Zikir meclislerinin başlıca sözel simgesi niçin hep HU’dur?

Eylül 20, 2006 at 23:30 p Yorum bırakın


l ki bu, uzun bir zaman boyunca ve herhangibir surette dile
gel(e)memiş bir soru’nun ifadesidir. Öyle ki sorunun makam-ı hakikîsi,
çoğunluk tarafından fark da, zikr de edilmemiştir. Fark edilseydi,
acaba önümüzde sadece lafzen değil, mânen de zikredilip hatırlandığını
gösterir alâmetler bulunmaz mıydı?

Demek ki sorulmamış bir soru var elimizde; kıymetini bilmemiz, şefkatle
üzerine katlanmamız gereken bir soru. Özenle sorulmalı bu yüzden. O
denli özen gösterilmeli ki hayreti mucib olmalı, şaşkınlığa yol açmalı,
aramızdan şaşakalanlar çıkarsa şayet, onları hâllerine terketmeli de
şaşkınlığın tevlid ettiği şevk-i tefahhus (curiosité) zail olmadan
hemen yaklaşmalı soruyu dile getiren yârin diline. VE dahi cevabını
bulmak için değil, aramak için, evet sırf aramak için, ilk kez olsun,
bir kez olsun dile gelmiş, diliyle gelmiş şu sevgiliye ‘merhaba’
demekten kaçınmamalı.

HU’nun anlamının, nicedir mahcub (perdeler arkasında) bulunmasından
ötürü farkedilmediği ve bu gerekçeyle üzerindeki perdenin kaldırılmaya
çalışıldığı mı söylenmek isteniyor?

Hayır! Bilâkis HU, o kadar açıkta, o kadar açıklıkta duruyor ki…
üzerinde o denli parlak ışık huzmeleri var ki… öylesine bildik
lâfızlardan sayılıyor ki… görüldüğü, bilindiği ve dahi tanındığı için
kimse tarafından farkedilmeksizin hâline bırakılıyor. HU’nun gizlenmek
için açığa çıktığı unutulduğundan HU’nun açıklanmaya, açık kılınmaya
ihtiyacı olduğu aslâ ama aslâ düşünülmüyor. Her daim telâffuz ediliyor
ve lâkin telâffuz edilen her defasında kavranılmadan kalıyor.
Herhangibir sorunun konusu kılınamamış olması da bu yüzden.

Sorarsak, her halde şöyle bir cevap alacağız:

– HU, Arapça’da üçüncü tekil şahıs zamiri (=o) karşılığında kullanılan
‘hüve’nin kısaltılmışıdır ve ‘Allah’ demektir. Dervişler de ‘hû’ çekmek
suretiyle Allah Teâlâ’yı zikretmiş, böylelikle O’nu anmış olurlar.
Binaenaleyh arada pek bir fark yoktur.

Bu cevapla yetinilmeyip ismi var iken niçin bir zamir aracılığıyla
Allah Teâlâ’nın anıldığı sorulur da biraz daha tafsilât istenirse,
muhtemelen şöyle bir açıklamayla karşılaşılacaktır:

– Arapça’da ‘biz’ gibi çoğul zamirler nasıl tâzim ve tekrim (ululamak)
için kullanılırsa, gaib’e (uzağa) işaret eden zamirler de aynı maksadla
kullanılır. İsm-i zat olan ‘Allah’ adı yerine, bu ismin yerini tutan
‘o’ (hüve) zamiri tazim ve tekrim maksadıyla kullanılır, vs.

HU (hüve), esma-i hüsnâ listeleri arasında yer almıyor; zira ‘hüve’
-zahire nazaran- bir isim değil, aksine zamir, üstelik zamir-i gaib!

Acaba “Hayy’dan gelen Hû’ya gider” (meâlen: “Allah’tan gelen Allah’a
gider”) deyişinde geçen ‘Hû’, tıpkı “Allah’tan geldik, dönüşümüz yine
O’nadır” kavl-i keriminde olduğu gibi zamir olarak mı kullanılıyor?

Cevap vermekte acele etmeyelim de biraz daha düşünelim. Meselâ “Edeb yâ
HU!” ifadesinde geçen ve zahirde “üçüncü tekil şahıs zamiri” olarak
kullanıldığı sanılan HU’ya nasıl olup da nida edatı olan ‘yâ’ (=ey) ile
hitab edilebiliyor? “Ey sen!” denildiği gibi, burada da “Ey O!”
deniliyor olabilir mi?

Türkçe’de kaba bir ifade biçimine bürünmüş olan “Yok yâ-HU!”
tabirindeki HU da sanırım bu kullanımların yanına yerleştirilebilecek
bir haysiyette değil.

Soruyu belirgin kılmak için konunun etrafında dolanmayı sürdürelim ve
soralım:

Dervişler “Hû… Hû” diye zikrederlerken, hakikaten gayba veya gaibe
işaret ediyor olabilirler mi? Eğer böyle ise, cevap verilmeli değil mi,
aynı zamanda bu dervişler niçin Hû’yu karşılarına almaktan kaçınmayıp
kendilerini bile bile “yâ HU” diye seslenen münadiler hâline
getiriyorlar?

‘Hüviyet’ sözcüğünün bugünkü karşılığı: ‘kimlik’. Üstelik cüzdanı bile
var. Oysa sözcüğün hüve’den (o’dan) türediğini nasılsa öğrenmiş
bilgiçler, felsefi metinleri çevirirlerken bu sözcüğü “o’luk” diye
çeviriyorlar. Acaba doğru karşılık hangisi? Kimlik mi, o’luk mu?

Son bir değini: İhlâs Suresi “Kul hüve Allahu ehad…” diye başlıyor ve
meâl sahiplerinin çoğunluğu bu ifadeyi, “De ki: O Allah birdir”
şeklinde Türkçeleştiriyor. “O Allah” terkibinde geçen ‘o’ zamirinin
istikameti, ne gariptir, tıpkı ‘Bu kitap’ veya ‘Şu kalem’
terkiblerindeki işaret zamirlerinin kullanımında olduğu gibi
kendisinden sonra gelen sözcüğe (‘Allah’ lafzına) doğru. Oysa mezkur
surede geçen ‘hüve’ (o), işaret zamiri değil, şahıs zamiri. Şahıs
zamirleri ise, işaret zamirlerinin aksine kendilerinden önce geçen
isimlerin yerini tutarlar. Bu durumda, nasıl oluyor da zahiren şahıs
zamiri durumunda olan ‘hüve’ye (=o), hiç düşünmeden “Bu Allah”, “Şu
Allah” gibi işaret zamiri mânâsı verilebiliyor?

Cevabı bilmiyoruz; zira soruyu bilmiyoruz. Soruyu öğrenmeye başladık,
belki birgün cevabı da öğrenebiliriz! Ne diyelim, nasib yâ HU! Yani,
sadece edebimizi değil, nasibimizi de artır yâ HU! Akl-ı kasıranemizce
nasib edebe tekaddüm eder göründüğünden, o halde bize önce nasib, sonra
edeb ihsan eyle yâ HU!

Kime yalvaralım, hâlimizi kime arzedelim; burada senden başkası yok ki, yâ HU !!..

– DÜCANE CÜNDİOĞLU

powered by performancing firefox

Reklamlar

Entry filed under: Fetva, Müslüman, vicdan.

Kur’an-ı Kerim’i Nasıl Ezberleyelim? Mürted nedir?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kitap indir

Gençliğin imanını sorularla çaldılar Pdf formatında indirmek için resmin üzerine tıklayınız. Kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek yada farklı formatta indirmek için buraya tıklayınız.

Blog Stats

  • 1,973,693 hits

GençMücahid.Net


%d blogcu bunu beğendi: