Muhammed Mustafa'(s.a.v.)ın Peygamberliğine Ait Deliller.

Ekim 8, 2006 at 23:30 p Yorum bırakın


  • O’nun muasırı, gerek sahabeler ve. gerekse iman etmeyenler kavmi ve kafirler, siyer ve
    tarihlerde bir ruhban ile musahabeti, arkadaşlığı rivayet etmemişlerdir. Rasulullah, oniki
    yaşında iken amcası ile beraber idi. Bahira, sorulan ondan sordu ve cevaplarından sonra
    amcasına hitap eyledi ki: “Bunu memlekete götür. Yahudiler, öldüremez isede ezdirecekler” dedi. Binaenaleyh bir görüşmek ile bu kadar ilmi öğrenmek mümkündeğildir.
  • 2 —
  • Sahabeler, bütün hadis-i şerifleri zaptettikleri halde, hayatını da yazdılar. Siyer vehadis kitaplarında, Rasulullah’ın, bir kişiden ilim öğrendiğini yazmamışlardır. Demek ki,Rasul-i zişan hiçbir kimseden ilim öğrenmemişti.

  • 3 —
  • Yahudi ve Nasraniler’in kitaplarını okudu, güya onlardan ilim öğrendi. Sonra Kur’an’açevirdi deniliyor. El cevap: Kur’an onları reddeder: “Andolsun ki, biz, onların (haset eden
    kafir ve ruhbanlardan öğrenmeyi iddia edenler), bu Kur’an’ı mutlak bir beşer getiriyor
    diyeceklerini biliyoruz. Hak’dan sapmak sureti ile kendisine (Rasulullah’a öğrenmeyi)
    nisbet edecekleri o malûm kimsenin lisanı yabancıdır, Arabî değildir. Bu (Kur’an) ise,
    bütün fesahati ile ve belagatı ile apaçık Arapça’dır.” (106)

  • 4 —
  • Ruhbanlardan, Rasulullah’ın Kur’an’ı öğrenmesi mümkün değildir. Çünkü, Kur’an bir
    teşriye ve kanun-u ilahiyedir. Evvel ve ahirdeki beşer fikrine, hem nefis ve hevasına
    muhaliftir. Kur’an, çok zaman da geçmiş ve gelecek zamanın hadiselerine de muhaliftir.
    Çünkü, zamanın olayları, muvakkat bir ilme ve fikre ait olduğunu takdirde Kur’an onun
    muvakkat olduğunu bildiğinden, öncesinden onu reddeder. Kur’an, ahkam ve çeşitli
    teşriyi, geçmiş ve gelecek fikirleri birleştiren bir ayna olduğundan, emir ve yasaklan nefsin
    istediklerinin aksine bildirmesinden, asla beşer tarafından gelmesi mümkün değildir.

  • 5
  • — Kur’an-ı Kerim, vakıa, havadisler mucibince 23 yıl ayet ayet nazil oldu. Ayetlerin hepsi
    bir veya iki seferde nazil olmuştur.
    Rasulullah’a gelmeyen ayetleri, o hiçbir zaman okumamıştır. Sonra, gelen ayetlerin nazm-ı
    şeriflerini birinci seferde tekrar eylediği gibi, aradan çok zaman geçtiği halde aynı şekil ve
    tertiple tekrar edildi. Halbuki, insan, bir meseleyi, bir mecliste üç sefer tekrar ettiği
    taktirde herbir seferinde ayrı bir şekilde tekrar etmeye mecburdur. Eşraf-ı Kainat, 23 yıl
    zarfında bir şedde veya bir noktayı değiştirmeden aynı şekilde tekrar ederdi. Artık, bu
    Kur’anın beşer tarafından olmadığına kafi bir delildir.

  • 6
  • — Bir talebenin bir üstaddan ilim öğrenmesi gizli olmaz, muhakkak uzun bir müddetten
    sonra öğrenmek mümkün olur. Eğer bir kimseden ilim öğrenmiş olsaydı, tarih muhakkak
    yazardı.

  • 7
  • — Araplar’dan en meşhur olanlar şair idiler. Kur’an şiir değildir. “Biz O’na (Peygambere)
    şiir öğretmedik, bu (şiir öğrenmek) ona yakışmazdı. Onun (Hazreti Ahmed) getirdiği kitap
    (Hazreti Kur’an), bir öğütten ve (hükümleri) açıklayan (hak) bir Kur’an’dan başkası
    değildir.” (107)

  • 8
  • — O’na ilm-i Kur’aniyeyi öğreten bir rahip olsaydı, kendini ondan üstün gösterip, “Ol
    hazret benim talebemdi”, diye iftihar ederdi. Haşa ve kella bütün hakiki ehl-i iman olanlar
    (ister Tevrat, ister İncil alimleri) O’na boyun eğdiler ve teslim oldular.

  • 9
  • — Hazreti Resul-i Ekrem, okuyup yazmadığı halde, ezberden Kur’an’ı baştan başa, harf
    harf okuyup, nazmını hatta bir şedde, bir medde, bir cezme bile değişiksiz, kemali ile
    tilavet ederdi. “Cebrail aracalığıyla yahut ilham ile (habibim) seni okutacağız da asla (sen
    Kur’an’ı) unutmayacaksın
    ” (108). Resulullah, hiçbir şeyi bu ayetin nüzulünden sonra
    unutmazdı.

  • 10
  • — Okumak ve yazmak, ilim ve hesabın aletidir. Aletsiz ilim olunca, işte bu oluş
    mucizenin ta kendisidir.

  • 11
  • — Eğer okumak ve yazmak ile peygamberlik davasına çıkmış olsaydı, o zaman hasımlar
    davasına alet ve takviye bulurlardı. Ezel ve ebed aynası Kur’an’ı ezberden okuması, şüphe
    yok ki, vahy-i ilahiyyenin ta kendisidir.

  • 12
  • — Yazı yazmak kolay bir şeydir. Allah’ın sevgili kulu, ehven bir şeyi yazması en kuvvetli
    bir delildir ki; O’nun kemal-i ilmi had ve hesaba sığmaz. O hudutsuz ilim sahibi, ne büyük
    bir insandır.
    Kainatta ferd-i kamildir. Onun üzerine salat-u selam olsun. İşte kemal-i ilim, kemal-i
    ahlak, kemal-i zeka, kmal-i kuvvet ile Cenab-ı Hak, o’nu gönderdiği halde, okuma yazma
    öğretmemişti. Bu iki zıt denizi birleştiren Allah, ümmilik sıfatını o’nun hakkında bir
    mucize kılmıştır.

  • 13
  • — Hazreti Resulullah’ın asr-ı saadetinde Mekke’de mektep yoktu ve o hazret başka
    yabancı lisan ile konuşmamıştı. ‘Varaka bin Nevfel, Kitab-ı Mukaddes’i Arapçaya tercüme
    edip Resul-i Zîşan ondan faydalanmıştır” demenin aslı yoktur. Çünkü, Varaka, Kitab-ı
    Mukaddes’i tercüme edecek kudrette değildi. Sonra vahyin başlangıcında feraseti ile onun
    ümmiliğinden peygamber olduğunu bildirmişti ve hicret zamanına ulaşamayacağına
    inanırken kederlenip mahzun olurdu.

  • 14
  • — Ehl-i kitabın iddia ettikleri; “Okuma yazmayı bilip, gizletmiştir” demelerinin Kur’an’ı
    reddetmesi şöyle dursun onların kendi kitaplarına yani Tevrat ve İncil’e imanları yoktur.
    Eğer imanları olsaydı, Tevrat ve İncil’de Hazreti Resulün evsaf-ı şeriflerinden birisi olan
    ümmilik mucizesinden bahs edişine teslim olacaklardı. “Kendilerine kitap verdiğimiz (ehli
    ilim) onu öz oğulları gibi tanırlardı. Hal öyle iken, içlerinden bir kısım (inat ve inkar
    edenler) kendileri bilip dururken, gene mutlaka hak olanı gizlerler.” (109)

  • 15
  • — En derin ve manalı ümmî kelimesi Hazreti Resule mahsus bir sıfattır ki: Hiçbir kimse
    ile müzakeresi olmadığı halde, geçmiş kıssalar, hadiseler söyler. Hem kendisinden sonraki
    zamanlardan bahseder.
    Mesela: Peygamberimiz, hem Hz. Ali’nin katlini, hem kıyametin küçük alametlerini, hem
    de büyük alametlerini ve şimdiki zamanımızda çıkan bazı hadiseleri de hatta herbir asra ve
    zamana mahsus hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır. Vahy-i ilahi ile yerküresinin hazineleri
    ve kainatın içindeki halen keşfedilmiş ve edilmeyen pek çok hadiseleri… Halbuki, bir aleti
    yok idi. Dediğimiz manaya şahit onun fesahati ve belagatidir. O’nun sıfatlarından birisi de
    keşfi ve zevkî müşahedeleridir. Nitekim, fesahat ve belagatlerini O’nun münkirleri bile
    ikrar ederler.

    (107) Yasin: 69. (108)A’Ia:6.
    (106) Nalh: 103.
    (109) Bakara: 146.

    İsmail Çetin Hocaefendi’

    Reklamlar

    Entry filed under: Akıl, Allah'ın Varlığı, Bilim, Hristiyan, Hz. Muhammed, Hıristiyan, inanç, Nasrani, resul, Tevrat, Yahudi.

    Kur’an-ı Kerim’de Modern İlimler; “Kur’an Mucizesi” Kur’an-ı Kerim’in Allah Tarafından Gönderildiğini Gösteren Ayetler.

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Connecting to %s

    Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


    Kitap indir

    Gençliğin imanını sorularla çaldılar Pdf formatında indirmek için resmin üzerine tıklayınız. Kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek yada farklı formatta indirmek için buraya tıklayınız.

    Blog Stats

    • 1,973,693 hits

    GençMücahid.Net


    %d blogcu bunu beğendi: