<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Kuran&#8217;da Çelişki Yoktur</title>
	<atom:link href="http://isoru.wordpress.com/category/kuranda-celiski-yoktur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	<description>Sorular ve Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2009 22:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='isoru.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/c376614cc4563b1d52afa184ab52b2de?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Sorular ve Cevaplar &#187; Kuran&#8217;da Çelişki Yoktur</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Kur&#8217;ân Ahlakında Erkek Karakteri.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jul 2007 22:24:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Firavun]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Yer Çekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/</guid>
		<description><![CDATA[Kuran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktır. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" align="left" height="259" width="346" /><span style="text-decoration:underline;">Ku</span><span style="text-decoration:underline;">ran ahlakının yaygın olarak yaşanmadığı bir toplumda insanların karakterini belirleyen başka etkenler de vardır. Buna bir örnek olarak ‘erkek adam dediğin…’ diye başlayan anlayış verilebilir. Bu mantığa göre, erkek karakterinin ilk prensibi daima üstün olmaktı</span>r. Bu anlayışa sahip toplumdaki diğer etkenler de zaten erkeğin bu üstünlük iddiasını destekleyecek niteliktedir. <strong>Kısaca, bu ve buna benzer mantıkların sonuçları, gençleri gerçek anlamda sevgi, saygı, merhamet gibi üstün ahlaki özelliklerden uzaklaştırmaktadır.</strong> Tüm bunların yanında gençlere verilen eğitimin de önemli bir yeri vardır. Bu da zaman zaman haklı olanın değil güçlü olanın üstün olduğunu savunan, zayıf ve aciz insanların toplumdan silinmesini öngören, insanlara şefkatsizlik, acımazsızlık, çıkarcılık telkini yapan Darwinist öğretilerin gençlere sistematik olarak telkin edilmesidir.<br />
<span id="more-223"></span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>En Güzel Örnek Peygamberlerimizdir</strong></span></p>
<p>Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişiler peygamberlerimizdir. Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)in güzel bir örnek olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. </strong></span></span>(Ahzab Suresi, 21)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Peygamberimiz (sav)’i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden ve hadis-i şeriflerden,</strong></span><img src="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" align="right" height="211" width="282" /><span style="text-decoration:underline;"><strong> güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz.</strong> Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de, Allah’ın müminler için örnek kıldığı, Allah’ın razı olduğu kişilerdir. Allah, Yusuf Suresi’nde şöyle bildirmektedir:</p>
<p><span style="color:red;"><strong>Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır</strong></span>…</span> (Yusuf Suresi, 111)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Muhammed (sav)’in Örnek Üslup ve Tavırları</strong></span></p>
<p>Peygamberimiz (sav)’in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran’da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. </strong></span></span>(Kalem Suresi, 3-4)</p>
<p>Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimiz (sav)’in çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:</p>
<p>“… <strong><em>Huzurunda oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.</p>
<p>… Kendilerine ikram ve gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.</p>
<p>Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.</p>
<p>İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.</em></strong>” 1</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Adaleti</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.</span></span> Allahın “<span style="text-decoration:underline;"><strong>Rabbim adaletle davranmayı emretti</strong></span>” (Araf Suresi, 29) ayetinde bildirdiği gibi, her devirde tüm insanlara örnek olmuştur.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Konuşma Üslubu</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamber Efendimiz (sav)’in konuşmaları her zaman insanlara Allah’ı, O’nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah’a çağıran, insanlara Allah’ı sevdiren ve O’ndan korkup sakınmalarına vesile olan bir üslupta olmuştur</span>. Peygamberimiz (sav)’i örnek alan Müslüman erkeklerin de her konuşmalarında Allah’ı unutmadıkları belli olmalıdır.</p>
<p>Ayrıca onun sünnetine uyanlar onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin</strong></span></span>.” 2</p>
<p align="center"> <img src="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" height="290" width="302" /></p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Nezaketi ve Hoşgörüsü</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır. Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimiz (sav)’in nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav), hem bir peygamber olması, hem de bir devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı, sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.</span></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sav)’in evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)’in eşsiz nezaketini şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“S<span style="text-decoration:underline;"><strong>ahabelerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye ‘Ebû Turab’, bir başka Sahabisine ‘Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.</strong></span>”</p>
<p>“<span style="text-decoration:underline;"><strong>Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi</strong></span>.” 3</p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. İbrahim’in Misafirperverliği</strong></span></p>
<p>Rabbimizin Kuran’da haber verdiğine göre, Hz. İbrahim’e insan suretinde gelen melek elçiler onun evinde konuk olmuşlardır:</p>
<p><img src="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" align="left" height="190" width="275" />S<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. “Yabancı bir topluluk.</strong></span></span>” (Zariyat Suresi, 24-25)</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi</strong></span></span>. (Hud Suresi, 69)</p>
<p>Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, gelen konukların farklı kişiler olduklarını hemen anlamıştır. Buna karşın hiç tanımadığı bu konuklarına karşı çok üstün bir misafirperverlik örneği göstermiş, hemen çok güzel ikramlarda bulunmuştur. Hz. İbrahim’in tanımadığı misafirlerine hemen ikramda bulunması, onun üstün ahlakının bir tecellisidir.<span style="text-decoration:underline;"><strong> İkramın, misafirlerden bir talep gelmeden yapılması, Müslümanların örnek almaları gereken ince düşünce özelliklerinden biridir. Hz. İbrahim’in gösterdiği ince düşünce örneklerinden bir diğeri de, bu ikramı sezdirmeden hazırlamasıdır:</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); “yemez misiniz?” dedi.</strong></span></span> (Zariyat Suresi, 26-27)</p>
<p class="post">
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Musa’nın Güvenilirliği</strong></span></p>
<p>Hz. Musa, Firavun ve kavmini terk ettikten sonra, Medyen’e doğru yönelmişti. Medyen suyunda<img src="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" align="right" height="401" width="337" /> hayvanlarını sulayamayan iki kadın gördü. Kadınlar çobanlardan çekiniyorlardı, bu nedenle onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Fakat, Hz. Musa’nın ayetlerde anlatıldığı üzere, son derece güvenilir ve nezih bir görüntüsü vardı. Bu nedenle kadınlar onunla konuşmaktan çekinmediler. Kadınlar Hz. Musa’ya hayvanlarını sulamaya kendilerinin gitmek zorunda olduğunu çünkü babalarının yaşlı bir kişi olduğunu, ancak çobanlar olduğu için sürülerini sulayamayacaklarını anlattılar. Bunun üzerine Hz. Musa kadınlara yardım edip onların hayvanlarını suladı:</p>
<p>M<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>edyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı…</strong></span></span> (Kasas Suresi, 23-24)</p>
<p>Burada Hz. Musa’nın nezaketli, ince düşünceli ve yardımsever karakterinin bir örneğini görüyoruz. <span style="text-decoration:underline;">Dikkat edilirse bu olayda Hz. Musa, hiç tanımadığı iki yabancı kişiye giderek onlarla diyalog kurmuş, onlara yardımcı olmuş ve saygılarını kazanmıştır. Öte yandan ayette “çobanlar” olarak tanımlanan kişilerin ise Hz. Musa’nın tam aksi yönde bir tavır sergiledikleri anlaşılmaktadır. Kadınlar, Hz. Musa ile diyalog kurabilmelerine rağmen, bu kişilerin yanına bile yaklaşmamışlardır. Söz konusu kişiler; dış görünüm itibarıyla güven vermeyen kimseler olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)</span></p>
<p>Demek ki bir Müslümana yakışan tavır, <span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ayette “çobanlar” olarak tarif edilen bu kişilere benzer tavırlardan şiddetle kaçınmak, öte yandan Hz. Musa’yı örnek alarak alabildiğince nezaketli, ince düşünceli, halden anlayan, nezih, bakanın hemen güveneceği bir görüntü, üslup ve tavır geliştirmektir.</strong></span></span></p>
<p align="center"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hz. Süleyman’ın Estetik Anlayışı</strong></span></p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: “Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.” Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar</strong></span></span>.” (Sad Suresi, 31-32)</p>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" align="left" height="305" width="275" />Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman’ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah’ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p><span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Dünyanın huzur ve barış dolu geleceği için yapılması gereken, peygamberlerin ahlakıyla ahlaklanmış inançlı ve güzel huylu nesiller yetiştirmeye gayret etmek olmalıdır. Bu amaçla yetişme çağında olan çocuklara başta Peygamberimiz (sav) olmak üzere tüm peygamberleri Kuranda anlatılan üstün yönleriyle tanıtmak, Kuran ahlakının gereği olan güzel davranışları öğütlemek gerekmektedir. Bu konuda aileler başta olmak üzere, eğitmenler, gazeteciler, köşe yazarları ve televizyonculara önemli sorumluluklar düşmektedir. Modern, inançlı, vatansever, ahlaklı, dürüst nesillerin yetişmesi hem toplumların hem tüm dünyanın refahı için mutlak zorunluluktur.</strong></span></span></p>
<p>KAYNAKLAR:<br />
1. Tirmizi, Taberani; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 798<br />
2. Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 510/5<br />
3. Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340</p>
<p>Kaynak: İlmi Mercek Dergisi</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/223/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/223/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/223/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=223&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/27/kuran-ahlakinda-erkek-karakteri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ankaraalperenocaklari.net/images/kuran.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://img134.imageshack.us/img134/3928/ozel9fy5.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.hicretonline.com/Sakal/Muhammed%20gif.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://psf.sa.utoronto.ca/images/islam-page.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.mercek.org/MOC/ADMIN/editor_2/images/endulus01_haz.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/guncel/basinda_hy/yazi_dizileri/vakit26haziran_kalkinma.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Ölüm ve Sonrası HAkkında.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[Hicretin 9. senesi Muharrem ayı idi. Medine&#8217;ye gelen heyetlerden biri de on kişilik Benî Esed Kabilesi idi. Müslüman olduklarını Resûl-i Ekrem Efendimize arzettikten sonra şöyle dediler:
&#8220;Yâ Resûlallah! Herkes kıtlık ve kuraklık içinde sıkıntıdan kıvranırken, biz kendi rızamızla kalkıp geldik. Başka kabileler gibi seninle harp etmeden Müslüman olduk.&#8221;1
Bu sözleriyle Peygamber Efendimizin, Müslüman olduklarından dolayı kendilerine minnettâr [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=213&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="content content_12" align="justify">Hicretin 9. senesi Muharrem ayı idi. Medine&#8217;ye gelen heyetlerden biri de on kişilik Benî Esed Kabilesi idi. Müslüman olduklarını Resûl-i Ekrem Efendimize arzettikten sonra şöyle dediler:</p>
<p>&#8220;Yâ Resûlallah! Herkes kıtlık ve kuraklık içinde sıkıntıdan kıvranırken, biz kendi rızamızla kalkıp geldik. Başka kabileler gibi seninle harp etmeden Müslüman olduk.&#8221;1</p>
<p>Bu sözleriyle Peygamber Efendimizin, Müslüman olduklarından dolayı kendilerine minnettâr kalması gerektiğini ifade etmek istiyorlardı. Bu minnettarlık sebebiyle de bol ihsana mazhar olmayı ümit ediyorlardı. Henüz Müslüman olduklarından ve İslâmın engin ruhuna vakıf bulunmadıklarından dolayı bu tarz bir tavır takındıkları muhakkaktı.</p>
<p>Halbuki, iman etmekle ancak kendilerine fayda temin etmiş oluyorlardı. Bu sayede ebedî hayatlarını mahvolmaktan kurtarmış oluyorlardı. İman etmekle Resûl-i Ekremin şahsına elbette bir fayda temin etmiş değillerdi. Bu sebeple bu tarz davranışları son derece yersizdi ve İslâm ruhuna uygun değildi. Nâzil olan âyet-i kerime bunu açıkça ortaya koydu:</p>
<p>&#8220;Onlar İslâma girmekle seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Eğer îmânınızda sâdıksanız, sizi îmâna kavuşturduğu için asıl sizin Allah&#8217;a minnetar olmanız gerekir.&#8221;2</p>
<p>Mü&#8217;minin vazifesi, kâinatta en büyük ve en yüksek hakikat olan îmânı elde etmiş olmasından dolayı, Cenâb-ı Hakka şükür ve hamddır. Bunun dışında îmânına mukabil hiç bir maddî-mânevî menfaat beklememeli, hattâ kalben dahi arzu etmemelidir. Zira, îmân nimetine kavuşmanın ve Müslümanlık şerefiyle şereflenmenin karşılığı olarak verilecek mükâfat uhrevîdir. Ancak, o âlemde Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle bu eşsiz mükâfatı ihsan eder.</p>
<p>İmân ve Kur&#8217;an&#8217;a ait hizmetlerin sevap ve mükâfatları da uhrevîdir, âhirette verilir. Binâenaleyh, hem îmân edip Müslüman olan, hem de Kur&#8217;an ve İslâmiyete hizmet eden Müslüman, bu hizmetlerinden dolayı dünyevî bir mükâfat ve menfaat beklememelidir. Bekleyip kalben arzu ettiği takdirde dindeki ihlâsını kaybetmiş sayılır. İhlâsın zayi olması ise, ibâdetlerin makbuliyet sırrını ortadan kaldırır. Allah korusun, insanı mânen müflis duruma sokabilir. Bunun yanında imân ve Kur&#8217;an&#8217;a hizmet eden bir insan, istemediği ve kalben arzu etmediği halde maddî bir mükâfata bu hizmetinden dolayı nâil olsa, bunu, Cenâb-ı Hakkın kendisine bir ihsanı bilip verenlerin minneti altına girmemelidir. Ayrıca &#8220;Bu maddî menfaat ve ücret dinî hizmetimden dolayı veriliyor&#8221; hissine de kapılmamalıdır.</p>
<p>1. Tabakât, 1:292; İbn-i Kesîr, 4:170<br />
2. Hucûrat Sûresi, 17.</p>
<p>*sorularla islamiyet</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/213/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/213/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/213/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/213/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=213&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/olum-ve-sonrasi-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>A’raf sûresinde geçen a`raf ehli kimlerdir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/a%e2%80%99raf-suresinde-gecen-araf-ehli-kimlerdir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/a%e2%80%99raf-suresinde-gecen-araf-ehli-kimlerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 23:18:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/a%e2%80%99raf-suresinde-gecen-araf-ehli-kimlerdir/</guid>
		<description><![CDATA[Araf`la ilgili izaha geçmeden önce, Araf Suresinde geçen “Araf” ve “Araf ehli” hakkındaki ayet meallerini verelim. Cennetliklerle Cehennemliklerin durumu ve aralarındaki konuşmaların zikredildiği ayetlerden sonra “Araf”la ilgili şu ayetler yer almaktadır:
&#8220;Cennet ile Cehennemin arasında bir sur vardır. Orada bulunan A`raf ehli kimseler, Cennet ve Cehennem ehlinin hepsini yüzlerinden tanır. Onlar Cennet ehline, ‘Size selam olsun` [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=211&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Araf`la ilgili izaha geçmeden önce, Araf Suresinde geçen “Araf” ve “Araf ehli” hakkındaki ayet meallerini verelim. Cennetliklerle Cehennemliklerin durumu ve aralarındaki konuşmaların zikredildiği ayetlerden sonra “Araf”la ilgili şu ayetler yer almaktadır:</p>
<p style="padding-left:40px;">&#8220;<strong>Cennet ile Cehennemin arasında bir sur vardır. Orada bulunan A`raf ehli kimseler, Cennet ve Cehennem ehlinin hepsini yüzlerinden tanır. Onlar Cennet ehline, ‘Size selam olsun` diye seslenirler. Kendileri Cennete girmemiş, fakat girme iştiyakı içindedirler.</p>
<p>Gözleri Cehennem ehline çevrildiğinde ise, ‘Ey Rabbimiz!` derler. ‘Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma.</p>
<p>A`raf ehli, yüzlerinden tanıdıkları Cehennemliklere seslenirler ve derler ki: ‘Ne dünyadaki taraftarlarınızın çokluğu, ne servetiniz, ne de büyüklük taslamanız size bir fayda vermedi.` Allah onları rahmetine eriştirmez diye yemin ederek küçümsediğiniz kimseler şu Cennet ehli olan zayıf ve fakir mü`minler miydi? Siz de ey mü`minler girin Cennete. Size ne bir korku vardır, ne de mahzun olursunuz.</strong>” (1)<br />
<span id="more-211"></span><br />
“Araf”, “arf” kelimesinin cem`idir. Tefsirlerimizde Araf hakkında pek çok izahlar bulunmaktadır. Ancak bunların içinde müfessirlerin çoğunun ittifak ettiği görüş, “Araf”ın Cennetle Cehennem arasında bir perde, yüksek bir sur ve tepeler manasına geldiğidir. İbni Abbas ise, “Sırat Köprüsü üzerinde bulunan şerefelerdir” demektedir.</p>
<p>Hasan-ı Basri Hazretleri ise şöyle demektedir:</p>
<p>“<strong>Bu kimseler, Allah`ın, Cennet ve Cehennem ehlini birbirinden ayırmak için tayin ettiği insanlardır. Vallahi, bilmem, ama bunlardan bazıları şimdi beraberimizdedir</strong>” (2)</p>
<p>Araftakilere, “Araf” denmesinin sebebi ise, onların, insanları amellerine göre tanımalarıdır. Yine tefsirlerimizde izah edildiğine göre, Cenab-ı Hak, Mizanda sevap ve günahları tartıp, Cennetlik ve Cehennemlikleri ayırd ettiği zaman, sevap ve günahı eşit gelenleri bir müddet bekletecektir. Sırat Köprüsünün yanında bulunan bu kimseler, Cennetlik ve Cehennemlikleri tanıyacaklar, Cennet ehlini gördükleri zaman, “Allah`ın selamı sizin üzerinize olsun” diyecekler, sol taraflarına baktıkları zaman da Cehennem ehlini görecekler, bulundukları yerde Allah`a sığınarak, “Ya Rabbi, bizi bu zalim topluluktan kılma” diye dua edecekler. Cennetlikler ve Cehennemlikler gittikten sonra Cenab-ı Hak onları rahmetiyle bağışlayıp Cennete koyacaktır. (3)</p>
<p>Nitekim, Peygamberimize Araf ehlinin kimler olduğu sorulduğunda şöyle buyurmuştur:</p>
<p style="padding-left:40px;">“<strong>Cenab-ı Hak kullarını ayırıp bitirdikten sonra en son kalan kullarına da, ‘Sevaplarınız sizi Cehennemden kurtardı, fakat Cenneti hak edemediniz. Sizi ben rahmetimle Cehennemden azad ediyorum. İstediğiniz Cennete giriniz` buyuracak</strong>.” (4)</p>
<p>Ayrıca, Araf ehlinin bazı rivayetlerde insan olmayıp meleklerden bir sınıf olduğu da bildirilmektedir.Bütün bu izahlar ve açıklamalar, ayetlerin mefhum ve mealine uygundur.</p>
<p>Fakat İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetname`sinde, dini mükellefiyetlerden muaf tutulan delilerin ve kafir çocuklarının Araf ehli olduğunu, Cennetlikleri gördükleri zaman, o nimetlere kavuşamadıkları için mahzun olduklarını, Cehennemliklere baktıkları zaman da kendi hallerine şükrettiklerini ve bu halde ebedi olarak orada kalacaklarını bildirmektedir.</p>
<p>Bununla beraber, “Araf” ve Araf ehli hakkında yapılan bütün bu izahlar ayetin bir tefsiri mesabesindedir. Esas mahiyetini ancak Allahü Teala bilir.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>1. A`raf Suresi, 47-49.<br />
2. et-Tefsirul-Kebir, 14:87.<br />
3- (Taberi Tefsiri) 8:136-139.<br />
4. A. g. e.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/211/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/211/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/211/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=211&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/07/20/a%e2%80%99raf-suresinde-gecen-araf-ehli-kimlerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kabir Azabı (Hurafeler)</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2007 22:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Azap]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kabir Azabı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Reenkarnasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[İblis]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şirk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni bir internet hurafesi daha:
Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?
Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style='text-align:center;display:block;'><object width='400' height='330' type='application/x-shockwave-flash' data='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'><param name='allowScriptAccess' value='never' /><param name='movie' value='http://video.google.com/googleplayer.swf?docId=4587501414816940218'/><param name='quality' value='best'/><param name='bgcolor' value='#ffffff' /><param name='scale' value='noScale' /><param name='wmode' value='window'/></object></span></p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;<br />
<span id="more-207"></span><br />
Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/  (anasayfa&#8217;da ortadaki link)</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>Yeni bir internet hurafesi daha:</p>
<p>Amerikalı maktul, &#8220;kabir azabı kurbanı&#8221;na nasıl dönüştü(rüldü)?</p>
<p>Şimdi anlatacağım &#8220;internet efsanesi&#8221;nin Türkiye kamuoyunda yayılışının yaklaşık üç-dört aylık bir geçmişi var. Ancak, bu kısa süre zarfında ülke çapında o kadar çok insanın elektronik posta adresine gönderildi ki (görüp de ibret almam için bana bile ardarda üç-dört kez geldi!) milyonlarca kişi bu tüyler ürpertici öyküyle şimdiden tanışmış durumda&#8230;</p>
<p>Dinî içerikli propaganda yapma çabasındaki söz konusu gönderi; bir kaç kare fotoğraf ve ona eşlik eden ayrıntılı bir haber metninden oluşuyor.</p>
<p>Fotoğraflarda, çekimden en fazla bir-iki hafta önce öldüğü anlaşılan orta yaşlı bir insanın çürümeye yüz tutmuş cesediyle karşılaşıyoruz. Ki değişik açılardan çekilmiş olan bu kareler, böylesi görüntülere alışık olmayanlar için son derece sarsıcı&#8230;</p>
<p>Fotoğraflara eklenmiş haber metninde aktarılan bilgiler ise özetle şöyle:</p>
<p>18 yaşındaki Ummanlı Müslüman bir delikanlı, rahatsızlanınca babası tarafından hastaneye kaldırılır. Genç yaşına rağmen içki, sigara ve uyuşturucu gibi bir dizi kötü alışkanlığa sahip bulunan adam kısa süre sonra da hastanede vefat eder ve cesedi babası tarafından hastanenin gasilhanesinde yıkatılarak İslâmî kurallara uygun biçimde toprağa verilir.</p>
<p>Ancak, acılı baba bir kaç saat sonra oğlunun bedeninde var olması muhtemel bir başka rahatsızlıktan kuşkulanır ve yetkililere başvurarak mezarın açılması talebinde bulunur.</p>
<p>Topu topu üç saat sonra tekrar açılan mezarda, yetkililerin ve babanın karşılaştığı manzara tek kelimeyle dehşet vericidir. Simsiyah saçları olan o gencecik çocuk gitmiş ve yerine bedeninin her tarafı kabirde meleklerden yediği dayaklardan dolayı çürük içinde kalmış, bu ağır darp sonucunda fizyonomisi tamamen değişmiş ve saçları &#8220;korkudan&#8221; bembeyaz olmuş yaşlı biri gelmiştir.</p>
<p>Bu noktada, metni yayına hazırlayan propagandacı bizleri &#8220;kabir azabı&#8221;nın ne denli korkunç bir şey olduğu konuşunda üstüne basa basa uyarıyor ve yanına Kur&#8217;an&#8217;dan bazı âyetler ve ayrıca Peygamberimiz&#8217;den hadisler ekleyerek bu korku duygusunu iyice artırmaya çalışıyor. Fotoğraflar da onun ifadesine göre, &#8220;feth-i kabir&#8221; (mezarın açılması ve cesedin çıkartılması) işleminden hemen sonra Ummanlı resmî yetkililer tarafından hastanenin morgunda çekilmiş.</p>
<p>Bu traji-komik öykünün ayrıntılarını daha fazla aktarmaya gerek duymuyorum. Çünkü, artık böyle şeyleri okumaktan da anlatmaktan da içime fenalıklar geliyor. Zaten, gelen mesaja eşlik eden kan revan içindeki fotoğrafları daha ilk gördüğüm anda, bu konu benim için bütünüyle kapanmıştı. Çünkü, &#8220;kanıt&#8221; olarak sunulan karelere o tarihten önce bambaşka bir adreste rastlamıştım. O yüzden, öykünün aktarımını da kısa keseceğim. İsteyenler, adına özel olarak internet sitesi açılmış olan bu kepazeliği bütün ayrıntılarıyla aşağıdaki adresten okuyabilirler.</p>
<p>http://www.thegodisone.com/kabir/index.htm</p>
<p>Şu kadarını söyleyeyim ki yukarıdaki sitede anlatılanların istisnasız hepsi &#8220;yalan&#8221;&#8230;</p>
<p>Fotoğrafların, anlatılan kişiler ve mekanlarla uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yok. Propagandacının -ucuz korku filmlerini andıran- iddiasına kaynak teşkil eden ürkütücü fotoğrafları, bundan en az iki yıl önce, dünyaca ünlü şiddet görüntüleri sitesi www.rotten.com&#8217;da görmüştüm. Olayın kahramanı durumundaki kişi ise ne aslen Ummanlı, ne Müslüman, ne de esmer olan biriydi. Kırsal bir bölgede cinayete kurban gitmiş olan sarışın ve orta yaşlı bir Amerikalıydı bu&#8230;</p>
<p>Birileri bu talihsiz adamı katletmiş, sonra cesedini yarı çıplak bir durumda yakınlardaki ormana atmış ve güvenlik güçleri de cesedi bir kaç hafta sonra bulmuşlardı. Açık hava koşullarında uzunca bir süre kaldığı için de doğal olarak cesette gözle görülür deformasyonlar ve renk değişimleri başlamıştı. Sarışın kişilerin saçlarına bu rengi veren pigmentler, bedenin ölümünden sonra sert güneş ışığı altında yavaş yavaş beyaza dönüşürler. O yüzden, fotoğrafları gördüğümde dikkatimi ilk çeken şey de kurbanın saçlarının sarıdan beyaza çalar bir görünüm alması olmuştu. Ve herşeyden daha önemlisi de, &#8220;Babası tarafından hastanede gusül abdesti aldırıldı, sonra da cenaze namazı kıldırılıp toprağa verildi&#8221; denilen bu kişi, böyle bir dinî ritüelden sonra herhalde &#8220;slip&#8221; tarzı bir iç çamaşırı ile gömülmüş olamazdı. Ama bizim Ummanlı Müslüman mevta, her nedense fotoğraflarında beyaz iç çamaşırıyla poz vermekteydi. Sanırım, bütün dikkatini &#8220;Nasıl daha korkutucu olabiliriz&#8221; konusuna verdiği için, bu önemli ayrıntı öyküyü hazırlayan kişinin gözünden kaçmış.</p>
<p>Meçhul propagandacı, uzun uzadıya aktardığı yalanlarına son noktayı ise bir &#8220;posta formu&#8221; ile koyuyor. Formun başına &#8220;Bu yazıyı ve fotoğrafları arkadaşına e-posta ile gönder&#8221; yazılmış. Ayrıca, sitenin adını da &#8220;God is one&#8221; (Allah birdir) koyarak, aklı sıra öyküye evrensel bir nitelik kazandıracak ve bunu uluslararası propagandada da kullanacak büyük tebliğ ustamız. Oysa ki fotoğrafların asılları, bu siteyi okuyacak kişi için topu topu bir tuşluk mesafede durmakta. Ama dünya cahillerin gözünde çok geniş ve kaçıp saklanması oldukça kolay bir yer olduğundan, bizim yalancı için de böyle ayrıntıların hiç bir önemi yok. Bir gün birilerinin aynı anda hem kendi sitesini hem de www.rotten.com&#8217;daki ilgili sayfaları ziyaret edebileceğini ihtimalden bile saymıyor.</p>
<p>Merak edenler için www.rotten.com&#8217;daki özgün adresi veriyorum. Rotten, iki yılı aşkın süredir sitesinde tuttuğu 8 kareden oluşan bu polis fotoğrafları grubuna &#8220;Vücutta çürümenin erken aşamaları&#8221; başlığını koymuş. Uzmanlık alanı kan ve vahşet fotoğrafları olan bu sitede, savaş, cinayet ya da kaza sonucu öldürülmüş daha yüzlerce insanın görüntüsüyle karşılaşabilirsiniz. Ancak, doğrusu ya, oturup hepsine tek tek bakmanızı tavsiye etmeyeceğim. Siz en iyisi konumuzla ilgili olan karelerle yetinin.</p>
<p>http://poetry.rotten.com/blonde/</p>
<p>İmanlar bu denli zayıf, Müslümanlar da bu denli donanımsız oldukça, kabul etmek gerekir ki ülkemizde ve İslâm dünyasındaki hurafeler de hiç bitmeyecektir. Merak ediyorum; bu mesajı alan milyonlarca insandan bir teki olsun, mesaj sahibine &#8220;Yahu, dur bir dakika birader&#8221; dedi mi, &#8220;Allah&#8217;ın o nurlu melekleri Latin Amerika ülkelerinin polis karakollarından fırlamış görünümlü birer işkenceci midir? Biz, bize gönderilen kutsal metinlerden &#8216;kabir azabı&#8217; denilen olgunun fiziksel bir gerçeklik olarak yaşanmayacağını biliyoruz. Elimizdeki bilgilerden, onun ruhsal düzlemde oluşacak, ama fiziksel acılarımız kadar gerçekçi biçimde hissedeceğimiz bir ceza olduğunu anlamaktayız. Eğer her mezara giren bu şekilde falakaya yatırılıyorsa, o halde bedenleri mumyalandığı için günümüze kadar mükemmel durumda kalmış onca eski Mısır firavunu, ayrıca yakın çağın mumyalama teknikleriyle korunma altına alınmış olan Lenin ve Mao gibi tanrıtanımaz liderlerin bedenleri bu yöntemle dayak faslından kurtulmuş mu oluyor? Bu dünyadan, öldüğünde yüzüne son derece huzurlu bir ifade sinen nice kötü kalpli insan ve öldüğünde bedenlerinden yarım kiloluk bir parça dahi kalmayan nice şehit kişi gelip geçti. Bir insanın ölüm sonrasında Yaratıcı&#8217;dan ödül mü yoksa ceza mı gördüğünü, bedeninin genel geçer görünümünden mi çıkartırız, yoksa bizlere öte âleme ilişkin olarak verilen sağlam bilgilerden mi?&#8221;</p>
<p>Gerçekten merak ediyorum, söz konusu mesajı aldıktan sonra bunları aklıselim biçimde düşünen bir tek Allah&#8217;ın kulu oldu mu&#8230; Düşman bombalarıyla bedeni lime lime olmuş, cenazesi tabuta konulamayacak kadar ufalanmış bir şehidin o an itibarıyla evrenin en mutlu insanı olabileceğini, ama cesedi bin bir ihtimamla toprağa verilen, üstüne üstlük kameralara iyi görünsün diye bir de makyaj yapılmış olan bir ateistin ise aynı anda tarifsiz acılar içinde kıvranabileceğine inanan tek kişi ben miyim şu câmiada?</p>
<p>İnsanların en basit bir günahlarında bile üzülüp gözyaşları döken melekleri &#8220;kana susamış işkenceci vahşiler&#8221; olarak tasvir ederek, bu şiddet kültürü üzerinden kitleleri kendince hidayete ulaştırmaya çabalayan seni kuş beyinli!</p>
<p>Senden önceki bütün o sürüsüne bereket cahiller ordusu gibi sen de hata yapıyorsun ve senin gibilerin hatalarının kafa karıştırıcı sonuçlarını temizlemek yine bizim gibilere düşüyor. Ama buna sevindiğimi ve bununla böbürlendiğimi sanma sakın; ümmetin iman perspektifini gösteren bu gibi örnekler karşısında yalnızca içim eziliyor ve üzülüyorum.</p>
<p>Allah, bütün kulları için sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Ve hiç kuşkusuz ki onun &#8220;cehennem&#8221;inin ya da &#8220;kabir azabı&#8221;nın bile vahşet kültürüne teşne düşük kalibreli insan belleğinin alamayacağı kadar hikmetli, şerefli, eğitici bir içeriği olacaktır.</p>
<p>Ben ilelebet buna inanacak ve bunu söylemeye devam edeceğim. Bu yola bu şekilde baş koyanlar var ise bilinsin ki hepsi kardeşimdir.</p>
<p>***</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/207/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/207/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=207&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/06/26/kabir-azabi-hurafeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İslamda Bilim ve Teknoloji.</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2007 19:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/</guid>
		<description><![CDATA[Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.
Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, pnömatik aletler, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6-7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.</p>
<p>Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve süratli bir şekilde etkileyen teknoloji, artan dünya nüfusunun pek çok sorununa çözüm getirdi.</p>
<p>Dünyanın bugünkü medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece hızlı oldu.</p>
<p>Peki, bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır?<br />
<span id="more-201"></span><br />
Yukarıda saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar, kendilerine atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.</p>
<p>Kuran&#8217;da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah&#8217;ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.</p>
<p><!--more-->Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, maddi-manevi her şeyin Allah&#8217;ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat ettiğini görmekteyiz.</p>
<p>Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.</p>
<p>&lt;kuran ve bilim&gt;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/201/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/201/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/201/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/201/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=201&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/16/islamda-bilim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Peygamber(s.a.v.)in katlandığı sıkıntılar</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2007 19:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bela]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Aişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssa]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrani]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Rızık]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[namazlar]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[ Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?
Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.
İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong> Peygamber(s.a.v.) efendimizin inancı uğruna katlandığı sıkıntılar nelerdir?</strong></p>
<p>Kâinatın Efendisi&#8217;nin (s.a.s.) başına gelenler, az çok bütün mü&#8217;minlerin malûmudur. Fakat bütün bu belâ ve musibetler onları dâvâlarını anlatmaktan alıkoyamamış, aksine onlar sabır ve sebatla Allah&#8217;ı ve O&#8217;nun emirlerini tebliğde berdevam olmuşlardır.</p>
<p>İşte peygamberlere ait bu umumî gaye ve vazife Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle dile getirilir: &#8220;<strong>Onlar öyle seçkin kimselerdir ki, Allah&#8217;ın buyruklarını tebliğ ederler, O&#8217;nu sayıp, O&#8217;ndan çekinir ve O&#8217;ndan başka kimseden çekinmezler. Hesaba çeken olarak Allah yeter</strong>.&#8221; (Ahzab, 33/39)</p>
<p>&#8220;<u>Allah Resûlü&#8217;nün, bu ulvî vazifeyi yüklendikten sonraki bütün hayatı dini tebliğle geçti.</u> O kapı kapı dolaşıyor ve mesajını kendilerine tebliğde bulunabileceği âşina sima ve gönüller arıyordu. <span id="more-200"></span></p>
<p>&#8220;<u>Karşı cephenin infiâli evvelâ ilgisizlik ve boykot şeklinde oldu. Daha sonra istihza ve alayla devam etti. Son sahada ise işkencenin her çeşidiyle sürüp gitti. Geçeceği yollara dikenler serpiliyor, namaz kılarken başına işkembe konuyor ve kendisine her türlü hakaret reva görülüyordu</u>. Ne var ki, Allah Resûlü bunların hiçbiriyle yılmadı ve usanmadı. Çünkü O&#8217;nun dünyaya geliş gayesi buydu. Can alıcı hasımları dahil herkese defaetle uğradı. Ve ilâhî mesajı sundu. Evet, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi din ve iman düşmanlarına bile kim bilir kaç defa gitti, hak ve hakikati anlattı..! <u>O panayırları dolaşıyor, bir kişinin hidâyetine vesile olabilmek için çadır çadır geziyor; gittiği her kapı yüzüne kapanıyor; fakat O bir başka sefer yine aynı kapıya varıyor</u>, aynı şeyleri tekrar ediyordu..</p>
<p>&#8220;O, Mekke daha fazla ümit vermeyince Taif&#8217;e gitti.. Taif mesîrelik bir yerdir. <u>Rahat ve rehavetin şımarttığı Taifliler, Mekkelilerden daha baskın çıktı. Bütün sefîh ve ayak takımı toplanıp Resûl-i Ekrem&#8217;i; evet O, meleklerin dahi yüzüne bakmaya kıyamadığı güneşler güneşini taşlayarak Taif&#8217;ten kovdular</u>. Allah Resûlü&#8217;nün yanında, evlâdım deyip bağrına bastığı Zeyd b. Hârise vardı. Zeyd, gelen taşlara vücudunu siper ederek, Efendiler Efendisini korumaya çalıştı ama, yine de mübarek vücuduna isabet eden taşlar her yanını kanlar içinde bıraktı.</p>
<p><strong>&#8220;Bu müsamahasız atmosferden sıyrılıp bir ağacın altına iltica etmişlerdi ki, birdenbire Cibrîl-i Emin beliriverdi. Ve eğer izin verilirse, çevredeki bir dağı, bu azgın insanların başına geçirebileceğini teklif etti. Allah Resûlü çok rencide olduğu bu dakikalarda bile, böyle bir teklife &#8220;hayır” diyordu. Evet O, çok ileride bile olsa, eğer bunlardan bazıları imana uyanacaksa, onlara gelebilecek belâlara karşı &#8220;<font color="#ff0000">hayır</font>!&#8221; diyordu&#8230; </strong></p>
<p><u>Ve, sonra ellerini açıp Rabb&#8217;ine niyazda bulundu:<br />
<strong><font color="#ff0000">Allah&#8217;ım, güçsüzlüğümü, za&#8217;fımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin. Benim de Rabbimsin.. Beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü uzak kimselere mi, yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, çektiğim mihnetlere, belâlara hiç aldırmam. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza, daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve âhiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım. İlâhî, Sen razı olasıya kadar Senin affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Senin elindedir.<br />
</font></strong></u><br />
&#8220;O böyle duâ ederken, yanlarına sessizce biri yaklaşır; bir tabağa koyduğu üzüm salkımını Allah Resûlü&#8217;nün önüne uzatır ve &#8220;Buyurun, bundan yiyin.&#8221; ricasında bulunur. İki Cihan Serveri elini tabağa uzatırken, Allah&#8217;ın adıyla mânâsına &#8220;Bismillâh&#8221; der. Üzümü ikram eden Addas ismindeki köle için bu, beklenmedik bir hâdisedir. Hayretle sorar: &#8220;Sen kimsin?&#8221; Allah Resûlü cevap verir: &#8220;Son Peygamber ve son Resûlüm!&#8221; Addas üzerine abanır ve öpmeye başlar.. senelerce gökte aradığını şimdi yerde, hem de hiç beklemediği bir anda karşısında bulmuştur.. ve iman eder (İbn Hişam, Sire, 2:60-63; İbn Kesir, el-Bidaye, 3:166;).</p>
<p>Batılı yazarlar, &#8220;Hz. Peygamber Mekke Dönemi&#8217;nde Peygamber&#8217;di. Medine&#8217;ye geldikten sonra ise hükümdar oldu&#8221; demektedirler. Ama gerçek şudur ki, bütün Arapları boyun eğdirip idaresine aldıktan sonra da Hz. Peygamber dünya nimetlerinden uzak kalmış, aç kalmış, her türlü imkân bulunmasına rağmen hükümdarlar gibi davranmamış, kendine dünya servetinden en ufak bir pay çıkarmamıştır. <u>Sahih-i Buhari&#8217;nin Cihad bölümünde şöyle bir rivayet vardır: &#8220;Hz. Peygamber vefat edeceği sırada zırhı bir yahudinin evinde, üç ölçek arpa karşılığında rehin duruyordu. Vefat ettiği sırada üzerinde bulunan elbiseler de yamalıydı. Bu, öyle bir zaman, bu fırsat ve imkânlar öyle arkası kesilmeyen fırsat ve imkânlardı ki, bunlara normal devletler her zaman sahip olamazlardı. Suriye sınırlarından başlayarak Aden&#8217;e kadar bütün Arabistan fethedilmiş, Medine meydanı, altın ve gümüş akınına uğramıştı.<br />
</u><br />
Hz. Peygamber &#8216;in önemli görevlerinden biri de, ruhbanlığı (Dünya nimetlerinden tamamen sıyrılarak, dünya işleriyle hiç ilgilenmeyerek kendini sadece Allah&#8217;a adamayı) ortadan kaldırmaktı.<u> Bu konuda Allah Tealâ &#8221; Kendi kafanızdan uydurduğunuz ruhbanlık &#8221; ( Hadid 57/27 )</u> buyurarak Hıristiyanları kötülemiştir. İşte bu yüzden Hz. Peygamber@ arasıra güzel yemekler yemiş, güzel elbiseler de giymişti. Ama O&#8217;nun asıl ruh yapısı, dünya süslerinden uzak durmaktı. Allah Resulü her zaman, &#8220;İnsanoğlunun şu üç şey dışında, başka bir şeye zorunlu ihtiyacı yoktur: Barınacağı ev, örtünebileceği elbise ve karnını doyurmak için ekmek ve su&#8221; buyururdu.</p>
<p>Hz. Aişe (ra), &#8220;O&#8217;nun hazır duran hiçbir elbisesi yoktu&#8221; demektedir. Bu, sadece bir kat elbisesi vardı, değişiklik için bir kenarda duran yedek başka bir elbisesi olmazdı demektir.</p>
<p>Bir gün Abdullah b. Ömer (ra) evinin duvarını tamir ediyordu. Tesadüfen Hz. Peygamber bir taraftan çıkageldi ve &#8221; Ne yapıyorsun ?&#8221;diye sordu. Abdullah b. Ömer, &#8220;Duvarı tamir ediyorum&#8221; deyince, Hz. Peygamber, &#8221; Bu kadar zamanı nerden buldun ?&#8221; buyurdu.</p>
<p><u>Evde genellikle aç dururdu ve geceleyin çoğu kere Hz. Peygamber ve bütün ev halkı aç yatarlardı. &#8220;Hz. Peygamber peş peşe bir çok geceyi aç geçirirdi. 0 ve ev halkı akşam yemeği bulamazlardı.&#8221;<br />
</u><br />
Peş peşe her gün iki ay boyunca evinde ateş yanmadığı olurdu. (Hicretin yedinci yılında oruç farz kılındı diyerek Hz.Peygamberin fazla oruç tutmadığını ima eden cahillere ithaf olunur.) Hz. Aişe (ra) bir gün bu durumu anlatırken Urve b. Zübeyr, &#8220;Peki neyle geçiniyordunuz?&#8221; diye sorunca Hz. Aişe (ra), &#8220;Su ve hurmayla. Komşularımız ara sıra keçi sütü gönderirlerdi de içerdik&#8221; dedi. Hz. Peygamber hayatı boyunca hiçbir zaman has buğday unundan yapılmış ekmek yüzü görmedi. Araplar&#8217;ın &#8221; Hıvari &#8221; ve &#8221; Naki &#8221; dedikleri saf una ömründe rastlamadı. Bu olayı anlatan Sehi b. Sa&#8217;d'e, &#8220;Hz. Peygamber döneminde elek yok muydu?&#8221; diye sorulunca &#8220;Hayır&#8221; cevabı vermişti. &#8220;Peki, o zaman unu neyle eliyorlardı?&#8221; diye sorulunca da: &#8220;Ağızlarıyla üfürerek kepekleri uçururlardı, kalanları da yoğurarak pişirirlerdi&#8221; dedi.</p>
<p><strong><u>Hz. Aişe (ra) şöyle der: &#8220;Hayatı boyunca yani Medine&#8217;ye gelişinden vefat edinceye kadar geçen dönemde Hz. Peygamber hiçbir zaman üst üste iki vakit iyice doyarak yemek yemedi.&#8221;</u></strong></p>
<p>Fedek, Hayber ve diğer savaşları anlatan hadisçiler ve siyer uzmanları, Hz. Peygamber, buralardan gelen gelirlerden yıllık masraflarını alırdı, diye yazmaktadırlar. Bu rivayetlerin zahiri ile Hz. Peygamber&#8217;in yokluk içinde yaşaması çelişiyor gibi görünmesine rağmen her ikisi de doğrudur. Şüphesiz Allah Resulü gelirlerden geçimini temin edecek miktarı alıyor, geri kalanları fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hatta kendisi için ayırdıklarını da daha sonra ihtiyaç sahiplerine veriyordu. Hz. Peygamber&#8217;in açlık çektiği ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığıyla ilgili olaylar hadislerde sıkça geçmektedir. Onlardan birkaçını örnek olarak vermek istiyoruz:</p>
<p>Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna bir adam geldi ve &#8220;Çok açım&#8221; dedi. Hz. Peygamber mübarek eşlerinden birine; &#8221; Yiyecek bir şeyler gönder &#8221; diye haberci gönderdi. Giden kişi döndüğünde, evde sudan başka bir şey olmadığı haberini getirdi. Hz. Peygamber diğer eşinin evine haber gönderdi, oradan da aynı cevap geldi. Kısacası sekiz-dokuz evden, sudan başka bir şeyin olmadığı haberi geldi.</p>
<p>Enes (ra) anlatır: &#8220;Bir gün Hz. Peygamber&#8217;in mübarek huzuruna geldiğimde Hz. Peygamber&#8217;in karnını bir kuşakla çok fazla sıktırarak bağlamış olduğunu gördüm. Sebebini sorduğumda oradakilerden biri, &#8220;Fazla acıktığı için&#8221; dedi.</p>
<p>Ebu Talha (ra) şöyle der: &#8220;Bir gün ben Hz. Peygamber&#8217;in mescidde kuru toprağa uzanmış, açlıktan kıvranarak bir o tarafına bir bu tarafına döndüğünü gördüm.&#8221;</p>
<p>Bir keresinde sahabe-i kiram, Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna gelip açlıktan yakındılar ve karınlarını açarak kuşaklarının altına bağladıkları taşları gösterdiler. Hz. Peygamber bunun üzerine açlıktan dolayı kendi karnına bir değil iki taş bağlamış olduğunu gösterdi.</p>
<p>Çoğu kere açlıktan dolayı sesi o kadar kısılırdı ki, sahabe-i kiram durumunu anlarlardı. Bir gün Ebu Talha (ra) eve geldi ve eşine; &#8220;Yiyecek bir şey var mı? Az önce Hz. Peygamber&#8217;in açlıktan sesinin kısıldığını gördüm&#8221; dedi.</p>
<p>Bir gün çok acıkmış olarak tam öğle vakti evden çıktı. Yolda Ebu Bekir ve Ömer (ra) ile karşılaştı. 0 ikisi de açlıktan bitkin düşmüşlerdi. Allah Resulü hepsini alarak Ebu Eyyüb el-Ensari&#8217;nin (ra) evine gitti. Ebu Eyyüb el-Ensari, Hz. Peygamber için daima hazır süt bulundururdu. 0 gün gelmesi gecikince sütü çocuklara içirmişti. Eşi haber alınca dışarı çıktı ve &#8220;Allah Resulü hoş geldi&#8221; dedi. Allah Resulü, Ebu Eyyüb&#8217;un nerede olduğunu sordu. Hurmalık yakın olduğu için Ebu Eyyüb el-Ensari sesi duyarak koştu geldi ve &#8220;Hoş geldiniz&#8221; dedikten sonra &#8220;Bu vakit, Allah Resulü&#8217;nün geldiği vakit değil&#8221; dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber durumu anlattı. Ebu Eyyüb el-Ensari hurmalığa giderek bir salkım hurma koparıp getirdi ve &#8220;Şimdi et hazırlatıyorum&#8221; dedi. Hemen bir keçi kesti, yarısını tas kebap şeklinde yarısını da ateşte kızartarak pişirdi. Yemeği Hz. Peygamber&#8217;in önüne koyunca Allah Resulü: &#8221; Bir parça ekmek üzerine az miktarda et koyarak Fatıma&#8217;ya gönder. Birkaç günden beri bir şey yemek nasip olmadı &#8221; buyurdu. Sonra ashabıyla birlikte yemeği yedi. Birkaç çeşit yemeği görünce gözlerinden yaşlar boşandı ve: &#8220;Allah Teala&#8217;nın: &#8221; Verdiğim nimetlerden Kıyamet günü hesaba çekileceksiniz &#8221; ( Tekasür 102/ 8 ) buyurduğu işte bunlardır &#8221; buyurdu.</p>
<p>Çoğu kere öyle olurdu ki, Hz. Peygamber sabahleyin mübarek eşlerinin yanına gelir ve &#8221; Bugün yiyecek bir şeyler var mı ?&#8221; diye sorardı. Onlar, &#8220;Yok&#8221; derlerse Hz. Peygamber,<br />
&#8221; Öyleyse ben de oruçluyum&#8221; buyururdu.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/200/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/200/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/200/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=200&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/04/10/peygambersav-efendimizin-inanci-ugruna-katlandigi-sikintilar-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>özürsüz olarak namzlar birleştirilebiliniyor mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/ozursuz-olarak-namzlar-birlestirilebiliniyor-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/ozursuz-olarak-namzlar-birlestirilebiliniyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[islam anayasası]]></category>
		<category><![CDATA[islam hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[maliki]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[namazlar]]></category>
		<category><![CDATA[şafi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/ozursuz-olarak-namzlar-birlestirilebiliniyor-mu/</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.s.)&#8217;in hac ve yolculukta namazları cemettiğini gördük. Mezhep imamlarının bu hadislerden istifadeyle vardıkları değişik hükümleri de zikrettik. Ve gördük ki, hiç bir mezhepte özürsüz olarak namazları cemetmek câiz değildir. Fakat bununla beraber, İbnu Abbas (r.a.)&#8217;ın bir rivâyetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) özürsüz olarak da iki namazı cemetmiştir. Ama hiç bir mezhep bu hadîsle [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=195&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Peygamber Efendimiz (s.a.s.)&#8217;in hac ve yolculukta namazları cemettiğini gördük. Mezhep imamlarının bu hadislerden istifadeyle vardıkları değişik hükümleri de zikrettik. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Ve gördük ki, hiç bir mezhepte özürsüz olarak namazları cemetmek câiz değildir. Fakat bununla beraber, İbnu Abbas (r.a.)&#8217;ın bir rivâyetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) özürsüz olarak da iki namazı cemetmiştir. Ama hiç bir mezhep bu hadîsle amel etmemiştir.</strong></span> Şimdi biz bu hadîsi ve daha sonra da bu hadîs hakkında ulemânın, özellikle Hanefî ulemâsının görüşlerini zikredeceğiz:<br />
<span id="more-195"></span><br />
İbnu Abbâs (r.a.) şöyle der: &#8216;R<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>esûlullah (s.a.s.) Medîne&#8217;de hiç bir korku ve yağmur (başka bir rivâyette korku ve sefer) yokken öğle ile ikindiyi, daha sonra da akşamla yatsıyı birleştirerek kıldı.&#8217;</p>
<p>İbnu Abbâs&#8217;a (r.a.): &#8216;Hz. Peygamber (s.a.s.) bunu niçin yaptı?&#8217; denildiğinde:</p>
<p>- &#8216;Ümmetini meşakkate sokmamak istedi.&#8217; cevabını vermiştir (Buhârî, &#8216;Mevâkît&#8217;, 12; Müslim, &#8216;Müsâfirîn&#8217;, 49, 50, 54, 56).</strong></span></span></p>
<hr />Hadîs hakkında mülâhazalar:</p>
<p>1. Buhârî ve Müslim&#8217;in bir rivâyetinde şu ilâve vardır: Hadîsi rivâyet eden râvi (Ebû Şa&#8217;sâ&#8217;)'ya:</p>
<p>- &#8216;Zannederim, öğleyi te&#8217;hir ikindiyi ta&#8217;cil, keza akşamı te&#8217;hir yatsıyı ta&#8217;cil etmiş olmalı?&#8217;, denildi. O da cevâben: &#8216;Bunu ben de böyle zannediyorum!&#8217; dedi.</p>
<p>Hadîsi rivâyet eden râvî, hadîsden muradın ne olduğunu daha iyi bilir (es-Sübkî, 7/66). Aynı zamanda bu te&#8217;vîl Hanefîler&#8217;in de te&#8217;vilidir. Çünkü Hanefîler, Arafat ile Müzdelife&#8217;den başka bütün cemleri (iki namazı beraber kılmayı) &#8216;cem-i sûrî&#8217; diye te&#8217;vil etmişlerdir. Yani: &#8216;Bundan murât, birinci namazı vaktinin sonunda kılmış; ikinci namazı da vakti girer girmez edâ etmiştir. Bu sûretle her iki namaz kendi vaktinde kılınmakla beraber, zâhiren iki namaz cemedilmiş gibi görünmektedir.&#8217; (Tahâvî, 1/160-166).</p>
<p>Esâsen öğlenin son vakti ile ikindinin ilk vakti, keza akşamın son vakti ile yatsının ilk vakti son derece kesin hatlarla ayrılmış değildir, ihtilâflıdır. Bu açıdan bakınca Hanefîlerin te&#8217;vîli isâbetli olmaktadır.</p>
<hr />2. Aynı hadîsin Müslim&#8217;de geçen: &#8216;Resûlullah (s.a.s.) korku ve sefer hali olmaksızın öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birleştirerek kıldı.&#8217; şeklindeki rivâyeti için İmam Mâlik:</p>
<p>&#8216;Ben bunun, yağmurlu günde yapılmış olacağını zannediyorum.&#8217; demiştir (Muvattâ, &#8216;Kasru&#8217;s-Salât,&#8217; 4; Müslim, &#8216;Müsâfirîn&#8217;, 49). Çünkü, hadisin rivayetinin birinde &#8216;yağmur yoktu&#8217; denmekle birlikte, diğer rivayetinde yağmur zikredilmemekte, sefer zikredilmektedir.</p>
<hr />3. Bu hadîs sahîh olmakla beraber, hadîsi rivâyet eden Tirmizî bu rivâyet hakkında şöyle beyanda bulunmuştur (Tirmizî, &#8216;Salât&#8217;, 138 ve Kitabu&#8217;l- İlel&#8217;in başında):</p>
<p>- &#8216;Benim kitabımda İbnu Abbâs (r.a.)&#8217;ın: &#8216;Korku ve yağmur yokken Medîne&#8217;de namazların cemedilerek kılındığını bildiren hadîsi&#8217; ile içki içene verilecek ceza ilgili bir hadisten başka ulemânın ittifâkla terk ettikleri bir hadîs yoktur.&#8217; Tirmizî&#8217;nin bu itirafı, ulemanın ittifak halinde bu hadisle amel etmediğini göstermeye yeter.</p>
<hr />4. Ulemâdan bir cemâat, bu hadîslerle istidlâl ederek bir hâcetten dolayı hazarda (yolcu olmadığı zaman) dahi iki namazın cem edilmek sûretiyle kılınabileceğine kâil olanlar çıkmışsa da, onlar da bunun âdet edinilmemesini şart koşmuşlardır. İbn Sîrîn, Eşheb, İbnü&#8217;l-Münzir, Kaffâl ve Şâşi&#8217;l-Kebîr&#8217;in görüşleri budur (Hattâbî, 2/15; Tirmizî, &#8216;Salât&#8217;, 138; Nevevî, Şerhu Müslim, 5/226).</p>
<hr />5. İbnu Ebî Şeybe&#8217;nin &#8216;Musannef&#8217;indeki bir rivâyette Ebû Mûsâ, &#8216;Özürsüz olarak iki namazı birleştirerek aynı vakitte kılmak, büyük günahlardandır.&#8217; demiştir (Ahmed Davudoğlu, 4/2024).</p>
<hr />6. Hanefîler, İbnu Abbâs (r.a.)&#8217;in bu hadîsine karşılık, Buhârî ve Müslim&#8217;in ittifâkla İbnu Mes&#8217;ûd&#8217;dan rivâyet ettikleri şu hadîsi zikrederler: İbnu Mes&#8217;ûd (r.a.) şöyle demiştir: &#8216;Ben Resûlullah (s.a.s.)&#8217;i şu ikisi hariç, bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim: Arafat&#8217;ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife&#8217;de akşamla yatsıyı birleştirdi. O gün sabahı da ilk vaktinde kıldı.&#8217; (Buhârî, &#8216;Hacc&#8217;, 99; Müslim, &#8216;Hacc&#8217;, 292; Ebû Dâvud, &#8216;Menâsik&#8217;, 65).</p>
<p>Ayrıca Hanefîler, Müslim&#8217;in rivâyet ettiği Ebû Katâde hadîsini zikrederler. Bu hadîste Resûlullah (s.a.s.): &#8216;Uyuyakalmakta bir kusur işleme yoktur. Kusûr ancak uyanıkken bir namazı başka namazın vakti girinceye kadar geciktirmekle olur.&#8217; buyurmaktadır (Müslim, &#8216;Mesâcid&#8217;, 311). Demek ki, namazı vakti haricinde kılmak için (gayr-ı kasdî) uyuyakalmaktan başka özür yoktur.</p>
<hr />7. Bedrüddîn Aynî, bu hususta şöyle der: Cemetmenin (hazarda sebepsiz) bir ruhsat olduğunu kabul ettik diyelim. Lâkin biz onu sûrî cem&#8217;e hamlederiz (Yani, ilk namaz son vaktine kalmış, ikinci namaz hemen ilk vaktinde kılındığından, ravi onu cem gibi görmüştür). Tâ ki haber-i vâhid, kat&#8217;î olan âyete muâraza etmesin. Âyetten murat: &#8216;Namazlara devâm edin&#8230;&#8217; (Bakara, 2/238), yâni onları vakitlerinde kılın! kavlidir. Allah Teâlâ: &#8216;Şüphesiz ki, namaz belirli vakitlerde mü&#8217;minlere farz kılınmıştır.&#8217; (Nisâ, 4/103) buyuruyor. Bizim kabul ettiğimiz görüş, hem âyetle, hem de hadîsle amel sayılır.</p>
<hr />8. Tahâvî&#8217;ye göre, Hz. Peygamber (s.a.s.), her namazın ilk vaktini ve son vaktini tatbikatıyla ashâbına göstermiştir. Her namazın kendine hâs bir vaktinin olduğunu onlara öğretmiştir. Öyleyse mâzeretsiz olarak bir namazı vaktinden sonraya bırakmak veya vaktinden önce kılmak doğru olmaz (Tahâvî, 1/165-166).</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/195/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/195/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/195/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=195&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/ozursuz-olarak-namzlar-birlestirilebiliniyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>hastalık sebebiyle namazlar birleştirilmişmidir? cem edilmişmidir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/hastalik-sebebiyle-namazlar-birlestirilmismidir-cem-edilmismidir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/hastalik-sebebiyle-namazlar-birlestirilmismidir-cem-edilmismidir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/hastalik-sebebiyle-namazlar-birlestirilmismidir-cem-edilmismidir/</guid>
		<description><![CDATA[
Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in çok kere hastalandığı halde, hastalık sebebiyle namazları birleştirdiğine dair açık bir rivâyet nakledilmemiştir.
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=194&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post">
<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in çok kere hastalandığı halde, hastalık sebebiyle namazları birleştirdiğine dair açık bir rivâyet nakledilmemiştir.</strong></span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/194/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/194/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/194/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/194/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/194/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=194&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/hastalik-sebebiyle-namazlar-birlestirilmismidir-cem-edilmismidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mezheplere göre Namazlar nasıl birleştirilir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/mezheplere-gore-namazlar-nasil-birlestirilir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/mezheplere-gore-namazlar-nasil-birlestirilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:29:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[namazlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/mezheplere-gore-namazlar-nasil-birlestirilir/</guid>
		<description><![CDATA[Namazların cemedilmesi meselesine temas eden rivayetlerin çokluğu, farklılığı ve değişik yorumlara kâbil oluşları gibi durumlar, ulemânın bu mevzuda değişik sonuçlara varmasına sebep olmuştur. Mezheplerin, bu meseledeki görüşleri şöyledir:

Hanefîlere Göre[/b][/color]
Namazları cemetme, sadece Hac sırasında Arafat&#8217;ta ve Müzdelife&#8217;de yapılır. Arafat&#8217;ta cem&#8217;i takdîm yapılarak öğle ile ikindi birleştirilir; Müzdelife&#8217;de ise akşam te&#8217;hir edilerek yatsı ile birleştirilir. Yolculukta cemetmek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=193&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-decoration:underline;">Namazların cemedilmesi meselesine temas eden rivayetlerin çokluğu, farklılığı ve değişik yorumlara kâbil oluşları gibi durumlar, ulemânın bu mevzuda değişik sonuçlara varmasına sebep olmuştur. </span>Mezheplerin, bu meseledeki görüşleri şöyledir:<span id="more-193"></span><br />
<span style="color:red;"></span><br />
<hr />Hanefîlere Göre[/b][/color]<br />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Namazları cemetme, sadece Hac sırasında Arafat&#8217;ta ve Müzdelife&#8217;de yapılır</strong></span>. <span style="color:red;">Arafat&#8217;ta cem&#8217;i takdîm yapılarak öğle ile ikindi birleştirilir; Müzdelife&#8217;de ise akşam te&#8217;hir edilerek yatsı ile birleştirilir. Yolculukta cemetmek câiz değildir. </span></p>
<p><span style="color:purple;">Ashap&#8217;tan Abdullah ibn Mes&#8217;ûd, Sa&#8217;d ibn Ebî Vakkâs ve Abdullah ibn Ömer gibi bazılarından da bu görüş rivâyet edilmiştir. Hasan Basrî, İbn Sîrîn, İbrâhim Nehaî, Esved gibi bir kısım selef de bu görüştedir. Bir rivâyette İmam Mâlik&#8217;in tercihi de budur (el-Meydânî, İstanbul ts., 1/185; Zuhaylî 1989, 2/350 vd).</span><br />
<hr />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Mâlikîlere Göre</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Öğle namazı ile ikindi namazını, akşam ile yatsı namazını birleştirerek cem&#8217;i takdîm yahut cem&#8217;i te&#8217;hir tarzında kılmanın altı sebebi vardır: Bunlar da yolculuk, yağmur, karanlıkla birlikte çamur ve bayılmak ve benzeri hastalıklar, Arafat&#8217;ta Arafe gününde bulunmak, Müzdelife&#8217;de bayram gecesi bulunmak. Bu sayılan durumların hepsinde namazları birleştirerek kılmaya ruhsat vardır. Ancak Arafat ve Müzdelife&#8217;de namazları birleştirmek sünnettir.</span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Seferde ise, namazları birleştirerek kılmak ruhsata bağlı olarak câizdir. Sefer ister uzun bir yolculuk olsun, ister mesâfesi kadar kısa bir yolculuk olsun fark etmez.</span> <span style="color:red;">Bu hüküm kara yolculuğu için olup, deniz yolculuğu için değildir. Zira ruhsatın kendine mahsus hususiyeti vardır. Karada yapılan yolculuğun da ma&#8217;siyet veya eğlence için olmaması gerekir (Zuhaylî, 2/351-354).</span><br />
<hr />
<span style="text-decoration:underline;"><strong>Şâfiîlere Göre</strong></span></p>
<p><strong>Şafiîler, namazların birleştirilerek kılınmasını sadece seferde, yağmurlu havada ve hacda Arafat ile Müzdelife&#8217;de câiz görmüşlerdir.</strong></p>
<p>Yağmur, eriyen kar ve buzlu havalarda namazları cem&#8217;i takdîm ile birleştirmek kılmak, tercih edilen görüşe göre, yağmur sebebiyle yolda eziyet çekme durumlarında uzak olan mescitte cemaatle kılanlar için câizdir. <strong>Şâfiî&#8217;nin yeni kavline göre, bu durumlarda namazları cem&#8217;i te&#8217;hir ile birleştirmek câiz değildir. Çünkü yağmurun devam edeceği kesin olarak bilinmemektedir, kesilebilir. Dolayısıyla özürsüz olarak namazın vaktini geçirmek söz konusu olabilir.<br />
</strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Şafiî mezhebinde meşhur olan görüşe göre, <strong>cıvık çamur, şiddetli rüzgâr, karanlık ve hastalık sebebiyle namazları birleştirmek câiz değildir</strong>.</span> Bu hüküm namazın vakitleri ile ilgili hadislere dayanmaktadır. Açık bir delîl bulunmadan bu hadise aykırı davranmak câiz olmaz.</p>
<hr /><span style="text-decoration:underline;"><strong>Hanbelîlere Göre</strong></span></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Sekiz durumda namazları hem cem&#8217;i takdîm, hem de cem&#8217;i te&#8217;hir tarzında birleştirerek kılmak câizdir:</span></p>
<p><strong>1. Dört rekatlı namazların kısaltılmasını mubah kılacak ölçüde uzun bir yolculuk yapmak</strong>. Bununla beraber<span style="text-decoration:underline;">, bu yolculuğun haram ve mekruh bir yolculuk olmaması ve en az iki günlük bir mesafe olması gerekir. </span></p>
<p><strong>2. Namazları birleştirmeyi terkedince zorluk ve zafiyete düşecek derecede hasta olmak.</strong></p>
<p><strong>3. Çocuk emzirmek. </strong></p>
<p>4<strong>. Her namaz için su ile yahut teyemmüm yaparak temizlenmekten âciz olmak</strong>.</p>
<p><strong>5. Vakti bilmekten âciz olmak</strong>.</p>
<p><strong>6. İstihâze (özür kanı) ve benzeri durumlar</strong>.</p>
<p>7<strong>-8. Özürlü olmak yahut yoğun derecede (meşru) meşguliyeti olmak: </strong></p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Meşgul olan yahut cuma ve cemaati terk etmeyi mubah kılacak bir özrü bulunan kimselerin namazlarını birleştirerek kılmaları câizdir.</span></p>
<p>Yağmurlu zamanlarda akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kılmak câiz, öğle ile ikindiyi birleştirmek câiz değildir.</p>
<p>H<strong>ac esnasında namazların birleştirilmesi, Arafat&#8217;ta öğle ile ikindi namazını öğle vaktinde cem&#8217;i takdîm şeklinde, akşam ile yatsı namazlarını ise, yatsı vaktinde Müzdelife&#8217;de cem&#8217;i te&#8217;hir şeklinde olur </strong>(Zuhaylî, 2/357-561).</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/193/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/193/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/193/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=193&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/mezheplere-gore-namazlar-nasil-birlestirilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>iki namaz nasıl birleştirilerek kılınır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/iki-namaz-nasil-birlestirilerek-kilinir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/iki-namaz-nasil-birlestirilerek-kilinir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/iki-namaz-nasil-birlestirilerek-kilinir/</guid>
		<description><![CDATA[Öğle namazı ile ikindiyi öğlenin vaktinde (cem-i takdîm) veya ikindinin vaktinde (cem-i te&#8217;hir) birleştirerek kılmak, aynı şekilde, akşam ile yatsıyı birbirinin vaktinde birleştirerek kılmak câizdir. Fakat bu cevaz mutlak olmayıp, belirli şartları vardır.
Önce, söz konusu namazların cem&#8217;i ile ilgili hadis-i şeriflere bakalım:

Ca&#8217;fer ibn Muhammed ibn Mesleme (r.a.) anlatıyor: &#8216;Resûlullah (s.a.s.) öğle ve ikindi namazlarını Arafat&#8217;ta [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=192&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Öğle namazı ile ikindiyi öğlenin vaktinde (cem-i takdîm) veya ikindinin vaktinde (cem-i te&#8217;hir) birleştirerek kılmak, aynı şekilde, akşam ile yatsıyı birbirinin vaktinde birleştirerek kılmak câizdir. <span style="color:red;">Fakat bu cevaz mutlak olmayıp, belirli şartları vardır</span>.</strong><span id="more-192"></span><br />
Önce, söz konusu namazların cem&#8217;i ile ilgili hadis-i şeriflere bakalım:<br />
<hr /><strong><br />
Ca&#8217;fer ibn Muhammed ibn Mesleme (r.a.) anlatıyor: &#8216;Resûlullah (s.a.s.) öğle ve ikindi namazlarını Arafat&#8217;ta tek bir ezan ve iki ayrı kâmetle kıldı. İki namaz arasında nâfile namaz kılmadı. Müzdelife&#8217;de de akşamla yatsıyı bir ezan ve iki kâmetle kıldı ve aralarında nâfile kılmadı.&#8217;</strong></p>
<hr /><strong><br />
İbn Mes&#8217;ûd (r.a.) anlatıyor: &#8216;Ben Resûlullah (s.a.s.)&#8217;ı şu ikisi hariç, bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim: Müzdelife&#8217;de akşamla yatsıyı birleştirdi. O gün sabah namazını da ilk vaktinde kıldı.&#8217;</strong><br />
<hr />
İb<strong>nu Abbas (r.a.) anlatıyor: &#8216;Resûlullah (s.a.s.) seferde/yolculuk halinde iken öğle ile ikindiyi birleştirdi, akşam ile yatsıyı da birleştirdi.&#8217;<br />
</strong><br />
<hr /><strong>Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: &#8216;Resûlullah (s.a.s.), güneş batıya meyletmeden yola çıkınca, öğle namazını ikindi vaktine te&#8217;hir eder, ikindi olunca mola verir, ikisini cem ederdi (beraber kılardı). Yola çıkmazdan önce güneş batıya meyletti (öğle vakti girdi) ise, hareketten önce her ikisini de (öğle ve ikindiyi) kılar, sonra yola çıkardı.&#8217;</strong><br />
<hr />
H<strong>z. Enes (r.a.), &#8216;Efendimiz (s.a.s.) sefere acele ettiği zaman öğleyi ikindinin ilk vaktine kadar te&#8217;hir eder; müteâkiben aralarını cemederdi. Akşam namazını da te&#8217;hir eder tâ şafak kaybolduğu vakit, onu yatsı ile beraber kılardı.&#8217; diye de nakilde bulunmaktadır.</strong></p>
<hr /><strong>Abdullah ibn Ömer (r.a.): &#8216;Resûlullah (s.a.s.), yolculuğa çıkmak için acele ettiği zaman akşam ile yatsıyı bir arada kılardı.&#8217; demektedir (</strong><br />
<hr /><strong><span style="color:red;">Değişik rivâyetler için bkz: Buhârî, &#8216;Taksîru&#8217;s-Salât,&#8217; 13-16; Müslim, &#8216;Müsâfirîn,&#8217; 42-58; Ebû Dâvud, &#8216;Salât&#8217;, 274; Tirmizî, &#8216;Salât&#8217;, 138; Nesâî, &#8216;Mevâkît&#8217;, 4</span></strong>2).</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/192/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/192/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/192/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/192/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/192/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/192/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/192/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/192/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/192/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/192/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/192/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/192/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=192&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/iki-namaz-nasil-birlestirilerek-kilinir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>namaz günahları temizler mi</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-gunahlari-temizler-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-gunahlari-temizler-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:26:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[hadis-i şerif]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-gunahlari-temizler-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Hadîs-i şeriflerde, namazın beş vakit olduğunu gösteren delil sadece zikrettiğimiz Cebrâîl hadîsi değildir. Hadis kitaplarında zikredilen şu hadîsler de, namazın beş vakit olduğunu göstermektedir:

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), beş vakit namazı bir kimsenin evinin önünden geçen nehre benzetmiş ve: &#8216;Bu nehirde günde beş defa yıkanan kimsede kir kalır mı?&#8217; diye sormuştur. Kendisini dinleyenler, &#8216;Hiç kir kalmaz!&#8217; deyince: [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=191&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Hadîs-i şeriflerde, namazın beş vakit olduğunu gösteren delil sadece zikrettiğimiz Cebrâîl hadîsi değildir. Hadis kitaplarında zikredilen şu hadîsler de, namazın beş vakit olduğunu göstermektedir:<br />
<span id="more-191"></span><br />
<strong>Peygamber Efendimiz (s.a.s.), beş vakit namazı bir kimsenin evinin önünden geçen nehre benzetmiş ve: &#8216;Bu nehirde günde beş defa yıkanan kimsede kir kalır mı?&#8217; diye sormuştur. Kendisini dinleyenler, &#8216;Hiç kir kalmaz!&#8217; deyince: &#8216;İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu beş vakit namazla günahları siler süpürür.&#8217; buyurmuşlardır </strong>(Buharî, &#8216;Mevâkît,&#8217; 6; Müslim, &#8216;Mesâcîd,&#8217; 283-284).</p>
<p>Benzer bir hadîste de, &#8216;<strong>Beş vakit namazın, iki namaz arasındaki küçük günahlara keffâret olduğu&#8217; ifade edilir (Müslim, &#8216;Tahâret&#8217;, 14,15; Buhârî, &#8216;Mevâkît&#8217;, 4, 6).</strong><br />
<span style="text-decoration:underline;"><br />
Müslüman olan birisine Peygamberimizin &#8216;her gün beş vakit namaz&#8217; kılması gerektiğine dair emirleri de, namazın beş vakit olduğunu gösteren başka bir delildir (Müslim, &#8216;Îmân&#8217; 8, 10, 29, 31; Buhârî, &#8216;Îmân&#8217;, 34).</span><br />
<span style="text-decoration:underline;"><br />
Hadîs kitaplarımızın özellikle &#8216;Kitâbu&#8217;s-Salât&#8217; bölümlerinde ve değişik münâsebetlerle daha başka bazı bölümlerde de yer alan bir takım hadisler de, namazın beş vakit olduğunu gösteren delillerdendir <strong>(bkz.: Müslim, &#8216;İman&#8217;, 8, 10, 29, 31; Buharî, &#8216;Îmân&#8217;, 34, Salât 1; Ebû Dâvûd, &#8216;Tahâret&#8217;, 97; Tirmizî, &#8216;Salât&#8217;, 159, 160, 434; İbn Mâce, &#8216;Zekât&#8217;, 1; Dârimî, &#8216;Salât,&#8217; 208; Muvattâ, &#8216;Salâtü&#8217;l-Leyl,&#8217; 14; Ahmet b. Hanbel, Müsned, 5/251; Hâkim, Müstedrek, 1/9).</strong></span>[/b]</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/191/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/191/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/191/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=191&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-gunahlari-temizler-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;anda (5) beş vakit namaz belirtilmiş mi ?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/kuranda-5-bes-vakit-namaz-belirtilmis-mi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/kuranda-5-bes-vakit-namaz-belirtilmis-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:20:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[kuranıkerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/kuranda-5-bes-vakit-namaz-belirtilmis-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de namaz vakitleri, genelden özele doğru gidilerek açıklanmıştır. Namazların belli vakitlerde olduğunu bildiren genel bir âyetten sonra, Mekke döneminde beş vakit namaz emredilmezden önce sabah, akşam ve gece namazı olmak üzere üç vakit kılınan namaza, daha sonra da beş vakit namazın vakitlerine sarahat derecesinde işaret edilmiştir. Böylece Kur&#8217;ân&#8217;da namaz vakitlerinde bir ikmâlin olduğu, yani [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=188&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de namaz vakitleri, genelden özele doğru gidilerek açıklanmıştır. Namazların belli vakitlerde olduğunu bildiren genel bir âyetten sonra, Mekke döneminde beş vakit namaz emredilmezden önce sabah, akşam ve gece namazı olmak üzere üç vakit kılınan namaza, daha sonra da beş vakit namazın vakitlerine sarahat derecesinde işaret edilmiştir. Böylece Kur&#8217;ân&#8217;da namaz vakitlerinde bir ikmâlin olduğu, yani tedrîcî olarak tamamlanmaya gidildiği söylenebilir.<br />
<span id="more-188"></span><br />
Beş vakit namaza işâret eden âyetlerden bazıları şunlardır: &#8216;<strong>Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını kıl&#8230;&#8217; (İsrâ, 17/78), &#8216;&#8230;Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin yüceliğini ilan et, O&#8217;na hamdet. Gecenin bazı vakitlerinde, gündüzün bazı tarafında da O&#8217;na ibâdet et ki, Allah&#8217;ın rızâsına eresin.&#8217; (Tâ-Hâ, 20/130); &#8216;Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah&#8217;ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın. Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O&#8217;na mahsustur. Günün sonunda (ikindi) ve öğleye girerken de O&#8217;nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın.&#8217; (Rûm, 30/17-18).</strong></p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;ı tefsir eden âlimler, söz konusu âyetlerin işâreten de olsa beş vakit namaza delâlet ettiğini belirtirler.<span style="text-decoration:underline;"> Meselâ Allâme Elmalılı&#8217;ya göre: &#8216;Bu ve benzeri âyetlerle sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere beş vakit namazın vakitleri tayin edilmiştir.&#8217; (Elmalılı, ts, 3/71). Sadece Tâ-Hâ Sûresi&#8217;ndeki yukarıda geçen âyet, tek başına beş vakit namaza işâret etmektedir: Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önceki ikindi namazı, gecenin bir kısım saatleri akşam ile yatsı, gündüzün bazı taraflarındaki namaz ise öğle namazıdır.</span></p>
<p>Âyetlerde işâret edilen bu vakitlerin sınırlarının tam bir şekilde tespiti ve namazların nasıl kılınacağı bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından yapılıp izah edilmiş ve o zamandan beri de Müslümanlar tarafından ihtilâfsız uygulanmıştır. <span style="text-decoration:underline;"><strong>Bilindiği gibi Peygamber Efendimizin (s.a.s.) görevlerinden birisi Kur&#8217;ân&#8217;ı tebliğ etmek, diğeri de onu açıklamak, hayata tatbikini bizzat temsille, yani yaşayarak ortaya koymaktır.</strong></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/188/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/188/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/188/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=188&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/kuranda-5-bes-vakit-namaz-belirtilmis-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Namaz neden kılınır?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-neden-kilinir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-neden-kilinir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2007 10:19:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ıKerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-neden-kilinir/</guid>
		<description><![CDATA[ Prof.Dr.Davut AYDÜZ
Namaz, bütün ilâhî dinlerin ortak hükümlerinden olup, peygamberler üstlendikleri ağır görevi ifa ederken namazın sağladığı sürekli manevî güçten destek almışlar, bu cümleden olmak üzere Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bazı peygamberlerin namazın önemini vurgulayan ifadelerine atıfta bulunulmuştur. Meselâ Kur&#8217;ân&#8217;da Hz. İbrahim&#8217;in şöyle dua ettiğini okuyoruz: &#8216;Ya Rabbî! Beni de, neslimden çoğunu da namazı devamlı olarak ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=187&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p> Prof.Dr.Davut AYDÜZ</p>
<p>Namaz, bütün ilâhî dinlerin ortak hükümlerinden olup, peygamberler üstlendikleri ağır görevi ifa ederken namazın sağladığı sürekli manevî güçten destek almışlar, bu cümleden olmak üzere Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bazı peygamberlerin namazın önemini vurgulayan ifadelerine atıfta bulunulmuştur. <strong>Meselâ Kur&#8217;ân&#8217;da Hz. İbrahim&#8217;in şöyle dua ettiğini okuyoruz: &#8216;Ya Rabbî! Beni de, neslimden çoğunu da namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle! Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!&#8217; (İbrahim, 14/40). Hz. Lokman&#8217;ın oğluna verdiği öğütlere değinilirken de onun şöyle dediği nakledilir: &#8216;Evlâdım, namazı hakkıyla ifa et, iyiliği yay, kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir.&#8217; (Lokman, 31/17).</strong><span id="more-187"></span><br />
Peygamberlerle ilgili olarak namazı vurgulayan daha pek çok âyet vardır<strong> Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de: &#8216;Bir vakit İsrail Oğulları&#8217;ndan söz alıp: &#8216;Allah&#8217;tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin, İnsanlara tatlı söz söyleyin, namazı hakkıyla eda edin, zekâtı verin&#8217; demiştik.&#8217; (Bakara, 2/83). Hz. Musa&#8217;ya hitaben: &#8216;Muhakkak ki Ben&#8217;im gerçek İlâh. Benden başka yoktur ilâh. O halde sen de yalnız Bana ibadet et. Beni anmak için namaz eda et.&#8217; (Tâ-Hâ, 20/14); Hz. İsa ile ilgili olarak da: &#8216;Ben Allah&#8217;ın kuluyum, O bana Kitap verdi, beni peygamber olarak görevlendirdi. Nerede olursam olayım beni kutlu, mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı farz kıldı.&#8217; (Meryem, 19/30-31) buyurulmaktadır.</strong><br />
İslâmiyet&#8217;te de namaz ibadetine hemen onun tebliğine başlandığı sıralardan itibaren rastlanır. Hadis ve Siyer kaynakları, Resûlullah Efendimizin (s.a.s.) müşriklerin baskı ve hakaretlerine rağmen zaman zaman Mescid-i Haram&#8217;da Hacer-i Esved ile Rükn-i Yemânî arasında namaz kıldığını, gerek Efendimizin (s.a.s.) gerekse mü&#8217;minlerin, vâdilerde, evlerinde, ağıllarının ve harman yerlerinin temiz bölümlerinde namaz kıldıklarını, Dâru&#8217;l- Erkam&#8217;ı mescit haline getirdiklerini kaydetmektedir. Mekke döneminde nâzil olan birçok âyet-i kerimede de namazın önemi vurgulanmakta ve namaz kılanları engellemeye çalışanlar sert bir dille kınanmaktadır <strong>(meselâ bkz. Buhari, &#8216;Salât,&#8217; 49; Müsned 2:178; Müddessir Sûresi 43; Şûrâ Sûresi 38; Alâk sûresi 10; A&#8217;lâ Sûresi 15).</strong><br />
İslâmî tebliğin ilk gününden itibaren namaz farz olmakla birlikte, onun beş vakte tahsisi Miraç gecesi olmuştur. Hadis-i şerifte, &#8216;<strong>Namaz, mü&#8217;minin miracıdır.&#8217; buyurulur.</strong> Kur&#8217;ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.s.) hadislerinde namaz ile ilgili olarak yer alan ifadeler, bu ibadetin İslâm&#8217;ın beş şartından biri olduğunu ve İslâmiyet&#8217;te çok özel bir önemi bulunduğunu açıkça göstermektedir.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/187/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/187/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/187/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=187&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/03/13/namaz-neden-kilinir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Örtünme,Baş örtüsü Nasıldır? renk cins ayrımı olur mu?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2007 23:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akaid]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bas Ortusu]]></category>
		<category><![CDATA[Başörtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Cilbab]]></category>
		<category><![CDATA[Dalâlet]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Farz]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Haremlik-Selamlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[Kelam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Setr]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Tefsir]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[Tülbent]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Örtünme]]></category>
		<category><![CDATA[İdea]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İmtihan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamda Kadın Hakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/</guid>
		<description><![CDATA[Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?
En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:red;"><span style="font-size:14pt;line-height:1.3em;">Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?</p>
<p>En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor&#8230; Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, &#8220;Bana bak!&#8221; Bu olmaz! Rengin önemi yoktur yeter ki, kişiyi cazip göstermesin. İnsan kendini Allah&#8217;a beğendirmeye çalışmalı. Önemli olan bu. Mesela bir hanım manto almış. Kimisi bu mantonun rengini beğenmez, kimisi biçimini, kimisi düğmelerini beğenmez. O hanım şöyle soracak kendine: &#8220;Bu mantoyu Allah beğenir mi?&#8221; O&#8217;dur önemli olan. Bol mu? Uzuvları belli ediyor mu? İçini gösteriyor mu? Rengi canlı mı?<span id="more-177"></span></p>
<p>Bir kadının iffetli sayılabilmesi için, örtünmesi yeterli değildir. Kadının bakışları, yürüyüşü, hareketleri&#8230; Bunlar tesettürü oluşturan bütünün parçalarıdır. Kur&#8217;an&#8217;da tesettür, &#8220;cilbab&#8221; diye geçer. Yani kadının kafasından bir örtü bırakacağız, işte oldu cilbab&#8230;</p>
<p>Şimdiki hanımlar, modern tesettürlü (!) Modernizm Avrupa&#8217;ya aittir. Kanımca böyle hanımları imanları kurtaracak&#8230; &#8220;Efendim ben öyle kapanamam.&#8221; Kapanma. O zaman gelecek tehlikelere de razı ol.</p>
<p>Kapalı bir hanım, yolda giden diğer bir kapalı hanımı durdurmuş, şöyle demiş: &#8220;O kadar güzel kapanmışsın ki, çok cazip görünüyorsun!&#8221;</p>
<p>Ceylanı güzelliği için vururlar. En güzel meyveye çok taş atarlar. Altın, değerli olduğu için onu ateşe atıp eritirler. Elmas yontuldukça kıymetlenir. Geyikleri boynuzları için avlarlar. Bazı hayvanlar kürkleri için acımasızca öldürülür. Birçok değerlere sahip olanlar, birçok felaketlere uğrayabilirler. İslamiyet, dünya ve ahiretimizi cennet etmek için vardır. İslamiyet&#8217;in dışına çıkansa, avcının ağına düşer!</p>
<p>Tesettür, kadının cazibesini artırması değildir!</span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/177/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/177/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/177/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=177&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2007/02/21/ortunmebas-ortusu-nasildir-renk-cins-ayrimi-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerimde Allah Niçin Biz diye hitap etmiş?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Oct 2006 18:43:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/</guid>
		<description><![CDATA[Allahu Tealâ bir olduğuna göre, niçin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;Biz&#8221; ifadesin kullanmış?

CEVAP: Allahu Tealâ bir olduğuna göre, hatta birin biri olduğuna göre, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de
de devamlı kendisine ortak koşmamayı emredip bir Allah inancını işlediğine göre, yer yer
&#8220;biz&#8221; diye hitap etmesinde bir takım hikmet ve inceliklerin olduğunu anlamak gerekir.
Karşımızdaki bir kişiye &#8220;Sen&#8221; diye hitap etmeyip nezaketten dolayı &#8220;Siz&#8221; [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=106&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Allahu Tealâ bir olduğuna göre, niçin Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;Biz&#8221; ifadesin kullanmış?</strong><br />
<hr />
CEVAP: Allahu Tealâ bir olduğuna göre, hatta birin biri olduğuna göre, <span style="text-decoration:underline;">Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de<br />
de devamlı kendisine ortak koşmamayı emredip bir Allah inancını işlediğine göre, <strong>yer yer<br />
&#8220;biz&#8221; diye hitap etmesinde bir takım hikmet ve inceliklerin olduğunu anlamak gerekir</strong>.</span></p>
<p>Karşımızdaki bir kişiye &#8220;Sen&#8221; diye hitap etmeyip nezaketten dolayı &#8220;Siz&#8221; deriz. Bunun gibi,<br />
büyüklük ifadesi olarak Allah (c.c) &#8220;Ben&#8221; yerine &#8220;Biz&#8221; kullanabilir.</p>
<p>K<span style="color:red;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>ur&#8217;an-ı Kerim dikkatlice okunduğunda, ferde, kişiye hitap eden yerlerde &#8220;Ben&#8221;, umuma bakan yerlerde &#8220;Biz&#8221; ifadesinin kullanıldığı görülür.</strong></span></span><br />
<span id="more-106"></span><br />
*Meselâ, Hz. Musa ile konuşurken ve Allah (c.c.) ile kul arasında hitap makamında iken, &#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Gerçekten ben Allah&#8217;ım, benden başka hiçbir ilah yoktur. Onun için bana ibadet et. Ve beni anmak için namaz kıl.</strong></span>&#8221; (228) ayetinde olduğu gibi &#8220;Ben&#8221; buyuruyor.</p>
<p>Ama <em><strong>yaratma, Kur&#8217;an-ı indirme, onu muhafaza etme gibi, bütün ilahî sıfatların iştirak ettiğiilahî bir işi açıklarken</strong></em>;</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Muhakkak ki Kur&#8217;an-ı Biz indirdik ve onu Biz koruyaca-ğız</strong></span>&#8220;(229),</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Şimdi gördünüz mü (rahimlere) döktüğümüz meniyi? Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa biz miyiz yaratan</strong></span>?&#8221; (230) ayetlerinde olduğu gibi &#8220;Biz&#8221; ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Mesela, ben bir insana yardım etsem, bana sorsalar &#8220;Falanca kişiye kim yardım etti?&#8221; Ben eğer mütevazi biri isem&#8221;, biz yardım ettik derim. Allahu Tealâ da gerek melekleri kasdetmek, gerekse mütevaziliğinden dolayı &#8220;Biz&#8221; demektedir.</p>
<p>(227) Şüpheler Üzerine &#8211; Safvet Serih<br />
(228) Taha: 14.</p>
<p>Emine Şenlikolglu-Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/106/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/106/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/106/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/106/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=106&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/15/kuran-i-kerimde-allah-nicin-biz-diye-hitap-etmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da Modern İlimler Neden Tam Açıklanmadı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2006 05:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Mücizesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/</guid>
		<description><![CDATA[SORU: Kur&#8217;an olmuş ve olacak herşeyden bahseder, diyorlar. Bu doğru
mudur? Doğru ise, günümüzdeki bir kısım fen ve teknik meseleleri de içine
alır mı?
CEVAP: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in yüce Rabbimizin insanoğlunun öğrenmesine müsaade ettiği ve
onun maddî ve manevî yönden ilerlemesine vesile kıldığı herşeyden öz olarak bahsetmesi
doğrudur. Ancak, Allahu Teâla&#8217;nın müsaade etmediği ve insanın da dünya ve ahiret
hayatına bir faidesi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=102&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="post"><strong>SORU: Kur&#8217;an olmuş ve olacak herşeyden bahseder, diyorlar. Bu doğru<br />
mudur? Doğru ise, günümüzdeki bir kısım fen ve teknik meseleleri de içine<br />
alır mı?</strong></p>
<hr />CEVAP: Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in yüce Rabbimizin insanoğlunun öğrenmesine müsaade ettiği ve<br />
onun maddî ve manevî yönden ilerlemesine vesile kıldığı herşeyden öz olarak bahsetmesi<br />
doğrudur. Ancak, Allahu Teâla&#8217;nın müsaade etmediği ve insanın da dünya ve ahiret<br />
hayatına bir faidesi dokunmayan şeylerden söz etmesi, bu şeylerden geniş geniş tafsilatıyla<br />
bahsetmesi asla sözkonusu olamaz. Zira, bu hikmet dolu kitaba abes isnad etmek olur ki, o<br />
mukaddes kitap her türlü faidesizlik ve abesiyetlerden (boş şeylerden) çok uzaktır.<br />
Bir kere, <span style="text-decoration:underline;">Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in en birinci hedefi,<strong> bu kainat meşherindeki (sergileme, gösterme<br />
yerindeki) kelime, satır, paragraf ve kitaplarla mahşer sahibini tanıttırmak; yani bu<br />
kâinatın sahibi olan Allah&#8217;ı tanıttırmak. İman ve ibadet yolunu açmak, Allah&#8217;a iman ve<br />
ibadet etmeyi öğretmek. Ferdî ve içtimaî hayatı düzenlemek. Yani, ekonomiyi, sosyal<br />
hayatı düzenlemek ve böylece, <span style="color:red;">dünya saadetinin ahirette dahi devam edecek bir yolunu</span><br />
açmaktır</strong></span>.<br />
<span id="more-102"></span><br />
* Bu itibarla, Kur&#8217;an, yüce hedef olan Allah&#8217;ı tanımak ve ona ibadet etmek, dünya<br />
ve ahiret saadetini kazanma yoluna dair her şeyden bahseder. Ele aldığı şeyleri o<br />
istikamette vesile olarak kullanır ve ehemmiyetine göre söz eder.</p>
<p><span style="color:red;">İnsandan, onunehemmiyeti kadar, yıldızlardan, derecelerine göre, elektrikten, kıymeti nisbetindebahseder</span>. <span style="color:purple;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Böyle olmayıp da, sadece yirminci asrın tâbi olduğu bir kısım medeniyet<br />
harikalarından bahsetseydi, pek çok şeyin bahis mevzuu edilme hakkı yok olacak ve bir<br />
kısım sabit hakikatler, gelecek keşifler ve bilhassa insan, ihmale uğrayacaktı. Bu ise,<br />
Kur&#8217;an&#8217;ın ruh ve asıl maksadına büsbütün zıt bir durumdur.</strong></span></span></p>
<p>Evet, bazılarımız, &#8220;<strong>Kur&#8217;an-ı Kerim, keşiflerden, yani uçaktan, televizyondan, elektrikten<br />
açıkça bahsetseydi, herkes, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Allah&#8217;ın kitabı olduğunu anlar ve iman<br />
ederdi</strong>&#8221; diyor. <span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Halbuki, Allah istese herkesi Müslüman yaratır, şeytana fırsat vermez,<br />
böylece de bütün insanları cennete koyardı</strong></span></span>. Ama o zaman, dünya imtihan yeri olmaktan<br />
çıkardı. İyilerle kötüler ayrılmaz, herkes iyi olacağından, insanlar melekleşirdi.</p>
<p>Oysa Allah;</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">meleklerden sonra insanı yarattı ve kendisine bazı vazifeler verdi.</span><span style="text-decoration:underline;"> Dünya hayatında,<br />
<strong>kısmen</strong> serbest bıraktı</span>.</p>
<p>&#8220;<span style="color:red;">Bu, imtihan sırrıdır ki, iyi insanı meleklerin üstüne çıkarır</span>.&#8221;<br />
Şöyle düşünebiliriz: Bir öğretmen çalışanı da, çalışmayanı da sınıf geçirirse, öğrenciler<br />
imtihanlara hazırlanır mıydı? Hazırlanmayacağı için de, hiçbir şey öğrenemezdi. Bu<br />
sebeple Allah (c.c), bazı şeyleri açıkça bildirmedi. İnsanlara, peygamberler vasıtasıyla<br />
indirdiği kitaplarla, yol göstermekle yetindi. İnsanların çalışmasını emretti. İnsanlar,<br />
çalışıp buluşlar yaptılar, keşiflerde bulundular, ilerlediler.</p>
<p>Ayrıca, K<strong>ur&#8217;an-ı Kerim, bütün fenlerden açıkça bahsetseydi, hem binlerce sahifelik ciltlere<br />
sığmaz, okunma şansını kaybeder, hem de eski insanlar bundan birşey anlayamazlardı.</strong><br />
Düşünelim ki, Kur&#8217;an-ı Kerim nazil olduğu (Allah tarafından, Cebrail vasıtasıyla<br />
Peygamberimize indirildiği) yıllarda <span style="text-decoration:underline;">Araplar bedevi idi. Çoğunlukla çöllerde yaşıyorlardı.<br />
Hayvanlardan en çok deveyi, bitkilerden de hurmayı tanıyorladı. Kur&#8217;an-ı Kerim o zamanın<br />
insanlarına bun lardan misaller verdi. Böylece daha iyi anlaşılmasını sağladı.<br />
O devirde uçaklardan, televizyondan, elektrikten ve benzeri icatlardan açık seçik<br />
bahsetseydi, devrin insanlarının akılları almayacaktı</span>.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Zaten inkâr için fırsat kollayanlar:</strong></span><br />
&#8220;<span style="color:red;">Böyle şey olmaz</span>&#8221; diyeceklerdi. &#8220;İ<span style="color:purple;">nsan bir alete binip uçamaz, denizlerin altında gezemez,<br />
çok uzakta konuşan birinin sesini duyamaz, resmini göremez, (radyo, televizyon)&#8221; deyip,<br />
inkâra sapacaklardı</span>.</p>
<p><span style="font-size:13pt;line-height:1.3em;"> Elbette, Kur&#8217;an-ı Kerim, bir fen kitabı değildir</span>.<span style="text-decoration:underline;"><strong> Ama her türlü fene<br />
işaretler vardır</strong></span>. Ne zaman ne olacağını bilen Cenab-ı Allah (c.c), kitabını her asrın<br />
insanının istifade edebileceği şekilde indirmiştir. Keşifler yapıldıkça, Kur&#8217;an-ı Kerimin<br />
Allah kelâmı olduğu daha iyi anlaşılmakta, hemen hemen bütün icat ve keşiflere- işaretler<br />
bulunduğu, insaflı ilim adamlarınca (yerli ve yabancı) tasdik edilmektedir.</p>
<p><span style="font-size:15pt;line-height:1.3em;"><span style="text-decoration:underline;"><strong>Örnek</strong></span></span><br />
meşhur deniz araştırmacısı <span style="text-decoration:underline;">Fransız Kaptan Kusto, niçin Müslüman olduğunu şöyle<br />
anlatıyor:<br />
&#8220;<strong><em>Akdeniz&#8217;in kendisine has sıcaklığı, tuzluluğu ve yoğunluğu var. Akdeniz, Cebelitarık<br />
Boğazı&#8217;nda, Atlas Okyanusu&#8217;yla birleşiyor. Ama Atlas Okyanusu&#8217;nun tuzluluğu, yoğunluğu,<br />
sıcaklığı ayrı. İçlerinde barındırdığı canlı türleri de öyle. Halbuki, milyonlarca yıldır<br />
birbirleriyle karışan bu iki deniz, her bakımdan birbirinin aynı olmalıydı.<br />
Araştırmalarımda, bunun böyle olmadığını gördüm. İki denizi sanki gizli bir perde<br />
ayırıyordu. Bu gizli perde, iki denizin karışmasını önlüyordu. Bu olayı başka denizlerde de<br />
gördüm</em></strong></span>.&#8221; Kendisine, bunun böyle olduğunun Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de 1400 yıl önce belirtildiği</p>
<p>söylendi ve ayetler gösterildi. Konuyla ilgili iki ayet, mealen şöyledir:<br />
&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>Allah, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıvermiştir. Ama yine de, onlar aralarındaki<br />
engeli aşıp birbirlerine karışmazlar.</strong></span>&#8221; (218)</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><strong>O Allah&#8217;tır ki, iki denizi birbi-rene katıp salarda, biri tatlı ve susuzluğu gidericidir, diğeri tuzlu ve acıdır. Çünkü, aralarında onlarıkarıştırmayan bir perde vardır</strong></span>. &#8220;(219)</p>
<p>Meşhur deniz bilgini ve araştırmacısı Kusto, bu deliller karşısında âdeta büyülenmiştir,</p>
<p>&#8220;<span style="text-decoration:underline;"><em><strong>Modern ilmin 14 asır geriden takip ettiği Kur&#8217;an-ı Kerim, ben de şahitlik ederim ki,<br />
Allah&#8217;ın kelamıdır</strong></em></span>&#8221; diyerek, Müslüman olmuştur.</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:12pt;line-height:1.3em;">Kur&#8217;an-ı Kerim, bütün ilim ve fenlenaçıkça izah etseydi, insanlar tembelleşirdi. Bu, imtihanda soru soran öğretmenin, sorunun<br />
cevabını da vermesi gibi bir şey olurdu.</span></span></strong></p>
<p>Evet, Kur&#8217;an-ı Kerim, bütün ilimlerin anahtarını vermiştir. Peygamberlere, Allah&#8217;ın ihsan<br />
ettiği mucizeler, ilme yol göstermiş, keşif ve buluşlara ışık tutmuştur. Öte tarafını,<br />
insanların çalışmasına, gayretine bırakmakla en iyisini yapmıştır.<br />
(218) Furkan: 53.<br />
(219) Rahman: 19-20.</p>
<p>Emine Şenlikoglu GEnçliğin imanını Sorularla nmasıl Çaldılar?</p>
<p><a href="http://isoru.wordpress.com/" target="_blank">http://isoru.wordpress.com</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/102/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/102/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/102/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/102/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=102&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/10/14/kuranda-modern-ilimler-neden-tam-aciklanmadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SORU: Kuranın Allah tarafından gönderildiğine dair delil nedir?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2006 14:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[CEVAP: A) Seninle Dünya dışına, yani Dünya&#8217;nın yaratılmadan önceki haline dönelim. Sen
yoktun&#8230; Dünya da yoktu. Sonra kudretini hakkıyla bilemediğimiz bir yaratıcı Dünyayı
yaratıyor. İçinde de milyarlarca insan yaratıyor. Yıllar sonra sen de geldin. Etrafına şöyle
bir bakıyorsun, hayretten kendini alamıyorsun. Çünkü, insanın suya ihtiyacı var, su
yaratılmış. Isıya ihtiyacı var, ateş yaratılmış. Havaya ihtiyacı var, hava yaratılmış. Vücudun
vitaminlere [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=53&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>CEVAP: A) Seninle Dünya dışına, yani Dünya&#8217;nın yaratılmadan önceki haline dönelim. Sen<br />
yoktun&#8230; Dünya da yoktu. Sonra kudretini hakkıyla bilemediğimiz bir yaratıcı Dünyayı<br />
yaratıyor. İçinde de milyarlarca insan yaratıyor. Yıllar sonra sen de geldin. Etrafına şöyle<br />
bir bakıyorsun, hayretten kendini alamıyorsun. Çünkü, insanın suya ihtiyacı var, su<br />
yaratılmış. Isıya ihtiyacı var, ateş yaratılmış. Havaya ihtiyacı var, hava yaratılmış. Vücudun<br />
vitaminlere ihtiyacı var, vitaminlere göre yiyecekler yaratılmış. Uykuya ihtiyacı var, uyku<br />
yaratılmış. Konuşmaya ihtiyacı var, dil yaratılmış. Yemeği çiğnemeye ihtiyacı var, dişler<br />
yaratılmış. Yemeği hazmedecek mide yaratılmış. Kokuya ihtiyacı var, burun yaratılmış.<br />
Bütün bunları görmemiz için pencereye ihtiyacımız var, iki tane göz yaratılmış. Velhasıl<br />
saymakla bitmez. Kısacası, insanın neye ihtiyacı varsa o yaratılmış&#8230;</p>
<p><span id="more-53"></span><br />
Şimdi soruyorum: Bütün bunlar niçin yaratılmış?.. Sebepsiz göz bile kırpılmaz da, bu<br />
kainat yaratılır mı? Elbette yaratılmaz. Peki niçin yaratılmış? Kainat, insan için yaratılmış.<br />
Peki insan niçin yaratılmış? Allah&#8217;a kul, kurban olması için. (Rabbim, sana kul olamadık,<br />
affet bizi.)<br />
Peki, anladık ki, bizi bir yaratan var. Şimdi yine soruyorum: Yaratan bizden ne istiyor? Biz<br />
bu dünyadan nereye gideceğiz ve bu dünyada nasıl kanunlar koyarak yaşayacağız?.<br />
Hayvanlar gibi kanunsuz, nizamsız mı yaşayacağız, yoksa sadece aynı görevi yapan<br />
melekler gibi mi yaşayacağız? İnsan eti yenecek mi, yenmeyecek mi? Adam öldürülecek mi,<br />
öldürülmeyecek mi? Evlenme, boşanma nasıl olup, miras nasıl dağıtılacak? Hukuk,<br />
ekonomi sistemi nasıl olacak? Aile sistemi, devletle halk arasındaki ilişkiler nasıl<br />
düzenlenecek? Kısacası, insanları dünyada huzura kavuşturacak nizam nasıl olacak?<br />
Hemen aklımıza bir soru takılıyor: &#8220;Niçin bizi yaratan, bu dünyada hangi kanunlar ile<br />
yaşayacağımızı bildirmemiş?&#8221; Hemen cevap alıyoruz. &#8220;Bildirmiş ya.&#8221; Ne ile bildirmiş? 100<br />
küçük, 4 tane büyük kitapla. Dört büyük kitabın sonuncusu Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. Yani şu<br />
andaki insanların kıyamet kopuncaya kadar uyacakları kanunlar, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in<br />
kanunlarıdır. Eğer bu aleme kitaplar inmeseydi, insanlar yiyip, içmede, evlenme<br />
boşanmada, aralarındaki davranışlarda, halk ile devlet arasındaki vs. ilişkilerdeki kuralları,<br />
bütün herşeyi bilemezlerdi.<br />
Bir insanın gözlerini bağlasalar, Afrika ormanlarına bıraksalar. Sonra o adama<br />
gözükmeden oradan ayrılsalar. O insan gözünü açar açmaz; &#8220;Burası neresi?&#8221; diye hayrete<br />
düşmez mi? Elbette hayrete düşer. Aylarca, günlerce orada kalsa merakı daha da artar.<br />
Aynı şartlar altında, hanımını da getirseler, o da aynı merakla; &#8220;Bizi buraya kim getirdi?&#8221;<br />
diye sormaz mı? Elbette sorar. Bu sorular içersinde iken, birisi bunlara onbin sayfalık bir<br />
mektup getirse, getiren kişi de: &#8220;Bu mektubu, sizi buraya getiren kimse<br />
gönderdi. Niçin gönderdiğini teferruatlı bir şekilde bu mektupta açıklıyor&#8221; dese&#8230; Acaba<br />
bu iki insan, o mektubu başından sonuna kadar okuyup bitirmeden rahatça uyuyabilirler<br />
mi? Zevkle diğer bütün işleri yapabilirler mi? Velevki onlara bütün rahatlıklar verilmiş<br />
olsun. Hayır, mutlaka okurlar, öğrenirler. Burası neresi, buraya kim getirdi? Buraya<br />
getiriliş gayeleri nedir? Kendilerinden ne istiyorlar? Hem de aşkla, zevkle okurlar,<br />
öğrenirler&#8230;<br />
O halde sen; ey kardeşim, bir meçhuldan geldin. Seni, bilmediğin bir yere getiren var.<br />
Getirenin de, seni niçin o meçhulden bu dünyaya getirdiğini açıklaması lazımdı. Bunu da<br />
sana Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim ve peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;in sünneti ile açıklayıp<br />
bildirmiştir&#8230;<br />
Eğer Allah (c.c.) Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i göndermeyip; &#8220;Ey kullarım! Ben sizi yarattım ama size<br />
nasıl hareket edeceğinizi bildirmedim. Fakat size akıl verdim. O akıl sayesinde nasıl<br />
hareket edeceğinizi siz kendiniz bulun&#8221; demiş olsaydı, o zaman, şimdi olduğu gibi bazı<br />
insanlar, Kapitalizmi, bazısı Sosyalizmi, bazısı Komünizm&#8217;i, bazısı krallığı, bazısı şahlık<br />
sistemini bulacak ve her birisi insanların huzurunun kendi görüşlerinde olduğunu<br />
söyleyecek ve fikirlerini kabul ettirmek için insanlara baskı yapmaya başlayacaktı. Böylece<br />
de dünyada huzur kalmayacaktı.<br />
B) Cevabın bu kısmı, hem Kur&#8217;an&#8217;ın Allah (c.c) tarafından geldiğine, hem Kur&#8217;an&#8217;ın mucize<br />
oluşuna, hem Kur&#8217;an&#8217;da modern ilimle ilgili ayetler, hem de Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.v)<br />
peygamber olduğuna dair olacaktır.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/53/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/53/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/53/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/53/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=53&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/09/30/soru-kuranin-allah-tarafindan-gonderildigine-dair-delil-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İnsan nasıl yaratıldı?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2006 20:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Darvinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/</guid>
		<description><![CDATA[ Büyük izlemek için tıklayınKURAN MUCİZELERİ




                            Gerçekten O (Kur&#8217;an), alemlerin                   [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=15&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/n11ucbpRG3I/2.jpg" alt="" /></a></span> <a href="http://www.youtube.com/v/n11ucbpRG3I" target="_blan">Büyük izlemek için tıklayın</a><span id="more-15"></span><br />KURAN MUCİZELERİ<br />
<table border="0" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<p>                            Gerçekten O (Kur&#8217;an), alemlerin                             Rabbinin (bir) indirmesidir.<br />                            (Şuara Suresi, 192)                         </p>
</p>
<hr align="center" size="1" />                      </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top">
<p align="center"><a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2.html#index">Kuran                           Mucizeleri Index </a></p>
<p>&nbsp; </p>
<h1><a name="camur"></a>ÇAMURDAN YARATILIŞ</h1>
<p>Allah Kuran&#8217;da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde                           olduğunu haber verir. İlk insan, Allah&#8217;ın çamuru şekillendirip                           insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene                           ruh üflemesiyle yaratılmıştır: </p>
<blockquote><p>Hani Rabbin meleklere: &#8220;Gerçekten                             ben, <u>çamurdan bir beşer yaratacağım</u>&#8221; demişti.                             &#8220;Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman                             siz onun için hemen secdeye kapanın.&#8221; (Sad Suresi,                             71-72)</p>
<p>Şimdi onlara sor: Yaratılış                             bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız                             mı? Doğrusu Biz onları, <u>cıvık-yapışkan bir çamurdan                             yarattık</u>. (Saffat Suresi, 11)</p>
</blockquote>
<p><a name="94."></a>Bugün insan dokuları incelendiğinde,                           yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında                           da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95&#8242;i karbon                           (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor                           (P) ve sülfür (S)&#8217;den oluşur ve canlı dokularda toplam                           26 element bulunur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#94">94</a> Kuran&#8217;ın bir                           başka ayetinde şöyle buyrulmaktadır:</p>
<blockquote><p>Andolsun, Biz insanı, süzme                             bir çamurdan yarattık. (Müminun Suresi, 12) </p>
</blockquote>
<p>Ayette &#8220;süzme&#8221; olarak çevrilen &#8220;sulale&#8221; kelimesi, &#8220;temsili                           örnek, öz, hulasa, esas&#8221; gibi anlamlara gelmektedir.                           Görüldüğü gibi Kuran&#8217;da 14 asır evvel bildirilenler,                           modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki                           malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak                           olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir. </p>
<p>Aşağıda ortalama 70 kiloluk bir insanın vücudunda bulunan                           elementlerin dağılımı yer almaktadır.</p>
<table align="center" border="1" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><b>Element</b></td>
<td><b>Sembol</b></td>
<td><b>Ana Rolü</b></td>
<td>
<h5><b>%</b></h5>
</td>
<td><b>Ağırlık</b></td>
</tr>
<tr>
<td><b>Makro-mineraller</b></td>
<td height="2"></td>
<td height="2"></td>
<td height="2"></td>
<td><b>Gram</b></td>
</tr>
<tr>
<td height="109">
<p>Oksijen</p>
<p>Karbon<br />                                Hidrojen<br />                                Nitrojen<br />                                Kalsiyum<br />                                Fosfor<br />                                Potasyum<br />                                Sülfür<br />                                Klor<br />                                Sodyum<br />                                Magnezyum<br />                                Silikon </p>
</td>
<td height="109">
<p>O</p>
<p>C<br />                                H<br />                                N<br />                                Ca<br />                                P<br />                                K<br />                                S<br />                                Cl<br />                                Na<br />                                Mg<br />                                Si </p>
</td>
<td height="109">Hücrelerin/dokuların                               solunumu,<br />                              su bileşeni<br />                              Organik yapı<br />                              Su/doku bileşeni<br />                              Protein/doku bileşeni<br />                              Kemikler ve dişler<br />                              Kemikler ve dişler<br />                              Hücre-içi elektrolit<br />                              Amino asitler (saç ve deri)<br />                              Klorür olarak bir elektrolit<br />                              Hücre-içi elektrolit<br />                              Metabolizmaya ait elektrolit<br />                              Bağ dokusu/kemik</td>
<td height="109">65.0</p>
<p>                              18.5<br />                              9.5<br />                              3.3<br />                              1.5<br />                              1.0<br />                              0.35<br />                              0.25<br />                              0.15<br />                              0.15<br />                              0.05<br />                              0.05</td>
<td height="109">
<p align="right">43,000</p>
<p align="right">12,000<br />                                6,300<br />                                2,000<br />                                1,100<br />                                750<br />                                225<br />                                150<br />                                100<br />                                90<br />                                35<br />                                30</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td><b>Mikro-mineraller</b></td>
<td height="7"></td>
<td height="7"></td>
<td><b>%</b></td>
<td><b>Miligram</b></td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Demir<br />                                Çinko</p>
<p>Bakır<br />                                Boron<br />                                Kobalt<br />                                Vanadyum<br />                                İyot<br />                                Selenyum<br />                                Manganez<br />                                Molibden<br />                                Krom </p>
</td>
<td>
<p>Fe<br />                                Zn</p>
<p>Cu<br />                                B<br />                                Co<br />                                V<br />                                I<br />                                Se<br />                                Mn<br />                                Mo<br />                                Cr </p>
</td>
<td>Hemoglobin/oksijen taşıyıcısı<br />                              Enzim içeriği/DNA sentezi,<br />                              bağışıklık desteği <br />                              Enzim kofaktörü<br />                              Kemik yapısı<br />                              B12 vitamin özü<br />                              Yağ metabolizması<br />                              Tiroid hormonu<br />                              Enzim, antioksidan, bağışıklık desteği<br />                              Metal içeren enzimler<br />                              Enzim kofaktörü<br />                              Glikoz tolere eden faktör</td>
<td>
<p>0.01<br />                                0.01</p>
<p>0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01<br />                                0.01</p>
</td>
<td>
<p align="right">4,200<br />                                2,400</p>
<p align="right">90<br />                                68<br />                                20<br />                                20<br />                                15<br />                                15<br />                                13<br />                                8<br />                                6</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="genler"></a>GENLERDEKİ                           PROGRAMLANMA</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kromozomadam.jpg" height="209" width="144" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a name="genler"></a>(Allah)                             Onu hangi şeyden yarattı? <u>Bir damla sudan yarattı                             da onu &#8216;bir ölçüyle biçime soktu.&#8217; </u>Sonra ona yolu                             kolaylaştırdı. (Abese Suresi, 18-20)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette &#8220;<strong>ölçüyle biçime soktu</strong>&#8221;                           olarak çevrilen &#8220;kadderehu&#8221; kelimesi, Arapçada &#8220;kadere&#8221;                           fiil kökünden gelmektedir ve &#8220;ayarlamak, ölçüp biçmek,                           planlamak, programlamak, geleceğini görmek, Allah&#8217;ın                           birşeyi (kaderde) yazması&#8221; anlamlarına gelmektedir.                         </p>
<p>Bilindiği gibi babanın sperm hücresi, annenin yumurta                           hücresini döllediğinde, doğacak bebeğin bütün kalıtsal                           özelliklerini belirlemek üzere babanın ve annenin genleri                           birleşir. Bu binlerce genden her birinin özel bir işlevi                           vardır. Saç ve göz rengini, boyunun uzunluğunu, yüzünün                           biçimini, iskelet çatısını; iç organlardaki, beyin,                           sinirler ve kaslardaki sayısız ayrıntıyı belirleyen                           genlerdir. Tüm fiziksel özelliklerin yanı sıra, hücrelerde                           ve vücutta meydana gelen binlerce farklı olay ve sistemin                           kontrolü de genlerde kayıtlıdır. Örneğin, insanın kan                           basıncının alçak, yüksek veya normal olması bile genlerdeki                           bilgilere bağlıdır. </p>
<table align="right" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/medium.jpg" height="211" width="259" /><br />                                DNA molekülü 4 farklı                                 nükleotidin farklı sıralamalarla art arda gelerek                                 dizilmesinden oluşur. Bu moleküllerin sıralamaları                                 canlıların kullanacağı tüm proteinlerin yapısıyla                                 ilgili bilgileri oluşturur. Proteinler bu bilgileri                                 kullanarak tek başlarına ya da kompleks formlarda                                 birçok hücresel faaliyet gerçekleştirirler.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Sperm ile yumurta birleştiklerinde oluşan ilk hücre                           ile beraber, insanın hayatının sonuna kadar her hücresinde                           şifresini taşıyacağı DNA molekülünün de ilk kopyası                           oluşmuş olur. DNA, hücre çekirdeğinde titizlikle korunan                           oldukça büyük bir moleküldür ve bu molekül yukarıda                           bahsettiğimiz genleri içeren, insan vücudunun bir nevi                           bilgi bankasıdır. Döllenmiş yumurta dediğimiz ilk hücre,                           bundan sonra DNA&#8217;da kayıtlı program doğrultusunda çoğalır                           ve bir insana dönüşmek üzere vücuttaki dokuları, organları                           oluşturmaya başlar. İşte bu kompleks yapılanmanın koordinasyonu,                           DNA molekülü -karbon, fosfor, azot, hidrojen ve oksijen                           gibi atomlardan oluşan bir molekül- tarafından sağlanır.                         </p>
<p>DNA&#8217;da kayıtlı bulunan bilginin kapasitesi ise bilim                           adamlarını hayrete düşüren boyutlardadır. İnsanın tek                           bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını                           veya yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi                           bulunur. Bir başka deyişle her bir hücrenin çekirdeğinde,                           insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir                           milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda                           bilgi kodlanmıştır. Bir benzetme yapacak olursak, dünyanın                           en büyük ansiklopedilerinden birisi olan 23 ciltlik                           <em>Encyclopedia Britannica</em>&#8216;nın bile toplam 25                           bin sayfası vardır. Mikroskobik hücrenin içindeki, ondan                           çok daha küçük bir çekirdekte bulunan bir molekülde,                           milyonlarca bilgi içeren dünyanın en büyük ansiklopedisinin                           40 katı büyüklüğünde bir bilgi deposu saklı durmaktadır.                           Bu da yaklaşık 1000 ciltlik, dünyada başka eşi, benzeri                           olmayan dev bir ansiklopedi demektir. </p>
<p>DNA&#8217;nın yapısının 1953&#8242;te Francis Crick tarafından                           keşfedildiği göz önünde bulundurulacak olursa, embriyologların                           19. yüzyılın sonuna kadar tartışamadıkları &#8220;genetik                           planlama&#8221; kavramına, Kuran&#8217;da 1400 sene öncesinden işaret                           edilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın Allah&#8217;ın sözü olduğunun                           delillerindendir.</p>
<p><a name="menstru"></a>MENSTRÜASYON                           DÖNEMİ</p>
<p>Menstrüasyon dönemi, döllenmemiş yumurtanın vücuttan                           atıldığı devredir. Döllenme gerçekleşmediği için, daha                           önce hazırlanmış olan rahim duvarı gerilir, kılcal damarların                           kopması ile birlikte yumurta dışarı atılır. Bu dönemden                           sonra vücut, bütün bu işlemleri tekrar yapmak için hazırlıklara                           başlayacaktır. </p>
<p>Bu evrelerin tümü belli bir dönem boyunca, bütün kadınlarda                           sürekli tekrarlanır. Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur,                           aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır,                           kadın vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır.                           Ancak son aşamada spermin olmasına ya da olmamasına                           göre vücuttaki hazırlıkların yönü değişir. </p>
<p>Söz konusu dönemde, kadının rahim boşluğunda ne gibi                           değişiklikler olduğunun tespit edilebilmesi ise, ancak                           bir anatomist ya da jinekoloğun yaptığı incelemelerle                           mümkündür. Bilim adamlarının yakın tarihlerde keşfettiği                           bu değişikliklere, mucizevi bir şekilde Rad Suresi&#8217;nin                           8. ayetinde dikkat çekilmiştir:</p>
<blockquote><p>Allah, her dişinin neyi yüklendiğini                             (neye hamile kaldığını) ve <u>döl yataklarının neyi                             eksiltip neyi eklediğini bilir</u>. O&#8217;nun katında                             herşey bir miktar (ölçü) iledir. (Rad Suresi, <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
</blockquote>
<p>Menstrüasyon döneminin başlangıcında, rahim duvarındaki                           rahim mukozası (endometriyum tabakası) 0,5 mm kalınlığındadır.                           Yumurtalıklar tarafından salgılanan hormonların etkisi                           ile bu tabaka büyür ve 5-6 mm kalınlığa ulaşır. Döllenme                           olmadığında ise tabaka dökülür. Yukarıdaki ayette görüldüğü                           gibi rahim duvarında her ay tekrarlanan bu artış ve                           azalmalara da, Kuran&#8217;da dikkat çekilmiştir.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/anne.jpg" height="227" width="162" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="hamile"></a>HAMİLELİK                           VE DOĞUM</p>
<p> Kahrolası insan, ne kadar nankördür.                           (Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı                           da onu &#8216;bir ölçüyle biçime soktu.&#8217; Sonra <u>ona yolu                           kolaylaştırdı.</u> (Abese Suresi, 17-20)</p>
<p>Anne karnındaki çocuğun &#8220;fetus&#8221; hali tam olarak altıncı                           ayın sonunda oluşur. Daha sonra rahim kuluçka dönemine                           girer. Bebeğin tüm vücut organları ve sistemleri, bu                           süre içerisinde gelişmiştir ve rahim fetusun büyümesi                           için besin sağlayarak bu gelişimi hızlandırır. Bu süreç,                           fetusun annenin rahminden çıktığı doğuma kadar sürer.</p>
<p><a name="95."></a>Normal olarak doğum kanalı                           çok dardır ve fetusun buradan geçmesi çok zordur. Ancak                           doğum esnasında, annenin vücudunda çeşitli fizyolojik                           değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler fetusun                           doğum kanalında kolaylıkla hareket etmesini sağlar.                           Bu değişikliklerin bir kısmı şöyledir: Leğen kemiklerindeki                           eklemlerin doğum kanalını genişletmek üzere esnemesi,                           kanalın daha da genişlemesi için kasların gevşemesi,                           fetusun çevresinde bulunan amniotik sıvının kanalı yağlaması.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#95">95</a>                           Bilimsel bir kaynakta doğumdan evvelki bu değişim şöyle                           tarif edilir:</p>
<blockquote><p><a name="96."></a>Yeni bir dünyaya adım                             atacak cenin için bütün hazırlıklar tamamlandığında,                             amniyon sıvısı da doğum için yeni faaliyetlere başlar.                             Rahim ağzını genişletecek su kesecikleri oluşturan                             amniyon sıvısı, bu sayede rahmi bebeğin geçeceği büyüklüğe                             ulaştırır. Bu keseler aynı zamanda ceninin doğum sırasında                             rahimde sıkışmasını da engelleyecektir. Ayrıca doğum                             başlangıcında keseler delinip de içindeki sıvılar                             aktığında ise, ceninin gideceği yol kayganlaşır ve                             sterilize olur. Bu şekilde doğum hem daha rahat hem                             de mikroplardan doğal olarak arınmış bir şekilde gerçekleşir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#96">96</a></p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi Kuran&#8217;da bu sürece, &#8220;Sonra                           ona yolu kolaylaştırdı&#8221; (Abese Suresi, 20) ayetiyle                           açıkça işaret edilmektedir. 1400 sene evvel Allah&#8217;ın                           bildirdiği bu fizyolojik değişimlerin tespiti ise, günümüzde                           ancak pek çok teknolojik alet sayesinde mümkün olmuştur.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/fetus.jpg" height="182" width="195" /><br />                                Anne karnındaki bebeğin                                 organlarının oluşumu hakkındaki çok yakın bir                                 dönemde edinilen bilgiler Kuran ayetlerinde verilen                                 bilgiler ile birebir uyum içinedir.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2"><a name="organ"></a>İNSANLARDAKİ ORGANLARIN                           GELİŞİM SIRASI</p>
<p>O, sizin için <u>kulakları, gözleri                           ve gönülleri inşa edendir</u>; ne az şükrediyorsunuz.                           (Mü&#8217;minun Suresi, 78)</p>
<p>Allah, sizi annelerinizin karnından                           hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz                           diye <u>işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi</u>.                           (Nahl Suresi, 78)</p>
<p>De ki: &#8220;Düşündünüz mü hiç; eğer                           Allah sizin <u>işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi                           mühürlerse</u>, onları size Allah&#8217;tan başka getirebilecek                           ilah kimdir?&#8221;&#8230; (En&#8217;am Suresi, 46)</p>
<p>Şüphesiz Biz insanı, karmaşık                           olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan                           dolayı onu <u>işiten ve gören yaptık</u>. (İnsan Suresi,                           2)</p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde Allah&#8217;ın insana bahşettiği birtakım                           duyulardan bahsedilmektedir. Dikkat edilirse, Kuran&#8217;da                           bu duyulardan hep belli bir sıra ile bahsedilmektedir:                           Duyma, görme, hissetme ve anlama. </p>
<p><a name="97."></a>Embriyolog Dr. Keith Moore,                           <em>Journal of Islamic Medical Association</em>&#8216;da yayınlanan                           bir makalesinde, embriyonun gelişim sürecinde iç kulakların                           ilk halinin belirmesinden sonra gözün oluşmaya başladığını                           ifade etmektedir. Hissetme ve anlama merkezi olan beynin                           ise, kulak ve gözün ardından gelişimine başladığını                           söylemektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#97">97</a></p>
<p>Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin                           yirmi ikinci günü gibi erken bir dönemde kulaklar gelişir                           ve hamileliğin dördüncü ayında kulak tam olarak fonksiyonel                           hale gelir. Fetus bundan sonra annenin karnındaki sesleri                           duyabilir. Dolayısıyla yeni doğan bir bebek için işitme                           duyusu, diğer yaşamsal fonksiyonlardan önce oluşur.                           Kuran ayetlerindeki öncelik sırası bu bakımdan dikkat                           çekicidir.                        </p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="sutun"></a>SÜTÜN OLUŞUMU</p>
<blockquote><p>Sizin için hayvanlarda da elbette                             ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers                             (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin                             boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.                             (Nahl Suresi, 66)</p>
</blockquote>
<p>Vücudun beslenmesini sağlayan temel maddeler, sindirim                           sistemindeki kimyasal dönüşümler sonucunda oluşur. Sindirilen                           bu besin maddeleri daha sonra bağırsak duvarından kan                           dolaşım sistemine geçerler. Kan dolaşımı sayesinde ilgili                           organlara sevk edilmiş olurlar. </p>
<table align="center" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify">
<p align="center"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/sut.jpg" height="501" width="486" /><br />                                  <b>SÜTÜN FİZYOLOJİK OLUŞUMU</b> </p>
<p>Yukarıdaki tabloda mide kanalından gelen yarı                                   sindirilmiş besinlerle damarlardan gelen kanın                                   birleşerek vücuda dağılımı görülmektedir. Bu                                   karışımın bir kısmı kaslara ve diğer vücut dokularına                                   dağılırken, bir kısmı da süt bezlerine süt olarak                                   salgılanmak üzere ulaşmaktadır.</p>
</p></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> 
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="318"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/inek.jpg" height="298" width="235" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div align="justify">Süt bezleri de diğer vücut dokuları                           gibi kan yoluyla kendilerine getirilen sindirilmiş gıdalarla                           beslenirler. Bu nedenle kan, besinlerden gelen gıdaların                           toplanıp iletilmesinde çok önemli bir rol oynar. Süt                           de tüm bu aşamalardan sonra süt bezleri tarafından salgılanır                           ve sindirilmiş besinin kan dolaşımıyla taşınması sonucunda                           oluştuğu için besin değeri oldukça yüksektir. İnsanlar                           ne hayvanın karnındaki yarı sindirilmiş besini ne de                           hayvanın kanını doğrudan tüketebilirler. Bunları doğrudan                           tüketmeleri ciddi zehirlenmelere hatta ölüme yol açabilir.                           Ama Allah, yarattığı son derece kompleks biyolojik sistemler                           sayesinde, bu sıvıların içinden temiz ve sağlıklı bir                           gıdayı insanların faydasına sunmaktadır. Böylece insanların                           doğrudan tüketemeyeceği kan ve yarı sindirilmiş besinden                           içilir nitelikte, besleyici süt üretilmiş olur. </div>
<p align="justify">Görüldüğü gibi Nahl Suresi&#8217;nin 66.                           ayetinde, sütün biyolojik oluşumu ile ilgili tarif edilenler,                           günümüz biliminin ortaya koyduğu bilgilerle büyük bir                           uyum içerisindedir. Memelilerin sindirim sistemine yönelik                           uzmanlık gerektiren böyle bir bilginin Kuran&#8217;ın indirildiği                           dönemde insanlar tarafından bilinmesinin mümkün olmayacağı                           ise son derece açıktır.</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p><a name="anne"></a>MUCİZE                           KARIŞIM:ANNE SÜTÜ</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek.jpg" height="209" width="157" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı)                         tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında)                         taşımıştır.<u> Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir</u>.                         &#8220;Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.&#8221;                         (Lokman Suresi, 14)
<p><a name="98."></a>Anne                           sütü, bebeğin besin ihtiyaçlarını eksiksiz olarak gidermek                           ve bebeği olası enfeksiyonlara karşı korumak üzere Allah&#8217;ın                           yaratmış olduğu benzersiz bir karışımdır. Anne sütündeki                           besin maddelerinin dengesi en ideal ölçülerdedir ve                           bebeğin henüz olgunlaşmamış vücut sistemleri için en                           uygun formdadır. İçeriğindeki besin değerlerinin bebek                           için ideal ölçülerde olması nedeniyle &#8220;mucize karışım&#8221;                           olarak adlandırılabilecek anne sütü, bebeğin beyin hücrelerinin                           büyümesini sağlayan ve sinir sistemi gelişimini hızlandıran                           besinler açısından da oldukça zengindir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#98">98</a>                           Günümüzün en son teknolojisi ile hazırlanan bebek mamaları                           dahi bu mucizevi besinin yerini tutamamaktadır. </p>
<p><a name="99."></a>Araştırmalar sonucunda,                           anne sütünün bebeğe olan faydalarına her geçen gün yenileri                           eklenmektedir. Örneğin anne sütü ile emzirilen bebeklerin                           özellikle solunum ve sindirim yolu enfeksiyonlarından                           korundukları ortaya çıkmıştır. Çünkü anne sütündeki                           antikorlar enfeksiyona karşı doğrudan koruma sağlarlar.                           Anne sütünün diğer anti-enfeksiyon özellikleri ise &#8220;normal                           flora&#8221; denilen &#8220;iyi&#8221; bakteriler için dostça bir ortam                           sağlarken, zararlı bakteriler, virüsler ya da parazitlerin                           barınmasına da engel teşkil etmesidir. Ayrıca anne sütünde,                           bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık sistemini düzenleyen                           ve iyi çalışmasını sağlayan faktörler de tespit edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#99">99</a></p>
<p>Anne sütü, bebeğin en kolay sindirebileceği besindir.                           Çok zengin gıda içeriği olmasına karşın, bebeklerin                           hassas sistemlerine uygun olarak sindirimi kolaydır.                           Böylece bebek, besinlerin sindirilmesine daha az enerji                           kullandığı için, enerjisini diğer vücut faaliyetlerine,                           büyümeye ve organlarının gelişimine harcamış olur.</p>
<p>Erken doğum yapan annelerin sütünde mucizevi bir şekilde,                           bebeğin ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein,                           sodyum, klorür ve demir bulunur. Nitekim kendi annelerinin                           sütüyle beslenen erken doğan (prematüre) bebeklerde,                           göz işlevlerinin daha iyi gelişmesi, zeka testlerinde                           daha başarılı olma gibi pek çok üstünlük tespit edilmiştir.</p>
<p><a name="100."></a>Anne sütünün yeni doğan                           bebeklerin gelişimi için önemlerinden biri, omega-3                           yağ asitlerini içermesidir. Omega-3 yağ asitleri insan                           beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olmalarından                           ötürü, özellikle yeni doğan bebekler açısından önemi                           büyüktür. Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca                           ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin                           uygun şekilde gelişimi için de çok önemlidir. Anne sütü                           de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan,                           bilim adamları anne sütünün önemini özellikle vurgulamaktadırlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#100">100</a></p>
<p><a name="101."></a>Ayrıca Bristol Üniversitesi                           bilim adamlarının yaptıkları araştırmalarda, anne sütüyle                           beslenmenin uzun vadedeki faydaları arasında, tansiyon                           üzerinde olumlu etkisinin bulunduğu ve bu sayede kalp                           krizi risklerinin azaldığı ortaya konmuştur. Araştırmayı                           yapan ekip, anne sütünün koruyuculuğunun içeriğinden                           kaynaklandığını belirtmektedir. Circulation adlı tıp                           dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, anne                           sütü ile beslenen bebeklerin kalp hastalıklarına yakalanma                           riski daha azdır. Anne sütünde damar sertliğini önleyen                           yağ asitlerinin bulunması, anne sütü ile beslenen bebeklerin                           daha az sodyum tükettikleri ve aşırı kilo almadıkları                           için, anne sütünün kalp sağlıkları üzerinde olumlu etkiye                           sahip olduğu gerçeğini ortaya konmuştur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#101">101</a></p>
<p><a name="102."></a><a name="103."></a>Bunların                           yanı sıra ABD�deki Cincinnati Üniversitesi�ne bağlı                           çocuk hastanesinde görevli Lisa Martin başkanlığındaki                           ekip, anne sütünde yüksek miktarda �adiponektin� isimli                           protein hormonu buldu.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#102">102</a> Kanda yüksek                           miktarda adiponektin bulunması kalp krizi ıriskinin                           azalması ile bağlantılı kabul edilir. Obez ve kalp krizi                           riski yüksek olan kişilerde ise kandaki adiponektin                           miktarı düşüktür. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebeklerin,                           ilerde fazla kilolu olma riskinin bu hormona bağlı olarak                           azaldığı tespit edildi. Bunun yanı sıra anne sütünde                           leptin denilen ve yağ metabolizmasında çok önemli bir                           rolü olan bir diğer hormonun da olduğu tesbit edildi.                           Bilim adamlarınca leptin, vücutta yağ olduğuna dair                           beyne gönderilen bir sinyaldir. Dolayısıyla Dr. Martin�in                           açıklamalarına göre, bebekken anne sütü ile alınan bu                           hormonlar, ileri yaşlarda obezite, 2. tip şeker hastalığı,                           ensülin direnci ve koroner damar rahatsızlığı gibi hastalıkların                           riskini azaltmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#103">103</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">&#8220;En Taze Besin&#8221; İle İgili Gerçekler</p>
<p>Anne sütü ile ilgili gerçekler bu kadarla da sınırlı                           değildir. Anne sütünün bebeğe sağladığı katkı, bebeğin                           geçirdiği evrelere göre değişmekte ve bebeğin hangi                           döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği                           de bu döneme göre farklılık göstermektedir. İdeal sıcaklığı                           ile her an hazır olan anne sütü, içinde bulunan şeker                           ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar.                           Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler,                           bebeğin kemik gelişiminde büyük bir pay sahibidir.</p>
<p align="justify">Bu mucizevi karışım süt olarak adlandırılmasına                           rağmen, aslında anne sütünün %90&#8242;ı sudan oluşmaktadır.                           Bu da son derece önemli bir özelliktir. Çünkü bebeklerin                           besinin yanı sıra sıvı olarak suya da ihtiyaçları vardır.                           Anne sütü haricinde alınacak su ya da diğer yabancı                           maddelerin tam anlamda hijyeni sağlanamayabilir. Ancak                           %90&#8242;ı su olan anne sütü ile bebeğin su ihtiyacı da en                           hijyenik şekilde karşılanmaktadır.</p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Anne Sütü ve                           Zeka</p>
<p align="justify"><a name="104."></a>Yapılan                           bilimsel araştırmalar anne sütü içen bebeklerin zeka                           gelişiminin içmeyen bebeklere oranla daha fazla olduğunu                           göstermektedir. Kentucky Üniversitesi uzmanlarından                           Jame Anderson&#8217;ın, anne sütüyle beslenen bebekler ile                           biberonla beslenenler arasında karşılaştırma yapan araştırması                           sonucunda, &#8220;anne sütüyle beslenen bebeklerin IQ&#8217;larının,                           biberonla beslenen bebeklere oranla 5 puan daha fazla                           olduğu&#8221; saptanmıştır. Bu araştırma sonucunda, bebeğin                           zekasının anne sütüyle gelişiminin 6 aya kadar olabileceği,                           8 haftadan az anne sütü emen bebeklerde ise anne sütünün                           zeka üzerinde yarar sağlamadığı da belirlenmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#104">104</a></p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Anne Sütü Kansere                           İlaç mı? </p>
<p align="justify">Yapılan çalışmalar sonucunda, hakkında                           yüzlerce makale yayınlanan anne sütünün son olarak da                           bebekleri kanserden koruduğu ispatlanmış, fakat bunun                           mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Araştırmacılar,                           laboratuvarda yetiştirilen kanser hücrelerinin anne                           sütü tarafından öldürüldüğünün ispatlanması ile büyük                           bir potansiyel ortaya çıktığını belirtmişlerdir. İsveç&#8217;te                           Lund Üniversitesi&#8217;nde doktor ve immünolog olarak çalışan                           Catharina Svanborg, anne sütündeki bu mucizevi sırları                           keşfeden ekipte bulunmuştur. Lund Üniversitesi&#8217;ndeki                           bu ekip normal anne sütünün kanserin her çeşidi için                           bir koruma sağlamasını mucizevi bir keşif olarak değerlendirmişlerdir.                         </p>
<p align="justify">Başlangıçta, yeni doğmuş bebeklerden                           almış oldukları bağırsak-mukoza hücrelerini anne sütü                           ile işleyen araştırmacılar, neticede Pnemococcus bakterisi                           tarafından meydana getirilen ve pneumonia (zatürree)                           olarak adlandırılan hastalığı, anne sütünün çok iyi                           bir şekilde durdurduğunu gördüler. Ayrıca anne sütü                           ile beslenen bebekler, biberonla beslenenlere göre çok                           daha az duyma güçlüğü ile karşılaşmakta ve solunum sistemi                           enfeksiyonlarına da çok daha az yakalanmaktaydılar.                           Birbirini takip eden çalışmalar sonrasında, anne sütünün                           kansere karşı da bir koruma sağladığını gördüler. (Çocuklukta                           görülen lenf kanseri riskinin biberon ile beslenen çocuklarda                           dokuz kat daha fazla olduğunu gösterdikten sonra, aynı                           sonuçların diğer kanser türleri için de geçerli olduğunu                           fark ettiler). Çıkan sonuca göre anne sütü kanserli                           hücrelerin yerini tam olarak belirliyor ve daha sonra                           da onları öldürüyor. Kanserli hücreleri tespit ederek                           öldüren ise anne sütünde bol miktarda bulunan alpha-lac                           (alphalactalbumin) olarak adlandırılan maddedir. Alpha-lac                           süt içerisindeki laktoz şekerinin üretilmesine yardım                           eden bir protein tarafından meydana getirilmektedir.</p>
<p class="baslik2_kucuk" align="justify">Bu Eşşiz Nimet                           Yüce Allah&#8217;ın Bir Lütfudur� </p>
<p align="justify"><a name="105."></a>Anne sütü                           ile ilgili başka mucizevi bir özellikse, bebeğin anne                           sütü ile 2 yıl boyunca beslenmesinin son derece faydalı                           olduğudur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#105">105 </a>Bilimin yeni keşfettiği                           bu önemli bilgiyi Allah bizlere Kuran&#8217;da &#8220;Emzirmeyi                           tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam                           yıl emzirirler�&#8221; (Bakara Suresi, 233) ayetiyle                           14 asır önce bildirmiştir. </p>
<p align="justify">Korunmaya, beslenmeye muhtaç olarak                           doğan bebek için, annenin kendisi en ideal gıda olan                           anne sütünü, vücudunda üretmeye karar vermediği gibi,                           değişen besin değerlerini de, kuşkusuz annenin kendisi                           belirlememektedir. Her canlının ihtiyacını bilen ve                           onları rızıklandıran Yüce Allah, anne sütünü annenin                           bedeninde, bebek için yaratmaktadır. </p>
<p><a name="parmak"></a>PARMAK                           İZİNDEKİ KİMLİK</p>
</p>
<table align="right" bgcolor="#ffffff" border="1" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="justify"> <img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizi.jpg" height="91" width="114" /><br />                                Tek yumurta ikizleri                                 de dahil olmak üzere, her insanın parmak izi kendine                                 özeldir. Başka bir deyişle, insanların parmak                                 uçlarında kimlikleri şifrelenmiştir. Bu şifreleme                                 sistemini, günümüzde kullanılmakta olan barkod                                 sistemine benzetmek de mümkündür.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Kuran&#8217;da, insanları ölümden sonra diriltmenin Allah için                         çok kolay olduğu anlatılırken, insanların özellikle parmak                         uçlarına dikkat çekilir:
<p>Evet; onun<u> parmak uçlarını                           dahi</u> derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.                           (Kıyamet Suresi, 4) </p>
<p><a name="106."></a>Ayette parmak uçlarının                           vurgulanması, son derece hikmetlidir. Çünkü parmak izindeki                           şekiller ve detaylar, tamamen kişiye özeldir. Şu an                           dünya üzerinde yaşayan ve tarih boyunca yaşamış olan                           tüm insanların parmak izleri birbirinden farklıdır.                           Dahası, aynı DNA dizilimine sahip tek yumurta ikizleri                           dahi farklı parmak izine sahiptirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#106">106</a></p>
<p>Parmak izi doğumdan önce cenin üzerinde son şeklini                           alır ve kalıcı yara olması dışında ömür boyu sabit kalır.                           İşte bu nedenle parmak izi, herkese özel çok önemli                           bir &#8220;kimlik kartı&#8221; sayılmakta ve parmak izi bilimi ise                           insanlar tarafından bilinen tek değişmez ve yanılmaz                           kimlik tespit yöntemi olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Ancak önemli olan, parmak izinin özelliğinin ancak                           19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiş olmasıdır.                           Ondan önce, insanlar parmak izini hiçbir özelliği ve                           anlamı olmayan çizgiler olarak görmüştür. Fakat Kuran&#8217;da,                           o dönemde kimsenin dikkatini dahi çekmeyen parmak izleri                           vurgulanmakta ve bu izlerin ancak çağımızda fark edilen                           önemine dikkat çekilmektedir. </p>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="217"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmak.jpg" height="174" width="108" /></td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify"><a name="107."></a>Parmak                                       izi ile kimlik saptama sistemi (AFS) teknolojisi,                                       son 25 yıldır çeşitli polis teşkilatlarında                                       geçerliliği ispatlanmış, yasal olarak onaylanmış                                       bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Günümüzde                                       geniş kapsamlı kimlik tespiti çalışmalarında                                       parmak izi kadar isabetli sonuç veren bir                                       teknoloji bulunmamaktadır. Parmak iziyle                                       kimlik tespiti son 100 yıldır hukuki süreçlerde                                       kullanılmaktadır ve uluslararası geçerliliğe                                       sahiptir. <br />                                      <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#107"> 107</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="right"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizleri.jpg" height="320" width="113" /></div>
</td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify"><a name="108."></a><br />                                      A. A. Moenssnens, Fingerprint Techniques                                       (Parmak İzi Teknikleri) adlı kitabında parmak                                       izinin her insana özel oluşunu şu şekilde                                       değerlendirmiştir: &#8220;Şimdiye dek farklı parmaklardaki                                       iki parmak izinden hiçbirinin birbiriyle                                       aynı olduğuna rastlanmamıştır�&#8221;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#108">108</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">&nbsp;</p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="disi"></a>DİŞİ BAL ARISI</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cicek.jpg" height="210" width="159" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların                         kurdukları çardaklarda kendine<u> evler edin</u>. &#8211; Sonra                         meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı                         yollarda <u>yürü-uçuver.</u> Onların karınlarından türlü                         renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa                         vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda                         bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
<p><a name="109."></a>Her                           arının çok fazla görevinin olduğu arı kolonilerindeki                           tek istisna erkek arılardır. Erkek arılar ne kovanın                           savunmasına, ne temizliğine, ne besin toplamaya, ne                           de petek veya bal yapımına bir katkıda bulunurlar. Erkek                           arıların kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı                           döllemektir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#109">109</a> Çiftleşme organları                           dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin hemen hemen                           hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların kraliçe                           arıyı döllemekten başka bir iş yapmaları da mümkün değildir.                         </p>
<p>Koloninin tüm yükü üzerinde bulunan işçi arıların ise,                           kraliçe arılar gibi dişi olmalarına rağmen yumurtalıkları                           gelişmemiştir, yani kısırdırlar. Kovanın temizliği,                           arı larvalarının ve yavrularının bakımı, kraliçe arı                           ve erkek arıların beslenmesi, bal yapılması, peteklerin                           inşası ve onarım işleri, kovanın havalandırılması, kovanın                           güvenliği, nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su,                           reçine gibi malzemelerin toplanması ve bunların kovanda                           depolanması gibi görevleri vardır.</p>
<p><a name="110."></a>Arapçada iki çeşit fiil                           kullanımı vardır ve fiillerin bu kullanımlarından, öznenin                           erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim                           yukarıdaki ayetlerde arı için kullanılan fiiller (altı                           çizili kelimeler), fiilin dişi için olan şekliyle kullanılmıştır.                           Böylece Kuran&#8217;da bal yapımında çalışan arıların dişi                           olduğuna işaret edilmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#110">110</a></p>
<p>Unutulmamalıdır ki arılarla ilgili bu gerçeğin bundan                           1400 sene önce bilinmesi mümkün değildir. Ama Allah                           bu gerçeğe dikkat çekerek Kuran&#8217;ın bir mucizesini daha                           bize göstermiştir.</p>
</p>
<p><a name="baldaki"></a>BALDAKİ                           ŞİFA</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="292">
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bal.jpg" height="268" width="108" /></div>
</td>
<td>
<div class="resimalti" align="justify">Yapılan                                 klinik gözlemler ve deneysel araştırmalar sonucunda,                                 balın antibakteriyel ve antienflamatuar özelliklere                                 sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bal, yaralardaki                                 enfeksiyonun ve bu bölgedeki ölü hücrelerin ağrısız                                 olarak temizlenmesinde ve yeni dokuların gelişmesinde                                 son derece etkilidir. Balın ilaç olarak kullanılışından                                 en eski tarihi yazıtlarda dahi bahsedilmektedir.                                 Günümüzde de bilim adamları ve doktorlar balın                                 yaraların tedavisindeki etkisini yeniden keşfetmektedirler.<br />                                <a name="111."></a>20 yıldır bal araştırmasının                                 öncülüğünü yapan ve Yeni Zelanda&#8217;daki Waikato                                 Üniversitesi&#8217;nde biyokimya profesörü olan Dr.                                 Peter Molan, balın antimikrobik özellikleri konusunda                                 bir uzman olarak şöyle dejmektedir: &#8220;Gelişigüzel                                 yapılan denemeler balın yanık yaralarındaki enfeksiyonu                                 kontrol etmede, hastanelerde çoğunlukla antibakteriyel                                 merhem olarak kullanılan gümüş sülfadiazinden                                 daha etkilidir ve yeni dokuların gelişimini harekete                                 geçirmektedir.&#8221; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#111">111</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların                         kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin                         tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda                         yürü-uçuver. <u>Onların karınlarından türlü renklerde                         şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır.</u>                         Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir                         ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
<p>Bal, yukarıdaki                           ayetlerde vurgulandığı gibi, &#8220;insanlara şifa&#8221; olma özelliği                           taşımaktadır. Bilimde en ön sıraları alan ülkelerde,                           balın insan sağlığı açısından öneminden ötürü, arıcılık                           ve arı ürünleri artık başlı başına bir araştırma dalı                           olmuştur. Balın yararları genel hatlarıyla şöyle sıralanabilir:                         </p>
<p>Kolayca sindirilir:                           İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun                           glikoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek                           miktarda asit içermesine rağmen, en hassas mideler tarafından                           bile kolaylıkla sindirilir. Aynı zamanda bağırsakların                           ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur. </p>
<p>Süratle kana karışır; hızlı                           bir enerji kaynağıdır: Bal ılık suyla karıştırıldığında                           7 dakika içinde kana karışır. İçerdiği serbest şekerlerden                           dolayı beynin çalışması kolaylaşır. Bal, fruktoz ve                           glikoz gibi basit şekerlerin doğal bir karışımıdır.                           Yapılan son araştırmalara göre, şekerlerin bu kendine                           has karışımı yorgunluğun giderilmesinde en etkili yöntemdir                           ve atletik performansı artırmaktadır.</p>
<p>Kan yapımına destek olur:                           Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin                           önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine                           de yardımcı olur. Kan dolaşımını düzenleyici ve kolaylaştırıcı                           yönde etkisi vardır. Damar sertliğine karşı önemli bir                           koruyucudur. </p>
<p>Antimikrobiktir: Antimikrobik                           etmenler belirli bakterilerin, mayanın ve küfün büyümesine                           engel olur. Balın, bakterinin barınmasına olanak tanımayan                           özelliği &#8220;inhibine etki&#8221; olarak adlandırılır. Balın                           antimikrobik olmasını sağlayan pek çok sebep vardır.                           Bunların arasında, mikroorganizmaların, büyümek için                           ihtiyaç duydukları su miktarını sınırlayan yüksek şeker                           içeriği, yüksek asit oranı (düşük pH), bakterileri büyümeleri                           için ihtiyaç duydukları nitrojenden mahrum bırakan içeriği                           sayılabilir. Balda hidrojen peroksit bulunması ve balın                           içerdiği antioksidanlar da bakterinin çoğalmasına engel                           olur. </p>
<p><a name="112."></a>Antioksidandır:                           Antioksidandır: Sağlıklı yaşamak isteyen herkesin özellikle                           antioksidan tüketmesi gerekir. Antioksidanlar, hücrelerde                           normal metabolizmanın zararlı yan ürünlerini temizleyen                           bileşenlerdir. Bunlar gıdaların bozulmasına yol açan                           ve birçok kronik hastalığa sebep olan yıkıcı kimyasal                           tepkimeleri yavaşlatabilen element4elerdir. Uzmanlar                           antioksidan bakımından zengin besinlerin kalp hastalıkları                           ve kanser gibi hastalıkları önleyebileceğine inanmaktadırlar.                           Balın içeriğinde de güçlü antioksidanlar mevcuttur:                           Pinocembrin, pinobaxin, chrisin ve galagin. Bunlardan                           pinocembrin, yalnızca balda bulunan bir antioksidandır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#112">112</a></p>
<p>Vitamin ve mineral deposudur:                           Bal, fruktoz ve glikoz gibi şekerlerin yanı sıra magnezyum,                           potasyum, kalsiyum, sodyum klorür, kükürt, demir ve                           fosfor gibi mineralleri de içerir. Nektar ve polen kaynaklarının                           niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1, B2,                           C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır,                           iyot, demir ve çinko da az miktarlarda bulunur. </p>
<p>                        Yaraların tedavisinde kullanılır:
<p>- Yaraların tedavisinde kullanıldığında, balın                           havadan nem çekebilme özelliği, iyileşmeyi hızlandırarak                           yara izi kalmasını önler. Çünkü bal, yaranın üzerini                           kaplayan yeni deriyi oluşturan epitel hücrelerin büyümesini                           hızlandırır. Böylece büyük yaralarda bile bal kullanıldığında                           doku nakli yapılması ihtiyacı ortadan kalkar. </p>
<p>- Bal, iyileşme sürecine dahil olan dokuları yeniden                           büyümeleri için uyarır. Yeni kılcal damarların oluşumunu                           hızlandırarak, derinin daha derindeki bağ dokusunun                           yerini alan fibroblastların büyümesini teşvik eder ve                           iyileşmenin gücünü artıran kolajen liflerinin üretimini                           hızlandırır. </p>
<p>- Balın, yaranın etrafındaki şişkinliği azaltan antienflamatuar                           bir etkisi vardır. Bu, kan dolaşımını artırır; böylece                           iyileşme süreci hızlanmış olur ve hissedilen acı azalır.                         </p>
<p>- Bal, yaranın altındaki dokulara yapışmaz; bu nedenle                           pansuman sırasında yeni oluşan dokuların yırtılması                           ve acı söz konusu olmaz. </p>
<p><a name="113."></a>- Ayrıca balın daha evvel                           belirttiğimiz antimikrobik etkisinden ötürü, bal enfeksiyon                           oluşmasını önleyen koruyucu bir engel oluşturur. Mevcut                           enfeksiyonu da yaralardan hızla temizler. Bakterilerin                           antibiyotik dirençli özelliklerine karşı bile etkilidir.                           Antiseptiklerin ve antibiyotiklerin tersine, yaradaki                           dokuların üzerinde olumsuz etkiler oluşmaz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#113">113</a></p>
<p>Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi bal, &#8220;şifa&#8221; yönü                           son derece güçlü bir besindir. Kuşkusuz bu da, sonsuz                           kudret sahibi Allah&#8217;ın indirmiş olduğu Kuran&#8217;ın mucizelerinden                           biridir. Yandaki tabloda balın besin değeri açısından                           incelemesi görülmektedir: </p>
<table align="center" border="1" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="170">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Besin değerleri</td>
<td>&nbsp;</td>
<td>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td>&nbsp;</td>
<td>
<div align="right">1                                       porsiyondaki</div>
</td>
<td>
<p align="right">100                                       gr.&#8217;daki </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>&nbsp;</td>
<td>
<div align="right">ortalama                                       miktar</div>
</td>
<td>
<div align="right">ortalama                                       miktar</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Su</td>
<td>
<p align="right">3.6                                       gr</p>
</td>
<td>
<p align="right">17.1                                       gr</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam karbonhidratlar</td>
<td>
<p align="right">17.3                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">82.4                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Fruktoz</td>
<td>
<p align="right">8.1                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">38.5                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Glikoz</td>
<td>
<p align="right">6.5                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">31.0                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="19">Maltoz</td>
<td height="19">
<p align="right">1.5 gr</p>
</td>
<td height="19">
<div align="right">7.2 gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Sakaroz</td>
<td>
<p align="right">0.3                                       gr</p>
</td>
<td>
<div align="right">1.5                                       gr</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="220">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Besinsel İçerik</td>
<td></td>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td height="18">Toplam                                     kalori (kilokalori)</td>
<td height="18">
<div align="right">64</div>
</td>
<td height="18">
<div align="right">304</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="16">Toplam                                     kalori (kilokalori) (Yağ olarak)</td>
<td height="16">
<div align="right">0</div>
</td>
<td height="16">
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam yağ</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Doymuş                                       yağ</p>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Kolestrol</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="25">Sodyum</td>
<td height="25">
<p align="right">0.6 mg</p>
</td>
<td height="25">
<div align="right">2.85 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Toplam karbonhidrat</td>
<td>
<div align="right">17                                       gr</div>
</td>
<td>
<div align="right">81                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Şeker</td>
<td>
<div align="right">16                                       gr</div>
</td>
<td>
<div align="right">76                                       gr</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Diyet                                       lifler</p>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
<td>
<div align="right">0</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Protein</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.7                                       mg</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="153">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>Vitaminler</td>
<td></td>
<td>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td height="14">B1                                     (Tiamin)</td>
<td height="14">
<p align="right">&lt; 0.002 mg</p>
</td>
<td height="14">
<p align="right">&lt; 0.01 mg</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>B2 (Riboflavin)</p>
</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.06 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.3 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Nikotinik                                     asit</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.06 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.3 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Pamtothenik                                       asit</p>
</td>
<td>
<p align="right">&lt;                                       0.05 mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.25 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>B6 vitamini                                   </td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.005 mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.02 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Folate</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.002 mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.01 mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>C vitamini                                   </td>
<td>
<div align="right">0.1                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">&lt;                                       0.5 mg</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="172">
<table cellpadding="3" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="11">Mineraller</td>
<td height="11">&nbsp;</td>
<td height="11">&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td>Kalsiyum</td>
<td>
<p align="right">1.0 mg</p>
</td>
<td>
<p align="right">4.8 mg</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Demir</td>
<td>
<p align="right">0.05                                       mg</p>
</td>
<td>
<div align="right">0.25                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Çinko</td>
<td>
<div align="right">0.03                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Potasyum</td>
<td>
<div align="right">11.0                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">50.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Fosfor</td>
<td>
<div align="right">1.0                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">5.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Magnezyum</td>
<td>
<div align="right">0.4                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">2.0                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Selenyum</td>
<td>
<div align="right">0.002                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.01                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Bakır</td>
<td>
<div align="right">0.01                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.05                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Krom</td>
<td>
<div align="right">0.005                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.02                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>Manganez</td>
<td>
<div align="right">0.03                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.15                                       mg</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>ASH</td>
<td>
<div align="right">0.04                                       mg</div>
</td>
<td>
<div align="right">0.2                                       gr</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
<tr>
<td height="59">
<div align="center">10-13                                 Eylül 2000 tarihlerinde Avustralya&#8217;nın Melbourne                                 şehrinde yapılan &#8220;Dünya Birinci Yara Tedavisi                                 Kongresi&#8221;nde, enfeksiyonlu yaraların tedavisinde                                 balın kullanılması konuşuldu. Toplantı şu yorumlar                                 çerçevesindeydi:<br />                                <a name="114."></a>&#8220;Birçok antibakteriyel                                 madde bakteriden dolayı enfeksiyon kapmış yaraların                                 tedavisinde antibiyotiklere direnç gösterirler.                                 Bu durum önemli bir tıbbi sorun oluşturur. Aynı                                 şekilde birçok doğal madde de yaraların tedavisinde                                 etkili değildir. Ancak bal çok farklıdır, yaralı                                 dokuların tedavisindeki kullanımı 4 bin yıllık                                 bir geçmişe sahiptir. Balda çok güçlü anti-bakteriyel                                 aktiviteler mevcuttur; dolayısıyla yaralardaki                                 enfeksiyonun temizlenmesinde ve yaraların enfeksiyondan                                 korunmasında çok etkilidir.&#8221; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#114">114</a></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2"><a name="hurma"></a>KURAN&#8217;DA DİKKAT                           ÇEKİLEN HURMA VE FAYDALARI</p>
<p>Hurma, Kuran&#8217;da pek çok ayette bahsi geçen, cennet                           nimetleri arasında &#8220;eşsiz-hurma&#8221; (Rahman Suresi, 68)                           ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir. Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da                           bildirdiği bu meyve incelendiğinde, pek çok önemli özelliği                           olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen en eski bitki çeşitlerinden                           biri olan hurma, günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici                           özelliği nedeniyle de tercih edilen bir besindir. Her                           geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı, hem gıda hem                           de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir.                           Hurmanın sahip olduğu bu özelliklere Meryem Suresi&#8217;nde                           dikkat çekilmiştir.</p>
<blockquote><p class="ayetler"><u>Derken doğum sancısı onu bir hurma                             dalına sürükledi.</u> Dedi ki: &#8220;Keşke bundan önce                             ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.&#8221;                             Altından (bir ses) ona seslendi: &#8220;Hüzne kapılma, Rabbin                             senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.&#8221; <u>Hurma dalını                             kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma                             dökülüversin.&#8221; Artık, ye, iç, gözün aydın olsun&#8230;</u>                             (Meryem Suresi, 23-26)</p>
</blockquote>
<p>Allah&#8217;ın, Hz. Meryem&#8217;e &#8220;hurma yemesini&#8221; bildirmesinin                           pek çok hikmeti vardır. Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;in doğumunu                           kolaylaştırmak için sunduğu nimetlerden biri olan hurmanın,                           özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi                           ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir.                           Hurma, içerdiği %60-65 oran ile en çok şeker içeren                           meyvelerden biridir. Doktorlar, hamile kadınlara doğum                           yaptıkları gün meyve şekeri içeren yiyecekler verilmesi                           gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin                           zayıf düşen vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak,                           aynı zamanda da yeni doğan bebeğe gerekli olan sütün                           oluşabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek                           ve anne sütünü çoğaltmaktır. </p>
<p>Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut                           şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar                           şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon                           düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması                           sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan                           kimseler için özellikle çok faydalıdır. </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hurma.jpg" height="270" width="213" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="115."></a><a name="116."></a>Bu bilgiler,                           Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;e, hem kendisine enerji ve canlılık                           verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana                           gelmesini sağlayacak &#8220;hurma&#8221;dan yemesini bildirmesindeki                           hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin hurma, insan                           vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati                           önem taşıyan 10&#8242;dan fazla element içermektedir. Bu nedenle                           günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla                           yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#115">115</a>                           Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson                           ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük                           besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#116">116</a></p>
<p><a name="117."></a>Hurmada bulunan <strong>oksitosin</strong>                           maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç                           olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı                           etkisi nedeniyle pek çok kaynakta &#8220;rapid birth&#8221; yani                           &#8220;<strong>hızlı doğum&#8221;</strong> ifadesiyle tanımlanmaktadır.                           Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle                           bilinmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#117">117</a> Oksitosin esas                           olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan                           bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları                           bu hormon sayesinde başlar. Hormonun etkisi, ana rahmini                           oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan                           kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında                           ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi                           için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan                           kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca                           oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için                           anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına                           bu özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran&#8217;ın Allah&#8217;ın                           vahyi olduğunun önemli bir delilidir. Hurmanın tıbbi                           olarak faydalarının tespit edilmesi ancak yakın tarihlerde                           mümkün olmuştur. Halbuki Kuran&#8217;da yaklaşık 1400 sene                           evvel Allah&#8217;ın Hz. Meryem&#8217;e hamilelik döneminde hurma                           ile beslenmesini vahyettiği bildirilmektedir. </p>
<p>Ayrıca hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket                           ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması                           kolay olan bir şeker türü bulunmaktadır. Üstelik bu                           şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve                           şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan                           şekerinin hızla yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak                           etkiler, ancak en çok hasar gören organ ve sistemler                           göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir.                           Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp                           krizi, böbrek yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın                           en önemli nedenlerinden biri, kan şekeri yüksekliğidir.</p>
<p>Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale                           sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir.                           Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir,                           kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca                           A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini                           de içerir. Hurmada bulunan vitamin ve minerallerin,                           normal insan vücudunda ve hamilelik zamanlarındaki faydalarından                           bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>*Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral                           dengesinden kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte                           kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik                           asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni                           kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino                           asitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli                           görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte                           folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük                           ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz                           olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri                           düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri                           ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin                           genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik                           asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan                           tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin                           bir besin türüdür.</p>
<p><a name="118."></a>*Öte yandan hamilelikte                           meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel tepkimeler                           nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda                           da potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol                           miktarda bulunan <strong>potasyum</strong> bu açıdan                           büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında                           da son derece etkilidir. Ayrıca potasyum, beyne oksijen                           gitmesine de yardımcı olarak berrak düşünebilmeyi sağlar.                           Bununla beraber vücut sıvıları için uygun alkalik özelliği                           sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için                           böbrekleri uyarır. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım                           eder ve sağlıklı deri oluşumunu sağlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#118">118</a></p>
<p>*Hurmanın içerdiği <strong>demir</strong>, kırmızı                           kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol                           eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini                           ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki                           alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği                           gibi alyuvarlar kanda oksijen ve karbondioksiti taşıyarak                           hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar. Çok                           fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane                           hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir                           ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan                           korunmuş olur. </p>
<p>*Hurmada bulunan <strong>kalsiyum ve fosfat</strong>                           ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi                           için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol fosfor                           ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur                           ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.</p>
<p><a name="119."></a>*Bilim adamları hurmanın                           stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler.                           Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar,                           sinirleri güçlendiren <strong>B6</strong> vitamininin                           ve kasların çalışmasında önemli rol oynayan <strong>magnezyum</strong>                           mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya                           koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile, böbrekler                           için de son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane                           hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#119">119</a></p>
<p>*İçerdiği <strong>B1</strong> vitamini ile sinir sisteminin                           sağlıklı olmasını kolaylaştırır. Vücuttaki karbonhidratların                           enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer                           ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle                           de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi                           için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı                           olur. </p>
<p><a name="120."></a>*Hamilelikte <strong>A                           vitamini</strong>ne olan ihtiyaç da artar. Hurma, içindeki                           A vitamini sayesinde, görme gücünü ve vücut direncini                           artırır, kemik ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Hurma,<strong>                           betakaroten</strong> açısından da son derece zengindir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#120">120</a>                           Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol                           altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır.</p>
<p><a name="121."></a>*Ayrıca diğer meyveler                           genellikle <strong>protein</strong> açısından yetersizdir,                           ancak hurma protein de içermektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#121">121</a>                           Bu özelliği sayesinde vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara                           karşı korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut                           sıvısını dengeler. Örneğin et de faydalı bir gıdadır                           ancak özellikle böyle bir dönemde taze bir meyve olan                           hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde                           etin fazla tüketilmesi vücutta zehirlenmeye neden olabilir.                           Hazmı kolay olan, hafif sebze, meyve türü yiyeceklerin                           tercihi daha uygun bir seçimdir. </p>
<p>Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah&#8217;ın sonsuz ilmini                           ve insanlara olan rahmetini ortaya koymaktadır. Görüldüğü                           gibi modern tıbbın ancak günümüzde tespit edebildiği                           hurmanın -özellikle de hamilelik dönemindeki- faydalarına                           Kuran&#8217;da 14 asır önce işaret edilmiştir.</p>
<p class="baslik2"><a name="incir"></a>MÜKEMMEL BİR MEYVE:                           İNCİR</p>
<blockquote><p class="ayetler">&#8220;İncire ve zeytine andolsun&#8221; (Tin                             Suresi, 1)</p>
</blockquote>
<p>Tin Suresi&#8217;nin birinci ayetinde Allah&#8217;ın incire &#8220;<strong>andolsun</strong>&#8221;                           şeklinde bildirmesi, bu meyvenin faydaları açısından                           son derece hikmetlidir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">İncirin İnsan Sağlığına Faydaları:</p>
<p>İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek                           lif içeriğine sahiptir. Sadece 1 adet kuru incir 2 gram                           lif sağlamaktadır, ki bu tavsiye edilen günlük ihtiyacın                           %20&#8217;si&#8217;dir. Son 10-15 yılda yapılan araştırmalar, bitkisel                           gıdalarda bulunan liflerin sindirim sisteminin düzgün                           olarak çalışması açısından çok önemli olduklarını ortaya                           koymuştur. Besin olarak alınan lifin sindirime yardımcı                           olduğu ve bazı kanser türlerinin riskini azaltmada etkili                           olduğu bilinmektedir. Beslenme uzmanları lif alımını                           artırmanın ideal bir yolu olarak,<strong> lif açısından                           zengin</strong> olan incir tüketimini tavsiye etmektedirler.                         </p>
<p><a name="122."></a>Lifli yiyecekler çözünür                           ve çözünmez olarak ikiye ayrılırlar. Çözünmez lif açısından                           zengin gıdalar, vücuttan atılacak maddelere su kazandırarak                           bağırsaklardan geçişi kolaylaştırlar. Böylece sindirim                           sistemini hızlandırırarak, düzenli çalışmasını sağlarlar.                           Ayrıca çözünmez lifli besinlerin kolon kanserine karşı                           koruyucu olduğu da tespit edilmiştir. Çözünür lif açısından                           zengin besinlerin ise kandaki kolesterol seviyesini                           %20&#8242;den fazla düşürdükleri ortaya konmuştur. Bu nedenle                           kalp hastalıklarının riskini azaltmak açısından büyük                           önem taşırlar. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol                           varsa, bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının                           sertleşmesine, daralmasına yol açar. Kolesterol, hangi                           organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar                           ortaya çıkar. Örneğin, kalbi besleyen atardamarlarda                           kolesterol birikimi olursa, göğüs ağrısı, kalp krizi                           gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol                           birikimi ise, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine                           yol açabilir. Ayrıca çözünür liflerin alımı mideyi boşaltarak,                           kan şekerini düzenlemesi açısından da önem taşır, çünkü                           kan şekerindeki ani değişiklikler hayati riskler taşıyan                           rahatsızlıklarla sonuçlanabilir. Nitekim beslenmeleri                           lif açısından zengin olan toplumların kanser ve kalp                           hastalıkları gibi rahatsızlıklara daha az oranda yakalandıkları                           tespit edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#122">122</a></p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/incir.jpg" height="195" width="347" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="123."></a>Çözünür ve çözünmez liflerin                           her ikisinin birarada bulunması ise sağlık açısından                           ayrı bir avantajdır: Her iki lif türünün birarada bulunmasının,                           kanseri engellemede, tek başına olduklarından daha etkili                           olduğu ortaya çıkmıştır. İncirde her iki lif türünün                           -hem çözünür hem de çözünmez liflerin- birarada bulunması                           bu bakımdan inciri son derece önemli bir besin maddesi                           kılmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#123">123</a></p>
<p>George Washington Üniversitesi Tıp Merkezi&#8217;nde Hastalıklara                           Karşı Korunma Enstitüsü&#8217;nün başkanı Dr. Oliver Alabaster,                           incirden şu ifadelerle bahsetmektedir:</p>
<p><a name="124."></a>&#8230; burada gerçek anlamda                           sağlıklı ve yüksek lif oranına sahip bir besini ekleme                           imkanı bulunmaktadır. İncirleri ve diğer yüksek lif                           oranına sahip besinleri sıklıkla tercih etmek&#8230; ömür                           boyu sağlığınız açısından önem taşımaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#124">124</a></p>
<p><a name="125."></a>California İncir Danışma                           Kurulu&#8217;na (California Fig Advisory Board) göre, meyvelerde                           ve sebzelerde bulunan <strong>antioksidanlar</strong>ın                           insanları birçok hastalıktan koruduğuna inanılmaktadır.                           Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar                           sonucu oluşan veya dışardan alınan zararlı maddeleri                           (serbest radikalleri) etkisiz hale getirirler ve hücrenin                           tahrip edilmesini engellemiş olurlar. Scranton Üniversitesi                           tarafından yürütülen araştırmada, kuru incirin, antioksidan                           bakımından zengin fenol bileşimine diğer meyvelere göre                           çok daha fazla sahip olduğu belirlenmiştir. Fenol, mikroorganizmaları                           öldürücü -antiseptik- bir madde olarak kullanılmaktadır.                           Scranton Üniversitesi�nde yapılan değerlendirmelere                           göre, İncirdeki fenol miktarı, diğer meyvelerle kıyaslandığında                           çok daha fazladır. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#125">125</a></p>
<p><a name="126."></a>New Jersey&#8217;deki Rutgers                           Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada ise, kuru                           incirin içerdiği <strong>omega-3, omega-6 </strong>yağ                           asitleri (EFA: Essential fatty acids: vücut için zaruri                           yağlar) ile <strong>fitosterol</strong> (bitkilerde                           bulunan yağımsı madde) sayesinde kolesterolü düşürücü                           olarak da önem taşıdığı anlaşılmıştır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#126">126</a>                           Bilindiği gibi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücutta                           üretilemezler ve gıdalarla alınmaları gereklidir. Ayrıca                           bu yağlar özellikle kalp, beyin ve sinir sisteminin                           sağlıklı şekilde işlev görmesi açısından vazgeçilmez                           öneme sahiptirler. Fitosterol ise, hayvansal gıdalardaki                           kalp ve damar sağlığı açısından tehlikeli olan kolesterolün                           yolunu tıkayarak kana karışmadan vücuttan atılmasını                           sağlar.</p>
<p><a name="127."></a>California İncir Danışma                           Kurulu tarafından &#8220;adeta doğanın en mükemmel meyvesi&#8221;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#127">127                           </a>olarak bahsedilen incir, insanoğlunun bildiği en                           eski meyvelerden biri olmasına rağmen, gıda üreticileri                           tarafından yeniden keşfedilmektedir. Çünkü besin değerinin                           yüksek olması, sağlık için faydaları, bu meyveye ayrı                           bir önem kazandırmaktadır.</p>
<p><a name="128."></a>İncir hemen hemen her                           özel diyetin parçası olabilir: İncir doğal olarak yağ,                           sodyum ve kolesterol içermediği ve yüksek lif oranına                           sahip olduğu için, kilo vermeye çalışan kişiler için                           de uygun bir besindir. Aynı zamanda incir, bilinen tüm                           meyvelere göre en yüksek mineral içeriğine sahiptir.                           40 gram incir, 244 mg potasyum (günlük ihtiyacın % 7&#8217;si),                           53 mg kalsiyum (günlük ihtiyacın %6&#8217;sı) ve 1.2 mg demir                           (günlük ihtiyacın %6&#8217;sı) içermektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#128">128</a>                           İncirde <strong>kalsiyum</strong> oranı çok yüksektir;                           meyveler arasında kalsiyum içeriği açısından portakaldan                           sonra ikinci sırada gelmektedir. Bir kase kuru incir,                           bir kase süt ile aynı miktarda kalsiyum sağlamaktadır.                         </p>
<p>İncir, uzun süreli hastalıklardan sonra hızlı şekilde                           iyileşmeye yardımcı olan, güç ve kuvvet veren bir ilaç                           olarak da düşünülmektedir. Fiziksel ve zihinsel zorlanmayı                           ortadan kaldırır ve vücuda enerji ve güç sağlar. İncirin                           en önemli besin öğesi, tüm meyvenin % 51-74&#8242;ünü oluşturan                           şekerdir ve tüm meyveler arasında en yüksek şeker oranını                           içermektedir. Ayrıca incir, astım, öksürük ve soğuk                           algınlığı gibi durumlarda da tedavi amaçlı tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Burada çok sınırlı olarak yer verdiğimiz incirin faydaları,                           Allah&#8217;ın insanlar üzerindeki rahmetinin bir göstergesidir.                           Rabbimiz zevkle yenen bu meyve içerisinde, insanın ihtiyacı                           olan maddeleri, onun sağlığına uygun bir denge ile,                           adeta paketlenmiş şekilde yararına vermektedir. Allah&#8217;ın                           bu özel nimetinin Kuran&#8217;da zikredilmesi de, incirin                           insanlar için önemine bir işaret olabilir. (En doğrusunu                           Allah bilir.) İncirin besin değerinin, insan sağlığı                           açısından öneminin, ancak gelişen tıp ve teknolojik                           imkanlarla tespit edilebilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın, herşeyin                           bilgisine sahip Allah&#8217;ın sözü olduğunun göstergelerinden                           biridir.</p>
<table align="center" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tablozeminli.jpg" height="279" width="300" /><br />                               100 gram incirdeki besin                               değerini gösteren tablo  </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p class="baslik2"><a name="ballik"></a>DEĞERLİ BİR BESİN                           KAYNAĞI:BALIK</p>
<blockquote><p class="ayetler">Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)                             dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı&#8230; (Maide                             Suresi, 96)</p>
</blockquote>
<p>Kalp hastalıklarına yakalanan ve bu nedenle hayatını                           kaybeden kişilerin yaş ortalamalarının gün geçtikçe                           düşmesi, kalp sağlığına gösterilen önemi büyük ölçüde                           artırmıştır. Tıpta, kalp hastalıklarının tedavisi konusunda                           pek çok yeni gelişmeler kaydedilse de, uzmanların asıl                           tavsiye ettiği, bu hastalığa yakalanmadan önce alınacak                           önlemlerin titizlikle uygulanmasıdır. Uzmanlar kalbin                           sağlıklı işleyişinde ve hastalıkların önlenmesinde önemli                           bir besini tavsiye etmektedirler: Balık</p>
<p>Balığın önemli bir besin olmasının nedeni; hem insan                           vücudu için gerekli maddeleri sağlaması, hem de bedeni                           çeşitli hastalık risklerinden mümkün olduğunca uzak                           tutacak içeriğe sahip olmasıdır. Örneğin içerdiği Omega-3                           asidi ile vücut sağlığı için adeta bir kalkan görevi                           gören balığın, düzenli olarak tüketildiğinde kalp hastalıkları                           riskini azalttığı ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği                           ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bilimsel olarak faydaları yeni kanıtlanan balığın,                           değerli bir besin kaynağı olduğu günümüzden yaklaşık                           olarak 1400 yıl önce indirilen Kuran&#8217;da da bildirilmektedir.                           Yüce Allah, Kuran&#8217;da deniz ürünlerini, &#8220;Denizi                           de sizin emrinize veren O&#8217;dur, ondan taze et yemektesiniz&#8230;&#8221;                           (Nahl Suresi,14), &#8220;Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)                           dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı&#8230;&#8221; (Maide                           Suresi, 96) ayetleriyle haber vermektedir. Ayrıca                           Kehf Suresi&#8217;nde de, balığa özel olarak dikkat çekilmektedir.                           Bu surede Hz. Musa ve genç yardımcısının uzun bir yolculuğa                           çıktıkları ve yanlarına da yiyecek olarak balık aldıkları                           bildirilmektedir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği                             yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde                             bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu                             tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde                             (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: <u>&#8220;Yemeğimizi getir                             bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten                             yorulduk.&#8221;</u> (Genç-yardımcısı) Dedi ki: &#8220;Gördün                             mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum&#8230;&#8221;                             (Kehf Suresi, 61-63)</p>
</blockquote>
<p>Kehf Suresi&#8217;nde uzun bir yolculuk sırasında, yorulduktan                           sonra yiyecek olarak özellikle balığın seçilmiş olması                           dikkat çekicidir. Dolayısıyla bu kıssadaki hikmetlerden                           biri olarak, balığın faydalarına, besleyici yönüne işaret                           ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/balik.jpg" height="263" width="246" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="129."></a>Nitekim balığın besin                           olarak özelliklerini araştırdığımızda çarpıcı bilgilerle                           karşılaşırız. Rabbimiz&#8217;in bizlere büyük bir nimeti olan                           balıklar özellikle protein, D vitamini ve eser elementler                           (vücutta çok az miktarda bulunan, fakat vücut için çok                           önemli bazı elementler) açısından mükemmel besin kaynaklarıdır.                           İçerdikleri fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller                           sayesinde ise büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlarlar.                           Sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı                           olur, cilt rengini güzelleştirir, saçların daha sağlıklı                           olmasını sağlar, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadeleye                           katkıda bulunurlar. Ayrıca kandaki kolesterol oranını                           düzenleyici etkileriyle, kalp krizlerinin önlenmesinde                           önemli bir rol oynamaktadırlar. Nişasta ve yağların                           parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım ederler.                           Böylece daha enerjik ve daha kuvvetli olunmasını sağlarlar.                           Öte yandan zihinsel faaliyetlerin düzenli çalışmasında                           etkilidirler. İçerdikleri D vitamininin ve diğer minerallerin                           yeterli miktarlarda alınmaması durumunda ise, raşitizm                           (kemik zayıflığı), diş eti hastalıkları, guatr, hipertiroit                           gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#129">129</a></p>
<p>Bunların dışında günümüz tıbbı, balığın içerdiği Omega-3                           yağ asitlerinin sağlık açısından çok önemli bir yere                           sahip olduğunu keşfetmiştir. Hatta bu yağlar zaruri                           yağ asitleri (EFA: essential fatty asit) olarak belirlenmiştir.                         </p>
<p>&nbsp; </p>
<p class="baslik2_kucuk">Balık Yağındaki Omega-3&#8242;ün Faydaları</p>
<p>Balık yağında sağlığımız için özellikle çok önemli                           olan 2 farklı doymamış yağ asidi türü bulunmaktadır:                           <strong>EPA</strong> (<strong>e</strong>icosa<strong>p</strong>entaenoic                           <strong>a</strong>sit) ve <strong>DHA</strong> (<strong>d</strong>ocosa<strong>h</strong>exaenoic                           <strong>a</strong>sit). EPA ve DHA çoklu doymamış yağlar                           olarak bilinmektedirler ve önemli omega-3 yağ asitlerini                           içermektedirler. İnsan vücudu omega-3 ve omega-6 yağ                           asitlerini üretemez dolayısıyla dışarıdan besinlerle                           alınmaları gerekir.</p>
<p>Balık yağının -omega-3 yağ asitlerini içermesi nedeniyle-                           insan sağlığına faydaları hakkında çok fazla delil bulunmaktadır.                           Omega-3 yağ asitleri, bitkisel yağlarda da bulunmasına                           karşın, insan sağlığını korumada çok daha az etkilidirler.                           Buna karşın deniz planktonları omega-3 yağ asidini EPA                           ve DHA&#8217;ya dönüştürmede çok etkilidirler. Balıklar bu                           planktonları yediklerinde EPA ve DHA açısından zengin                           hale gelirler. Bu nedenle balık, vücut için son derece                           önem taşıyan bu yağ asitleri açısından en zengin besinlerden                           biridir.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Balıktaki Yağ Asitlerinin Hayati                           Faydaları</p>
<p>Balıktaki yağ asitlerinin başlıca özelliği ise vücudun                           enerji üretimine katkıda bulunmasıdır. Bu yağ asitleri,                           vücutta oksijene bağlanarak, elektron transferini gerçekleştirmekte                           ve vücuttaki birtakım kimyasal işlemler için enerji                           sağlamaktadırlar. Bu nedenle balık yağı açısından zengin                           bir beslenmenin yorgunluğu giderdiğine, kavrama gücünü                           ve hareket kabiliyetini artırdığına dair deliller de                           bulunmaktadır. Omega-3, kişinin enerji seviyesini olduğu                           kadar konsantrasyon yeteneğini de arttırmaktadır. Balığın                           &#8220;zeka besini&#8221; olarak ifade edilmesinin bilimsel bir                           temeli vardır çünkü, beyindeki yağın ana bileşimi omega-3                           yağ asitleri içeren DHA&#8217;dır.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Kalp ve Damar Sağlığında Balığın                           Önemi</p>
<p> <a name="130."></a>Balıkta bulunan omega-3 yağ asidi                           kandaki kolesterolü, trigliseridi ve kan basıncını düşürerek,                           kalp sağlığını koruyucu etkisi ile bilinmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#130">130</a>                           Trigliserit bir çeşit yağdır ve içerdiği zengin yağ                           ve düşük protein bakımından LDL&#8217;ye (kötü kolesterole)                           benzer. Yükselmiş trigliserit seviyesi, özellikle yüksek                           kolestrol durumunda kalp hastalığı riskini artırır.                           Ayrıca balık yağları, bir kalp krizinden sonraki anormal                           kalp ritmlerinin, hayatı tehdit eden risklerini de azaltmaktadır.                         </p>
<p>Amerikan Tıp Birliği tarafından yapılan bir araştırmada,                           haftada 5 porsiyon balık yiyen kadınlarda kalp krizi                           geçirme oranlarının 1/3 oranında azaldığı görülmüştür.                           Bunun, balık yağında bulunan omega-3 yağ asitlerinin,                           kanın daha az pıhtılaşmasına neden olmasından kaynaklandığı                           düşünülmektedir. Kanın damarlarımızdaki normal hızı                           saatte 60 km&#8217;dir ve kanın yeterli derecede akışkan olması,                           yoğunluğunun, miktarının, hızının normal seviyede olması                           hayati derecede önem taşır. Kanımız için en büyük tehlike                           -kanama gibi gerekli durumlar haricinde- pıhtılaşarak                           akıcılığının azalmasıdır. Balık yağları kandaki trombositlerin                           (vücutta kanama olduğunda kanı yoğunlaştıran kan plakçıkları)                           birbirlerine yapışmalarını engelleyerek kanın pıhtılaşmasını                           azaltmada da etkili görünmektedir. Aksinde kanın yoğunlaşması                           damarların daralmasına sebep olur. Bu durum da başta                           kalp, beyin, gözler ve böbrekler olmak üzere vücuttaki                           pek çok organın kanla yeterli miktarda beslenememesine,                           ağır çalışmalarına ve zamanla fonksiyonlarını yitirmelerine                           sebep olur. Örneğin atardamar pıhtılaşma yüzünden tamamen                           tıkandığında, damarın bulunduğu yere bağlı olarak, kalp                           krizi, felç veya başka hastalıklar meydana gelebilmektedir.</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri alyuvarlar içindeki oksijen taşıyan                           hemoglobin molekülünün üretiminde ve hücre zarından                           geçen besinlerin kontrolünde de önemli rol oynamakta                           ve vücut için zararlı yağların zararını engellemektedir.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Yeni Doğan Bebeklerin Gelişimi                           İçin Önemi</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri insan beyni ve retinasının önemli                           bir bileşeni olmalarından ötürü, özellikle yeni doğan                           bebeklerin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak, geçtiğimiz                           on yılda önemli araştırmalara konu olmuştur. Omega-3&#8242;ün                           bebeğin anne rahmindeki gelişimi ve yeni doğmuş bebeğin                           gelişimindeki önemini kanıtlayan çok fazla delil bulunmaktadır.                           Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik                           döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde                           gelişimi için çok önemlidir. Anne sütü de doğal ve mükemmel                           bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün                           önemini özellikle vurgulamaktadırlar.</p>
<table align="center" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek2.jpg" height="200" width="338" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Eklem Sağlığına Faydası:</p>
<p>Romatizmal artrit hastalığında (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu) en önemli risk, eklemlerde meydana gelen                           aşınmanın, geriye dönüşü olmayan bir tahribata yol açmasıdır.                           Omega-3 yağ asidi bakımından zengin bir beslenmenin,                           artrit oluşumuna engel olduğu, şişmiş ve hassas eklemlerdeki                           rahatsızlıkların da hafiflediği kanıtlanmıştır. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Beyin ve Sinir Sisteminin Sağlıklı                           Çalışması Açısından Faydaları</p>
<p><a name="131."></a>Omega-3 yağ asidinin beyin                           ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasındaki                           etkileri yapılan pek çok araştırmada ortaya konmuştur.                           Ayrıca balık yağı takviyelerinin depresyon ve şizofreni                           belirtilerini hafifletebildiği, Alzheimer hastalığını                           (bellek kaybına sebep olan, günlük yaşam aktivitelerini                           engelleyen bir beyin hastalığı) önlediği gösterilmiştir.                           Örneğin depresyon geçiren ve 12 hafta boyunca 1 gram                           omega-3 yağ asidi alan kişilerde, belirtilerin -endişe,                           hüzün ve uyku problemleri gibi- azaldığı belgelenmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#131">131</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">Enfeksiyonel Rahatsızlıklara                           Faydası, Bağışıklık Sistemini Güçlendirmesi</p>
<p>Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda, anti-enflamatuar                           (enfeksiyon önleyici) olarak görev yaparlar. Bu nedenle;                         </p>
<p>*Romatizmal artrit (romatizmaya bağlı eklem enfeksiyonu),                         </p>
<p>*Osteoartrit (zamanla eklemlerin işlevlerini bozan                           bir hastalık), </p>
<p>*Ülseretif kolit (bağırsak enfeksiyonuna bağlı yaralar)                           ve </p>
<p>*Lupus (ciltte yara oluşmasına sebep olan deri hastalığı)                           hastalarının hepsinde kullanılabilir. </p>
<p>Ayrıca miyelini (sinir hücrelerini kaplayan zar) koruma                           özelliği vardır. Bu nedenle; </p>
<p>*Glokom (göz içi basıncın artmasıyla körlüğe sebep                           olan hastalık), </p>
<p>*Multipl skeleroz (beyin ve omurilikte doku sertleşmesi                           sonucu oluşan ölümcül hastalık), </p>
<p>*Osteoporoz (kemik dokusunda yapısal zayıflamaya sebep                           olan hastalık) ve </p>
<p>*Şeker hastalarının tedavisinde kullanılır. </p>
<p>Tüm bunların yanı sıra;</p>
<p>*Migren hastalarında, </p>
<p>*Aneroksiyada (ölümcül olabilen yeme bozukluğu), </p>
<p>*Yanık tedavisinde </p>
<p>*Cilt sağlığı ile ilgili problemlerin tedavisine de                           yardımcı olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Yüksek oranda omega-3 yağ asidine sahip balıkla beslenen                           Grönland eskimoları ve Japonlar gibi toplulukların daha                           az kalp, damar hastalıklarına, astım ve sedef hastalığı                           gibi hastalıklara yakalandıklarını gösteren çok kapsamlı                           veriler bulunmaktadır. Balık, bu nedenle tedavi edici                           bir besin olarak da tavsiye edilmektedir. Omega-3 yağ                           asitleri kalp sağlığı için, kanıtlanmış faydalarıyla,                           günümüzde beslenme uzmanlarının başlıca tavsiye ettikleri                           maddelerden biridir. </p>
<p>Genel hatlarıyla yer verdiğimiz balığın faydalarına                           her geçen gün yenileri eklenmektedir. Üstelik balığın                           yararlarını ortaya çıkarmak, pek çok bilim adamının,                           üstün teknolojik imkanlarla donanmış araştırma merkezlerinin                           kullanılmasıyla mümkün olabilmiştir. Böylesine değerli                           bir besin kaynağına Kuran&#8217;da işaret edilmesi ve Kehf                           Suresi&#8217;nde özellikle yorgunluk giderici bir besin olarak                           bildirilmiş olması da elbette son derece hikmetlidir.                           Balıktan sağlanan tüm faydalar Rabbimiz&#8217;in bizlere verdiği                           büyük bir nimettir. Tüm besinlerde olduğu gibi balıklardaki                           üstün yapıyı da bizler için yaratan Alemlerin Rabbi                           olan Allah&#8217;tır.</p>
<p class="baslik2"><a name="domuz"></a>DOMUZ ETİ VE SAĞLIĞA                           ZARARLARI</p>
<blockquote><p class="ayetler">O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz                             etini ve Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı                             kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak                             muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak                             şartıyla ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,                             esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)</p>
</blockquote>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/trisin.jpg" height="150" width="211" /><br />                              Resimde &#8220;trişin&#8221;                               paraziti görülmektedir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Domuz eti yenmesinin sağlığa zararlı pek çok yönü bulunmaktadır.                         Bu zararlar geçmiş dönemlerde olduğu gibi, alınan her                         türlü tedbire rağmen günümüzde de söz konusudur. Herşeyden                         evvel domuz, her ne kadar çiftliklerde, bakımlı ortamlarda                         yetiştirilirse yetiştirilsin, kendi pisliğini yiyen bir                         hayvandır. Gerek pislikle beslenmesi gerekse biyolojik                         yapısı nedeniyle domuzun bünyesi diğer hayvanlara oranla                         çok fazla miktarlarda antikor üretir. Yine domuzun vücudunda                         diğer hayvanlara ve insana oranla çok yüksek dozda büyüme                         hormonu üretilir. Doğal olarak bu yüksek dozdaki antikorlar                         ve büyüme hormonu, dolaşım yoluyla domuzun kas dokusuna                         da geçerek birikir. Bunun yanı sıra domuz eti çok yüksek                         oranlarda kolesterol ve lipid içerir. Bunların sonucunda                         tüm bu aşırı düzeydeki antikorlar, hormonlar, kolesterol                         ve lipidlerle yüklü olan domuz etinin insan sağlığı açısından                         önemli bir tehdit olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
<p>Bugün domuz etinin yoğun olarak tüketildiği ABD, Almanya                           gibi ülkelerin nüfuslarının önemli bir bölümünü oluşturan                           normalin çok ötesinde şişman kimselerin varlığı, artık                           alışılmış bir durum olmuştur. Domuz etine dayalı bir                           beslenme sonucunda, aşırı büyüme hormonuna maruz kalan                           insan bünyesi, önce çok fazla kilo toplamakta, sonra                           da vücut deformasyona -şekil bozukluklarına- uğramaktadır.</p>
<p>Bunların dışında, domuz etindeki sağlığa zararlı maddelerden                           biri de &#8220;trişin&#8221; parazitidir. İnsan vücuduna girdiğinde                           doğrudan kalp kaslarına yerleşerek ölümcül tehlike oluşturan                           trişin parazitine domuz etinde sıklıkla rastlanmaktadır.                           Günümüz teknolojisiyle trişinli domuzları teknik olarak                           tespit etmek mümkünse de önceki asırlarda böyle bir                           yöntem bilinmiyordu. Bu nedenle, domuz eti yiyen herkes                           için trişin parazitini kapma ve ölümle karşı karşıya                           kalma riski vardı. </p>
<p>Görüldüğü gibi tüm bu sebepler, Rabbimiz&#8217;in domuz etini                           yasaklanmasının hikmetlerinden bir kısmıdır. Ayrıca                           Rabbimiz&#8217;in bu emri, her koşulda sağlığa zararlı etkilerini                           sürdüren, denetimsiz üretiminde ise ölümcül bile olabilen                           domuz etinin yenmesine karşı tam bir korumadır.</p>
<p>20. yüzyıla kadar domuz etinin insan sağlığını doğrudan                           tehdit eden zararları olduğundan haberdar olmak mümkün                           değildi. Bugünkü tıbbi cihazlarla, biyolojik testlerle                           somut biçimde ortaya konmuş bu zarara karşı, daha kimsenin                           mikrop, bakteri, trişin, hormon, antikor gibi kavramlardan                           haberi olmadığı 14. yüzyılda indirilen Kuran&#8217;da kesin                           önlem alınması da, Kuran&#8217;ın üstün ilim sahibi Rabbimiz&#8217;in                           vahyi olduğunu gösteren mucizelerdendir. Bugün de domuz                           üretiminde alınan her türlü önlem ve denetime rağmen,                           domuz etinin fizyolojik olarak insan vücuduna uygun                           bir besin türü olmadığı, insan sağlığına kesin zararı                           olan bir et çeşidi olduğu gerçeği değişmemiştir. </p>
<p class="baslik2"><a name="zeytin"></a>ŞİFA KAYNAĞI BİR                           BİTKİ:ZEYTİN</p>
<p>Kuran&#8217;da dikkat çekilen besinlerden biri de zeytindir.                           Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca                           lezzetli bir besin değil, bunun yanında önemli bir sağlık                           kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı                           sıra zeytinin yağı da önemli bir besin kaynağıdır. Kuran&#8217;da                           zeytin ağacının yağına ise şu ayetle dikkat çekilmiştir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Allah, göklerin ve yerin nurudur.                             O&#8217;nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil                             gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki                             incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait                             olmayan <u>kutlu bir zeytin</u> ağacından yakılır;                             (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa                             da<u> yağı ışık verir</u>. (Bu,) Nur üstüne nurdur.                             Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir.                             Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi                             bilendir. (Nur Suresi, 35)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette &#8220;mubareketin zeytunetin&#8221; ifadesiyle                           zeytin, &#8220;bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan&#8221;                           anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir.                           &#8220;Zeytuha&#8221; ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, diğer katı                           yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp                           ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen                           yağ çeşidi olarak bilinmektedir. Zeytinyağının sağlık                           açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p class="baslik2_kucuk"> Kalp ve Damar Sağlığına Faydalı                           Olması</p>
<p><a name="132."></a>Zeytin ve zeytinyağ içinde                           bulunan yağ asitlerinin çoğu tekli doymamış yağdır.                           Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan                           dolayı zeytinyağ kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte,                           tam tersine kontrol altında tutmaktadır. Zeytinyağ ayrıca                           vücut için zaruri olan (EFA: essential fatty asit) omega-6                           yağ asidi (linoleik asit) içermektedir. Bu özelliğiyle                           sağlık örgütleri, (Dünya Sağlık Örgütü/WHO) damar sertliği,                           şeker hastalığı oranlarının yüksek olduğu toplumlarda                           kullanılan yağların içindeki yağ asidinin en az %30�unun                           omega-6 yağ asidi (linoleik asit) olmasını önermektedirler                           ki, bu da zeytinin değerini büyük ölçüde artırmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#132">132</a></p>
<p><a name="133."></a>Bu konuda yapılan çalışmalar,                           1 hafta boyunca her gün 25 mililitre -yaklaşık 2 yemek                           kaşığı- doğal zeytinyağı tüketen insanların daha az                           LDL (kötü kolesterol) ve daha yüksek antioksidan seviyeleri                           gösterdiklerini ortaya çıkarmıştır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#133">133</a>                           <a name="134."></a>Antioksidanlar, &#8220;serbest                           radikaller&#8221; denilen vücudumuzdaki zararlı maddeleri                           etkisiz hale getirmeleri ve hücrenin tahrip edilmesini                           engellemeleri bakımından son derece önemli maddelerdir.                           Ayrıca zeytinyağı kullanımının kolesterol seviyelerini                           düşürdüğü ve kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma                           ile de tasdik edilmiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#134">134</a></p>
<p><a name="135."></a>Zeytinyağı, kanda dolaşan LDL adlı                           zararlı kolesterol düzeyini düşürdüğü, aynı zamanda                           HDL adlı faydalı kolesterol düzeyini ise yükselttiği<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#135">135</a>                           için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.                           Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına                           rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine                           sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. </p>
<p><a name="136."></a>Bunun yanı sıra zeytinyağı,                           vücutta bulunan omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine                           oranını da bozmamaktadır. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin                           vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü                           bu oranlardaki dengesizlik durumunda kalple, bağışıklık                           sistemi ile ilgili hastalıklar ve kanser de dahil olmak                           üzere birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#136">136</a>                           <a name="137."></a>Tüm bu sebeplerden dolayı                           pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan                           Kalp Topluluğu, kalp hastalığı riskini azaltmak için                           yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı                           diyete bir alternatif olabileceğini ileri sürmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#137">137</a></p>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytin.jpg" height="311" width="275" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Kanser Önleyici Olması</p>
<p><a name="138."></a><em>The Archives of Internal                           Medicine</em>&#8216;de yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda                           tekli doymamış yağ tüketen kadınların göğüs kanserine                           yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#138">138</a>                           New York&#8217;ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının                           yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel                           yağlarda bulunan bir yağ olan B-sitosterol&#8217;ün, prostat                           kanseri hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı                           olabildiği belirtilmiştir. Araştırmacılar B-sitosterol&#8217;ün,                           hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme                           sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz                           hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.</p>
<p><a name="139."></a>Oxford Üniversitesi&#8217;ndeki                           doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının                           bağırsak kanserine karşı koruyucu özelliğe sahip olduğu                           bulunmuştur. Doktorlar zeytinyağının, bağırsak kanserlerinin                           başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye                           girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı                           zamanda zeytinyağının safra asiti miktarını azaltarak                           ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek,                           anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu                           keşfetmişlerdir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#139">139</a></p>
<p class="baslik2_kucuk">Artriti (eklem enfeksiyonu)                           Önlemesi</p>
<p>Araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı                           ve pişmiş sebze yiyen insanların eklemlerdeki kronik                           enfoksiyonel bir hastalık olan romatizmal artrit geçirme                           riskleri azalabilmektedir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Kemik Gelişimine Yardımcı Olması</p>
<p><a name="140."></a>Zeytinyağının içerdiği                           E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin                           kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyumu sabitleyerek                           kemikleri güçlendirmesi bakımından oldukça önemlidir.                           Aynı zamanda yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir,                           çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin                           vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca kemik mineralizasyonunu                           (minerallerin kemiklerde çökmesi) harekete geçirerek                           kalsiyum kaybını engeller.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#140">140</a> Kemikler                           organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur                           ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik                           yumuşaması gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu                           bakımdan zeytinyağının, iskelet yapısı üzerinde çok                           olumlu katkısı vardır.</p>
<p class="baslik2_kucuk">Yaşlanmayı Önlemesi</p>
<p>Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici                           özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde                           de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinler bedenimizde                           enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler ortaya                           çıkar. Zeytinyağı, içerdiği çok sayıdaki antioksidan                           maddeyle zararlı maddelerin tahribatını önler, hücrelerimizi                           yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.                           Zeytinyağı aynı zamanda vücudumuzda hücreleri tahrip                           eden, yaşlandıran &#8220;serbest radikal&#8221;leri baskılayan E                           vitamini açısından da zengindir. </p>
<p class="baslik2_kucuk">Çocukların Gelişimine Katkısı</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gelisim.jpg" height="196" width="171" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Zeytin ve zeytinyağı, içinde bulunan linoleik asitten                         (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler, gelişim                         çağındaki çocuklar için son derece faydalı bir besindir.                         Linoleik asitin eksikliği, bebekteki gelişimin yavaşlamasına                         ve birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden                         olur.
<p>Zeytinyağı, vücudumuzdaki zararlı maddelerin                           tahribatını önleyen antioksidan elementleri ve insan                           için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar                           da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna                           yardımcı olurlar. </p>
<p>Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer,                           dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan                           vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut                           için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağlı asitleri                           açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler                           zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı                           kılmaktadır.</p>
<p>Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir                           sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı                           uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır.                           Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber                           yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü                           kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi.jpg" height="212" width="240" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk">Tansiyon Düşürücü Etkisi:</p>
<p><em>The Archives of Internal Medicine</em> dergisinin                           27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma,                           zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez                           daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı                           ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.</p>
<p><a name="141."></a><a name="142."></a><a name="143."></a>İster                           sıcak, ister soğuk olarak tüketilsin, zeytinyağı mide                           asitini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara                           karşı korur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#141">141</a> Bunun yanı sıra safra                           salgısını harekete geçirerek, en mükemmel hale gelmesini                           sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve                           safra taşı riskini azaltır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#142">142</a> Ayrıca                           içindeki klor sayesinde de karaciğerin çalışmasına yardımcı                           olur ve böylece vücudun atıklardan kurtulmasını kolaylaştırır.                           Bunların yanı sıra beyin atardamarlarının sağlığına                           da olumlu etkisi vardır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#143">143</a></p>
<p><a name="144."></a>Zeytinyağı, tüm bu özellikleri                           dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini                           çekmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#144">144 </a>Uzmanların yorumlarından                           bir kısmı şöyledir:</p>
<p>Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden                           biri, CNN&#8217;in ödüllü muhabiri, <em>The Food Pharmacy                           </em>(Besin Eczanesi) ve <em>Food-Your Miracle Medicine</em>                           (Yiyecekler-Mucizevi İlaçlarınız) kitaplarının yazarı                           ve aynı zamanda uluslararası bir köşe yazarı olan Jean                           Carper:</p>
<blockquote><p>Yeni İtalyan araştırması zeytinyağının, LDL kolesterolünün                             atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere                             bazı hastalık süreçleriyle savaşan&#8230; antioksidanlar                             içerdiğini bulmuştur.</p>
</blockquote>
<p><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi2.jpg" align="right" height="320" width="193" />Diyetisyen                           ve beslenme uzmanı Pat Baird:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağının çok yönlülüğü&#8230; onun beden sağlığına                             olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var.</p>
</blockquote>
<p>Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji                           Bölümü başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos:</p>
<blockquote><p>Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla                             zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde                             %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi.</p>
<p>&#8230; Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu                             bir etkiye sahiptir: prostat, göğüs, kolon, pullu                             hücre ve yemek borusu tümörleri.</p>
</blockquote>
<p>Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nden D. Peck:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağının farelerdeki bağışıklık sistemini güçlendirdiği                             ortaya çıkarılmıştır&#8230; </p>
</blockquote>
<p>Milano Eczacılık Fakültesi&#8217;nden Bruno Berra:</p>
<blockquote><p>&#8230; natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri                             LDL&#8217;nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde                             artırır.</p>
</blockquote>
<p>II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları                           Bölümü&#8217;nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki                             glikozun daha iyi kontrolünü sağlar.</p>
</blockquote>
<p>Seconda Universita degli Studi di Napoli, Facolta di                           Medicina e Chirurgia, Patrizia Galletti:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı polifenollerinin besin olarak alımı, reaktif                             oksijen metabolitlerle ilgili olan hastalıkların riskini                             azaltabilir -mide ve bağırsakla ilgili bazı hastalıklar                             ve damarların tıkanması gibi. Zeytinyağı hidroksitirosolu                             insan eritrositlerini oksidatif tehlikeye karşı korur.</p>
</blockquote>
<p>Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu&#8217;ndan Frank                           Sacks:</p>
<blockquote><p>Zeytinyağı açısından zengin bir diyet, aşırı şişmanlığı                             kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı                             bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli                             kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır&#8230;</p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını                           esas alan beslenme modelinin en ideal şekil olduğunu                           düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme                           programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler,                           zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah&#8217;ın                           pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları,                           tıp bilgisinin artmasıyla paralel olarak keşfedilmiştir.</p>
<blockquote><p class="ayetler">Sizin için gökten su indiren O&#8217;dur;                             içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda                             otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar,                             üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz                             bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.                             (Nahl Suresi, 10-11)</p>
</blockquote>
<p class="baslik2"><a name="koroner"></a>KORONER BY-PASS                           AMELİYATI</p>
<blockquote><p class="ayetler">Biz, senin <u>göğsünü yarıp-genişletmedik                             mi</u>? Ve yükünü indirip- atmadık mı? Ki o, senin                             belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik                             mi? Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık                             vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.                             (İnşirah Suresi, 1-6)</p>
</blockquote>
<p>Bilindiği gibi her organın canlılığını sürdürmesi ve                           görevini yapması için kan yoluyla beslenmesi gereklidir.                           Kan, kalp kasımıza da &#8220;koroner arter&#8221; adı verilen atardamarlar                           yoluyla gelmektedir. Damar sertliği (ateroskleroz) durumunda,                           bu damarlarda daralma ve kanmalar oluşabilmektedir.                           Bu durum ilerlediğinde ise kan akışı engellenir ve kalp                           yeterince beslenemez hale gelir. Bu da kalbin görevini                           yapamadığını gösteren göğüs ağrısına ve kalp krizine                           neden olmaktadır. </p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde &#8220;<strong>Biz, göğsünü yarıp-genişletmedik                           mi&#8221;</strong> olarak tercüme edilen &#8220;E lem neşrah leke                           sadreke&#8221; ifadesi, bu tür bir kalp rahatsızlığına ve                           günümüzde yapılan koroner by-pass ameliyatlarına bir                           işaret olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Çünkü ayette                           geçen &#8220;lem neşrah&#8221; ifadesi, ilk anlamı itibariyle eti                           ve benzeri şeyleri açmak fiilini ifade etmektedir. Nitekim                           bu ameliyatlarda da göğüs kemiği boydan ikiye ayrılarak                           göğsün içine girilmektedir. Yapılan ameliyat sonucunda                           kan akışı tekrar sağlanmakta ve göğüs ağrısı ortadan                           kalkmaktadır. Ayette geçen genişleme ifadesi de söz                           konusu damarlardaki daralmaların ortadan kaldırılmasına                           işaret olabilir.</p>
<p>Ayrıca bu surenin hemen ardından Allah&#8217;ın kalp sağlığına                           faydalı bir bitki olan &#8220;zeytin&#8221; üzerine and içmesi de                           (Tin Suresi, 1), son derece hikmetlidir. </p>
<p class="baslik2"><a name="hareket"></a>HAREKET ETMENİN,                           YIKANMANIN VE SU İÇMENİN SAĞLIĞA FAYDALARI</p>
<p>Kuran&#8217;da dikkat çekilen davranışlardan biri, Hz. Eyüp&#8217;e                           gelen bir vahyi anlatan ayetlerde bildirilir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Kulumuz Eyyub&#8217;u da hatırla. Hani                             o: &#8220;Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap                             dokundurdu&#8221; diye Rabbine seslenmişti. &#8220;Ayağını depret.                             İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su,&#8221; diye vahyettik).                             (Sad Suresi, 41-42)</p>
</blockquote>
<p>Hz. Eyüp&#8217;e şeytanın vermiş olduğu sıkıntı ve rahatsızlığa                           karşılık Allah&#8217;ın bildirdiği tavsiyelerden biri &#8220;ayağını                           depretmesi&#8221;dir. Ayette geçen bu ifade hareket etmenin,                           spor yapmanın faydalarına işaret ediyor olabilir.</p>
<p><a name="145."></a><a name="146."></a><a name="147."></a>Spor                           esnasında, özellikle bacak kasları gibi uzun kasların                           hareket ettirilmesi (izometrik hareketler) ile kan dolaşımı                           hızlanır, hücrelere giden oksijen miktarında artış olur.                           Bunun sonucunda kişinin üzerindeki bitkinlik kaybolur,                           toksik maddelerin vücuttan atılmasıyla da kişi dinçleşir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#145">145</a>                           Aynı zamanda vücut mikroplara karşı çok daha dirençli                           bir hale gelir. Düzenli egzersiz yapan kişiler geniş                           ve temiz damarlara sahip olurlar. Bu da damarların tıkanmasını,                           dolayısıyla kalp hastalıklarını önleyici etki yapar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#146">146</a>                           Ayrıca düzenli yapılan egzersiz, kan şekerinin dengesini                           sağlayarak şeker hastalığını önleyici rol oynar. Sporun                           karaciğer üzerindeki olumlu etkileri, &#8220;iyi kolesterol&#8221;                           diye adlandırabileceğimiz kolesterol seviyesini yükseltir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#147">147</a></p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/ayetlersu.jpg" height="261" width="283" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Ayrıca ayakların çıplak olarak yere basılması vücutta                         birikmiş statik elektriğin boşaltılmasında çok etkili                         bir yöntemdir. Bu yöntem vücut için bir nevi topraklama                         görevi görür.
<p>Bunun yanında ayette dikkat çekildiği                           gibi yıkanmanın da, vücuttaki statik elektriğin atılmasında                           en etkili yöntem olduğu bilinmektedir. Yıkanmayla birlikte                           vücutta oluşan fiziksel temizliğin yanı sıra, kişinin                           üzerindeki muhtemel gerilim ve sıkıntı da azalır. Bu                           nedenle yıkanmak, hem stres hem de ateşli hastalıklar                           başta olmak üzere, birçok fiziksel ve psikolojik rahatsızlık                           üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir. </p>
<p>Ayette, yıkanmaya ek olarak bir de su içilmesi tavsiye                           edilmiştir. Suyun vücudun her organı üzerinde oluşturduğu                           faydalar göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Ter bezleri,                           mide, bağırsaklar, böbrekler, cilt ve bunlar gibi daha                           pek çok organın sağlığı, suyun vücuda yeterli miktarda                           alınmasına bağlıdır. Bu konuda meydana gelebilecek bir                           rahatsızlığın telafisi de yine suyla yapılan takviye                           ile mümkün olur. Bitkinliğin, yorgunluğun ve uyku halinin                           çözümü de yine vücuttaki su miktarının artırılması,                           böylece toksik maddelerden arınılması sağlanarak gerçekleşir.</p>
<p>Her biri beden ve ruh sağlığımız için hayati önem taşıyan                           bu tavsiyelerin birarada uygulanması ise, en ideal sonucu                           verecektir. Bu tavsiyelerin her biri Allah&#8217;ın &#8220;Kuran&#8217;dan                           mü&#8217;minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz&#8230;&#8221;                           ayetinin bir tecellisidir. (İsra Suresi, 82)</p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="mikroskobik"></a>MİKROSKOBİK                           HAYATIN VARLIĞI</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/arastirma.jpg" height="144" width="218" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve <u>daha                         bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri</u> yaratan                         (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36)
<p>&#8230;                           daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (Nahl                           Suresi, <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Yukarıdaki ayetlerde, Kuran&#8217;ın indirildiği dönemde                           insanların bilmediği hayat formlarının olduğuna işaret                           edilmektedir. Nitekim mikroskobun keşfi ie birlikte                           insan gözünün göremediği küçüklükte yeni canlılar keşfedilmiştir.                           Böylece Kuran&#8217;da dikkat çekilen, bu canlıların varlığı                           hakkında insanlar bilgi sahibi olmaya başlamışlardır.                           Çıplak gözle görülemeyen ve genellikle tek bir hücreden                           ibaret olan mikro canlıların varlığına işaret eden diğer                           ayetler ise şöyledir:</p>
<p>&#8230; Göklerde ve yerde <u>zerre                           ağırlığınca</u> hiçbir şey O&#8217;ndan uzak (saklı) kalmaz.                           <u>Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da</u>,                           istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır.                           (Sebe Suresi, 3)</p>
<p>&#8230; Yerde ve gökte <u>zerre ağırlığınca</u>                           hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz.<u> Bunun                           daha küçüğü de, daha büyüğü de</u> yoktur ki, apaçık                           bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)</p>
<p>Yeryüzünün her yanına yayılmış olan bu gizli dünyanın                           üyeleri yani mikroorganizmalar, yeryüzündeki hayvanların                           20 katı kadardırlar. Gözle görülmeyecek kadar küçük                           bu mikroorganizmalar topluluğu, bakteriler, virüsler,                           mantarlar, su yosunları ve akarlardan oluşur. Bu mikrocanlılar,                           yeryüzündeki yaşam dengesinin önemli bir unsurudur.                           Örneğin Dünya üzerinde yaşamın oluşumunu sağlayan temel                           öğelerden bir tanesi olan azot döngüsü, bakteriler tarafından                           sağlanır. Bitkilerin topraktaki mineralleri alabilmelerini                           sağlayan en önemli unsur ise kök mantarlarıdır. Salata                           veya et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmemizi                           ise dilimizde bulunan bakteriler önler. Aynı zamanda                           bazı bakteriler ve algler, dünyada canlılığın var olmasının                           temel unsuru olan fotosentez yapabilme yeteneğine sahiptirler                           ve bu görevi bitkilerle paylaşırlar. Bazı akar türleri                           organik maddeleri parçalayarak besinleri bitkilerin                           kullanabileceği hale dönüştürebilirler. Görüldüğü gibi                           ancak teknolojik aletlerle hakkında bilgi edinebildiğimiz                           bu küçük canlılar, insan yaşamı için vazgeçilmez öneme                           sahiptirler.</p>
<p>Kuran&#8217;da asırlar öncesinden gözle gördüğümüz alemlerin                           dışında da canlılar olacağına dikkat çekilmesi, kuşkusuz                           Kuran&#8217;ın bir başka mucizesidir.</p>
<p><a name="hayvan"></a>HAYVAN                           TOPLULUKLARININ VARLIĞI</p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kuslar.jpg" height="114" width="259" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        <u>Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir                         kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın..</u>. (Enam                         Suresi, 38)
<p>Günümüzde hayvan ve kuş ekolojilerinde yapılan incelemeler                           sonucunda, tüm hayvanların ve kuşların ayrı topluluklar                           halinde yaşadıkları bilinmektedir. Uzun süreli ve kapsamlı                           araştırmalar sonucu hayvanlar hakkında elde edilen bilgiler,                           hayvanlar arasında oldukça sistemli bir sosyal düzen                           olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>Örneğin sosyal hayatları ile bilim adamlarını hayrete                           düşüren bal arıları, koloniler halinde ağaç kovuklarında                           veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar.                           Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80                           bin işçi arıdan oluşur. Daha önce de değindiğimiz gibi,                           arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur                           ve kraliçenin temel görevi yumurtlamaktır. Bundan başka,                           koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini                           sağlayan önemli maddeler de salgılar. Erkeklerin ise                           tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek                           örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını                           düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm                           işleri ise işçi arılar yaparlar. Arı kovanındaki hayatın                           her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından,                           kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev                           hiç aksamadan yerine getirilir. </p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/penguenler.jpg" height="192" width="170" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Karıncalar da dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmalarına                         rağmen, teknoloji, kollektif çalışma, askeri strateji,                         gelişmiş iletişim ağı, hiyerarşik düzen, disiplin, kusursuz                         bir şehir planlaması gibi pek çok alanda insanlara örnek                         olacak bir düzen sergilerler. &#8220;Koloniler&#8221; denen topluluklar                         halinde yaşayan karıncalar, öylesine gelişmiş bir düzen                         içindedirler ki, bu açıdan insanlarınkine benzer bir uygarlığa                         sahip oldukları bile söylenebilir.
<p>Karıncalar                           besinlerini üretip depolarken, yavrularını gözetir,                           kolonilerini korur ve savaşırlar. Hatta &#8220;terzilik&#8221; yapıp,                           &#8220;tarım&#8221;la uğraşan, &#8220;hayvan yetiştiren&#8221; koloniler bile                           vardır. Aralarında çok güçlü bir iletişim ağı bulunan                           bu hayvanlar, toplumsal örgütlenme ve uzmanlaşma açısından                           bakıldığında, hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak üstünlüktedirler.                         </p>
<p><a name="148."></a>Topluluk halinde yaşayan                           hayvanlar düzenli yaşantılarının yanı sıra tehlikeye                           de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan                           veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiklerinde                           topluca bu hayvanların çevresini sararlar. Bu arada                           çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel                           bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri                           saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden                           uzaklaştırır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#148">148</a></p>
<p><a name="149."></a><a name="150."></a>Birarada                           uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri                           için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar                           aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak                           bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar.                           Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar,                           doğan bunu yapsa bile kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#149">149                           </a>Memeli hayvanlar da sürülerine bir saldırı olduğunda,                           toplu olarak hareket ederler. Örneğin zebralar düşmanlarından                           kaçarken yavrularını sürünün ortasına alırlar. Yunuslar                           da hep grup halinde gezerler ve en büyük düşmanları                           olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı koyarlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#150">150</a></p>
<p>Hayvanların sosyal hayatları ile ilgili verilebilecek                           sayısız örnek ve çok fazla detay vardır. Hayvanlarla                           ilgili elde edilen bu bilgiler, uzun yıllar boyunca                           yapılan kapsamlı araştırmalar neticesinde elde edilebilmiştir.                           Görüldüğü gibi her alanda olduğu gibi hayvanlarla ilgili                           Kuran&#8217;da verilen bilgiler de, onun Allah&#8217;ın sözü olduğunu                           göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="baslik2"><a name="tasarim"></a>BİYOMİMETİK:                           CANLILARDAKİ TASARIMLARI ÖRNEK ALMA</p>
<blockquote><p class="ayetler"><u>Sizin için hayvanlarda da elbette                             ibretler vardır</u>, size onların karınlarındaki fers                             (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin                             boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.                             (Nahl Suresi, 66)</p>
<p class="ayetler"><u>Gerçekten hayvanlarda da sizin                             için bir ders (ibret) vardır</u>; karınlarının içinde                             olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için                             daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz.                             Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. (Müminun                             Suresi, 21-22)</p>
</blockquote>
<p>Bugün pek çok bilim adamı ve araştırma-geliştirme (ARGE)                           uzmanı projelerine başlamadan önce, bunun canlılardaki                           örneklerini araştırmakta, onlardaki sistem ve tasarımları                           taklit etmektedirler. Diğer bir deyişle bilim adamları,                           Allah&#8217;ın doğada yarattığı tasarımları görüp incelemekte                           ve bunlardan ilham alarak yeni teknolojiler geliştirmektedirler.                         </p>
</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tasarim.jpg" height="142" width="227" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Bu yönelim yeni bir bilim dalı doğurmuştur: &#8220;Biyomimetik&#8221;.                         &#8220;Doğadaki canlılardan taklit&#8221; anlamına gelen bu bilim                         dalı, özellikle son dönemlerde teknoloji dünyasında yaygın                         bir uygulama alanı bulmuştur. Kuran&#8217;da Müminun Suresi&#8217;nin                         21. ve Nahl Suresi&#8217;nin 66. ayetlerinde &#8220;ders alma, öğüt,                         önem, önemli şey, örnek&#8221; anlamlarına gelen &#8220;ibreten&#8221; kelimesinin                         kullanılması bu bakımdan çok hikmetlidir.
<p>Biyomimetik,                           insanların doğada bulunan sistemleri taklit ederek yaptıkları                           maddelerin, aletlerin, mekanizma ve sistemlerin tümünü                           ifade eden bir terimdir. Doğadaki tasarımlar örnek alınarak                           yapılan aletlere, özellikle nanoteknoloji, robot teknolojisi,                           yapay zeka (AI), tıbbi endüstri ve askeri donanım gibi                           alanlarda kullanılmak için gerek duyulmaktadır.</p>
<p>Biyomimetik (biyomimikri), ilk defa Montanalı bir yazar                           ve bilim gözlemcisi olan Janine M. Benyus tarafından                           ortaya atılmış bir kavramdır. Türkçe karşılığı &#8220;biyotaklit&#8221;                           olan bu kavram, daha sonra pek çok kişi tarafından yorumlanmış                           ve uygulamaya geçirilmiştir. Biyomimetik hakkında yapılan                           yorumlardan biri şöyledir:</p>
<blockquote><p><a name="151."></a>Biyomimikrinin ana teması doğadan                             model, ölçü ve akıl olarak öğrenecek çok şeyimiz olduğudur.                             Bu araştırmacıların ortak noktası, doğadaki tasarıma                             saygı göstermeleri ve insanların karşılaştıkları problemlerin                             çözümünde bunları kullanarak ilham almalarıdır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#151">151</a></p>
</blockquote>
<p>Ürün kalitesini ve verimini artırmada doğadan faydalanan                           şirketlerden biri olan Interface&#8217;in ürün stratejisti                           David Oakey de biyomimetik konusunda şunları söyler:</p>
<blockquote><p><a name="152."></a>Doğa, benim iş ve tasarım                             konularında akıl hocam, yaşam tarzım için bir model.                             Doğanın sistemi milyonlarca senedir çalışıyor� Biyotaklit,                             doğadan öğrenmenin bir yoludur.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#152">152</a></p>
</blockquote>
<p>Son yıllarda bilim adamları hızla yaygınlaşan bu fikri                           benimsediler; önlerindeki benzersiz ve kusursuz modelleri                           örnek alarak çalışmalarına hız kazandırdılar. Doğadaki                           tasarımlar, en az malzeme ve enerji ile en fazla verim                           almaları, kendi kendilerini onarma özellikleri, geri-dönüşümlü                           ve doğa-dostu olmaları, sessiz çalışmaları, estetik,                           dayanıklı ve uzun ömürlü olmaları bakımından teknolojik                           çalışmalara örnek teşkil ederler. <em>High Country News</em>                           adlı bir gazetede biyomimetik bilimsel bir hareket olarak                           tanımlanmış ve şöyle bir yorum yapılmıştır:</p>
<blockquote><p><a name="153."></a>Doğal sistemleri model                             alarak, bugün kullandığımızdan çok daha uzun süreli                             teknolojiler oluşturabiliriz.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#153">153</a></p>
</blockquote>
<p>Doğada gördüğü mükemmellikler üzerinde düşünerek, doğadaki                           modellerin taklit edilmesi gerektiğine inanan Janine                           M. Benyus�un, <em>Biomimicry</em> (Biyomimikri) adlı                           kitabında verdiği örneklerden bazıları şunlardır:</p>
<p>* Arı kuşlarının 10 gramdan daha az bir yakıtla Meksika                           Körfezi&#8217;ni geçebilmeleri,</p>
<p>* Yusufçukların en iyi helikopterlerden bile daha iyi                           manevra yapabilmeleri,</p>
<p>* Termit kulelerinde bulunan iklimlendirme ve havalandırma                           sistemlerinin, donanım ve enerji sarfiyatı bakımından                           insanların yaptıklarından çok daha üstün olmaları, </p>
<p>* Yarasanın çok-frekanslı ileticisinin, insanların                           yaptığı radarlardan daha verimli ve duyarlı çalışması,                         </p>
<p>* Işık saçan alglerin vücut fenerlerini aydınlatmak                           için çeşitli kimyasalları biraraya getirmeleri,</p>
<p>* Kutup balıkları ve kurbağaların donduktan sonra yeniden                           hayata dönmeleri ve organlarının buz nedeniyle hasara                           uğramaması,</p>
<p>* Bukalemunun ve mürekkep balığının, bulundukları ortamla                           tam bir uyum içinde olacakları şekilde derilerinin renklerini,                           desenlerini anında değiştirmeleri,</p>
<p>* Arıların, kaplumbağaların ve kuşların haritaları                           olmadan uzun mesafeleri katetmeleri,</p>
<p>* Balinaların ve penguenlerin oksijen tüpü kullanmadan                           dalmaları,</p>
<p>Yukarıda sadece birkaç örneğine yer verdiğimiz doğadaki                           hayranlık uyandıran bu gibi mekanizma ve tasarımlar,                           teknolojinin birçok alanını zenginleştirme potansiyeline                           sahiptir. Bilgi birikimimizin artması ve teknolojik                           imkanların gelişmesi ile birlikte bu potansiyel her                           geçen gün daha da ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Hayvanların her biri, insanları hayrete düşüren birçok                           yaratılış özelliklerine sahiptir. Kimileri suda hareket                           etmelerini sağlayan en ideal şekle (hidrodinamik) sahipken,                           kimileri de bizim için oldukça yabancı olan duyuları                           kullanır. Bunların birçoğu insanların ilk defa karşılaştıkları,                           daha doğrusu yeni farkına vardıkları özelliklerdir.                           Bazen bir canlının tek bir özelliğini bile taklit etmek                           için bilgisayar, mekanik, elektronik, matematik, fizik,                           kimya ve biyoloji gibi bilim dallarının önde gelen isimlerinin                           biraraya gelmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bilim adamları her geçen gün doğada keşfettikleri benzersiz                           yapılar ve sistemler karşısında hayrete düşmekte ve                           bunlara duydukları hayranlığı insanlık yararına yeni                           teknolojiler üretmek için kullanarak göstermektedirler.                           Doğada var olan mükemmel sistemlerin, uygulanan olağanüstü                           tekniklerin bilim adamlarının bilgisinin ve aklının                           çok üstünde olduğunun, mevcut problemlere benzersiz                           çözümler sunduğunun farkına varan bilim adamları, artık                           senelerce uğraşarak çözüm getiremedikleri pek çok konuda                           doğadaki tasarımların yardımına başvurmaktadırlar. Bunun                           sonucu olarak da kısa zamanda, başarılı sonuçlar elde                           etmeleri mümkün olmaktadır. Ayrıca doğanın taklidi ile                           birlikte bilim adamları gerek vakit ve emek açısından,                           gerekse maddi kaynakların isabetli kullanılması bakımından                           da çok önemli kazançlar sağlamaktadırlar. </p>
<p>Bugün görmekteyiz ki gelişen teknoloji yaratılış mucizelerini                           tek tek keşfetmekte ve &#8220;biyomimetik&#8221; biliminde olduğu                           gibi canlılardaki olağanüstü tasarımları örnek alarak                           insanlığa hizmet etmektedir. Janine M. Benyus da, doğayı                           taklit ettiğimiz takdirde yiyecek ve enerji üretimi,                           bilgi depolama, sağlık gibi birçok alanda kendimizi                           rahatlıkla geliştirebileceğimizi belirtmiştir. Bu konuların                           ele alındığı pek çok bilimsel makaleden birkaç tanesinin                           başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p><a name="154."></a>Yaşamın Muhteşem Tasarımlarından                           Örnek Almak<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#154">154</a></p>
<p><a name="155."></a>Biyomimetik Daha İyi Bir Dünya Vaad                           Ediyor<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#155">155</a></p>
<p><a name="156."></a>Bilim Doğayı Taklit Ediyor<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#156">156</a></p>
<p><a name="157."></a>Doğadaki Tasarımlardan Öğrenmek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#157">157</a></p>
<p><a name="158."></a>Hayatın Tasarımdaki Dersleri<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#158">158</a></p>
<p><a name="159."></a>Biyomimikri: Gözümüzün Önünde Gizlenen                           Sırlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#159">159</a></p>
<p><a name="160."></a>Biyomimikri: Doğanın İlham Verdiği                           Buluşlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#160">160</a></p>
<p><a name="161."></a>Biyomimikri: Bizi Çevreleyen Üstün                           Yetenek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#161">161</a></p>
<p><a name="162."></a>Biyomimetik: Doğadan İyi Dizaynlar                           Çıkarmak<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#162">162</a></p>
<p><a name="163."></a>Biyomimetik: Doğadaki Tasarımlardan                           Malzemeler Meydana Getirmek<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#163">163</a></p>
<p><a name="164."></a>Mühendisler Tasarım için Doğadan                           Örnek Alıyorlar<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#164">164</a></p>
<p>19. yüzyılda doğanın taklidi sadece estetik açıdan                           uygulama sahasına sahipti. Dönemin ressam ve mimarları                           doğadaki güzelliklerden etkilenmiş, yaptıkları eserlerde                           bu yapıların dış görünüşlerini örnek almışlardı. Ama                           doğadaki tasarımların olağanüstülüğünün ve bunların                           taklidinin insanlar için fayda sağlayacağının anlaşılması,                           ancak doğal mekanizmaların moleküler seviyede incelenmesiyle                           -20. yüzyılda- başlamıştır. Bugün bilim adamları ve                           araştırmacılar Kuran&#8217;da yaklaşık 1400 sene evvel bildirildiği                           gibi canlılardan &#8220;ders&#8221; almaktadırlar. </p>
<p class="baslik2"><a name="cekirge"></a>TOPLU HAREKET                           EDEN ÇEKİRGELER</p>
<blockquote><p class="ayetler">Gözleri &#8216;zillet ve dehşetten düşmüş                             olarak&#8217;, <u>sanki &#8216;yayılan&#8217; çekirgeler gibi</u> kabirlerinden                             çıkarlar. (Kamer Suresi, 7)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette, iman etmeyenlerin ahiretteki durumları                           tarif edilmektedir. Gelmiş geçmiş milyarlarca insanın                           topluca dirilişi, yayılan çekirgelere benzetilmektedir.                           Kuşkusuz Allah&#8217;ın bu örneği vermesinin pek çok hikmeti                           vardır. </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td height="231">
<p align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cekirgeler1.jpg" height="211" width="254" />                                 </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="165."></a>20. yüzyılda çekirgeler                           üzerinde mikro kameralarla yapılan kapsamlı araştırmalar                           esnasında birçok bilgi edinilmiştir. Çekirge sürüleri                           çok kalabalıklardır ancak adeta tek bir vücut olarak                           hareket ederler. Milyarlarca çekirge biraraya gelerek                           kilometrelerce uzunluk ve genişlikteki kapkara bir yağmur                           bulutunu andırırlar. Bu sürülerin bazılarının 3-5 kilometre                           genişliğinde ve metrelerce derinlikte olduğu tespit                           edilmiştir. Çekirge sürüleri bu yoğunluklarından ötürü,                           havanın kararmış gibi görünmesine sebep olurlar.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#165">165</a></p>
<p><a name="166."></a>Bu canlılarla ilgili tespit                           edilen bir diğer bilgi de yumurtalarını toprağın içine                           tohum gibi yerleştirmeleri ve çekirge larvalarının uzun                           bir süre toprağın altında kaldıktan sonra, yeryüzüne                           topluca çıkmalarıdır. Dişi çekirgeler toprağın içine                           10-15 cm&#8217;lik bir tünel kazdıktan sonra, bir seferde                           95-158 yakın larva bırakırlar. Bir çekirge bu işlemi                           yaklaşık üç sefer tekrarlar. Larvalar olgunlaştıklarında                           -havanın sıcaklığına bağlı olarak 10-65 gün arası bir                           zamanda- toplu olarak toprağın altından çıkarlar. 1m<sup>2</sup>&#8216;lik                           bir alanda 1.000 yumurta çukuru bulunabilir. Çekirge                           sürüleri birkaç yüz km2&#8242;lik alanı kaplayabilecek çokluktadırlar.                           Km<sup>2</sup> başına düşen çekirge miktarı ise 40-80                           milyon arasında değişmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#166">166</a>                           Çekirgelerin toprağın altında olmaları, uzun bir süre                           kaldıktan sonra topluca ve çok kalabalık olarak yeryüzüne                           çıkıyor olmaları, kıyamet günü insanların dirilişine                           benzer bir görünüm olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<p>Günümüzde çekirgeleri araştırmak üzere özel birimler                           kurulmuştur ve bu araştırmaların bir kısmında uzaktan                           kumandalı görüntü elde etme sistemleri kullanılmaktadır.                           Hatta NASA&#8217;nın uydu verileri dahi, Afrika&#8217;da çöl çekirge                           kolonilerinin geliştikleri alanları tespit etmek amacıyla                           kullanılmaktadır. Uydu verileri sayesinde 18 milyon                           km<sup>2</sup>&#8216;lik alanlar içerisinde yerden ve havadan                           kapsamlı araştırmalar yapabilmek mümkün olabilmektedir.                         </p>
<p>Görüldüğü gibi çekirgelerle ilgili tespitte bulunabilmek                           için kullanılan bu teknolojilerin bulunmadığı bir dönemde,                           böyle bir benzetmenin yapılması Kuran&#8217;ın, herşeyin bilgisine                           sahip Allah&#8217;ın vahyi olduğunun delillerinden biridir.</p>
<p class="baslik2"><a name="iletisim"></a>KARINCALARIN                           İLETİŞİMİ</p>
<p>Kuran&#8217;da Hz. Süleyman&#8217;ın ordularından bahsedilirken,                           karıncaların arasında bir &#8220;haberleşme sistemi&#8221; olduğuna                           işaret edilmektedir:</p>
<blockquote><p class="ayetler">Nihayet karınca vadisine geldiklerinde,                             bir dişi karınca dedi ki: &#8220;Ey karınca topluluğu, kendi                             yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında                             olmaksızın sizi kırıp geçmesin.&#8221; (Neml Suresi, 18)</p>
</blockquote>
<p>20. yüzyılda karıncalar üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar,                           bu küçük hayvanların çok organize bir sosyal yaşantıları                           olduğunu ve bu organizasyonun gereği olarak aralarında                           çok kompleks bir iletişim ağının var olduğunu ortaya                           koymuştur. <em>National Geographic</em> dergisinde yayınlanan                           bir makalede bu konudan şöyle bahsedilmektedir:</p>
<blockquote><p><a name="167."></a>Büyük veya küçük herhangi                             bir karınca, başındaki karmaşık duyu organlarıyla,                             milyonlarca hatta daha fazla kimyasal ve görsel sinyalleri                             yakalar. Beyin 500.000 sinir hücresi içerir; gözler                             birleşiktir; antenler insandaki burun ve parmak ucu                             gibi hareket eder. Ağzın altındaki projeksiyonlar                             tadı algılar, kıllar dokunmaya karşılık verir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#167">167</a></p>
</blockquote>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karinca.jpg" height="181" width="244" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Biz farkına varmasak da karıncalar, hassas duyu organları                         sayesinde oldukça farklı iletişim yöntemleri kullanırlar.                         Avlarını bulmaktan birbirlerini takip etmeye, yuvalarını                         kurmaktan savaşmaya kadar hayatlarının her anında bu duyu                         organlarından faydalanırlar. 2-3 milimetrelik vücutlarının                         içerisine sığdırılmış 500.000 sinir hücresiyle, insanları                         hayrete düşürecek bir iletişim sistemine sahiptirler.
<p><a name="168."></a>Bu hayvanların iletişimlerindeki                           tepkileri belli başlı kategorilere ayrılmıştır: Alarm                           verme, toplanma, besin yerini haber verme, temizlenme,                           sıvı besin değişimi, gruplaşma, tanıma, kast belirleme&#8230;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#168">168</a>                           Bu tepkilerle düzenli bir toplum yapısı oluşturan karıncaların,                           karşılıklı haber alışverişine dayalı bir hayatları vardır.                           Karıncalar bilgi alışverişi sağlamada, kimi zaman insanların                           konuşarak halledemediği konularda (toplanma, paylaşma,                           temizleme, savunma vs. gibi) çok daha kusursuz bir iletişim                           sergilerler.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karin.jpg" align="left" height="120" width="200" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a name="169."></a>Karıncalar daha çok kimyasal                           düzeyde bir iletişim gerçekleştirirler. Karıncaların                           iletişim kurmak amacıyla kullandıkları kimyasal maddeler,                           yarı-kimyasallar (semiochemicals) olarak bilinen &#8220;feromen&#8221;lerdir.                           Koku olarak algılanan ve iç salgı bezlerinde salgılanan                           bir sıvı olan &#8220;feromen&#8221;ler, karınca topluluklarının                           organizasyonunda en önemli rolü oynar. Bir karınca sinyal                           olarak bu sıvıyı salgıladığında, diğerleri koku veya                           tat alma yoluyla mesajı alır ve cevap verirler. Karınca                           feromenleri üzerinde yapılan araştırmalar, tüm sinyallerin                           koloninin ihtiyaçlarına göre salgılandığını ortaya çıkarmıştır.                           Ayrıca karıncaların salgıladığı feromenin yoğunluğu,                           içinde bulundukları durumun aciliyetine göre de değişmektedir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#169">169</a></p>
<p>Görüldüğü gibi, karıncaların yaptıkları işlemleri yapabilmek                           için, kapsamlı bir kimya bilgisine ihtiyaç vardır. 14                           asır öncesinde, karıncalar hakkında böylesine ayrıntılı                           bilgi sahibi olunmadığı bir dönemde, karıncaların iletişimine                           dikkat çekilmesi Kuran&#8217;ın bilimsel mucizelerinden biridir.</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="justify"><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/besindongusu.jpg" height="308" width="182" /><br />                                 Şemada canlandırıldığı                                 gibi ölen bitki ve hayvanlar bakteriler tarafından                                 ayrıştırılarak minerallere dönüştürülürler. Toprağa                                 karışan bu organik artıklar da bitkilerin temel                                 besin kaynağını oluştururlar. Dolayısıyla bu besin                                 döngüsü tüm canlılar için hayati önem taşımaktadır.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="besin"></a>BESİN DÖNGÜSÜ</p>
<p> <u>Taneyi ve çekirdeği yaran                           şüphesiz Allah&#8217;tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü                           de diriden çıkarır</u>. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl                           oluyor da çevriliyorsunuz? (Enam Suresi, 95)                         </p>
<p>Yukarıdaki ayette Kuran&#8217;ın indirildiği dönemde bilinmesi                           mümkün olmayan bir besin döngüsüne dikkat çekilmiştir.                         </p>
<p>Bir canlı öldüğünde, mikroorganizmalar onu süratle                           parçalarlar. Böylece ölü beden organik moleküllere ayrışmış                           olur. Bu moleküller toprağa karışarak, bitki ve hayvanların,                           dolayısıyla da insanların temel besin kaynağı olur.                           Eğer bu dönüşüm olmasa hayat da mümkün olmazdı. </p>
<p><a name="170."></a>Bakteriler de canlıların                           ihtiyacı olan mineral ve besinleri hazırlamakla sorumludurlar.                           Kış boyunca neredeyse ölü olan bitki ve hayvanların                           yazın tekrar canlanırken ihtiyaç duyacakları tüm besin                           ve mineraller, kışın bakterilerin yaptığı faaliyetler                           ile sağlanır. Kış boyu bakteriler, organik atıkları                           yani hayvan ve bitki ölülerini ayrıştırarak minerallere                           dönüştürürler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#170">170</a> Böylelikle canlılar                           baharda uyandıklarında besinlerini de hazır olarak bulurlar.                           Bakteriler sayesinde hem bulundukları ortamda bir &#8220;bahar                           temizliği&#8221; yapılmış, hem de yazın yeniden canlanan doğa                           için yeterli miktarda besin hazırlanmış olur. </p>
<p>Görüldüğü gibi ölen canlılar, yeni canlıların hayat                           bulmasında birinci dereceden rol oynarlar. Böylelikle                           Allah&#8217;ın ayette &#8220;diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden                           çıkarır&#8221; ifadesiyle dikkat çektiği bu dönüşüm en mükemmel                           şekilde gerçekleşmiş olur. Kuran&#8217;da böylesine detay                           bir bilgiye asırlar öncesinden dikkat çekilmesi, Kuran&#8217;ın                           Allah&#8217;ın sözü olduğunun delillerinden biridir. </p>
<p>                           </p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/uyku.jpg" height="127" width="87" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a name="uyku"></a>UYKUDA                             KULAKLARIN AKTİF OLMASI</p>
<p>Böylelikle mağarada yıllar                             yılı onların <u>kulaklarına vurduk (derin bir uyku                             verdik)</u>. (Kehf Suresi, 11)</p>
</blockquote>
<p>Yukarıdaki ayette geçen &#8220;kulaklarına vurduk&#8221; ifadesinin                           Arapçası &#8220;darabe&#8221; fiilidir. Arapçada bu fiil, mecazi                           olarak &#8220;onları uyuttuk&#8221; anlamını taşımaktadır. Ayrıca                           &#8220;darabe&#8221; kelimesi kulakla beraber kullanıldığında &#8220;kulağın                           duymasının engellenmesi&#8221; anlamı da taşımaktadır. Ayette                           uyku ile ilgili sadece işitme duyusuna dikkat çekilmesi                           ise aslında çok önemli bir bilgi içermektedir. </p>
<p><a name="171."></a>Bilim adamlarının keşiflerine                           göre kulak, insan uyurken aktif olan tek duyu organıdır.                           Uyanmak için saatin alarmına ihtiyaç duymamızın sebebi                           de budur. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#171">171</a> Allah&#8217;ın Kehf Ehli                           ile ilgili olarak kullandığı &#8220;kulaklarına vurduk&#8221; ifadesinin                           hikmeti de, söz konusu gençlerin işitme duyularının                           kapatıldığına ve bu yüzden uzun yıllar uyanmadan uykuda                           kaldıklarına işaret olması muhtemeldir.                         </p>
<p class="baslik2_kucuk"><a name="uykuda"></a>UYKUDA HAREKET                           ETMENİN ÖNEMİ</p>
</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hareket.jpg" height="133" width="140" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda)                         uyuşmuşlardır. <u>Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk</u>.                         Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş                         olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini                         korku kaplardı. (Kehf Suresi, 18)
<p>Yukarıdaki                           ayette yüzlerce yıl uykuda kaldıkları bildirilen Kehf                           Ehlinden bahsedilmektedir. Ayrıca Allah bu ayette bu                           kişilerin bedenlerini sağ ve sol yanlara çevirdiğini                           bildirmektedir. Bunun hikmeti ise çok yakın bir tarihte                           keşfedilmiştir. </p>
<p><a name="172."></a>Uzun süre aynı yatış pozisyonunda                           kalan insanlar ciddi sağlık problemleri ile karşılaşırlar:                           Kan dolaşımında komplikasyonlar meydana gelmesi, deride                           yaraların oluşması, yatılan yüzeye temas edenbölgelerde                           kanın pıhtılaşması gibi&#8230; <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#172">172</a></p>
<p><a name="173."></a>Uzun süre aynı pozisyonda                           yatıldığında meydana gelen yatak yaralarına &#8220;basınç                           yaraları&#8221; da denir. Çünkü çok uzun süre aynı pozisyonda                           yatıldığında, vücudun belli bir bölgesine uygulanan                           sürekli basınç, kan damarlarının sıkışıp kapanmasına                           neden olabilir. Bunun sonucu olarak kan yoluyla taşınan                           oksijen ve diğer besinler deriye ulaşamaz ve deri ölmeye                           başlar. Bu durum vücutta yaraların oluşmasına sebep                           olur. Eğer bu yaralar tedavi edilmezse derinin katmanları,                           yağ ve kas dokuları da ölebilir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#173">173</a></p>
<p><a name="174."></a>Derinin ya da dokunun                           altında oluşan bu yaralar, tedavi edilmezlerse ya da                           enfeksiyon kaparlarsa ciddi boyutlara ulaşabilir, hatta                           hayati tehlikeye sebep olabilirler. Bu nedenle deri                           üzerindeki basıncı azaltmak için her 15 dakikada bir                           pozisyon değiştirmek en sağlıklısıdır. Kendi kendine                           hareket edemeyen felçli hastalar da bu nedenle özel                           bir bakıma tabi tutulurlar ve her 2 saatte bir başkasının                           yardımıyla hareket ettirilirler.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#174">174</a>                           Yukarıdaki ayette yüzyılımızda keşfedilen bu tıbbi bilgilere                           dikkat çekilmesi, kuşkusuz Kuran&#8217;ın ayrı bir mucizesidir.</p>
</p>
<p><a name="gecehar"></a>GECE                           HAREKETLİLİĞİN AZALMASI</p>
<table align="right" border="0" cellpadding="10" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gece.jpg" height="189" width="174" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> &#8230; <u>Geceyi bir sükun                           (dinlenme)</u>, Güneş ve Ay&#8217;ı bir hesap (ile) kıldı&#8230;                           (Enam Suresi, 96)</p>
<p><a name="175."></a><a name="176."></a>Yukarıdaki                           ayette geçen Arapça &#8220;sekenen&#8221; kelimesi, &#8220;sükun, dinme,                           istirahata çekilme vakti, mola vakti&#8221; anlamlarına gelir.                           Allah&#8217;ın Kuran&#8217;da dikkat çektiği gibi, gece insanlar                           için dinlenme sürecidir. Geceleri vücutta salgılanan                           melatonin hormonu insanı uykuya hazırlar. Bu hormon                           insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin                           yapan; ruh halini dinginleştiren doğal bir sakinleştiricidir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#175">175</a>                           Uyku boyunca kalp atışları ve nefes alıp-verme ritmi                           yavaşlar, kan basıncı düşer. Sabah olduğunda ise bu                           hormonun üretimi durur ve vücut uyanmak üzere uyarılır.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#176">176</a>                         </p>
<p><a name="177."></a>Uyku, aynı zamanda vücuda                           kasların ve diğer dokuların tamir olması, yaşlanan veya                           ölen hücrelerin yenilenmesi için de imkan sağlar. Uyku                           esnasında enerji tüketimi azaldığı için, gece boyunca                           vücutta enerji depolanır. Ayrıca bağışıklık sistemi                           için önemli bazı kimyasallar ve büyüme hormonu da uyku                           esnasında salgılanır. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#177">177</a></p>
<p><a name="178."></a>Bu nedenle kişi yeteri                           kadar uyumadığı takdirde, bu durumdan bağışıklık sistemi                           derhal etkilenir ve vücut hastalıklara daha açık hale                           gelir. Bir kimse iki gece uyumadığında konsantrasyonu                           zorlaşır, dikkati azalır, hata yapma oranı artar. Kişi                           üç gün uyumazsa halisünasyon görmeye başlar ve mantıklı                           düşünemez hale gelir. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#178">178</a></p>
<p><a name="179."></a>Gece vakti insanlar için                           olduğu kadar diğer canlılar için de bir dinlenme vaktidir.                           Allah&#8217;ın &#8220;gecenin bir sükun kılınması&#8221; ayetiyle haber                           verdiği bu durum, çıplak gözle tespiti mümkün olmayan                           önemli bir gerçeğe işaret e-der: Yeryüzünde gündüz gerçekleşen                           pek çok faaliyet, gece boyunca yavaşlar, dinlenmeye                           geçer. Örneğin bitkilerde Güneş&#8217;in doğmasıyla birlikte,                           yaprakta terleme ve buna bağlı olarak fotosentez artmaya                           başlar. Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani                           fotosentez yavaşlar, solunum artar, çünkü sıcaklığın                           artmasıyla birlikte terleme de hızlanır. Geceleyin ise                           sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve                           bitki rahatlar. Eğer geceyi sadece bir gün bile yaşamasak,                           bitkilerin çoğu ölürdü. Bu bakımdan gece, aynı insanlar                           için olduğu gibi, bitkiler için de bir dinlenme ve dinçleşme                           anlamına gelir. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#179">179</a></p>
<p><a name="180."></a>Geceleri moleküler düzeyde                           de hareketlilik azalmaktadır. Gündüzleri Güneş&#8217;in yaydığı                           radyasyon, Dünya&#8217;nın atmosferindeki atom ve molekülleri                           hareketlendirerek onların daha yüksek enerji seviyelerine                           ulaşmalarına sebep olur. Karanlık çöktükçe, atom ve                           moleküller daha düşük enerji seviyelerine iner ve radyasyon                           yaymaya başlarlar. <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#180">180</a></p>
<p>Kuran&#8217;da Enam Suresi&#8217;nin 96. ayetiyle yukarıda bahsettiğimiz                           bu bilimsel bilgilere işaret ediliyor olması muhtemeldir                           ve bu da Kuran&#8217;ın sayısız mucizesinden bir diğeridir.                           (En doğrusunu Allah bilir.) </p>
</p>
<p><a name="gogus"></a>YÜKSEKLİK                           ARTTIKÇA GÖĞSÜN DARALMASI</p>
<table align="left" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/yukseklik.jpg" height="111" width="303" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>                        <a name="181."></a>İnsan yaşayabilmek için oksijen                         ve hava basıncına ihtiyaç duyar. Soluk almamız ise havadaki                         oksijenin, akciğerlerimizdeki hava keseciklerine girmesiyle                         mümkün olur. Ancak yükseklere çıktıkça, Dünya&#8217;nın atmosferi                         inceldiği için atmosfer basıncı, dolayısıyla da kan dolaşımına                         giren oksijen miktarı düşer. Bunun sonucunda nefes almak                         zorlaşır. Akciğerin hava kesecikleri daralıp büzülürken,                         göğüs boğuluyormuş ve nefes alamıyormuş gibi bir his oluşur.
<p> Eğer kandaki oksijen vücudun ihtiyacı olandan daha                           az olursa, vücutta birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkar.                           Aşırı yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı                           ve muhakemenin bozulması gibi belirtiler yaşanır. Belli                           bir yüksekliğe ulaşıldığında ise insan için nefes almak                           artık imkansız hale gelir.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#181">181</a> Dolayısıyla                           bizim böyle bir yükseklikte yaşayabilmemiz için oksijen                           desteğine ve özel giysilere ihtiyacımız olur.                         </p>
<p>Deniz seviyesinin 5.000-7.500 m yukarısında olan bir                           kişi, nefes alma güçlüğü nedeniyle bayılarak komaya                           girebilir. Bu yüzden uçaklarda nefes almak için oksijen                           donanımı da mevcuttur. Uçaklar deniz seviyesinin 9.000-10.000                           m yukarısında uçarken kabinde hava basıncını düzenleyen                           özel sistemler vardır. </p>
<p>&#8220;Anoksiya&#8221; olarak bilinen rahatsızlık da vücut dokularına                           oksijenin gitmemesinden kaynaklanır. Bu oksijen eksikliği,                           3.000-4.500 m yükseklikte meydana gelir. Kimi insanlar                           böyle bir ortamda bilinçlerini bile kaybedebilirler,                           ancak hemen oksijen takviyesi yapıldığında hayatları                           kurtulabilir.</p>
<p>Aşağıdaki ayette yapılan benzetmede bu fiziksel gerçeğe                           -yüksekliğin artmasıyla göğüste meydana gelen değişime-                           şöyle işaret edilmektedir:</p>
<blockquote><p>Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam&#8217;a                             açar; kimi saptırmak isterse, onun <u>göğsünü, sanki                             göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı</u> kılar.                             Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik                             çökertir. (Enam Suresi, 125) </p>
</blockquote>
</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top">&nbsp;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div align="center"><a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2b.html"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/geri.gif" border="0" height="20" width="20" /></a>&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#top"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/yuk.gif" border="0" height="20" width="20" /></a>&nbsp;&nbsp;<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri3.html"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/ileri.gif" border="0" height="20" width="20" /></a></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<form name="form2">
<div align="center">                                                           &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;Bölümler&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;                              Giriş                              Kuran&#8217;ın Bilimsel                               Mucizeleri                              Kuran&#8217;ın Gelecekle                               İlgili Haberleri                              Kuran&#8217;ın Geçmiş                               Dönemlerle İlgili Haberleri                              Kuran&#8217;ın Matematiksel                               Mucizeleri                              Kuran&#8217;ın Edebi                               Yönden Mükemmelliği                              Sonuç: Kuran                               Allah&#8217;ın Sözüdür                                                                                                              </div>
</p></form>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> <a name="94"></a>94.                     http://www.ldeo.columbia.edu/dees/ees/life/lectures/lect21.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#94."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="95"></a>95.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 96-97.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#95."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="96"></a>96.                     Laurence Pernoud, J&#8217;attends un enfant, Pierre Horay, Paris,                     1995, s. 138.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#96."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="97"></a>97.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 78-79.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#97."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="98"></a>98.                     http://www.uuhsc.utah.edu/healthinfo/pediatric/Hrnewborn/bhrnb.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#98."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="99"></a>99.                     http://www.uuhsc.utah.edu/healthinfo/pediatric/Hrnewborn/bhrnb.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#99."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="100"></a>100.                     C. Billeaud, D. Bouglé, P. Sarda, N. Combe, S. Mazette,                     F. Babin, B. Entressangles, B. Descomps, A. Nouvelot, F. Mendy,                     European Journal of Clinical Nutrition, 1997, c. 51, ss. 520-526<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#100."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="101"></a>101.                     &#8220;Breast milk &#8216;does cut heart risk&#8217;&#8221;, 1 Mart 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3523143.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#101."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="102"></a>102.                     &#8220;Breast milk helps reduce obesity&#8221;, 2 Mayıs 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3673149.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#102."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="103"></a>103.                     &#8220;Breast milk helps reduce obesity&#8221;, 2 Mayıs 2004; http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/3673149.stm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#103."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="104"></a>104.                     http://www.genetikbilimi.com/genbilim/annesutu.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#104."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="105"></a>105.                     http://www.icr.org/pubs/imp-259.htm; Rex D. Russell, &#8220;Design                     in Infant Nutrition&#8221;.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#105."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="106"></a>106.                     http://www.ridgesandfurrows.homestead.com/fingerprint.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#106."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="107"></a>107.                     http://www.ridgesandfurrows.homestead.com/fingerprint.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#107."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="108"></a>108.                     http://www.optel.com.pl/article/english/article2.htm; A. A.                     Moenssnens, &#8220;Fingerprint Techniques&#8221;, Chilton Company, 1971.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#108."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="109"></a>109.                     Hayvanlar Ansiklopedisi-Böcekler, Phoesbus Publishing                     Company, İstanbul, 1979, s. 97.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#109."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="110"></a>110.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, ss. 68-69.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#110."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="111"></a>111.                     http://www.newswise.com/articles/2000/8/HEALER.NHB.html; National                     Honey Board, 1 Aðustos 2000.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#111."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="112"></a>112. http://www.nutritionfarm.com/health_news/1998/antioxidants4.htm; Journal of Apicultural Research, 1998, c. 37, ss. 221-225;http://www.sciencenews.org/sn_arc98/9_12_98/Bob1.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#112."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="113"></a>113.                     http://www.sdearthtimes.com/et0100/et0100s17.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#113."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="114"></a>114.                     http://www.draperbee.com/info/honey_news.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#114."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                                                        <a name="115"></a>115.                     http://www.geocities.com/SoHo/Easel/3809/hurma.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#115."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="116"></a>116. http://www.sgp-dates.com/date.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#116."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="117"></a>117. http://198.65.147.194/English/Science/2000/7/article5.shtml; http://www.people.virginia.edu/~rjh9u/oxytocin.html; http://eilat.sci.brooklyn.cuny.edu/newnyc/DRUGS/OXYTOCIN.HTM#supplied<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#117."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="118"></a>118.                     The Independent Newspaper, 9 Temmuz 1995.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#118."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="119"></a>119.                     http://www.sgp-dates.com/date.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#119."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="120"></a>120.                     http://www.telmedpak.com/agricultures.asp?a=agriculture&amp;b=date_palm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#120."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="121"></a>121.                     http://www.telmedpak.com/agricultures.asp?a=agriculture&amp;b=date_palm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#121."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="122"></a>122.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#122."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="123"></a>123.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#123."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="124"></a>124.                     http://www.californiafigs.com/nutrition/<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#124."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="125"></a>125.                     Dr. Joe A. Vinson, &#8220;The Functional Food Properties of Figs&#8221;,                     Cereal Foods World, Þubat 1999, c. 44, no. 2.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#125."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="126"></a>126.                     Dr. Joe A. Vinson, &#8220;The Functional Food Properties of Figs&#8221;,                     Cereal Foods World, Þubat 1999, c. 44, no. 2.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#126."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="127"></a>127.                     http://www.californiafigs.com/industry/page2.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#127."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="128"></a>128.                     http://www.californiafigs.com/industry/page2.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#128."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="129"></a>129.                     Bilim ve Teknik Dergisi, Eylül 1998, s. 86.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#129."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="130"></a>130.                     B. J. Holub, &#8220;Fish oils and cardiovascular disease&#8221;, CMAJ,                     1989, c. 141, no. 1063; W.E. Connor, &#8220;The importance of n-3                     fatty acids in health and disease&#8221;, Am J. Clin. Nutr., 2000,                     c. 71, (1 Suppl):171S-5S; P. Angerer, C. von Schacky, &#8220;n-3                     Polyunsaturated fatty acids and the cardiovascular system&#8221;,                     Curr. Opin. Lipidol, 2000, c. 11, no. 1, ss. 57-63.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#130."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="131"></a>131.                     Archives of General Psychiatry, Ekim 2002, c. 59, ss. 913-919.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#131."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="132"></a>132.                     Scientific Encyclopedia, s. 207.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#132."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="133"></a>133.                     European Journal of Clinical Nutrition, Nisan 2002, c. 56,                     ss. 114-120.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#133."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="134"></a>134.                     Archives of Internal Medicine, 1998, c. 158, ss. 1181-1187.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#134."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="135"></a>135.                     A. Keys, A. Menotti, M.J. Karvonen, et al., &#8220;The diet and                     15-year death rate in the Seven Countries Study&#8221;, Am. J. Epidemiol,                     1986, c. 124, ss. 903-915; W.C. Willett, &#8220;Diet and coronary                     heart disease&#8221;, Monographs in Epidemiology and Biostatistics,                     1990, c. 15, ss. 341-379; World Health Organization: Diet,                     nutrition, and the prevention of chronic diseases, Report                     of a WHO Study Group, WHO Technical Report Series, Geneva,                     1990, c. 797.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#135."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="136"></a>136. http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/query.fcgi?cmd=Retrieve&amp;db=PubMed&amp;list_uids=12442909&amp;dopt=Abstract<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#136."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="137"></a>137.                     Journal of the American Heart Association, Eylül 1999.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#137."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="138"></a>138.                     Archives of Internal Medicine, 1998, c. 158, ss. 41-45.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#138."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="139"></a>139.                     American Journal of Clinical Nutrition, 1999, c. 70, ss. 1077-1082.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#139."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="140"></a>140.                     American Journal of Clinical Nutrition, 1999, c. 70, ss. 1077-1082.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#140."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="141"></a>141.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#141."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="142"></a>142.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#142."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="143"></a>143.                     Muammer Kayahan, &#8220;Sağlıklı Yaşam ve Zeytinyağı&#8221;, Bilim Teknik                     Dergisi, Nisan 1995, s. 48.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#143."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="144"></a>144.                     Hürriyet, 14 Mayıs 1997, Ayşegül Kartal, Zeytinyağı                     Kongresi.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#144."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="145"></a>145.                     Prof. Dr. Fehmi Tuncel, Bilim Teknik Dergisi, Ocak 1993.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#145"><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="146"></a>146.                     Barbara A. Brehm, Your Health and Fitness, Fitness Management                     Magazine, 1990.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#146."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="147"></a>147.                     Kathleen Mullen, Some Benefits of Exercise, Medical Times,                     C.Brown Publishers, 1986.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#147."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="148"></a>148.                     Edward O. Wilson, Sociobiology: The New Synthesis, The Belknap                     Press of Harvard University Press, İngiltere, 1975, s. 123.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#148."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="149"></a>149.                     Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E. P. Dutton,                     New York, 1978, s. 69.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#149."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="150"></a>150.                     Russell Freedman, How Animals Defend Their Young, E. P. Dutton,                     New York, 1978, ss. 66-67.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#150."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="151"></a>151.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#151."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="152"></a>152.                     http://www.bfi.org/trimtab/spring01/TrimtabSpring01.pdf<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#152."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="153"></a>153.                     http://www. biomimicry.org/reviews_text.html; Michelle Nijhuis,                     High Country News, 6 Temmuz 1998, c. 30, no.13.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#153."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="154"></a>154.                     http://www. jehovantodistajat. fi/library/g/2000/1/22/article_01.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#154."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="155"></a>155.                     http://www. jehovantodistajat. fi/library/g/2000/1/22/article_01.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#155."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="156"></a>156.                     Bilim ve Teknik Dergisi, Aðustos 1994, s. 43.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#156."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="157"></a>157.                     http://www. watchtower. org/library/g/2000/1/22/article_02.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#157."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="158"></a>158.                     http://www. nature. com/cgi-taf/DynaPage. taf?file=/nature/journal/v409/n6818/full/409413a0_fs.                     html&amp;_UserReference=C0A804EF46B465AFF2C953AE40623B641423<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#158."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="159"></a>159.                     http://www. natlogic. com/resorces/nbl/v06/n22. html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#159."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="160"></a>160.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#160."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="161"></a>161.                     http://www. biomimicry. org/reviews_text.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#161."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="162"></a>162.                     http://www. rdg. ac. uk/AcaDepts/cb/96vincent.html163. http://www.                     the-scientist.com/yr1991/july/research_910708.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#162."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /> </a><a name="163"></a>163.                     http://www. the-scientist.com/yr1991/july/research_910708.html <a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#163."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="164"></a>164.                     New York Times, 11 Aralýk 2001.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#164."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="165"></a>165.                     http://73.1911encyclopedia.org/E/EC/ECONOMICS.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#165."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="166"></a>166.                     http://www.fao.org/NEWS/GLOBAL/LOCUSTS/LOCFAQ.htm#q5<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#166."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="167"></a>167.                     National Geographic, c. 165, no. 6, s. 777.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#167."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="168"></a>168.                     Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University                     Press, 1990, s. 227.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#168."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="169"></a>169.                     Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, The Ants, Harvard University                     Press, 1990, p. 244.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#169."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="170"></a>170.                     Bilim ve Teknik, Mayıs 1987, no. 234, s. 17.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#170."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="171"></a>171.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, s. 108.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#171."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="172"></a>172.                     Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent                     Publishing House, New York, ABD, 1998, s. 108.<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#172."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="173"></a>173.                     http://www.geocities.com/abusedelders/page9.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#173."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="174"></a>174.                     http://www.biomedcentral.com/1364-8535/5/81/abstract<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#174."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="175"></a>175.                     http://www.bodyandfitness.com/Beauty/Anti-Aging/melatonin1.htm<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#175."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="176"></a>176.                     http://www.stenlake.com.au/ShowDocument.asp?DocumentId=53<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#176."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="177"></a>177.                     http://wildcat.arizona.edu//papers/90/22/05_1_m.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#177."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="178"></a>178.                     http://fitness.howstuffworks.com/sleep.htm?printable=1<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#178."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="179"></a>179.                     http://aggie-horticulture.tamu.edu/greenhouse/ornamentals/light.html<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#179."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a><br />                    <a name="180"></a>180.                     http://beta.physicsweb.org/article/news/5/1/10<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#180."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /> </a><a name="181"></a>181. http://www.rwjhamilton.org/Atoz/Encyclopedia/article/000133.asp;                     Medical Encyclopedia, Robert Wood Johnson University Hospital                     Hamilton<a href="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/kuranmucizeleri2c.html#181."><img src="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" border="0" height="10" width="10" /></a></p>
<p></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/15/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/15/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/15/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/15/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=15&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/27/yaratilis-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img.youtube.com/vi/n11ucbpRG3I/2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kromozomadam.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/medium.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/anne.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/fetus.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/sut.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/inek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmak.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/parmakizleri.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cicek.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bal.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hurma.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/incir.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tablozeminli.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/balik.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/bebek2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/trisin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gelisim.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/zeytinyagi2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/ayetlersu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/arastirma.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/kuslar.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/penguenler.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/tasarim.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/cekirgeler1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karinca.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/karin.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/besindongusu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/uyku.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/hareket.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/gece.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/imani/hy_kuran_mucizeleri/res/yukseklik.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/geri.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/yuk.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/ileri.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.harunyahya.org/resim_menu/uparrow.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Müslüman ülkeler neder geri kaldılar?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/musluman-ulkeler-neder-geri-kaldilar/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/musluman-ulkeler-neder-geri-kaldilar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 19:10:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Satanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonistler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalistler]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/musluman-ulkeler-neder-geri-kaldilar/</guid>
		<description><![CDATA[  1-Batı devletlerinin ilerlemelerinin temelinde sömürü,kan,vahşet vardır:Afrika&#8217;yı sömürüp,yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan  batılı emperyalistler, afrikalı zencileri amerika&#8217;da köle diye satarlar.Amerika&#8217;yı işgal eden ingiltere,fransa,ispanya &#8230;gibi  emperyalist devletler oradaki &#8221; aztek-maya-inka&#8221; medeniyetlerini yok edip, katliamlar yaparak altınlarını ele geçirip ,yer üstü zenginliklerini de batıya taşırlar &#8230;!
Şu an kovboy deyince  cesur ve atılgan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=13&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><b>  1-Batı devletlerinin ilerlemelerinin temelinde sömürü,kan,vahşet vardır:Afrika&#8217;yı sömürüp,yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan  batılı emperyalistler, afrikalı zencileri amerika&#8217;da köle diye satarlar.Amerika&#8217;yı işgal eden ingiltere,fransa,ispanya &#8230;gibi  emperyalist devletler oradaki &#8221; aztek-maya-inka&#8221; medeniyetlerini yok edip, katliamlar yaparak altınlarını ele geçirip ,yer üstü zenginliklerini de batıya taşırlar &#8230;!</b></p>
<p>Şu an kovboy deyince  cesur ve atılgan insanlar , kızılderili denince kafaderisi soyan yabani insanlar akla gelir &#8230;Halbuki o kızılderililer ülkelerini savunan vatansever insanlar topluluğu idi ama medya-sinema  insanların beynini  yıkayarak olayları tam tersine bizlere belletmişlerdir .İngiltere Hindistanı işgal edip  yaklaşık iki yüz yıl sömürürken ,İngiltere&#8217;deki halı fabrikaları halı satabilsin diye hindistan&#8217;da el emeği halı yapan tam 50.000 hintlinin ellerinin kesilmesine izin verirler ingiliz hükümeti&#8230;Hindistanlılar bisiklete binen bir ingiliz kıza gülüp alay ettikleri için ingiliz silahlı kuvvetleri tarafından silahlı yaylıma ateşine tutulurlar ve onlarca kişi sadece bir alay gülüşünün sonunda canlarından olurar&#8230;Batılılar Çin&#8217;i  yönetim altında tutabilmek için yüzbinler-milyonların esrarkeş-eroinman olmalarına göz yumar  hatta desteklerler&#8230;Evet batı ileri ama temeli kan-vahşet ve gözyaşı ile örülü!<span id="more-13"></span></p>
<p>       2-Batılılar Rönesans&#8217;ın  temellerini İslam ülkelerinden aldıkları  bilgi , ilim sayesinde atmışlar ve bu sayede hamle yapabilmişlerdir&#8230;Orta çağ denen dönemde batı karanlık ve zulüm içinde yüzerken İslam  ülkeleri ilim-fen-matematikte batıya liderlik yapıyor , batılı öğrenciler  Arap ülkelerine ve Endülüs&#8217;e  ilim tahsiline  geliyorlardı&#8230;Evet bir zamanlar İslam ülkeleri ileri batı ülkeleri geri idi çünkü  Müslümanlar ;İslam ile iç içe idi ve İslam hayata aktarılmış idi , Kısaca ;</p>
<p>       3-İlk emri &#8221; OKU &#8221; olan,8 yıllık eğitimi değil ; &#8221; Beşikten mezara dek ilim öğrenmeyi &#8221; tavsiye eden, O zamanın uzak ülkelerinden olan Çin hedef gösterilip , &#8221; İlim Çin&#8217;de bile olsa onu alın &#8221; buyurulan, &#8220;ilim Öğrenmek kadın -erkeğe farzdır&#8221; diye  emredilen , Kutsal Kitabında (Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de) &#8220;Hiç düşünmez misiniz ?&#8221; , &#8220;Akılınızı hiç kullanmaz mısınız ?&#8221;  , &#8221; Ne de az düşünürsünüz !&#8221; gibi yönlendirici ayetleri bünyesinde bulunduran MÜSLÜMANLAR  GÜNÜMÜZDE NE YAZIK  KI İSLAM&#8217;DAN UZAKLAŞIP ,ADLARI İLE MÜSLÜMAN , YAŞAYIŞLARI İLE HIRİSTİYAN OLDUKLARI İÇİN İLİM-TEKNOLOJİ-KÜLTÜRDEKİ ÖNDERLİKLERİNİ KAYBETMİŞLER VE ÇAĞIN İLERİSİNDE BULUNAN KUR&#8217;AN&#8217;IN GERİSİNDE BULUNAN BATILI ÜLKELERİNDE GERİSİNDE KALMIŞLARDIR ! OKU EMRİ BİZDE OKUYAN BATILILAR , İÇKİ ONLARIN KİTABINDA SERBEST BİZİM DİNİMİZDE YASAK,İÇKİ TÜKETİMİNDE DÜNYA 3.SÜ ÜLKEYİZ !</p>
<p>        İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy&#8217;un Hıristiyanları ve Müslüman  kıyaslayan bir mısrası ile konumuzu bitirelim :</p>
<p>          ( Hıristiyanların için  )  &#8221; İşleri dinimiz gibi , işlerimiz dinleri gibi &#8220;</p>
<p>      AYRICA LÜTFEN &#8221; GÜNÜMÜZDE  MÜSLÜMANLAR &#8221; DOSYAMIZI , ÖZELLİKLE İBRETLİK GAZETE HABERLERİ, II. CAHİLİYE DÖNEMİ  SAYFALARIMIZI  VE &#8221; KUR&#8217;AN VE BİLİM &#8221; DOSYALARIMIZI TIKLAYINIZ</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/13/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/13/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/13/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=13&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/musluman-ulkeler-neder-geri-kaldilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İnsan kaderin mahkumu mudur?</title>
		<link>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/kaza-ve-kader/</link>
		<comments>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/kaza-ve-kader/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jul 2006 19:09:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>isoru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza ve kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Çelişki Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Satanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[resul]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/kaza-ve-kader/</guid>
		<description><![CDATA[Kader, Allah-ü Teala’nın olacak olan bütün her şeyi önceden bilmesi kaza da bu bilinenin vakti ve zamanı gelince vuku bulması, olmasıdır.
     İnsan kaderin mahkumu mudur? İnsan sadece Allah’ın yazdıklarını yapabilen bir figüran, bir oyuncu mudur? İnsan yaptığı işlerden ne ölçüde sorumludur?
   Yapılacak işlerde karar verme yetkisi insana aittir. İnsan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=12&subd=isoru&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><b>Kader, Allah-ü Teala’nın olacak olan bütün her şeyi önceden bilmesi kaza da bu bilinenin vakti ve zamanı gelince vuku bulması, olmasıdır.</b></p>
<p><b>     İnsan kaderin mahkumu mudur? İnsan sadece Allah’ın yazdıklarını yapabilen bir figüran, bir oyuncu mudur? İnsan yaptığı işlerden ne ölçüde sorumludur?</b></p>
<p>   Yapılacak işlerde karar verme yetkisi insana aittir. İnsan kendi hür iradesi ile adam öldürme, öldürmeme içki içme içmeme&#8230;işlerine karar verir. İnsan düşünür, karar verir ve yapar. Allah-u Teala hiç birine müdahale etmez. Her şeyi insan kendisi yapar . Sonuçta da iyilik yaparsa cennete kötülük yaparsa cehenneme gider. Allah-u Teala işi yapan insana müdahale etmez sadece iyilik yap diye teşvik eder. Kötü işleri (içki, kumar, zina&#8230;) yasaklar ve yapmamamızı ister. Ama karar verme yetkisi insana aittir ki verdiği karara göre ya cennete ya da cehenneme kendisi gidecektir. Allah kulunun yapacağı olaya müdahale etmez. Sadece ne karar vereceğini önceden bilir. Ama bilmesi insanın fiilini, eylemini etkilemez. Çünkü insan Allah’ın kaderine ne yazdığını (yani ilerde kendi hür iradesi ile ne yapacağını ) bilememektedir.ÖZET :İNSANLAR  ALLAH&#8217;IN   YAZDIĞINI YAPMIYOR , ALLAH  İNSANLARIN NE YAPACAĞINI ÖNCEDEN BİLİYOR. Kullarının önceden ne yapacağını bilemeyen bir tanrı “Allah” olamazdı. Buradaki tek soru insanın ne karar vereceğine müdahale etmeyen Allah’ın olayı olmadan önce bilmesidir.<span id="more-12"></span></p>
<p>      Zaman, önce, sonra, olayın anı&#8230; bütün bunlar insanlar için söz konusudur. Yani zaman insan için söz konusudur. Allah için söz konusu değildir. İnsanı yarattığı gibi zamanı da Allah yaratmıştır. Allah yarattığına mahkum olamaz, onunla sınırlandırılamaz. Allah bütün zamanı ve zamanları görür. Tıpkı bizlerin sınıflarımızda bulunan tarih çağları şeritlerimizde 1453’te İstanbul’un fethedildiğini 1783’te Fransız İhtilalini gördüğümüz gibi. İşte Allah-u Teala da yarattığı  zamandaki olayları görür, bilir ve yazar. Kim bilir belki de Allah-u Teala’nın katında kıyamet çoktan kopmuştur. Fakat biz insanlar hür irademizle bağımsızca işlerimizi yapıp ömrümüzü tamamlamaktayız.</p>
<p><b>           Önceden bilmek olayı etkiler mi?</b></p>
<p>     Bilim adamları güneşin tutulacağı zamanı önceden hesaplayabilmektedirler. Yani bilim adamları önceden güneşin tutulacağı zamanı bulup bunu takvimlere, kitaplara yazmaktadırlar. Ama güneş tutulduğu zaman bilim adamları bunu yazdığı için tutulmamaktadır. Şartlar nedenler oluşmuş ve vakti gelince güneş tutulmuştur. Bilim adamları sadece bu şartları nedenleri önceden bilip güneş tutulma zamanını hesaplamaktadır. İnsanlar bazı olayları önceden bilmektedirler. Ve bu bilmeleri olayı etkilememektedir. İnsanlar bile bildiğine göre insanları yaratan Allah her şeyi önceden görür, bilir, işitir ve yazar.</p>
<p>    İnsan olaylara yüksekten baktıkça daha uzağı görebilir. Bir apartmandan ayrılan bir insan düşünelim. Onu yolcu eden kişi misafirinin az ötede önüne çıkacak katilini göremez. Ama aynı apartmanın damındaki bir insan ise o katili görebilir. Yüksekten helikopterle geçen bir insan ise o katili yakalayabilecek polisi görebilir. Yani olaylara yukardan baktıkça olayların sonrasını görme ihtimali de artar. O halde büyüklerin en büyüğü olan olaylara en yüksekten (ve aynı zamanda en yakından) gören Allah’u Teala elbette zamandan kayıtsız olarak her şeyi olmadan önce bilir, görülmeyeni görür ve okunmayan bir yazı ile (alın yazısı) yazar. Zaten görülmeyeni olacak olanı bilmese bu bir eksiklik olur ki Allah’u teala için bu söz konusu değildir.</p>
<p><b>        Hayır ve şer (iyilik ve kötülük) Allah&#8217;tansa insanın suçu nedir?</b></p>
<p>     Allah’u Teala insana iyilik ve kötülük yapma yeteneği vermiştir. Sonra kuldan iyilik yapıp cennetine girmesini istemiştir. Allah kuluna akıl irade vermiş ve yaptığı işin sonucundan kendisini mesul tutmuştur. Kısaca iyiliği ve kötülüğü yapan insandır. Allah o iyi veya kötü işi yapan kişiye o işi yapabilme gücü verir. Fakat bu gücü verme işi insanın iradesine, isteğine göredir. Yani insan neyi isterse (iyilik veya kötülük) Allah onu yaratır kı sonucundan da insan kendisi mesul olabilsin, kendi iradesinin sonucuna katlanabilsin . Allah iyi ve kötülüğü gösterir sonuçlarını (cennet, cehennem) söyler iradeyi insana bırakır. İsteyen cennete isteyen cehenneme gider. Allah’u teala hep iyiliğimizi ister. Mesela bir yol düşünelim yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı ışık veren sınır taşları vardır. Elimizde trafik rehberi önümüzde kılavuz olan bir trafik polisi vardır. Ayrıca Allah insana akıl da vermiştir. Şimdi polis yolu gösteriyor, trafik rehberi yol hakkında bilgi veriyor sınır taşları yolun sınırlarını çiziyor akıl da doğru yol bulabiliyorken bir kişi bu yolda kaza yapsa, yoldan çıksa uçuruma düşse suç kimde olur? Şoförde mi, kılavuz (polis) da mı, rehber de mi, sınır çizgisi taşlarında mı?</p>
<p>      Aynı şekilde Allah insana sınır çizmiştir. Bu taşlar ayet ve hadislerdir. Trafik polisi peygamberdir. Trafik rehberi kitabımız Kuran’dır. Aklı da Allah vermiştir hala daha insan uçuruma, cehennem çukuruna düşerse suç insanda olmaz da kimde olur?</p>
<p>  Şura suresi ayet 30: &#8221; Sizin başınıza gelen kötülükler ancak elinizle kazandıklarınızın, yaptıklarınızın sonucudur. &#8220;</p>
<p>     Bir musibetle mi karşılaştık o bizim kendi elimizle yaptığımız kötülüklerin doğal sonucudur. Başka suçlu aramak sorumluluktan kaçmaktır. Mesela bizler kendi elimizle (parfümle, egzozla&#8230;) ozon tabakasını deliyor sonuçta güneşin zararlı ışınlarına maruz kalıyoruz.</p>
<p>    Allah bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’den sonra helak etme cezasını kıyamete dek kaldırmıştır. (Enfal suresi 32. Ayet) yani çok kötü, pis, ahlaksız, katil bir toplum var. Allah’u Teala onları niçin helak etmiyor? Sorusunun cevabı yukarıdaki ayettir. ALLAH   TOPLU  HELAK  CEZASINI  KALDIRMIŞTIR FAKAT KISMİ UYARI CEZALARI VEREBİLMEKTEDİR&#8230;</p>
<p><b>          Doğal afetler bir musibet midir?</b></p>
<p>     Allah bizlerden düşünmemizi, tevekkül etmemizi (tüm tedbirlerimizi alıp, işin gücümüzü aşan ksmını dua ile Allah’a havale etmemizi) istiyor.</p>
<p>    İnsan deprem bölgesinde ev yapıyorsa tedbirini almalı, depreme dayanıklı evler yapmalı, ırmak kenarında ev yapıyorsa sellere karşı tedbirlerini almalıdır. Yoksa hiç bir tedbir almadan deprem, sele maruz kalırsa sonuç bir musibet değil katliam olur. Ama kişi tedbirini alır, her önlemini yerine getirir sonrada doğal afetle can-mal kaybına uğrarsa işte imtihan ve tevekkül burada başlar. İmtihan olan musibetler yani tedbiri aldıktan sonra bir bela başımıza gelirse buna nasıl bakmalıyız.<br /><b><br />    Ayrıca Kur’an bizlere kul hakkının yenildiği, adaletin olmadığı, zulmün hakim olduğu yerlere bela ve musibetlerin hakim olacağını bildirir.</b></p>
<p>    Her musibet, bela müminler için hayırlıdır. Bizler görüş açımızın sınırlı olması ve geleceği bilemememizden dolayı başımıza gelen kötülüğü her boyutuyla tam idrak edemememiz nedeniyle olayların hayır boyutunu görememekteyiz. Mesela yolda koşarken ayağımız taşa takılsa ve düşsek kızarız, bağırırız. Halbuki düşmeyip hızla koşmaya devam etseydik köşeyi dönünce karşımıza çıkacak hızla gelen arabayı göremeyip bize çarpmasına engel olamayacaktık. Ama o düşme bizi ölümden korumuş olmaktadır, dizimizin ağrıması pahasına. </p>
<p>   Kangren olmuş el kesilir bu kötü bir olaydır. Ama o kötü görülen olay yapılmasa bu kez kangren bütün vücudumuza yayılacak ve ölmemize sebep olacaktır. Şimdi hastanın doktora “acemi adam elimi niye kestin !” diye sorması doğru olur mu? Asıl kötülük o eli kangren yapmayacak şekilde korumamaktır: (şura :30). Her kötülüğün sebebi yine insanın kendisidir. Hatta Kur’an da bazı insanların kalplerinin mühürlendiği bizlere bildirilir. Yine Kur’an bu kişilerin kendi kötü fiillerinin sonucunda kalplerinin mühürlendiğini bizlere haber verir.</p>
<p><b>     Peki neden fakirlik, sakatlık, kör, topal insanlar var?</b></p>
<p>      Öncelikle çöpçü, temizlik işçisi&#8230; gibi mesleklere ihtiyaç olduğunu belirtelim. Eğer onlar olmazsa idi ortalık pislikten geçilmezdi. Önemli olan meslekler arasında uyum olması, ahengin sağlanmasıdır&#8230;.</p>
<p><b>                       Neden kör, âmâ insanlar vardır? </b></p>
<p>    İnsanlar ibret alsın görüp düşünsün, şükretsin ve kendilerinin aynı hallerle imtihan edilmedikleri için Allah’a hamt ve dua etsinler diye.</p>
<p>  Bu durumda olanlar ise imtihan oldukları bilinciyle sabredip isyan etmediklerinden dolayı kıyamet günü cenneti kazanabilmeleri için .</p>
<p>      İslam musibete uğramayan, zengin insanları şükre davet eder. Fakir belaya düçar olanları fakirlikten,   musibetten kurtulmak için tüm çabanla gayret ettikten sonra hala gidişatı düzeltememişse imtihan bilinciyle hareket edip sabretmeye davet eder. Şükretmeyen zengin, sabretmeyen fakir imtihanı kaybetmiştir.</p>
<p><b>       Dünyada kötülükler neden oluyor?</b></p>
<p>     Kötülük iyiliğin olmamasından dolayı meydana gelir. İyiliğin olmadığı yerde kötülük vardır. İyiliğin yokluğu kötülüğü doğurur. Ayrıca genelde dünyaya iyilik hakimdir. Kötülük olsa bile bu iyiliğin değerinin bilinmesi için gereklidir. Ayrıca bazı kötülükler hayra vesile olurlar. Açlık tokluğun kıymetini hastalık sağlığın değerini&#8230; insana kavratır. Ayrıca ağaçtan düştük diye bütün ağaçlar, suda boğulan var diye her gördüğümüz su&#8230; kötü kabul edilemez. Bunlar istisnadır. Bunların asılları   iyidir. </p>
<p>       Özetle insan iyi olursa her şey iyi olur. Ahiret günü de cennete gider. İnsan kötü olursa toplum, çevre, dünya&#8230; kötü olur. Ahirette de cehenneme girer.</p>
<p>     O halde insan kendi kaderini kendi yazar, cennete de cehenneme de kendisi gider. Kader sadece boy pos erkek, kız olma ,göz rengi&#8230; gibi durumlar için, bizi aşan konular için söz konusudur. Bunun dışındaki her fiil, eylem ve bunların doğal sonucu (ceza, mükafat, cennet, cehennem) insanın kendi hür iradesiyle seçtiği kendi tercihleridir.</p>
<p><b>                         “Cümle işler Hâlik’ındır kul eliyle işlenir,<br />                        &#8220;İlm-i ledün bilmeyen bunu kul yaptı sanır.”</b></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/isoru.wordpress.com/12/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/isoru.wordpress.com/12/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/isoru.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/isoru.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/isoru.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/isoru.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/isoru.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/isoru.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/isoru.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/isoru.wordpress.com/12/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/isoru.wordpress.com/12/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/isoru.wordpress.com/12/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=isoru.wordpress.com&blog=324084&post=12&subd=isoru&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://isoru.wordpress.com/2006/07/26/kaza-ve-kader/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c93291656cafc6940a0ecfe60e98dcc5?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">révân</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>