;âm ettiğim  nimetleri hatırlayın&#8230;&#8221; </strong>(Bakara, 40, 47, 122) âyetinden hareketle,  âyette hitap edilenlerin bizzât o zamanki yahudîler olduğu, ölüp, çürüyüp,  aradan uzun zaman geçtikten sonra, Allah&#8217;ın kendilerine olan nimetlerini  unuttukları için hatırlatma yapıldığını iddiâ etmişlerdir. Halbuki, Arapçada  böyle bir üslûp yaygındır. Bir kimseye dedesi ve ataları kasdedilerek, ona  söylüyormuş  gibi hitap edilebilir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn25" id="_ftnref25" name="_ftnref25"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p><strong>&#8220;Yer  yüzündeki bütün hayvanlar ve gökte kanat çırpıp uçan bütün kuşlar sizin gibi bir  ümmettirler (toplu halde yaşayan canlılardır) </strong>(En&#8217;âm, 38) âyetinde de  tenasühçüler, bu âyetin yer yüzündeki hayvanların ve kuşların bizim emsâlimiz  olduğuna delâlet ettiğini, emsal olma durumunun ve eşitliğin (musâvât) bütün  zatî sıfatlarda bulunmasını gerekli kıldığını söyleyerek, tenâsüh ifâde ettiğini  iddiâ etmişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn26" id="_ftnref26" name="_ftnref26"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Onlara göre bu misliyet potansiyel olarak mevcuttur,  fiili olarak değildir. İnsanlar da hayvanların potansiyel olarak mislidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn27" id="_ftnref27" name="_ftnref27"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. <strong>&#8220;Her ümmete mutlaka bir nezîr (cehennemle uyaran)  gelmiştir&#8221; </strong>(Fâtır, 24) âyetinden hareketle de, önceki âyette  <em>ümem</em> olarak tavsîf olunan bu hayvan topluluklarının her birine Allah  tarafından birer resûl gönderildiğini savunmuşlardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn28" id="_ftnref28" name="_ftnref28"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Ayette ifâde edilen emsal olma durumunun, <em>ümem</em>  olmada, yani toplu halde yaşama husûsunda olduğu açıktır. Nitekim karınca, arı  gibi hayvanlarda bu durum daha açık olarak görülmektedir. Bu misil olma durumu  bütün zâtî sıfatlarda olması için ise, hiç bir sebep yoktur.</p>
<p>Bazı  tenasühçüler de, kâfirlerin cehennemde ebedî kalacaklarını ifâde etmek  maksadıyla zikredilmiş olan, &#8220;<strong>Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya  tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve iğne  deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir&#8230;&#8221; </strong>(A&#8217;raf,  40) âyetinden hareketle, kötü rûhluların bedenden bedene geçerek  temizleneceklerini, neticede deve bedeninde olan insanın, iğne deliğinden  geçebilecek bir meyve kurdu bedenine intikâl ederek saflaşacağını  söylemişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn29" id="_ftnref29" name="_ftnref29"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>Geçmişte tenasühe delîl olarak sunulan az sayıdaki  bu âyetlere karşılık, günümüzde reenkarnasyonu savunanların, görüşlerini  desteklemek gayesiyle zikrettikleri âyetlerin sayısı insanı şaşırtacak derecede  çoktur! Bazıları bu hususta elli civarında âyet sıralamıştır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn30" id="_ftnref30" name="_ftnref30"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Bu âyetlerin pek çoğu birbirine benzeyen, aynı manâyı ifâde eden  âyetlerdir. Bu âyetlerden bir kısmı da, açık bir şekilde dünyaya dönüşün  olmayacağını ifâde etmektedir! Şimdi bu fikri savunanların pek çoğu tarafından  takdîm edilen âyetleri inceleyelim:</p>
<p>Günümüzde reenkarnasyonu savunan ve  Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu inanca yer verildiğini iddiâ edenlerin pek çoğunun ilk  fırsatta delîl olarak belirttikleri, şu âyettir:</p>
<p><strong>&#8220;Sizler ölü  iken (ölü varlıklar halinde iken) sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren)  Allah&#8217;ı nasıl inkâr ediyorsunuz?! Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek,  sonra da O&#8217;na döndürüleceksiniz&#8221;</strong>(Bakara, 28).</p>
<p>Bu âyette  reenkarnasyonun dile getirildiğini iddiâ edenlerin hareket noktası, âyette  zâhirde, iki ölüm ve iki diriltmenin olmasıdır. Onlara göre âyetteki   <em>ve küntum emvâten</em> <strong>(halbuki siz ölü varlıklar halinde  idiniz)</strong> ifâdesi, insanların ömürlerini tamamladıktan sonra ölmeleri  manâsındadır. Âyetin yanlış değerlendirilmesinde rol oynayan ifâde budur.  Dolayısıyla bu ifâdeden ne kastedildiği açıklığa kavuşunca, mesele de  kendiliğinden hallolacaktır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn31" id="_ftnref31" name="_ftnref31"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Geçmişte yazılmış  bir çok tefsîre göz attığımızda bu âyetin hiç bir müfessir tarafından, hatta  tenasüh iddiâsında olanlar tarafından dahi, bu şekilde, yani <em>reenkarnasyon  ifâde ediyor</em> veya <em>bu âyet dünyaya bir kaç defâ gelmekten  bahsediyor</em> şeklinde anlaşılmamış ve böyle bir iddiâya tesadüf edilmemiştir.  Çünkü eğer böyle bir iddiâ mevcûd olsaydı, bu fikri kabûl etmeyenler tarafından  reddedilecek, tefsîrlerde bu hususta cevap bulunacaktı. Böyle bir şeye  rastlanmaması, geçmişte bu âyet hakkında böyle bir iddiânın da bulunmadığını  göstermektedir.</p>
<p>Tefsirlerde <em>ve küntum emvâten</em> <strong>(halbuki  siz ölü varlıklar halinde idiniz) </strong>ifâdesine, hepsi de insanın bu dünya  hayâtına gelmeden önceki tavırlarından olan, çeşitli manalar verilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn32" id="_ftnref32" name="_ftnref32"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Buna göre bu âyetteki <em>emvât </em>tabirine, hiç bir şey  değildiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn33" id="_ftnref33" name="_ftnref33"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, Adem ve zürriyyetinden misâk alındıktan sonraki ölü  halinizdeydiniz, toprak idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn34" id="_ftnref34" name="_ftnref34"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, babalarınızın sulbunde  nutfe halinde idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn35" id="_ftnref35" name="_ftnref35"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>, ana rahmine nutfe olarak intikâl anında ölü varlıklar  idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn36" id="_ftnref36" name="_ftnref36"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, zikredilmeyen kendisinden bahsedilmeyen varlıklar idiniz<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn37" id="_ftnref37" name="_ftnref37"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> gibi manâlar verilmiştir ki, bu manâlar insanın dünyaya gelmeden  önceki hallerine delâlet ediyor. Dolayısıyla âyette, bu devrelerden biri veya  bir kaçının kastolunması mümkündür. <em>Emvâten</em> <strong>&#8220;ölüler, ölü  varlıklar&#8221;</strong>&#8216;ın çoğul olarak gelmesi de, buna işâret sayılabilir. Nitekim  bazı müfessirler bu devrelerden bir kaçını birden zikrederek âyete manâ  vermişlerdir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn38" id="_ftnref38" name="_ftnref38"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Razî, ulemânın bu ifâdenin beyanı hakkında <em>&#8220;toprak ve  nutfe idiniz&#8221; </em>şeklinde ittifak ettiklerini<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn39" id="_ftnref39" name="_ftnref39"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> söylemiştir.</p>
<p>İbn Aşûr bu ifâdeyi şöyle izah ediyor:  &#8220;<strong>&#8220;Sizler ölü varlıklar iken sizi diriltti&#8221; </strong>âyeti delâlet ediyor  ki, bu icâd bedî (eşsiz) bir şekildedir. Zira insan <em>mevt </em>yani kendinde  hayat olmayan bir çok şeylerden meydana gelmiştir. Çünkü insanın zerreleri  havada, toprakta dağınık halde bulunan unsûrlardan alınarak gıdalarda bir araya  toplanmıştır ki, bu da ikinci bir ölü varlıktır. Sonra o gıdalardan kan ve başka  bileşikler hulâsa edilmiştir ki, bunlar da ölüdür. Sonra bunlardan kadın ve  erkeğin nutfeleri hulâsa edilmiştir. Sonra bunlar imtizâc ederek <em>alaka</em>  sonra <em>mudğa</em> olmuştur. Bütün bu tavırlar insanın var oluşundan öncedir  ve birer <em>ölü</em> varlıklardır. Daha sonra rûh nefhedilerek doğum vaktine ve  ölünceye kadar hayat sahibi olmuştur. Kâfirlere düşen, bu durumu Allah&#8217;ın  uluhiyyette tek olduğuna delîl olmakta yeterli görmeleriydi&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn40" id="_ftnref40" name="_ftnref40"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Böylece bu âyetlerde tenasüh veya reenkarnasyonu  hissettiren bir durum olmadığı açıkça görülmektedir.<br />
<strong><br />
&#8220;Dediler  ki, Rabbimiz bizi iki kere öldürdün iki kere dirilttin artık günahlarımızı  itiraf ettik. Çıkış için bir yol var mı?&#8221;</strong>(Mü&#8217;min,11) âyetinin de çoğu  müfessir tarafından Bakara, 28. âyetin bir benzeri olduğu söylenmişse de,  bazılarına göre ise, bu âyet Bakara, 28. âyetten farklı olup, bu âyette kabir  azabına işâret edilmektedir. Çünkü bu âyette kâfirler iki ölümden bahsediyorlar.  Bunlardan birisi dünyada müşâhede olunan ölüm olduğuna göre, diğer ölümün  kabirde olması gerekir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn41" id="_ftnref41" name="_ftnref41"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Razî&#8217;ye göre buradaki ölüm,  Bakara, 28. âyette olduğu gibi, nutfe, alaka vs. olamaz. Çünkü âyette Allah  Taalâ&#8217;nın onları öldürmesinden (<em>imâte)</em>&#8216;den bahsediliyor. öldürme ise,  hayatın varlığına bağlıdır. Eğer ölüm önceden hâsıl olsaydı, bunun öldürme  (imâte) olması muhâl olurdu. Tahsil-i hâsıl (ölünün öldürülmesi) lâzım gelirdi  ki, bu da muhâldir. Bakara, 28. âyette ise, durum böyle değildir. Orada onların  emvât (ölüler) olduğundan bahsediliyor, imâteden yani Allah&#8217;ın onları  öldürmesinden, canlarını almasından bahsedilmiyor<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn42" id="_ftnref42" name="_ftnref42"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Ancak Zemahşerî, onların ölü maddeler halinde  yaratılmalarına<em> imâte</em> (öldürme) tabirinin Arap dili açısından  kullanılabileceğini söyleyerek şu misâlleri veriyor: <em>Sivri sineğin cismini  küçülten ve filin cismini büyülten Allah&#8217;ı noksan sıfatlardan tenzîh ederim</em>  (subhâne men sağğara cisme&#8217;l-baûdati ve kebbere cisme&#8217;l-fîl) ifâdesindeki  küçültme ve büyültmeden maksat sivri sineğin cismini  büyük iken küçültmek  ve filin cismini  küçük iken büyültmek manâsında değil de, onların bu  şekilde yaratıldığı olduğu gibi, âyette de durum böyledir. Öldürmeden maksat ölü  halde olmadır. Bir başka misâl de, hafriyatçıya hitaben<em> kuyunun ağzını  daralt, altını genişlet</em>  (dayyık feme&#8217;r-rukyeti ve vessi&#8217; esfelehâ)  ifâdesidir. Bu ifâdede de zâhirinden anlaşılabileceği gibi, kuyunun ağzının  genişken daraltılması, alt tarafının da, dar iken genişletilmesi değil, ağzının  geniş, altının dar yapılması istenmektedir. İşte âyette de aynı durum söz  konusudur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn43" id="_ftnref43" name="_ftnref43"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu âyet ya Bakara,  28. âyetin ifâde ettiği manâyı, ya da biri görebildiğimiz, diğeri de kabirde  meleklerin suâlinden sonra vuku bulan ölümü ifâde ediyor. Bu her iki hal de  reenkarnasyonla alakalı değildir. Hem âyette kâfirlerin bu sözlerini cehennemde  iken söyledikleri açıktır. Çünkü oradan çıkmak istediklerini söylüyorlar.  Reenkarnasyon ise, iddiâ edenlere göre, ölümün ardından bu dünyada, yani kıyamet  kopmadan gerçekleşecektir.</p>
<p>Bu âyetin manası hakkında, muhterem hocam  Veli Ulutürk&#8217;ün şifahî olarak, muhtemel olduğunu kaydettiği mana ise şöyle:  <em>Bizi bir dünyada öldürdün, bir de burada (âhirette) cehenneme sokmakla  öldürdün. Yani mahvettin, azâba düçar ettin olsa gerektir. Çünkü cennetlikler  Duhân, 56. âyette bildirildiği gibi bir kere ölmektedirler. Yani ikinci ölüm  cehennemde âzap çekme manasında mecâzidir.</em> Sıkıntılı, istenmeyen bir  hayatın mecâzî olarak, ölüm diye vasfedilmesinin çokça kullanıldığı dikkate  alındığında, bu izâhın çok yerinde olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Nitekim, bir  âyette de, cehennemliğin hali tasvîr edilirken, <strong>&#8220;orada ne ölür, ne de  yaşarlar&#8221;</strong> (A&#8217;lâ, 13) buyrularak, cehennem hayatı ölüme  benzetilmiştir.</p>
<p>Reenkarnasyonu savunanların iddiâlarına delîl olarak  gösterilmeye çalışıtıkları bir diğer âyet de şudur: <strong>&#8220;Size her ne musîbet  dokunursa, kendi ellerinizle kazandığınız şeyler sebebiyledir. Allah pek çoğunu  da affeder&#8221;</strong>(Şuarâ, 30).</p>
<p>Bu âyetten hareketle, çocukların başına  gelen belâ ve musîbetlerin onların daha önce yaşadıkları hata ve isyanlarının  bir cezâsı olduğu söylenmiştir. Çünkü, bu iddiâ sahiplerine göre, çocuklar  masûmdur, çocukluklarında böyle cezâları hakettirecek işler yapmamışlardır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn44" id="_ftnref44" name="_ftnref44"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Aslında bu âyette muhatab olan kimselerin çocukluk çağını  geçmiş, mükellef kimseler olduğu açıktır. Çünkü yapılanlarla muâheze etmek,  ancak mükellefler için geçerlidir. Hem bu durum Kur&#8217;ân&#8217;ın tamamı için böyledir.  Muhatab dâima âkil bâliğ olan mükelleflerdir. Dolayısıyla çocuklara isâbet eden  musîbetlerin, sadece yapmış oldukları şeyler sebebiyle olduğu söylenemez.</p>
<p>Hem sadece bu âyete dayanarak hüküm vermek doğru olmaz. Nitekim bir  başka âyette, zaman zaman masûmlara da musîbetin dokunabileceğinden  bahsedilmiştir: <strong>&#8220;Geldiğinde sadece sizden zalim olanlara dokunmayacak  olan fitneden sakının!&#8221;</strong> (Enfâl, 25). Bu durum, dünyanın bir imtihan  yeri olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Çocukların başına gelen belâ ve  musîbetler babaları için bir imtihân<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn45" id="_ftnref45" name="_ftnref45"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, kendileri için de manevî  terakkî veya uhrevî sevap vesilesi olabilir. Sonra, hayır ve şer nisbî  şeylerdir. İnsan kendisi ve çoluk çocuğu için neyin hayır neyin şer olduğunu tam  anlayamaz. Görünüşte kötü  gördüğü bir şey kendi hayrına olabileceği gibi,  hayır olarak gördüğü bir şey de kendi aleyhine olabilir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn46" id="_ftnref46" name="_ftnref46"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p><strong>&#8220;Onları biz yarattık ve yaratılışlarını sapa  sağlam yaptık. Dilersek onların yerine benzerlerini de getiririz&#8221;  </strong>(İnsan, 22) âyeti ve bu âyete emsal olan Vakıa, 60-62, Meâric, 40-41.  âyetler de reenkarnasyona delîl olarak getirilmeye çalışılmıştır<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn47" id="_ftnref47" name="_ftnref47"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Bu âyetleri reenkarnasyona delîl gösterenler, âyetlerdeki  <em>misl</em> kelimesinin çoğulu olan <em>emsâl </em>(benzerleri) kelimesinden  hareketle, böyle bir ipucu yakalamaya çalışmışlardır.</p>
<p>Aslında bu âyetler  dikkatle incelendiğinde, bir kısmının öldükten sonra tekrar dirilmeye delîl  olarak zikredildiği görülür. Yani sizi bir kere yaratan sizi ölümünüzden sonra  da tekrar yaratır, benzerlerinizi veya aynınızı yeniden yaratabilir, manasını  ifâde etmektedir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn48" id="_ftnref48" name="_ftnref48"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>. Yukarda zikrettiğimiz ve reenkarnasyona delîl  getirilen,  İnsan, 28; Vakıa, 60-62; Meâric, 40-41 âyet-i kerîmeleri  böyledir. Bu durum şu âyette daha da açıktır: <strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratan  onların (insanların) benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?!..&#8221;  </strong>(Yâ-sîn, 81). Diğer âyetlerde ise, inkârcı kavimler  kendilerinin  helâk edilerek yerlerine kendi nev&#8217;lerinden olan başka insanların, başka kavim  ve milletlerin  getirileceğiyle tehdid edilmişlerdir. İnsan, 28; Meâric,  40-41. âyetler bu manâda da anlaşılabilir. <strong>&#8220;Onları günahları sebebiyle  helâk ettik ve onlardan sonra başka kavimler yarattık&#8221; </strong>(En&#8217;âm, 6) âyeti  de bu husûsta güzel bir örnektir.</p>
<p>Nitekim, müfessirler de, âyetlere bu  doğrultularda manâlar vermişlerdir. Meselâ, <strong>&#8220;Gökleri ve yeri yaratan  onların (insanların) benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?!..&#8221;  </strong>(Yâ-sîn, 81) âyetindeki <em>mislehum</em> (misillerini) âhiretteki  dirilişin ya misliyle, ya da  <em> enfusehum</em> (kendilerini)  manâsında kinaye kabul edilerek, aynen iâdeye delâlet edebileceği söylenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn49" id="_ftnref49" name="_ftnref49"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. <strong>&#8220;Dilersek onların yerine benzerlerini getiririz&#8221;  </strong>(İnsan, 28), <strong>&#8220;&#8230; Şüphesiz onların yerine daha hayırlılarını  getirmeye gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez&#8221; </strong>(Meâric, 40-41)  âyetleri ise, Allah&#8217;ın o insanları helâk edip, yerlerine daha hayırlı, kendisine  itaat eden, isyan etmeyen, böylece amelde onlara muhalif olan kimseleri  getirmeye kâdir olduğu şeklinde tefsîr edilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn50" id="_ftnref50" name="_ftnref50"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Razî, İnsan, 28. âyet-i kerîmenin tefsîrinde bu gerçeği  şöyle ifâde etmektedir: &#8220;Yani eğer istesek, onları helâk eder, benzerlerini  getirir, onlarla değiştiririz&#8221;. Bu âyet,  <strong>&#8220;sizi benzerlerinizle  tebdîl etmede önümüze geçilenler değiliz&#8230;&#8221; </strong>(Vakıa, 60-61) âyeti  gibidir. Âyetten maksat, onlara hiç muhtaç olunmadığını ifâde etmektir. Sanki  şöyle deniyor: Bizim, şüphesiz hiç bir mahlûka ihtiyacımız yok, faraza olsa  bile, bu kavimlere muhtaç değiliz, çünkü onları yok edip yerlerine benzerlerini  icâd etmeye kâdiriz. <strong>&#8220;Ey insanlar Allah isterse sizi götürür,  başkalarını getirir&#8221; </strong>(Sebe, 133) ve <strong>&#8220;Allah isterse sizi götürür  ve yeni yaratılmışlar getirir&#8221; </strong>(İbrahim, 20) âyetleri de bu  manadadır&#8230;&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn51" id="_ftnref51" name="_ftnref51"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a></p>
<p>Görüldüğü gibi bu nevi âyetlerde isyancılara bir  tehdit olarak, yok edilip yerlerine başka insanların getirilmesinden  bahsediliyor. Eğer yine aynı insanlar getirilseler, bu tehdîdin manâsı kalmaz.  Üslûp böyle bir manâya müsâit değildir. Buradaki mânâ, bir âmirin, işini doğru  dürüst yapmayan memûruna, <em>işini iyi yap yoksa seni atar yerine başka birini  alırım</em> demesi gibidir.</p>
<p>Âyetlerin hangi makamda ve ne için  zikrolunduğuna dikkat edildiğinde böyle yanlış anlamalara mahal  kalmayacaktır.<br />
Reenkarnasyon iddiâcılarınca bu hususta delîl olarak  gösterilen bir diğer âyet ise, <strong>&#8220;Sizden kimisi de, bilirken hiç bir şey  bilmez hale gelmesi için erzel-i ömre ulaştırılır&#8221; </strong>(Nahl, 70) âyetidir.  Öztürk, bu âyetteki <em>erzel-i ömr</em> ifâdesinin <em>ihtiyarlık </em>ve  <em>bunaklık</em> olarak manâlandırılmasının âyetin bütün esprisini yok ettiğini  söyledikten sonra şöyle devam ediyor: &#8220;Bir kere, erzel-i ömre atılmaktan veya  itilmekten değil geri götürülmekten bahsediliyor. <em>Yureddu</em> fiili  itilmek, atılmak gibi pejoratif bir manâ ifâde etmez. Bir geri çevirme ve başa  döndürme ifâde eder. Buna göre <em>erzeli&#8217;l-ömr</em> ömrün başlangıcı, yani  tekâmül sürecinin en düşük noktası demek olur. İkincisi, insanın ileri yaşlara  kadar yaşatılması, elinin ayağının tutmaz, hafızasının gereğince işlemez hale  gelmesi insan için bir rezillik ve düşüklük neden olsun? İnsan ömrünün o  noktasında fıtrat kanunları açısından en saygın ve olgun dönemdedir. Allah  kulunu kendisine en yakın bir dönemde böyle kötü bir sıfatla anmaz&#8221;<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn52" id="_ftnref52" name="_ftnref52"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Sonuç olarak, Öztürk bu âyetin, mucizevî bir üslûbla yeniden  bedenlenme yani reenkarnasyon ifâde ettiğini söylemektedir.</p>
<p>Kanaatimce,  <em>yuraddu</em> fiili ister atılmak, itilmek manâsı ifâde etsin isterse, geri  çevirme, başa döndürme manâsı ifâde etsin, bir tek kelimeden hareketle  reenkarnasyona delîl aramak doğru değildir. Yaşlılık dönemi, insanın çocukluk  devrine çok benzediğinden bu teşbîhe delâlet etmek üzere böyle bir fiille ifâde  edilmesi tabiidir. Ayrıca, <strong>&#8220;Kıyametin vakti O&#8217;na âittir (yuraddu)&#8221;  </strong>(Fussilet, 47), <strong>&#8220;ve kıyamet gününde en şiddetli azaba marûz  bırakılırlar (yuraddûne)&#8221; </strong>(Bakara, 85) gibi âyetlerde, bu fiilin başa  döndürme, geri çevirme manâsında kullanılmadığı açıktır. Dolayısıyla yukardaki  âyette de, bu manada kullanılmamış olabilir.</p>
<p><em>Erzel-i ömr</em>&#8216;ü ömrün  başlangıcı, tekâmül sürecinin en düşük noktası diye vasıflandırmak da doğru  değildir. Çünkü bu ifâde, böyle bir yaklaşıma müsait değildir. Zira,  <em>erzel</em>, bayağılığından, âdiliğinden dolayı kendisinden yüz çevrilen  şey<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn53" id="_ftnref53" name="_ftnref53"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> demektir. Ömrün başlangıcından veya tekâmül sürecinin en düşük  noktasından neden hor görülüp de yüz çevrilsin. Sonra burada erzel durumu İbn  Aşûr&#8217;un da dediği gibi, sıhhatteki rezalettir, rûh haletiyle bir alakası  yoktur<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn54" id="_ftnref54" name="_ftnref54"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Yani bu âyette yaşlılar için bunak, rezil tabirleri  kullanılmıyor, ömrün o devresi için böyle bir tabir kullanılıyor ki, böyle bir  devir de vardır. Bazı yaşlıların çocuklardan âciz vaziyete düşmeleri Allah&#8217;ın  takdiriyle olan bir durum değil midir? O halde böyle bir durum neden  yadırgansın? Zaten âyette bu durumun bazı kimseler için vaki olduğu<em>  minkum</em> (bazınız) tabiriyle ifâde edilmiştir. Bütün yaşlılar için mevzu  bahis değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) in de bu duruma düşmekten Allah&#8217;a  sığınarak, <em>&#8220;Erzel-i ömr&#8217;e düşmekten (en uradde) sana sığınırım&#8221;</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn55" id="_ftnref55" name="_ftnref55"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> şeklinde duâ etmesi de gösteriyor ki, erzel-i ömr yaşlılığın,  istenmeyen zor günleridir. Âyetteki, &#8220;<strong>bilirken hiç bir şey bilmez hale  gelmesi için&#8221; </strong>ifâdesi de bunu gösteriyor. Çünkü bir şey bilmez duruma  gelmek akıl zafiyetinin, yaşlılığın alametidir. Eğer reenkarnasyon ifâde  edilseydi, bundan Allah&#8217;a sığınmanın manası kalmazdı. Bilâkis istenilen bir şey  olurdu. Ayrıca âyetin reenkarnasyon ifâde ettiği kabul edilirse, o zaman insanın  yeniden dünyaya getirilmesinin gayesi, <em>bir şey bilmez hale getirilmek</em>  gibi garip bir durum olur. Ayrıca âyette, <strong>&#8220;sizden kimi vefât eder kimisi  de erzel-i ömr&#8217;e döndürülür&#8221;</strong> ifâdesi gösteriyor ki, erzel-i ömre düşen  kimse henüz ölmemiştir. Reenkarne olacak kimsenin ise ölmesi gerekir.</p>
<p>&#8220;<strong>Bilirken hiç bir şey bilmez hale gelmesi için&#8221; </strong>ifâdesi  de, müfessirlerin verdiği manâyı tekid ettiği gibi, aynı zamanda reenkarnasyonu  reddetmektedir. Çünkü eğer insan bir şey bilmez bir vaziyette tekrar dünyaya  getirilecekse bunun ne faydası olur? Bu şekilde, bir terakkî sağlanması mümkün  müdür? Hem insan, önceki hayatında(!) işlediği suçun ne olduğunu bilmiyorsa,  yeniden doğuşta cezâ görmenin, ne faydası olabilir? Yine, bu âyet-i kerîmede,  &#8220;<strong>bilirken hiç bir şey bilmez hale gelmesi için&#8221; </strong>buyrulurken bir  başka  âyette de, <strong>&#8220;Allah sizi annelerinizin karnından hiç bir şey  bilmez bir vaziyette çıkardı&#8221; </strong>(Nahl, 78) buyrularak insanın anne  karnından dünyaya çıktığı zaman hiç bir şey bilmediğinin ifâde edilmesi de  gösteriyor ki, önceki âyetteki <em>yuraddu</em>&#8216;dan murâd insanın ilk haline,  yani bebeklik dönemindeki gibi hiç bir şey bilmez hale getirilmesidir.<br />
İzâhına çalıştığımız bu âyet gibi, <strong>&#8220;kimin de ömrünü uzatırsak, onu  yaratılışta baş aşağı çeviririz&#8221; </strong>(Yâ-sîn, 68) âyeti de, aynı şekilde,  kendilerine verilen süre zarfında imkânlarını iyi kullanmayarak bu süreyi heder  edenlerin baş aşağı çevrilerek <em>erzel-i ömr</em>&#8216;e çevrildiği şeklinde  değerlendirilmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn56" id="_ftnref56" name="_ftnref56"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a>.</p>
<p>Aslında bu âyette bahsedilen <em>baş aşağı  çevirme</em>nin (<em>nunekkishu</em>) insan rûhuyla alakalı olmayıp, bedeniyle,  maddî yapısıyla alakalı olduğu açıktır. Çünkü âyette <em>fi&#8217;l-halk</em>   <strong>(yaratılışta)</strong> buyuruluyor. Ayrıca bu âyette, <em>ömürlerini  değerlendirmeyenlerden vs.</em> bahsedilmiyor, ömrü uzatılan, yaşlılık dönemine  ulaşan bütün insanlardan bahsediliyor. Keza, âyette defalarca dünyaya gelip  tekâmülün tamamlanmasına bir işâret olsaydı, <strong>&#8220;ömür verdiğimizi baş aşağı  çeviririz&#8221;</strong> yerine, &#8220;terakkî ettiririz&#8230;&#8221; gibi bir ifâdenin  kullanılması gerekirdi&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Allah sizi yerden bitki bitirir gibi  bitirdi, sonra sizi tekrar oraya iâde edecek, sonra tekrar çıkaracak&#8221;  </strong>(Nûh, 17-18) âyetinde de, Hz. Nûh&#8217;un muhataplarının müşrikler  olduğundan hareketle, suçluların cezâlarını çekip olgunlaşmak için yeniden  topraktan çıkarılıp dünyaya gönderilecekleri söylenmiştir.<br />
Burada sormak  gerekir ki, acaba Hz. Nûh, onların müşrik olarak öleceklerini biliyor mu ki,  böyle hitap etsin, <em>sizi tekrar dünyaya getirecek</em> desin! Aslında bu  âyette Allah&#8217;ın ölüleri diriltmeye olan kudreti dile getirilmiş, bu işin Allah  için çok kolay olacağını ifâde etmek için de, insanları başlangıçta, bitkileri  topraktan çıkarırcasına kolay bir şekilde yaratan Allah&#8217;ın, onları öldükten  sonra da böylesine kolay bir şekilde dirilteceği bildirilmiştir. Başka bir  ifâdeyle, insanın yaratılması ve öldükten sonra tekrar diriltilmesi, tohumun  filizlenerek topraktan çıkarılmasına benzetilmiştir.</p>
<p>Ayrıca  reenkarnasyon nazariyesinde, insanların topraktan çıkarılmaları diye bir şey  yoktur. Çünkü bu iddiâ sahiplerine göre, dünyaya tekrar gelişler kıyamet  kopmadan önce gerçekleşecektir. İnsanların diriltilerek topraktan çıkarılmaları  ise, kıyamette vuku bulacaktır. Dolayısıyla âyetteki topraktan çıkarma işi  reenkarnasyonla alakalı olamaz. Bilakis reenkarnasyon aleyhinde bir ifâdedir.  Cismani dirilişi ifade etmektedir.</p>
<p>Saffât sûresinde cennettekilerin  durumu anlatılırken, cennetliklerden birinin, dünyada iken âhireti inkâr edip  kendisiyle alay eden cehennemdeki arkadaşına, onun dünyada iken kendisine  söylediklerini hatırlatarak, alaycı, iğneleyici bir tavırla söylediği,  <strong>&#8220;(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da  uğratılacak değil miymişiz?!&#8221; </strong>(Sâffât, 58-59) âyetinin de,  reenkarnasyona delîl olarak gösterilmesi gariptir. Öztürk bu âyetleri, &#8220;Biz  cennetlikler tekrar ölecek miyiz? hayır yalnız ilk ölümümüz ve biz azaba da  uğratılmayacağız. Gerçekten de bu büyük bir başarının tâ kendisidir&#8221; şeklinde  tercüme ettikten sonra, <em>görüldüğü gibi âyetlerde cennet ehli yani tekâmülünü  tamamlamış olanların tekrar öldürülmeyecekleri söylenerek cehennem ehliyle bir  farklarının da bu olduğuna dikkat çekilmektedir</em><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn57" id="_ftnref57" name="_ftnref57"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> demektedir.</p>
<p>Bir kere bu hâdisenin nerede vuku bulduğu  unutulmuş gibidir! Artık âhiret âlemi başlamış, cennetlikler cennete,  cehennemlikler cehenneme dolmuşken, arz başka bir arza, gökler başka göklere  tebdîl edilmişken, hangi dünyaya dönüşten bahsediliyor? Hem, cennetliğin böyle  bir ifâdesi cehennemliğin tekrar ölüp diriltileceğine delâlet etmez. Sonra,  Öztürk&#8217;ün âyete verdiği mana, her ne kadar pek çok müfessir tarafından verilmiş  manaya uygun olsa da, kanaatimizce bu mana biraz uzaktır. Ayetin akışına uygun  olan mana, âyetin peşinden zikrettiğimiz ve Sabunî&#8217;nin  tefsîrinde<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn58" id="_ftnref58" name="_ftnref58"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, Çantay&#8217;ın da meâlinde ifâde ettiğidir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn59" id="_ftnref59" name="_ftnref59"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>. Buna göre, âyetteki <em>efemâ nahnu bi-meyyitîn, illâ  mevtetene&#8217;l-ûlâ</em> ifâdesi, cennetliğin cehennemliğe hitabının bir devamıdır.  Bu ifâdelerle, cennetlik, cehennemliğe onun inkârcı sözlerini alaycı bir üslupla  hatırlatmakta, onun, &#8220;bir kere öldükten sonra artık dirilmeyeceğiz, azap ta  edilmeyeceğiz&#8221; iddiâsının gerçekleşmediğini bildirmektedir. Nitekim bir âyette  âhireti inkâr edenlerin şöyle dedikleri nakledilmektedir: <strong>&#8220;Sadece ilk  ölümümüz vardır. Biz diriltilecek değiliz&#8221; </strong>(Duhân, 35). İşte yukardaki  âyette cennetliğin alaycı bir tavırla anlattığı şey de kâfir arkadaşının  dünyadayken alaycı bir tavırla söylediği  bu nevi  sözleridir.</p>
<p>Reenkarnasyona delîl olarak sunulan daha başka âyetler<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn60" id="_ftnref60" name="_ftnref60"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> de vardır. Meselâ, <strong>&#8220;&#8230; Sonra ona yolu kolaylaştırdı.  Sonra canını aldı ve kabre soktu. Sonra dilediği vakitte onu yeniden diriltir&#8221;  </strong>(Abese, 20-22) âyeti, mazî sigalar (geçmiş zaman kipleri)dan  hareketle<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn61" id="_ftnref61" name="_ftnref61"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>, <strong>&#8220;O&#8217;dur ki, ölümü ve hayatı yarattı&#8221; </strong>(Mülk, 2)  âyeti, ölümün hayattan önce zikredilmesinden hareketle<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn62" id="_ftnref62" name="_ftnref62"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bu konuya delil olarak öne sürülmüş hatta, kıyamet günü  karanlıklar içinde kalıp, bir ışık arayan kâfirlere ışık arama yerinin dünya  hayatı olduğunu ve artık bunun da muhal olduğunu ifâde etmek için kınayıcı ve  istihza edici bir tavırla söylenen,  <strong>&#8220;Onlara denildi ki, ardınıza  (dünyaya) dönünüz de orada ışık arayınız!&#8221; </strong>(Hadîd, 13) âyeti dahi  reenkarnasyona delîl sadedinde sunulmak istenmiştir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn63" id="_ftnref63" name="_ftnref63"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a>.</p>
<p>Kıyametten sonra tekrar dünya hayatının olacağını  söylemek, kıyametin de tekrarını gerektirir<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn64" id="_ftnref64" name="_ftnref64"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> ki böyle bir şey de tenâsühü kâinatın ve devirlerin sonsuza kadar  devam ederek, her devirde bir önceki devrin benzeri hâdiselerin vuku bulacağını  söyleyen bir kısım tenasühçülerin<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftn65" id="_ftnref65" name="_ftnref65"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> görüşlerine yaklaşmak olur.<br />
Görüldüğü gibi, Kur&#8217;ân kesinlikle dünyaya dönüşü reddetmektedir. Aksini  savunanların iddiâları ise, tutarlı değildir.</p>
<h4>
<p>Dipnotlar</h4>
<p style="font-size:9px;font-family:Tahoma;"><a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref1" id="_ftn1" name="_ftn1"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> bkz. Cürcanî, <strong><em>Şerhu&#8217;l-Mevâkıf</em></strong><em>,  </em>VIII, 300.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref2" id="_ftn2" name="_ftn2"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Addison; s. 125; Fâvî, s. 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref3" id="_ftn3" name="_ftn3"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Fâvî, s. 51.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref4" id="_ftn4" name="_ftn4"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Munîr Ba&#8217;lebekkî,  <strong><em>el-Mevrid-90</em>,</strong>  24. bsk., Dâru&#8217;l-İlm li&#8217;l-Melâyîn,  Beyrut, 1990, s.773.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref5" id="_ftn5" name="_ftn5"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Tahsin Saraç.<strong> <em>Büyük Fransızca Türkçe  Sözlük</em></strong><em>, </em>Adam yay., İstanbul, 1985,  s.1192.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref6" id="_ftn6" name="_ftn6"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <em>Transmigrasyon</em>un lügât manası, göç, rûh göçü, başka  bir varlığa geçmektir (bkz. Saraç, s.1413).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref7" id="_ftn7" name="_ftn7"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Addison, s. 87, 92, 125.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref8" id="_ftn8" name="_ftn8"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. A. Zeki Tuffâhe, <strong><em>en-Nefsu&#8217;l-Beşeriyye ve  Nazariyyetu&#8217;t-Tenâsüh,</em></strong> Beyrut, 1987, s. 90.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref9" id="_ftn9" name="_ftn9"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bedri Ruhselman. <strong><em>Ruh ve  Kâinât</em></strong><em>,</em> Ruh ve Madde yay., İstanbul, 1977,   s.152.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref10" id="_ftn10" name="_ftn10"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Leon Denıs,<strong> Après La Mort</strong>, Libraire des  Siciences psychiéues, Paris, tsz., s. 312; Sinan Onbulak. <strong><em>Ruhî  Olaylar ve Ölümden Sonrası</em></strong><em>,</em> Dilek yay., İstanbul,  1975,  s. 344.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref11" id="_ftn11" name="_ftn11"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Bu fırkalar ve şahıslar için bkz. Şehristânî, s. 54;  Kurtubî, IV,105; Müyesser, s. 205; M. Şemseddin, 192, 210, 211; Abdulmu&#8217;ti, s.70<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref12" id="_ftn12" name="_ftn12"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Ayette geçen <strong><em>berzâh</em></strong>&#8216;ın ne olduğu  hakkında sahabe ve tabiinden şu görüşler nakledilmiştir: Ölümle diriliş  arasındaki perde, dünya ve âhiret arasındaki perde, ölüyle ölünün dünyaya  dönmeesi arasındaki engel, kıyamet gününe kadarki mühlet&#8230; (Maverdî, IV,  66-67).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref13" id="_ftn13" name="_ftn13"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Muhammed İkbal. <strong><em>İslâm&#8217;da Dinî Düşüncenin Yeniden  Doğuşu</em></strong><em>, </em> İstanbul, 1984, s. 160.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref14" id="_ftn14" name="_ftn14"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Aşûr, XVIII,123. İbn Aşur ifâdesinin devamında şöyle  diyor: &#8220;Bu terkib mesel makamında olup, &#8220;Rabbim beni geri döndür&#8221; talebinde  bulunan müşrikin sözünün boş, manâsız ve kabul edilmez bir talep olduğunu ifâde  etmektedir. Bu ifâde Kur&#8217;ân&#8217;ın mübtekerâtından (Arap kelâmında ilk olarak  kullandığı) olup, daha önce Arap kelâmında kullanılmamış bir ifâdedir.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref15" id="_ftn15" name="_ftn15"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Celal Kırca, <strong><em>Kur&#8217;ân ve İnsan</em></strong>,  Marifet yay., İstanbul, 1996, s. 175.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref16" id="_ftn16" name="_ftn16"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Ateş, <strong><em>Yüce  Kur&#8217;ân&#8217;ın Çağdaş Tefsiri</em></strong>, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul,  1991,  VI,118.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref17" id="_ftn17" name="_ftn17"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Yaşar Nuri Öztürk. <strong><em>Kur&#8217;ân&#8217;daki  İslâm</em></strong>,  6. bsk.,Yeni Boyut, İstanbul, 1994,  s.  312.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref18" id="_ftn18" name="_ftn18"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.153.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref19" id="_ftn19" name="_ftn19"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. M. Said Şimşek, <strong><em>Günümüz Tefsîr  Problemleri</em></strong>, Esra yay., Konya, 1995,  s. 288.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref20" id="_ftn20" name="_ftn20"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Gazalî, Muhammed.  <strong><em>el-Mehâviru&#8217;l-Hamse</em></strong>, s.183.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref21" id="_ftn21" name="_ftn21"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Beyzavî, V, 467; Nesefî, IV,137; Ebu&#8217;s-Suûd,  VIII,137.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref22" id="_ftn22" name="_ftn22"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Bûtî,  <strong><em>Kübrâ&#8217;l-Yakiniyyâti&#8217;l-Kevniyye</em></strong>, s. 315.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref23" id="_ftn23" name="_ftn23"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Ateş, II, 303 (<strong><em>Resâil-i İhvan-ı  Safa</em></strong><em>, </em>IV,190-196&#8242;dan naklen).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref24" id="_ftn24" name="_ftn24"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <em>Batıniyye</em>, Nasların bir zahiri olduğu gibi, bir de  bâtını olduğunu söyleyenlerdir (bkz. Bekir Topaloğlu, <strong><em>Kelâm  İlmi</em></strong>, İstanbul, 1981, s. 231). Ancak, <em>bâtınîler</em> Kur&#8217;ân&#8217;ın  zâhiriyle amel etmeyi kabul etmezler. Asıl murâd olanın zâhir değil, bâtın  olduğunu söylerler. İsmailiyye, Karamite, Seb&#8217;iyye, Huremiyye gibi grupları  vardır ( Sabunî, <strong><em>et-Tibyân fî Ulûmi&#8217;l-Kur&#8217;ân,</em></strong> 3. bsk.,  Daru&#8217;l-Kalem, Dımeşk, 1408, s. 249). Böyleleri, kendi bâtıllarını Kur&#8217;ân&#8217;ın  bâtını diye gösterirler. Ellerinde ise, bu iddiâlarını destekleyen hiç bir delîl  yoktur. Bu yönüyle batınî tefsir hareketi, işârî tefsirden tamamen farklıdır.  Çünkü makbûl olan işârî tefsirde, Kur&#8217;ân&#8217;ın zahirî manasına aykırılık,   âyetten murâdın sadece batınî mana olduğu iddiâsı yoktur. Lafız, verilen manaya  muhtemeldir. Şeriate ve akla aykırı değildir. Fehimleri teşviş etmez. Batınî  tefsirlerde ise bu özellikler yoktur. Meselâ, &#8220;<strong>Süleyman Davûd&#8217;a varis  oldu</strong>&#8221; (Neml, 16) âyetine <em>İmam-ı Ali ilimde Nebi (s.a.v)&#8217;ye varis  oldu</em> demek, batınî bir tefsirdir (bkz. Sabunî,  <strong><em>et-Tibyân</em></strong>, s. 240).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref25" id="_ftn25" name="_ftn25"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Suyutî,<strong> <em>el-İklîl</em>, </strong>thk. Seyfuddin  Abdulkadir, 2. bsk., Dâru&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut, 1985,  s. 29.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref26" id="_ftn26" name="_ftn26"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XII,177.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref27" id="_ftn27" name="_ftn27"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Sinâ,<strong><em>  el-Adhaviyye,</em></strong> s. 120.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref28" id="_ftn28" name="_ftn28"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XII,177.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref29" id="_ftn29" name="_ftn29"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Sinâ<strong><em>, el-Adhaviyye</em></strong>, s.  95.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref30" id="_ftn30" name="_ftn30"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Misal için bkz. Sönmez Akbay. <strong><em>Bilinmeyene  Doğru</em>,</strong> İzmir, 1983,  s. 217-225.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref31" id="_ftn31" name="_ftn31"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu âyetteki diğer ifâdelerden neyin kastolunduğu ise açıktır:  İlk diriltme, bu dünya hayatına, daha sonraki öldürme, dünya hayatımız sonundaki  ölümümüz, bu öldürmeden sonraki dirilme de, kıyametteki diriliştir. (Şimşek, M.  Said, s. 261).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref32" id="_ftn32" name="_ftn32"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Maverdî bu hususta<em> altı,</em> Endelusî ise  <em>yedi</em> görüş zikretmiş, <em>altı</em> tane de işârî tefsir sıralamıştır.  (bkz. Maverdî, I, 91-92; Ebu Hayyan Muhammed b. Yûsuf el-Endelusî,  <strong><em>Tefsiru&#8217;l-Bahri&#8217;l-Muhît</em></strong><em>,</em>  2. bsk.,  Daru&#8217;l-Fikr, 1983, I,131-132). Bu görüşlerin hiç birisinde tenasüh veya  reenkarnasyon belirtilmemiş, işâret dahi edilmemiştir. Hepsinde manâ, insanın  dünyaya gelmeden önceki tavırlarıyla alakalıdır. Yalnız, Ebû Salih, bu âyetteki  ölü halde olmanın kabirlerinde ölü olanlar, ilk diriltmenin de, kabirlerinde  olanların kabir suâli sorulması için olduğu, sonra tekrar öldürülüp kıyamette  tekrar diriltileceği şeklinde bir ifâdede bulunmuşsa da, bu görüş Taberi  tarafından uzak addedilmiştir. Çünkü âyetteki kafirleri tevbih, kınama,  işledikleri günahlardan dolayıdır. Kafirler masiyetten taata, inkârdan imana  davet edilmektedirler. Kabirde ise inâbe ve tevbe yoktur (Taberi, I, 225).  Dolayısıyla bu görüş, âyetin siyak ve sibâkına uygun düşmemektedir. Bu görüş  doğru da olsa, tenasüh veya reenkarnasyona bir delâleti olmadığı açıktır.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref33" id="_ftn33" name="_ftn33"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, I, 222-223; Maverdî, I, 91.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref34" id="_ftn34" name="_ftn34"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, 223-224.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref35" id="_ftn35" name="_ftn35"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, I, 223-224; Maverdî, I, 91; Zemahşerî, I, 270;  Şevkânî, I, 59; Câvî, II, 8; Vâhidî, II, 8.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref36" id="_ftn36" name="_ftn36"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Endelusî, I, 131.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref37" id="_ftn37" name="_ftn37"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Maverdî, I, 92.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref38" id="_ftn38" name="_ftn38"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu ifâdeye bu şekilde manâ verenlere misâl olarak bkz.  Taberî, I, 225-226; Endelusî, I,131-132.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref39" id="_ftn39" name="_ftn39"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, II,139.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref40" id="_ftn40" name="_ftn40"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> İbn Aşûr, I,  375.  İbn Aşûr, ifâdesinin sonunda bu âyetin niçin zikrolunduğuna işâret  ediyor. Yani insanın malûmu olan şeylerden tevhîde ve haşre delîl getiriliyor.  Merağî de benzer ifâdelerde bulunmuştur (bkz. Merağî, I,75-76).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref41" id="_ftn41" name="_ftn41"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXVII, 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref42" id="_ftn42" name="_ftn42"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXVII, 36.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref43" id="_ftn43" name="_ftn43"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Zemahşerî, III, 418.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref44" id="_ftn44" name="_ftn44"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s. 257-258.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref45" id="_ftn45" name="_ftn45"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> <strong>&#8220;Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık; mallardan,  canlardan ve ürünlerden azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele&#8221;</strong>  (Bakara, 155) âyetinde ifâde edildiği gibi.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref46" id="_ftn46" name="_ftn46"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Müyesser, s. 207-208.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref47" id="_ftn47" name="_ftn47"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk de, bu âyetlerin reenkarnasyona delâlet edebileceğini  söyledikten sonra, &#8220;Nitekim F. er-Razî&#8217;den Elmalılıya kadar bir çok müfessir  getirdikleri açıklamalarla ikinci manâyı ortaya koymuş, ancak geleneksel kabule  uyarak reenkarnasyondan bahsetmemişlerdir&#8221; demektedir. Ancak, Razi ve Elmalılı  dahil, pek çok tefsîrde bu âyetlerin manâsı hakkında söylenenlere bakmamıza  rağmen biz böyle bir şeye şâhid olmadık.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref48" id="_ftn48" name="_ftn48"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Çoğulu emsâl olan misl kelimesi, bir şeyin misli, benzeri  manâsına geldiği gibi, o şeyin aynısı manâsında da kullanılır. Nitekim<strong>  </strong> &#8220;<strong><em>O&#8217;nun misli gibi hiç bir şey yoktur</em></strong>&#8221;  (Şûrâ, 11) âyetinde <em>mis</em>l bu manâdadır.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref49" id="_ftn49" name="_ftn49"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Alûsî, XXIII, 56; Tabatabaî, XVII,118; İbn Aşûr, XXVII,  317.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref50" id="_ftn50" name="_ftn50"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Taberî, XII, 242, 325; İbn Kesîr, IV, 488.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref51" id="_ftn51" name="_ftn51"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Razî, XXIX,156.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref52" id="_ftn52" name="_ftn52"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk, 282-283.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref53" id="_ftn53" name="_ftn53"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Rağıb,<strong><em> Mufredât</em></strong>, s.194.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref54" id="_ftn54" name="_ftn54"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. İbn Aşûr, XIV, 212.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref55" id="_ftn55" name="_ftn55"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Buharî, <em>Cihâd</em>, 25, III, 209; Müslim, <em>Zikr</em>,  52, IV, 2070; Nesâî, <em>İstiaze</em>, 5, VIII, 647; İbn Hanbel, I, 54.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref56" id="_ftn56" name="_ftn56"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.153.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref57" id="_ftn57" name="_ftn57"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Öztürk, s. 250.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref58" id="_ftn58" name="_ftn58"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Sabunî,  <strong><em>Safvetu&#8217;t-Tefâsîr</em></strong>, III, s. 34.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref59" id="_ftn59" name="_ftn59"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Hasan Basri Çantay,<strong><em> Kur&#8217;ân-ı Hakîm ve Meâl-i  Kerîm</em></strong>, 13. bsk., III, 798.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref60" id="_ftn60" name="_ftn60"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bu hususta ki diğer âyetler ve cevâpları için bkz. Şimşek, M.  Said, s. 257-282.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref61" id="_ftn61" name="_ftn61"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" width="9" /></a> Bkz. Ateş, X, 327.   Aslında, Kur&#8217;ân-ı  Kerimde misâline çokça rastlanan bu durum, yani ilerde vuku bulacak bir  hadiseyi, geçmiş zaman kipiyle anlatmak tekid içindir, hâdisenin mutlaka vuku  bulacağını, âdeta olmuş gibi kabul edilmesi gerektiğini ifâde etmek içindir  (bkz. Ateş, IX, 150-151).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref62" id="_ftn62" name="_ftn62"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Ateş, IX, 527;  Öztürk, s. 319-320.    Bu âyette ölümün hayattan önce  zikredilmesi, hakiki hayat  ve büyük bir nimet olan âhiret hayatına ölüm  vasıtasıyla ulaşıldığı içindir. Bu yüzden âyette ölüm de hayat gibi, bir nimet  olarak sayılmıştır.  Çünkü, kendisi vasıtasıyla nimete ulaşılan şey de  nimettir (bkz. Rağıb,<strong><em> Tafsîlu&#8217;n-Neş&#8217;eteyn ve  Tahsilu&#8217;s-Saadeteyn</em></strong>, s. 183).<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref63" id="_ftn63" name="_ftn63"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Öztürk, s.709.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref64" id="_ftn64" name="_ftn64"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Şimşek, M. Said, s. 290.<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=9654#_ftnref65" id="_ftn65" name="_ftn65"><img src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" alt="Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz" border="0" /></a> Bkz. Müyesser, s. 205.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/215/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/215/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/215/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=215&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/reenkarnasyon-islamda-var-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-asagi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/dipnot-yukari.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Kaynagi ogrenmek icin tiklayiniz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kabir Azabı (Hurafeler)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 22:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[İblis]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şirk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni bir internet hurafesi daha:
Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?
Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;<br />
<span id="more-207"></span><br />
Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/  (anasayfa&#8217;da ortadaki link)</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;</p>
<p>Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>***</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/207/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/207/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İslamiyetin Bilime verdiği Önem</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/</guid>
		<description><![CDATA[ İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı
&#160;
Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Emevi halifelerinden Muaviye, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. Halife el-Hakim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="metin"><strong> İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı</strong></p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.</p>
<p>Emevi halifelerinden <strong>Muaviye</strong>, bir milyon civarında kitabı barındıran &#8220;Darü&#8217;l-Hikme&#8221;yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. <strong>Halife el-Hakim</strong> de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba&#8217;da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru <strong><!--mode-->Halife Harun-el-Raşid</strong>, Aristoteles&#8217;in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir. <strong>Halife el Memun</strong>, Bizans&#8217;a ve Hindistan&#8217;a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister.</p>
<p>Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti&#8217;nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya&#8217;yı bilim ve kültür merkezi haline getirir.<br />
<span id="more-202"></span><br />
İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından <strong>Cabir Bin Hayyan</strong>, &#8216;Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler&#8217; olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier&#8217;e öncülük eder.</p>
<table align="right">
<tr>
<td align="right" valign="top" width="222"><span class="style4"><span class="style4">İbn-i Sina</span></span><span class="metin"><strong><strong><img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" border="1" height="137" hspace="0" vspace="11" width="200" /></strong></strong></span><span class="style4"><br />
Al Razi<br />
<img src="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" border="1" height="147" width="196" /> </span></td>
</tr>
</table>
<p class="metin"><strong>El-Kindi</strong>, Einstein&#8217;dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, &#8216;Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlıkta hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür&#8217; der.</p>
<p>Tıp ve eczacılıkta <strong>İbn-i Sina</strong> ve <strong>Razi</strong> gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde <strong>Idrisi</strong>, <strong>Hamevi</strong> ve <strong>Taberi</strong> ve adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda <strong>İbn-i Heysem</strong>, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan <strong>Sabit bin Kurra</strong>, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş; Batlamyusçu sisteme, dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. On üçüncü yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa’sında ise durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen durdurulmak istenmekteydi.</p>
<p><strong>Harezmi</strong>, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen <strong>Ahmet Fergani</strong>, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu.</p>
<p>Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren <strong>El-Battani</strong>, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant&#8217;ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.</p>
<p><strong>Ebubekir er-Razi</strong>, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler.</p>
<p><strong>Ebü&#8217;l-Vefa</strong> trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus&#8217;a karşı; &#8216;Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir&#8217; diyerek, yaptığı sayısız denemelerle &#8216;göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini&#8217; söyleyen <strong>İbnü-l-Heysem</strong> ise optik biliminin öncüsüdür.</p>
<p>Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden <strong>el-Beyruni</strong>; 973 yılında &#8216;Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu&#8217; söyler. <strong>İbnu&#8217;n-Nefis</strong>, 1200&#8242;lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.</p>
<p>Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa&#8217;dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa&#8217;nın en modern şehri olarak bilinmekteydi.</p>
<p>Kültürel ve sosyal alanda meydana gelen atılımlara paralel olarak ilerleyen bilim ve teknoloji, Osmanlı devleti döneminde doruğa ulaşmıştır. <strong>Hazerfen Ahmet Çelebi</strong>, <strong>Lagari Hasan Çelebi</strong> gibi alimler, alanlarında tarihin ilk örnek çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir.</p>
<p>14. Yüzyıl’da matbaanın icadı ile 1400-1500 yılları arasında, Arapçadan ve Eski Yunancadan birçok kitap Latinceye çevrilir. Aristoteles&#8217;in tüm kitapları, 1495 yılında basılır. Thales&#8217;in Mısır&#8217;a, İslam dünyasının da Bizans ve Hindistan&#8217;a yaptığı bilimsel amaçlı seyahatler gibi, Avrupa&#8217;dan birçok bilim adamı da İslam dünyasına gelerek bilimsel kitapları toplarlar. Bilimsel eserler, Doğu Uygarlığı’ndan Batı Uygarlığı’na doğru yönelir. Eski Yunancadan Arapçaya çevrilen bilimsel eserler yeniden Arapçadan Latinceye çevrilmeye başlanır.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet’in ölümünden sonra, doğa bilimlerinin öğretilmesi medreselerden yavaş yavaş kalkar. Bu dönemden sonra İslam anlayışındaki yetersizlik, İslam dünyasının zaman içerisinde bilim dünyasından silinip yok olmasına neden olur.</p>
<p class="metin">&nbsp;</p>
<p class="metin">&lt;kuranvebilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/202/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/202/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/202/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=202&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamiyetin-bilime-verdigi-onemle-bilimin-gelismesindeki-katkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Ibn_Sina.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.kuranvebilim.com/images/makaleler/islam_ilim_teknoloji/Al_Razi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Bilim ve Teknoloji.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</guid>
		<description><![CDATA[Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.
Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.</p>
<p>Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve süratli bir şekilde etkileyen teknoloji, artan dünya nüfusunun pek çok sorununa çözüm getirdi.</p>
<p>Dünyanın bugünkü medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece hızlı oldu.</p>
<p>Peki, bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır?<br />
<span id="more-201"></span><br />
Yukarıda saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar, kendilerine atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.</p>
<p>Kuran&#8217;da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah&#8217;ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.</p>
<p><!--more-->Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, maddi-manevi her şeyin Allah&#8217;ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.</p>
<p>&lt;kuran ve bilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/201/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/201/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Peygamber(s.a.v.)in katlandığı sıkıntılar</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2007 19:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Aişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[namazlar]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[ Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?
Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.
İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong> Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?</strong></p>
<p>Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.</p>
<p>İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;<strong>Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, Allah&#8217;ın buyruklarını tebliğ ederler, O&#8217;nu sayıp, O&#8217;ndan çekinir ve O&#8217;ndan başka kimseden çekinmezler. Hesaba çeken olarak Allah yeter</strong>.&#8221; (Ahzab, 33/39)</p>
<p>&#8220;<u>Allah Resûlü&#8217;nün, bu ulvî vazifeyi yüklendikten sonraki bütün hayatı dini tebliğle geçti.</u> O kapı kapı dolaşıyor ve mesajını kendilerine tebliğde bulunabileceği âşina sima ve gönüller arıyordu. <span id="more-200"></span></p>
<p>&#8220;<u>Karşı cephenin infiâli evvelâ ilgisizlik ve boykot şeklinde oldu. Daha sonra istihza ve alayla devam etti. Son sahada ise işkencenin her çeşidiyle sürüp gitti. Geçeceği yollara dikenler serpiliyor, namaz kılarken başına işkembe konuyor ve kendisine her türlü hakaret reva görülüyordu</u>. Ne var ki, Allah Resûlü bunların hiçbiriyle yılmadı ve usanmadı. Çünkü O&#8217;nun dünyaya geliş gayesi buydu. Can alıcı hasımları dahil herkese defaetle uğradı. Ve ilâhî mesajı sundu. Evet, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi din ve iman düşmanlarına bile kim bilir kaç defa gitti, hak ve hakikati anlattı..! <u>O panayırları dolaşıyor, bir kişinin hidâyetine vesile olabilmek için çadır çadır geziyor; gittiği her kapı yüzüne kapanıyor; fakat O bir başka sefer yine aynı kapıya varıyor</u>, aynı şeyleri tekrar ediyordu..</p>
<p>&#8220;O, Mekke daha fazla ümit vermeyince Taif&#8217;e gitti.. Taif mesîrelik bir yerdir. <u>Rahat ve rehavetin şımarttığı Taifliler, Mekkelilerden daha baskın çıktı. Bütün sefîh ve ayak takımı toplanıp Resûl-i Ekrem&#8217;i; evet O, meleklerin dahi yüzüne bakmaya kıyamadığı güneşler güneşini taşlayarak Taif&#8217;ten kovdular</u>. Allah Resûlü&#8217;nün yanında, evlâdım deyip bağrına bastığı Zeyd b. Hârise vardı. Zeyd, gelen taşlara vücudunu siper ederek, Efendiler Efendisini korumaya çalıştı ama, yine de mübarek vücuduna isabet eden taşlar her yanını kanlar içinde bıraktı.</p>
<p><strong>&#8220;Bu müsamahasız atmosferden sıyrılıp bir ağacın altına iltica etmişlerdi ki, birdenbire Cibrîl-i Emin beliriverdi. Ve eğer izin verilirse, çevredeki bir dağı, bu azgın insanların başına geçirebileceğini teklif etti. Allah Resûlü çok rencide olduğu bu dakikalarda bile, böyle bir teklife &#8220;hayır” diyordu. Evet O, çok ileride bile olsa, eğer bunlardan bazıları imana uyanacaksa, onlara gelebilecek belâlara karşı &#8220;<font color="#ff0000">hayır</font>!&#8221; diyordu&#8230; </strong></p>
<p><u>Ve, sonra ellerini açıp Rabb&#8217;ine niyazda bulundu:<br />
<strong><font color="#ff0000">Allah&#8217;ım, güçsüzlüğümü, za&#8217;fımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin. Benim de Rabbimsin.. Beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü uzak kimselere mi, yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, çektiğim mihnetlere, belâlara hiç aldırmam. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza, daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve âhiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım. İlâhî, Sen razı olasıya kadar Senin affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Senin elindedir.<br />
</font></strong></u><br />
&#8220;O böyle duâ ederken, yanlarına sessizce biri yaklaşır; bir tabağa koyduğu üzüm salkımını Allah Resûlü&#8217;nün önüne uzatır ve &#8220;Buyurun, bundan yiyin.&#8221; ricasında bulunur. İki Cihan Serveri elini tabağa uzatırken, Allah&#8217;ın adıyla mânâsına &#8220;Bismillâh&#8221; der. Üzümü ikram eden Addas ismindeki köle için bu, beklenmedik bir hâdisedir. Hayretle sorar: &#8220;Sen kimsin?&#8221; Allah Resûlü cevap verir: &#8220;Son Peygamber ve son Resûlüm!&#8221; Addas üzerine abanır ve öpmeye başlar.. senelerce gökte aradığını şimdi yerde, hem de hiç beklemediği bir anda karşısında bulmuştur.. ve iman eder (İbn Hişam, Sire, 2:60-63; İbn Kesir, el-Bidaye, 3:166;).</p>
<p>Batılı yazarlar, &#8220;Hz. Peygamber Mekke Dönemi&#8217;nde Peygamber&#8217;di. Medine&#8217;ye geldikten sonra ise hükümdar oldu&#8221; demektedirler. Ama gerçek şudur ki, bütün Arapları boyun eğdirip idaresine aldıktan sonra da Hz. Peygamber dünya nimetlerinden uzak kalmış, aç kalmış, her türlü imkân bulunmasına rağmen hükümdarlar gibi davranmamış, kendine dünya servetinden en ufak bir pay çıkarmamıştır. <u>Sahih-i Buhari&#8217;nin Cihad bölümünde şöyle bir rivayet vardır: &#8220;Hz. Peygamber vefat edeceği sırada zırhı bir yahudinin evinde, üç ölçek arpa karşılığında rehin duruyordu. Vefat ettiği sırada üzerinde bulunan elbiseler de yamalıydı. Bu, öyle bir zaman, bu fırsat ve imkânlar öyle arkası kesilmeyen fırsat ve imkânlardı ki, bunlara normal devletler her zaman sahip olamazlardı. Suriye sınırlarından başlayarak Aden&#8217;e kadar bütün Arabistan fethedilmiş, Medine meydanı, altın ve gümüş akınına uğramıştı.<br />
</u><br />
Hz. Peygamber &#8216;in önemli görevlerinden biri de, ruhbanlığı (Dünya nimetlerinden tamamen sıyrılarak, dünya işleriyle hiç ilgilenmeyerek kendini sadece Allah&#8217;a adamayı) ortadan kaldırmaktı.<u> Bu konuda Allah Tealâ &#8221; Kendi kafanızdan uydurduğunuz ruhbanlık &#8221; ( Hadid 57/27 )</u> buyurarak Hıristiyanları kötülemiştir. İşte bu yüzden Hz. Peygamber@ arasıra güzel yemekler yemiş, güzel elbiseler de giymişti. Ama O&#8217;nun asıl ruh yapısı, dünya süslerinden uzak durmaktı. Allah Resulü her zaman, &#8220;İnsanoğlunun şu üç şey dışında, başka bir şeye zorunlu ihtiyacı yoktur: Barınacağı ev, örtünebileceği elbise ve karnını doyurmak için ekmek ve su&#8221; buyururdu.</p>
<p>Hz. Aişe (ra), &#8220;O&#8217;nun hazır duran hiçbir elbisesi yoktu&#8221; demektedir. Bu, sadece bir kat elbisesi vardı, değişiklik için bir kenarda duran yedek başka bir elbisesi olmazdı demektir.</p>
<p>Bir gün Abdullah b. Ömer (ra) evinin duvarını tamir ediyordu. Tesadüfen Hz. Peygamber bir taraftan çıkageldi ve &#8221; Ne yapıyorsun ?&#8221;diye sordu. Abdullah b. Ömer, &#8220;Duvarı tamir ediyorum&#8221; deyince, Hz. Peygamber, &#8221; Bu kadar zamanı nerden buldun ?&#8221; buyurdu.</p>
<p><u>Evde genellikle aç dururdu ve geceleyin çoğu kere Hz. Peygamber ve bütün ev halkı aç yatarlardı. &#8220;Hz. Peygamber peş peşe bir çok geceyi aç geçirirdi. 0 ve ev halkı akşam yemeği bulamazlardı.&#8221;<br />
</u><br />
Peş peşe her gün iki ay boyunca evinde ateş yanmadığı olurdu. (Hicretin yedinci yılında oruç farz kılındı diyerek Hz.Peygamberin fazla oruç tutmadığını ima eden cahillere ithaf olunur.) Hz. Aişe (ra) bir gün bu durumu anlatırken Urve b. Zübeyr, &#8220;Peki neyle geçiniyordunuz?&#8221; diye sorunca Hz. Aişe (ra), &#8220;Su ve hurmayla. Komşularımız ara sıra keçi sütü gönderirlerdi de içerdik&#8221; dedi. Hz. Peygamber hayatı boyunca hiçbir zaman has buğday unundan yapılmış ekmek yüzü görmedi. Araplar&#8217;ın &#8221; Hıvari &#8221; ve &#8221; Naki &#8221; dedikleri saf una ömründe rastlamadı. Bu olayı anlatan Sehi b. Sa&#8217;d'e, &#8220;Hz. Peygamber döneminde elek yok muydu?&#8221; diye sorulunca &#8220;Hayır&#8221; cevabı vermişti. &#8220;Peki, o zaman unu neyle eliyorlardı?&#8221; diye sorulunca da: &#8220;Ağızlarıyla üfürerek kepekleri uçururlardı, kalanları da yoğurarak pişirirlerdi&#8221; dedi.</p>
<p><strong><u>Hz. Aişe (ra) şöyle der: &#8220;Hayatı boyunca yani Medine&#8217;ye gelişinden vefat edinceye kadar geçen dönemde Hz. Peygamber hiçbir zaman üst üste iki vakit iyice doyarak yemek yemedi.&#8221;</u></strong></p>
<p>Fedek, Hayber ve diğer savaşları anlatan hadisçiler ve siyer uzmanları, Hz. Peygamber, buralardan gelen gelirlerden yıllık masraflarını alırdı, diye yazmaktadırlar. Bu rivayetlerin zahiri ile Hz. Peygamber&#8217;in yokluk içinde yaşaması çelişiyor gibi görünmesine rağmen her ikisi de doğrudur. Şüphesiz Allah Resulü gelirlerden geçimini temin edecek miktarı alıyor, geri kalanları fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hatta kendisi için ayırdıklarını da daha sonra ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hz. Peygamber&#8217;in açlık çektiği ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığıyla ilgili olaylar hadislerde sıkça geçmektedir. Onlardan birkaçını örnek olarak vermek istiyoruz:</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna bir adam geldi ve &#8220;Çok açım&#8221; dedi. Hz. Peygamber mübarek eşlerinden birine; &#8221; Yiyecek bir şeyler gönder &#8221; diye haberci gönderdi. Giden kişi döndüğünde, evde sudan başka bir şey olmadığı haberini getirdi. Hz. Peygamber diğer eşinin evine haber gönderdi, oradan da aynı cevap geldi. Kısacası sekiz-dokuz evden, sudan başka bir şeyin olmadığı haberi geldi.</p>
<p>Enes (ra) anlatır: &#8220;Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in mübarek huzuruna geldiğimde Hz. Peygamber&#8217;in karnını bir kuşakla çok fazla sıktırarak bağlamış olduğunu gördüm. Sebebini sorduğumda oradakilerden biri, &#8220;Fazla acıktığı için&#8221; dedi.</p>
<p>Ebu Talha (ra) şöyle der: &#8220;Bir gün ben Hz. Peygamber&#8217;in mescidde kuru toprağa uzanmış, açlıktan kıvranarak bir o tarafına bir bu tarafına döndüğünü gördüm.&#8221;</p>
<p>Bir keresinde sahabe-i kiram, Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna gelip açlıktan yakındılar ve karınlarını açarak kuşaklarının altına bağladıkları taşları gösterdiler. Hz. Peygamber bunun üzerine açlıktan dolayı kendi karnına bir değil iki taş bağlamış olduğunu gösterdi.</p>
<p>Çoğu kere açlıktan dolayı sesi o kadar kısılırdı ki, sahabe-i kiram durumunu anlarlardı. Bir gün Ebu Talha (ra) eve geldi ve eşine; &#8220;Yiyecek bir şey var mı? Az önce Hz. Peygamber&#8217;in açlıktan sesinin kısıldığını gördüm&#8221; dedi.</p>
<p>Bir gün çok acıkmış olarak tam öğle vakti evden çıktı. Yolda Ebu Bekir ve Ömer (ra) ile karşılaştı. 0 ikisi de açlıktan bitkin düşmüşlerdi. Allah Resulü hepsini alarak Ebu Eyyüb el-Ensari&#8217;nin (ra) evine gitti. Ebu Eyyüb el-Ensari, Hz. Peygamber için daima hazır süt bulundururdu. 0 gün gelmesi gecikince sütü çocuklara içirmişti. Eşi haber alınca dışarı çıktı ve &#8220;Allah Resulü hoş geldi&#8221; dedi. Allah Resulü, Ebu Eyyüb&#8217;un nerede olduğunu sordu. Hurmalık yakın olduğu için Ebu Eyyüb el-Ensari sesi duyarak koştu geldi ve &#8220;Hoş geldiniz&#8221; dedikten sonra &#8220;Bu vakit, Allah Resulü&#8217;nün geldiği vakit değil&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber durumu anlattı. Ebu Eyyüb el-Ensari hurmalığa giderek bir salkım hurma koparıp getirdi ve &#8220;Şimdi et hazırlatıyorum&#8221; dedi. Hemen bir keçi kesti, yarısını tas kebap şeklinde yarısını da ateşte kızartarak pişirdi. Yemeği Hz. Peygamber&#8217;in önüne koyunca Allah Resulü: &#8221; Bir parça ekmek üzerine az miktarda et koyarak Fatıma&#8217;ya gönder. Birkaç günden beri bir şey yemek nasip olmadı &#8221; buyurdu. Sonra ashabıyla birlikte yemeği yedi. Birkaç çeşit yemeği görünce gözlerinden yaşlar boşandı ve: &#8220;Allah Teala&#8217;nın: &#8221; Verdiğim nimetlerden Kıyamet günü hesaba çekileceksiniz &#8221; ( Tekasür 102/ 8 ) buyurduğu işte bunlardır &#8221; buyurdu.</p>
<p>Çoğu kere öyle olurdu ki, Hz. Peygamber sabahleyin mübarek eşlerinin yanına gelir ve &#8221; Bugün yiyecek bir şeyler var mı ?&#8221; diye sorardı. Onlar, &#8220;Yok&#8221; derlerse Hz. Peygamber,<br />
&#8221; Öyleyse ben de oruçluyum&#8221; buyururdu.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/200/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/200/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Alkol ve Gıdalar</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkol-gidalarin-hazmina-veya-sindirilmesine-faydali-midir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkol-gidalarin-hazmina-veya-sindirilmesine-faydali-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2007 22:31:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkol-gidalarin-hazmina-veya-sindirilmesine-faydali-midir/</guid>
		<description><![CDATA[
Alkol Gıdaların Hazmına veya Sindirilmesine Faydalı mıdır?  
Bunun tersi doğrudur. Yani değil alkollü içkilerin hazma faydalı olması, bilakis hazmı geciktirdiği gösterilmiştir. Çünkü alkol sindirim kanalı duvarlarında tahriş edici sebebi ile fazlaca mukus ve hidroklorik asit salgılanmasına vesile olur. Bu ise sindirime menfî tarzda tesir eder. Alkolün hangi çeşidi olursa olsun, ne miktarda olursa olsun, sindirimi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=198&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;">
<p><strong>Alkol Gıdaların Hazmına veya Sindirilmesine Faydalı mıdır?  </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="word-spacing:1px;text-indent:25px;line-height:110%;text-align:justify;margin:15px 10px 5px;"><font face="Trebuchet MS"><strong>Bunun tersi doğrudur.</strong> Yani değil alkollü içkilerin hazma faydalı olması, bilakis hazmı geciktirdiği gösterilmiştir. Çünkü alkol sindirim kanalı duvarlarında tahriş edici sebebi ile fazlaca mukus ve hidroklorik asit salgılanmasına vesile olur. Bu ise sindirime menfî tarzda tesir eder. Alkolün hangi çeşidi olursa olsun, ne miktarda olursa olsun, sindirimi tembih edici bir madde olarak kabul edilemez. Bira ve şarapta bu prensibin haricinde değildir.(15)</font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/198/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/198/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/198/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=198&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/19/alkol-gidalarin-hazmina-veya-sindirilmesine-faydali-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Miras Sistemi Nasıldır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2006 21:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/</guid>
		<description><![CDATA[ Nisa Süresi11. ayet;&#8221;Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=153&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> Nisa Süresi11. ayet;&#8221;<strong>Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir</strong>.&#8221;<br />
<span id="more-153"></span><br />
<font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bu iki âyetten birincisi doğum ilişkileri üzerinde durup ölüden itibaren yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru fürû ve usul denilen iki tarafı bulunan soy direği yakınlığına bağlıdır ki, çocuklar ve ebeveyn (ana ve baba) bu direğin ölüye vasıtasız bağlı olan başlangıçlarıdır. İkincisi, önce vasıtalı bağlantı ifade eden evlenme ilişkisine, ikinci olarak soyda, soy direğinin dışında olup onun etrafında bulunan ve ona göre zayıf olduğundan dolayı kelale (uzak akraba) denilen yakınlık yönü ile ilgilidir ki, ancak vasıtalı bağlantı ifade eder. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Fahreddin Razî burada şöyle bir tarihî özet yapmıştır. Cahiliyye halkı iki şey ile birbirinden miras alıyorlardı: Biri neseb, diğeri anlaşma. Neseb yönünden ne çocukları ne de kadınları mirasçı yapmazlardı. Ancak akrabalardan at üzerinde savaşmaya ve düşmana vurmaya ve ganimet almaya gücü yeten erkekleri mirasçı kılarlardı. Antlaşmaya gelince: Bu iki şekilde olurdu ki, birincisi hilf (sözleşme) idi. Bir adam, diğerine: kanım senin kanın ve yıkılmam senin yıkılmandır. Sen bana mirasçı olursun, ben sana; sen benimle aranırsın ben de seninle der. Bu şekilde anlaşma yaptılar mı hangisi arkadaşından önce ölürse sağ kalanın, şart gereğince ölenin malında hakkı olurdu. İkincisi de evlat edinme idi. Bir adam başkasının oğlunu oğul edinir. Ondan sonra bu oğlanın nesebi babasına değil, bu adama nisbet edilir ve mirasçısı olurdu ki, bu evlat edinme de antlaşma çeşitlerinden bir çeşittir. Allah Teâlâ, Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini peygamber olarak gönderdiği zaman her şeyden önce bunları cahiliyyedeki durum üzere bıraktı. Hatta bazı âlimler demişlerdir ki, hayır yalnız terk değil, onaylamıştır ki; &#8220;ana, baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik&#8230;&#8221; âyeti neseb ile mirasçı olmayı; &#8220;Yemin akdiyle (antlaşma ile) mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin.&#8221; (Nisâ, 4/33) âyeti, antlaşma ile mirasçı olmayı onaylamaktır. Cahiliyede mirasçı olmanın sebepleri böyle idi. İslâm&#8217;daki mirasçı olma sebeplerine gelince, anlatıldığı üzere antlaşma ve evlat edinme onaylanmış ve bunlara iki şey daha eklenmiş idi ki; biri hicret, diğeri kardeşlik bağları idi. Hicret, bir Muhacirin diğer Muhacir&#8217;le fazla düşüp kalkması ve birbirine içten dostluk bağlantısı bulunduğu zaman akrabalığı olmasa bile mirasçılığı sabit oluyor. Ve Muhacir olmayan kimse, akrabasından dahi olsa o Muhacir&#8217;e mirasçı olamıyordu. Kardeşlik edinme, Hz. Peygamber (s.a.v.) bunlardan her iki kişi arasında bir kardeşlik akdi yaptırıyor, bu da karşılıklı varis olma sebebi oluyordu. Sonra Yüce Allah, &#8220;Akraba olanlar, Allah&#8217;ın kitabına göre birbirlerine daha yakındırlar&#8230;&#8221; (Enfal, 8/75) âyetinin hükmü ile bunların hepsini hükümsüz kıldı ve İslâm&#8217;da yerleşen miras sebepleri şu üçü oldu: Neseb, evlenme, ve velâ (köle azadı veya anlaşma ile meydana gelen varislik). </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bu açıklamayı, miras âyetinin iniş sebebinde de Ata, şöyle rivâyet etmiştir: &#8220;Sâd b. Rabi&#8217; (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! İşte Sâd&#8217;ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı.&#8221; diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, &#8220;Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir.&#8221; buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, &#8220;Sâd&#8217;ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin.&#8221; buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm&#8217;da ilk paylaşılan miras bu oldu. Demek ki bu öbüründen önce sonuçlanmıştır. Demek ki âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü, kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır. &#8220;Haklı olmanız müstesna Allah&#8217;ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Allah aklınızı kullanasınız diye size bunları emretti.&#8221; (En&#8217;am, 6/151) gibi âyetlerden anlaşıldığı üzere &#8220;Allah&#8217;ın vasiyeti&#8221; deyimi, &#8220;emr&#8221; kelimesinden daha kuvvetli kesin bir vaciblik ifade eder. Bu, öyle beliğ bir emirdir ki bunda, bir hakkın bildirilmesi ile infazının gerekli olduğunu ve infaz edilmemesi durumunda sorumluluğun ağırlığını ve bu ağır sorumluluğun büsbütün emredilen kimseye yüklenmiş bulunduğuna dikkati çekmiş ve aynı zamanda kendisine emredilene sevgi ve güveni bildirerek bir velilik ve vekilliğin verilişini kapsayan bir sözleşme ve iyilikle gönül alma vardır. Çünkü vasiyyet, ölümden sonrası ile ilgili olup değiştirilmesi caiz olmayan ve geri alınması ihtimali kalmayan, yapılması gerekli olan bir emrin yerine getirilmesi için güven ve itimad ile başkası yerine veli olmayı içeren bir açıklama ve antlaşmadır. Bundan dolayı şöyle demek olur: Allah Teâlâ vefatınızdan sonra çocuklarınızın haklarını güven altına almak için, hak sahiplerine ulaştırılması gerekli olan farz paylarını açıklayarak size şöyle emrediyor ve söz veriyor: Erkeğin hakkı, iki kadının payı kadar, bir erkeğin hakkı iki dişi hissesi kadardır. İşte önce erkek ve kadının yaratılışının mahiyetinde bulunan bir esas kural vardır ki, mirasla ilgili hükümlerin bir çoğu bu esas üzerine halledilir(çözümlenir). Belli hisselerin değerlendirilmesinde de bu kuralın bir tatbiki hissedilir. Bu kuralın anlatılmasında erkek ve kadın denilmeyip de zeker (erkek) ve ünsa (dişi) denilmesi küçük ve büyüklerin hak etmede eşit olduğunu ve bu konuda erginlik ve büyüklüğün hiç etkisi olmadığını şer&#8217;î delile dayandırmak ve cahiliyyede yapıldığı gibi çocukların mirastan mahrum edilmesine meydan vermemek içindir ki, yetimler âyetinden hemen sonra gelmesi de özellikle bu noktaya dikkat çekmiştir. Bu şekilde başlangıçta miras, çocuklar ile, çocuklar içinde erkek ile başlamış ve bununla velâyet ilişkisinin diğer ilişkilerden kuvvetli bulunduğu anlatılmıştır. Demek ki, en fazla payı çocuklar, çocuklar içinde de erkek çocuklar alacaktır. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Burada şöyle bir soru pek tabii olarak hatıra gelebilir. Dişi, erkekten daha zayıf ve daha yufka yürekli daha muhtaç bir yaratılışta olduğuna göre mirastan hissesi erkekten daha fazla olması, hiç olmazsa eşit gözetilmesi gerekmez mi? Bundan dolayı erkeğin payının iki kat olmasında hikmet nedir? Zamanımızdaki insanların kafalarını meşgul eden bu soruyu müfesirler ve fakihler söz konusu ederek hikmetini açıklamışlardır. Şöyleki: </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">İlk önce: Sûrenin başından beri de anlaşıldığı üzere genel olarak erkek ile dişinin aile hayatına girmeleri istenmektedir. Miras da buna göre düzenlenmiştir. Halbuki aile hayatında harcama sorumluluğu erkeğe yüklenmiştir. Erkek bir kendisi, bir de eşi olmak üzere en az iki kişiyi besleyecektir.</font><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bundan dolayı erkeğin masrafı çok, kadının ki ondan az olacaktır, masrafın ise gelir ile orantılı olması gerekir. Masraf, erkeğe yüklenirken gelir dağıtımında kadına fazla veya eşit verilmesi hem iktisat kanununa, hem de adalet ve hakka aykırı bir zulüm olur. Ve aslında o zaman, hukuki eşitlik esası bozulmuş olur. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bundan dolayı mirastaki bu fazlalık, kadınların faydası ve ihtiyaçlarına eşit olarak nafakalardaki yükümlülük farkının denkleştiricisi olmak üzere böyle bir hukuki ve iktisadi dengeyi temin ederek adalet ve eşitlik kanunlarının ince bir tatbikatını kapsamaktadır. Ganimet, herkesin yaptığı hizmete uygun verilir. &#8220;Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer&#8221; kuralı emri ile bir hukuki denkliktir ki, bunu bozmak &#8220;haddini tecavüz eden, zıddına dönüşür&#8221; kuralı gereğince devamlı kadınların zararına sonuçlanarak mirastan tamamen mahrum edilmesine veya aile hayatında masrafa katılmak ile beraber mallarında dilediği gibi tasarruf (harcama) hakkının kısıtlanmasına ve elinden alınmasına sebeb olmuştur. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">İkinci olarak: Kadın, erkekte bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahip olduğu gibi, erkek de kadında bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahiptir. Bunun içindir ki dişi, erkeğin aynı veya benzeri değil, karşıtı, dengi ve eşidir. Öyle bir eş ki, yaratılış ve doğuştan olan vazifelerini yapmasında erkekten sonra gelir. Erkeğin verdiği sermaye (anapara) üzerinde çalışır, onu çoğaltır. İşte erkek ile dişi arasındaki doğuştan var olan bu farkın sonuçlarından biri de aralarında ki mali değer ve iktisadi güç farkı olmuştur. Özel şekilde kişiyi kişiye değil, genel bir şekilde dişi dişi, erkek erkek fıtratı üzere düşünülerek dişi türü erkek türü ile mukayese edildikleri zaman, dişinin kazanç ve malları idare etme hususundaki kuvvetinin, başka bir ifade ile mali yönden kuvvetinin, erkekten noksan olduğu kesin bir gerçek olarak görülür. Bu fark, İslâm hukukunda en azından üçte iki veya ikide bir olmak üzere tesbit edilmiştir. Denebilir ki, genel bir şekilde bir kadının gündeliği elli kuruş varsayılırsa erkeğin gündeliği en az yetmiş beş veya yüz kuruş olarak belirlenmesi gerekir. Bir erkeğin diyetinin (kan bedelinin) iki kadın diyetine eşit tutulması da bu hikmete dayanır. Çünkü can ödenmez, yok olan mali değer ödenebilir. Ve ne zaman mali bir itibar ve hak söz konusu olursa bu esas düşünülmelidir. Bundan ise burada şu iki sonuç ortaya çıkar: Birincisi genel iktisat kuralları açısından hayatın devam etmesinin dayanağı olan malların, iktisadi gücü fazla olan erkeklerin eliyle idare edilmesi, hem kadın ve hem erkek olmak üzere genel menfaat ve hakların gereğidir. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Şu kadar var ki kadını tamamen iktisadi güçten mahrum sayarak hakkı olan mali itibardan tamamen düşürmek de umumun yararına aykırıdır. Çünkü yarım kuvvetin inkar edilmesi ve itibardan düşürülmesi hukuk ve iktisat açısından bir zarardır. Ve özellikle kadınlar için zarardır. Yarımın bir tama eklenmesi ile birbiriyle birleşen ve yardımlaşan bir şeyin imal edilmesi ise her iki taraf için faydanın ta kendisidir. Bundan dolayı esas sermayeyi meydana getiren mirasta erkek ve dişiden her birine iktisadi kuvvetlerine uygun mal taksim etmek, Allah&#8217;ın hakkı olan umumun (kamunun) menfaatleri ve haklarının gereklerindendir ki yukarıda âyetinde bu esasa bir işaret geçmişti. İkincisi de mali sorumluluğun kadınlardan daha fazla erkeğe yöneltilmesi ve ailenin sosyal hayatında harcama vazifelerinin özellikle erkeklere yüklenmesi gereğidir ki, hem bir insaflılık, hem de kadınların menfaatleri ve hakları ile beraber kamu menfaatının gereğindendir. Çünkü yükümlülüğün güç ve kuvvet ile orantılı olması gerekir. Kadın ise erkekten fazla muhtaç olmakla beraber mali ehliyeti aynı seviyede ortaklık etmeye dayanamaz. Bunun için kadının malı kendine kalmalı, erkek Allah&#8217;ın kendisine bağışladığı kuvvet üstünlüğünden harcama vazifesini almalıdır. Çünkü vergi, ganimet ile orantılıdır. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Üçüncü olarak: Rivâyet ediliyor ki Cafer-i Sadık hazretlerinden bu konu sorulduğu zaman, &#8220;Havva yasaklanmış ağaçtan bir avuç buğday aldı yedi, bir avuç daha aldı sakladı, sonra bir avuç daha aldı Âdem&#8217;e verdi. O kendi payını erkeğin iki katı yapmaya kalkıştığı için Allah Teâlâ bunu değiştirdi, kadının payını erkeğin yarısı kadar yaptı.&#8221; diye bir cevap vermiştir ki, anlayabilenler için işaret ve örnek şeklinde pek derin gerçekleri içermektedir. Bu açıklama tefsirlerin ve bunlardan biri olan Fahr-i Razî&#8217;nin açıklamasından alınmıştır. Ancak onların ilmî dilleri, bazı tasarruflarla (değişikliklerle) tarafımızdan açıklanmıştır. Bundan özellikle şu sonuca geliriz ki: &#8220;Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer.&#8221; gerçeği ileride erkekleri harcama zahmetinden kurtarmak için erkekle dişi arasında miras eşitliğini hazırlamaya yönelik bir inkılabın başlangıcı olmak üzere değil, ortada yaratılış hikmetine aykırı olarak bulunan bir hukuki ve sosyal ihtilafı ortadan kaldırmakla adalet ve hak dengesini tesbit eden ve anlatan ezelî bir hak kanununun ifadesi olmak üzere indirilmiştir. &#8220;Zaman, Yüce Allah&#8217;ın yeri ve gökleri yarattığı gündeki şekliyle dönüp dolaşmaktadır.&#8221; Düsturu gereğince oğlan çocuk, yanında başka bir mirasçı bulunmazsa mirasın hepsini alabilecektir. Bir derecede akrabalık yön ve kuvvetleri aynı olan mirasçılarda da bu kural geçerli olacaktır. Fakat çocuklar, yalnız kadın veya kadınlar olduğu takdirde eğer çocuklar ikiden fazla dişiler iseler hepsinin hakkı mirasın üçte ikisidir. Ve eğer bir kız ise ona mirasın yarısı düşer. Acaba iki kız olursa ne olacak? Bu açıkça anlatılmamış görünüyorsa da bunun da üçte iki olduğu sözün mânâsından değişik yönlerle anlaşılıyor. Kuralının bir ile iki mukayesesindeki anlatma şekli, aynı şekilde bu iki şart cümlesinin tam karşılığı gibi anlatım ipuçları ile birinci şart cümlesi iki ve daha fazla dişiler iseler, demek olduğunu değişik yönler ile isbat etmişlerdir. Ancak burada İbnü Abbas hazretleri yalnız başına muhalif olarak kalmış iki dişinin payı da mirasın yarısı olmalıdır demiştir. Çocuk erkek olursa anne ve babasının herbirine altıda bir miras düşer. Geriye kalan mirasın tamamını erkek çocuk alır. Geride kalanlar erkek ve dişi karışık olursa &#8220;erkekler iki dişinin payı kadar alırlar.&#8221; İki veya daha fazla kız iseler kalan miras üçte ikiye denk olduğundan tamamını alırlar. Bir kız ise mirasın yarısını alacağından altıda bir pay geri kalır ki o da yine babaya ait alacaktır. Çünkü ileride göreceğiz ki baba hisselerden artan mirası alabilen asabelerdendir. Çocuğu bulunmadığı ve anne ve babası kaldığı takdirde hem baba ve hem annenin mirasçı oldukları zaman annenin hakkı üçte birdir. Bundan dolayı kalan kısmın babaya ait olduğu zaruri olarak bellidir. Ayrıca açıklamaya gerek yoktur. Şu halde baba yalnız kalacak olursa bütün malı alabilecektir. Ne zaman hisselerden artan bulunursa onu da alacaktır. Görülüyor ki, babaya karşı anneye üçte birinin belirlenmesi de kuralının bir uygulaması demektir. Çocuklar, bulunmayınca anne ile baba çocuklardan bir oğlan ile bir kız karşılığında bulunmuş oluyorlar. Buradan çocuklar bulunduğu zaman baba ile anne-babanın eşit olarak neden birer altıda bir aldıklarını çıkarabiliriz. Bilindiği gibi iki altıda bir üçte bire eşittir. Bir üçte bir ise babaya karşı bir annenin payıdır. Demek oluyor ki çocukların yakınlık derecesine göre çocuklar karşısında anne-baba, baba karşısında bir anne hükmünde tutulmuş ve ona göre üçte bire eşit olmak üzere eşit olarak birer altıda bir verilmiş ve artık babanın anneye karşı erkekliği nazar-ı itibara alınmıştır. Ve bu nokta kıyâs-ı celiye (açık kıyasa) aykırı görünürse de kıyâs-ı hafiye (kapalı kıyasa) uygundur ki, erkeklik hakkının çocuklar tarafından bulunmasının gerekli bir sonucudur. Ve ikisine ortak olarak bir üçte bir takdir edilmeyip de birer altıda bir diye tahsis edilmesi de bu hikmetle ilgili olsa gerektir. Bunun için çocuk, bir kız olduğu taktirde çocuklar tarafındaki erkeklik hakkını tamamlayamadığından bunu baba tamamlar da, iki altıda birle bir yarımdan kalan kısmı yine baba doğrudan doğruya bir erkek olarak alır ki, buna asebelik ile birlikte hisse alma denilir. Bu şekil üzere koca ve karı kelale (akrabalığı uzaktan olma) miraslarında da kuralının uygulanması bellidir. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Ve eğer ölen kimsenin çocuğu bulunmadığı halde iki veya daha fazla kardeşleri bulunursa, işter anne baba bir veya baba bir veya anneleri bir nasıl kardeş olursa olsunlar bu durumda annenin hakkı altıda birdir. Kardeşler, annenin payını üçte birden altıda bire düşürürler. Gerçi kardeşlerin akrabalığı anneden uzaktır. Fakat iki veya daha fazla oldukları zaman erkeklikleri dolayısıyla anneye karşı bir çocuk etkisini yaparlar. Üçte bir, anne payının yarısını kendilerine çekmek için annenin payını altıda bire indirirler. Gerçi baba varsa bunları mirastan düşürüp ellerinden alacaksa da anneye de engel olmuş olurlar. Bir kardeş ise bunu yapamaz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bütün bu mirasla ilgili haklar, İslâm&#8217;a göre yapabileceği, yani yapması geçerli ve uygun olan bir vasiyetten veya borçtan sonra sabit olur. Terikeye miras hakkının etkisi derece itibarıyla vasiyetten veya borçtan sonradır. Mirasın vasiyetten sonra olması, borcun da vasiyetten sonra zikredilmesi, gösterir ki, öncelik sırasına göre başlayan tertip; önce borç, ikinci olarak vasiyyet, üçüncü olarak mirastır. Sıralamada mirasçı vasiyyeti, vasiyet de şâyet bulunursa borcu takip edecektir. Bunu hatırlatmak için Hz. Ali, &#8220;Allah, vasiyyeti önce zikretti. Fakat Allah&#8217;ın elçisi ilk önce borcun ödenmesine hükmetti.&#8221; demiştir. Bazı tefsirler bu tertibin Kur&#8217;ân&#8217;dan anlaşılmadığı zannında bulunarak bu konuda bir çok deliller ileri sürmüşlerse de hiçbirine lüzum yoktur. Çünkü kelimesinin mânâsına göre zikredilen şeyin tertibi sonuncudan başta bulunana doğru tabiî olarak cereyan ettiği düşünüldüğü zaman, sözde sonda bulunan kelimenin mânâ açısından önde geleceği apaçıktır. denilseydi o zaman vasiyyetin, borçtan önce olması lazım gelirdi. Tereddüdü her terikede borç veya vasiyetin birleşmesi zaruri olmadığından ileri gelir. Bir de görülüyor ki, vasiyet &#8220;vasiyyet ettiği&#8221; diye kayıtlı, borç kayıtsızdır. Demek ki, her vasiyyet, mirastan önce değildir.</font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Vasiyet edebileceği geçerli bir vasiyyet veya İbnü Kesir, İbnü Âmir, Ebu Bekr kırâetlerinde ın üstün harekesi ile okunduğuna göre tavsiye olunur mendub bir vasiyyet önceliklidir. Bu ise kısa olduğundan Hz. Peygamberin açıklaması ile üçte bir olmak ve varislerinden birine olmamak üzere tefsir edilmiştir. Bundan başka kaydı, vasiyyetin mirastan önce gerçekleştirilme gereğini bildirdiği gibi, kaydı meşru bir vasiyyet yapmaya teşvik mânâsını da ifade eder. (Bakara sûresindeki, &#8220;Sizden birinize ölüm alâmetleri belirdiği zaman, eğer geriye mal bırakacaksa, babasına, anasına ve akrabasına malının üçte birinden çok olmayacak şekilde vasiyyet etmek farz kılındı.&#8221; (2/180 âyetine bkz.). Fakat borç, kayıtsız olduğundan ikrar etmekle veya şahit ile sabit olan herhangi bir borç bütün terekeyi kapsasa bile, yine miras ve vasiyetten önce verilmesi lazım gelir. Bununla beraber ikinci âyetinde bunun da bir kaydını göreceğiz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Babalarınız ve oğullarınız, bunların hangisi fayda açısından size daha yakındır, bunu bilmezsiniz. Bu bölüm, bir taraftan yapılan vasiyyetin yerine getirilmesinin gerekli olduğunu, bir taraftan da varislerin bir kısmını üstün tutma ve tercih etme ve bir kısmını, kısmen veya tamamen mahrum edecek bir vasiyyet yapılmamasını hatırlatır ve aynı zamanda çocuklara göre anne ve babaya az pay verilmesinin, şanlarının noksanlığından meydana gelmediği ve bundan dolayı onlara saygı göstermede kusur edilmemesini tavsiye etmekle anne ve babayı taltiftir(ödüllendirmektir). İlk önce vasiyyetin yerine getirilmesini hatırlatır. Yani vefat eden anne ve babanız olsun, zürriyetiniz olsun, vasiyyet yapmayıp size fazla mal bırakanı mı, yoksa vasiyyet yapıp malı azaltmakla beraber sevaba sebep olanı mı? Hangisi hakkınızda size daha faydalıdır? Bunu siz belirleyemezsiniz, onu Allah bilir ve bildiği için vasiyyet yapanın faydasının, daha yakın olduğunu anlatıyor ve yerine getirilmesini tavsiye ediyor. İkinci olarak miras bırakanlara vasiyyet yapmalarını hatırlatmaktır. Yani ölüme aday olup miras bırakacak olanlar! Size varis olacak atalar ve çocuklarınızın hangisinin dünya ve ahirette size daha faydalı olacağını bilemezsiniz. Onun için varislerinizin bazısını tercih ve bazısını mahrum etmek için varise vasiyyet fikrinde bulunmayınız da Allah Teâlâ&#8217;nın tavsiye ettiği şekil üzere bırakınız. Ne bilirsiniz mahrum etmek istediğiniz kimse belki sonunda sizin için daha faydalı olacaktır. Bu mânâ &#8220;Varise vasiyyet yoktur.&#8221; hadis-i şerifi ile açıklanmıştır ki, ikinci âyette ile gösterilecektir. Bütün bunlar Allah tarafından fariza olarak takdir ve tavsiye olunmuştur. Bu kayıt da başta fiiline bağlı olarak aradaki açıklamaların hepsini kapsar. Bununla farz oluşu bir defa daha pekiştirilmiştir. Miras taksimi ilmi, işte bu farizaların ilmidir. Şüphe yok ki bu farizaları belirleyen ve size tavsiye eden Allah, ta ezelden beri âlim ve hakimdir. Bundan dolayı bunların hepsini, Allah Teâlâ&#8217;nın, ilim ve hikmeti ile farz ve takdir buyurmuş olduğunda dünya ve ahiret fayda ve menfaatinize uygun bulunduğunda hiç şüphe etmeyiniz. Bu paylaşmanın doğru olduğunu, noksan aklınız kavramaz da &#8220;kadınlara hiç verilmeseydi veya eşit verilseydi, yahut şu yönü şöyle olsaydı&#8221; gibi düşüncelere saplanacak olursa, onu Allah&#8217;ın ilmine havale ediniz ve gereği ile amel ediniz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;">Elmalılı Hamdi Yazır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/153/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/153/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=153&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaratılış amacı Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:03:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:
… insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Yaratılışamacımızı Allah bizlere Kuran&#8217;da şöyle bildirir:</p>
<p>… <span style="text-decoration:underline;"><strong>insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım</strong></span>. (Zariyat Suresi, 56)<br />
<span id="more-150"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="color:red;">Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuşamacı yalnızca Allah&#8217;a kulluk etmek, O&#8217;na ibadet etmek, O&#8217;nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.</span></strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/150/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/150/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/150/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=150&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/yaratilis-amaci-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Niçin Deneniyoruz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 20:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/</guid>
		<description><![CDATA[Allah dünyada Kendisine iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener. Bu yüzden bir insanın &#8220;ben iman ettim&#8221; demesi yeterli değildir. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah&#8217;a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah&#8217;a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. Allah bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=149&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;">Allah dünyada Kendisine iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener.</span> <span style="color:red;">Bu yüzden<span style="text-decoration:underline;"> bir insanın &#8220;ben iman ettim&#8221; demesi yeterli değildir</span>. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah&#8217;a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah&#8217;a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. <span id="more-149"></span></span>Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
O, amel (davranışve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/149/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/149/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/149/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/149/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=149&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/nicin-deneniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Din olmaz İse Ahlak Nasıl Olur?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:48:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/</guid>
		<description><![CDATA[
Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirler. Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz, kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların hepsini yapmaya açıktır. Bir insanın &#8220;ben dinsizim ama rüşvet almıyorum&#8221; veya &#8220;ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum&#8221; demesi yeterli olmaz. Çünkü Allah [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=146&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post">
<p><span style="text-decoration:underline;">Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirle</span>r. <span style="color:red;">Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz, kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların hepsini yapmaya açıktır.</span> Bir insanın &#8220;ben dinsizim ama rüşvet almıyorum&#8221; veya &#8220;ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum&#8221; demesi yeterli olmaz. Çünkü <span style="text-decoration:underline;">Allah korkusu olmayan ve ahirette hesap vereceğine inanmayan bir insan, ortam veya şartlar değiştiğinde bunlardan herhangi birini kolaylıkla yapabilir. &#8220;Dinsizim ama fuhuşyapmıyorum&#8221; diyen bir insan fuhuşun normal karşılandığı bir yerde fuhuşyapabilir. Veya rüşvet almadığını söyleyen bir insan eğer Allah&#8217;tan korkmuyorsa &#8220;oğlum hasta ölmek üzere, onu için rüşvet almak zorundayım&#8221; diyebilir</span>.<strong> Dinsizlikte hırsızlık bile bazı ortamlarda meşru görülebilir. Örneğin böyle kişiler kendilerince otellerden, eğlence yerlerinden havlu veya dekoratif eşyalar almayı hırsızlıktan saymayabilirler.<br />
</strong><span id="more-146"></span><br />
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Oysa dindar bir insan böyle bir ahlakı göstermez. Çünkü Allah&#8217;tan korkar ve Allah&#8217;ın, niyetini de, düşüncelerini de bildiğini unutmaz, samimi davranır ve günahtan kaçınır</strong>.<br />
</span></span><br />
Dinden uzak bir insan &#8220;dinsizim ama affediciyim, intikam veya kin hissi duymam&#8221; diyebilir. Ama bir gün öyle bir olay olur ki çileden çıkar ve en umulmayacak tavrı gösterir. Bir insanı öldürmeye, yaralamaya kalkar. Çünkü üzerinde taşıdığı ahlak, ortamlara, koşullara, yaşanılan yere göre değişen bir ahlaktır.</p>
<p>O<span style="text-decoration:underline;">ysa Allah&#8217;a ve ahirete inanan bir kişi koşullar ve ortam ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermez. Ahlakı &#8220;değişken&#8221; değil &#8220;oturmuş&#8221; olur. Allah dindar insanların üstün ahlakını ayetleriyle haber vermiştir:</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Onlar Allah&#8217;ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar Allah&#8217;ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 20-22)</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/146/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/146/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/146/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=146&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/din-olmaz-ise-ahlak-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;da Anne ve Babaya Saygı Nereden Geliyor?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/islamda-anne-ve-babaya-saygi-nereden-geliyor/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/islamda-anne-ve-babaya-saygi-nereden-geliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2006 19:34:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/islamda-anne-ve-babaya-saygi-nereden-geliyor/</guid>
		<description><![CDATA[Kuran ahlakında anne ve babaya karşı saygı vardır. Allah Kuran&#8217;da şöyle bildirmektedir:
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. &#8220;Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüşyalnız Banadır.&#8221; (Lokman Suresi, 14)

Kuran ahlakını yaşayan bir evde kavga, huzursuzluk, geçimsizlik olmaz. Anneye, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=142&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kuran ahlakında anne ve babaya karşı saygı vardır. Allah Kuran&#8217;da şöyle bildirmektedir:</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. &#8220;Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüşyalnız Banadır.&#8221; (Lokman Suresi, 14)</span><br />
</strong><span id="more-142"></span><br />
Kuran ahlakını yaşayan bir evde kavga, huzursuzluk, geçimsizlik olmaz. Anneye, babaya ve diğer aile fertlerine karşı son derece saygılı bir tavır gösterilir. Her zaman müjdeli ve sevinçli bir ortamda yaşanır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/142/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/142/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/142/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/142/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/142/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=142&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/27/islamda-anne-ve-babaya-saygi-nereden-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaa Hristiyanlar ne Güzel! Günah işliyolar Affediliyorlar bizde neden yok?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/yaa-hristiyanlar-ne-guzel-gunah-isliyolar-affediliyorlar-bizde-neden-yok/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/yaa-hristiyanlar-ne-guzel-gunah-isliyolar-affediliyorlar-bizde-neden-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/yaa-hristiyanlar-ne-guzel-gunah-isliyolar-affediliyorlar-bizde-neden-yok/</guid>
		<description><![CDATA[Herşeyden önce şunu söyleyeyim ki, günah işleyen bir kimse günahını sadece Allah&#8217;a itiraf
eder ve sadece Allah&#8217;tan af dileyebilir. Günahkâr olan bir kulunu affetme Allah&#8217;a mahsus ve
onun tasarrufu altındadır. Allah (c.c) adına hiç kimse bu hakkı kullanma selahiyetine haiz
değildir. Peygamberler bile böyle birşeyden bahs etmemişlerdir. Bu konuda kul ile Allah
arasına hiç kimse giremez. Böyle birşeyi iddia [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=138&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Herşeyden önce şunu söyleyeyim ki, günah işleyen bir kimse günahını sadece Allah&#8217;a itiraf<br />
eder ve sadece Allah&#8217;tan af dileyebilir. Günahkâr olan bir kulunu affetme Allah&#8217;a mahsus ve<br />
onun tasarrufu altındadır. Allah (c.c) adına hiç kimse bu hakkı kullanma selahiyetine haiz<br />
değildir. Peygamberler bile böyle birşeyden bahs etmemişlerdir. Bu konuda kul ile Allah<br />
arasına hiç kimse giremez. Böyle birşeyi iddia eden kimse, dinî rütbesi ne olursa olsun<br />
yalan söylemektedir. Bir şeyin hayır veya günah olduğunu tayin etme, Allah&#8217;ın elinde olan<br />
bir şey olduğu gibi, koyduğu kanunlara karşı gelenleri affetme de yine kendisine aittir. <span id="more-138"></span>Her<br />
dinde bu böyle olmuştur. Ama Hıristiyanlıkta durum böyle değildir. Aslında,<br />
peygamberliğin Hz<span style="text-decoration:underline;"><strong>. İsa&#8217;ya verilmiş olduğu gerçek hristiyanlıkta bu ve buna benzer hiçbir<br />
şey yoktur. Ama Paulos&#8217;un kurmuş olduğu ve eski hıristiyanlıkta, sadece bir isim benzerliği<br />
olan dinde bu husus kabul edilmiş ve papalar Tanrının vekili olarak kabul edildiği gibi<br />
onun hesabına günahları affetme selahiyetini de kazanmışlardır. Dinde istediği değişikliği<br />
yapabilecek kadar geniş bir selahiyete sahip olan papazlar para karşılığında günahları<br />
affeder ve istedikleri adamları cennete, böyle bir yola başvurmayan kimseleri de, afaroz<br />
etmek suretiyle cehenneme gönderirler. Bu yolla toplanan paralarla büyük bir zenginliğe<br />
erişen papazlar Hz. İsa&#8217;nın yolunan ayrılmış ve Paulos&#8217;un yoluna girmişlerdir. Papalar<br />
sadece bununla kalsalar iyi, içinize şeytan girmiş, içinizdeki şeytanı çıkarayım, diye kadın<br />
ve kızların içindeki şeytanları da çıkarmaya teşebbüs ediyorlar. Bu saçmalıkların hangisini<br />
izah etsek bilmem ki? Bir defa suç kime karşı işlenmişse ondan özür dilenir, haberi<br />
olmayan belki de onu tanımayan birisinden af dilemek tabiri caizse delilik veya sahtekarlık<br />
olur.</strong></span><br />
Kul ile Allah arasına nasıl olur da papa girebiliyor? Hem de para karşılığında affediyor. Hiç<br />
bu kadar saçmalık olur mu? Hangi mantık bunu kabul eder? Hıristiyanların saçmalıkları<br />
hakkında yazacak şey çok. Fakat kitap sorulu-cevaplı olduğu için fazla yer veremiyoruz.<br />
Bilgi edinmek isteyen kardeşlerimiz için bu hususta piyasada çok kitap vardır. Ben sadece<br />
ikisini yazacağım. Kur&#8217;an-ı Kerim ve Ziya Kazıcı&#8217;nın Garp Kaynaklarına Göre Hristiyanlık.<br />
Bir de Kitab-ı Mukaddes Kur&#8217;an ve Bilim. (Maurice Bucaile, Çev. Doç. Dr. Suat Yıldırım)</p>
<p>gençliğin İmanını Sorularla ÇAldılar-Emine ŞEnlikoglu.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/138/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/138/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/138/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/138/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/138/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/138/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/138/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/138/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/138/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/138/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/138/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/138/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=138&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/yaa-hristiyanlar-ne-guzel-gunah-isliyolar-affediliyorlar-bizde-neden-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>incil neden latince? Orta doguda latince mı konuşuluyordu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/incil-neden-latince-orta-doguda-latince-mi-konusuluyordu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/incil-neden-latince-orta-doguda-latince-mi-konusuluyordu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:16:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/incil-neden-latince-orta-doguda-latince-mi-konusuluyordu/</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete
mensuptu. İncil&#8217;i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi
zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin
kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da
gönderilmiştir.

Halbuki, elde bulunan bugünkü en eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=136&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete<br />
mensuptu. İncil&#8217;i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi<br />
zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin<br />
kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da<br />
gönderilmiştir.</strong></span><br />
<span id="more-136"></span><br />
Halbuki, elde bulunan bugünkü e<span style="text-decoration:underline;">n eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır.</span> <span style="color:red;">İçinde bazı Aramice kelimeler vardır. </span>(271) İnsan bunu okuyunca, neredeyse İsa (a.s)&#8217;ı Yunanlı kabul etmesi geliyor içinden. Ama ne Hz. İsa Yunanlı, ne de onun konuştuğu lisan Yunanca idi.</p>
<p>O, ancak peygamber yatağı diyebileceğimiz Asya kıtasında<br />
doğmuş ve kendisine burada vazife verilmiştir. Meram ve isteklerini kavmine bildirmesi de<br />
ancak kavmini<span style="text-decoration:underline;">n konuştuğu lisanla konuşması ile mümkün olabilir. Yoksa onlara anlatmak<br />
imkansızlaşır. Renan&#8217;ın da bildirdiği gibi, küçük bir kasaba olan ve memleketinin dışında<br />
pek fazla bir yer görmeyen Nasıra halkına, Allah&#8217;ın Yunanca hitap etmesi, Hakkari<br />
dağlarındaki bir çobana Japonca hitap etmek kadar abes ve çirkindir.</span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Biz, Allah&#8217;ı böyle bir küçüklükten uzak görürüz. Keza, bu kitaplarda Aramice birkaç cümlenin bulunması bu kitapların Yunanca değil de, Hz. İsa&#8217;nın konuştuğu lisan üzere<br />
olduklarını gösterir. Fakat bugün elde bu lisanda bir İncil&#8217;in bulunmaması insanı<br />
düşündürüyor ve ister istemez bu kitabın aslının kaybolduğu kanaatine vardırıyor.</strong></span></span></p>
<p>Bugünkü İnciller&#8217;in bu kusurunu örtbas etmek için mutaassıp Hıristiyan yazarlar, İsa<br />
zamanında Yunancanın umumi olarak kullanıldığını ileri sürerler. Fakat bunun birçok<br />
bakımdan hatalı olduğunu izah etmeden önce şunu söyleyelim ki, Hıristiyan yazar ve aynı<br />
zamanda eski bir papaz olan E. Renan bu fikir hakkında şöyle der:<strong> <span style="color:red;">Yahudiler Yunanca konuşmuyordu, konuşanı da ayıpladıkları gibi ondan domuzdan kaçar gibi kaçarlardı.</span><br />
Yahudilikte domuzun haram olduğunu göz önüne alırsak, Yahudilerin bunlara karşı nasıl<br />
hareket ettiği kolayca ortaya çıkar. Tarihte önemli mevkileri olan milletler dillerinden<br />
vazgeçmezler. Yahudiler gerçekten çok önemli bir kavimdir. Hangi durum ve şart altında<br />
olursa olsun Yahudi daima kendisini efendi, başka milletlere mensup olan kimseleri de<br />
aşağılık görür. Zira bu dinlerinin bir icabıdır.</strong><br />
Kur&#8217;an&#8217;da ismi zikredilen peygamberlerden bir çoğu Beni İsrail&#8217;e gönderilmiş olan<br />
peygamberlerdir. Bu bakımdan yahudilerin önemli bir millet olduğu aşikardır. <span style="text-decoration:underline;">Hatta<br />
kendilerinden uzun uzadıya bahsedilmektedir. Allah&#8217;ın Firavun&#8217;a karşı nasıl onları galip<br />
getirdiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden Yahudilerin kendi dillerini kısa bir zaman içinde<br />
unutmayacakları belli olduğu gibi Yahudilerin kendi dinlerine çok sıkı bir şekilde bağlı<br />
oldukları da bilinmektedir. Dinlerinin ve din kitapları İbranice yazılan Yahudilerin,<br />
dillerinden kolaylıkla fedakârlık etmeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bilhassa bunun için<br />
yahudiler kendi dillerini feda etmezlerdi. </span><span style="color:red;">Tabul-ul Ahd&#8217;ın yere düşmemesi için canından fedakarlık eden yahudi, mukaddes kitabının yazıldığı dilden herhalde kolay kolay<br />
vazgeçmese gerek.</span><br />
Medeniyet ve incelik bakımından yahudiler kendilerini Romalılardan aşağı görmezlerdi;<br />
bilakis üstün görürlerdi. Bu durum herhalde onları kendi dilleri ile öğünmemeye ve ondan<br />
vazgeçmemeye sevk etmiş olmalıydı. Tarihte.yüksek bir medeniyete sahip olan bir millet<br />
başkasının boyunduruğu altına kısa bir zaman için girmiştir. Fakat yüksek medeniyetleri<br />
sayesinde müstevli milletleri potasında eritebilmiştir. Medeniyet bakımından kendilerini<br />
Romalılardan üstün gören yahudilerin durumu bununla izah edilebilir mi?</p>
<p>Yahudiler siyasî kudretlerini birgün elde edeceklerini umuyorlardı. Bir millet istikbalinden<br />
tamamen ümidini keserek kötümser olabilir, dili ile öğünme yeteneğini kaybedebilir. Fakat<br />
İsa zamanındaki yahudiler, yahudi idaresini tekrar kuracak olan bir yahudi kralın<br />
çıkacağım bekliyorlardı. Yahudilerin İsa ile olan münakaşalarında bir çok kimse bu ümidi<br />
istismar bile etmiştir. Böyle ilerisi için beklemekte olan bir milletin kendi dilini unutacağı<br />
imkân dahilinde olmayan bir şeydir. Siyasî kudretlerinin tekrar avdet edeceğine inanan bir<br />
milletin başbakanı olan Levi Eşkol&#8217;un, &#8220;İki bin senelik rüyamız gerçekleşti&#8221; demesi bile<br />
bunun açık bir delilidir. Kaldı ki, İsa zamanındaki yahudilerin durumu bundan altmış,<br />
yetmiş sene önceki yahudilerin durumundan daha iyiydi.<br />
<span style="color:red;"><br />
O devrin yahudi yazarları kendi dilleri veya o dilin bozuk bir şivesi ile yazarlardı Dilleri<br />
değişmiş olsaydı, o devirde Yahudiceden başka bir dil ile yazdıkları kitapların elimizde<br />
bulunması gerekirdi. O devre ait kitaplar içinde Yahudiceden başka kitapların olmaması<br />
bize yine bir hakikati açıklar niteliktedir. O hakikat İncil&#8217;in ilk orijinal nüshasının Yunanca<br />
değil, Yahudice olmasıdır.</span><br />
Y<strong><span style="text-decoration:underline;">eni Ahid&#8217;in en eski nüshalarının Yunanca olduğunu söylemiştik. Fakat Hz. İsa zamanında Roma İmparatorluğu henüz ikiye ayrılmamıştı; İmparatorluğun merkezi hâlâ Roma şehri idi.</p>
<p>Latince ve Yunancanın çok zor birer lisan oldukları da göz önüne alınınca bunun<br />
imkânsız olduğu kendiliğinden anlaşılır</span>. Roma tesiri Yahudi hayatına tesir etmiş olsaydı,<br />
İbrani diline Yunanca değil, Latince kelimelerin girmesi gerekirdi. Halbuki en eski Yeni<br />
Ahid yazmaları hep Yunancadır. Bu da ispat ediyor ki, Yeni Ahid kitapları Roma<br />
İmparatorluğunun ikiye bölündüğü ve şarktaki topraklarının Rum-Bizans İmparatorluğu<br />
idaresi altına girdiği bir zamanda yazılmıştı ve bu yüzden Yunanca, Hıristiyanlık dini ve<br />
edebiyatı üzerinde geniş bir tesir icra etmeye başlamıştı.</strong><br />
Elde bulunan en önemli delillerden bir tanesi de İncillerdeki ifadelerdir. Bu ifade tarzları,<br />
bu kadar tahrifata uğramamasına rağmen hâlâ İncil&#8217;de mevcuttur. Orjinal şekillerini<br />
muhafaza etmektedirler. Bu ibarelerden birkaçı şöyledir:<br />
<span style="text-decoration:underline;"><span style="color:red;"><strong>a — &#8220;Osenna&#8221; (Matta, 21:9)<br />
b — &#8220;Eli, eli, lama sabaktini.&#8221; (Matta, 27:46)<br />
c — &#8220;Rabbi&#8221; (Yunanna, 3:2)<br />
d — &#8220;Talita kumi&#8221; (Markos 5:41)</strong></span></span><br />
Yukarıdaki ifadelerden de İncil&#8217;in Yunanca değil, yahudilerin kendi lisanı üzere olduğu<br />
anlaşılmaktadır.<br />
Resulllerin işlerinden de (2:4/13) anlaşıldığına göre, İsa çarmıha gerildikten sonra bile (bu<br />
Hıristiyan inancına 332<br />
göredir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Hz. İsa&#8217;nın durumu hakkındaki ayeti açıktır. Bir müslümanın<br />
inancı, bu ayetin karşısında değil yanındadır), Yahudiler İbranice konuşuyorlardı:<br />
&#8220;Hepsi Ruhu-1 Kudüs&#8217;le doldu ve kendilerine ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka<br />
dillerde söylemeye başladılar. Gök altındaki her milletten yahudiler, dindar adamlar,<br />
Kudüs&#8217;te oturmakta idiler. Ve bu ses gelince, halk bir araya toplanda ve çok şaşırdılar.<br />
Çünkü her biri onların kendi dili ile söylediğini işitiyordu. Hayran oldular ve şaşırıp<br />
dediler: &#8220;İşte söyleyen bu adamlar hep Galile&#8217;li değil mi? Ve nasıl biz, herbirimiz kendi ana<br />
dilimizi işitiyoruz? Biz Partlar, Medler, Elamlılar ve Mezopotamya&#8217;da, Yahudiye&#8217;de hem de<br />
Kapadokya&#8217;da ve Pontus ve Asya&#8217;da Frikya, hem de Pamfilya&#8217;da, Mısır ve Libya<br />
ülkelerinde, Birine çevresinde, oturanlar, gerek Yahudi ve gerek mühtedi Romalı<br />
misafirler, Giritliler ve Araplar, kendi dillerimizde Allah&#8217;ın büyük işlerini söylediklerini<br />
işitiyoruz. Ve hepsi hayran olup birbirlerine: &#8220;Bu ne olsa gerek?&#8221; diye tereddüt ediyorlardı.<br />
Fakat başkaları eğlenip dediler: &#8220;Onlar yeni şarapla dolmuşlar.&#8221;<br />
O zaman değil yahudilerin Yunanca konuşması, bütün bilinen ve yahudilere komşu olan<br />
diğer milletlerin kendi lisanları üzere anlaşılmaktadır. Bunun için, yahudilerin Yunanca<br />
konuştuklarını ileri sürmek suretiyle bu meseleyi örtbas etmek isteyen kimselerin<br />
sözlerinin gerçekle bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. (272).<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Bu durum gösteriyor ki, İncil&#8217;in aslı Yunanca değil, Aramice olması lâzımdır. Fakat elde<br />
bulunan en eski İncil Yunancadır. Bu da gösteriyor ki, İncil değiştirilmiştir.</strong></span><br />
Hıristiyan aleminin elinde bulunan ve kutsal olarak kabul edilen bugünkü İndilerin kutsal<br />
olarak kabul edilmesi ancak İsa (a.s)&#8217;dan 325 sene sonra olmuştur. Bu tarihten önce<br />
altmıştan fazla İncil mevcuttur. Herkes elindekinin kutsal kitap olduğunu, diğerlerinin<br />
uydurulmuş birer kitaptan öteye geçemeyeceğini ileri sürüyordu.</p>
<p>İsa (a.s) doğumundan 325 sene sonra İznik&#8217;te bin kişilik bir heyet halinde Hıristiyan<br />
ruhani meclisi putperest, fakat bazı siyasî sebeplerle Hristiyan görünmek zorunda kalan<br />
imparator Konstantin&#8217;in emri ve başkanlığı altında toplanır. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Altmıştan fazla ve her biri<br />
diğerini kafirlikle itham edecek kadar aralarında ayrılık bulunan İnciller heyete sunulur.<br />
Yine imparatorun emri ile 318 gibi azınlık reyi ile bugün teslisi (üçlü ilah sistemi) savunan<br />
kitaplar kutsal ilan edilmiştir. İznik Ayasofya kilisesi içinde mezarı ve mezarının içinde de<br />
biraz kemiği bulunan Mısır heyetinin başkanı Aius, bu toplantıdan çoğunluğun sözcüsü<br />
olarak, zorla kabul ettirilen üçlü ilah sistemine karşı çıktığı için mecliste bir tokata maruz<br />
kaldığı gibi sonra da imparator tarafından hapsettirilerek çeşitli işkencelere tâbi<br />
tutulmuştur. Nihayet, bu şiddetli işkenceye tahammül edemeyen bu zât hapishanede<br />
ölmüştür. Bunca işkenceye tâbi tutulması putperest ve hıristiyanların bugünkü İndilerini<br />
kabul etmemesi yüzündendir.</strong></span><br />
Arius ve diğer arkadaşlarının fikri, İslâm&#8217;ın kendisinden gerçek Hristiyanlık diye bahsettiği<br />
ve Hz. İsa&#8217;ya inen safiyetini muhafaza eden Hristiyanlık olduğu şeklindeydi. Şu halde dört<br />
İncil, yirmi bir mektup, bir Yuhanna vahyinden ibaret olan Ahd-i Cedid 325 senesinde<br />
İznik&#8217;te toplanan azınlığın fikri ve imparatorun desteği ile kutsal ilan edilmiştir. Daha<br />
önceleri ne böyle bir kitap herkes tarafından kabul ediliyor ve ne de sayısı bu kadar<br />
azdı. Bir kimsenin kabul gören bir Hristiyan olabilmesi için elde mevcut olan bu<br />
kitapları olduğu gibi kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ona Hıristiyan denmediği<br />
gibi papazların para ile sattığı cennete de giremez. Fakat insanın aklına şöyle bir soru<br />
sormak geliyor: 325 tarihine kadar Hıristiyanlık aleminin elinde altmıştan fazla kitap<br />
bulunuyordu ve bunların arasındaki tezatlar çok büyüktü. Bir diğerini sapıklıkla itham<br />
edecek kadar birbirinden ayrı idiler. Adı geçen tarihe kadar pek az kimse bu kutsal olanlara<br />
inanıyordu. Şu halde, kendisine inanmak suretiyle Hıristiyan olunan bugünkü İndilere<br />
daha önce inanmayanların dinsiz olarak ilan edilmesi gerekmez mi? Birçok Hıristiyan<br />
azizin bu tarihten önce yaşadığı nazarı itibara alınırsa, hiçbir Hıristiyan bunu kabul<br />
edemez. Şu halde, söylenecek bir söz kalıyor. O da, Hıristiyanlık aleminin 325 sene kitapsız<br />
kaldığıdır. Öyle ya kutsallıkları ancak bu tarihte kabul edilen bu kitabın bu tarihten önce<br />
kutsal olması imkânsızdır. Bir hıristiyanın buna nasıl cevap vereceği pek bilinemez.</p>
<p>(270) İmanî Suallere Cevaplar &#8211; ismail Fenni Ertuğrul.</p>
<p>(271) Kur&#8217;an ve Garb Kaynaklarına Göre Hristiyanlık &#8211; Ziya Korur.<br />
(272) Aynı Eser.</p>
<p>GEnçliğin imanını sorularla çaldılar-Emine Şenlikoglu.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/136/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/136/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/136/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=136&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/incil-neden-latince-orta-doguda-latince-mi-konusuluyordu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ezan Türkçe okunsa olmaz mı? Ben Türküm, bana ne Arapça&#8217;dan?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ezan-turkce-okunsa-olmaz-mi-ben-turkum-bana-ne-arapcadan/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ezan-turkce-okunsa-olmaz-mi-ben-turkum-bana-ne-arapcadan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ezan-turkce-okunsa-olmaz-mi-ben-turkum-bana-ne-arapcadan/</guid>
		<description><![CDATA[Bu soruya geçmeden önce lisanların önemine değinelim:
Bilindiği gibi lisanlar
bir ırkın habercisidir. Her lisanın kendine has özelliği ve otoritesi vardır.
Meselâ Türkiye&#8217;nin istiklal marşı, Almanya&#8217;nın istiklal marşı vardır. Dünyanın neresine gidersek gidelim, Türklerin istiklal marşı Türkçe okunur. Biliyorsun bazen uluslararası yarışmalar oluyor.
Yarışmaya katılan hangi ülke ise o ülkenin istiklal marşı, çalınıyor. O zaman Almanca olan
Almanlar&#8217;in marşı, Türkçe [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=135&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bu soruya geçmeden önce lisanların önemine değinelim:</p>
<p>Bilindiği gibi lisanlar</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">bir ırkın habercisidir. Her lisanın kendine has özelliği ve otoritesi vardır.</span></p>
<p>Meselâ Türkiye&#8217;nin istiklal marşı, Almanya&#8217;nın istiklal marşı vardır. Dünyanın neresine gidersek gidelim, Türklerin istiklal marşı Türkçe okunur. Biliyorsun bazen uluslararası yarışmalar oluyor.</p>
<p>Yarışmaya katılan hangi ülke ise o ülkenin istiklal marşı, çalınıyor. O zaman Almanca olan<br />
Almanlar&#8217;in marşı, Türkçe okunuyor mu? Hayır. İ<strong>şte aynen bunun gibi Müslümanlar da<br />
tek millet ve tek devlettir. Türk milleti, Arap milleti, Pakistan milleti yoktur. Türk kavmi,<br />
Arap kavmi, Pakistan kavili vardır. Yani Müslümanlar&#8217;ın hepsi bir millettir. Aynı zamanda<br />
da tek devlettir. Ve başkanları da halifedir</strong>.»Öyle ise bu milletin de kendine has marşı da<br />
(mecaz manada) ezandır.<br />
<span id="more-135"></span><br />
Düşün lâalettâyin bir dilin beynelminel özelliği oluyor da, kulları namaza davet eden<br />
Allah&#8217;ın yeryüzünde beynelminel bir çağrısı olmasın mı?<br />
Bir arkadaşım anlatmıştı: Bir Türk ihtisas için İngil356<br />
tere&#8217;ye gitmiş. Aylar sonra bunalım geçirmeye başlamış. Dinle hiç ilgisi olmayan bu<br />
kardeşimiz, İngiltere&#8217;nin günah dolu caddelerinde dalgın dalgın giderken, birden yüreğini<br />
hoplatan bir ses ile irkiliyor:</p>
<p>&#8220;Allahu ekber, Allahu ekber<br />
Eşhedü enlâ ilahe illallah&#8221; diyor kulağına gelen sesler. O kadar hüzünleniyor, o kadar<br />
İslâm&#8217;a ısınıyor ki olduğu yerde, tretuvarın üzerinde oturuyor. &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Sanki o caddelerde<br />
ahbablarım, dostlarım doluymuş gibi geldi bana&#8221; diyor. Hemen gidip abdest alıyor ve o<br />
gidiş namaza başlıyor.</strong></span></p>
<p>Şimdi düşünelim, eğer ezan beynelminel olmasaydı bu kardeşimiz ezanı anlayabilecek<br />
miydi? Örneğin İngilizce&#8217;ye çevrilseydi! M<span style="text-decoration:underline;"><strong>üslümanlar&#8217;ın parolasıdır ezan&#8230; Allah&#8217;ın<br />
davetidir ezan. Müslümanların şahididir ezan&#8230; (Huzuru ilâhîde şahitlik yapacak)<br />
Bir konu daha anlatayım da, sorunun cevabını kendi kendine ver:<br />
Afgan mücahidleri, Afgan dağlarına çıkıp İslâm devleti için savaşmaya başladığında,<br />
müftülükler aracılığı ile Müslümanlar alarma geçiriliyor. Ve Rusya bütün Müslümanları<br />
toplayıp müftüyü konuşturuyor. Müftü şöyle konuşuyor:<br />
&#8220;Müslümanlar, sizler dinlerinize bağlı kişilersiniz. Bakın Afganlı kardeşlerinizi öldürmeye<br />
gelen binlerce Amerikalı asker Afgan dağlarında bekliyor</strong></span>&#8220;</p>
<p>diyerek, Müslümanlar&#8217;ı şahlandırıyor ve cihad ilan ediyor. Müslümanlar&#8217;a tanklar tüfekler veriyorlar. Müslümanlar üzgün ve barut gibi öfkeli oldukları halde yola çıkıyorlar ve Afganistan dağlarında Amerikalı asker arıyorlar. Fakat bir türlü bulamıyorlar. Birgün şafak sökmeğe başlarken karşıki dağdan yanık yanık bir ses duyulur:</p>
<p><strong>ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER<br />
ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER<br />
EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH</strong></p>
<p><span style="color:red;">Bu da nesi?&#8230; Şaşırır, Rusyalı Müslümanlar. Bir de bakarlar ki, arkasından ALLAHU<br />
EKBER ALLAHU EKBER sedalan yükselir. Anlarlar Ruslar&#8217;ın komplo (tuzak) kurduğunu.<br />
Bu sefer göz yaşlan içinde bu tarafta olanlar tekbir getirirler. Allahu ekber, Allahu ekber.<br />
Bu sedaları karşı dağdaki Afganlı mücahidler duyar. Onlar oradan bu taraf buradan<br />
ağlayarak birbirlerine doğru koşarlar. Ve iki dağın arasındaki vadide birleşirler.<br />
Birbirlerine sarılır sarılır, ağlarlar&#8230;</span></p>
<p>Sonra birlik olup o gün yüzlerce Rus askerini teslim alırlar. Düşün. Orada bulunan yüzlerce<br />
Müslüman birbirini öldürecekti&#8230; Yalnız buna göre değil. Allah&#8217;a davet olan ezanın Arapça<br />
oluşunda ayrıca büyük hikmetler vardır. Benden bir kardeş tavsiyesi, <strong>Türk oluşundan<br />
dolayı fazla gururlanma, M<span style="text-decoration:underline;">üslüman oluşundan dolayı gururlan</span></strong>.</p>
<p>Çünkü, Türk olmak senin elinde değil, ama Müslüman olmak biiznillah senin elinde. H<strong><span style="text-decoration:underline;">iç bir ırk ötekinden üstün değildir. Ancak takva ile üstündür.</span></strong></p>
<p>Ben yarım Türk olmaktansa, tam Müslüman olup çingene olmaya razı olurum&#8230; Bütün insanlar tıp kanunlarına göre doğar. Yaşadığı kanunlara göre de ahiretteki yerine gider. Bir şiirden sonra bu konuyu da geçelim.</p>
<p>Öyle bir din istemem Arap felsefesinden Bana bir din yarat Türk &#8216;ün nefesinden (283)</p>
<p>Görüyorsun ya&#8230; Irk hayranlığı bazı insanları kafir yapmaya yetiyor. Şu sapıklığa bak.<br />
&#8220;Bana bir din yarat Türk&#8217;ün nefesinden&#8221; diyor. Türk&#8217;ün nefesinde hüner var zannediyor.<br />
Halbuki Türk, adaletli Müslümansa iyidir, adaletli imanı yoksa sıfırdır, sıfır.<br />
Bir ırk hayranı kafir daha. Bakın neler saçmalamış:<br />
&#8220;Ne örümcek ne yosun, Ne mucize ne füsun Kabe Arap&#8217;ın olsun Bize Çankaya yeter.&#8221;<br />
(284)</p>
<p>Görüyorsun ya! Allah&#8217;ın dininden kopan mutlaka bir din icad edecek, kimi Kabe yerine<br />
Çankaya&#8217;yı, kimi de başka kayayı seçecektir. Bu sapıklıktır, yavaş yavaş gelişmektedir.<br />
Türk&#8217;ün tarihi, Türk&#8217;ün mertliği, Türk&#8217;ün İslâm&#8217;ı, Türk&#8217;ün sesi, Türk&#8217;ün, Türk&#8217;ün, derken<br />
işte yukarıda gördüğün gibi sapıklığa gidilmiştir. Biz onu bunu bırakalım. Allah ne diyorsa<br />
ona bakalım.<br />
<span style="color:red;"><strong><span style="text-decoration:underline;">O HER ŞEYİ İYİ BİLENDİR O&#8217;dur herşeyi bilen. O&#8217;ndan ne gizlenebilir ki O&#8217;na güven<br />
duymayan Zaten İslâm değil ki</span></strong></span>. (285)</p>
<p>KADINI ANCAK KENDİ TEMBELLİĞİ EZER KADIN APTAL OLUNCA DEĞİL,<br />
HAKSIZLIĞA BAŞ KALDIRINCA GÜZELDİR.</p>
<p>(283) H. Edip Adıvar.<br />
(284) Kemalettiri Kamu.<br />
(285) Mahkum Duygular &#8211; E.Ş.<br />
Emine Şenlikolgu GEnçliğin İmanını Sorularla Çalşdılar</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/135/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/135/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/135/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/135/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/135/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/135/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/135/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/135/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/135/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/135/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/135/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/135/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=135&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ezan-turkce-okunsa-olmaz-mi-ben-turkum-bana-ne-arapcadan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dünya Hayatında İmtihan Oluşumuzun Sırrı Nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:10:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[Hayatınız boyunca güzel bir şeyi elde etmek için hep bir çaba ve emek sarf etmişsinizdir. Eğitim hayatınızı düşünün. O dönemden aklınızda en çok yer eden şeyler, muhtemelen sık sık karşılaştığınız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi ise, kuşkusuz üniversite sınavıdır. Çoğu genç insan üniversite sınavını hayatının dönüm noktası olarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bu üç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=133&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post"><span style="color:navy;"><strong><span style="color:red;">Hayatınız boyunca güzel bir şeyi elde etmek için hep bir çaba ve emek sarf etmişsinizdir.</span> Eğitim hayatınızı düşünün. O dönemden aklınızda en çok yer eden şeyler, muhtemelen sık sık karşılaştığınız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi ise, kuşkusuz üniversite sınavıdır. Çoğu genç insan üniversite sınavını hayatının dönüm noktası olarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bu üç dört saatlik imtihanın sonucunda belirleyeceklerini düşünürler. Bu nedenle yıllarca çalışır, uykusuz kalır, pek çok sosyal faaliyetten, tatil ve eğlenceden uzak durup, kendilerini sadece derslerine verirler. Tek amaçları istedikleri üniversiteye girebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için büyük bir sabır ve kararlılık gösterirler.<span id="more-133"></span></p>
<p>Aynı şekilde <span style="color:red;">hayattaki en büyük amacı güzel bir ev sahibi olmak olan bir kişiyi düşünün.</span> Bu evi elde etmek için önce yeteri kadar maddi güce sahip olabilmesi gereklidir. Bunun için gece gündüz demeden iyi bir iş sahibi olabilmek, mevkisini yükseltebilmek, dolayısıyla maddi kazancını artırabilmek için çalışıp çabalar. Ancak böyle uzun süreli ve özverili bir çalışmadan sonra o kişinin istediği evi satın alması veya inşa ettirmesi ve evin içine girip yaşaması mümkün olur.</p>
<p>Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi, <span style="color:red;">insanın bir güzelliğe ya da uğrunda pek çok şeyi göze aldığı hedefine ulaşabilmesi için kimi zaman yıllarca süren bir çaba, kararlılık ve dirayet göstermesi, karşılaştığı zorlukları sabırla karşılaması gerekebilir.</span> Bunların yanı sıra insanın maddi güç ya da toplum içinde itibar, şöhret ve belli bir kariyer elde etmek gibi hedefleri varsa; bunlar için de ciddi bir çaba sarf etmesi ve bazı zorlukları göze alması, halk içinde kullanılan tabiriyle <span style="text-decoration:underline;">&#8220;kendinden bir şeyler vermesi&#8221;</span> gerekir.</p>
<p>Ancak burada çok önemli bir noktayı hatırlatmalıyız: Yukarıda <span style="text-decoration:underline;">saydığımız örnekler, insanın dünyadaki kısa hayatı boyunca elde edeceği geçici yararlarla ilgilidir. Ve bu yararların hepsi ya ölümle birlikte veya henüz dünyadayken herhangi bir sebeple aniden elinden çıkabilir. </span>Örneğin yıllarını sınav günü başarılı olmak için durmaksızın çalışarak geçiren bir genç, başına gelen bir kaza ile sınava giremeden hayatını yitirebilir. Veya yıllar süren bir emek sonucunda sahip olduğu evi yakıp yıkacak olan bir felaket, insanın çabasını, emeğini bir anda yok edebilir.</p>
<p>Görüldüğü gibi <span style="color:red;">dünya hayatında elde edilmek istenen yararların tümü -ne kadar ciddi bir çaba harcansa da- geçicidir.</span> Ama bunların yanı sıra <span style="color:red;">bir de asla kaybolmayacak olan, asla tükenmeyecek güzelliklerin, sonsuz yararların bulunduğu ve insanın ebediyete kadar kalacağı gerçek bir hayat vardır.</span> Bu, inanan insanların dünya hayatı boyunca ulaşmak için ciddi bir çaba sarf ettikleri, tüm diğer konuların çok daha üstünde tuttukları, asla akıllarından çıkarmadıkları ölümden sonraki ahiret hayatıdır.</p>
<p><span style="color:red;">İşte insanın sonsuz ahiret yurduna ulaşmak için denendiği yer de &#8220;dünya hayatı&#8221;dır. İnsan, yeryüzünde bulunduğu sürece ahirete yönelik bir sınav yaşamakta ve bu konuda gösterdiği çabayla denenmektedir. Hayat, gerçekte Allah&#8217;ın bizleri sınamak ve eğitmek için yarattığı geçici bir süredir.</span> <em>İnsan bu süre boyunca düşünmek, böylece Rabbimizi tanımak, O&#8217;nun hükümlerine uymak ve sadece O&#8217;nun rızasını aramakla sorumludur. Bunun yanında bu imtihan hayatı boyunca başına gelen herşeye en güzeliyle karşılık vermek, sabretmek ve güzel ahlak göstermekle yükümlüdür. </em>Herşeyin Rabbimizden gelen bir deneme olduğunu bilmek, bunlardan zevk almak, karşılaştığı her olayı neşe ve şevkle karşılamak ise, dünyadaki imtihanın müminlere has olan bir sırrıdır.</p>
<p>Şüphesiz bu sırrı kavrayan ve tüm yaşamını denendiğinin bilincinde olarak geçiren insanlar, asla son bulmayacak ve tükenmeyecek olan bir kazanç elde edeceklerdir.</p>
<p>Bu kitabın amacı, çoğu zaman gaflet içinde hiç düşünmeden yaşamlarını sürdüren insanlara bu gerçekleri bildirmektir. Ve dünya üzerinde kendilerine amaç edindikleri şeylerin tümünden çok daha büyük bir amaçları olması gerektiğini hatırlatmaktır.</p>
<p><em>Biz ona &#8216;iki yol-iki amaç&#8217; gösterdik. Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir? Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir; ya da açlık gününde doyurmaktır, yakın olan bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene). Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş&#8217;eme). &#8220;Kapıları kilitlenmiş&#8221; bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 10-20)</em></strong></p>
<p><a href="http://www.kuranbilgisi.com/" target="_blank">www.kuranbilgisi.com</a></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/133/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/133/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/133/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/133/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=133&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dunya-hayatinda-imtihan-olusumuzun-sirri-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dinde Evlendikten sonra Kadın Kolesi Olur Erkeğin.. Bunlar Dinden Cıksa?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:07:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/</guid>
		<description><![CDATA[senin söylediğin adaletsizlikler İslâm&#8217;a hiç girmedi ki çıksın.
İslâm&#8217;da kadın da erkek de &#8220;Birbirini tamamlayıcıdır.&#8221; Bu konuları da işlemiştik. Onun için detayınagirmiyorum. Şunu unutmamak gerek ki, Allah bizden çok daha iyi bilen, çok daha
merhametli olandır. Bu sorular Allah&#8217;a hakkı ile inanmamaktan Ve güvenmemekten
doğuyor. İslâm&#8217;ı bilen bir erkek karısına işkence etmez. Yakınımızda olan öyleMüslümanlar görüyoruz ki adeta [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=132&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>senin söylediğin adaletsizlikler İslâm&#8217;a hiç girmedi ki çıksı</strong>n.</p>
<p>İslâm&#8217;da kadın da erkek de &#8220;Birbirini tamamlayıcıdır.&#8221; Bu konuları da işlemiştik. Onun için detayınagirmiyorum. Şunu unutmamak gerek ki, Allah bizden çok daha iyi bilen, çok daha<br />
merhametli olandır. Bu sorular Allah&#8217;a hakkı ile inanmamaktan Ve güvenmemekten<br />
doğuyor.<span id="more-132"></span> <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>İslâm&#8217;ı bilen bir erkek karısına işkence etmez</strong></span></span>. Yakınımızda olan öyleMüslümanlar görüyoruz ki adeta insanlıklarına, Müslümanlıklarına hayran kalıyoruz.Hanımı hastalansa yemek yapıyor, biraz kalbini kırsa özür diliyor. İslâmî olmayan evliliklerde ise bu işleri yapan erkek küçümseniyor. Kılıbık deniyor. Bunlar da kâfirlerin oyunu, sen aldanma kardeşim. Senin mahallendeki Müslüman, mutlaka ölçü değildir.<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Ölçü, İslâm&#8217;ın kendisidir. Allah&#8217;ı dinleyen bir erkek karısına değer verir ve onu mesut eder.<br />
Çünkü, bilin ki kadın Allah&#8217;ın emanetidir.</strong></span></p>
<p>Emine Şenlikoglu GEnçliğin İmanın Sorularla Çaldılar</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/132/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/132/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=132&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sünetullah ne demektir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:01:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/</guid>
		<description><![CDATA[SÜNNETULLAH
“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)
Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.

Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır.  Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=131&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:navy;"><strong>SÜNNETULLAH</p>
<p><em>“Allah’ın kanununda asla değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)</em></p>
<p>Allah Teâlâ varlık âlemi ile ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.<br />
<span id="more-131"></span><br />
<span style="color:red;">Sünnetullah: Allah’ın sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için koymuş olduğu kurallardır. </span> Bu kurallar bir taraftan tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi) değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da insanın tarihî süreç içerisinde benimsediği misyonla  ilgili olarak geçerli kaideler olarak tecelli eder. Kur’an’da her iki hususu da ifade eden ayetler mevcuttur.</p>
<p><span style="color:red;">Tabiatta sünnetullahın tecellisi ile ilgili ayetlerden bazıları:</span></p>
<p><em>“Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.” (Rahman 5)</p>
<p>“Sonra duman halindeki göğe yöneldi, ona ve     yerküreye; isteyerek veya istemeyerek gelin! dedi. İkisi de “isteyerek geldik” dediler.</p>
<p>“Böylece onları iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti….” (Fussilet 11-12)</em></p>
<p>Biz burada, tabiattaki sünnetullahın tecellisinden ziyade, ilâhî teklifin muhatabı insanın benimsediği role göre, sünnetullahın tecellisini anlamaya çalışacağız.</p>
<p>Kur’an’a baktığımızda bu konuya çok geniş bir yelpazede dikkatlerin çekildiğini görüyoruz.</p>
<p>Kur’an bu hususa, insanın tarih serüveni içerisinde, peygamberlerin tevhid mücadelelerini anlatan kıssalarla dikkatlerini çekmektedir. Fakat, ilâhî mesajı anlamaya yanaşmayanlar bu hususu alay konusu yapmışlardır.</p>
<p><span style="color:red;">Kur’an bu hususu şu şekilde haber vermektedir:</span></p>
<p><em>“Onlara Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, ‘öncekilerin masalları’ derler.” (Nahl 24)</em></p>
<p>Bu şekilde Rablerinden geleni küçümserler.</p>
<p>Halbuki insanın yaratılış sebebi olan ‘denenme’ tarih alanında gerçekleşmektedir.</p>
<p>Tarih, insanın ufkunu genişletir. Önceki milletlerin durumlarını, yaşadıkları devirleri, topluma yön veren şahsiyetlerin hayatlarını tanıma imkanı verir.</p>
<p><span style="color:red;">İnsan ve toplum hayatında ‘sünnetullahın’ nasıl gerçekleştiğine, medeniyetlerin nasıl kurulduğu ve yozlaşıp yok olduğuna tarih şahitlik etmektedir.</span></p>
<p>Kur’an’ın, önceki milletlerin hallerini anlatmasının gayesi teferruatlı bir hikayecilikten öte insanın tarihte gerçekleşen olaylardan kısa ve öz anlatımla gerekli ders ve ibretleri almasıdır.</p>
<p>Kur’an’da bahsedilen tarihî olaylar, iman ve İslam’ın, küfür ve şirkin, fısk ve fücurun, insanları nasıl farklı yönlere götürdüğünün seyredildiği parlak bir aynadır. Bundan dolayıdır ki, <span style="color:red;">insanları Allah’ın dinine davet etme sorumluluğunu taşıyan her müslümanın yeterli bir tarih kültürüyle birlikte tarih şuuruna da sahip olması lazımdır.</span> Çünkü, tarih maziden âtiye atılan bir köprüdür. Bu köprünün tahrip edilmesi, köküyle irtibatı kesilen ağacın dalları gibi mazi ile âtiyi birbirinden koparır.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Kur’an’da ifadesini bulan sünnetullahtan bazı örnekler:</span></p>
<p><span style="color:red;">1. Akıl ve irade sahiplerine dayatma yoktur.</span></p>
<p><em>“İnsana doğru yolu gösterdik, artık ister şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan 3)</em></p>
<p><span style="color:red;">2. Önce sorumlulukları, konusunda bilgilendirir.</span></p>
<p><em>“Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar olmadan yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (Şuara 208-209)</em></p>
<p><span style="color:red;">3. Mühlet verir.</span></p>
<p><em>“Eğer Allah insanları zulüm yapmalarından ötürü hemen cezalandırsaydı, yer yüzünde bir canlı bırakmazdı.” (Nahl 61)</em></p>
<p><span style="color:red;">4. Bir millet kendini bozmadıkça Allah da onları bozmaz.</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><em>“Bir toplum kendini değiştirmedikçe  Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmez.” (Rad 11)</em></span></p>
<p><span style="color:red;">5. Azabın görülmesinden sonraki iman kişiye fayda vermez.</span></p>
<p><em>“Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları   kendilerine bir fayda vermeyecektir.” (Mümin 85)</em></p>
<p><span style="color:red;">6. Kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.</span></p>
<p><em>“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendisi düşer.” (Fatır 43)</em></p>
<p><span style="color:red;">7. Nankörlük helak sebebidir.</span></p>
<p><em>“Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice kasabaları yok ettik.” (Kasas 58)</em></p>
<p><span style="color:red;">8. Büyüklük taslamak helak sebebidir.</span></p>
<p><em>“Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helak ettik. Andolsun ki Musa onlara apaçık delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı.” (Ankebut 38)</em></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Yoldan saparak azanların azap görmeleri, inanıp iyi işler yapanların ise dünya ve ahiret hayatında yardım görmeleri sünnetullahtır.</span></p>
<p><em>&#8220;Şüphesiz Peygamberimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin, şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Mümin 51)</em></p>
<p>Günümüzdeki  bazı meselelerin kökleri tarihin çok derinliklerine uzanmaktadır. Bu meseleleri tam kavrayabilmek, geçirdikleri tarihî süreci de bilmeyi gerektirmektedir.</p>
<p><span style="color:red;">Asrımızdaki hıristiyanların İslam’a ve müslümanlara olan husûmetini tam olarak kavrayabilmek için, Haçlı Seferlerini; diğer taraftan yahudilerin İslam’a ve müslümanlara olan hınçlarını anlamak için de, Rasulullah ve sahabilerin, Kaynuka, Nadir, Kureyza yahudileri ile olan mücadelelerine uzanan süreci bilmek ve anlamak; bunun da ötesinde tarih boyunca devam eden Hak batıl mücadelesini kavramak lazımdır.</span></p>
<p>Nasıl ki, nehirlerin akıp gittiği bir yatağı varsa, tarihinde akıp gittiği bir yatağı vardır.</p>
<p><span style="color:red;">Uyanık çiftçinin, tarlasını su basmasın diye suyun yatağına müdahalesi gibi, emperyalist batı dünyası da tarihi öğrendiği için, tarihinden habersiz toplumları çok kolay sömürmenin, hatta yönetmenin  yolunu bulmuşlar, tarihin seyrini dilediği gibi değiştirip yön vermeye çalışmaktadırlar.</span></p>
<p>Hıristiyan ve yahudi dünyasının, halkı müslüman   ülkelerdeki tahakkümüne ve buralarda tezgahladıkları oyuna tarih penceresinden baktığımızda olayların arka planına vâkıf olmamız daha kolay olacak, hile ve desiselerinin önünü alma imkanı doğacaktır.</p>
<p>A.B.D’nin Irak’ta, Sünni, Şia kavgasını başlatıp körüklemesi, bu işi tezgahlayanların İslam tarihine vâkıf olduklarını, bu oyuna gelenlerin de bunan bî-haber olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Tarih, aynı şartlar ve sebeplerin meydana getirdiği benzer olayların daha iyi anlaşılmasını sağlar. “Tarih tekerrürden ibarettir” deyimi bunu çok güzel ifade etmektedir. Mesela, müşriklerin tarih boyunca aynı tepkileri gösterdikleri değişik ayetlerde ifade buyrulur. İşte bir tanesi:</p>
<p><em>“Evet, işte böyle! Onlardan önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki, ona sihirbaz veya deli dememiş olsunlar. Onlar bunu birbirine tavsiye mi etmişlerdi. Hayır onlar azgın bir kavimdi.” (Zariyat 52-53)</em></p>
<p>Yani bu kavimler Allah’a karşı büyüklenip azgınlık gösterme hususunda aynı olduklarından, yaptıkları işler de aynı neticeyi vermiştir.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Tarihteki yükseliş ve alçalışları,  manevî ve ahlâkî  sebeplere bağlamaya özen göstermeliyiz. Maddî ilerlemeler yükseliş kabul edilmemelidir. Tarihi dikkatli bir şekilde incelediğimizde görürüz ki, insanlık vahye bağlandığı müddetçe yükselmiş, büyük medeniyetler kurmuş, vahiyden uzaklaştığı zaman büyük alçalışlar yaşamış, insanlıktan da uzaklaşmıştır.</span></p>
<p>İbret alınsaydı yanlışlar tekerrür eder miydi?</p>
<p>Nureddin Soyak</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=131&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/sunetullah-ne-demektir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BElanın Byüğü Küçüğü Kimi başına gelir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 19:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/</guid>
		<description><![CDATA[Sa’d ibn-i Ebi Vakkas (ra) anlatıyor:
“Bir gün Efendimiz (sas)’e ‘Ey Allah’ın Elçisi! En büyük sıkıntılar kimlerin başına gelir?’ diye sordum. Şöyle buyurdu:
‘Belaların en ağırı peygamberlere gelir, sonra onlara en yakın olanlardan başlayarak derece derece aşağı doğru iner.
İnsan, dindarlığı derecesinde sıkıntıya uğrar.
Çok dindarsa, sıkıntısı da çok olur. Dindarlığı gevşerse, sıkıntısı hafif olur.
Bir kul günahlardan arınmış olarak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=122&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sa’d ibn-i Ebi Vakkas (ra) anlatıyor:</p>
<p>“Bir gün Efendimiz (sas)’e ‘Ey Allah’ın Elçisi! En büyük sıkıntılar kimlerin başına gelir?’ diye sordum. Şöyle buyurdu:</p>
<p>‘B<span style="text-decoration:underline;"><strong>elaların en ağırı peygamberlere gelir, sonra onlara en yakın olanlardan başlayarak derece derece aşağı doğru iner.</strong></span></p>
<p>İnsan, dindarlığı derecesinde sıkıntıya uğrar.</p>
<p>Çok dindarsa, sıkıntısı da çok olur. Dindarlığı gevşerse, sıkıntısı hafif olur.</p>
<p>Bir kul günahlardan arınmış olarak yürüyüp gidene kadar sıkıntılar onun peşini bırakmaz.”</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/122/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/122/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/122/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=122&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/belanin-byugu-kucugu-kimi-basina-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Muhammed Mustafa&#8217;(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Oct 2006 17:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/</guid>
		<description><![CDATA[O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra
amcasına hitap eyledi ki: &#8220;Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler&#8221; dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.

2 —
Sahabeler, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=78&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><li>O&#8217;nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve<br />
tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki<br />
yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra<br />
amcasına hitap eyledi ki: &#8220;Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler&#8221; dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.</li>
<p><span id="more-78"></span>
<li>2 —</li>
<p>Sahabeler, bütün hadis-i şerifleri zaptettikleri halde, hayatını da yazdılar. Siyer vehadis kitaplarında, Rasulullah&#8217;ın, bir kişiden ilim öğrendiğini yazmamışlardır. Demek ki,Rasul-i zişan hiçbir kimseden ilim öğrenmemişti.<br />
<code></code></p>
<li>3 —</li>
<p>Yahudi ve Nasraniler&#8217;in kitaplarını okudu, güya onlardan ilim öğrendi. Sonra Kur&#8217;an&#8217;açevirdi deniliyor. El cevap: Kur&#8217;an onları reddeder: &#8220;Andolsun ki, biz, onların (haset eden<br />
kafir ve ruhbanlardan öğrenmeyi iddia edenler), bu Kur&#8217;an&#8217;ı mutlak bir beşer getiriyor<br />
diyeceklerini biliyoruz. Hak&#8217;dan sapmak sureti ile kendisine (Rasulullah&#8217;a öğrenmeyi)<br />
nisbet edecekleri o malûm kimsenin lisanı yabancıdır, Arabî değildir. Bu (Kur&#8217;an) ise,<br />
bütün fesahati ile ve belagatı ile apaçık Arapça&#8217;dır.&#8221; (106)</p>
<li>4 —</li>
<p>Ruhbanlardan, Rasulullah&#8217;ın Kur&#8217;an&#8217;ı öğrenmesi mümkün değildir. Çünkü, Kur&#8217;an bir<br />
teşriye ve kanun-u ilahiyedir. Evvel ve ahirdeki beşer fikrine, hem nefis ve hevasına<br />
muhaliftir. Kur&#8217;an, çok zaman da geçmiş ve gelecek zamanın hadiselerine de muhaliftir.<br />
Çünkü, zamanın olayları, muvakkat bir ilme ve fikre ait olduğunu takdirde Kur&#8217;an onun<br />
muvakkat olduğunu bildiğinden, öncesinden onu reddeder. Kur&#8217;an, ahkam ve çeşitli<br />
teşriyi, geçmiş ve gelecek fikirleri birleştiren bir ayna olduğundan, emir ve yasaklan nefsin<br />
istediklerinin aksine bildirmesinden, asla beşer tarafından gelmesi mümkün değildir.</p>
<li> 5</li>
<p>— Kur&#8217;an-ı Kerim, vakıa, havadisler mucibince 23 yıl ayet ayet nazil oldu. Ayetlerin hepsi<br />
bir veya iki seferde nazil olmuştur.<br />
Rasulullah&#8217;a gelmeyen ayetleri, o hiçbir zaman okumamıştır. Sonra, gelen ayetlerin nazm-ı<br />
şeriflerini birinci seferde tekrar eylediği gibi, aradan çok zaman geçtiği halde aynı şekil ve<br />
tertiple tekrar edildi. Halbuki, insan, bir meseleyi, bir mecliste üç sefer tekrar ettiği<br />
taktirde herbir seferinde ayrı bir şekilde tekrar etmeye mecburdur. Eşraf-ı Kainat, 23 yıl<br />
zarfında bir şedde veya bir noktayı değiştirmeden aynı şekilde tekrar ederdi. Artık, bu<br />
Kur&#8217;anın beşer tarafından olmadığına kafi bir delildir.</p>
<li>6</li>
<p>— Bir talebenin bir üstaddan ilim öğrenmesi gizli olmaz, muhakkak uzun bir müddetten<br />
sonra öğrenmek mümkün olur. Eğer bir kimseden ilim öğrenmiş olsaydı, tarih muhakkak<br />
yazardı.</p>
<li> 7</li>
<p>— Araplar&#8217;dan en meşhur olanlar şair idiler. Kur&#8217;an şiir değildir. &#8220;Biz O&#8217;na (Peygambere)<br />
şiir öğretmedik, bu (şiir öğrenmek) ona yakışmazdı. Onun (Hazreti Ahmed) getirdiği kitap<br />
(Hazreti Kur&#8217;an), bir öğütten ve (hükümleri) açıklayan (hak) bir Kur&#8217;an&#8217;dan başkası<br />
değildir.&#8221; (107)</p>
<li>8</li>
<p>— O&#8217;na ilm-i Kur&#8217;aniyeyi öğreten bir rahip olsaydı, kendini ondan üstün gösterip, &#8220;Ol<br />
hazret benim talebemdi&#8221;, diye iftihar ederdi. Haşa ve kella bütün hakiki ehl-i iman olanlar<br />
(ister Tevrat, ister İncil alimleri) O&#8217;na boyun eğdiler ve teslim oldular.</p>
<li>9</li>
<p>— Hazreti Resul-i Ekrem, okuyup yazmadığı halde, ezberden Kur&#8217;an&#8217;ı baştan başa, harf<br />
harf okuyup, nazmını hatta bir şedde, bir medde, bir cezme bile değişiksiz, kemali ile<br />
tilavet ederdi. &#8220;C<strong>ebrail aracalığıyla yahut ilham ile (habibim) seni okutacağız da asla (sen<br />
Kur&#8217;an&#8217;ı) unutmayacaksın</strong>&#8221; (108). Resulullah, hiçbir şeyi bu ayetin nüzulünden sonra<br />
unutmazdı.</p>
<li>10</li>
<p>— Okumak ve yazmak, ilim ve hesabın aletidir. Aletsiz ilim olunca, işte bu oluş<br />
mucizenin ta kendisidir.</p>
<li>11</li>
<p>— Eğer okumak ve yazmak ile peygamberlik davasına çıkmış olsaydı, o zaman hasımlar<br />
davasına alet ve takviye bulurlardı. Ezel ve ebed aynası Kur&#8217;an&#8217;ı ezberden okuması, şüphe<br />
yok ki, vahy-i ilahiyyenin ta kendisidir.</p>
<li> 12</li>
<p>— Yazı yazmak kolay bir şeydir. Allah&#8217;ın sevgili kulu, ehven bir şeyi yazması en kuvvetli<br />
bir delildir ki; O&#8217;nun kemal-i ilmi had ve hesaba sığmaz. O hudutsuz ilim sahibi, ne büyük<br />
bir insandır.<br />
Kainatta ferd-i kamildir. Onun üzerine salat-u selam olsun. İşte kemal-i ilim, kemal-i<br />
ahlak, kemal-i zeka, kmal-i kuvvet ile Cenab-ı Hak, o&#8217;nu gönderdiği halde, okuma yazma<br />
öğretmemişti. Bu iki zıt denizi birleştiren Allah, ümmilik sıfatını o&#8217;nun hakkında bir<br />
mucize kılmıştır.</p>
<li>13</li>
<p>— Hazreti Resulullah&#8217;ın asr-ı saadetinde Mekke&#8217;de mektep yoktu ve o hazret başka<br />
yabancı lisan ile konuşmamıştı. &#8216;Varaka bin Nevfel, Kitab-ı Mukaddes&#8217;i Arapçaya tercüme<br />
edip Resul-i Zîşan ondan faydalanmıştır&#8221; demenin aslı yoktur. Çünkü, Varaka, Kitab-ı<br />
Mukaddes&#8217;i tercüme edecek kudrette değildi. Sonra vahyin başlangıcında feraseti ile onun<br />
ümmiliğinden peygamber olduğunu bildirmişti ve hicret zamanına ulaşamayacağına<br />
inanırken kederlenip mahzun olurdu.</p>
<li>14</li>
<p>— Ehl-i kitabın iddia ettikleri; &#8220;Okuma yazmayı bilip, gizletmiştir&#8221; demelerinin Kur&#8217;an&#8217;ı<br />
reddetmesi şöyle dursun onların kendi kitaplarına yani Tevrat ve İncil&#8217;e imanları yoktur.<br />
Eğer imanları olsaydı, Tevrat ve İncil&#8217;de Hazreti Resulün evsaf-ı şeriflerinden birisi olan<br />
ümmilik mucizesinden bahs edişine teslim olacaklardı. &#8220;Kendilerine kitap verdiğimiz (ehli<br />
ilim) onu öz oğulları gibi tanırlardı. Hal öyle iken, içlerinden bir kısım (inat ve inkar<br />
edenler) kendileri bilip dururken, gene mutlaka hak olanı gizlerler.&#8221; (109)</p>
<li> 15</li>
<p>— En derin ve manalı ümmî kelimesi Hazreti Resule mahsus bir sıfattır ki: Hiçbir kimse<br />
ile müzakeresi olmadığı halde, geçmiş kıssalar, hadiseler söyler. Hem kendisinden sonraki<br />
zamanlardan bahseder.<br />
Mesela: P<strong>eygamberimiz, hem Hz. Ali&#8217;nin katlini, hem kıyametin küçük alametlerini, hem<br />
de büyük alametlerini ve şimdiki zamanımızda çıkan bazı hadiseleri de hatta herbir asra ve<br />
zamana mahsus hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır. Vahy-i ilahi ile yerküresinin hazineleri<br />
ve kainatın içindeki halen keşfedilmiş ve edilmeyen pek çok hadiseleri&#8230; Halbuki, bir aleti<br />
yok idi. Dediğimiz manaya şahit onun fesahati ve belagatidir. O&#8217;nun sıfatlarından birisi de<br />
keşfi ve zevkî müşahedeleridir. Nitekim, fesahat ve belagatlerini O&#8217;nun münkirleri bile<br />
ikrar ederler.</strong></p>
<p>(107) Yasin: 69. (108)A&#8217;Ia:6.<br />
(106) Nalh: 103.<br />
(109) Bakara: 146.</p>
<p>İsmail Çetin Hocaefendi&#8217;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/78/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/78/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/78/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/78/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=78&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/08/muhammed-mustafasavin-peygamberligine-ait-deliller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;ın varlığını ispat eder misiniz?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni Allah yarattı diye sinyal
veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim&#8230;
Kardeşim Aysel! Allah&#8217;a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz
tipler, inkar etmeyi marifet zanneder.

 &#8220;Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar
karşısında Allah&#8217;a inanır. Fakat o keşfi (Pastör&#8217;den) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=50&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: Ya Rabbi, her zerrede Senin imzan var. Her varlık, beni Allah yarattı diye sinyal<br />
veriyor. Seni ispat etmekten haya ederim fakat mecbur oldum, affet Rabbim&#8230;<br />
Kardeşim Aysel! Allah&#8217;a iki tip insan inanır: Ya aptal, ya en akıllı!.. İkisinin ortası dediğimiz<br />
tipler, inkar etmeyi marifet zanneder.<br />
<span id="more-50"></span><br />
 &#8220;Mikrobu keşfeden (Pastör), keşfinin açtığı harikalar<br />
karşısında Allah&#8217;a inanır. Fakat o keşfi (Pastör&#8217;den) öğrenen yarım adam: &#8220;Mikrobun<br />
keşfedildiği asırda hiç gizliye inanılır mı?&#8221; diye Allah&#8217;ı inkara kalkar. Bakın nereden gelen<br />
nereye gidiyor&#8221; (18) Hemen şunu da söyleyeyim ki, dindarlık insanlığın fıtratında vardır.<br />
Asrımızda, pozitif ve sosyal ilimlerin çeşitli dallarında mütehassıs olan alimler, din hissinin<br />
insanoğlunda fıtrî olduğuna kanidirler. Çocukta iki yaşından itibaren din hissi teşekkül<br />
etmeye başlar. Üç ile beş yaş arasındaki çocuk, hiçbir telkin sözkonusu olmaksızın,<br />
sebebiyet prensibini anlamakta, kendisiyle kendisinden başkalarını ayırdetmekte ve hatta,<br />
&#8220;Beni, kuşları, oyuncaklarımı kim yaptı?&#8221; gibi sorular sormaktadır. İnsanda, kendisinden<br />
yüce bir varlığa karşı bir özlem bulunduğundan şüphe edemeyiz. Güzel ahlâk, vakar, şeref,<br />
cömertlik, fazilet inkardan değil, hep bu yüce varlığın mevcudiyetinden doğar.<br />
(18) İman ve İslâm Atlası &#8211; N. Fazıl Kısakürek.<br />
Fıtrî olarak insanın içinden gelen Allah&#8217;a yakarış hissi, O&#8217;ndan yardım dileme ihtiyacı ve<br />
O&#8217;na yaklaşma arzusu dindarlığın insanda yaratılıştan mevcut olduğunu gösterir. Şu da bir<br />
gerçek ki, ister inansın, ister inanmasın her fert, büyük bir acıyla, dayanılmaz bir felaketle<br />
karşılaştığı zaman, başka bir deyişle, insan; kibir, inat ve gafletden sıyrılıp selîm olan aslî<br />
yaratılışıyla başbaşa kalma fırsatını bulunca başka şeye değil, sadece tek olan Allah&#8217;a<br />
yalvarır. O&#8217;ndan kurtuluş, yardım ister (19).<br />
Bu girişten sonra sorunuza birkaç tane cevap vereceğim. Yalnız, okurken basit bir roman<br />
gibi okumayıp, düşünerek okumanızı da tavsiye etmek isterim.<br />
A) Bu âlem, maddeden yaratılmıştır. Yani evvelce yok iken sonradan meydana gelmiştir.<br />
Bunu bütün dünya alimleri de kabul etmektedir. Evvelce yok iken sonradan yaratılan<br />
herşey -akıl ölçülerine göre- bir yaratıcının varlığına muhtaçtır&#8230;<br />
Öyle ise, bu âlem de sonradan yaratıldığına göre, o da bir yaratana muhtaçtır. Bu yaratıcı<br />
da Allah Teala&#8217;dır.<br />
B) Herhangi bir şeyi, meselâ, bir masayı ele alalım; masa elbette kendi kendine masa<br />
haline gelmiş değil.<br />
İlk önce küçük bir ağaçtı, sonra ağaç büyüdü. Büyürken ağacın, güneşe, suya, gıdaya<br />
ihtiyacı olduğunu unutmamak lazım. Daha sonra bir insan tarafından kesildi. Ağaç, araba<br />
ile hızarın yanına getirildi. Hızarda kesildi,biçildi, ölçüleri alındı. Çivileri çakılarak bir<br />
masa haline getirildi. Şimdi, en basit bir masa kendi kendine oluşamazken şu kâinat<br />
masası, hem de üzerinde binbir çeşit yiyecek ve canlılar ile donatılmış olduğu halde, kendi<br />
kendine oluşur mu? Buna hangi akıl &#8220;Olur&#8221; der.<br />
(19) En&#8217;âm: 40-41.<br />
Harikalar diyarı gökyüzünü ele alalım. Ve Rabbimiz&#8217;in bir ayeti ile başlayalım:<br />
&#8220;Gökleri, yedi kat üzerinde yaratan O&#8217;dur. Rahman&#8217;ın bu yaratmasında bir düzensizlik<br />
bulamazsın. Gözünü çevir bir bak, bir aksaklık görebilir misin?&#8221; (20)<br />
Önce güneş sisteminden başlayalım: Yaşamakta olduğumuz dünya ile birlikte güneşin<br />
çevresinde dönen dokuz gezegenin teşkil ettiği sisteme güneş sistemi diyoruz. Bu sistem<br />
kâinatın, yeni tabirle evrenin küçük bir parçasını teşkil ediyor. Güneşin gezegenleri sıra ile<br />
şöyledir: Merkür, Venüs, Dünya, Mars (Merih), Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton.<br />
Bunlardan sadece güneşi ve gezegenlerinden dünyayı biraz anlatacağım:<br />
GÜNEŞ: Kendi adıyla anılan sistemin beyni ve çekirdeği hükmündedir. Küre şeklinde<br />
olup, çapı 1.4 milyon, dünyaya uzaklığı ise 150 milyon kilometredir. Saniyede dünyayı 7.5<br />
kere dolaşan ışık, bize 8.5 dakikada gelebilmektedir. Saatte 1000 km. hızla giden bir uçak<br />
bugün yola çıkmış olsa, güneşe ancak onyedi yıl sonra varabilir. Aslında bu kâinatın<br />
büyüklüğü yanında gözde büyütülecek bir mesafe değildir.<br />
Güneş de tıpkı dünya gibi kendi mihveri etrafında döner ve bir devrini 25.5 günde<br />
tamamlar. Çekim gücü ise, yer çekimine nazaran 27 kat daha fazladır. Bu orana göre,<br />
dünyada 70 kg. gelen bir adam, Güneş&#8217;te 1890 kg. gelecektir. İlmî tespitlere göre, güneş,<br />
alev halinde patlayan gaz kümelerinden meydana gelmiş olup yüzeyindeki sıcaklık 5670 santigrat<br />
derecedir.İngiliz astronomu Eddington&#8217;un yaptığı hesaplara göre merkezdeki ortalama sıcaklık 35<br />
milyon santigrat derecedir.<br />
(20) Mülk: 3.<br />
Bu sıcaklıkta katı bir gök cismi bulunamayacağından Güneş&#8217;in kütlesi gaz halindedir.<br />
Güneş, dünya kurulalıdan beri aynı hızla radyasyon neşretmektedir ve bu yüzden günde<br />
360 milyar ton kütle kaybına uğramaktadır. Güneş radyasyonu, güneş için enerji kaybı<br />
olduğu aşikar olmasına ve enerjinin korunumu prensibinin de enerjinin yoktan var<br />
olamayacağını kabul etmesine göre, bu kadar uzun zamandan beri devam eden müthiş bir<br />
enerji sarfı için elbette bir kaynak aramak icabeder. Böyle bir kaynak nerededir? Güneşin<br />
bugünkü radyasyonuna bakarak diyebiliriz ki, bu enerji Güneş dışında bir istasyondan<br />
temin edilse bu istasyonun saniyede bir milyar tonlarla ifade edilen bir miktarda kömür<br />
yakması icabederdi. Böyle bir istasyon mevcut değildir. Boş bir okyanustaki bir gemi gibi<br />
seyreden Güneş, sarfettiği enerji için kendi yağıyla kavrulmaya mecburdur. Güneşi,<br />
kömürünü kendi taşıyan bir cisim ve sarfetiği ışık ve ısı enerjisinin bu kömürden hasıl<br />
olduğunu farz etmiş olsak, bu kömürün birkaç bin senede kül ve cüruha inkılab etmesi<br />
icabeder-<br />
Görüldüğü gibi, Güneş var olduğundan beri büyük bir enerji kaybına maruz kalmasına<br />
rağmen bu güne kadar sönmemiştir. Demekki, bunu söndürmeyen bir kuvvet ve her an<br />
onu besleyen ilahi bir kaynak var. İlmin bile izahtan aciz kaldığı böylesine harikulade bir<br />
olayı kör bir tesadüfe yahut iradesiz bir tabiata bağlamak mümkün müdür? Yalnız ısı ve<br />
ışık kaynağı olarak değil, hayatımızınve kainat nizamının mihveri durumunda bulunan ve<br />
ilmin zirveye çıktığı çağımızda bile mahiyeti tam olarak bilinemeyen, tepemizde, kocaman<br />
bir ampul hükmündeki güneşin mevcudiyeti, Allah&#8217;ın varlığına, sonsuz kudretine kat&#8217;i bir<br />
delil değil de nedir?<br />
(21) Allah ve Modern ilim &#8211; A. Nevfel.<br />
Güneşin mutlak sahibi olan Allah (c.c), Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;inde ondan şöyle bahseder:<br />
&#8220;Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu ancak Kadîr ve Alîm olan Allah&#8217;ın<br />
kanunudur&#8221; (22). Eğer Güneş şimdiki halinden biraz yeryüzüne yaklaşsa yeryüzü yanar,<br />
kavrulur, böylece yeryüzünde hayat olmazdı. Yine Güneş biraz yeryüzünden uzaklaşsa<br />
bütün sular buz tutar, soğuktan her taraf donar, böylece yine yeryüzünde hayat dururdu.<br />
Ve canlı diye bir şey kalmazdı. Şimdi, Aysel kardeşim iyi düşün; basit bir masa kendi<br />
kendine var olamaz da, bu anlamış olduğun Güneş kendi kendine nasıl Var olabilir?<br />
Elbette var olamaz. Öyle ise, bu muazzam Güneş&#8217;i yaratan bir şuurlu varlık vardır. O da<br />
Allah&#8217;tır. Şimdi, bu muazzam Güneş kendi kendine var olmuştur veya tabiat yaratmıştır<br />
diyenlerde akıl var mıdır? Elbette yoktur.<br />
DÜNYA: İlk önce dünya hakkında Rabbimiz&#8217;in birkaç ayetini okuyalım. Cenab-ı Hakk<br />
şöyle buyuruyor: &#8220;Göklerin ve yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah&#8217;ındır.&#8221;<br />
(23) &#8220;Göklerin ve yerlerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde<br />
akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır.&#8221; (24) &#8220;Allah O&#8217;dur ki, gökleri ve yeri altı günde<br />
yarattı. Sonra arşa istiva etti, saltanatını kurdu. Sizin O&#8217;ndan başka hiçbir yardımcınız<br />
yoktur. &#8220;(25)<br />
(22) Yasin: 38.<br />
(23) Maide: 120.<br />
(24) Âl-i Imran: 190.<br />
(25) Secde: 4.</p>
<p>Dünyanın yaşı kesin olarak bilinmemektedir. Doğrusunu ancak Allah (c.c) bilir. Şairin biri<br />
şöyle demiş: &#8220;Dünya, ilk ve son sayfaları yırtılmış bir kitap gibidir. Ne önünü, ne de sonunu<br />
okuyabiliyoruz.&#8221; Bununla beraber dünyanın yaşı hakkında tahminler, 300 milyon ile 5.5<br />
milyar yıl arasında değişmektedir. Dünya, Güneşe 150 milyon km.&#8217;dir. Ekvator çevresi 40<br />
bin, ekvator yarı çapı 6373 km.dir. Yüzölçümü, 510 milyon km2&#8242;dir. Yerin hacmi, 1,08.1012<br />
km2, ağırlığı ise 6.1021 tondur. Basıklık oranı, 1/297 dir. Ölçülere göre çok büyük fakat<br />
kâinat içinde mikroskobik yeri dahi olmayan Dünyamız, Güneş etrafındaki bir milyar km.<br />
uzunluğundaki yörüngesinde saatte 108 bin km. hızla dönmektedir. Aynı zamanda kendi<br />
mihveri etrafında 24 saatte bir devir yaparak gece ve gündüzleri meydana getirmektedir.<br />
Mihveri etrafındaki sürati ise, 1666 km/saattir. Demek oluyor ki, insanlar bir günde Dünya<br />
mihveri erafında dönerken 40 bin km.lik yol katediyorlar. Bir yılda da saatte 108 bin<br />
kilometre hızla takriben bir milyar kilometrelik bir feza seyahati yapmış oluyorlar.<br />
Muhakkak ki, insanlar bu baş döndürücü seyahatin farkında bile değildirler. Çünkü<br />
herşeyde ilahi bir denge mevcuttur. Şu dönmekte olan dünya aniden duruverse acaba neler<br />
olur?<br />
Araba aniden durunca herkes nasıl öne fırlıyorsa, Dünyanın durmasıyla birlikte herşey<br />
yerinden fırlayacak, belki dağlarla denizler yarış ederken hepsi bir kül yığını gibi<br />
savrulacak. Meselâ, yine Güneş&#8217;e yakın olan gezegenler, hızlı döndüklerine göre, böylece<br />
Güneş&#8217;in çekimiyle dengede kalıp, bulundukları yeri koruduklarına göre, Dünyamızın<br />
güneş etrafında dönüşü biraz yavaşlarsa, o nisbette Güneş&#8217;e yaklaşacak ve yanacaktık.<br />
Hızlansa uzaklaşacaktık ve donacaktık. Öyle bir noktada bulundurulmuşuz<br />
ki, Dünyanın Güneş&#8217;e olan uzaklığı, mevcut canlıların yaşama sebeplerinden<br />
sadece biridir. Diğer gezegenlerde dünyadaki hayata benzer bir hayatın olmamasının<br />
sebebi budur. Aynı şartlar aynı sonucu doğuracağından, dünyadaki şartlar diğer<br />
gezegenlerde olmadığı için, Dünyadakine benzer bir hayatta oralarda yoktur. Öyle ise,<br />
hayatın ne olduğunu, canları ve canlılardaki evrimi (tekamülü) incelemeden evvel,<br />
Dünya&#8217;nın Güneş&#8217;e olan uzaklığını kim tayin etmiş? Dünyayı kim tartmış? Ona kim bu şekli<br />
vermiş? Sonra Dünya&#8217;nın hem kendi ekseni etrafında, hem de Güneşin etrafında dönüşü<br />
var ki, bunlara ilk hareketi veren kim? Bu hareketin devamını sağlayan kim?<br />
Dünya, Allah (c.c) tarafından bizlere bir mekan olarak bahsedildiği için, fizyolojik,<br />
biyolojik, anatomik yapımıza göre bazı imkanlar ve uygun şartlar hazırlanmıştır. Gece,<br />
gündüz, mevsimlerin oluşumu, atmosferin terkibi, meteorolojik olaylar, bitkiler, hayvanlar,<br />
daha nice nimetler ve imkanlar, işte bu hikmete mebni halkedilmiş ve emrimize musahhar<br />
kılınmıştır. Dünya dönmeseydi ve mihverinden 23 derecelik bir sapma ile yörüngesinde<br />
seyretmese idi, ne gece, ne gündüz, ne de mevsimler meydana gelecekti. Neticede, durgun,<br />
sönük, nimetsiz ve lezzetsiz bir alem olacaktı. Teneffüs ettiğimiz havanın içindeki oksijen,<br />
hidrojen, azot, argon, su buharı ve karbondioksit dengesi bozulmuş olsaydı, canlıların<br />
yaşaması imkansız hale gelirdi.<br />
Öyle ise şimdi sana soruyorum Aysel Kardeş: Nasıl bir masa kendi kendine var olmuyor,<br />
onun bir ustası olduğunu söylüyoruz, öyle de şu birazcık anlatmış olduğum dünyamız<br />
kendi kendine yar olabilir mi? Elbette Dünya kendi kendine var olmayıp, onu yoktan var<br />
eden bir ustası vardır. O da Allah (c.c)&#8217;dır. Değil mi Aysel Kardeşim?<br />
Sen de inanıyor, sen de Allah&#8217;ın sanatına hayran kalıyorsun değil mi?&#8230; Misallere devam<br />
edelim&#8230;<br />
GEÇELİM ATOMA: Çevremize baktığımız zaman, canlı, cansız, sayısız varlıklarla<br />
karşılaşırız. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler canlı; diğer yandan taş, demir, kömür, toprak gibi<br />
şeyler de cansızdır. Canlılarda, can veya ruh dediğimiz bir kuvvet vardır. Buna mukabil<br />
cansızlarda gizli bir enerji mevcuttur. Buradan &#8216;canlılarda aynı mahiyette bir enerji yoktur<br />
anlamı çıkarmamalıdır. Canlıları, hücre yapısından, beslenme ve solunum yapma gibi<br />
hususiyetleri sebebiyle tefrik ettiğimizden dolayı, onlar için, önceden bir enerjiden ziyade,<br />
hayatiyet söz konusudur. Ruhun bedenden çıkmasıyla insan ölür, cansız bir varlık halini<br />
alır ama gizli enerjisinden hiçbir şey kaybetmez. Çürüyen ceset toprak olur, ona karışır. Bu<br />
noktada toprakla ceset arasında fark yoktur.(26-a) İkisinde de karbon, hidrojen, oksijen,<br />
azot, kükürt, demir vs. gibi atomlar vardır. Atomlar ise, canlı, cansız ne varsa bütün<br />
varlıkların bilinen en küçük parçasıdır. Ve hepsi büyük birer enerji deposudur. (Meselâ, bir<br />
kuruş büyüklüğündeki bir bakır parçasının atomlarındaki mevcut kudret elli bin tonluk bir<br />
gemiye birkaç defa devr-i alem seyahati yaptırabilir. Bir kahve kaşığı kömür tozunun<br />
atomlarında beş milyonluk bir şehrin en soğuk aylarda bir haftalık ısıtma ihtiyacını<br />
karşılayacak enerji vardır. (26) Bir gram Radyum atomunun enerjisi 3.000 ton kömürün<br />
enerjisine denktir. (27) Bu enerjinin dinamosu ise, çekirdek ve etrafında dönen<br />
elektronlardır. Elektronlar durmadan hareket ettiğine göre, şu elimizde tuttuğumuz kalem,<br />
gözümü, ze taktığımız gözlük, sırtımıza giydiğimiz ceket, taşlar da hareketlidir. Çünkü,<br />
onların da en küçük parçası atomdur. Öyleyse, her şeyde bir hareketin olduğunu<br />
söyleyebiliriz.<br />
(26-a) İnsanın topraktan yaratıldığını gösteren ilmî bir işaret.<br />
(26) Anarşi: Kainat Nizamı Anarşiyi Reddeder &#8211; Zeki Ünal.<br />
(27) Allah ve Modern İlim &#8211; Abdürrezzak Mevfel.<br />
Atom, Güneş sistemine çok benzer. Adeta onun küçük bir benzeridir. Atom çekirdiğini<br />
Güneş kabul edersek, etrafında dönen elektronlar da gezegen hükmündedir. Fakat, atom,<br />
Güneş sistemine göre kıyaslanamayacak derecede küçüktür. Meselâ, Güneş&#8217;in çapı, 1.4<br />
milyon kilometre iken atom ancak milimetrenin on milyonda biri kadardır. En küçük<br />
gezegen Plüton&#8217;un çapı, 6.000 kilometre olduğu halde elektronun çapı, atom çapının ancak<br />
yüz binde biri kadardır. Gezegenlerin en süratlisi Merkür&#8217;dür. Hızı, saniyede 47<br />
kilometredir. Halbuki, elektronların sürati, saniyede 300 bin kilometredir. Atomun<br />
çekirdeğinde, artı yüklü protonlarla, hiçbir elektrik yükü taşımayan nötronlar vardır.<br />
Elektronlar ise, eksi elektrik yüklüdür. Elektronlarla çekirdek arasındaki mesafe o kadar<br />
büyüktür ki, kendi cüsselerine göre ay ile dünya arasındaki mesafe kadardır. (28)</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/50/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/50/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/50/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=50&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/allahin-varligini-ispat-eder-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>36</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Su uyur Düşman uyumaz 2</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</guid>
		<description><![CDATA[Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.<br />
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer<br />
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?<br />
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.<br />
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir<br />
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, İslâm ne diyorsa ona uymaktır. Sizin<br />
söylediğiniz bu sözlerle İslâm&#8217;ı bilmeyenler aldatılıyor. İşte bakınız, arkadaşlarınız ikinci<br />
sigaralarını yaktılar, hâlâ bir kelime dahi konuşmadılar. Acaba ben buraya geldim diye mi<br />
kızdılar? Sağımda oturanlardan dik bakışlı olanı:<br />
<span id="more-46"></span><br />
— Niçin kızalım?<br />
— Bilmemki, bir hoş geldiniz bile demediniz.<br />
— Biz, ev sahibi değiliz ki&#8230;<br />
— Ne önemi var? Benden önce gelmişsiniz ya&#8230; Sonra çok acaib bir şekilde bakıyorsunuz.<br />
Halbuki, ben bir karıncayı bile incitmek istemem&#8230; Bir gören olsa, babanızı öldürdüm<br />
zannedecek.<br />
— Fark etmez&#8230;<br />
— Nedir o fark etmeyen?..<br />
— Babamı öldürseniz de sizden aynı şekilde nefret<br />
ederdim.<br />
Esmer olanı atılarak:<br />
— Aysel saçmalama..<br />
— Saçmalamıyorum, doğruyu söylüyorum. Ben, bütün İslamcı yobazlardan nefret ederim.<br />
İçi barut fıçısı gibiydi genç kızın&#8230; Kazın açık konuşması çok hoşuma gitti, hiç olmazsa<br />
Mason taktiği yapmıyordu.<br />
— Seni tebrik ederim. Açık sözlü kimsenin şahsiyetini sevmesem bile, açık sözlülüğünden<br />
dolayı takdir ederim. Oldu olacak şunun sonunu getir bakalım. Neden İslâm&#8217;dan nefret<br />
ediyorsun? Ne yaptı sana İslam?&#8230;<br />
— Ne yapacak&#8230; Görmüyor musunuz, bizi ne kadar geri bıraktı? Avrupa aya giderken, biz<br />
hâlâ yaya gidiyoruz.<br />
— İslâmiyet&#8217;in ne suçu var bunda?<br />
— Onun için geri kaldık.<br />
— Biz İslâm&#8217;ın emrine göre mi yaşıyoruz? Yani biz İslâmiyet&#8217;in, Allah&#8217;ın emirlerini dinleyen<br />
bir ülke olduk da, İslâm; &#8220;Durun ilerlemeyin&#8221; emrini mi verdi? Biz de onu dinledik te sonra<br />
mı geri kaldık?<br />
— Biz, İslâm&#8217;ın, namaz, oruç, hac gibi ibadet emirlerini yaptık. Fakat ilimle ilgili ibadet<br />
emrini yapmadık. Zaten kafirler, bu yalanı söylerken bilmişler senin hemen inanacağını.<br />
İslâmiyeti araştırmadan, niçin onun hakkında kötü hükümler veriyorsunuz?<br />
— Nereden biliyorsunuz araştırmadığımı?<br />
— Konuşmanızdan belli oluyor. İslâm&#8217;ı terkedeli beri Batı&#8217;nın kölesi olduk. Siz de,<br />
terketmediğimiz için geri kaldık diyorsunuz. Neyi kaldı İslam&#8217;ın, sadece nüfus kağıtlarında<br />
İslâm yazıyor. Siz, onu da silip yerine başka din yazsanız ne fark eder ki&#8230; Zaten devlet<br />
olarak da öyle, güya İslâm ülkesi, Türkiye İslâm devletiymiş&#8230; Tamamen yanlış. Çünkü;<br />
İslâm ülkesi demek, anayasası Kur&#8217;an olan ülke demektir. Yani o ülkenin temel kanunları<br />
yalnız Allah&#8217;a (c.c) aittir. Allah&#8217;ın sözü geçer. Halbuki, Türkiye&#8217;de kanunları insanlar yapar,<br />
insanların sözü geçer. Hatta 1928 yılında İsmet İnönü ve yüzyirmi arkadaşının imzası ile<br />
meclise yapılan &#8216;tadil teklifi&#8217; kabul edilmiş ve anayasanın bazı maddeleri değiştirilmiştir.<br />
Böylece 1924 anayasasının ikinci maddesinden &#8220;Devletin resmi dini İslâm&#8217;dır&#8221; kaydı<br />
silinmiş ve 24. maddesinden meclisin vazifeleri arasında sayılan &#8220;Ahkâm-ı şeriyyenin<br />
tenfizi&#8221; ibaresi kaldırılmıştır.(5) Türkiye&#8217;nin, sadece şehir girişlerinde bol bol minareler<br />
var. Maalesef onların da içlerinde birkaç saf cemaat var. Bana şunu söyleyebilir misiniz,<br />
İslâm adına şu ana kadar yaptığınız ne var? Ya da şöyle diyelim, İslâm adına ne yaptınız?<br />
— Hiçbir şey yapmadım&#8230;<br />
— Türkiye&#8217;nin uyguladığı bir İslâmî emir söyleyebilir misiniz?<br />
— Bilmem ki&#8230; Ha&#8230; Cuma namazı var.<br />
— Kimler kılabiliyor cuma namazını? İş başında olan işçi kılabiliyor mu? Memur kılabiliyor<br />
mu?<br />
— Hani biraz önce, İslâm yüzünden geri kaldık diyordunuz. İslâm&#8217;ın hangi emrinden dolayı<br />
geri kaldığımızı söylemeyecek misiniz?<br />
(5) Din Eğitimi Ve Îmam-Hatip Okulları Davası &#8211; Ali Rıza Kırboğa, Shf. 274.<br />
— Bilmem, bildiğim bir şey varsa, o da İslâm dini insanı yobazlaştırıyor.<br />
— Kardeşim sen İslâm&#8217;ı biliyor musun?<br />
— Elbette biliyorum.<br />
— Nerde Öğrendin?<br />
— Okulda, öğretmenimiz öğretti&#8230;<br />
— Öğretmeniniz biliyor muydu?<br />
— Herhalde biliyordu, bilmese neyi öğretecek?<br />
— Kardeşim, Türkiye&#8217;de dini, İslâm&#8217;ı bilmeyen insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bir<br />
masal, bir cinayet anlatıp, İslâm budur deniliyor. Karşıdaki şahıs İslâm&#8217;ı bilmediğinden<br />
hemen inanıyor. Okulda öğretmenler, sadece namazda kılınacak dualardan birkaçını,<br />
belletirler bir de sadece 32 farzı madde madde öğretip teferruatına asla girmezler. Çünkü,<br />
32 farzın biri de, kitaplara inanmaktır. Yüz suhûf dört tane kitap vardır. Bunlardan yüz<br />
tanesi küçük suhûflar (yani sayfalar) halinde, dört tanesi büyük kitaplar halindedir.<br />
Bunlardan biri de Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Öğretmen, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in içindekilerini anlatsa<br />
devlete, yani laikliğe karşı gelmiş olacaktır. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;da din işleri ile devlet işleri<br />
birbirinden katiyyen ayrılmaz. Kim ayırırsa İslâm&#8217;dan çıkmış olduğunu bildirir. Kur&#8217;an-ı<br />
Kerim, bir hayat nizamıdır. Şimdi, öğretmenler bunları nasıl anlatacak? Katiyyen<br />
anlatamazlar, eğer anlatmaya kalkarlarsa öğretmenlikten atılmaları yetmiyormuş gibi<br />
mahkemeye çıkarılır, hapse atılırlar&#8230; Zaten öğretmenlerin çoğu bunu bilmez, bilenler de<br />
yasak olduğu için anlatmazlar. Öğretmeninizin size de anlatmadığı belli oluyor. Sahi sizin<br />
öğretmeniniz namaz kılıyor muydu?<br />
— Kılmıyordu, fakat çok temiz kalpliydi.<br />
— Temiz kalpli olsa, Allah&#8217;a (c.c.) rest çeker miydi? İslâmiyet&#8217;i bilse namazını geçirir miydi?<br />
— Yok kardeşim yok, İslâm oyuncak değildir. Öğretmeninin sana İslam&#8217;ı tam olarak<br />
anlattığını zannetme&#8230; İslâmiyet&#8217;ten bildiğini zannetiğin, imanın altı şartı ile İslâm&#8217;ın beş<br />
şartı. Ama inan bana onları da bilmiyorsundur.<br />
— Size öyle geliyor, bilmez olur muyum hiç.<br />
— O halde söyle bakalım imanın altı şartından birincisi olan Allah&#8217;a (c.c.) inanmak nasıl<br />
olur? Ve sen nasıl inanıyorsun?<br />
— Ben inanmıyorum ki?<br />
— Ha&#8230; Demek inanmıyorsun. Hani okulda dini öğrenmiştin? Allah&#8217;ı öğrenmeyenin dini<br />
öğrenmesi mümkün mü?<br />
Tartışmamız hızlanmaya başlamıştı ki, vaaz vermem için beni diğer odaya çağırdılar.<br />
Kızlara dönerek:<br />
— Neyse, çok güzel münazara ediyorduk, şimdi vaaz vereceğim. Konu da, &#8220;İslam nedir?&#8221;<br />
olacak. İsterseniz siz de dinleyin, dedim.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/46/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/46/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Görülmeyen şey yok mudur?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2006 18:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Cinler]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[nazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Ateistler, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) diyorlar. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Melek, cin ve şeytanı inkâr eden müslüman olamaz. Bunlar Kur�an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça yazılıdır.
Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin başında gayba imanı, yani görmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile kötünün, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=42&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sual: Ateistler, (Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur) diyorlar. Bu hususta açıklama yapar mısınız?<br />
CEVAP<br />
Melek, cin ve şeytanı inkâr eden müslüman olamaz. Bunlar Kur�an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça yazılıdır.</p>
<p>Dünya, bir imtihan yeridir. Allahü teâlâ, Bekara suresinin başında gayba imanı, yani görmeden inanmamızı emretmiştir. İyi ile kötünün, inananla inanmayanın ayırt edilmesi için bir imtihan gerekir. Allahü teâlâ imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, suç, günah işleyeceğini bilir. Fakat, henüz suç işlemeden cezalandırılsa, (Suçum yokken, imtihan edilmeden, beni cezalandırmak doğru değil) diyebilir. İşte bunun gibi sebeplerle, insanlar imtihan için dünyaya getirilmiştir. Söz dinleyenle, dinlemeyen, suç işleyenle işlemeyen belli olsun diye, bazı yasaklar konmuş, bazı ibadetleri yapma mecburiyeti getirilmiştir.<br />
<span id="more-42"></span><br />
Mesela (domuz eti veya besmelesiz kesilen kuzu eti niye haram) diye soruluyor. Etin mutlaka bir zararı olduğu için değil, emri dinleyenle dinlemeyen belli olsun diye de haram edilmiş olamaz mı?</p>
<p>Bu öyle bir imtihan ki sorular da, cevaplar da bellidir. Kabirde ne sorulacak, ahirette ne sorulacak hepsi bellidir. Ben soruları ve cevapları bilmiyordum diye itiraz edilemeyecektir.</p>
<p>Cin, şeytan, nazar, Cennet, Cehennem gibi şeylerin görülmemesi de bir imtihandır. Görüldükten sonra imtihanın ne önemi kalır? Çok çalışkan ve bilgili bir öğrenci ile çok tembel ve cahil bir öğrenci imtihana girse, sorular ve cevaplar belli olsa, ikisi de aynı şeyi yazacak, o zaman çalışkan talebe ile tembel olan ayrılmayacaktır. Bilenle bilmeyenin ayrılması için [daha doğrusu inananla inanmayanın ayrılması için] bir imtihan gerekmez mi?</p>
<p>Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi olur. İnsanların duyuları, hayvanlarınkinden daha geridedir. Köpek çok kuvvetli koku alır. İnsan, bu kadar koku alamaz, gecenin zifiri karanlığında yarasa gibi hareket edemez. İnsan, ışık olmadan, karanlıkta göremediği halde, kedi görebiliyor. O halde göze değil, akla göre karar vermek gerekir.</p>
<p>Mıknatısın manyetik gücünü gözle göremiyoruz. Fakat demiri çekmesinden mıknatısta bir güç olduğunu anlıyoruz. Kumanda aleti ile, TV�yi açıp kapatıyoruz. Kumanda aletinde gözle görmediğimiz bir güç, bu işleri yapıyor. Uzaktan kumandalı bir aletle, otonun kapıları açılabiliyor. Fakat bu işi yapan gücü göremiyoruz. O halde, hisse değil, akla değer vermek gerekir. Lazer ışınları ile ameliyat yapılıyor, demir kesiliyor. Bu ışınları ve manyetik dalgaları gözle göremiyoruz. Göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir.</p>
<p>Bir teldeki elektrik akımını gözle göremiyoruz. Fakat yaptığı işlerden, içinde cereyan olduğunu anlıyoruz. Gözle görmediğimiz için cereyanı inkâr edemeyiz. Yer çekimini de gözle göremiyoruz. Fakat cisimlerin havaya değil de yere düşmesinden, yerde bir çekim kuvvetinin olduğunu anlıyoruz.</p>
<p>İnsanları ayakta tutup hareket etmesini sağladığı için ruhun varlığını anlıyoruz. Fakat gözle göremiyoruz. Hakkı bâtıldan ayıran insana akıllı diyoruz. Fakat aklı da göremiyoruz. Görülmediği halde, varlığı akılla anlaşılan çok şey vardır. Kimisi, bir şeye bakıp beğendiği zaman gözlerinden çıkan şualar, yani nazar, canlı cansız şeylerin bozulmasına sebep oluyor. Fen, belki bir gün, şuaları ve etkilerini daha iyi açıklayacaktır.</p>
<p>Kısacası, tekrar edelim, göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir. Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi olur.</p>
<p>Cin vardır<br />
Mutezilenin bir kısmı cinni inkâr ederken, bir kısmı, cinnin varlığını kabul eder; fakat cinnin insana zarar verdiğini inkâr eder. Nur-ül-İslam kitabında diyor ki: Cinlerin ilk babası Can�dır. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Canı da daha önce, zehirli, dumansız ateşten yarattık.) [Hicr 27]</p>
<p>Şeytanlar, iblisin zürriyetindendir. İblis de cin taifesindendir. Kur&#8217;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(İblis cinlerdendi.) [Kehf 50]</p>
<p>Cin suresinin ilk âyetlerinde, cinlerden iman edenlerin de olduğu bildirilmektedir. (Nas) suresinde cinlerden insanlara zarar verenlerin bulunduğu, zararlarından Allah�a sığınılması bildirilmektedir. Bu bakımdan cinleri inkâr edip, onların insanlara zarar verdiğini inkâr eden kâfir olur. Süleyman aleyhisselamın cinlerden de düzenli askerleri olduğu Kur&#8217;an-ı kerimde bildirilmiştir. (Neml 17)</p>
<p>Cehennem, cin ve insanlarla doldurulacaktır. (Secde 13)</p>
<p>Cinler de insanlar gibi, Allah�ı tanımak ve Ona ibadet etmek için yaratılmıştır. (Zariyat 56)</p>
<p>Kur&#8217;an-ı kerimde cin ile ilgili daha birçok âyet-i kerime vardır. Hadis-i şerifte cinlerden korunmak için dualar bildirilmiştir. Göz ile görmediğini inkâr etmek, akla da, ilme de aykırıdır.</p>
<p>Aklın doğru karar verebilmesi için<br />
Akıl, göze değil, göz akla bağlıdır. Göz her şeyi göremez. Mesela tecrübeler neticesinde havanın içinde çeşitli gazlar bulunduğunu biliyoruz. Gözümüzle havayı ve içindeki gazları göremiyoruz. Göremediğimiz için, aklımızı göze tâbi kılarak (Hava ve gaz diye bir şey yoktur, olsaydı görürdük) demek aklı, tecrübeyi hiçe saymak olur.</p>
<p>Bugün fen yolu ile suyun oksijen ve hidrojen denilen 2 gazdan meydana geldiğini biliyoruz. Bu gazların biri yakıcı, diğeri de yanıcıdır. Suya bakınca ne oksijeni, ne de hidrojeni görmemiz mümkün olmaz. Hatta su renksiz olduğu için ağzına kadar dolu bir şişedeki suyu bile göremeyiz. Aklı göze tâbi kılarak (Şişede su, suda da gaz yoktur) diyebilir miyiz?</p>
<p>Aklın önemi, insanlığın şerefi, gözün görme kuvvetiyle ölçülseydi, kedinin insandan daha şerefli olması gerekirdi. Çünkü insan, ışık olmadan, karanlıkta göremezken kedi görebiliyor. O halde göze değil, akla göre karar vermek gerekir.</p>
<p>Bazı zehirli gazlar, renksiz ve kokusuz olduğu için görülemez ve varlığı anlaşılamaz. Tüpteki bir gazın çıkıp da odadaki insanları zehirlememesi için gaza koku katılır. Bu sayede bir odadaki gazı gözümüzle görmediğimiz halde, kokusundan dolayı anlarız.</p>
<p>İki biberin birinin tatlı, diğerinin acı olduğunu gözümüzle anlayamayız. Gözün vazifesi bu değildir. Göz, belli bir uzaklıktan sonraki ve belli bir büyüklükten daha küçük olan cisimleri göremez. Küçük mikroplar görülemediği gibi, çok uzaktaki koca bir insan da görülemez. Göremediğimiz için bunların yokluğu iddia edilemez.</p>
<p>Bazı gezegenlerin varlığından haberdar değiliz. Bugünkü fen, bunları anlayamadığı için başka gezegenlerin yokluğu iddia edilemez. Canlıları ayakta tutan ruhu da göremiyoruz, ama inkârı mümkün değildir.</p>
<p>Cinni inkâr etmek, Allahü teâlâyı inkâr etmektir. Bunun için aklı, fenni, göze tâbi kılmamalıdır! Aksine gözü, akla tâbi kılmalıdır! Akıl da tek başına hakkı bulamaz. Akıl göz gibi, İslamiyet de ışık gibidir. Yani aklın doğru karar verebilmesi için İslamiyet ışığına ihtiyacı vardır.</p>
<p>Kısacası, tekrar edelim, göremediğimize yok demek akla, ilme uygun değildir. Görülmeyen her şeye yok demek, aklı bırakıp, duyulara tâbi olmak demektir. Hayvanlar duyularına tâbi olur; insan ise, akla tâbi olur.</p>
<p>İman nedir?<br />
İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani)</p>
<p>Nazara yani göz değmesine inanmayan bir kimse, (Bugün fen, gözle görülemeyen şuaların iş yaptığını açıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV�yi, radyoyu veya arabamızı açıp kapatabiliyoruz. Bunun için gözlerden çıkan şuanın zarar verebileceğine artık inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. Çünkü bu insan dine değil, kumandadan çıkan şuaya inanıyor. Yahut şua ile birlikte Peygambere inanıyor. Yani fen kabul ettiği için, şuaların etkisini gözü ile gördüğü için inanıyor ki bu iman olmaz. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, fayda veya zararını gözü ile görmese de, yine inanmak lazımdır. Hakiki iman gayba inanmaktır yani görmeden inanmaktır. Gördükten sonra artık o iman olmaz. Gördüğünü itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3. âyetinde, gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. İmanın altı şartı da gayba inanmayı gerektirmektedir. Çünkü hiç birisini görmüş değiliz.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/42/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/42/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/42/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=42&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/29/gorulmeyen-sey-yok-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>