Allah, insanların ileride ne yapacaklarını bilip yazmamış mıdır

Ekim 9, 2006 at 23:30 p Yorum bırakın


Kader: Cenab-ı Hak tarafından bütün eşyanın, kâinatın ve hadiselerin ezelden
(yaratılmadan evvel) hallerinin, vasıflarının, sebeplerinin ve şartlarının zaman ve
mekanlarıyla hudutlandırmasıdır.

Kaza: Ezelden taktir olunan şeyin takdir gereğince varlık alemine çıkarılması
(yaratılmasıdır)
.

Kaza ve kader kelimeleri, lügat manaları bakımından birbirinin aynıolduklarından bazen kaderin yerine kaza, kazanın yerine kader dendiği olur. (175)Mesela: Bir astronomi alimi, ayın ne zaman tutulacağını yazar, bu kaderdir. Ay’ın, o gün, otarihte tutulması da kazadır. Şimdi soruyorum, Ay, astronomi âlimi yazdı diye mi tutuldu,yoksa Ay’ın tutulacağını âlim bildiği için mi yazdı? Elbette Ay’ın tutulacağını bildiği içinyazdı.

Konunun daha iyi anlaşılması için biraz daha bahsedelim.

İnsanın, diğer yaratılmışlar arasındaki müstesna yeri ve yaptıklarından dolayı sorumlu
olma durumu onu takdir bakımından da diğer yaratılmışlardan ayırır. Tabi (mecbur kılan
bir kader) yerine, iradesine bağlı olarak yürüyen bir kaderi vardır. Şayet, insanın iradeye
bağlı işlerinde de kaderin mecbur eden bir hükmü cereyan etseydi, o zaman insandan diğer
varlıkların hiç birinden istenmemiş olan yüce vazifelerin bir tanesini bile istemek adalet
anlayışına uymazdı. Bundan dolayı diyor ki; insan iradeye bağlı işlerde kendi kaderini
kendi tayin eder. Yani kendi hür iradesi ile isterse iyi tarafını, isterse fenalık tarafını seçer.
İyiyi isteyen kötüye sevk edilmediği gibi, fenayı isteyen de (şayet Allah’ın hususî bir
ikramanı uğramazsa) iyiye sevk edilmez.

Kur’an-ı Kerim’de: “İnsan için çalıştığından başka hiçbir şey yoktur, çalışmasının semeresi (neticesi) de yakında görülecektir.“(176)

buyuruluyor. Allah, insanların ileride ne yapacakların bilip yazmamış mıdır? Bu soruya
verilecek cevap müsbettir

Yani: Evet, Allah (c.c), bütün insanların hayatlarında yapacakları her şeyi en ince
noktasına kadar bilir ve yazmıştır da…

Ancak O, bizim irademizi hür olarak kullanmamız neticesi neler yapacağımızı bilmiştir.
Bilmese zaten Allah olması mümkün olur muydu? Bizim bu şekilde hareket etmemiz ise
onun bilmesinden değil, bizi irademizle serbest kılmasındandır
. (177)

Biri insan iradesine bağlı olan, diğeri insan iradesine asla bağlı olmayan iki türlü kader
vardır. Bunlardan insan iradesine bağlı olan kadere; Kader-i muallak, diğerine ise; kader-i
mübrem
denilir.


Kader-i Muallak
: Kendi irademize bağlı olduğu içindir ki, hakkımızda iyi şeyler diler ve ona
göre hareket edersek Allah onu yaratır. Fena şeyler diler ve öyle hareket edersek, onu
yaratır. Ne ekersek onu biçeriz. İlahî bir kaidedir ki, buğday eken ancak buğday alır, arpa
eken ancak arpa alır, buğday alamaz. “Kim zerre ağırlığında hayır işlerse, mükâfatını görür.
Kim zerre ağırlığınca şer işlerse, cezasını görür.”

Kader-i Mübrem: İnsan iradesinin ve kudretinin dışında kalan hadiselere ait kaderdir. Bize
göre birden bire meydana gelen afetlerin neticesi olan zarar ve ziyanlar, fırtınalar,
depremler, ölüm halleri.. Bazılarımızın cılız, hastalıklı, sağlam bünyeli olarak yaratılışı,
gelecekte olacak hadiseler, ne zaman, nerede öleceğimiz, kıyametin ne zaman kopacağı
gibi, Bu kısım kaderden bahsetmeyi Resulullah efendimiz nehyetmiştir. Kendisine:
“Kıyamet için ne hazırlığın var” suali sorulduğunda, bilinmeyeceğini, bilinmesinde bir
faide olamayacağını anlamak, anlatmak istemiştir.

Bazı kimselerin inancına göre: Allahu Tealâ, kulun iradesine ne olursa olsun, onu dilerse
hidayet erdirir, dilerse dalâlette bırakır. Bu fikrin tamamen yanlış olduğundan şüphe
yoktur. Hakikat şudur ki, Allah (c.c), hidayeti isteyene hidayet, dalâleti isteyene dalalet
yollarını açar.
Hiç bir insan zorla dalâlete sürüklenmiş değildir. Kullarına son derece
merhametli olan Allah (c.c), bir kimseyi Müslüman yapmak için bile zorlamaya razı olmaz.
Aşağıda okuyacağımız iki ayet meali bize Müslüman yapmak için dahi zorlamanın
olamayacağını gösterir
.

Sen iman etmiş olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın?”(178)

Dinde zorlamayoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim şeytanı tanımayıp da Allah’a iman ederse, o,.muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitici, kemaliyle bilicidir. “(179)

Hakikat böyle iken, Allah’ın bir kimseyi zorla dalalette bırakacağını düşünmek en büyük
hatadır. Böyle düşünmek, “Allah, kullarına zulmetmeyi istemez. “(180) buyuran Allah’ın,
zulüm yaptığını söylemek olur. Bu ise ancak cahillere yakışan bir sözdür. Aşağıda
okuyacağımız ayetlerde, ancak Allah’a itaat eden, hidayeti isteyen kimselerin hidayete
erdirildiğini; Allah’a isyan edenlerin, fena yollara sapanların, hidayeti bırakıp dalâleti
seçenlerin, dalâlette bırakıldığını göreceğiz.

1) “Kim Allah’a sımsıkı tutunursa, muhakkak ki, doğru bir yola erdirilmiştir.”(181)
2) “Artık, hidayeti kabul eden kendi faidesi için kabul etmiş, sapkınlık eden de yalnız kendi
zararına sapmış olur…
” (182)
3) “Allah’a ve ahiret gününe imanda sebat eden hiçbir kavmin, Allah’a ve Rasulüne
muhalefet eden kimselerle -velev ki onlar, bunların babaları, ya oğulları, ya biraderleri,
yahut soysopları olsunlar- dostlaşacaklarını göremezsin. Onlar, o kimselerdir ki, Allah
imanı kalplerine yazmış, bunları kendinden bir ruh ile desteklemiştir..
.” (183)
4) “Ama kim (Allah yolunda) verir, Allah’tan korkarsa, en güzel olanı (İslâm dinin) tasdik
ederse ona en kolay için (cennete götürecek amel, ahlak için) kolaylık veririz. Kim de
cimrilik eder, kendini müstağni görürse, en güzel olanı yalan sayarsa, Biz de ona en güç
olanı (cehenneme ulaştıracak amel ve ahlâkı) kolaylaştırırız.
” (184)

Bu ayetlerde Allah’ın hidayetinin, iradesini iyiye kullanan, Allah rızasına uygun ameller
yaparak hidayete hak kazananlara ulaştığı açıkça anlatılmaktadır. Bu ise ehl-i sünnet
imamlarının (insan diler, Allah yaratır) demelerinden başka bir şey değildir. Burada da,
insan hidayeti, yani doğru yolu dilemekte, Allah ise kulun dilediği hidayeti yaratmaktadır.
Bazılarının, “Allah’ın (c.c.) hidayeti ermedikçe bir kimsenin hidayet ulaşması mümkün
değildir” gibi sözlerine önem vermek doğru değildir. Şayet bir kimsenin İslâm olmak
istediği ancak olamadığı söylenirse, bu onun tam bir istekle istemediğinden dolayıdır.
Yoksa, hidayet isteyen kuluna hidayeti Allah’ın (c.c.) vermediğinden değil.
(175) İslâm’da İrade, Kaza ve Kader – Ahmet Lütfi Kazancı.
((176) Necm: 39-40.
177) Buhari-Müslim, İslâm’da irade, Kaza ve Keder – Ahmet lütfi Kazancı,
(178) Yunus: 99.
(179) Bakara: 256.
(180) Gafır Suresi: 31
(181)Âl-i İmran:101.
(182) Yunus: 108.
(183) Mücadele: 22.
(184) Leyi: 5-10.

Emine ŞEnlikoglu

Entry filed under: Kader, Kaza ve kader. Tags: .

Hayr ve Şer de Allah’tan Madem. İnsanların ne Suçu var? Dalâlet’e İnsan NAsıl Düşer??

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kitap indir

Gençliğin imanını sorularla çaldılar Pdf formatında indirmek için resmin üzerine tıklayınız. Kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek yada farklı formatta indirmek için buraya tıklayınız.

Blog Stats

  • 1,889,566 hits

GençMücahid.Net


%d blogcu bunu beğendi: