<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Kadın</title>
	<atom:link href="http://isoru.wordpress.com/category/kadin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	<description>Sorular ve Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2009 22:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='isoru.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/c376614cc4563b1d52afa184ab52b2de?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Kadın</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Niçin Tesettürlüsünüz..?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2008/07/15/nicin-tesetturlusunuz/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2008/07/15/nicin-tesetturlusunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jul 2008 00:47:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bas Ortusu]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2008/07/15/nicin-tesetturlusunuz/</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürlüyüm Çünkü..
Allahı hatırlamak ve hatırlatmak için..
Yaratılış gayemin gereği..
Özel olduğum için .. Özel hissettiğim için .. İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için.. Kulluğumun gereği.. Rabbimin rızasını kazanmak için..
tesettürlüyüm çünkü;
Tesettürlüyken daha rahat olduğum için.. Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için.. Allah rızası için.. Birtakım kötü gözlerden koruduğu için..
Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=242&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Tesettürlüyüm Çünkü..</p>
<p>Allahı hatırlamak ve hatırlatmak için..</p>
<p>Yaratılış gayemin gereği..</p>
<p>Özel olduğum için .. Özel hissettiğim için .. İnsanların gözünde değil Rabbimin nazarında özel olduğum için.. Kulluğumun gereği.. Rabbimin rızasını kazanmak için..</p>
<p>tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>Tesettürlüyken daha rahat olduğum için.. Dışarıda kendimi en rahat hissedebileceğim giyim şekli olduğu için.. Allah rızası için.. Birtakım kötü gözlerden koruduğu için..</p>
<p>Tesettürlü bir insan dış görünüşüyle değil de kişiliği ve ahlakıyla davranışlarıyla, düşünceleriyle ön planda olduğu için..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü ;</p>
<p>Buna verilecek en iyi cevabım: İnancımın kanıtlarından biri TESETTÜRÜM..</p>
<p>İnanıyorum; emri başım üstünde her varlığa sevgi duyuyorum.. her varlık O na çıkıyor.. O nu seviyorum..</p>
<p>tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>Rabbim bize zinet değerinde bakıyor ve ben bu zineti en iyi şekilde muhafaza etmek istiyorum..</p>
<p>tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>kadınlık vasfıyla deği,insan vasfıyla hayatta ilerlemek istiyorum..</p>
<p>tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>Ehli imana zarar vermek istemiyorum..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>Tesettürün en baş vasfı başörtüsünü ilk önce kalbimde sonra kafamda taşıyorum..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>İslamı yaşamayı kolaylaştırıyor, hayatımın her safhasına yaymamı sağlıyor..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>Bana Rabbimi hatırlatıyor ve hatırlatanlardan olmak istiyorum..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü ;</p>
<p>&#8220;KULUM&#8221; DİYE YADEDİLENLERDEN OLMAK İSTİYORUM..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>Hürüm ben.. tesettürüm sayesinde namahremim, saygı duruşuna geçmek zorunda.. (öyle bir temsil etmeliyim ki, bu olmak zorunda)</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü;</p>
<p>HAKK böyle istiyor .. Hakk istedi mi, şek yok şüphe yok koşul yok şart yok..</p>
<p>Tesettürlüyüm;</p>
<p>çünkü hürüm ben.. Budur sebebi örtümü başımda taşırken gözlerimin ışıması.. Gurur addetmeyiniz..</p>
<p>Tesettürlüyüm çünkü ;</p>
<p>DEĞERLİYİM!!</p>
<p>Tesettürlüyüm Çünkü..</p>
<p>Allah&#8217;a İtaat Ediyorum..</p>
<p>Tesettürlüyüm&#8230;</p>
<p>Çünkü Allah&#8217;a Teslim oldum..</p>
<p>kaynak : nurunalanur.org</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/242/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/242/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/242/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=242&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2008/07/15/nicin-tesetturlusunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kaş Aldırma nın hükmü</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/12/kas-aldirma-nin-hukmu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/12/kas-aldirma-nin-hukmu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2007 22:09:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/12/kas-aldirma-nin-hukmu/</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimiz (s.a.s.) kaşını incelttiren kadına ve bu işi yapana da lânet etmiştir.
(Örnek olarak bk. Buhârî, teFsir sûre 59/4; Müslim, libas 120.).
Fakat bazı Islâm âlimleri kadının yüzünde anormal olarak (çeşitli hormon bozukluklarından ötürü) biten kılları kadın koparabilir. Çünkü bu fıtratı değiştirmek değil, çeşitli hastalıklardan ötürü bozulan kadınlık fıtratını düzeltmek anlamını taşır. Kadın böylece kocasını süslenme arzusunu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=186&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Peygamberimiz (s.a.s.) kaşını incelttiren kadına ve bu işi yapana da lânet etmiştir.</strong><br />
(Örnek olarak bk. Buhârî, teFsir sûre 59/4; Müslim, libas 120.).<br />
Fakat bazı Islâm âlimleri kadının yüzünde anormal olarak (çeşitli hormon bozukluklarından ötürü) biten kılları kadın koparabilir. Çünkü bu fıtratı değiştirmek değil, çeşitli hastalıklardan ötürü bozulan kadınlık fıtratını düzeltmek anlamını taşır. Kadın böylece kocasını süslenme arzusunu da karşılamış olur. Ibn Âbidîn, bu maksatla yapılırsa müstehaptır der.<span id="more-186"></span></p>
<hr />
<p>Kaşlarının arası bitişik olan bir kadın, sadece bitişen yerlerdeki tüyleri çekebilir mi? Yüzdeki ve özellikle de bıyıklardaki tüyleri, ayrıca bacaklardaki kılları yolabilir mi?</p>
<p>Allah Rasûllü Efendimiz (s.a.s.) kaşını incelttiren kadına ve bu işi yapana lânet etmiştir. Fakat bazı Islâm alimleri, kadının yüzünde anormal olarak (çeşitli hormon bozukluklarından ötürü) biten kılları, kadının kocanın izniyle koparabilir, çünkü bu Allah&#8217;ın normal olarak yarattığı ve görmek istediği yaratılış biçimini; yani fıtratı değiştirmek değil, çeşitli hastalıklardan ötürü bozulan kadınlık fıtratını düzeltmek anlamını taşır, demişlerdir. Kadın böylece, eğer istiyorsa, kocanın süslenme arzusunada uymuş olur. Ibn Âbidîn, bu tür anormal kılları yolmâk, bu maksatla yapılırsa müstehaptır, der. Ayaklardaki anormal kılları yolmak için de aynı şey söylenir. Yalnız bunları başkalarına güzel görünmek için yapmak, doğuştan bitişik yaratılan kaşları almak ve her kadında normal olarak, biraz farklı ölçülerde de olsa, bulunan bıyık tüycüklerini yolmak haramdır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/186/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/186/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/186/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/186/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/186/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=186&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/12/kas-aldirma-nin-hukmu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Örtünme,Baş örtüsü Nasıldır? renk cins ayrımı olur mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bas Ortusu]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Cilbab]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Setr]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[Tülbent]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Örtünme]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Kadın Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?
En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;"><span style="font-size:14pt;line-height:1.3em;">Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?</p>
<p>En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi yoktur yeter ki, kişiyi cazip göstermesin. İnsan kendini Allah&#8217;a beğendirmeye çalışmalı. Önemli olan bu. Mesela bir hanım manto almış. Kimisi bu mantonun rengini beğenmez, kimisi biçimini, kimisi düğmelerini beğenmez. O hanım şöyle soracak kendine: &#8220;Bu mantoyu Allah beğenir mi?&#8221; O&#8217;dur önemli olan. Bol mu? Uzuvları belli ediyor mu? İçini gösteriyor mu? Rengi canlı mı?<span id="more-177"></span></p>
<p>Bir kadının iffetli sayılabilmesi için, örtünmesi yeterli değildir. Kadının bakışları, yürüyüşü, hareketleri&#8230; Bunlar tesettürü oluşturan bütünün parçalarıdır. Kur&#8217;an&#8217;da tesettür, &#8220;cilbab&#8221; diye geçer. Yani kadının kafasından bir örtü bırakacağız, işte oldu cilbab&#8230;</p>
<p>Şimdiki hanımlar, modern tesettürlü (!) Modernizm Avrupa&#8217;ya aittir. Kanımca böyle hanımları imanları kurtaracak&#8230; &#8220;Efendim ben öyle kapanamam.&#8221; Kapanma. O zaman gelecek tehlikelere de razı ol.</p>
<p>Kapalı bir hanım, yolda giden diğer bir kapalı hanımı durdurmuş, şöyle demiş: &#8220;O kadar güzel kapanmışsın ki, çok cazip görünüyorsun!&#8221;</p>
<p>Ceylanı güzelliği için vururlar. En güzel meyveye çok taş atarlar. Altın, değerli olduğu için onu ateşe atıp eritirler. Elmas yontuldukça kıymetlenir. Geyikleri boynuzları için avlarlar. Bazı hayvanlar kürkleri için acımasızca öldürülür. Birçok değerlere sahip olanlar, birçok felaketlere uğrayabilirler. İslamiyet, dünya ve ahiretimizi cennet etmek için vardır. İslamiyet&#8217;in dışına çıkansa, avcının ağına düşer!</p>
<p>Tesettür, kadının cazibesini artırması değildir!</span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/177/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/177/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Camilerde/Cemaatlerde Kadınlar neden Arkadalarda durur? Mantıklı mı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/12/16/camilerdecemaatlerde-kadinlar-neden-arkadalarda-durur-mantikli-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/12/16/camilerdecemaatlerde-kadinlar-neden-arkadalarda-durur-mantikli-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Dec 2006 14:46:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Secde]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/12/16/camilerdecemaatlerde-kadinlar-neden-arkadalarda-durur-mantikli-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Cemaatle kılınan namazlarda arka safta bulunan kadınlar, erkekler secdeden doğrulmadan başlarını kaldırmamaları gerekir. Rasûlüllah buyuruyor: &#8220;Siz kadınlardan kim Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanmışsa erkekler başlarını kaldırmadan başını kaldırmasın” (Ebu Davud, II,15).

Bu, kadınların kalplerini şeytanın vesvesesinden korumak için konulmuş bir kuraldır.
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=162&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-decoration:underline;">Cemaatle kılınan namazlarda arka safta bulunan kadınlar, erkekler secdeden doğrulmadan başlarını kaldırmamaları gerekir. <strong>Rasûlüllah buyuruyor: &#8220;Siz kadınlardan kim Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanmışsa erkekler başlarını kaldırmadan başını kaldırmasın”</strong> (Ebu Davud, II,15</span>).<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><span style="color:red;"><br />
Bu, kadınların kalplerini şeytanın vesvesesinden korumak için konulmuş bir kuraldır.</span></strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/162/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/162/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/162/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=162&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/12/16/camilerdecemaatlerde-kadinlar-neden-arkadalarda-durur-mantikli-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Miras Sistemi Nasıldır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2006 21:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/</guid>
		<description><![CDATA[ Nisa Süresi11. ayet;&#8221;Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=153&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> Nisa Süresi11. ayet;&#8221;<strong>Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir</strong>.&#8221;<br />
<span id="more-153"></span><br />
<font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bu iki âyetten birincisi doğum ilişkileri üzerinde durup ölüden itibaren yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru fürû ve usul denilen iki tarafı bulunan soy direği yakınlığına bağlıdır ki, çocuklar ve ebeveyn (ana ve baba) bu direğin ölüye vasıtasız bağlı olan başlangıçlarıdır. İkincisi, önce vasıtalı bağlantı ifade eden evlenme ilişkisine, ikinci olarak soyda, soy direğinin dışında olup onun etrafında bulunan ve ona göre zayıf olduğundan dolayı kelale (uzak akraba) denilen yakınlık yönü ile ilgilidir ki, ancak vasıtalı bağlantı ifade eder. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Fahreddin Razî burada şöyle bir tarihî özet yapmıştır. Cahiliyye halkı iki şey ile birbirinden miras alıyorlardı: Biri neseb, diğeri anlaşma. Neseb yönünden ne çocukları ne de kadınları mirasçı yapmazlardı. Ancak akrabalardan at üzerinde savaşmaya ve düşmana vurmaya ve ganimet almaya gücü yeten erkekleri mirasçı kılarlardı. Antlaşmaya gelince: Bu iki şekilde olurdu ki, birincisi hilf (sözleşme) idi. Bir adam, diğerine: kanım senin kanın ve yıkılmam senin yıkılmandır. Sen bana mirasçı olursun, ben sana; sen benimle aranırsın ben de seninle der. Bu şekilde anlaşma yaptılar mı hangisi arkadaşından önce ölürse sağ kalanın, şart gereğince ölenin malında hakkı olurdu. İkincisi de evlat edinme idi. Bir adam başkasının oğlunu oğul edinir. Ondan sonra bu oğlanın nesebi babasına değil, bu adama nisbet edilir ve mirasçısı olurdu ki, bu evlat edinme de antlaşma çeşitlerinden bir çeşittir. Allah Teâlâ, Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini peygamber olarak gönderdiği zaman her şeyden önce bunları cahiliyyedeki durum üzere bıraktı. Hatta bazı âlimler demişlerdir ki, hayır yalnız terk değil, onaylamıştır ki; &#8220;ana, baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik&#8230;&#8221; âyeti neseb ile mirasçı olmayı; &#8220;Yemin akdiyle (antlaşma ile) mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin.&#8221; (Nisâ, 4/33) âyeti, antlaşma ile mirasçı olmayı onaylamaktır. Cahiliyede mirasçı olmanın sebepleri böyle idi. İslâm&#8217;daki mirasçı olma sebeplerine gelince, anlatıldığı üzere antlaşma ve evlat edinme onaylanmış ve bunlara iki şey daha eklenmiş idi ki; biri hicret, diğeri kardeşlik bağları idi. Hicret, bir Muhacirin diğer Muhacir&#8217;le fazla düşüp kalkması ve birbirine içten dostluk bağlantısı bulunduğu zaman akrabalığı olmasa bile mirasçılığı sabit oluyor. Ve Muhacir olmayan kimse, akrabasından dahi olsa o Muhacir&#8217;e mirasçı olamıyordu. Kardeşlik edinme, Hz. Peygamber (s.a.v.) bunlardan her iki kişi arasında bir kardeşlik akdi yaptırıyor, bu da karşılıklı varis olma sebebi oluyordu. Sonra Yüce Allah, &#8220;Akraba olanlar, Allah&#8217;ın kitabına göre birbirlerine daha yakındırlar&#8230;&#8221; (Enfal, 8/75) âyetinin hükmü ile bunların hepsini hükümsüz kıldı ve İslâm&#8217;da yerleşen miras sebepleri şu üçü oldu: Neseb, evlenme, ve velâ (köle azadı veya anlaşma ile meydana gelen varislik). </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bu açıklamayı, miras âyetinin iniş sebebinde de Ata, şöyle rivâyet etmiştir: &#8220;Sâd b. Rabi&#8217; (r.a.) şehid olmuş, iki kızı, bir hanımı, bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi, malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip, &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! İşte Sâd&#8217;ın kızları, Sâd öldürüldü, bunların amcası da mallarını aldı.&#8221; diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de, &#8220;Haydi şimdilik git, umarım ki, Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir.&#8221; buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızın amcasını çağırdı, &#8220;Sâd&#8217;ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin.&#8221; buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm&#8217;da ilk paylaşılan miras bu oldu. Demek ki bu öbüründen önce sonuçlanmıştır. Demek ki âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü, kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır. &#8220;Haklı olmanız müstesna Allah&#8217;ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Allah aklınızı kullanasınız diye size bunları emretti.&#8221; (En&#8217;am, 6/151) gibi âyetlerden anlaşıldığı üzere &#8220;Allah&#8217;ın vasiyeti&#8221; deyimi, &#8220;emr&#8221; kelimesinden daha kuvvetli kesin bir vaciblik ifade eder. Bu, öyle beliğ bir emirdir ki bunda, bir hakkın bildirilmesi ile infazının gerekli olduğunu ve infaz edilmemesi durumunda sorumluluğun ağırlığını ve bu ağır sorumluluğun büsbütün emredilen kimseye yüklenmiş bulunduğuna dikkati çekmiş ve aynı zamanda kendisine emredilene sevgi ve güveni bildirerek bir velilik ve vekilliğin verilişini kapsayan bir sözleşme ve iyilikle gönül alma vardır. Çünkü vasiyyet, ölümden sonrası ile ilgili olup değiştirilmesi caiz olmayan ve geri alınması ihtimali kalmayan, yapılması gerekli olan bir emrin yerine getirilmesi için güven ve itimad ile başkası yerine veli olmayı içeren bir açıklama ve antlaşmadır. Bundan dolayı şöyle demek olur: Allah Teâlâ vefatınızdan sonra çocuklarınızın haklarını güven altına almak için, hak sahiplerine ulaştırılması gerekli olan farz paylarını açıklayarak size şöyle emrediyor ve söz veriyor: Erkeğin hakkı, iki kadının payı kadar, bir erkeğin hakkı iki dişi hissesi kadardır. İşte önce erkek ve kadının yaratılışının mahiyetinde bulunan bir esas kural vardır ki, mirasla ilgili hükümlerin bir çoğu bu esas üzerine halledilir(çözümlenir). Belli hisselerin değerlendirilmesinde de bu kuralın bir tatbiki hissedilir. Bu kuralın anlatılmasında erkek ve kadın denilmeyip de zeker (erkek) ve ünsa (dişi) denilmesi küçük ve büyüklerin hak etmede eşit olduğunu ve bu konuda erginlik ve büyüklüğün hiç etkisi olmadığını şer&#8217;î delile dayandırmak ve cahiliyyede yapıldığı gibi çocukların mirastan mahrum edilmesine meydan vermemek içindir ki, yetimler âyetinden hemen sonra gelmesi de özellikle bu noktaya dikkat çekmiştir. Bu şekilde başlangıçta miras, çocuklar ile, çocuklar içinde erkek ile başlamış ve bununla velâyet ilişkisinin diğer ilişkilerden kuvvetli bulunduğu anlatılmıştır. Demek ki, en fazla payı çocuklar, çocuklar içinde de erkek çocuklar alacaktır. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Burada şöyle bir soru pek tabii olarak hatıra gelebilir. Dişi, erkekten daha zayıf ve daha yufka yürekli daha muhtaç bir yaratılışta olduğuna göre mirastan hissesi erkekten daha fazla olması, hiç olmazsa eşit gözetilmesi gerekmez mi? Bundan dolayı erkeğin payının iki kat olmasında hikmet nedir? Zamanımızdaki insanların kafalarını meşgul eden bu soruyu müfesirler ve fakihler söz konusu ederek hikmetini açıklamışlardır. Şöyleki: </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">İlk önce: Sûrenin başından beri de anlaşıldığı üzere genel olarak erkek ile dişinin aile hayatına girmeleri istenmektedir. Miras da buna göre düzenlenmiştir. Halbuki aile hayatında harcama sorumluluğu erkeğe yüklenmiştir. Erkek bir kendisi, bir de eşi olmak üzere en az iki kişiyi besleyecektir.</font><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bundan dolayı erkeğin masrafı çok, kadının ki ondan az olacaktır, masrafın ise gelir ile orantılı olması gerekir. Masraf, erkeğe yüklenirken gelir dağıtımında kadına fazla veya eşit verilmesi hem iktisat kanununa, hem de adalet ve hakka aykırı bir zulüm olur. Ve aslında o zaman, hukuki eşitlik esası bozulmuş olur. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bundan dolayı mirastaki bu fazlalık, kadınların faydası ve ihtiyaçlarına eşit olarak nafakalardaki yükümlülük farkının denkleştiricisi olmak üzere böyle bir hukuki ve iktisadi dengeyi temin ederek adalet ve eşitlik kanunlarının ince bir tatbikatını kapsamaktadır. Ganimet, herkesin yaptığı hizmete uygun verilir. &#8220;Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer&#8221; kuralı emri ile bir hukuki denkliktir ki, bunu bozmak &#8220;haddini tecavüz eden, zıddına dönüşür&#8221; kuralı gereğince devamlı kadınların zararına sonuçlanarak mirastan tamamen mahrum edilmesine veya aile hayatında masrafa katılmak ile beraber mallarında dilediği gibi tasarruf (harcama) hakkının kısıtlanmasına ve elinden alınmasına sebeb olmuştur. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">İkinci olarak: Kadın, erkekte bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahip olduğu gibi, erkek de kadında bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahiptir. Bunun içindir ki dişi, erkeğin aynı veya benzeri değil, karşıtı, dengi ve eşidir. Öyle bir eş ki, yaratılış ve doğuştan olan vazifelerini yapmasında erkekten sonra gelir. Erkeğin verdiği sermaye (anapara) üzerinde çalışır, onu çoğaltır. İşte erkek ile dişi arasındaki doğuştan var olan bu farkın sonuçlarından biri de aralarında ki mali değer ve iktisadi güç farkı olmuştur. Özel şekilde kişiyi kişiye değil, genel bir şekilde dişi dişi, erkek erkek fıtratı üzere düşünülerek dişi türü erkek türü ile mukayese edildikleri zaman, dişinin kazanç ve malları idare etme hususundaki kuvvetinin, başka bir ifade ile mali yönden kuvvetinin, erkekten noksan olduğu kesin bir gerçek olarak görülür. Bu fark, İslâm hukukunda en azından üçte iki veya ikide bir olmak üzere tesbit edilmiştir. Denebilir ki, genel bir şekilde bir kadının gündeliği elli kuruş varsayılırsa erkeğin gündeliği en az yetmiş beş veya yüz kuruş olarak belirlenmesi gerekir. Bir erkeğin diyetinin (kan bedelinin) iki kadın diyetine eşit tutulması da bu hikmete dayanır. Çünkü can ödenmez, yok olan mali değer ödenebilir. Ve ne zaman mali bir itibar ve hak söz konusu olursa bu esas düşünülmelidir. Bundan ise burada şu iki sonuç ortaya çıkar: Birincisi genel iktisat kuralları açısından hayatın devam etmesinin dayanağı olan malların, iktisadi gücü fazla olan erkeklerin eliyle idare edilmesi, hem kadın ve hem erkek olmak üzere genel menfaat ve hakların gereğidir. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Şu kadar var ki kadını tamamen iktisadi güçten mahrum sayarak hakkı olan mali itibardan tamamen düşürmek de umumun yararına aykırıdır. Çünkü yarım kuvvetin inkar edilmesi ve itibardan düşürülmesi hukuk ve iktisat açısından bir zarardır. Ve özellikle kadınlar için zarardır. Yarımın bir tama eklenmesi ile birbiriyle birleşen ve yardımlaşan bir şeyin imal edilmesi ise her iki taraf için faydanın ta kendisidir. Bundan dolayı esas sermayeyi meydana getiren mirasta erkek ve dişiden her birine iktisadi kuvvetlerine uygun mal taksim etmek, Allah&#8217;ın hakkı olan umumun (kamunun) menfaatleri ve haklarının gereklerindendir ki yukarıda âyetinde bu esasa bir işaret geçmişti. İkincisi de mali sorumluluğun kadınlardan daha fazla erkeğe yöneltilmesi ve ailenin sosyal hayatında harcama vazifelerinin özellikle erkeklere yüklenmesi gereğidir ki, hem bir insaflılık, hem de kadınların menfaatleri ve hakları ile beraber kamu menfaatının gereğindendir. Çünkü yükümlülüğün güç ve kuvvet ile orantılı olması gerekir. Kadın ise erkekten fazla muhtaç olmakla beraber mali ehliyeti aynı seviyede ortaklık etmeye dayanamaz. Bunun için kadının malı kendine kalmalı, erkek Allah&#8217;ın kendisine bağışladığı kuvvet üstünlüğünden harcama vazifesini almalıdır. Çünkü vergi, ganimet ile orantılıdır. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Üçüncü olarak: Rivâyet ediliyor ki Cafer-i Sadık hazretlerinden bu konu sorulduğu zaman, &#8220;Havva yasaklanmış ağaçtan bir avuç buğday aldı yedi, bir avuç daha aldı sakladı, sonra bir avuç daha aldı Âdem&#8217;e verdi. O kendi payını erkeğin iki katı yapmaya kalkıştığı için Allah Teâlâ bunu değiştirdi, kadının payını erkeğin yarısı kadar yaptı.&#8221; diye bir cevap vermiştir ki, anlayabilenler için işaret ve örnek şeklinde pek derin gerçekleri içermektedir. Bu açıklama tefsirlerin ve bunlardan biri olan Fahr-i Razî&#8217;nin açıklamasından alınmıştır. Ancak onların ilmî dilleri, bazı tasarruflarla (değişikliklerle) tarafımızdan açıklanmıştır. Bundan özellikle şu sonuca geliriz ki: &#8220;Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer.&#8221; gerçeği ileride erkekleri harcama zahmetinden kurtarmak için erkekle dişi arasında miras eşitliğini hazırlamaya yönelik bir inkılabın başlangıcı olmak üzere değil, ortada yaratılış hikmetine aykırı olarak bulunan bir hukuki ve sosyal ihtilafı ortadan kaldırmakla adalet ve hak dengesini tesbit eden ve anlatan ezelî bir hak kanununun ifadesi olmak üzere indirilmiştir. &#8220;Zaman, Yüce Allah&#8217;ın yeri ve gökleri yarattığı gündeki şekliyle dönüp dolaşmaktadır.&#8221; Düsturu gereğince oğlan çocuk, yanında başka bir mirasçı bulunmazsa mirasın hepsini alabilecektir. Bir derecede akrabalık yön ve kuvvetleri aynı olan mirasçılarda da bu kural geçerli olacaktır. Fakat çocuklar, yalnız kadın veya kadınlar olduğu takdirde eğer çocuklar ikiden fazla dişiler iseler hepsinin hakkı mirasın üçte ikisidir. Ve eğer bir kız ise ona mirasın yarısı düşer. Acaba iki kız olursa ne olacak? Bu açıkça anlatılmamış görünüyorsa da bunun da üçte iki olduğu sözün mânâsından değişik yönlerle anlaşılıyor. Kuralının bir ile iki mukayesesindeki anlatma şekli, aynı şekilde bu iki şart cümlesinin tam karşılığı gibi anlatım ipuçları ile birinci şart cümlesi iki ve daha fazla dişiler iseler, demek olduğunu değişik yönler ile isbat etmişlerdir. Ancak burada İbnü Abbas hazretleri yalnız başına muhalif olarak kalmış iki dişinin payı da mirasın yarısı olmalıdır demiştir. Çocuk erkek olursa anne ve babasının herbirine altıda bir miras düşer. Geriye kalan mirasın tamamını erkek çocuk alır. Geride kalanlar erkek ve dişi karışık olursa &#8220;erkekler iki dişinin payı kadar alırlar.&#8221; İki veya daha fazla kız iseler kalan miras üçte ikiye denk olduğundan tamamını alırlar. Bir kız ise mirasın yarısını alacağından altıda bir pay geri kalır ki o da yine babaya ait alacaktır. Çünkü ileride göreceğiz ki baba hisselerden artan mirası alabilen asabelerdendir. Çocuğu bulunmadığı ve anne ve babası kaldığı takdirde hem baba ve hem annenin mirasçı oldukları zaman annenin hakkı üçte birdir. Bundan dolayı kalan kısmın babaya ait olduğu zaruri olarak bellidir. Ayrıca açıklamaya gerek yoktur. Şu halde baba yalnız kalacak olursa bütün malı alabilecektir. Ne zaman hisselerden artan bulunursa onu da alacaktır. Görülüyor ki, babaya karşı anneye üçte birinin belirlenmesi de kuralının bir uygulaması demektir. Çocuklar, bulunmayınca anne ile baba çocuklardan bir oğlan ile bir kız karşılığında bulunmuş oluyorlar. Buradan çocuklar bulunduğu zaman baba ile anne-babanın eşit olarak neden birer altıda bir aldıklarını çıkarabiliriz. Bilindiği gibi iki altıda bir üçte bire eşittir. Bir üçte bir ise babaya karşı bir annenin payıdır. Demek oluyor ki çocukların yakınlık derecesine göre çocuklar karşısında anne-baba, baba karşısında bir anne hükmünde tutulmuş ve ona göre üçte bire eşit olmak üzere eşit olarak birer altıda bir verilmiş ve artık babanın anneye karşı erkekliği nazar-ı itibara alınmıştır. Ve bu nokta kıyâs-ı celiye (açık kıyasa) aykırı görünürse de kıyâs-ı hafiye (kapalı kıyasa) uygundur ki, erkeklik hakkının çocuklar tarafından bulunmasının gerekli bir sonucudur. Ve ikisine ortak olarak bir üçte bir takdir edilmeyip de birer altıda bir diye tahsis edilmesi de bu hikmetle ilgili olsa gerektir. Bunun için çocuk, bir kız olduğu taktirde çocuklar tarafındaki erkeklik hakkını tamamlayamadığından bunu baba tamamlar da, iki altıda birle bir yarımdan kalan kısmı yine baba doğrudan doğruya bir erkek olarak alır ki, buna asebelik ile birlikte hisse alma denilir. Bu şekil üzere koca ve karı kelale (akrabalığı uzaktan olma) miraslarında da kuralının uygulanması bellidir. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Ve eğer ölen kimsenin çocuğu bulunmadığı halde iki veya daha fazla kardeşleri bulunursa, işter anne baba bir veya baba bir veya anneleri bir nasıl kardeş olursa olsunlar bu durumda annenin hakkı altıda birdir. Kardeşler, annenin payını üçte birden altıda bire düşürürler. Gerçi kardeşlerin akrabalığı anneden uzaktır. Fakat iki veya daha fazla oldukları zaman erkeklikleri dolayısıyla anneye karşı bir çocuk etkisini yaparlar. Üçte bir, anne payının yarısını kendilerine çekmek için annenin payını altıda bire indirirler. Gerçi baba varsa bunları mirastan düşürüp ellerinden alacaksa da anneye de engel olmuş olurlar. Bir kardeş ise bunu yapamaz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Bütün bu mirasla ilgili haklar, İslâm&#8217;a göre yapabileceği, yani yapması geçerli ve uygun olan bir vasiyetten veya borçtan sonra sabit olur. Terikeye miras hakkının etkisi derece itibarıyla vasiyetten veya borçtan sonradır. Mirasın vasiyetten sonra olması, borcun da vasiyetten sonra zikredilmesi, gösterir ki, öncelik sırasına göre başlayan tertip; önce borç, ikinci olarak vasiyyet, üçüncü olarak mirastır. Sıralamada mirasçı vasiyyeti, vasiyet de şâyet bulunursa borcu takip edecektir. Bunu hatırlatmak için Hz. Ali, &#8220;Allah, vasiyyeti önce zikretti. Fakat Allah&#8217;ın elçisi ilk önce borcun ödenmesine hükmetti.&#8221; demiştir. Bazı tefsirler bu tertibin Kur&#8217;ân&#8217;dan anlaşılmadığı zannında bulunarak bu konuda bir çok deliller ileri sürmüşlerse de hiçbirine lüzum yoktur. Çünkü kelimesinin mânâsına göre zikredilen şeyin tertibi sonuncudan başta bulunana doğru tabiî olarak cereyan ettiği düşünüldüğü zaman, sözde sonda bulunan kelimenin mânâ açısından önde geleceği apaçıktır. denilseydi o zaman vasiyyetin, borçtan önce olması lazım gelirdi. Tereddüdü her terikede borç veya vasiyetin birleşmesi zaruri olmadığından ileri gelir. Bir de görülüyor ki, vasiyet &#8220;vasiyyet ettiği&#8221; diye kayıtlı, borç kayıtsızdır. Demek ki, her vasiyyet, mirastan önce değildir.</font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Vasiyet edebileceği geçerli bir vasiyyet veya İbnü Kesir, İbnü Âmir, Ebu Bekr kırâetlerinde ın üstün harekesi ile okunduğuna göre tavsiye olunur mendub bir vasiyyet önceliklidir. Bu ise kısa olduğundan Hz. Peygamberin açıklaması ile üçte bir olmak ve varislerinden birine olmamak üzere tefsir edilmiştir. Bundan başka kaydı, vasiyyetin mirastan önce gerçekleştirilme gereğini bildirdiği gibi, kaydı meşru bir vasiyyet yapmaya teşvik mânâsını da ifade eder. (Bakara sûresindeki, &#8220;Sizden birinize ölüm alâmetleri belirdiği zaman, eğer geriye mal bırakacaksa, babasına, anasına ve akrabasına malının üçte birinden çok olmayacak şekilde vasiyyet etmek farz kılındı.&#8221; (2/180 âyetine bkz.). Fakat borç, kayıtsız olduğundan ikrar etmekle veya şahit ile sabit olan herhangi bir borç bütün terekeyi kapsasa bile, yine miras ve vasiyetten önce verilmesi lazım gelir. Bununla beraber ikinci âyetinde bunun da bir kaydını göreceğiz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;"><font face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size="2">Babalarınız ve oğullarınız, bunların hangisi fayda açısından size daha yakındır, bunu bilmezsiniz. Bu bölüm, bir taraftan yapılan vasiyyetin yerine getirilmesinin gerekli olduğunu, bir taraftan da varislerin bir kısmını üstün tutma ve tercih etme ve bir kısmını, kısmen veya tamamen mahrum edecek bir vasiyyet yapılmamasını hatırlatır ve aynı zamanda çocuklara göre anne ve babaya az pay verilmesinin, şanlarının noksanlığından meydana gelmediği ve bundan dolayı onlara saygı göstermede kusur edilmemesini tavsiye etmekle anne ve babayı taltiftir(ödüllendirmektir). İlk önce vasiyyetin yerine getirilmesini hatırlatır. Yani vefat eden anne ve babanız olsun, zürriyetiniz olsun, vasiyyet yapmayıp size fazla mal bırakanı mı, yoksa vasiyyet yapıp malı azaltmakla beraber sevaba sebep olanı mı? Hangisi hakkınızda size daha faydalıdır? Bunu siz belirleyemezsiniz, onu Allah bilir ve bildiği için vasiyyet yapanın faydasının, daha yakın olduğunu anlatıyor ve yerine getirilmesini tavsiye ediyor. İkinci olarak miras bırakanlara vasiyyet yapmalarını hatırlatmaktır. Yani ölüme aday olup miras bırakacak olanlar! Size varis olacak atalar ve çocuklarınızın hangisinin dünya ve ahirette size daha faydalı olacağını bilemezsiniz. Onun için varislerinizin bazısını tercih ve bazısını mahrum etmek için varise vasiyyet fikrinde bulunmayınız da Allah Teâlâ&#8217;nın tavsiye ettiği şekil üzere bırakınız. Ne bilirsiniz mahrum etmek istediğiniz kimse belki sonunda sizin için daha faydalı olacaktır. Bu mânâ &#8220;Varise vasiyyet yoktur.&#8221; hadis-i şerifi ile açıklanmıştır ki, ikinci âyette ile gösterilecektir. Bütün bunlar Allah tarafından fariza olarak takdir ve tavsiye olunmuştur. Bu kayıt da başta fiiline bağlı olarak aradaki açıklamaların hepsini kapsar. Bununla farz oluşu bir defa daha pekiştirilmiştir. Miras taksimi ilmi, işte bu farizaların ilmidir. Şüphe yok ki bu farizaları belirleyen ve size tavsiye eden Allah, ta ezelden beri âlim ve hakimdir. Bundan dolayı bunların hepsini, Allah Teâlâ&#8217;nın, ilim ve hikmeti ile farz ve takdir buyurmuş olduğunda dünya ve ahiret fayda ve menfaatinize uygun bulunduğunda hiç şüphe etmeyiniz. Bu paylaşmanın doğru olduğunu, noksan aklınız kavramaz da &#8220;kadınlara hiç verilmeseydi veya eşit verilseydi, yahut şu yönü şöyle olsaydı&#8221; gibi düşüncelere saplanacak olursa, onu Allah&#8217;ın ilmine havale ediniz ve gereği ile amel ediniz. </font></p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align:justify;">Elmalılı Hamdi Yazır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/153/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/153/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/153/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/153/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=153&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/30/islamda-miras-sistemi-nasildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ilimi Emretmiş Peygamber;buna binayen Kız Çocuklarının neden okuma Hakkı yok?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:23:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Kadın Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH&#8217;IN KOYDUĞU KANUNLARI, KULLAR KALDIRAMAZ
SORU: Bir kız başını açıp okuyabilir mi?
CEVAP: Peygamberimiz (s.a.v), &#8220;Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz. İlim Çin&#8217;de de olsa arayınız&#8221;. (Yani çok uzaklarda da olsa ilmi arayınız. Çin o zaman çok uzak olduğu için böyle buyurmuştur.) &#8220;İlim her kadın ve erkeğe farzdır&#8221; buyurmuştur.
Bizim şimdiki şuursuz müslümanlar işin detayına inmeden, İslâm&#8217;ın diğer emirlerine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=137&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>ALLAH&#8217;IN KOYDUĞU KANUNLARI, KULLAR KALDIRAMAZ<br />
SORU: Bir kız başını açıp okuyabilir mi?</p>
<hr />CEVAP: Peygamberimiz (s.a.v), &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz. İlim Çin&#8217;de de olsa arayınız&#8221;. (Yani çok uzaklarda da olsa ilmi arayınız. Çin o zaman çok uzak olduğu için böyle buyurmuştur.) &#8220;İlim her kadın ve erkeğe farzdır&#8221; buyurmuştur</strong></span>.<br />
Bizim şimdiki şuursuz müslümanlar işin detayına inmeden, İslâm&#8217;ın diğer emirlerine bakmadan hemen fetvayı veriyorlar.<br />
<span id="more-137"></span><br />
&#8220;K<span style="text-decoration:underline;">ardeşim ilim sadece erkeğe mi farz, kadına da farzdır diye buyrulmuştur.<br />
Öyle ise kadınların da okuması lazımdı</span>r&#8221; diyorlar.</p>
<p>Heyy&#8230; Şuursuz Müslüman, Allah&#8217;ın emirlerinden bihaber!</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">E<span style="color:red;">vet, ilim kadın ve erkeğe farzdır ama hangi ilim? Dinî ilim, her kadın ve erkeğe farz-ı ayndır. Yani, dinini her kadın ve erkeğin öğrenmesi şarttır.</span> <span style="color:purple;">Diğer astronomi, tıp, fizik, kimya matematik vesaire gibi ilimler ise farz-ı kifayedir.</span></span></strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Yani bazılarının bunları okumasıyla, diğer Müslümanların üzerinden sakıt olur (düşer). <span style="color:red;">Eğer hiç bir Müslüman bu ilimleri okuyup öğrenmezse, bütün müslümanlar günaha gire</span>r</span>.</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">Şimdi şöyle bir düşünecek olursak, Türkiye&#8217;deki okullar İslama uygun bile olsa, yani kız-erkek okulları ayrı olsa, kızlara kadın hocalar gelse bile, bir kız kendine farz olan dinî ilimleri öğrenmeden diğer ilimleri öğrenmek için bu okullara gidemez!&#8230; </span></strong></p>
<p><span style="color:red;">Önce, bir kız kendisine farz olan ilimleri öğrendikten sonra bu okullara gidebilir</span>,<span style="text-decoration:underline;"><strong> tabi ki okullar İslâm&#8217;a uygunsa</strong></span>. Yoksa, daha</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>dininin &#8220;d&#8221; harfini bilmeyen bir genç kızın bu okullara gitmesi caiz değildir. &#8221; Dinî ilimleri<br />
öğrendikten sonra İslâm&#8217;a uygun okullarda okuyabilir mi?&#8221; diye bir soru gelirse, cevap şu<br />
olabilir: Okuması da lazımdır. İster üniversiteyi bitirsin, isterse profesör olsun. Zaten<br />
kadın elemanlara da ihtiyaç vardır. Bilhassa kadın doktora çok ihtiyaç vardır. Fakat<br />
şimdiki İslâm&#8217;a aykırı olan okullarda, ilim kadına farzdır zannı ile, &#8220;Kadın doktora da<br />
ihtiyaç var. İslâm&#8217;a hizmet etmek için okuyorum&#8221; gibi vicdanî telkinler katiyyen doğru<br />
değildir. Çünkü İslâm&#8217;a hizmet, Allah&#8217;ın emirlerini çiğneyerek olmaz. Nasıl olur da Allah&#8217;ın<br />
(c.c) kesin emri olan kapanmayı bırakıp, başını, bacaklarını açıp erkeklerin içinde<br />
okuyarak&#8221;, İslâm&#8217;a hizmet edeceğim&#8221; denilir? Böyle konuşan insanlardan İslâm&#8217;a ziyan<br />
olmasın da, İslâm başka bir şey istemez ondan.</strong></span></p>
<p>Bir defa şunu iyi bilmek lâzım. Allahu Teala,&#8221;<span style="text-decoration:underline;"><strong>İstersem dinimi kafirede yaydırırım</strong></span>&#8220;<br />
buyurmaktadır. <strong><span style="text-decoration:underline;">Öyle ise Allah bizden ne istemektedir. Bizden İslâm&#8217;a uygun şekilde<br />
hareket etmemizi, ibadet etmemizi istemektedir? Allah&#8217;ın dininin yayılması için insanlara<br />
ihtiyacı yoktur. İsterse bir anda herkesin kalbine bir ilham verip, herkesi Müslüman yapar.<br />
Fakat İslâm&#8217;ın yayılmasını insanlara vermiştir. Bu da büyük bir imtihandır. Bu imtihan da<br />
İslâm&#8217;dan taviz vererek olmaz. Hele hele farzlardan fire vererek hiç olmaz. Hizmet, ilim,<br />
amel, ihlasla olur. İlim deyince, elbette düzenin okullarında okunan safsatalar değildir.</span></strong><br />
(Tabi ki bazıları müstesna.)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kadınların erkeklere muayene olması uygun değildir. Onun için Müslüman kadın<br />
doktorlara ihtiyaç vardır. Bunun için de kadınların okuması lazımdır, diyenlerin<br />
söyledikleri doğru değildir. Çünkü İslâm âlimleri her kadının mazeret halinde erkek<br />
doktora muayene olabileceği hakkında fetva vermişlerdir. Fakat bir kız başını açıp<br />
okuyabilir veya bir iş yerinde çalışabilir fetvasını vermemişlerdir. Öğrencileri sırf kız olan<br />
okulda okuyamaz mı denilirse, okuyamaz. Çünkü, erkek öğretmenler vardır. Erkek<br />
öğretmenlerin okutması caiz değildir. Ben bu fetvayı kendi aklımdan vermiyorum.<br />
Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, Allah&#8217;ın emri çiğnenerek, Allah&#8217;ın dinine hizmet edilmez.<br />
Başını açarak bir kız okuyamaz. <span style="color:red;"> Burada bizim gibi uyuşuk müslümanlara çok işler düşüyor.Niçin kadınlara ve erkeklere özel okullar açmıyoruz? Para mı yok, hayır. Peki niçin<br />
açılmıyor? Niçin olacak, müslümanlar arasında birlik, beraberlik yok, cihad aşkı yok da<br />
onun için. </span></strong></span>Evet, tez elden müslümanlar bir araya gelip, özel ilkokullar, ortaokullar, liseler açmaları lâzım. Hatta dini devlete karışmaz, devleti dine karışır olan laik devlet izin verirse üniversite de açılmalıdır. Şunu da söyleyeyim: &#8220;Nasıl olur da bir Müslüman, kızını,erkeklerin içine kıskanmadan gönderebilir? Zerre kadar kıskançlık duygusu yok mudur?<br />
Kızların erkeklerin içinde okuması caiz değil de, acaba erkeklerin kızlar içerisinde okuması<br />
caiz midir? Hiç düşündünüz mü? Kız-erkek karışık olan okullarda yapılan ahlâksızlıkları<br />
bizden daha iyi biliyorsunuzdur. Ben şu nakıs aklımla, kızını erkeklerin içinde okutan<br />
Müslümana hayret ediyorum. Çünkü biliyorum ki, o baba sınıfta kızına hoş<br />
bakılmayacağını bilmektedir. Gel gör ki bilmek başka, idrak daha başkadır. Allah<br />
yardımcımız olsun (amin).</p>
<p>gençliğin imanını sorularla çaldılar/Emine Şenlikoglu.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/137/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/137/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/137/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/137/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=137&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/ilimi-emretmis-peygamberbuna-binayen-kiz-cocuklarinin-neden-okuma-hakki-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Dinde Evlendikten sonra Kadın Kolesi Olur Erkeğin.. Bunlar Dinden Cıksa?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2006 20:07:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/</guid>
		<description><![CDATA[senin söylediğin adaletsizlikler İslâm&#8217;a hiç girmedi ki çıksın.
İslâm&#8217;da kadın da erkek de &#8220;Birbirini tamamlayıcıdır.&#8221; Bu konuları da işlemiştik. Onun için detayınagirmiyorum. Şunu unutmamak gerek ki, Allah bizden çok daha iyi bilen, çok daha
merhametli olandır. Bu sorular Allah&#8217;a hakkı ile inanmamaktan Ve güvenmemekten
doğuyor. İslâm&#8217;ı bilen bir erkek karısına işkence etmez. Yakınımızda olan öyleMüslümanlar görüyoruz ki adeta [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=132&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>senin söylediğin adaletsizlikler İslâm&#8217;a hiç girmedi ki çıksı</strong>n.</p>
<p>İslâm&#8217;da kadın da erkek de &#8220;Birbirini tamamlayıcıdır.&#8221; Bu konuları da işlemiştik. Onun için detayınagirmiyorum. Şunu unutmamak gerek ki, Allah bizden çok daha iyi bilen, çok daha<br />
merhametli olandır. Bu sorular Allah&#8217;a hakkı ile inanmamaktan Ve güvenmemekten<br />
doğuyor.<span id="more-132"></span> <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>İslâm&#8217;ı bilen bir erkek karısına işkence etmez</strong></span></span>. Yakınımızda olan öyleMüslümanlar görüyoruz ki adeta insanlıklarına, Müslümanlıklarına hayran kalıyoruz.Hanımı hastalansa yemek yapıyor, biraz kalbini kırsa özür diliyor. İslâmî olmayan evliliklerde ise bu işleri yapan erkek küçümseniyor. Kılıbık deniyor. Bunlar da kâfirlerin oyunu, sen aldanma kardeşim. Senin mahallendeki Müslüman, mutlaka ölçü değildir.<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong><br />
Ölçü, İslâm&#8217;ın kendisidir. Allah&#8217;ı dinleyen bir erkek karısına değer verir ve onu mesut eder.<br />
Çünkü, bilin ki kadın Allah&#8217;ın emanetidir.</strong></span></p>
<p>Emine Şenlikoglu GEnçliğin İmanın Sorularla Çaldılar</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/132/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/132/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/132/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/132/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=132&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/11/17/dinde-evlendikten-sonra-kadin-kolesi-olur-erkegin-bunlar-dinden-ciksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Su uyur Düşman uyumaz 2</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 13:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/</guid>
		<description><![CDATA[Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Bilmem, dedi, galiba sevmiyorum.<br />
— Doğru söylüyorsunuz, eğer sevmiş olsaydınız orada. dinliyor olmanız gerekirdi. Eğer<br />
bana darılmaz iseniz, size sormak istiyorum; bugün buraya niçin geldiniz?<br />
— Davet ettiler biz de geldik, ne demişler, topluma uymak lazım, biz de topluma uyduk.<br />
— Yoo&#8230; Bu sözler yanlış, hem de çok yanlış, topluma uyulmaz, inanca uyulur. Bir<br />
Müslüman için ölçü: Topluma uymak değil, İslâm ne diyorsa ona uymaktır. Sizin<br />
söylediğiniz bu sözlerle İslâm&#8217;ı bilmeyenler aldatılıyor. İşte bakınız, arkadaşlarınız ikinci<br />
sigaralarını yaktılar, hâlâ bir kelime dahi konuşmadılar. Acaba ben buraya geldim diye mi<br />
kızdılar? Sağımda oturanlardan dik bakışlı olanı:<br />
<span id="more-46"></span><br />
— Niçin kızalım?<br />
— Bilmemki, bir hoş geldiniz bile demediniz.<br />
— Biz, ev sahibi değiliz ki&#8230;<br />
— Ne önemi var? Benden önce gelmişsiniz ya&#8230; Sonra çok acaib bir şekilde bakıyorsunuz.<br />
Halbuki, ben bir karıncayı bile incitmek istemem&#8230; Bir gören olsa, babanızı öldürdüm<br />
zannedecek.<br />
— Fark etmez&#8230;<br />
— Nedir o fark etmeyen?..<br />
— Babamı öldürseniz de sizden aynı şekilde nefret<br />
ederdim.<br />
Esmer olanı atılarak:<br />
— Aysel saçmalama..<br />
— Saçmalamıyorum, doğruyu söylüyorum. Ben, bütün İslamcı yobazlardan nefret ederim.<br />
İçi barut fıçısı gibiydi genç kızın&#8230; Kazın açık konuşması çok hoşuma gitti, hiç olmazsa<br />
Mason taktiği yapmıyordu.<br />
— Seni tebrik ederim. Açık sözlü kimsenin şahsiyetini sevmesem bile, açık sözlülüğünden<br />
dolayı takdir ederim. Oldu olacak şunun sonunu getir bakalım. Neden İslâm&#8217;dan nefret<br />
ediyorsun? Ne yaptı sana İslam?&#8230;<br />
— Ne yapacak&#8230; Görmüyor musunuz, bizi ne kadar geri bıraktı? Avrupa aya giderken, biz<br />
hâlâ yaya gidiyoruz.<br />
— İslâmiyet&#8217;in ne suçu var bunda?<br />
— Onun için geri kaldık.<br />
— Biz İslâm&#8217;ın emrine göre mi yaşıyoruz? Yani biz İslâmiyet&#8217;in, Allah&#8217;ın emirlerini dinleyen<br />
bir ülke olduk da, İslâm; &#8220;Durun ilerlemeyin&#8221; emrini mi verdi? Biz de onu dinledik te sonra<br />
mı geri kaldık?<br />
— Biz, İslâm&#8217;ın, namaz, oruç, hac gibi ibadet emirlerini yaptık. Fakat ilimle ilgili ibadet<br />
emrini yapmadık. Zaten kafirler, bu yalanı söylerken bilmişler senin hemen inanacağını.<br />
İslâmiyeti araştırmadan, niçin onun hakkında kötü hükümler veriyorsunuz?<br />
— Nereden biliyorsunuz araştırmadığımı?<br />
— Konuşmanızdan belli oluyor. İslâm&#8217;ı terkedeli beri Batı&#8217;nın kölesi olduk. Siz de,<br />
terketmediğimiz için geri kaldık diyorsunuz. Neyi kaldı İslam&#8217;ın, sadece nüfus kağıtlarında<br />
İslâm yazıyor. Siz, onu da silip yerine başka din yazsanız ne fark eder ki&#8230; Zaten devlet<br />
olarak da öyle, güya İslâm ülkesi, Türkiye İslâm devletiymiş&#8230; Tamamen yanlış. Çünkü;<br />
İslâm ülkesi demek, anayasası Kur&#8217;an olan ülke demektir. Yani o ülkenin temel kanunları<br />
yalnız Allah&#8217;a (c.c) aittir. Allah&#8217;ın sözü geçer. Halbuki, Türkiye&#8217;de kanunları insanlar yapar,<br />
insanların sözü geçer. Hatta 1928 yılında İsmet İnönü ve yüzyirmi arkadaşının imzası ile<br />
meclise yapılan &#8216;tadil teklifi&#8217; kabul edilmiş ve anayasanın bazı maddeleri değiştirilmiştir.<br />
Böylece 1924 anayasasının ikinci maddesinden &#8220;Devletin resmi dini İslâm&#8217;dır&#8221; kaydı<br />
silinmiş ve 24. maddesinden meclisin vazifeleri arasında sayılan &#8220;Ahkâm-ı şeriyyenin<br />
tenfizi&#8221; ibaresi kaldırılmıştır.(5) Türkiye&#8217;nin, sadece şehir girişlerinde bol bol minareler<br />
var. Maalesef onların da içlerinde birkaç saf cemaat var. Bana şunu söyleyebilir misiniz,<br />
İslâm adına şu ana kadar yaptığınız ne var? Ya da şöyle diyelim, İslâm adına ne yaptınız?<br />
— Hiçbir şey yapmadım&#8230;<br />
— Türkiye&#8217;nin uyguladığı bir İslâmî emir söyleyebilir misiniz?<br />
— Bilmem ki&#8230; Ha&#8230; Cuma namazı var.<br />
— Kimler kılabiliyor cuma namazını? İş başında olan işçi kılabiliyor mu? Memur kılabiliyor<br />
mu?<br />
— Hani biraz önce, İslâm yüzünden geri kaldık diyordunuz. İslâm&#8217;ın hangi emrinden dolayı<br />
geri kaldığımızı söylemeyecek misiniz?<br />
(5) Din Eğitimi Ve Îmam-Hatip Okulları Davası &#8211; Ali Rıza Kırboğa, Shf. 274.<br />
— Bilmem, bildiğim bir şey varsa, o da İslâm dini insanı yobazlaştırıyor.<br />
— Kardeşim sen İslâm&#8217;ı biliyor musun?<br />
— Elbette biliyorum.<br />
— Nerde Öğrendin?<br />
— Okulda, öğretmenimiz öğretti&#8230;<br />
— Öğretmeniniz biliyor muydu?<br />
— Herhalde biliyordu, bilmese neyi öğretecek?<br />
— Kardeşim, Türkiye&#8217;de dini, İslâm&#8217;ı bilmeyen insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bir<br />
masal, bir cinayet anlatıp, İslâm budur deniliyor. Karşıdaki şahıs İslâm&#8217;ı bilmediğinden<br />
hemen inanıyor. Okulda öğretmenler, sadece namazda kılınacak dualardan birkaçını,<br />
belletirler bir de sadece 32 farzı madde madde öğretip teferruatına asla girmezler. Çünkü,<br />
32 farzın biri de, kitaplara inanmaktır. Yüz suhûf dört tane kitap vardır. Bunlardan yüz<br />
tanesi küçük suhûflar (yani sayfalar) halinde, dört tanesi büyük kitaplar halindedir.<br />
Bunlardan biri de Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Öğretmen, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in içindekilerini anlatsa<br />
devlete, yani laikliğe karşı gelmiş olacaktır. Çünkü Kur&#8217;an&#8217;da din işleri ile devlet işleri<br />
birbirinden katiyyen ayrılmaz. Kim ayırırsa İslâm&#8217;dan çıkmış olduğunu bildirir. Kur&#8217;an-ı<br />
Kerim, bir hayat nizamıdır. Şimdi, öğretmenler bunları nasıl anlatacak? Katiyyen<br />
anlatamazlar, eğer anlatmaya kalkarlarsa öğretmenlikten atılmaları yetmiyormuş gibi<br />
mahkemeye çıkarılır, hapse atılırlar&#8230; Zaten öğretmenlerin çoğu bunu bilmez, bilenler de<br />
yasak olduğu için anlatmazlar. Öğretmeninizin size de anlatmadığı belli oluyor. Sahi sizin<br />
öğretmeniniz namaz kılıyor muydu?<br />
— Kılmıyordu, fakat çok temiz kalpliydi.<br />
— Temiz kalpli olsa, Allah&#8217;a (c.c.) rest çeker miydi? İslâmiyet&#8217;i bilse namazını geçirir miydi?<br />
— Yok kardeşim yok, İslâm oyuncak değildir. Öğretmeninin sana İslam&#8217;ı tam olarak<br />
anlattığını zannetme&#8230; İslâmiyet&#8217;ten bildiğini zannetiğin, imanın altı şartı ile İslâm&#8217;ın beş<br />
şartı. Ama inan bana onları da bilmiyorsundur.<br />
— Size öyle geliyor, bilmez olur muyum hiç.<br />
— O halde söyle bakalım imanın altı şartından birincisi olan Allah&#8217;a (c.c.) inanmak nasıl<br />
olur? Ve sen nasıl inanıyorsun?<br />
— Ben inanmıyorum ki?<br />
— Ha&#8230; Demek inanmıyorsun. Hani okulda dini öğrenmiştin? Allah&#8217;ı öğrenmeyenin dini<br />
öğrenmesi mümkün mü?<br />
Tartışmamız hızlanmaya başlamıştı ki, vaaz vermem için beni diğer odaya çağırdılar.<br />
Kızlara dönerek:<br />
— Neyse, çok güzel münazara ediyorduk, şimdi vaaz vereceğim. Konu da, &#8220;İslam nedir?&#8221;<br />
olacak. İsterseniz siz de dinleyin, dedim.</p>
<p>Emine Şenlikoglu</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/46/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/46/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/46/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=46&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/su-uyur-dusman-uyumaz-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kadının yaratılışı nasıl olmuştur ?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/kadinin-yaratilisi-nasil-olmustur/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/kadinin-yaratilisi-nasil-olmustur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2006 22:55:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/kadinin-yaratilisi-nasil-olmustur/</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem&#8217;dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem&#8217;e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, &#8220;O insandan eşini vücuda getirdi&#8221; mealindeki cümlesiyle [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=37&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kur&#8217;an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem&#8217;dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem&#8217;e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.</p>
<p>Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, &#8220;O insandan eşini vücuda getirdi&#8221; mealindeki cümlesiyle ifade edilir.<br />
<span id="more-37"></span><br />
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva&#8217;yı Hz. Adem&#8217;in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem&#8217;i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva&#8217;yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.</p>
<p>Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:</p>
<p>Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: &#8220;Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır.&#8221;</p>
<p>Hz. Ebû Hüreyre&#8217;nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz&#8221; (1)</p>
<p>Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva&#8217; nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem&#8217;in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.</p>
<p>Gerek Hz. Adem&#8217;in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle &#8220;Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor.&#8221;(2)</p>
<p>Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem&#8217;in, ilk kadın olan Havva&#8217;nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva&#8217;nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.</p>
<p>(1). Müslim, feda: 59-60.<br />
(2). Hak Dini Kur&#8217;an Dili, 2:1274.</p>
<p class="poweredbyperformancing">powered by <a href="http://performancing.com/firefox">performancing firefox</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/37/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/37/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/37/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=37&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/kadinin-yaratilisi-nasil-olmustur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Büyük günah işleyen birisi dînden çıkmış olur mu, evli ise nikâhı düşer mi? Nikâh tazeletmesi gerekir mi?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/buyuk-gunah-isleyen-birisi-dinden-cikmis-olur-mu-evli-ise-nikahi-duser-mi-nikah-tazeletmesi-gerekir-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/buyuk-gunah-isleyen-birisi-dinden-cikmis-olur-mu-evli-ise-nikahi-duser-mi-nikah-tazeletmesi-gerekir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2006 22:49:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Nikah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/buyuk-gunah-isleyen-birisi-dinden-cikmis-olur-mu-evli-ise-nikahi-duser-mi-nikah-tazeletmesi-gerekir-mi/</guid>
		<description><![CDATA[”
Adına kebâir de denilen; adam öldürmek, kumar oynamak, içki içmek, anneye ve babaya âsi olmak, zinâ yapmak, iftirâ atmak, gıybet etmek, yalan söylemek, yalan yere yemin etmek, yalancı şahitliği yapmak, hırsızlık yapmak&#8230; vs. gibi büyük günahlar hiç şüphesiz hem toplum hayatı açısından, hem de kişinin îman ve ibâdet hayatı açısından çok vahim sonuçlar doğuran ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=33&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>”</p>
<p>Adına kebâir de denilen; adam öldürmek, kumar oynamak, içki içmek, anneye ve babaya âsi olmak, zinâ yapmak, iftirâ atmak, gıybet etmek, yalan söylemek, yalan yere yemin etmek, yalancı şahitliği yapmak, hırsızlık yapmak&#8230; vs. gibi büyük günahlar hiç şüphesiz hem toplum hayatı açısından, hem de kişinin îman ve ibâdet hayatı açısından çok vahim sonuçlar doğuran ve aynı zamanda seyyiât olarak da bilinen, kötülüğü herkesçe teslim edilmiş davranış şekilleridir.<br />
<span id="more-33"></span><br />
Kimisi bazen bir aile fâciâsına, kimisi bazen bir toplumun top yekûn mânevî buhran ve mahviyetine kadar götüren, ama her birisi muhakkak fertlerin ahlâkî dejenerasyonuna sebep olan büyük günahların en ortak ve en dehşetli özelliği; her birisinde küfre gidecek bir yolun bulunması, tevbe ve istiğfar edilmediği takdirde bir mânevî yılan gibi kalbi ısırması ve kalbi siyahlandırmaya başlaması, hattâ siyahlandıra siyahlandıra tâ îmân nûrunu çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırmasıdır. Kalp günah işleye işleye letâfetini kaybettiği ve katılaştığı takdirde, günah yazan meleklerin varlığı kendisini rahatsız eder, Cehennem’in inkârına doğru içinde şeytânî bir vesvese ve meyil oluşmaya başlar. Cehennemin olmadığına dâir içinde küçük bir şüphe belirse veya bir demagoji dinlese, büyük bir bürhan ve delil gibi sarılmak ister ve Allah muhafaza küfre kadar kendisini sürükleyebilir.1</p>
<p>Fakat; büyük günah işlemiş olan birisi Allah’ın haram dediklerini haram olarak bildiği, öylece îman ettiği ve inkâra yeltenmediği takdirde mü’mindir; dînden çıkmaz; dinden çıkmadığı için nikâhı düşmez. Nikâhı düşmediği için nikâh tazeletmesine gerek yoktur. Çünkü nikâhı sahihtir.</p>
<p>Bu mes’ele geçmişte Mu’tezile mezhebi ile Ehl-i Sünnet mezhepleri arasında çok münakaşa konusu olmuş; Mu’tezile mezhebi, büyük günah işleyen birisinin îman dâiresinden çıkacağına hükmetmiş; ancak bu hüküm Ehl-i Sünnet mezheplerince eleştirilmiş, itibar edilmemiş, yanlış ve isâbetsiz görülmüştür. Meselâ, İmam-ı Azam, Fıkhü’l-Ebsat adlı eserinde günah işleyenlerin kâfir olduğu idiâsını reddetmiştir. Bedîüzzaman Hazretleri de, “Bir günah-ı kebîre ile îmandan çıkmadığı gibi; şems garbtan tulû etmediğinden tevbe kapısı açıktır”2 diyerek, Mu’tezile’nin hükmünün isâbetsiz olduğunu kaydetmiş ve günah-ı kebîre işleyenin nasıl mü’min kalacağını insanın fıtratına inerek îzah etmiştir.</p>
<p>Bedîüzzaman (ra) bu bağlamda, insanda hissiyât gâlip olsa aklın muhakemesini dinlemeyeceğini, heves ve vehmin hükmedeceğini; his, heves ve vehmin ise hâzır bir lezzeti Cennet’teki gâyet büyük bir mükâfâta tercih edeceğini; hazır bir sıkıntıdan, ilerideki Cehennem azabından ziyade çekineceğini; çünkü tevehhümün, his ve hevesin ileriyi görmediğini, nefis de yardım ettiği takdirde îmânın mahalli olan kalp ve aklın susacağını ve mağlup olacağını; şu halde büyük günahları işlemenin “îmansızlıktan” gelmediğini; his ve hevesin galebesiyle, aklın ve kalbin mağlûbiyetinden ileri geldiğini beyan ve ispat etmiştir.3</p>
<p>Eskiden beri büyük günah işleyenlerin, ne olur ne olmaz diyerek nikâh tazeletme yoluna gitmeleri, Mu’tezilenin bu yanlış hükmünden, bir şuur altı tezahürü olarak kaldığı söylenebilir. Ancak yanlış bir tezahür ve isâbetsiz bir hassasiyet olduğunu hemen belirtmeliyiz. Çünkü nikâh irtidat ile, dinden çıkmak ile, küfre girmek ile, inkâr etmek ile düşer, âmennâ; ama inkâr etmedikçe günah işlemiş bir Müslüman dinden çıkmış olmaz ki nikâhı düşmüş olsun! Nikâhı düşmeyen birisinin ise nikâh tazeletmesine hiç gerek yok. Yani onun mes’elesi eşiyle kendisi arasında değil; Rabb’i ile kendisi arasındadır. Zâten bu kişinin içinde bulunduğu vicdan azabı ve kalbî muhasebesi de, inkâr etmediğinin, mü’min olduğunun ve kendisini îman ve İslâmiyet ölçüleri içerisinde sorguladığının delilleri değil midir?</p>
<p>Bu durumda günahkâr bir Müslüman’ın nikâh tazeletmek yerine; tevbe ve istiğfara ehemmiyet vermesi, yaptıklarından gerçek mânâda pişman olması, kalben gerçekten nedâmet duyması, bir daha aslâ yapmayacağına dâir Cenab-ı Hakk’a söz vermesi, günahı kul hakkını içeriyor ise helâlleşmesi ve bundan böyle kötülüklerden uzak durması; kendisinin Cenab-ı Hak tarafından bağışlanması için önemli adımlardır.</p>
<p>Yoksa sadece yüzeysel olarak nikâh tazeletme yoluna gitmesi, kendisini bu günahtan arındırmayacağı gibi; bütün nazarlarını nikâhın selâmetine tahsis ettiği ve Allah’ın af ve mağfiretini unuttuğu için, daha vahim ve daha dehşetli bir hatâ içine düşmüş olacağını da, aslâ akıldan uzak tutmamalıdır. Selâmlar&#8230;</p>
<p>Dipnot:</p>
<p>1- Lem’alar, s. 15; 2- Hutbe-i Şâmiye, s. 89; 3- Lem’alar, s. 80.</p>
<p>29.08.2006 </p>
<p class="poweredbyperformancing">powered by <a href="http://performancing.com/firefox">performancing firefox</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/33/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/33/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/33/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=33&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/28/buyuk-gunah-isleyen-birisi-dinden-cikmis-olur-mu-evli-ise-nikahi-duser-mi-nikah-tazeletmesi-gerekir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Müslüman Kadın Neden Örtünür?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/08/11/musluman-kadin-neden-ortunur/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/08/11/musluman-kadin-neden-ortunur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2006 23:57:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://isoru.wordpress.com/2006/08/11/musluman-kadin-neden-ortunur/</guid>
		<description><![CDATA[İslam dini insanın dünya ve ahiret hayatında mutlu olması için Allah tarafından gönderilen bir dindir.
Örtü bu dekor içinde çok önemli bir yer tutar. Bir Müslüman’ın örtünmesindeki ilk neden Allah’ın emretmesidir .
Allah’ın bütün emirlerinde insanın faydasına ve mutluluğuna yönelik sayısız hikmetler vardır. Kadının örtünmesiyle alakalı ilahi emrin bazı hikmetlerine işaret etmek istiyoruz.
&#60;!&#8211;more&#62;
1) Kadının toplum içinde iki [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=17&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>İslam dini insanın dünya ve ahiret hayatında mutlu olması için Allah tarafından gönderilen bir dindir.</p>
<p>Örtü bu dekor içinde çok önemli bir yer tutar. Bir Müslüman’ın örtünmesindeki ilk neden Allah’ın emretmesidir .</p>
<p>Allah’ın bütün emirlerinde insanın faydasına ve mutluluğuna yönelik sayısız hikmetler vardır. Kadının örtünmesiyle alakalı ilahi emrin bazı hikmetlerine işaret etmek istiyoruz.</p>
<p>&lt;!&#8211;more&gt;</p>
<p>1) Kadının toplum içinde iki türlü değeri olabilir. Birisi dişiliği ile kazandığı değer, diğeri kişiliği ile kazandığı değer. İslam dini insanların kişilikleri ile değer kazanmasını istiyor. Bu noktada örtü kadının dişiliğini perdeleyerek, toplum içinde kişiliği ile değer kazanmasının önünü açıyor.</p>
<p>Dişilikle, fiziki görünüm ve güzellikle kazanılan değer, kalıcı bir değer değildir. İslam dini kadının bu yanı ile toplumda değer kazanmasını istemediği gibi, kadına toplumda bu yanıyla değer verilmesini istemez.</p>
<p>Hiçbir kadın mevsimlik, kısa dönemli sevilmek istemez. Hayatın bütün zamanlarında sevilmenin yolu, kişiliğe yapılacak yatırımdan geçer.</p>
<p>İslam dini kişiliğe yapılacak yatırımı teşvik için, dişiliğin üzerini örtüyor.</p>
<p>İslam dini bu yaklaşımıyla, insanların üzerindeki elbiseye ve vücut hatlarının çekiciliğine göre değer kazandıkları bir toplum modelini istemiyor. Aksine insanların insan oldukları için, ahlakî ve insanî yanları ile değer kazandıkları bir toplum modeli istiyor.</p>
<p>Böyle bir modelin oluşmasında örtü dişiliğin kişilik önüne geçmesini engelliyor. İnsanların içinde yaşadıkları toplumlarda hem yakın çevresine hem de uzak çevresine karşı kişilikleri ile değer kazanmasını teşvik ediyor.</p>
<p>2) İslam dini ahlakî, insanî ve vicdanî yönleri ile öne çıkan, Allah’ı seven, Allah tarafından sevilen bir toplum inşa etmek istiyor. Böyle bir toplumun inşasında aile kurumu çok önemli bir yer tutuyor.</p>
<p>Kadının erkeğe göre daha çekici yaratılması, aile kurumunun daha sağlam temeller üzerine oturtulması gibi bir gayeyi de hedefliyor.</p>
<p>İslam dini kadının fiziki güzelliğini toplumun bir şekilde istifadesine açmasını istemiyor. Aksine kadının güzelliğini sadece evinde erkeğinin istifadesine açmasını, onun dışındaki alanlarda örtünmekle başkalarının istifadesine engel olmasını istiyor.</p>
<p>İslam dini örtüyü emretmekle kadının dışa doğru çekiciliğini en aza indirirken, içe doğru yani aile içinde çekiciliğini maksimuma çıkarıyor. Böylece örtüyü aile bağlarını güçlendiren bir unsur haline getiriyor.</p>
<p>3) Kadının güzelliğini sadece evlendiği erkeğe açması, diğer erkeklere kapatması, bir aileyi bir birine bağlayan, sadakat ve güven gibi bağları geliştiriyor. Kıskançlık en aza iniyor. Eşlerin birbirini aldatmasına kadar gidebilecek kapılar daha baştan kapatılıyor.</p>
<p>Böylece çabuk dağılan kısa ömürlü aile modelleri yerine, dağılma sebepleri en aza indirgenen uzun ömürlü aile modelleri ortaya çıkıyor.</p>
<p>4) Örtünmek fıtridir. Dinler örtünmeyi emretmese bile, hayatın kanunları örtünmeyi bütün insanlara emrediyor. Bu şekilde örtünme iklim ve coğrafi şartlara göre farklılık gösterse bile bütün insanlar hayat boyu bir şekilde örtünüyor.</p>
<p>Örtü ikinci derimizdir. Onsuz bir insan düşünülemez. İnsanlar arasında örtünmenin tartışılan boyutu örtünelim mi, örtünmeyelim mi değildir, insanlar nerede ne oranda örtünmek gerektiğini tartışır.</p>
<p>Ahlak anlayışı, kültürel yapı, insanın yaşı, aldığı eğitim, fiziki görünüşü ve inandığı din tartışmanın belirleyici unsurlarıdır.</p>
<p>Bir Müslüman’ın hayatında bu konudaki birinci derece belirleyici unsur; İslam dinidir.</p>
<p>İslam dinine göre bir Müslüman’ın inanmasının sonucu olarak düşünce dünyası şöyle şekillenir.</p>
<p>Allah insanı ve ihtiyacı olan her şeyi yaratandır. Yaratmada gözün yerine, burnun yerini, kalbin şeklini, damarların uzunluğu, güneşin yakınlık ve uzaklığını belirleyen, yağmurun oranını, dünyanın dönüş hızını ve daha etrafımızdaki sayısız evren parçasının vazifesini belirleyen Allah’tır.</p>
<p>Allah’ın belirleyici ve kanun koyucu olduğu bu sahalar, hiçbir insan ve bilim tarafından tartışılmaz, aksine “ne mükemmel yaratılmış” denerek taktir edilir.</p>
<p>Bunun sonucu olarak bir Müslüman bütün evren üzerinde mükemmel bir şekilde kanun koyucu ve belirleyici olan Allah’a hayatı üzerinde öncelikli belirleyici ve kanun koyucu olarak kabul eder.</p>
<p>Allah’a nasıl ibadet edeceğini kendi belirlemediği gibi, nasıl örtüneceğini de kendi belirlemez.</p>
<p>Harika bir şekilde yaratılan bedenini, harika bir deriyle örten Allah’ı, derisinin üzerini örtmede birinci derece belirleyici kabul eder.</p>
<p>İnsanlar bugün yaşadığımız dünyada örtünürken değişik etkiler altında kalıyorlar, kimi beğendiği bir insan gibi giyiniyor, kimi içinde yaşadığı toplum normlarını dikkate alıyor, kimi de nasıl istiyorsa öyle tercih ediyor.</p>
<p>Günümüz demokratik toplumlarında örtünme ferdin tamamen kendi tercidir. Başkalarından bu tercihlere saygı duymaları beklenir.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Müslüman bir bayanında örtünmede tercih ettiği şekil ve model, Allah’ın tercihleridir.</p>
<p>Sonuç: Örtünmek hayatın bir realitesidir. Kimse insanlar hiçbir zaman örtünmesin diye bir iddiada bulunmaz. Tartışılan kimin ne kadar örtüneceğidir. Bu noktada Müslüman bir bayan tercihleri üzerinde İslam dinini birinci derece belirleyici yapmıştır. Bu tercihe saygı duyulması gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/17/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/17/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/17/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=17&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/08/11/musluman-kadin-neden-ortunur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yehova Şahitleri kimdir ve inançları nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2006 18:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Budizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evangelizm]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hurafeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhep kavgaları]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonistler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[Vatikan]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yehova Şahitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yehovalar]]></category>
		<category><![CDATA[bethel]]></category>
		<category><![CDATA[krallık salonu]]></category>
		<category><![CDATA[yehova]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[İncil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[YEHOVA ŞAHİTLERİ KİMDİR?
Metin oldukça uzun olduğu için çıktı almak için aşağıdaki dosyaları bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB

yehova-sahitleri-kimdir doc formatında indir 107 KB
Önceleri Russel’ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931′den itibaren Yehova Şahitleri adı ile kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. Yehovalar Hristiyanların bir koludur. İncil’in içine kendilerine göre birtakım sözler sokmuşlardır ve çok sözleri de kendilerine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=16&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><h1><strong><strong>YEHOVA </strong>ŞAHİTLERİ KİMDİR?</strong></h1>
<p><strong>Metin oldukça uzun olduğu için çıktı almak için aşağıdaki dosyaları bilgisayarınıza indirebilirsiniz.</strong></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.pdf">yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB<br />
</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.doc">yehova-sahitleri-kimdir</a> doc formatında indir 107 KB</p>
<p>Önceleri Russel’ın tarikatı durumunda iken, 26 Temmuz 1931′den itibaren <strong>Yehova</strong> Şahitleri adı ile kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. <strong>Yehova</strong>lar Hristiyanların bir koludur. İncil’in içine kendilerine göre birtakım sözler sokmuşlardır ve çok sözleri de kendilerine göre açıklamışladır. Diğer hıristiyanlar bunlara çok kızmaktadırlar. Bu <strong>Yehova</strong>lar, Hz. İsa’dan 1931 sene kadar önce neredeydiler de isimlerini açıklamadılar?<span id="more-16"></span></p>
<p>Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’i kendi yaptıkları yeni tercümede, metnin içine <strong>200′den fazla <strong>Yehova</strong> </strong>adını katmışlardır. <strong><br />
</strong></p>
<h2><strong> Hiç mukaddes sayılan bir kitaba, kullar tarafından ek yapılır mı?</strong></h2>
<p>Demek ki bu kitap eksikmiş ki, içine 200 tane <strong>Yehova</strong> eklemişler. İçine sonradan ek yapılan bir kitap, nasıl, olur da mukaddes kitap olabilir?<br />
<strong><strong>Yehova</strong></strong>, Yahudilerde tanrının ismidir. Bizde ise Tanrının ismi, Allah’tır. İncil’in içine, 200 tane Yahudilerin tanrılarının ismini koymalarından, bunların Yahudiler tarafından Hıristiyanlığı bölmek için kurulan bir mezhep olduğu anlaşılmaktadır. <strong>Nitekim, her yerde Yahudileri desteklemektedirler.</strong></p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri teşkilâtı yöneticilerinin düşüncelerini yansıtan yorumlar ve görüşler, 1917-1928 yılları arasında 148 noktada değişiklik göstermiştir. Onların dünyevî krallıklarının kurulduğunu, kendi anlayış çerçeveleri içinde devletlerin ve hükümetlerin sonunun başladığını ilan ettikleri tarihler daima fiyasko ile neticelenmiştir.(261) İsa’nın kırallığının başladığı ve milletlerin, hükümetlerin sonu olduğunu iddia ettikleri tarihler, <strong>1914-1918-1925-1975</strong> tarihleridir.</p>
<p>Bu söyledikleri tarihlerde ne İsa’nın krallığı başladı, ne de diğer hükümetlerin sonu oldu. Hıristiyanlığın kutsal kitabı, 66 kitaptan ibarettir. Bunların 39′u aynı zamanda Yahudilerin de kutsal kitabıdır. Yahudiler 39 kitap dışında, hıristiyanlarca eklenen 27 kitabı kutsal saymazlar, reddederler. Onları uydurma olarak görürler. Bazı taraflarının yalan yanlış kendilerinden kopya edildiğini söylerler. Onların nazarında İsa ne <strong><strong>Yehova</strong></strong>’nın oğlu, ne de bir peygamberdir. Onu yalancılık ve sahtekârlıkla itham ederler.</p>
<p>Bu 66 kitap <strong>Yehova</strong> Şahitlerinin de temel mukaddes kitaplarıdır. Bundan yaptıkları yorumla, ve eklemelerle ayrı bir akım, ayrı bir Hıristiyanlık mezhebi şeklinde görünürler. Bazı Hıristiyan mezhepleri İsa’yı ilâhlaştırırlar ve bilinen teslis (baba-oğul-ruhul kudüs) içinde görürler. Katolik, Ortodoks ve Protestanlık da böyledir. <strong><strong>Yehova</strong> Şahitleri için ilâh <strong>Yehova</strong> olmakla beraber, onun yanında ilâha eşit olmayan fakat aynı zamanda onun oğlu olan insanüstü bir varlık yer almaktadır.</strong> <strong>Yehova</strong> Şahitlerine göre, İsa <strong>Yehova</strong>’nın sağında yer almıştır. Ve onun oğludur. Bu şekilde bile, İsa’yı ilâh olmaktan çıkarış, Katolik, Ortodoks ve bazı Protestanları kızdırmıştır.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri İsa’nın ikinci gelişi için 1914 tarihini öne sürmektedirler. Bu defa onun gelişini “Russel Takipçileri” durumunda olan <strong>Yehova</strong> Şahitlerinin göreceklerini iddia ettiler. İsa’nın bu gelişinin maddî gözle değil, ruhen olacağını ve ruhanî gözle görüleceğini ileri sürdüler. <strong>Yehova</strong> Şahitleri bunda da yanılmışlardır. Zira vahiy kitabının 1:6-7 cümleleri onu her gözün görebileceğini, Yuhanna’da günahkarların bile onu görebileceği anlatılmaktadır. (262) Bu da gösteriyor ki, <strong>Yehova</strong> Şahitleri Hıristiyan olduklarını iddia ettikleri halde, şu andaki hıristiyanların mukaddes kitabının emirlerine ters inanışlar da taşımaktadırlar.</p>
<p>Russel ve tarikatçılarına göre, zavallı İsa, dirildikten sonra hemen kral olmamıştır. O zaman krallık ehliyetini almış olduğu halde kral olabilmek için ta 1914′e kadar beklemeliydi. Nasıl ki zavallı fakir bir adam, şoförlük ehliyetini alır ama parası olmadığı için bir oto satın alamaz ve muayyen parayı kazanıncaya kadar ehliyet cebinde olduğu halde beklemelidir. İşte böylece de zavallı fakir (haşa Allah(!) İsa’ya krallık ehliyeti verdiği halde, krallığı yürütecek kudrette değildi, ta <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin kurulacakları zamana kadar beklemeliydi. İşte tam o zaman zenginleşen baba, İsa Mesih’i krallık ehliyetini kullanmak üzere tahta geçen kral yapmıştır! Eğer bu hususta “Allah Hak Olsun” adlı kitabın 17. bölümüne ve 13 ve 14. paragraflarına bakarsanız, bu çeşit bir saçma iddiayı şaşkınlıkla görürsünüz. Ama öbür taraftan, bu konuda Hıristiyanlığın kutsal kitabı ne diyor? Rab İsa, 1914′te mi krallığı aldı? O tarihte mi krallığı kullanmaya başladı? Yoksa mezara ve ölüme dirilişiyle bu zaferinden hemen sonra babasının (Hristiyanlığa göre tanrının) sağına, göğe gider gitmez mi krallığını kullanmaya başladı (262-a) <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin bu konudaki yorumlarının, Hıristiyanlık kutsal kitabına uymadığı yine bu kitaptan deliller göstererek açıklamaya çalışılmakta ve Efesos 1.120-22, Matta, 28:18, Vahiy 17:14, Vahiy 19:16 ve diğer kitaplardan alınan cümlelerle <strong>Yehova</strong> Şahitleri bu noktada tekzip edilmektedir. (263)</p>
<p><strong><strong>Yehova</strong> Şahitleri diğer Hıristiyan mezhep ve tarikatları gibi asli suç inancına sımsıkı sarılmışlar, onu bütün anlamıyla benimsemişlerdir.</strong> Onlara göre insan, Adem ve Havva’nın cennette işledikleri yasak meyveyi yeme, şeytana uyuş ve Tanrı’ya itaatsizlik yüzünden cennetten suçlu olarak kovulmuş ve bu sebeple ölüme mahkûm olmuştur. Böylece, soya çekimle bütün insanlar bu suçu taşımaktadırlar. İnsan kendi gücü ile bu suçtan kurtulamaz. Ancak Tanrı, yani onlara göre <strong><strong>Yehova</strong>, oğlu İsa’yı, insanları bu suçtan kurtarmak için gönderir ve işkence ile yine insanlar tarafından haç şeklinde tahtaya çivilenir, ölür.</strong> Böylece kendisini insanlığı kurtarmak için güya fidye yapar. İnsanlar İsa’yı öldürdüğü halde, yani yeni bir suç işlediği halde önceki aslî suçundan bu fidye ile kurtulmuştur. Bu kadar saçmalık olur mu hiç?<br />
Nasıl olur da bir insanın suçunu bütün insanlar çekebilir?<br />
Yani Adem (a.s)’ın suçunu nasıl bütün insanlar çekebilir?<br />
Diğer insanların ne suçu var, bu bir haksızlık, adaletsizlik değil mi? Hiç Allah olan adaletsizlik yapar mı?<br />
İnsanlar günahkâr olarak dünyaya geliyormuş. Hiçbir şeye aklı ermeyen zavallı çocuğun ne günahı olabilir de, günahkâr olarak dünyaya geliyor?<br />
Yoksa anasının karnında mı suç işledi? Diyelim ki soya çekimle Hz. Adem’in suçundan dolayı bütün insanlar suçlu olsun, bütün insanların suçunu affetmek için niçin bir kişiyi cezalandırsın?<br />
Bütün insanları cezalandırması gerekmez miydi?<br />
Asılanın suçu ne idi?<br />
Hem de Tanrı <strong>Yehova</strong>, oğlu İsa’yı çarmıha gerdiriyor, insanların suçunun keffareti için. Tanrının insanların suçunu affetmesi için mutlaka birini mi çarmıha germesi lâzımdı? Bütün insanları affettim demekle, affedemez miydi? İsa’yı aslî suçlu olarak kabul etmiyorlar.<br />
O zaman nasıl olur da asli suçu olmayanı Tanrı asabiliyor?<br />
Bu bir adaletsizlik değil mi? Nasıl olur da bir Tanrı, oğul evlat edinir?<br />
Ne ihtiyacı var ki evlada?<br />
Hiç bu kadar saçmalık, beyinsizlik olur mu Allah’ım?<br />
Tanrı çarmıha gerecek birini bulamamış da, günahsız olan oğlunu mu asmış?<br />
Oğlunun acı çekmesine niçin müsaade etmiş?<br />
Oğul edinmek isteyen bir tanrı, hemen bir oğul meydana getiremez miydi de, 9 ay aciz bir kadının karnında oğlunu tuttu? Aciz miydi ki hemen yaratamadı?<br />
Bu kadar büyük saçmalık olur mu?<br />
Üstelik bir kısım insanlar (onlara göre) İsa’yı çarmıha gererek işkence ile öldürmüşlerdir. Peki, Tanrı bu yeni suç ve cinayetle insanların aslî suçunu nasıl bağışlamış oluyor?<br />
Bu türlü dolaylı işlemlerin lüzumunu tahlil edip açıklamıyorlar, dolayısı ile çelişkiler içinde bocalamaktadırlar.</p>
<p><strong>Hıristiyanların kiliselerine karşı <strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin de hem bethel, Tanrı evi, hem de krallık salonu vardır.</strong> Onlarda toplantılar dua ile başlar, dua ile sonuçlanır. Hatta kendilerine mahsus ilahileri, şarkıları da vardır. Müslümanlara inançlarını aşılamak isteyen <strong>Yehova</strong> Şahitleri, bu Hristiyan yönlerini gizler, kiliseye gidilmediğini söyler ve çok zaman <strong><strong>Yehova</strong> yerine Müslümanlara cana yakın gelmesi için “Allah” ve diğer İslâmi terimleri kullanırlar.</strong></p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri merkez teşkilatı, Hıristiyanlık kutsal kitabını (İncil’i) kendilerine göre yorumlarlar. İncillerinde cennet inancı olduğu ve orada evlilik, zürriyet, tenasül gibi hususlar olmadığı halde, onlar cennetin yeryüzünde (dünyada) olacağına İsa’nın orada krallığına ve 144 bin seçkin Yahudinin orada yönetileceğine, dünya cennetinde maddî, bedenî bir hayat yaşanacağına, çoluk çocuk sahibi olunacağına inanırlar. Ruhun varlığına ve ölmezliğine inanmazlar.<strong> </strong></p>
<p><strong>Şimdi bunlar İncil’e inandıkları halde niçin İncil’in içindeki ayetlere karşı geliyorlar? Zaten İncil’lerin içindekilerin çoğu da doğru değil. Çünkü İncil doğru olsa idi, bir tane İncil olurdu. Halbuki dört tane İncil var</strong>. Onların da içindekiler birbirini tutmuyor (İleride buna da temas edeceğiz.) İndilerde cennet var diyor; bunlar cennet yoktur, ancak bu dünyada vardır diyorlar. Orada evlilik, çoluk çocuk yoktur deniyor, bunlar vardır diyorlar. Hıristiyansa bunlar nasıl Hristiyan ki İncil’in dediğine inanmıyor. Yok Hristiyan değil yeni bir din kurdularsa peygamberleri kim bunların? Cennet bu dünyada olacakmış, hem de bu maddî bedenle. Bu kadar saçmalık ve dünya ilminden habersizlik olur mu?</p>
<p>Çünkü, bütün dünya insanları kabul ediyorlar ki bu dünya fanidir. Bütün madde yok olmaktadır. Güneş enerjisi bitmektedir. Güneş dakikada binlerce ton parçalanıp, toz haline geldikten sonra yok olmaktadır. Yani, bu dünyanın mutlaka birgün yok olacağını herkes kabul ettiği halde, nasıl oluyor da bunlar, <strong>“Cennet bu dünyada olacak” diyorlar?</strong></p>
<p><strong><br />
Ruha inanmıyorlarmış. </strong></p>
<p>Acaba kendi varlıklarına inanıyorlar mı ki, bu kadar saçmalıkları söylüyorlar? Ruhun varlığının ispatını kitapta daha önce yapmıştık, oradan okuyun. Eski ve yeni Ahiti benimser göründükleri birçok yerde inançları için delilleri merkez teşkilatlarının yorumlarıyla getirdikleri, eski ve yeni Ahit kitaplarının Allah tarafından yazdırıldığını ileri sürdükleri halde, Tevrat’ta açık şekilde belirtilmiş pesah (mayasız ekmek) bayramını,<br />
sünnet olmayı, domuz eti yememeyi ve (on emirde yer alan) cumartesi gününü istirahatla geçirme gibi esasları benimsemezler.<br />
İsa bunları değiştirmiş midir?<br />
Neden?<br />
Nasıl?<br />
Bunlara cevap veremezler. Tevrat’taki cumartesi günü ateş yakmama buyruğuna uymazlar.<br />
Fakat kan nakline, kan vermeye engel olmak için yorumlara girişir, bunun yasaklandığını iddia ederler. Bazı Hıristiyan mezheplerinde olduğu gibi, mabette (ibadet edilecek yerde) resim, heykel, haç, mum yakma, tesbih, Tanrının resmini yapma adetlerine karşıdırlar. Kiliselerinin altınla, rahiplerin süslü elbiseler içinde olmasına da karşıdırlar. “İsa’nın ve havarilerin özel kıyafetleri yoktur” derler. Hıristiyanlık kutsal kitabından aldıkları bazı sözleri ve levhaları duvarlara asarlar.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin ahlak ilkeleri, Musa’nın on emri ve Hıristiyanlık kutsal kitabının bazı cümlelerinden gelmektedir. Üçleme (teslis anlayışları), bazı Hıristiyan mezheplerinden farklı olmakla beraber tamamen reddetmemektedirler. İsa, Allah’ın sağında duran, onun ruh verdiği mümtaz oğludur. Allah’ın hiç sağı solu olur mu? Bu Allah’a mekan tayin etmektir. Halbuki, Allah mekândan münezzehtir. Mekan, sağ, sol, ancak yaratıklar için söz konusudur. Teslisleri Allah (baba) yaratıcı, İsa (oğul) kurtarıcı, kutsal ruh (takdis edici kuvvet) oluyor ve bu kutsal ruh insana, vaftizle <strong>Yehova</strong>’dan (tanrıdan) çıkıp geliyor. Vaftiz mayolarla ve yarı çıplak, topluca suya dua ile girmek demektir. Vaftiz, temel ayindir. Vaftiz, ölüm demektir. Suya batan insan, önceki hayatında ölüp yeni hayatına başlıyor. Bazı Hıristiyan ilahiyatçıları, “İnsanın hakiki ilahî hayatı o andan itibaren başlıyor” diyorlar.</p>
<p>“Tevrat’ta, Tanah’ta poligami (çok evlilik) oluşuna <strong>Yehova</strong> müsaade etti” diyorlar. Fakat İsa müsaade etmiyor diyerek bir çelişmeye düşüp, İsa’nın tek evliliği istediğini ileri sürüyor ve evlenmeyi dini bir anlamda kabul ediyorlar” (264). Güya inandıkları kitabın, işine gelmeyen yerlerini değiştiriyorlar. <strong>Yehova</strong>’nın (tanrının) müsaade ettiği bir emri nasıl olur da bir peygamber olan İsa kaldırabiliyor?</p>
<p>Peygamber İsa (<strong>Yehova</strong>’nın oğlu), böylece Tanrıya (babasına) karşı gelmiş olmuyor mu? Ayrıca mukaddes dedikleri kitabın içindekileri nasıl değiştirebiliyorlar? <strong>Yehova</strong>lar ilmî hakikatlere karşı gelirler. İlmî hakikatleri kendilerine göre açıklamaya çalışırlar. İlmî hakikatlere karşı çıkanlara ne demeli? Bunlara, gerici yobaz, ahmak demek gerekmez mi?</p>
<p>Zamanımızda faaliyetlerini arttıran <strong>Yehova</strong> Şahitleri bilhassa şu propaganda üzerinde durmaktadırlar. <strong>Yakında mutlaka İsa’nın meydana çıkışı ve Armagedon son savaşı vukuu bulacaktır. Bu savaşta İsa’ya, Hıristiyanlığa karşı olanların dünyevi güçleriyle, 1000 yıllık hükümetin hükümdarı (İsa) karşı karşıya gelecektir. Kim <strong>Yehova</strong>’ya olan inancını bildirip yayarsa, uzun zaman yaşamaya devam edecek ve.böylece bir kimse 1000 yıllık hükümetin imtihanını kazanırsa, bir insanî mükemmeliyet içinde ebedî hayata ve cennet olan dünyaya (Yeni dünyaya) girebilecektir.</strong> <strong>Yehova</strong> Şahitleri hali hazırda kurmuş oldukları örgüte (Yeni Dünya Derneği) dedikleri gibi ayrıca ilerideki kuruluşa da (Yeni Dünya Derneği) demektedirler.</p>
<p>Yesus Kritus (İsa Mesih) dünyaya gelmiş. Tanrı <strong>Yehova</strong> onu ruhanî bakımdan tekrar diriltmiştir ve onu 1874-1914′den itibaren görünmez teokratik organizasyonun kralı, başkanı yapmıştır. İsa Mesih’in dünyaya geldiğini kim söyledi bunlara? Hıristiyanların diğer mezhepleri İsa Mesih’in şimdi indiğini acaba kabul etmekte midirler?<br />
Niçin görünmez bir devletin kralı, görünen bir devletin kralı olmuyor?<br />
Çünkü böyle bir şey yok da ondan. Acaba kendileri görüyorlar mı? Kendileri de görmüyorlarsa nasıl inanıyorlar?<br />
Kendi inançlarına göre İsa çarmıha gerilirken görünüyordu da niçin şimdi gözükmüyor?<br />
(İslâm dininde İsa (a.s) çarmıha gerilmemiştir. İsa’ya benzeyen birini çarmıha germişlerdir. İsa’yı (a.s) Allah Teala göğe çekmiştir.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v) yalancılıkla ve Kur’an’ı batıl, asılsız olarak itham ederler. “İncil’de ne eksiklik var da Kur’an gelmiştir” derler. Biz de onlara: “Zebur’da ne eksiklik vardı da Tevrat geldi, Tevrat’ta ne eksiklik vardı da İncil geldi?” dersek, acaba ne cevap vereceklerdir?<br />
Elbette süt dökmüş kedi gibi susacaklar veya kendilerine göre saçma sapan açıklamalar yapacaklardır.</p>
<p><strong>“<strong>Yehova</strong> Şahitleri kitap, dergi ve broşürlerinde İsrail’i, Yahudiliği överek onun yedi şamdanını (menora) tekrar tekrar resimleriyle ele alması ve bu siyon adını teşkilatın ve derginin ilk günlerinde başlık olarak kullanması ve sık sık kapak arkalarında renkli İsrail haritaları vermesi ve İsrail’i tarih ve ülkesiyle övmeye ve ona saygılı davranmaya sevketmesi, <strong>Yehova</strong> Şahitleri merkez teşkilatının arkasında Yahudi desteği, etkisi ve malî yardımı olduğuna dair şüpheler uyandırmıştır. Yıllıklarında başbakan yardımcılarının İsrail’i, Arap memleketlerinin yenilgisinden sonra ziyareti ve İsrail’in muzaffer durumunu övmesi, üzerinde ibretle düşünmeyi gerektirir.” (265)</strong></p>
<p>Ahmet Kahraman, “Dinler Tarihi” adlı kitabında bu düşünceyi şöyle belirtiyor: “Hıristiyanlık ve Yahudilik”, “<strong>Yehova</strong> Şahitleri” adı altında bugün faaliyet göstermektedirler. Kendilerini Hz. İsa’ya nisbet edilen İncil’in telkin ettiği saf Hıristiyanlığın müdafii olarak takdim eden ve çeşitli kombinezonlarla gençleri, bilhasa din yönünden aydınlatılmamış nesilleri kandırma yollarını arayarak, <strong>Yahudi zihniyetine hizmet ettirme gayesini güden bu mezhep, Yahudi teşkilatından başka bir şey değildir… En geniş faaliyet sahalarından bir tanesi de Türkiye’dir.</strong></p>
<p>(261) <strong>Yehova</strong> Şahitleri &#8211; Doç. Dr. Hikmet Tanyu.<br />
(262) Aynı Eser. (262-a) Aynı eser.<br />
(263)/Aynı Eser.<br />
(264) Aynı Eser.<br />
(266-a)<br />
(265) Aynı Eser.</p>
<h2><strong><strong>Yehova</strong> ŞAHİTLERİNİN PSİKOLOJİK USULLERİ VE TELKİN METODU:</strong></h2>
<p>1 — Dünyadan ve insanlıktan ümitsizliğe uğratmak, savaş, yer sarsıntısı, sel baskını, kıtlık, hastalık, hatta hava kirlenmesi üzerinde durarak, insanın bunlarla cezalandırıldığı veya insanın bunları düzenleyemeyeceği telkinini yapmak, kendileri dışında mevcut dinleri, manevî idealleri, partileri, hukukî nizamı kötüleyerek, manevî bir buhran, zihnî bir bezginlik, ümitsizlik telkin etmek.</p>
<p>2 — Korku içinde bırakmak. Yakında ölüneceği, <strong>Yehova</strong> Şahidi olmayanlar için ise kıyamet ve felaket geleceği-</p>
<p>3 — Biricik kurtuluş ümidinin ve gerçek yönün kendilerinde olduğunu telkin.</p>
<p>4 — Avlanan insanları grup, kitle psikolojisinden faydalanmak üzere, kızlı, kadınlı dinî toplantılara götürüp, konuşmaların, tanışmaların manevî havasından faydalanmak.</p>
<p>5 — Devamlı, sürekli konuşma, telkin. Ses tonunu değiştirme (sesi alçaltıp, yükseltme). Birkaç dakika birisinin konuşması, sonra diğerinin devam etmesi.</p>
<p>6 — Devamlı, sürekli okutma, aynı inançla ilgili yeni yayınların arkasını kesmeden vermek ve onları okutmaya çalışma. Böylece hem sözlü, hem okumalı telkine tâbi tutma.</p>
<p>(266-a) Ahmet Kahraman &#8211; Dinler Tarihi.</p>
<p>7 — Hıristiyanlık kutsal kitabını mantıkî tahlil ve muhakeme. Ondaki tutmazlık ve çelişmeleri göstermeden, çok zaman teviller ve onun pürüzlerinden sapmalarla işi değiştirme ve diğer dinleri ciddi bir inceleme okuma ve mukayese etme faaliyeti, emeği olmadan tek taraflı bir ezbercilik faaliyetine sevketme.</p>
<p>8 — Dünya çapında bir kuvvete ve çokluğa, örgüte dayanma ve mensubiyetle övünme, güvenme, kendine önem verme, verdirme ve bu gibi durumlar.</p>
<p>9 — Aktif, aksiyoner veya eylemci bir hale, bir robot haline gelme ve getirilme, vaiz öncü yapılma.</p>
<p>10 — Yabancı memleketlere seyahat ve temas imkânları. Kongrelerin, toplantıların havasından telkin altında kalış.</p>
<p>11 — <strong>Yehova</strong> Şahidi kadınlarla evlendirme metodu veya kadınları <strong>Yehova</strong> Şahidi erkeklerle evledirme usulü.</p>
<p>12 — İş ve menfaat sağlama, aylık alma vesair imkânlarla kendilerine çekme.</p>
<p>13 — Bir çevre temini veya tesisi, yeni dostluklar, arkadaşlar edinme psikolojisi.</p>
<p>14 — Maddî, cinsî menfaat, bu türlü arkadaşlıklar kurma ve örgüte girme suretiyle zevk temin etmek.</p>
<p>15 — Bilhassa Türkiye’de İslâmî bilgisi olmayan, imanı, inancı zayıf, geniş tahsili bulunmayan insanlar üzerinde çalışma, onlara ciddi ve gerçekmiş gibi, hayatlarında roman ve hikâyeden, gazete ve resimli romanlardan başka birşey okumamış olanlara önem vererek kendi telkinlerini, verdikleri kitapları, dergileri hazmettirme. Onları hipnotize edilmiş bir hale getirme.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitlerinin vaizleri, öncüleri ve daha ileri mevkideki adamları bu konuşma ve tartışmalarda sakin kalmak, sinirlenmemek, kızmamak gibi alışkanlıklarla yetiştirilirler. Görüştükleri kimse onları kovsa bile, kavgaya mahal vermeden uzaklaşmak hususunda emir aldıkları için ses çıkarmazlar ve kendilerini istemeyenlere “keçiler” diyerek, onları inatçılıkla (içlerinde ve kendi aralarında) küçümserler.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahidi örgütünün propagandacıları, kendisinden kitap ve dergi almak isteyenlere hatta bunları, kendilerini incelemek için olsa bile aldırış etmezler, yeter ki kendileriyle konuşulsun ve yayınlarından alınsın. Onlar er-geç kendi telkin kabiliyetlerine ve bu telkin metodunun başarı kazanacağına inanırlar.</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin öncüleri, müjdecileri ve vaazla, daha doğrusu propaganda ile görevlileri çok metodlu, planlı çalışmaktadırlar.</p>
<p><strong>Ellerinde geniş bölge haritaları ve vaazda, telkinde bulunacakları kimselerin adları yazılı liste vardır. O günkü konuşmanın planını hazırlamak ilk işleridir. Bunu ufak bir pusula üzerinde yaparlar.</strong> Vaaz verirken arada bir durup karşıdaki şahsı inceler, bazan ona konuşma, soru sorma fırsatı vererek yine kendi bildikleri konuya dönerek vaaza devam ederler.</p>
<p>Kıyafetleri, giyimleri, temiz ve tertiplidir. Bununla da karşıdakine tesire çalışırlar. Vaazlarını denetleyen müfettişlerin veya bir üst dereceli dernek mensuplarının ellerinde matbu veya teksir makinesinde yazılmış veya daktilo makinasıyla düzenlenmiş, öğrenci karnesi gibi kağıtlara konuşma, telkin ve diğer hususlarda iyi, orta gibi notlar verirler. Kurnaz, işini bilir bir propagandacı olarak adamlarını yetiştirmeye çalışırlar. Bilhassa genç kız ve kadınların yardımından faydalanırlar. Umumiyetle bir kadın ve bir erkek veya iki kadın birlikte giderek propaganda yaparlar, tekrar görüşmek için &#8211; umumiyetle bir hatfa sonra- söz almaya çalışırlar. (266)</p>
<p><strong>Yehova</strong> Şahitleri’nin kurucusu Charles Taze Russel’in (1852-1916) ahlakî karakteri: Maria Francis, 1879′da evlendiği Russel’i kendini beğenmişlik, bencillik ve kadınlara düşkünlük, ahlâksızlık iddiasıyla mahkemeye verdi ve Russel, mahkeme önünde evlatlık kızı Roz Boll ile olan cinsî münasebetlerini alenen itiraf etti. Russel mahkûm oldu. Fakat mahkeme kararına uymayarak karısına nafaka ödemediğinden, tekrar muhakeme edilerek aleyhte bir hüküm giydi.</p>
<p>Russel ahlâksız olduğu kadar büyük bir yalancı idi. Kendisini etrafındakilere, “Çok saygı değer çoban” olarak tanıttığını gören Protestan Baptist kilisesi üyesi, söylevci C. Ross, Russel’in sahte bir çoban olduğunu ileri sürerek, “Some facts about the selfstyled Pastor Charles T. Russel”, “Kendisine vaiz süsü vermek isteyen Russel hakkında bazı gerçekler” adlı broşürünü yayınladı. Russel buna karşı çıkarak, C. Ross’u mahkemeye verdi. Mahkemede avukatın bir sorusuna karşılık Russel, Yunanca bildiğini ileri sürerek yemin edince, avukat kendisine Yunanca bir İncil uzatarak okumasını söyledi, fakat okuyamayınca mahkemece “yalan yere yemin eden biri” olarak ilan edildi. Daha sonra, kendisinin başka din adamları tarafından takdis edilmiş, “çok saygı değer çoban” olduğunu söyleyince isbatı istenmiş, zor durumda kaldığından, kendisinin hiçbir din adamı tarafından takdis edilmemiş olduğunu itiraf etmeye mecbur olmuş, böylece mahkeme onun bir “yalancı” olduğuna dair hüküm vermiştir.” (Bak. Martin and Klann adlı eserin 18-22. sayfalarına).</p>
<p>Russel, yine satışa çıkardığı bir buğdayın az miktarının bile çok fazla ürün vereceğini, bu buğdayın mucizeli olduğunu ilan etti. Buğdayın içindeki büyük mucizeye inanan safdil, bilgisiz kimseler bunun bir avucunu 60 dolara satın alarak ektiler. Fakat, doğru dürüst bir mahsul alınmayınca dolandırıldığını anlayan halk tarafından mahkemeye verildi Mucizevî olduğu reklam edilen buğdayın diğer buğdaydan hiç bir farkı olmadığını mahkeme huzurunda itiraf etti ve tekrar mahkum oldu. (Bu olay ansiklopedilere de geçmiştir.)</p>
<p>Yine Çin ve Japonya’ya yaptığı seyahat sonunda oralarda ilk misyoner teşkilatını kurduğunu söylediğinden, kiliseler ve diğer ilgililer tarafından tekrar mahkemeye verildi. “Yalan yere propaganda eden” bir kişi olarak bu davada tescili yapıldı.</p>
<p>31 Ekim 1916′da ölen Russel daima kullandığı, “Şimdi yaşayan milyonlarca kişi hiçbir zaman ölümü görmeyecektir” sloganına rağmen, ölümü görmüş ve cehennemin gayyasına yuvarlanmış gitmiştir.</p>
<p>Şimdi Hıristiyanların amentüsüne bir göz atalım: Müslümanların amentüsünün Hz. Peygamber tarafından öğretilmesine rağmen, Hıristiyanların amentüsü Hz. İsa tarafından değil, çok daha sonra gelen Hıristiyan din alimleri tarafından meydana getirilmiştir. Nasıl olur da bir dinin amentüsünü peygamber değil de, insanlar hazırlayabilir? Peygamber İsa niçin hazırlamamış? Gelelim amentülerine:</p>
<p>1 — Ben, yeri ve göğü yaratan herşeye kadir, baba Tanrıya inanırım. Tanrı için kullanılan “baba” tabiri çok alçaltıcıdır. Zira, insan cemiyetinde, kötü hatıra bırakan aile babaları vardır. Aynı zamanda baba terimi (sözü) cinsel ilişkileri hatırlatır. Baba da öleceği için ölümü düşündürür; yani Tanrı’nın öleceğini düşündürür. Mirası düşündürür.</p>
<p>2 — Ve efendimiz olan, onun biricik oğlu İsa’ya inanırım. Mecazî ve temsilî manada bile olsa, hem eski Ahid ve hem de yeni Ahid’de (Ahid, kitapların ismi) İsa’dan başka insanlar için “Tanrı’nın oğlu” tabiri kullanılmıştır. Bu ise “Biricik oğul” tabiri ile tezat halindedir. Luka’ya göre (3/38), Adem (a.s) Tanrının oğludur. “Seignur” kelimesinden, İsa’nın Tanrı oğlu, yani ulûhiyyete iştirak ettiği anlaşılıyor ki bu da Allah’ın birliğine zıt düşmektedir.(268)</p>
<p>3 — Ruhu-1 Kudüs’ten gebe kalınana inanırım. Ruhu-1 Kudüs’ün gösterdiği fonksiyondan, onun Tanrı için bir alet olduğu görünümü çıkıyor. Amil ile alet aynı şey olamaz. Bu ruhu ulûhiyyete ortak koşmak, ilahî birliğe ters düşer. Kur’an-ı Kerim (17-85) “ruh” kelimesinin emir manasına geldiğini beyan eder. Allah kendi emriyle, İsa’yı babasız yarattı. Bu durum fevkaladedir. Ve ilahî bir mucizedir. Diğer taraftan, Hz. Adem’in yaratılışında bir anne de söz konusu değildir. Onun ulûhiyyete ortak olmaksızın, fevkalade yaratılışı daha da üstün bir mucize idi.</p>
<p>4 — Ve bakire Meryem’den doğana inanırım. Şayet Tanrı bir bakireden bir çocuk doğurtursa, bu çocuğa değil, bizzat Tanrı’ya tapınılma gereğini ortaya koyar.</p>
<p>5-6 — Onun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne inanırım. Doğum, işkence, ölüm ve defnedilmek insanla ilgili özelliklerdir. Tanrı’nın özellikleri değildir. Şayet Hz. İsa’nın, aynı anda ilahî ve insanî olmak üzere iki hüviyete sahip olduğu ve onun insanî hüviyetiyle öldüğü söylenirse, bu dahi anlaşmazlıklara sebep olur.</p>
<p>7 — Cehennemlere indiğine inanırım. Cehennem günahkârların yeridir. Acaba İsa oraya niçin gitti ve bize oradaki acaip olaylar hakkında niçin bilgi verdi? Bir cezadan kurtarmak için mi? Allah suçluları affetmesi için bir masumu (günahsızı) cezalandırmaz. Günahkârları çıkarmak için, Hz. İsa niçin üç gün cehennemde kalsın? Hapishanenin kapısını açmak yeterli idi. Kaldı ki, İsa’nın oradan ayrılışından sonra gelecek günahkârların durumu ne olacaktı?</p>
<p>8 — Üçüncü gün tekrar canlandığına inanırım. Herhangi birşeyi yapmaya muktedir olmadan cehennemlere ölü olarak inişi, hiçbir işe yaramayacaktı.</p>
<p>9 — Göklere çıkıp, kadir olan baba Tanrı’nın sağına oturduğuna inanırım. Bu maddeye göre İsa, Tanrı’nın sağına oturduğu için, o (İsa) Tanrı’dan farklıdır. Zira birisinin, kendi kendisinin sağına oturması mümkün değildir. Şayet İsa, yeryüzünde insan olup, gökte de insan kalırsa o halde ne zaman Tanrı oluyor?</p>
<p>10 — Oradan gelip ölüleri ve dirileri hesaba çekeceğine inanırım. Şüphesiz ölüler, tekrar dirildikten sonra muhakeme edilirler. Fakat, yaşayanları hesaba çekmek acelecilik olmuyor mu? Zira onların hayatı henüz bitmediğinden, çok sayıda iyi veya kötü hareketlerde bulunma imkanına sahiptirler.</p>
<p>11 — Ruhu-1 Kudüs’e inanırım.</p>
<p>12 — Mukaddes Katolik kilisesine inanırım. Tarih, kilisenin temel noktalarda bile görüş değiştirdiğini göstermiştir. Bu nedenle kilise dahi kesin ve mükemmel değildir.</p>
<p>13 — Azizlerin cemaatine inanırım Azizler günahkârları kurtarmazlar. Allah istediğini cezalandırma</p>
<p>veya affetme konusunda kesinlikle hürdür. Şayet “communition” “uluhiyyete iştirak” düşüncesiyle, biraz şarap içmek ve biraz ekmek yemek ameliyesine ihtiyaç duyuluyorsa, bu ilahi birliğin hiç bir şekilde müsamaha etmeyeceği bir şirk koşma çeşididir.</p>
<p>14 — Günahların affedileceğine inanırım. Günahların affı, tövbe ve ilahî rahmet neticesinde olur. Bir masumun cezalandırılmasından değil. Velev ki Tanrı’nın oğlu olsun. Hıristiyan amentüsü metninin dışında İsa, Yeni Ahid’in hiçbir yerinde “Ben tanrıyım” demiyor. Bilakis tam zıddını söylüyor. Meselâ, Matta 12, 18′de şöyle diyor: “İşte benim seçtiğim kulum”. Tanrının bu sözünü söyleyerek bunu kendisine tatbik eden İsa, Tanrı’nın kulu ve kölesi ol maktan gurur duymaktadır. Yine Matta 24/36 ve Markos 13,32′ye göre, dünyanın sonu ne zaman gelecek sorusuna, İsa şöyle cevap verir. “Fakat o gün saat hakkında ne göklerin melekleri, ne de oğul, yalnız Babadan başka kimse bir şey bilmez.” Aynı şekilde Yuhanna 5/19′a şöyle denmektedir: “Doğrusu ve doğrusu size derim: Babanın yapmakta olduğunu gördüğü şeyden başka, oğul kendiliğinden birşey yapamaz, Çünkü, o ne yaparsa, oğul da onları öylece yapar.” İsa Tanrı olmadığını, fakat onda fenafîllah olduğunu, açıkça söylemektedir. (269) Ayrıca, aşağıdaki İncil ayetlerinde İsa için, “Ebul insan” denilmektedir.<br />
Matta İncili Bab 8 Ayet 20 ” ” 9 ” 6 ” “.”‘ 13 ” 37</p>
<p>” ” 16 ” 27-28 <strong>” ” 17 “21</strong></p>
<p>” ” 18 ” 11</p>
<p>269)Aynı Eser</p>
<p>” ” 19 ” 28</p>
<p>„ <strong>M</strong> 20 „ <strong>18</strong></p>
<p>” ” 24 ” 28,30,37,40,45</p>
<p><em>” </em>” 25 ” 13,31</p>
<p>” ” 26 ” 21,24</p>
<p>Markos ” 8 ” 32,38</p>
<p>‘’ ” 9 ” 9, 112,31 (270)</p>
<p>15 —Vücudun tekrar canlanacağına inanırım.</p>
<p>16 — Ebedî hayata inanırım.</p>
<h2><strong>İNCİL’İN DİLİ</strong></h2>
<p>Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete mensuptu. İncil’i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da gönderilmiştir. Halbuki, elde bulunan bugünkü en eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır. İçinde bazı Aramice kelimeler vardır. (271) İnsan bunu okuyunca, neredeyse İsa (a.s)’ı Yunanlı kabul etmesi geliyor içinden. Ama ne Hz. İsa Yunanlı, ne de onun konuştuğu lisan Yunanca idi. O, ancak peygamber yatağı diyebileceğimiz Asya kıtasında doğmuş ve kendisine burada vazife verilmiştir. Meram ve isteklerini kavmine bildirmesi de ancak kavminin konuştuğu lisanla konuşması ile mümkün olabilir. Yoksa onlara anlatmak imkansızlaşır. Renan’ın da bildirdiği gibi, küçük bir kasaba olan ve memleketinin dışında pek fazla bir yer görmeyen Nasıra halkına, Allah’ın Yunanca hitap etmesi, Hakkari dağlarındaki bir çobana Japonca hitap etmek kadar abes ve çirkindir.</p>
<p>Biz, Allah’ı böyle bir küçüklükten uzak görürüz. Keza, bu kitaplarda Aramice birkaç cümlenin bulunması bu kitapların Yunanca değil de, Hz. İsa’nın konuştuğu lisan üzere olduklarını gösterir. Fakat bugün elde bu lisanda bir İncil’in bulunmaması insanı düşündürüyor ve ister istemez bu kitabın aslının kaybolduğu kanaatine vardırıyor.</p>
<p>Bugünkü İnciller’in bu kusurunu örtbas etmek için mutaassıp Hıristiyan yazarlar, İsa zamanında Yunancanın umumi olarak kullanıldığını ileri sürerler. Fakat bunun birçok bakımdan hatalı olduğunu izah etmeden önce şunu söyleyelim ki, Hıristiyan yazar ve aynı zamanda eski bir papaz olan E. Renan bu fikir hakkında şöyle der: Yahudiler Yunanca konuşmuyordu, konuşanı da ayıpladıkları gibi ondan domuzdan kaçar gibi kaçarlardı. Yahudilikte domuzun haram olduğunu göz önüne alırsak, Yahudilerin bunlara karşı nasıl hareket ettiği kolayca ortaya çıkar. Tarihte önemli mevkileri olan milletler dillerinden vazgeçmezler. Yahudiler gerçekten çok önemli bir kavimdir. Hangi durum ve şart altında olursa olsun Yahudi daima kendisini efendi, başka milletlere mensup olan kimseleri de aşağılık görür. Zira bu dinlerinin bir icabıdır.</p>
<p>Kur’an’da ismi zikredilen peygamberlerden bir çoğu Beni İsrail’e gönderilmiş olan peygamberlerdir. Bu bakımdan yahudilerin önemli bir millet olduğu aşikardır. Hatta kendilerinden uzun uzadıya bahsedilmektedir. Allah’ın Firavun’a karşı nasıl onları galip getirdiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden Yahudilerin kendi dillerini kısa bir zaman içinde unutmayacakları belli olduğu gibi Yahudilerin kendi dinlerine çok sıkı bir şekilde bağlı oldukları da bilinmektedir.</p>
<p>Dinlerinin ve din kitapları İbranice yazılan Yahudilerin, dillerinden kolaylıkla fedakârlık etmeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bilhassa bunun için yahudiler kendi dillerini feda etmezlerdi. Tabul-ul Ahd’ın yere düşmemesi için canından fedakarlık eden yahudi, mukaddes kitabının yazıldığı dilden herhalde kolay kolay vazgeçmese gerek.</p>
<p>Medeniyet ve incelik bakımından yahudiler kendilerini Romalılardan aşağı görmezlerdi; bilakis üstün görürlerdi. Bu durum herhalde onları kendi dilleri ile öğünmemeye ve ondan vazgeçmemeye sevk etmiş olmalıydı. Tarihte.yüksek bir medeniyete sahip olan bir millet başkasının boyunduruğu altına kısa bir zaman için girmiştir. Fakat yüksek medeniyetleri sayesinde müstevli milletleri potasında eritebilmiştir. Medeniyet bakımından kendilerini Romalılardan üstün gören yahudilerin durumu bununla izah edilebilir mi?</p>
<p>Yahudiler siyasî kudretlerini birgün elde edeceklerini umuyorlardı. Bir millet istikbalinden tamamen ümidini keserek kötümser olabilir, dili ile öğünme yeteneğini kaybedebilir. Fakat İsa zamanındaki yahudiler, yahudi idaresini tekrar kuracak olan bir yahudi kralın çıkacağım bekliyorlardı. Yahudilerin İsa ile olan münakaşalarında bir çok kimse bu ümidi istismar bile etmiştir. Böyle ilerisi için beklemekte olan bir milletin kendi dilini unutacağı imkân dahilinde olmayan bir şeydir.</p>
<p>Siyasî kudretlerinin tekrar avdet edeceğine inanan bir milletin başbakanı olan Levi Eşkol’un, “İki bin senelik rüyamız gerçekleşti” demesi bile bunun açık bir delilidir. Kaldı ki, İsa zamanındaki yahudilerin durumu bundan altmış, yetmiş sene önceki yahudilerin durumundan daha iyiydi.</p>
<p>O devrin yahudi yazarları kendi dilleri veya o dilin bozuk bir şivesi ile yazarlardı Dilleri değişmiş olsaydı, o devirde Yahudiceden başka bir dil ile yazdıkları kitapların elimizde bulunması gerekirdi. O devre ait kitaplar içinde Yahudiceden başka kitapların olmaması bize yine bir hakikati açıklar niteliktedir. O hakikat İncil’in ilk orijinal nüshasının Yunanca değil, Yahudice olmasıdır.</p>
<p>Yeni Ahid’in en eski nüshalarının Yunanca olduğunu söylemiştik. Fakat Hz. İsa zamanında Roma İmparatorluğu henüz ikiye ayrılmamıştı; İmparatorluğun merkezi hâlâ Roma şehri idi. Latince ve Yunancanın çok zor birer lisan oldukları da göz önüne alınınca bunun imkânsız olduğu kendiliğinden anlaşılır. Roma tesiri Yahudi hayatına tesir etmiş olsaydı, İbrani diline Yunanca değil, Latince kelimelerin girmesi gerekirdi. Halbuki en eski Yeni Ahid yazmaları hep Yunancadır. Bu da ispat ediyor ki, Yeni Ahid kitapları Roma İmparatorluğunun ikiye bölündüğü ve şarktaki topraklarının Rum-Bizans İmparatorluğu idaresi altına girdiği bir zamanda yazılmıştı ve bu yüzden Yunanca, Hıristiyanlık dini ve edebiyatı üzerinde geniş bir tesir icra etmeye başlamıştı.</p>
<p>Elde bulunan en önemli delillerden bir tanesi de İncillerdeki ifadelerdir. Bu ifade tarzları, bu kadar tahrifata uğramamasına rağmen hâlâ İncil’de mevcuttur. Orjinal şekillerini muhafaza etmektedirler. Bu ibarelerden birkaçı şöyledir:</p>
<p>a — “Osenna” (Matta, 21:9)</p>
<p>b — “Eli, eli, lama sabaktini.” (Matta, 27:46)</p>
<p>c — “Rabbi” (Yunanna, 3:2)</p>
<p>d — “Talita kumi” (Markos 5:41)</p>
<p>Yukarıdaki ifadelerden de İncil’in Yunanca değil, yahudilerin kendi lisanı üzere olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Resulllerin işlerinden de (2:4/13) anlaşıldığına göre, İsa çarmıha gerildikten sonra bile (bu Hıristiyan inancına göredir. Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın durumu hakkındaki ayeti açıktır. Bir müslümanın inancı, bu ayetin karşısında değil yanındadır), Yahudiler İbranice konuşuyorlardı:</p>
<p>“Hepsi Ruhu-1 Kudüs’le doldu ve kendilerine ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka dillerde söylemeye başladılar. Gök altındaki her milletten yahudiler, dindar adamlar, Kudüs’te oturmakta idiler. Ve bu ses gelince, halk bir araya toplanda ve çok şaşırdılar. Çünkü her biri onların kendi dili ile söylediğini işitiyordu. Hayran oldular ve şaşırıp dediler: “İşte söyleyen bu adamlar hep Galile’li değil mi? Ve nasıl biz, herbirimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz? Biz Partlar, Medler, Elamlılar ve Mezopotamya’da, Yahudiye’de hem de Kapadokya’da ve Pontus ve Asya’da Frikya, hem de Pamfilya’da, Mısır ve Libya ülkelerinde, Birine çevresinde, oturanlar, gerek Yahudi ve gerek mühtedi Romalı misafirler, Giritliler ve Araplar, kendi dillerimizde Allah’ın büyük işlerini söylediklerini işitiyoruz. Ve hepsi hayran olup birbirlerine: “Bu ne olsa gerek?” diye tereddüt ediyorlardı. Fakat başkaları eğlenip dediler: “Onlar yeni şarapla dolmuşlar.”</p>
<p>O zaman değil yahudilerin Yunanca konuşması, bütün bilinen ve yahudilere komşu olan diğer milletlerin kendi lisanları üzere anlaşılmaktadır. Bunun için, yahudilerin Yunanca konuştuklarını ileri sürmek suretiyle bu meseleyi örtbas etmek isteyen kimselerin sözlerinin gerçekle bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. (272).</p>
<p><strong>Bu durum gösteriyor ki, İncil’in aslı Yunanca değil, Aramice olması lâzımdır. Fakat elde bulunan en eski İncil Yunancadır. Bu da gösteriyor ki, İncil değiştirilmiştir.</strong></p>
<p>Hıristiyan aleminin elinde bulunan ve kutsal olarak kabul edilen bugünkü İndilerin kutsal olarak kabul edilmesi ancak İsa (a.s)’dan 325 sene sonra olmuştur. Bu tarihten önce altmıştan fazla İncil mevcuttur. Herkes elindekinin kutsal kitap olduğunu, diğerlerinin uydurulmuş birer kitaptan öteye geçemeyeceğini ileri sürüyordu.</p>
<p>İsa (a.s) doğumundan 325 sene sonra İznik’te bin kişilik bir heyet halinde Hıristiyan ruhani meclisi putperest, fakat bazı siyasî sebeplerle Hristiyan görünmek zorunda kalan imparator Konstantin’in emri ve başkanlığı altında toplanır. Altmıştan fazla ve her biri diğerini kafirlikle itham edecek kadar aralarında ayrılık bulunan İnciller heyete sunulur. Yine imparatorun emri ile 318 gibi azınlık reyi ile bugün teslisi (üçlü ilah sistemi) savunan kitaplar kutsal ilan edilmiştir. İznik Ayasofya kilisesi içinde mezarı ve mezarının içinde de biraz kemiği bulunan Mısır heyetinin başkanı Aius, bu toplantıdan çoğunluğun sözcüsü olarak, zorla kabul ettirilen üçlü ilah sistemine karşı çıktığı için mecliste bir tokata maruz kaldığı gibi sonra da imparator tarafından hapsettirilerek çeşitli işkencelere tâbi tutulmuştur. Nihayet, bu şiddetli işkenceye tahammül edemeyen bu zât hapishanede ölmüştür. Bunca işkenceye tâbi tutulması putperest ve hıristiyanların bugünkü İndilerini kabul etmemesi yüzündendir.</p>
<p>Arius ve diğer arkadaşlarının fikri, İslâm’ın kendisinden gerçek Hristiyanlık diye bahsettiği ve Hz. İsa’ya inen safiyetini muhafaza eden Hristiyanlık olduğu şeklindeydi. Şu halde dört İncil, yirmi bir mektup, bir Yuhanna vahyinden ibaret olan Ahd-i Cedid 325 senesinde İznik’te toplanan azınlığın fikri ve imparatorun <strong>desteği ile kutsal </strong>ilan edilmiştir. Daha önceleri ne böyle <strong>bir kitap herkes </strong>tarafından kabul ediliyor ve ne de sayısı <strong>bu kadar azdı. </strong>Bir kimsenin kabul gören bir Hristiyan <strong>olabilmesi için elde </strong>mevcut olan bu kitapları olduğu gibi kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ona Hıristiyan denmediği gibi papazların para ile sattığı cennete de giremez. Fakat insanın aklına şöyle bir soru sormak geliyor: 325 tarihine kadar Hıristiyanlık aleminin elinde altmıştan fazla kitap bulunuyordu ve bunların arasındaki tezatlar çok büyüktü. Bir diğerini sapıklıkla itham edecek kadar birbirinden ayrı idiler. Adı geçen tarihe kadar pek az kimse bu kutsal olanlara inanıyordu. Şu halde, kendisine inanmak suretiyle Hıristiyan olunan bugünkü İndilere daha önce inanmayanların dinsiz olarak ilan edilmesi gerekmez mi? Birçok Hıristiyan azizin bu tarihten önce yaşadığı nazarı itibara alınırsa, hiçbir Hıristiyan bunu kabul edemez. Şu halde, söylenecek bir söz kalıyor. O da, Hıristiyanlık aleminin 325 sene kitapsız kaldığıdır. Öyle ya kutsallıkları ancak bu tarihte kabul edilen bu kitabın bu tarihten önce kutsal olması imkânsızdır. Bir hıristiyanın buna nasıl cevap vereceği pek bilinemez.</p>
<p>(266) <strong>Yehova</strong> Şahitleri &#8211; Doç. Dr. Hikmet Tanyu.<br />
(267) Aynı Eser.</p>
<p>(268) İslâmiyet ve Hristiyanlık &#8211; Doç. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Tercüme.</p>
<p>(270) İmanî Suallere Cevaplar &#8211; ismail Fenni Ertuğrul.</p>
<p>(271) Kur’an ve Garb Kaynaklarına Göre Hristiyanlık &#8211; Ziya Korur.</p>
<p>(272) Aynı Eser.</p>
<p><strong>Çıktı almak için aşağıdaki dosyaları indirebilirsiniz.</strong></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.pdf">yehova-sahitleri-kimdir pdf formatında indir 376 KB<br />
</a></p>
<p><a href="http://isoru.files.wordpress.com/2008/11/yehova-sahitleri-kimdir.doc">yehova-sahitleri-kimdir</a> doc formatında indir 107 KB</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/16/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/16/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/16/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/16/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=16&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/31/yehova-sahitleri-kimdir-ve-inanclari-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Peygamber efendimiz niçin çok kadınla evlenmiştir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/peygamber-efendimiz-nicin-cok-kadinla-evlenmistir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/peygamber-efendimiz-nicin-cok-kadinla-evlenmistir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 18:40:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Aişe]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Nikah]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://isoru.wordpress.com/2006/07/26/peygamber-efendimiz-nicin-cok-kadinla-evlenmistir/</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Resul Efendimiz   isteseydi   daha gençliğinde iken ; genç , zengin bir çok kızla evlenebilirdi. Bu imkanı vardı fakat evlenmemişlerdir:
Peygamber efendimiz kendi döneminde ‘Muhammedü’l-emin ‘ (güvenilir Muhammed ) olarak adlandırılmış ,sadece zenginlerin üye olabildiği ‘Hılfu’l-fudul’ derneğine  zengin olmadığı halde kabul edilmiş ,çevresince kendine güvenilen ,genç,ahlaklı ve yakışıklı bir insandı.Kabeyi su [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=11&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Hz. Resul Efendimiz   isteseydi   daha gençliğinde iken ; genç , zengin bir çok kızla evlenebilirdi. Bu imkanı vardı fakat evlenmemişlerdir:</strong></p>
<p>Peygamber efendimiz kendi döneminde ‘Muhammedü’l-emin ‘ (güvenilir Muhammed ) olarak adlandırılmış ,sadece zenginlerin üye olabildiği ‘Hılfu’l-fudul’ derneğine  zengin olmadığı halde kabul edilmiş ,çevresince kendine güvenilen ,genç,ahlaklı ve yakışıklı bir insandı.Kabeyi su bastığı zaman ‘ Haceru’l –esved ‘ taşını , kabile reisleri arasında tek reis olmayan peygamberimiz yerine koymuştur.Peygamber efendimiz peygamberliğini ilan ettiği zaman Mekkeli müşrikler peygamberimize şu teklifte bulunurlar : ‘Ey Muhammed eğer sen para istiyorsan sana para verelim, başımıza başkan olmak istiyorsan seni başkan yapalım, eğer istiyorsan seni kabilemizin güzel kızlarıyla evlendirelim.Yeter ki sen bu davadan yani islamı anlatmaktan vazgeç. ‘<span id="more-11"></span></p>
<p><strong>Peygamberimiz onlara şu cevabı verir: ‘Bir elime ayı , bir elime güneşi koysanız ben bu davadan vazgeçmem.’</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi Peygamberimizin dünya malına düşkün olması veya  benzeri bir iddia gerçek olsa idi , daha genç iken tüm bu imkânları elinin  tersi ile bir kenara itmemesi gerekirdi!Ama O Yüce insan  , insanları battığı ahlaksızlık ve kötülük batağından kurtarmak için mücadele ve iftiralara muhatap olma pahasına iyiliği tebliğ ve yayama yolunu tercih etmişlerdir&#8230;</p>
<p><strong>Peygamberimiz 25 yaşına kadar evlenmemiş , ibadetle meşgul olmuştur.</strong></p>
<p>Peygamber efendimiz 25 yaşında iken 40 yaşında ve dul olan Hz. Hatice ile evlenir.Hz. Resul Hatice annemizle zenginliği için evlenmemiştir.Çünkü Hz. Resul , Hz. Hatice’nin tüm malını Allah yolunda dağıtmıştır(Hz. Resul daha sonra kendisine gönderilen hediye ve altınları da fakirlere dağıtacaktır.) Hz. Hatice ile peygamberimiz 25 sene evli kalırlar.Hz. Hatice , peygamberimize :’Ey Muhammed ben yaşlandım , artık başka hanımla evlen ‘ deyince peygamberimiz şu cevabı verir: ‘ Böyle söyleme Hatice , üzülürüm.’Hz. Hatice 65 yayında vefat eder. Hz. Resul  2-3 sene daha kimse ile evlenmez , 53 yaşına gelir.</p>
<p>Not : O  dönemde ‘sahabi’ ( Peygamber Efendimizin arkadaşları) savaşlarda şehit oluyor, eşleri dul, çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz sahabiye bu dul hanımlar ile evlenmelerini, onları evsiz, çocuklarını bakımsız bırakmamalarını tavsiye ediyor, kendisi de bu dul hanımlar ile 53 yaşından sonra evleniyorlar.</p>
<p><strong>Hz. Sevde: 53 yaşında, dul.</strong></p>
<p>Hz. Aişe: Peygamberimizin dul olmayan tek eşidir. Peygamberimiz genç yaşta olan (17-18 yaşlarında  : Hz. Aişe’nin ablası Esma hicrette 27 yaşındaydı. Hz. Aişe ablasından 10 yaş küçük olduğuna göre onun da hicrette tam 17 yaşında olması gerekir. Ayrıca Hz. Aişe peygamberimizden önce Cübeyr’le nişanlanmış, daha sonra dini nedenlerle ayrılmışlardı. Demek ki evlenecek çağda bir kızdı, nişanlanmış, nişan bozulmuş sonra peygamberimizle evlenmiştir-) Hz. Aişe ile evlenir. Müslüman hanımların sormaya utandığı sorulara cevap vermesi için peygamberimiz Hz. Aişe ile evlenmiş ve onu öğretmen olarak yetiştirmiştir. Hz. Aişe peygamberimizden 2000 hadis rivayet etmiş, Müslüman kadın ve erkeklere öğretmenlik yapmış, hatta Müslüman orduların komutanlığını dahi   üstlenmiştir.</p>
<p><strong>Hz. Hafsa: Dul,</strong></p>
<p><strong>Huzeyfe kızı Zeynep: 60 yaşında dul,</strong></p>
<p><strong>Ümmü Seleme: 65 yaşında 4 çocuklu dul,</strong></p>
<p><strong>Cahş kızı Zeynep: Dul,</strong></p>
<p><strong>Ümmü Habibe: 55 yaşında dul,</strong></p>
<p><strong>Cüveyriye, Safiye</strong>: Esir (esir ve cariyelerle evlenmek âdet değil iken peygamberimiz onlar ile evlenerek onların da aile kurma haklarının olduğunu , onlarında insan olduğunu  çevresindekilere ispat eder .)</p>
<p><strong>Meymune: 2 çocuklu dul,</strong></p>
<p><strong>Mısırlı Mariye: Cariye</strong></p>
<p><strong>Hz.  Resul  50 küsür yaşına kadar tek eşle evli kalıyor</strong> ,her türlü dünyevi teklifleri reddediyor  ve 50 yaşından sonra genç ve zengin bir çok kız  yerine koruma ve tebliğ amacını güden , karşılıklı rızaya dayanan evliliklerini objektif  olarak inceleyen herkes evliliklerin hiç birinde dünyevi bir amaç olmadığını görebilirler yeterki tarafsız olarak olayları inceleyebilelim.</p>
<p><strong>Bazılarının aklına şu soru takılabilir, evlenmeden o kadınlara yardım yapılamaz mı idi ?</strong></p>
<p>NE KADAR IYI BILINIRSE BILINSIN BIR ERKEK DUL BIR KADININ EVINE ARADA  BiR  BILE OLSA VE KADINLAR 50-55-65 YASLARINDA BILE OLSA UGRARSA DEDIKODU KAÇINILMAZ OLUR! ÖZELLIKLE BÜTÜN PROJEKTÖRLER ÜZERINE ÇEVRILI VE DEVAMLI HATASI ARANAN  BİR  UYARICI  VE   “REJİM   DÜŞMANI “ ( ! ) OLURSAN&#8230; HZ. MUHAMMAD’E   DÜŞMANLARI (HAŞA )    “ DELİ, CİNLENMİŞ , YALANCI&#8230; “ DEDİLER  AMA  HİÇ  BİR  DÜŞMANI  ONA &#8221; ŞEHVET  DÜŞKÜNÜ , ÇIKARCI, RÜŞVETÇİ , &#8230;&#8221; DİYEMEMİŞTİR.  ÖZELLİKLE  BU  KONULARDA  DÜŞMANDAN  DAHA  İYİ  ŞAHİT  Mİ   OLUR..  AYRICA  EFENDİMİZİN  OLAYA   CİNSEL  AÇIDAN  YAKLAŞMADIĞININ  BİR  DİĞER  DELİLİ     BAZI &#8221; ANNELERIMIZIN&#8221; YAŞLARINDAN DOLAYI O TÜR IHTIYAÇ DÖNEMINI  ÇOKTAN  GEÇTİKLERİDİR   HELE  YAS 50 -65 ARASI   İSE  VE ÜLKE INSANLARIN ERKEN OLGUNLASIP YASLANDIGI SICAK BIR ÜLKEDE  YAŞLANILIYORSA &#8230; YAZI  BÜTÜNÜ    İLE  OKUNUNCA  ZATEN HZ. MUHAMMED&#8217;IN DÜNYA ZEVKINE DÜSKÜN OLMADIGININ ÖRNEKLERI ILE DOLU  OLDUĞU   GÖRÜLECEKTİR.</p>
<p><strong>NE  MUTLU   O’NA  VE  O’NUN  İZİNDEN  GİDEBİLENLERE !</strong></p>
<p>Bazı ön yargılı çevreler Hz. Zeynep annemiz ile Hz. Resul’ün evliliklerine dillerine dolarlar. Güya Hz. Zeynep’ten hoşlanan Hz. Resul onun eşinden boşanmasını bekleyip onunla evlenir. Halbuki Hz. Zeynep Hz. Resul’ün akrabasıdır ve daha onu kız iken tanımaktadır. İstese onunla kız iken evlenebilirdi. Halbuki evlenmedi ve kendi eli ile Zeynep’i evlatlığı olan kölesi ile evlendirir. Ailenin devamı için huzursuzluk baş gösterip, boşanma talepleri gelince Hz. Resul hep bunlara engel olur. Fakat aile kendiliğinden dağılıp boşanma vuku bulunca her konuda, her türlü tapuyu yıkmakla görevlendirilen Hz. Resul, evlâtlıkta evlât gibidir. Evlenince hanımı kızın gibi olur türünden ön yargıları yıkmak için Allah’ın ayeti ile emretmesi üzerine Hz. Zeynep ile evlenir. Tapu dolayısıyla dedikodular çıkacağını bile bile, çünkü Hz. Resul insâni olmayan tüm tapu-taassuplara savaş açmıştı: Kadın savaşmıyor, miras alamaz, kız çocuğu uğursuzdur, namusumuza leke getirebilir, diri diri gömülmelidir. Soy erkek çocuktan devam eder, kız çocuk soyun kesilmesine neden olur&#8230;gibi bir çok günah – zararlı ön yargıları, yaşayarak, hayatıyla peygamber efendimiz yıkmış, yok etmiştir.</p>
<p><strong>Hz.  Muhammed’e  atılan  bir  diğer  iftira ‘da   HZ. Safiye   ile  evlenmeleri  olayıdır : Güya  Hz. Resul  esir  olan  Safiye annemize   “ benimle  evlenirsen  seni  serbest   bırakırım , “ diye  bir  teklifte  bulunmuştur. Halbuki  olay  şöyle  gelişmiştir:</strong></p>
<p>&#8230;Savaşta  esir  olan    yahudilerden  olan  Hz. Safiye ‘ye   Hz.  Resul  “ sana  bir  teklifim  var , istersen  serbestsin  mallarını   al  ve  git , istersen  sana  evlenme  tekif  ediyorum ,müslüman ol , yanımda  kal “ teklifini   özgür  ve  hür  iradesiyle  değerlendiren   Hz.  Safiye  annemiz , kendi   isteği  ile  teklifi  kabul  eder  ve  Hz. Muhammed’in   yanında  kalır. Bunun  üzerine Müslümanlar “ biz  annemizin  akrabalarını  esir  etmeyiz  , “ diyerek   esir edilen tüm  yahudileri  serbest  bırakırlar&#8230; yahudilerde  bu   gelişmeler  üzerine  islama  girerler&#8230;</p>
<p><strong>1.<br />
</strong><br />
Peygamber Efendimiz bir günde iki öğün sıcak yemek yememiştir. Bazen aylarca evinde sıcak yemek bulunmazdı. Sirke ile kuru ekmek yer ve “Ne güzel nimet” buyururdu. Hasır üzerinde yatar, uyandığı zaman vücudunda hasırın izleri belli olurdu. Müslümanlar uyurken gece yarısı kalkıp namaz kılmak kendisine farzdı. Kendisine iftar etmeden birkaç gün üst üste oruç tutmasına izin verilmiştir.<br />
<strong>2.</strong></p>
<p>Hz. Resul insanlara karşı merhametli idi. Kendisini her türlü kötülükten koruyan amcası Hamza’yı öldürüp ciğerlerini yiyen Hint’i ve katili  Vahşi&#8217;yi affetmiş, kendine hakaret edip, Müslümanları öldürüp aç ve susuz yurtlarından kovan Mekke Müşriklerini,Hayber&#8217;li yahudilerin  hidayet bulmaları için onlara dua etmiştir.Kendisini zehirlemeye çalışan Yahudi  kadını afetmiş , bir topluluk içinde kendisine karşı ağzı bozuk ve saygıdan uzak bir şekilde konuşan kadına karşı takındığı yumuşak ve seviyeli tutumu ile kadının hal ve hareketlerinin değişmesine sahip olmuş , çevresine gerektiğinde nükteler yapan , Nisa suresini dinlerken gözyaşlarını tutamayan ,&#8221; insanlara hizmet eden insanların efendisidir&#8221; buyurup ,halka gerektiğinde eliyle su dağıtan , kibirleden uzakişleri paylaşmayı seven ,evinde iken herkes gibi &#8221; ayakkabılarını tamir edip,elbiselerini dikip temizleyen kendi işini kendi gören ,koyunları sağan b.r insan olan Hz. resul çocukları  da çok severdi : Onları bir sıraya dizer karşılarına geçer “ bana ilk gelene hediye vereceğim” derdi, çocuklar sevinç içinde O’na koşar çevresini sararlardı. Torunlarını sırtına alır , namazda iken  onların kendi   sırtlarına çıkmalarına izin verirdi.Bayram günü ağlayan ,aç bir çocuğu temizleyip doyurmuş ,ona  bayram sevincini tattırmış , her çocuğa yetişkin gibi selam verip, onlarla şakalaşır ,namaz esnasında ağlayan bir çocuk sesi üzerine , çocuğun ailesinin cemaat içinde olabileceğini düşünüp namazı hızla   bitirmiş  , kendisine 9 sene hizmet eden Enes&#8217;i  bir defa bile azarlamamış &#8230; bir insandı.<br />
<strong>3.</strong></p>
<p>Hz. Resul hayvanlara ve bitkilere de merhametli idi. Yere uzanmış iken elbisesinin üzerine yatan kediyi uyandırmamak için elbisesini keserek ayağa kalkar, islâm ordusunun yolu üzerine çıkan bir köpek ve yavrusunu rahatsız etmemek için ordunun yolunu değiştiren , susuz bir deve görünce eli ile ona su veren peygamberimiz ,  savaş vakti bitkilerin kesimini yasaklamış, “yarın kıyamet kopacağını bilseniz ağaç dikin” buyurarak insanları ağaç dikmeye davet etmiştir.</p>
<p>Peygamberimiz evlilikleri ile büyük bir merhamet örneği göstermiş, hayatının son senelerinde karşılıklı rıza ile fedakârlık göstererek Müslüman hanımlara kol kanat germiştir. Ayrıca bu evlilikler Peygamber Efendimizin hanımlarının kabilelerini de etkilemiş, onların kendiliğinden İslâm’a ısınıp kabul etmelerine vesile olmuştur.</p>
<p><strong>HZ. RESUL HAKKINDA BATILI AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ:</strong></p>
<p>Thomas Carlyle:’İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.’</p>
<p>Prof.Dr.H. Mones:’O’nun her sözü bir vecizedir.’</p>
<p>Jane Pelo:’O’nun davasında heyecanı asildi.’</p>
<p>Aleksi Lovazon:’O Allah tarafından gönderilmiş bir hak peygamberdir.’</p>
<p>G’la Faytt:’Ey şanlı arap!Aşk olsun sana&#8230;.Adaletin ta kendisini bulmuşsun.’</p>
<p>Raymons Leronge:’14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi,tek hidayet resulüdür.’</p>
<p>Sosyolog V.D.Eratsen:’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’</p>
<p>Prof.Jules Masserman:’Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’</p>
<p>Prof.Dr. Michael Hart:Muhammed tarihte dini ve dünyevi açılandan en üstün başarıya ulaşmış tek kişidir.’</p>
<p>Tolstoy: Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.</p>
<p>Gibson: Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince tanımayanlardır.</p>
<p>Dostyoyevski: Büyük İslâm Peygamberi yüce yaratıcının katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.</p>
<p>B. Smith: Büyük liderlerin hayat ve karakterleri ile yapılan eleştiriler İslâm Peygamberi için yapılamaz.</p>
<p>Prens Bismark: Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed. Kur’an Allah’ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.</p>
<p>Geothe: Hiç kimse Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.</p>
<p>Shebol: Hz. Muhammed insan olması itibari ile bütün insanlık onunla övünür. Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz.</p>
<p>Bernard Shaw: Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre onu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lâzımdır.</p>
<p>Voltaire: Türk kardeşime diyeceğim ki; senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor&#8230; senin dinin çok asil.</p>
<p>Lamartine: İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün acaba ondan daha büyük bir insan bulunur mu?</p>
<p>Knematirul: Herkesin itiraf etmekten çekindiği şeyi ben haykırıyorum. Hz. Muhammed hiç kimse ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir devrimcidir.</p>
<p><strong>HZ  AİSENİN  YAŞI</strong></p>
<p>Hz. Aişe validemizden yapılan bir rivayet :<br />
&#8220;Hz. Muhammed henüz Mekke de iken ve bende oynayan bir çocuk iken &#8220;onların vadeleri kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ve ne acıdır!&#8221; mealindeki (kamer s. 46) ayet inmişti&#8230; (Buhari 1.cilt Telifil Kur’an bahsi)&#8221; Bu sure Mekke devrinin birinci döneminde(4. yıl) inmiştir. Hz.Aişe validemiz bu sure ve ayetleri net olarak hatırladığına göre yukarıdaki iddianın doğru olması mümkün değildir.Olayları ayrıntılarıyla hatırlayabilmek ve sokakta oynayan bir çocuk olması için en az beş veya altı yaşında(veya daha büyük) olması gerekir. Kamer suresi Mekke devrinin dördüncü yılında indiğine göre dördüncü yılda beş-altı yaşında olması gerekmektedir.Ayrıca Kız kardeşi Esma ; Kardeşi Esma Abdullah bin Zübeyir’in annesidir. Esma yüz yaşına kadar yaşamış ve Hicretin 73. yılında vefat etmiştir. Hz. Aişe validemizden on yaş daha büyüktür. Hz. Ebu Bekir (r.a) kızı Esma ve oğlu Abdullah Abdul Uzza’nın kızı Kayleden, Hz. Aişe ile Abdurrahman ise Ümm-i Rümandan doğmuşlardır. Hz. Esma yüz yaşında ve hicri 73. yılda öldüğüne göre hicret esnasında 27 yaşında olması gerekir. Bundan on yaş küçük olan kardeşi Hz. Aişe validemizin de 17 yaşında olması gerekir ki bu da aşağı yukarı Buhari de Hz. Aişe’nin kendi hadisindeki ifadeye uygun düşmektedir.Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl beraber yaşamıştır. Onun Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerindeki yerini bütün islam alimleri teslim etmektedir. O devrinin en büyük alimlerini tenkit etmiş, çeşitli konularda fetvalar vermiş, Kur’an’ın ve sünnetin doğru anlaşılması konusunda insanlara önderlik etmiştir. Sünneti Kur’an’la test etmenin ilk örneklerini vermiştir. Bu birikimi henüz çocuk denecek yaşta bir insanın elde etmiş olmasını kabullenmek oldukça zordur.</p>
<p>Bu konuyu aydınlatan bir başka rivayette şöyledir: Hz. Aişe validemiz henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı. Mut’im Hz. Aişeyi oğluna almakla evine müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a) islamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir. İslam alenen açıklanıp müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebu Bekir (r.a) ın müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir. Yani değil Hz. Resulle nişanlanıp bir yıl sonra evlenmesi , daha önce evlenecek çağa gelmişti, nişanlandı , zamanla İslam tebliği yayılınca Hz. Ebu Bekir&#8217;in Müslüman olması bu işi bozdu&#8230;Daha sonra da Hz. Resul onunla nişanlanıp bir yıl sonra da evlenmişti&#8230;Sıcak ülkelerde çocukların erken gelişip, olgunlaştığı düşünülünce &#8211; Günümüzde bile Mısır&#8217;da  ilkokul birinci sınıfa giden kızlar ergenlik çağına girdiği &#8211; yani Mısır&#8217;daki 8 yaşındaki bir kız , Türkiye&#8217;deki 12-13 yaşındaki bir kız olgunluğuna gelip ; daha önce olgunlaşıp, daha önce yaşlandığı &#8211; düşünülürse  17 -18 yaşındaki bir kızın arabistandaki  normal görüntü ve evlilik yaşı haliyle  gelmiş bir  yaş olduğu rahatlıkla kabul edilmelidir!Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl evli kalmışlardı. Peygamberimizin vefatı esnasında İse 27 yaşında idi. Peygamberimizden sonra da 48 yıl yaşamış ve hicri 58. yılda ve 74 yaşında vefat etmiştir. Sondan başa doğru gidersek 74 ten 48 i çıkartıp kalandan da evli olduğu yılı çıkartınca evlendiği yaşı bulmuş oluruz. 74 – 48 = 26; 26 – 9 = 17 kalır ki yaklaşık 17 veya 18 yaşında evlendiği gerçeği ortaya çıkar&#8230;Sahihi Buhârîye göre, Hazreti Âişe, Kur&#8217;anın Mekkeli âyetleri gelirken oyun çağındaydı. Bu yaştayken, kendisi «Kamer» Sûresinin nazil olduğunu söylüyor. Kur&#8217;arun 54 üncü Kamer sûresi, Mekkeli sûrelerdendir. Bu sırada Rasûl-i Ekrem «Erkam»ın evinde bulunuyordu. Rasûl-i Ekrem, Hicretin ilk senesi Hazreti Âişe ile evlendi. «Bakare» ve «Nisa» sûreleri vahyolunurken, Hazreti Âişe, Rasûl-i Ekremin zevcesi bulunuyordu. «Bakare» sûresi, Medine devrinin ilk zamanlarında. nazil olmuştu.</p>
<p>Mişkât sahibi der ki: Hazreti Âişenin hemşiresi Esma, Hicret esnasında 27 yaşında idi. Aişeden on yaş büyüktü. Hazreti Aişe de, Esmadan on yaş küçük olduğuna göre, Hicrette onyedi yaşındaydı: (Asrı Scâdet, C: 2, S: 1010.)Rasül-i Ekremle evlendiği zaman, 18 yaşında bulunuyordu.Hazreti Âişenin altı yaşında nişanlandığı, dokuz yaşında nikahlandığı hakkındaki rivayetler doğru değildir, tarihî hakikitlere aykırıdır.Hz. Aişenin ablası Esma, ondan yaklaşık 10 yaş büyüktü. Hz. Aişe evlendiğinde Hz. Esma&#8217;nın yaklaşık 30 yaşında olduğu rivayet ediliyor. Buradan Hz. Aişenin evlendiğinde 18-20 yaşlarında olduğu sonucuna varılmaktadır.Batıyla ilgili forumun &#8216;toplum&#8217; kategorisindeki &#8216;Başörtüsü, İdeolojiler, Çözümler&#8217; ve &#8216;Demokrasimize Çifte Saldırı&#8217; başlıklarındaki tartışma izlenebilir.18 yaşı ise Arabistan bölgesindeki ortamda kız çocukların daha çabuk ergenlik çağına vardıkları göz önünde bulundurulduğunda, çok erken bir evlilik yaşı olarak asla değerlendirilemez. Bugünkü ortamlar için de 18 yaşı erken sayılmamaktadır.</p>
<p><strong>PEYGAMBERİMİZ : SEVGİ VE RAHMET ELÇİSİ</strong><br />
<strong>Hz. Muhammed(a) imtiyazları kaldırdı</strong></p>
<p>İnsanlığın içinde yaşadığı küresel sömürgecilik ve aldatmacılık, kirli savaşlar, işgaller ve etnik çatışmalara karşı Hz. Muhammed&#8217;in (S.A.V) örnek yaşamı kandil gibi kalpleri aydınlatıyor .Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed(S.A.V)&#8217;i karalamak için yapılan aşağılık saldırılar, İslam dünyasının Hz. Peygamber&#8217;e olan sarsılmaz bağlılığını zayıflatamadı. İnsanları şirkten arınıp tevhide bağlanmaya, kula kulluktan sakınmaya, iyilik ve takvaya çağıran Hz. Muhammed(a), Necip Fazıl&#8217;ın ifadesiyle &#8220;Çöle inen nur&#8221; idi. Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;in Enbiya sûresi 107. âyet-i kerîmesinde Hz. Muhammed(a) misyonu şöyle belirtiliyor: &#8220;Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik&#8221; buyuruluyor. Rahmet Peygamberi olarak nitelenen Hz. Muhammed(a), sınıf, ırk, soy, cins, servet ve tüm statü farklarına dayanan imtiyazları ortadan kaldırdı, bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduklarını tekrarlardı hep. Üstünlük ise sadece takvada idi ve Allah katında geçerliydi. Hz. Peygamber&#8217;in insanları çağırdığı şey, kirli savaşların, işgallerin, etnik çatışmaların, küresel sömürgeciliğin ve aldatmacılığın yaşandığı, güçlerini hayra ve iyiliğe harcamak yerine toplumlar üzerinde sulta ve hegemonya kurmak isteyenlerin cirit attığı bugünkü dünyaya ve insanlığa da ilahi bir mesaj.</p>
<p><strong>ÖLDÜRMEK İSTEYENLERE DUA</strong></p>
<p>Hz. Muhammed(a), kız çocuklarını diri diri gömen, alışverişte hile yapan, kadınları meta olarak gören, kan davalarıyla birbirlerini öldüren, zayıfları hor görüp ezen, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan, adalet yerine zorbalığa meyleden, yetimleri gözetmeyen bir toplumun içinden vahiyle doğrularak &#8216;uyarıcılık&#8217; görevini inanılmaz baskı, işkencelere rağmen yerine getirerek insanlığa rahmet ve barış elçisi oldu.Uhud savaşının en çetin anında, kendisi yaralı bir haldeyken,&#8221;Dua et de Allah şu kafirler ve duygudan mahrum kötüler güruhunun kökünü kurutsun, onları yok etsin&#8221; denilmesi üzerine &#8220;Ya Rabbi, milletimi doğru yola sür çıkar: zira onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar&#8221; diyecek kadar şefkatli idi. O&#8217;nun davetçi kişiliği Ahzab Suresi 45-46 ayetlerinde şöyle anlatılıyor: &#8220;Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve izniyle Allah&#8217;a davet eden bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.&#8221;</p>
<p><strong>KRALLARA TEVHİD ÇAĞRISI</strong></p>
<p>Hz. Muhammed(a) diğer bütün peygamberler gibi aynı zincirin son halkasıydı. Hz. Adem&#8217;den Hz. İbrahim&#8217;e, Hz. Musa&#8217;dan Hz. İsa&#8217;ya, tek bir damar olarak gelen İslam, Hz. Muhammed(a) ile tamamlanıp kemale erdi. Vahiyle şereflenen Hz. Muhammed(a), 23 yıllık risaleti boyunca, başta Mekke toplumu olmak üzere Arabistan yarımadasını İslam&#8217;a davet etti. Risaleti Araplarla sınırlı değildi, krallara, sultanlara, kisralara elçiler göndererek uluslararası tebliğ görevini yerine getirdi. Amacı, ilahi bir sultanlık kurmak değildi, insanları ve kralları, ayırıcı değil birleştirici tek bir söze çağırıyordu, &#8216;Tevhid&#8217;e. İnsanlar arasında barışın, eşitliğin ve adaletin ancak Tevhid(La İlahe İllallah)&#8217;le mümkün olacağını bildiriyordu. Al-i İmran suresinin 64. âyetinde Hz. Peygamber&#8217;in Hıristiyan ve Musevilere uzattığı zeytin dalı şöyle açıklanıyor:De ki: &#8220;Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye(tevhide) gelin, Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyelim. O&#8217;na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah&#8217;ı bırakıp da bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız.&#8221;</p>
<p><strong>İNSANLAR İÇİN ÖRNEK</strong></p>
<p>O, 63 yaşında Rabbine kavuştuğunda Arabistan Yarımadası, İslam&#8217;ı kabul etmişti. O&#8217;nun hayatı, inananlar için bir örnek. Kur&#8217;an&#8217;da Hz. Muhammed&#8217;in(a) örnekliği, &#8220;Ey İnananlar! And olsun ki, sizin için, Allah&#8217;ı ve ahireti arzu eden ve Allah&#8217;ı çokça anan kimseler için Allah&#8217;ın Elçisi en güzel örnektir(33:21)&#8221; ayetiyle anlatılıyor. O, sadece bir Peygamber değildi. Aynı zamanda aile reisi, eş, akraba, dost, yoldaş, komşu, tüccar, devlet adamı, diplomat, hayvansever, hakim ve öğretmendi. Hz. Muhammed(a) öte yandan gerektiğinde bir komutandı. O&#8217;nun öğretisi ve mesajları insanlığın ortak kazanımları açısından etkili ve önemliydi. İnsandaki saf yaratılışı ortaya çıkarmaya teşvik eden tevhidi öğretinin sütunları barış ve adaletti. İyilik ve kötülük, savaş ve barış, kardeşlik ve düşmanlık, şirk ve tevhid, adalet ve zulüm, sevgi ve nefret çizgileri insanlık tarihinde hep mücadele içinde oldu. Allah, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de insanın temiz yaratılışına dikkat çekerek, insanlar arasından bir topluluğun hep iyiliğe ve hayra davet etmelerini emrederek, &#8220;Siz insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah&#8217;a inanan hayırlı bir ümmetsiniz(Al-i İmran 110)&#8221; demektedir.Hz. Peygamber&#8217;i diğer nebilerde ayıran bir niteliği ise, hayatının detaylı olarak kaydedilmesi. Veda Hutbesi&#8217;nde bulunan yüz bin kadar Müslüman&#8217;ın önemli kısmı O&#8217;nunla temas etmişti. Hadisler titizlikle ayıklanarak toplandı, bir bilim dalı olarak gelişti. Hadisler, başta Kur&#8217;an&#8217;ın onayı ve coğrafya, tıp, fıkıh, etnoloji, tefsir gibi bilim dallarıyla denetlendiği için hayatına ilişkin bilgilerin tahrif edilmesi çok zor. Örneğin, bir konuda yalan söylediği kanıtlanan birinin Hz. Muhammed(a) hakkındaki rivayeti geçersiz kılıyor. Hz. Peygamber&#8217;in diğer dinlere mensup olanlara karşı tutumu insanlığın bugünkü seviyesinin üzerinde. O, iman etmenin temeline özgür iradeyi yerleştiren bir dini temsil etti. Bu husus Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;dinde zorlama yoktur. Şüphesiz doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır(Bakara 256)&#8221; şeklinde belirtiliyor. Ğaşiye Suresi&#8217;nde ise Hz. Peygamber&#8217;e hitaben, &#8220;Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara zor ve baskı kullanacak değilsin&#8221; denilmektedir. O&#8217;nun Necranlı Hıristiyanlarla ilgili beyannamesi, farklı dinlere mensup toplulukların barış içinde yaşamaları bakımından öğretici.</p>
<p><strong>NECRAN BEYANNAMESİ</strong></p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in adalet ve şefkatle yaklaştığı Necran Hıristiyanları Bizans İmparatoru Justinyen&#8217;in zulmünden kaçmışlardı. Hıristiyan müminler Yemen&#8217;deki Yahudi Kralı Zu Nuvas tarafından ateş çukurlarına atılıp yakılmışlardı. Necranlıların hikayesi Kur&#8217;an&#8217;da Buruç Suresi&#8217;nde anlatılıyor. Yakıldıkları yer, Medinet&#8217;ul Uhdud (Çukurlar Şehri) olarak tanındı. Merhum Prof. Muhammed Hamidullah, Hz. Ömer&#8217;in, Hıristiyanların anısını yaşatmak için ateş çukurlarının bulunduğu yerde cami inşa ettirdiğini naklediyor. Hz. Peygamber&#8217;in Necranlılara gönderdiği beyannameden bir parça şöyle: &#8220;Necran Hıristiyanları ve civarda yaşayanların canları, malları, inançları, Allah&#8217;ın ve Resulü&#8217;nün teminatındadır. Burada bulunanlar, bulunmayanlar ve diğerlerine, örf, adet ve ibadetlerine karışılmayacak; hakları ve imtiyazları korunacak; ne bir rahip manastırından, ne bir papaz papazlığından uzaklaştırılacak. Herkes, bundan sonra da işine devam edecek; hiçbir Haç tahrip edilmeyecek; onlara zulmedilmeyecek, onlar da zulmetmeyecek; cahiliye devrindeki gibi kan davası gütmeyecek; onlardan öşür alınmayacak, toprakları üzerine hiçbir askeri birlik ayak basmayacak. Onlar arasında hiç kimse, bir başkasının işlediği suç ve yaptığı haksızlıktan mesul tutulmayacaktır.&#8221;</p>
<p><strong>Krallara elçiler gönderdi</strong></p>
<p>Hz. Muhammed(a), Habeşistan, Bizans, Mısır ve İran krallarına mektuplar gönderip İslam&#8217;a davet etti. Mektuplarda, &#8220;İslam&#8217;ı kabul edersen selamet bulursun, şayet Allah&#8217;ın bu mesajından yüzçevirirsen bütün tebaanın günahı üzerine olacaktır&#8221; deniliyor, Mektuplara Al-i İmran Suresi&#8217;den bir ayeti yazdırıyordu: De ki:&#8221;Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye (tevhide) gelin, Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyelim. O&#8217;na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah&#8217;ı bırakıp da bir kısmımız(diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız.&#8221;</p>
<p><strong> Dr. Ali Şeriati: Fatih değil &#8220;Davetçi&#8221;</strong><br />
&#8220;Eğer Hz. Muhammed(a), sadece dağınık, vahşi Arab kabilelerini birleştiren, 20 yıl geçmeden onları çevik kuvvete dönüştürüp, görkemli İran ve Roma imparatorlarını ortadan kaldırtan bir kahramandan ibaret olsaydı, kuşkusuz büyük iş yapmış, tarihin ona tanıklık ettiği en büyük bir olay sayılırdı. Fakat şüphe yok ki tarih, Hz. Muhammed&#8217;i de büyük olaylar çıkaran İskender, Hannibal, Cengiz gibi birisi sayardı. Ama İslam&#8217;da en önemsiz sayılan şey; Hz. Muhammed&#8217;in ani askeri fetihleridir. Bu yüzden Hz. Muhammed&#8217;in adı tarih zihninde Cengiz, İskender, Sezar, Atila, Hannibal gibi bir çağrışım oluşturmaz. Tarih onu Musa, İsa, Buda ile kıyaslar. Gerçi Hz. Muhammed ile bu şahsiyetler arasındaki fark, herkesçe açık bir şekilde bilinmekte ve bu fark kıyaslanamayacak kadar büyüktür de.&#8221;</p>
<p><strong>Yoksulların sığınağı yüce kalpli Resul</strong></p>
<p>Hz. Muhammed(a) Allah&#8217;ın elçisi sıfatıyla Mekke ve Medine&#8217;de yeni bir medeniyeti inşa ederken, hiçbir melik ve kralın sahip olmadığı saygınlığı kazandı. Çünkü, O ne bir melik gibi davrandı ne de bir kral gibi yaşadı. O, insanlara eşref-i mahlukat olarak bakan yüce kalpli bir Resul&#8217;dü .İnsanlığa sevgi ve rahmet elçisi olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed(S.A.V.), gündelik yaşamında sıradan insanlar gibiydi. O kendisinin övülmesine karşı, &#8220;Sadece Allah&#8217;ın resulü deyiniz&#8221; diyerek uyarılarda bulunmayı ihmal etmezdi. Türkçe Mevlit müellifi Süleyman Çelebi&#8217;nin de dediği gibi &#8220;Bütün düşkünlerin elinden tutan, hür ve köle herkesin sığınağı&#8221; olan Hz. Muhammed, Cahiliye Devri&#8217;nde &#8220;Muhammed&#8217;ul-Emin&#8221; sıfatıyla anılıyordu. Yoksullara ve düşkünlere el uzatan Hz. Muhammed(a) peygamber olmadan önce bile, aldatılan insanların sığınağı ve koruyucusu idi.</p>
<p><strong>AY ATLASTAN RENGE BÜRÜNMÜŞTÜ</strong></p>
<p>O Hira&#8217;da vahiyle ilk kez yüzyüze geldiğinde duyduğu ürperti yüzünden evine dönüp, eşi Hz. Hatice&#8217;ye &#8220;Beni örtülerle sarın&#8221; dedi. Bir süre sonra kendine geldiğinde eşine olayı anlattı. Hz. Hatice O&#8217;na, &#8220;Şad ol ve sebat et! Hatice&#8217;nin alın yazısını elinde tutan Zat-ı Kibriya&#8217;ya yemin ederim ki senin bu ümmete peygamber olmanı umuyorum. Cenab-ı Hak seni asla hor düşürmez. Sen soy hakkını tanırsın, sözün doğrusunu söylersin, başkalarının derdini yüklenirsin, misafiri ağırlarsın ve güçlüğe uğrayanlara yardım edersin&#8221; diyerek teskin etti. &#8220;Fahrialem / Hz. Muhammed&#8217;in Hayatı&#8221; isimli kitabında Zeynel Abidin Rahnuma, Hz. Peygamber&#8217;in vahiyle ilk temasını şu sözlerle betimler:&#8221;Ramazan&#8217;ın on yedinci gecesinde, ay atlastan bir renge bürümüştü Nur Dağı&#8217;nı. Kuşlar yuvalarından uçmamış, gökyüzünden yeryüzüne kurşuni renkli eteğini seren ağır sükuneti henüz herhangi bir ses ve hareket bozmamıştı. Ay hareket etmiyor gibiydi. Sanki her şey yerine çiviyle çakılmıştı. Gök Hira&#8217;ya o kadar yaklaşmıştı ki, sanki biri elini uzatsa tüm yıldızları boncuk gibi toplayıp genç kızlara gerdanlık yapabilirdi. Hava nurdan daha latif, yer gökten daha hafifti. Bu eski dünyanın son sabahı, yeni dünyanın ilk fecriydi&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>KRAL GİBİ DAVRANMADI</strong></p>
<p>Hz. Peygamber, cahiliye toplumunun içinde erdemli yaşamıyla herkesin saygısını kazanmış bir kişilikti. Putperestlikten ve kavminin bütün kötülüklerden uzak yaşamıyla dikkat çekiyordu. Hz. Peygamber&#8217;in vahiyle şereflenmesiyle birlikte, zaten temiz olan yaşamı zirveye ulaşıyordu. O Allah&#8217;ın elçisi olarak yeni bir medeniyet inşa ederken, hiçbir melik ve kralın sahip olmadığı saygınlığa sahipti. Çünkü, O ne bir melik gibi davrandı ne de bir kral gibi yaşadı. O, insanlara eşref-i- mahlukat olarak bakan yüce kalpli bir Resuldü. Mısırlı devlet adamı ve müellif Muhammed Heykel, &#8216;Hz. Muhammed Mustafa&#8217; isimli eserinde, &#8220;Mucizelere bakmadan ve bunları beklemeden inananların örneği, Hz. Peygamber&#8217;in hayatında O&#8217;na inananlardır. Çünklü tarih bunlardan herhangisinin mucize istediği ve mucize görerek inandığını kaydetmemiştir. Bunların imana gelmelerine saik olan biricik amil, Allah&#8217;ın vahyini peygamberin dilinden dinlemeleriydi. Bizzat peygamberin hayatı, yüksekliğin zirvesinde olan bir örnekti. Ve insanlara iman telkin eden örnek bu idi.&#8221;</p>
<p><strong>ERDEMLİLER İTTİFAKI VE İLK YAZILI ANAYASA</strong></p>
<p>Merhum Prof. Muhammed Hamidullah da &#8220;İslam Peygamberi&#8221; eserinde &#8220;İlk günden itibaren O&#8217;nun öğretimi Allah&#8217;ın birliği ve vahdaniyyeti inancına ve iyilik yapma, başkalarının yardımına koşma ve diğerkam olma tatbikatına oturtulmuş bulunuyordu&#8221; diyerek Rabbani sistemin temelini izah ediyor. Prof. Hamidullah, Hz. Peygamber&#8217;in sadece soyut ahlaki ilkeler vazetmediğini, bu ilkelerin yaşama geçirilmesi için düzenlemeler yaptığını naklediyor. Bu düzenlemeler, Medine&#8217;deki gayr-i müslimlerin de katılımıyla gerçekleşiyordu. Merhum Hamidullah şöyle devam eder: &#8220;Muhammed(a), Müslüman sahabileri ile olduğu kadar gayrı müslim Medinelilerle durumu iştişare etti. Hepsi Enes&#8217;în evinde toplandılar ve bir Şehir-Devlet yapısı ortaya çıkarma hususunda anlaştılar. Bu devletin anayasası yazılı bir biçimde tespit edilip vazedildi ki bu anayasa metni, sevinerek söyleyelim ki bir bütün halinde bize kadar ulaşmış bulunuyor. Bu anayasa, ilk İslam Devleti&#8217;nin anayasası olmasından başka, aynı zamanda yeryüzünde bir devletin vazettiği ilk yazılı anayasa olma hususiyetine de sahiptir.&#8221; Merhum Hamidullah&#8217;ın zikrettiği olay, Hılf&#8217;ul Füdul(Erdemliler İttifakı yahut Medine Sözleşmesi) olarak bilinir. Bu sözleşme, anayasacılık, cumhuriyetçilik, temel hak ve özgürlükler ile toplumsal sözleşme hukukunun en somut ve bilinen ilk örneği olması bakımından müslümanların iftihar vesilesidir.<br />
<strong>KANDİL GİBİ AYDINLATIYOR</strong></p>
<p>Hz. Peygamber, vahyi iletmenin dışındaki nitelikleri de mükemmel insan tipinin en güzel örneği. Siret Ansiklopedisi hazırlayan Afzalur Rahman şöle diyor: &#8220;O&#8217;nun şahsiyeti, insan hayatını her yönüyle ve her sahada aydınlatır. Davranışları insanlar için mükemmel bir örnektir. O, hayatı boyunca, her insan gibi beşeri duygularla, arzularla, acılarıyla, zorluklarıyla pek çok durumla karşılaşmıştır. Fakat O&#8217;nun ahlakı hep kusursuzdu. O tam bir fazilet ve adalet sahibi, insani hata ve zaaflardan ari bir insandı. O&#8217;nun hayatının hangi meslek ve işte olursa olsun, kadın-erkek her çağdaki insanın, ferdi hayatlarında olduğu gibi toplımsal hayatlarında da mutluluk ve selamete ulaşabilmek için uyması gerekli mükemmel bir örnek olduğu görülecektir&#8221; diyor.<br />
<strong><br />
Zaman O&#8217;nu doğruladı</strong></p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;in hayatı, bir insanın varabileceği yükselmeye götüren insani bir hayattır ve onun için iman yoluyla, yararlı işler ve başarılar vasıtasıyla kemale ermek isteyen insanlar için en güzel örnektir. Onun hayatı peygamberlikten önce, gerçeklik, şeref, güven bakımından dillerde destandı. Peygamberlikten sonra ise Allah yolunda, hak ve hakikat uğrunda feragatin en yüksek örneği idi. Kendisi bu feragat dolayısıyla hayatını nice defalar tehlikeye atmış ve ölümden zerre kadar yılmamıştı. Halbuki milleti onu caydırmak için neler yapmamış ve ona ne büyük servetler ve daha neler sunmak istememişti. Bu hayatın eriştiği yüksekliğe başka bir hayat erişmemiştir. Çünkü O&#8217;nun hayatı tamamiyle yüksekti. O&#8217;nun hayatı ezelden ebede kadar kainatın hayatıyla temas etmiş, Allahın lütuf ve inayetiyle yaratanın varlığıyla temas etmişti. Bu temas olmasaydı ve o Peygambelik vazifesini ifa için tam gerçeklik göstermeseydi, asırlar onun söylediklerinin hiç olmazsa birini çürütürdü. Fakat onun gönderilmesinden 1380 yıl kadar geçtiği halde onun Allah adına bildirdikleri hakikat ve hidayet rehberidir.</p>
<p><strong>Muhteşem bir mimarî</strong></p>
<p>&#8220;Onun, geride bıraktığı aşk, vecd, cehd, hamle, ölçü, usul, sistem ve titizlik o kadar büyük oldu ki, İslâm âlimleri, imkânlar âleminin semasında, kehkeşandaki toz yıldızlara kadar nisbet ve kıyas hattı çekilmemiş hiçbir nokta bırakmadılar. Bugün de, en fazla, insaflı Garp âlimlerinin hayran olduğu bütün bir ölçü mimarisi, O&#8217;ndan birkaç asır sonra hemen kuruldu.Büyük İslâm âlimlerinin omuzlarında duran bu muhteşem mimarîye, bir zerrecik insaf sayesinde kâfir olarak da hayran kalmamak mümkün değildir.&#8221;</p>
<p><strong>İnsanların en zarifi</strong></p>
<p>Hz. Muhammed(a) insanlarla ilişkilerinde peygamberliğini üstünlük vasıtası kılmadı. Fakirlere, dul ve yetimlere yardım elini uzattı. Zayıflara karşı nazik ve müşfikti. Hayvanların dahi acı çekmesinden büyük üzüntü duyardı. Yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Bir sahabinin ifadesiyle, ondan daha nazik bir insan yoktu.Müslümanların gözünde de yabancı araştırmacıların da vardığı sonuçlara göre Hz. Muhammed(a), &#8220;Yaşayan bir Kuran&#8217;dı&#8221;. Dolayısıyla onun yaşamı İslam&#8217;ın anlaşılmasında son derece önemli. Bu husus Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Ahzab Suresi 21. Ayetinde &#8220;Andolsun, sizin için, Allahı ve ahiret gününü umanlar ve Allah&#8217;ı çokça zikredenler için Allah&#8217;ın Resulü&#8217;nde güzel bir örnek vardır&#8221; şeklinde belirtilir. Hz. Peygamber, Elçilik görevinden ötürü yüklendiği ağır sorumluluklara karşın, insanlarla ilişkilerinde peygamberliğini üstünlük vasıtası kılmamaya hassasiyet gösterdi. Eli herşeye uzanabilecek iken sade bir yaşamı tercih etti. Fakirlere, dul ve yetimlere yardım etti. Zayıflara karşı nazik ve müşfik, yabancılara ve yolculara ise içten ve sıcak davranırdı. Çok eza çekmesine rağmen, sadece insanların değil hayvanların dahi acı çekmeleri karşısında büyük üzüntü duyardı. Dostlarına sevgiyle; düşmanlarına affedici ve merhamet ile muamele ederdi. İşinde iyi ve doğru; dostunu olduğu gibi düşmanını da yargılarken hükmünde adil idi. Bir hırsızlık vakasında ceza verirken, &#8220;Bunu yapan kızım Fatıma da olsa aynı şekilde cezalandırırım&#8221; diyecek kadar adaletin temel ilkelerine karşı son derece hassastı. Hz. Peygamber hiçbir zaman kişisel düşmanlık gütmemiş, aksine defalarca kendisini öldürmeye kalkışanları bile affetmiştir.Muzaffer olarak ordusunun başında Mekke&#8217;ye girdiğinde, şurada burada öldürülmeyi bekleyenler onun af çağrısıyla sarsılmışlar, bu muhteşem davranış karşısında İslam dinini benimsediler. Hz. Muhammed&#8217;e ilk inananlara baktığımızda gördüğümüz insan tipleri de farklı farklıdır. Bir kadın, bir eş, bir anne: Hz. Hatice. Cesur ve temiz bir delikanlı: Hz. Ali. Bir köle ve bir siyah insan: Habeş&#8217;li Bilal. Erdemli bir dost, dürüst bir tüccar ve arkadaş: Hz. Ebubekir.</p>
<p><strong>ONDAN DAHA NAZİK BİRİ YOKTU</strong></p>
<p>Siret Ansikolepedisi müellifi Afzalur Rahman&#8217;ın aktardığı bilgilere göre Hz. Peygamber, çok nazik ve iyi huylu bir insandı. Tebessüm yüzünden hiç eksik olmazdı. O kavminin arasında kullanılan hiçbir kötü lafı ağzına almadığı gibi, sahabelerine, &#8220;Bu dünyada çok hafif görünen nezaket, hesap gününde çok ağırlığa sahip olacak&#8221; derdi. Sahabeden Abdullah bin Haris, Hz. Muhammed&#8217;den daha nazik bir insanla karşılaşmadığını söylüyordu. O arkadaşlarıyla birlikte olduğunda ayrıcalıklı bir yere oturmuyordu. Bu yüzden Medine&#8217;ye gelen yabancı heyetler mescidde oturan Hz. Peygamberin kim olduğunu ayırt edemiyorlardı. O yabancı heyetleri, misafirleri bizzat ağırlar ve onlara hizmet ederdi. İnsanları incitmekten kaçınan Hz. Peygamber, kabilesi arasında bile iyi tanınmayan bir kişiyi evinde kabul ederek kibarlıkla karşılayıp konuştu. Kadın, erkek, çocuk herkesi selamlar, hal ve hatırlarını sorardı. Onun hakkında hiçbir kimse, kendisine karşı küçümseyici ve kaba bir tavırla yaklaştığını ileri sürmemiştir. O, sahabilerine, Allah&#8217;ın kaba saba ve terbiyesiz davrananları sevmediğini, aksine nazik ve terbiyeli insanların namaz kılan ve oruç tutan biri gibi sevap kazandığını söylüyordu. Hz. Peygamber, kendi yapmadığını başkasına emretmezdi. O kimsenin yaşına, rengine, cinsine, dinine, zenginliğine bakmaksızın kişilere aynı nezaketle davranırdı. Bu yüzden Hz. Muhammed(a) herkese kendini sevdiren ılımlı ve yumuşak mizacıyla da Rahmet ve Sevgi Elçisi olarak anılıyor.<br />
<strong>DELİKANLI ALİ ONUN YERİNE ÖLECEKTİ</strong></p>
<p>Kendisine ilk inananlardan Hz. Ali çağında genç bir delikanlıydı. Hz. Ali&#8217;nin Hicret&#8217;ten önce bir suikast girişimine maruz bırakılmak istenen Hz. Peygamberin yatağına girerek ölümü göze almıştı. Hz. Muhammed(a)gençlere büyük bir sevgi besler ve önem verirdi. İslam&#8217;a ilk inananlar arasında gençlerin sayısı hayli kabarıktı. Hz Peygamber yetenekli, cesur ve ahlaklı gençlere önemli görevler vermekten kaçınmazdı. Kendisi de 20 yaşlarında iken Mekke&#8217;nin az sayıdaki erdemli insanları tarafından teşkil edilen, şehrin emniyet ve huzurunu sağlamaya, zayıfları güçlüler karşısında korumayı amaçlayan Hilful-fudul(Erdemliler İttifakı)&#8217;na katılmıştı. Hz. Peygamber, Hilful Fudul&#8217;dan gelen bu geleneği Medine&#8217;de de devam ettirmiş, hatta farklı dinlere mensup olsalar bile kentsel konularda erdemli insanlarla birlikte hareket etmekte sakınca görmemiştir. Hz. Peygamber, gençlerin geleceklerini sağlam temeller üzerinde inşa etmeleri için anne babaları eğitime önem vermeye teşvik etmiş, gençlerin enerjilerini lüzumsuz ve zararlı işlere değil kişiliklerini ve yeteneklerini geliştirmeleri yönünde teşvik etmiştir.</p>
<p><strong>Onu anlatmaya kelimeler yetmez</strong></p>
<p>Peygamber efendimiz herşeyden önce Allahın en sevgili kulu. Onu anlatmaya kelimeler kifayet etmez. Şimdi adını bile söylediğim zaman tüylerim diken diken oluyor. Kerkük&#8217;te çocukluktan itibaren Ezan-ı Muhammedi&#8217;lerle, salavatlarla, ezanlarla ilahilerle büyüdük. Sanat hayatımda da etkisi olmuştur. Onun adını andığım zaman içim bir hoş oluyor. Onun yüzü suyu hürmetine günahlarımızın bağışlanması için dua ediyorum. Peygamber efendimize hakaret edilen o karikatür olayını bilerek yapıyorlar. İğrenç bu insanlar. Biz Hz. İsa&#8217;ya, Hz Musa&#8217;ya bir şey söylüyor muyuz, kaldı ki onlar da bizim peygamberlerimiz. Gerçi onlar kendi peygamberlerine neler söylüyor, ama bu bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Peygamberimizin bu asrın müslümanlarına mesajının &#8220;Ey Müslümanlar Birleşin&#8221; olduğunu düşünüyorum. Bakın her yerde işgaller, savaşlar. Irak&#8217;ta neler oluyor, Allah&#8217;ın evleri yakılıp yıkılıyor. Ben bunları yapanların da müslüman olduklarına inanmıyorum.</p>
<p><strong>Adaletsiz iktidardan nefret ederdi</strong></p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;in birçok hadisi şerifinde aşırılıklar reddedilmektedir. İki şeyden hoşlanmmazdı, dindar cahil ve imansız alim. Şüphesiz hoşlanmadığı başka şeyler de vardı, mesala güçsüz müminler ve imansız güçlüler; ruhen temiz, fakat bedenen kirli olanlar; kudretsiz adalet ve adaletsiz iktidar.. Zenginlik ve refaha karşı değildi, fakat fazilet zenginliğini kesin olarak talep ediyordu. Ne varki güçsüz, himayesiz yalın fazilete pek ehemmiyet atfetmiyordu. Daha iyi hayat şartları için cehalet, hastalık sefalet ve pisliğe karşı mücadeleyi ahlaki değerlerle beraber aynı sıraya koyuyordu. Çünkü müslümanların, namaz kıldıkları ve oruç tuttukları zaman mutlaka evliya olmaları şart değildir. Onlar bilakis alelade hayatın zevklerine mütemayil insanlardır. Namaz ve oruç onları yukarıya doğru çekerse de onlar yine iliklerine kadar insanlardır. Yani fiili hayata iştirak edip tekrar tekrar ona dönerler. İnsanlardan uzak ıssız yerlere çekilmez ve kendilerini ihmal etmezler, Allah&#8217;ın helal kıldığı güzel ve iyi şeylerden vazgeçmezler. Sadece içte hür olmak onlara kafi değildir. (zira Allah&#8217;a inanan herkes içte hürdür); onlar fiziki bakımdan da hür olmak isterler ve köle olmayı kabul etmezler. Yeryüzündeki hayatımızın yregane hayat olmadığına inanırlar, fakat ondan sarfı nazar etmezler. Kur&#8217;an arzın hakiki çocuklarına hitap etmektedir. Onlar ki yeryüzünde huzur ve neşe içinde dolaşıp , zulmetmeden Allah&#8217;ın nimetlerini ararlar. İslam&#8217;ı böylece hem fiziki hem manevi hayatı sürdürme veya Kur&#8217;an&#8217;ın dediği gibi bu dünyadan nasihatini unutmadan ebedi hayat için yaşamak olarak tanımlarken, diyebiliriz ki insanlar bilinçli veya bilinçsiz müslümandırlar. Her çocuğun müslüman olarak dünyaya geldiğini fakat annebabası veya içinde yaşadığı şartların onu başka bir şey yaptığını belirten Hz. Muhammed&#8217;in sözünün manası da muhtemelen budur. İnsan doğuştan hıristiyan olamaz, çünkü Allah kimseye taşıyamayacağı bir yük yükleyemez.<br />
<strong>Allah&#8217;ın insanlığa armağanı</strong></p>
<p><strong>Irkçılığı ayaklar altına aldı</strong></p>
<p>Peygamberimiz, Veda Hutbesi&#8217;nde yüzbin kişiye hitap ettiği muhteşem manifestosunda ırkçılığı reddetti. İnsanlık, O&#8217;nun &#8216;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8217; sözüne 1400 yıl sonra bile ulaşamadı.Hz. Muhammed (S.A.V.)&#8217;in getirdiği en önemli yeniliklerden biri de, ırkçılığın yerine çeşitliliği ve takvayı yerleştirmesiydi. Kur&#8217;an&#8217;da sıkça vurgulanan bu hususun canlı örneği bizzat kendisiydi. Siyahı da beyazı da zengini de fakiri de, Acem&#8217;i de Arab&#8217;ı da Hz.Muhammed&#8217;in yanında aynı değere sahipti. Rum Suresi 22. Ayette, &#8220;Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması O&#8217;nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır&#8221; denilmesi, İslam&#8217;ın insanları &#8216;ayırıcı- bölücü&#8217; değil mümkün olduğunca &#8216;birleştirici-kaynaştırıcı&#8217; rolünü gösteriyor.</p>
<p><strong>MUHTEŞEM MANİFESTO</strong></p>
<p>O, Veda Hutbesi&#8217;nde de yüzbin kişiye hitap ettiği manifestosunda &#8220;Hepiniz Adem&#8217;in oğullarısınız ve Adem topraktan yaratılmıştır. Bir Arabın Arap olmayan üzerinde yahut ötekinin buna hiçbir üstünlüğü yoktur; Allah&#8217;tan korkup çekinmek demek olan takva derecesi ile üstünlük müstesna&#8221; diyerek, &#8216;üstün ırk&#8217;, &#8216;ari ırk&#8217; safsatasına dayanan faşizm, nazizm gibi milyonlarca insanın katline ferman veren ideolojileri asırlar öncesinden protesto etti. O&#8217;nun yaşamı, sınıfsal farklılıklardan doğan eşitsizliklerin reddiyesi idi. İnsanlar, sınıflar ve milletler arasındaki husumeti ve çatışmaları kaldırıp, yerine huzur ve barışı inşa etmeyi, servetin ve refahın sadece bir zümre içinde dolaşımını engelleyerek topluma sosyal adaleti yerleştirmeyi amaçlayan bu yaklaşım, günümüzde dahi evrensel bir ütopya. Bunun Hz. Peygamber&#8217;in dilinden ifadesi, &#8220;Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir&#8221; olurken, sahabilerine ortadan kalkmış medeniyetlere ait kalıntılara bakarak ibret almalarını söylerdi.</p>
<p><strong>AŞIRILIK YERİNE İTİDAL</strong></p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;in insanlığa kazandırdığı bir diğer nitelik mutedil olmaktı. O, ibadette, harcamalarda, yeme-içmede, insanların davranışlarında aşırılığı değil orta yolu tavsiye ediyordu. İsraf ve cimrilik kötüydü, cömertlik ve hayırda yarış iyiydi. Maneviyat ve dünyevi hayat içiçe, mutedil bir dengeye dayanmalıydı. Prof. Hamidullah&#8217;ın deyimiyle, O&#8217;nun seslenip hitap etmek istediği kimseler vasat, orta yapıdaki insanlardı. Hz. Muhammed(a) onlara insan hayatının her iki yanını nasıl bir denge içinde tutabileceklerini öğretmiş, ruhi ve dünyevi hayatın her ikisini birden aynı kapta toplayan bir sentez meydana getirmenin yollarını göstermiş, böylesine bir dini anlayış ve sistem her bir fert için geçerli, vazgeçilmez asgari bir takım esas noktalar tesbit edip ortaya koymuş, kişiyi yine de ruhi- manevi hayata öncelikle yönelme imkanına da sahip kılmıştı.</p>
<p><strong>KADINLARA ŞAHSİYET</strong></p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;e ilk inanan kişi eşi Hz. Hatice&#8217;ydi. O, Cahiliye devrinde ezilen kadına, insani şahsiyetini iade etti. Kadınlar, toplumsal hayatın içinde yer alarak ağırlıklarını hissettirmeye başladılar. Hz. Muhammed(a), evlilikleri sözleşmeye bağladı. Bu sözleşme içinde kadınların, yaşamları boyunca tek eşliliği şart olarak öne sürebilmeleri sağlandı. Nikah, tarafların serbest irade ve rızalarıyla gerçekleşen hukuki bir ilişki ydi. Sevgi, şefkat ve adalet birlikteliğin sütunları olmalıydı. Hz. Peygamber&#8217;in, &#8220;Aranızdan en iyileriniz, eşlerine karşı en iyi tutum ve davranış içinde olanlarınızdır&#8221; sözü uyulması gereken bir sözdü.</p>
<p><strong>ÇOCUKLARIN DA BİRİCİK PEYGAMBERİYDİ</strong></p>
<p>Hz. Muhammed&#8217;in Hz. Fatıma dışında, diğer çocukları kendisinden önce vefat etti. İlk çocuğu Kasım 2 yaşında, İbrahim iki yaşını doldurmadan, Abdullah küçük yaşta vefat ettiğinden evlat acısını tatmıştı. Hz. Peygamber, doğmadan kısa süre önce babası öldü, altı yaşında da annesini kaybetti. Bu nedenle yetim ve öksüz çocuklara karşı özel bir sevgi ve şefkat beslediği bütün kaynaklarda belirtilir. O, çocuklarını sevmeyi göstermeyen, kız çocuklarını diri diri gömen bir toplumu kökten değiştirdi. Torunu Hasan&#8217;ı okşayıp öperken birinin &#8220;Siz çocukları öper misiniz? 10 çocuğum var, hiçbirini öpmedim&#8221; demesi üzerine &#8220;Merhamet etmeyene merhamet olunmaz&#8221; ve &#8220;Allah senin kalbinden merhameti kaldırdıysa ben ne yapabilirim&#8221; şeklinde cevap verdiği biliniyor. O camiye kucağında torunu ile geldiği, namaz kılarken çocuğun sırtına bindiği, Peygamberimiz&#8217;in secdeyi uzatarak çocuğu hoşnut etmeyi tercih ettiği biliniyor. O çocuklarla şakalaşır, onları eğlendirirdi. Hz. Muhammed(a) yolculuktan döndüğünde bir alay çocuk onu karşılamaya çıkardı.</p>
<p><strong>ÇOCUKLARA HUKUK</strong></p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in döneminde kadınlar camiye çocuklarıyla gelirlerdi. Çocukların ve kadınların savaşta öldürülmesini, savaşa gönderilmelerini, yanısıra emeklerinin sömürülmesini yasakladı. Hz. Peygamber kız çocuklarına karşı olumsuz tutumları değiştirdi, kız çocuk sahibi olmanın utanç değil bereket kaynağı olduğunu vaz etti. Cahiliye döneminde kız çocuğunu diri diri gömen bir kişinin, &#8220;Ey Allah&#8217;ın elçisi! Biz câhiliye döneminde putlara tapan ve çocukları öldüren bir millet idik. Benim bir kızım dünyaya gelmişti. Konuşacak çağa gelmişti; kendisini çağırdığımda sesini duyunca sevinirdim. Bir gün onu yanıma çağırdım ve ardımsıra götürdüm. Sonunda bir kuyunun başına geldik. Kızımın hiçbir şeyden haberi yoktu. Elinden tuttum ve kuyuya attım. Ondan duyduğum son söz &#8216;Babacığım, babacığım!&#8217; diye kuyuda yankılanan çığlıktı&#8221; demesi üzerine Hz. Peygamber&#8217;in sakalları ıslanıncaya kadar ağladığı nakledilir. Muhammed(a) çocuk hukukunu tanzim ederek haklarını güvenceye aldı. Anne ve babaların çocuklarına eşit davranmalarını emrederek pedajojinin temelini attı. Çocukların eşit muamele görmelerinin onlar bir hak olduğunu bildirdi. Bir sahabi O&#8217;nun bu özelliğinden bahsederken &#8220;Çocuklara daha müşfik davranan kimse görmedim&#8221; diyordu.</p>
<p><strong>MERHUM PROF. FAZLUR RAHMAN<br />
Peygamber&#8217;in mesajı evrensel kardeşlik</strong></p>
<p>Hz Peygamber ölmeden önce, iman esasına dayalı evrensel bir kardeşlik için gerekli şartları hazırlamıştı. O, bu esası eski kan bağlarının ve Arapların kabile bağlılıklarının yerine koymada büyük çaba harcadı. Böylece Müslüman ümmeti toplumun temeli olarak bütün dahili dayanışma kurallarıyla birlikte onun elinde şekillendi; ne var ki daha sonraları başka önemli değişiklikler de geçirerek, zamanla sayıca Arapları aşan Arap olmayanları da fiilen İslam toplumunun bünyesinde topladı. Hz. Peygamber oldukça etkili Veda Haccı Hutbesi&#8217;nde, fiili ilerleyişi içersinde İslami hareketin temelinde yatan bütün gelişmeleri kısaca özetleyen , hedef olarak yöneldiği kuralları, resmen ifade ve ilan etmiştir. Bu esaslar, insan sevgisi, eşitlik, sosyal adalet, iktisadi adalet, doğruluk ve dayanışma kurallarıdır.</p>
<p><strong>SEZEN CUMHUR ÖNAL<br />
Her yönüyle mükemmel</strong></p>
<p>Peygamber efendimizin her hali, her hareketi önemlidir, özeldir. Öyle olmasa vahiy gelir miydi? Allah&#8217;ın en sevgili kulu olur muydu? Kişiliği, üstün vasıflarıyla en muteber insandır o. Şu yönüyle, şu sıfatıyla güzeldir diyemem. Onun her yönüyle mümtaz bir yeri vardır benim için. Memleketimin her insanı da böyle düşünür. Son olaylar beni çok üzdü ve sinirlendirdi. Onu sıradan bir insan gibi düşünüp karikatürünü çizmek, ona saldırmak kimin haddine düşmüş. basın özgürlüğü adı altında yapılan saygısız, namussuz saldırılar beni çok rahatsız etti. Biz kimse-nin kutsalına saygısızlık yapmadık. Kimsenin de bizim kutsalımıza saldırma hakkı yoktur.</p>
<p><strong>ÖZDEMİR ERDOĞAN</strong><br />
<strong>Mütevazılığı beni çok etkiledi</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz&#8217;in beni en çok etkileyen yanı mütevazılığıdır. Kendi hayatında sade bir yaşamı olması. İnsanlarda haset uyandırmayacak, insanlara üstünlük görüntüsü verecek şeylerden uzak bir hayat yaşaması ve önermesi. Mesela giyiminde buna çok dikkat etmesi, giyimiyle oldukça sade olması. Ben, o yüce insanın bu yönünü kendime örnek alıp hayatımda elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum. Bu husus, komünizmden sonra kapitalist Avrupa için en büyük tehlikedir. Onların kurduğu tüketime dayalı sistemin karşısında bir öneri çünkü bu. Bu öneride; dünya kaynaklarını daha eşitlikçi bir paylaşım yatıyor. Batı da bundan korkuyor. Batı&#8217;nın İslam&#8217;a karşı düşmanlığının altında bu yatıyor. Onun için son zamanlarda İslam&#8217;a karşı saldırılar yoğunlaştı ve telaşlı bir kampanyaya dönüştü.</p>
<p><strong>ŞEHİD MALCOLM X</strong><br />
Beyazlarla aynı tabaktan yiyorduk<br />
Hz. İbrahim&#8217;in, Hz Muhammed&#8217;in, Kur&#8217;an&#8217;da adı geçen tüm peygamberlerin diyarı olan kadim kutsal beldede bütün renklere ve bütün ırklara mensup insanlar arasında görülen sarsılmaz gerçek kardeşlik ruhunun bir eşine daha rastlamadım. Her renkten insanın bana gösterdiği cana yakınlık karşısında büyülenmiştim, dilim tutulmuştu sanki. Dünyanın her yerinden yüzbinlerce hacı vardı. Her renkten insan vardı; mavi gözlü sarışınlardan tutun da Afrikalı karaderililere değin. Ama hepimiz de birlik ve kardeşlik anlayışına bağlı kalarak, aynı ibadetleri yapmakla bütünleşiyorduk, oysa Amerika&#8217;da gördüklerimize bakıp &#8216;beyazlarla&#8217; &#8216;ötekiler&#8217; arasında hiçbir zaman kardeşlik diye birşeyin var olamayacağına inanırdık. Sarışın mavi gözlü beyazlar beyazı olan Müslüman kardeşlerimle aynı tabaklardan yemekteyiz, aynı bardaklardan içmekteyiz, aynı halılarda yatmaktayız.<br />
<strong>Kimseye onun kadar itaat edilmedi</strong></p>
<p>&#8220;Hz. Muhammed(a) ve devrimi&#8221;, Batılı filozoflar, devlet adamları, yazarlar ve ilahiyatçıların da ilgi odağı oldu hep. O&#8217;nun sevgi ve rahmet devrimi kısa süre içinde bütün kıtaya yayıldığı gibi, vefatından sonra da dünyada İslam&#8217;ın girmediği köşe bucak kalmadı. Hz.Muhammed(S.A.V.)&#8217;in 23 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirdiği &#8220;devrim&#8221;, asırlardır Cahiliye içinde yaşayan bir toplumu kökten değiştirdi. İslamiyet&#8217;in girmediği kıta kalmadı. Napolyon Bonapart şöyle diyor: &#8220;Tanrı&#8217;nın varlığını Musa kavmine, Mesih İsa Roma âlemine, Muhammed(a) ise bütün kıtaya yaydı.&#8221; &#8220;Hz. Muhammed(a) ve devrimi&#8221;, Batılıların da ilgi odağı oldu hep. Örneğin Lawton Lancelot, &#8220;İtiraf edilmelidir ki Muhammed&#8217;in dini Afrika&#8217;ya Hıristiyanlık&#8217;tan daha çok yakışır; aslında şunu söylemem gerekir ki, bütün dünyaya daha çok yakışır. Onun özellikleri insanı insan yapması şeklinde özetlenebilir. İslam, insandan bir tanrı çıkarmaya çalışmaz ama onun iyi komşu olmasına kadar düzene sokar&#8221; diyordu.<br />
<strong>İSTİKRARI HAYRANLIK VERİCİ</strong></p>
<p>John William Draper, Hz. Muhammed(a) için &#8220;insanlığa en büyük etkide bulunan bir insan&#8221;, derken Edward Gibbon, &#8220;Bizde hayranlık uyandıran O&#8217;nun dininin yayılması değil istikrarıdır; Mekke ve Medine&#8217;de yer eden aynı saf ve mükemmel etkinin oniki asır sonra Hintli, Afrikalı ve Türklerin Kur&#8217;ani devrimlerinden sonra aynen muhafaza edilmesidir&#8221;şeklinde yazıyordu. Goethe ise &#8220;Çok kısa bir süre önce İslâm Peygamberi&#8217;nin hayatını büyük bir ilgi ile okuyup tahsil ettikten sonra gördüm ki; o asla bir sahte peygamber değildir&#8221; diyordu. D. G. Hogart ise görüşlerini şöyle dile getiriyor: &#8220;O&#8217;nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hâfızayla gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün mükemmel İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları, takipçilerinin günlük hayatını yönlendirmemiştir. Ayrıca, başka herhangi bir dinin kurucusu, geride Müslüman Resûl ölçüsünde bir güven ve itimat bırakmamıştır.&#8221;<br />
<strong>HİÇBİR PEYGAMBERE BÖYLE İTAAT EDİLMEDİ</strong></p>
<p>&#8220;Hz. Muhammed(a) ilk peygamberlerden uzanıp gelen yolun ışığını tamamlamış ve olgunluğa erdirmiştir&#8221; diyen Fransız Komünist Partisi&#8217;nin eski liderlerinden muhtedi Roger Garaudy, Muhammedilik&#8217;le Cezayir&#8217;de sürgünde iken tanıştığını şöyle anlatır: &#8220;Bilindiği gibi otorite boşluğunda ve savaş anlarında en kolay iş, istemediğiniz insanları kurşuna dizmektir. Böyle haksız şekilde kurşuna hedef gösterildim. Cezayirli bir asker, aldığı emre rağmen silahı kullanmadı. Sebebini sorduğumda, &#8216;İslâm dini savaş halinde de olsa, elinde silah olmayan insanı öldürmeye izin vermez&#8217; dedi. Bu cevap beni çok düşündürdü. İslâm dinini, medeniyetini ve kültürünü inceledim.&#8221;</p>
<p>Thomas Carlyle ise şöyle yazar: &#8220;O&#8217;na peygamber dediler diyorsunuz değil mi? Niçin? Çünkü Muhammed onlarla yüzyüze gelmiş, hiçbir esrarın arkasında kutsanmamış, kendi hırkasına yama yapmış, ayakkabılarını tamir etmiş, savaşmış ve onların arasında istişaret etmiş ve emretmiştir. Siz ona ne derseniz deyin, onun nasıl bir insan olduğunu mutlaka görmüşlerdi. Kutsal tacıyla hiçbir imparator, oturup kendi hırkasına yama yapan bu insan kadar itaat görmemiştir. Yirmi üç yıllık zahmet ve gerçek mücadelenin içinde sahip olması gereken herşeye sahip gerçek bir kahramanı görüyorum.&#8221; NOT: Hz. Muhammed(S.A.V.) her yönüyle mükemmel bir insan ve peygamber. Bu nedenle dizide sadece değinilerde bulunduk. Bizimki denizde bir katre. Ayrıca, dizide emeği geçen mesai arkadaşım Mustafa Canbaz&#8217;a teşekkür ederim.</p>
<p><strong>O&#8217;na insanlığın kurtarıcısı diyelim</strong></p>
<p>Edward Gibbon&#8217;a göre, Hz. Muhammed&#8217;in getirmiş olduğu yeni inanç, belirsizliğin şüpheciliğinden arınmış ve Kur&#8217;an da Allah&#8217;ın birliğine muhteşem bir tanıktır. Lamartin ise &#8220;Düşünür, hatip, havari, kanun koyucu , asker, düşüncelerin fatihi, rasyonel akidelerin düzelticisi, şekil ve suret olmaksızın tapınma; hepsi manevi tek bir hükümdarlık olan yirmi dünyevi hükümdarlığın kurucusu, işte Muhammed. İnsanın yüceliğinin ölçümü mümkün olsa, ondan daha büyük bir insan var mıdır sorarız&#8221; diyordu.</p>
<p><strong>AVRUPA&#8217;YI O KURTARIR</strong></p>
<p>George Bernard Shaw ise 1930&#8242;larda şöyle diyor: &#8220;Tahminime göre Muhammed&#8217;in inancı bugün Avrupa&#8217;da kabul edilmeye başlandığı gibi, gelecekte de kabul görecektir. Ortaçağ kilisesi, ya cahilliklerinden ya bağnazlıklarından Muhammediliği kara renklere boyayarak anlattılar. Onlar Muhammed&#8217;den ve dininden nefret edecek şekilde eğitildiler. Onlara göre İsa karşıtıydı. Ben, o harikulade insanı inceledim. Değil İsa düşmanı olmak, ona insanlığın kurtarıcısı demek gerekir. Günümüz dünyası onun gibi birisinin mutlak hakimiyeti altına girse, sorunları, çok ihtiyaç duyulan barış ve mutluluk getirecek şekilde onun çözeceğine inanıyorum. Avrupa, Muhammedin akidesinin aşkına girmeye başlamıştır. Gelecek yüzyılda, Avrupa sorunlarının çözümünü bu inanç içinde görmeye kadar gidebilir.&#8221;</p>
<p><strong>Sezai Karakoç (Diriliş&#8217;ten):</strong></p>
<p>Unutulmaz bir levha<br />
&#8220;Ne canlı ve unutulmaz bir levhadır: Peygamber Efendimiz, Mekke&#8217;nin tehlike anlarında çalınan çanını çalmış, halk toplanınca da; &#8216;ben size desem ki, şu tepenin ardında düşman var. Bana inanır mısınız?&#8217; Halk, &#8216;evet, inanırız&#8217; deyince, &#8216;öyleyse diyorum ki, Allah&#8217;a inanın ve buyruklarına yasaklarına uyun. Aksi halde sizin için tepenin ardındaki düşmandan daha büyük tehlike var!&#8217; demiştir. Dava adamının çağrısı için ebedi misaldir bu.&#8221;<br />
<strong>Ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisi</strong></p>
<p>O kadar önemli ve o kadar yüce bir varlıkla karşı karşıyayız ki kendisinin var olması bütün insanlığa şeref katmıştır. İnsanlığın saadetini mümkün kılmıştır. Hiç şüphe yok ki insanlığın son büyük insanı. Getirdiği dinle bütün insanlığa saadet taşıdı, insana ve yüksek vasıflar kazandırdı. Bütün bunları ifade etmek ciltler bulur. O, bütün insanlık tarihinin en müstesna insanıdır. Muhyiddin-i Arabi, Füsus&#8217;ul Hikem&#8217;in son bölümünü Hz. Peygamber&#8217;e hasretmiştir. Muhyiddin-i Arabi, her peygamberin hikmetinin içerisinden diğerinin hikmetinin çıktığını belirtir. Birincisinin içerisinden ikinci peygamberin hikmetinin, ikincisinin içerisinden onu takip edenin, daha evvel gelmiş peygamberlerin hikmetlerinin içerisinden de Son Peygamber&#8217;in hikmetinin çıktığını, böyle olunca geçmiş peygamberlerin hepsinin hikmetlerinin Son Peygamber&#8217;in hikmetine göre değerlendirilmesi lazım geldiğini anlatır. Son Peygamber Hz. Muhammed (S.a.v.)&#8217;in bütün peygamberlerin hikmetlerine ilave ettiği ve evvelkilerin hiç birisinin içerisinde bulunmayan iki hikmet; ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisidir. Güzellik sevgisi tekamülün son aşamasıdır.<br />
<strong>İnsanlığa rahmet ve şefaat</strong></p>
<p>İslam&#8217;la müşerref olan ünlü İngiliz popçu Cat Stevens(Yusuf İslam) Hz. Peygamber için şunları söylüyor: &#8220;Son Peygamber Hz. Muhammed (a), cahillik ve kara günler içinde bulunan. Hz. İbrahim&#8217;in getirdiği dinin kaybolmaya başladığı ve parçalara ayrıldığı Mekke&#8217;de dünyaya geldi. İnsanlığa rahmet ve şefaat için gönderildi. O bütün zamanların en mükemmel insanıdır. Müslüman olduğumdan bu yana, Peygamberimiz&#8217;in, O büyük insanın hayatını araştırıyorum. O&#8217;nu okudukça, O&#8217;nu anladıkça, etrafımı saran bilgisizliği, cehaleti daha iyi görüyor ve irkiliyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Mahatma Gandi: İslam&#8217;ı kılıçla yaymadı</strong></p>
<p>Milyonlarca insanın kalbi üzerinde bugün tartışmasız bir etkisi olan hayata sahip birisini öğrenmek istedim. İslam&#8217;ın bir yeri fethinin kılıç ile olmayıp, hayat tarzıyla olduğunu her zamankinden daha fazla anladım. Peygamber&#8217;in tam manasıyla sadeliği ve ahde sadakatı, onun arkadaş ve takipçilerine kendini adaması, tevazuu, yiğitliği, korkusuzluğu Tanrı&#8217;ya ve dinine olan mutlak bağlılığıydı asıl ona her engeli aştıran ve muzaffer kılan; yoksa kılıç bir hiçti.&#8221;<br />
<strong>Otto Von Bismark: Huzurunda eğiliyorum</strong></p>
<p>Ey Muhammed! Sana çağdaş olamadığımdan dolayı çok müteessirim. Muallimi ve naşiri olduğun bu kitap senin değildir. O lahutidir&#8230; Beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da bir daha görmeyecektir. Ben huzurunda kemal-i hürmetle eğiliyorum.&#8221;<br />
Abdullah MURADOĞLU  (Yeni Şafak :6 MART 2006 )</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/11/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/11/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/11/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=11&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/peygamber-efendimiz-nicin-cok-kadinla-evlenmistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>28</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>