incil neden latince? Orta doguda latince mı konuşuluyordu?

Kasım 17, 2006 at 23:30 p Yorum bırakın


Hz. İsa Yahudi milletine peygamber olarak gelmiştir ve dolayısıyla kendisi de bu millete
mensuptu. İncil’i yazan şakirtleri de elbette bu millete mensuptu. Her peygamberin kendi
zamanında revaçta olan ilimin cinsine göre mucizelerle gönderildiği gibi, her peygamberin
kendi kavminin lisanı ile yazılmış ve herkesin anlayabileceği bir şekilde kitap da
gönderilmiştir.


Halbuki, elde bulunan bugünkü en eski İnciller halk Yunancası ile yazılmıştır. İçinde bazı Aramice kelimeler vardır. (271) İnsan bunu okuyunca, neredeyse İsa (a.s)’ı Yunanlı kabul etmesi geliyor içinden. Ama ne Hz. İsa Yunanlı, ne de onun konuştuğu lisan Yunanca idi.

O, ancak peygamber yatağı diyebileceğimiz Asya kıtasında
doğmuş ve kendisine burada vazife verilmiştir. Meram ve isteklerini kavmine bildirmesi de
ancak kavminin konuştuğu lisanla konuşması ile mümkün olabilir. Yoksa onlara anlatmak
imkansızlaşır. Renan’ın da bildirdiği gibi, küçük bir kasaba olan ve memleketinin dışında
pek fazla bir yer görmeyen Nasıra halkına, Allah’ın Yunanca hitap etmesi, Hakkari
dağlarındaki bir çobana Japonca hitap etmek kadar abes ve çirkindir.

Biz, Allah’ı böyle bir küçüklükten uzak görürüz. Keza, bu kitaplarda Aramice birkaç cümlenin bulunması bu kitapların Yunanca değil de, Hz. İsa’nın konuştuğu lisan üzere
olduklarını gösterir. Fakat bugün elde bu lisanda bir İncil’in bulunmaması insanı
düşündürüyor ve ister istemez bu kitabın aslının kaybolduğu kanaatine vardırıyor.

Bugünkü İnciller’in bu kusurunu örtbas etmek için mutaassıp Hıristiyan yazarlar, İsa
zamanında Yunancanın umumi olarak kullanıldığını ileri sürerler. Fakat bunun birçok
bakımdan hatalı olduğunu izah etmeden önce şunu söyleyelim ki, Hıristiyan yazar ve aynı
zamanda eski bir papaz olan E. Renan bu fikir hakkında şöyle der: Yahudiler Yunanca konuşmuyordu, konuşanı da ayıpladıkları gibi ondan domuzdan kaçar gibi kaçarlardı.
Yahudilikte domuzun haram olduğunu göz önüne alırsak, Yahudilerin bunlara karşı nasıl
hareket ettiği kolayca ortaya çıkar. Tarihte önemli mevkileri olan milletler dillerinden
vazgeçmezler. Yahudiler gerçekten çok önemli bir kavimdir. Hangi durum ve şart altında
olursa olsun Yahudi daima kendisini efendi, başka milletlere mensup olan kimseleri de
aşağılık görür. Zira bu dinlerinin bir icabıdır.

Kur’an’da ismi zikredilen peygamberlerden bir çoğu Beni İsrail’e gönderilmiş olan
peygamberlerdir. Bu bakımdan yahudilerin önemli bir millet olduğu aşikardır. Hatta
kendilerinden uzun uzadıya bahsedilmektedir. Allah’ın Firavun’a karşı nasıl onları galip
getirdiği bilinen bir gerçektir. Bu yüzden Yahudilerin kendi dillerini kısa bir zaman içinde
unutmayacakları belli olduğu gibi Yahudilerin kendi dinlerine çok sıkı bir şekilde bağlı
oldukları da bilinmektedir. Dinlerinin ve din kitapları İbranice yazılan Yahudilerin,
dillerinden kolaylıkla fedakârlık etmeyecekleri bilinen bir gerçektir. Bilhassa bunun için
yahudiler kendi dillerini feda etmezlerdi.
Tabul-ul Ahd’ın yere düşmemesi için canından fedakarlık eden yahudi, mukaddes kitabının yazıldığı dilden herhalde kolay kolay
vazgeçmese gerek.

Medeniyet ve incelik bakımından yahudiler kendilerini Romalılardan aşağı görmezlerdi;
bilakis üstün görürlerdi. Bu durum herhalde onları kendi dilleri ile öğünmemeye ve ondan
vazgeçmemeye sevk etmiş olmalıydı. Tarihte.yüksek bir medeniyete sahip olan bir millet
başkasının boyunduruğu altına kısa bir zaman için girmiştir. Fakat yüksek medeniyetleri
sayesinde müstevli milletleri potasında eritebilmiştir. Medeniyet bakımından kendilerini
Romalılardan üstün gören yahudilerin durumu bununla izah edilebilir mi?

Yahudiler siyasî kudretlerini birgün elde edeceklerini umuyorlardı. Bir millet istikbalinden
tamamen ümidini keserek kötümser olabilir, dili ile öğünme yeteneğini kaybedebilir. Fakat
İsa zamanındaki yahudiler, yahudi idaresini tekrar kuracak olan bir yahudi kralın
çıkacağım bekliyorlardı. Yahudilerin İsa ile olan münakaşalarında bir çok kimse bu ümidi
istismar bile etmiştir. Böyle ilerisi için beklemekte olan bir milletin kendi dilini unutacağı
imkân dahilinde olmayan bir şeydir. Siyasî kudretlerinin tekrar avdet edeceğine inanan bir
milletin başbakanı olan Levi Eşkol’un, “İki bin senelik rüyamız gerçekleşti” demesi bile
bunun açık bir delilidir. Kaldı ki, İsa zamanındaki yahudilerin durumu bundan altmış,
yetmiş sene önceki yahudilerin durumundan daha iyiydi.

O devrin yahudi yazarları kendi dilleri veya o dilin bozuk bir şivesi ile yazarlardı Dilleri
değişmiş olsaydı, o devirde Yahudiceden başka bir dil ile yazdıkları kitapların elimizde
bulunması gerekirdi. O devre ait kitaplar içinde Yahudiceden başka kitapların olmaması
bize yine bir hakikati açıklar niteliktedir. O hakikat İncil’in ilk orijinal nüshasının Yunanca
değil, Yahudice olmasıdır.

Yeni Ahid’in en eski nüshalarının Yunanca olduğunu söylemiştik. Fakat Hz. İsa zamanında Roma İmparatorluğu henüz ikiye ayrılmamıştı; İmparatorluğun merkezi hâlâ Roma şehri idi.

Latince ve Yunancanın çok zor birer lisan oldukları da göz önüne alınınca bunun
imkânsız olduğu kendiliğinden anlaşılır. Roma tesiri Yahudi hayatına tesir etmiş olsaydı,
İbrani diline Yunanca değil, Latince kelimelerin girmesi gerekirdi. Halbuki en eski Yeni
Ahid yazmaları hep Yunancadır. Bu da ispat ediyor ki, Yeni Ahid kitapları Roma
İmparatorluğunun ikiye bölündüğü ve şarktaki topraklarının Rum-Bizans İmparatorluğu
idaresi altına girdiği bir zamanda yazılmıştı ve bu yüzden Yunanca, Hıristiyanlık dini ve
edebiyatı üzerinde geniş bir tesir icra etmeye başlamıştı.

Elde bulunan en önemli delillerden bir tanesi de İncillerdeki ifadelerdir. Bu ifade tarzları,
bu kadar tahrifata uğramamasına rağmen hâlâ İncil’de mevcuttur. Orjinal şekillerini
muhafaza etmektedirler. Bu ibarelerden birkaçı şöyledir:
a — “Osenna” (Matta, 21:9)
b — “Eli, eli, lama sabaktini.” (Matta, 27:46)
c — “Rabbi” (Yunanna, 3:2)
d — “Talita kumi” (Markos 5:41)

Yukarıdaki ifadelerden de İncil’in Yunanca değil, yahudilerin kendi lisanı üzere olduğu
anlaşılmaktadır.
Resulllerin işlerinden de (2:4/13) anlaşıldığına göre, İsa çarmıha gerildikten sonra bile (bu
Hıristiyan inancına 332
göredir. Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın durumu hakkındaki ayeti açıktır. Bir müslümanın
inancı, bu ayetin karşısında değil yanındadır), Yahudiler İbranice konuşuyorlardı:
“Hepsi Ruhu-1 Kudüs’le doldu ve kendilerine ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka
dillerde söylemeye başladılar. Gök altındaki her milletten yahudiler, dindar adamlar,
Kudüs’te oturmakta idiler. Ve bu ses gelince, halk bir araya toplanda ve çok şaşırdılar.
Çünkü her biri onların kendi dili ile söylediğini işitiyordu. Hayran oldular ve şaşırıp
dediler: “İşte söyleyen bu adamlar hep Galile’li değil mi? Ve nasıl biz, herbirimiz kendi ana
dilimizi işitiyoruz? Biz Partlar, Medler, Elamlılar ve Mezopotamya’da, Yahudiye’de hem de
Kapadokya’da ve Pontus ve Asya’da Frikya, hem de Pamfilya’da, Mısır ve Libya
ülkelerinde, Birine çevresinde, oturanlar, gerek Yahudi ve gerek mühtedi Romalı
misafirler, Giritliler ve Araplar, kendi dillerimizde Allah’ın büyük işlerini söylediklerini
işitiyoruz. Ve hepsi hayran olup birbirlerine: “Bu ne olsa gerek?” diye tereddüt ediyorlardı.
Fakat başkaları eğlenip dediler: “Onlar yeni şarapla dolmuşlar.”
O zaman değil yahudilerin Yunanca konuşması, bütün bilinen ve yahudilere komşu olan
diğer milletlerin kendi lisanları üzere anlaşılmaktadır. Bunun için, yahudilerin Yunanca
konuştuklarını ileri sürmek suretiyle bu meseleyi örtbas etmek isteyen kimselerin
sözlerinin gerçekle bir ilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. (272).
Bu durum gösteriyor ki, İncil’in aslı Yunanca değil, Aramice olması lâzımdır. Fakat elde
bulunan en eski İncil Yunancadır. Bu da gösteriyor ki, İncil değiştirilmiştir.

Hıristiyan aleminin elinde bulunan ve kutsal olarak kabul edilen bugünkü İndilerin kutsal
olarak kabul edilmesi ancak İsa (a.s)’dan 325 sene sonra olmuştur. Bu tarihten önce
altmıştan fazla İncil mevcuttur. Herkes elindekinin kutsal kitap olduğunu, diğerlerinin
uydurulmuş birer kitaptan öteye geçemeyeceğini ileri sürüyordu.

İsa (a.s) doğumundan 325 sene sonra İznik’te bin kişilik bir heyet halinde Hıristiyan
ruhani meclisi putperest, fakat bazı siyasî sebeplerle Hristiyan görünmek zorunda kalan
imparator Konstantin’in emri ve başkanlığı altında toplanır. Altmıştan fazla ve her biri
diğerini kafirlikle itham edecek kadar aralarında ayrılık bulunan İnciller heyete sunulur.
Yine imparatorun emri ile 318 gibi azınlık reyi ile bugün teslisi (üçlü ilah sistemi) savunan
kitaplar kutsal ilan edilmiştir. İznik Ayasofya kilisesi içinde mezarı ve mezarının içinde de
biraz kemiği bulunan Mısır heyetinin başkanı Aius, bu toplantıdan çoğunluğun sözcüsü
olarak, zorla kabul ettirilen üçlü ilah sistemine karşı çıktığı için mecliste bir tokata maruz
kaldığı gibi sonra da imparator tarafından hapsettirilerek çeşitli işkencelere tâbi
tutulmuştur. Nihayet, bu şiddetli işkenceye tahammül edemeyen bu zât hapishanede
ölmüştür. Bunca işkenceye tâbi tutulması putperest ve hıristiyanların bugünkü İndilerini
kabul etmemesi yüzündendir.

Arius ve diğer arkadaşlarının fikri, İslâm’ın kendisinden gerçek Hristiyanlık diye bahsettiği
ve Hz. İsa’ya inen safiyetini muhafaza eden Hristiyanlık olduğu şeklindeydi. Şu halde dört
İncil, yirmi bir mektup, bir Yuhanna vahyinden ibaret olan Ahd-i Cedid 325 senesinde
İznik’te toplanan azınlığın fikri ve imparatorun desteği ile kutsal ilan edilmiştir. Daha
önceleri ne böyle bir kitap herkes tarafından kabul ediliyor ve ne de sayısı bu kadar
azdı. Bir kimsenin kabul gören bir Hristiyan olabilmesi için elde mevcut olan bu
kitapları olduğu gibi kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ona Hıristiyan denmediği
gibi papazların para ile sattığı cennete de giremez. Fakat insanın aklına şöyle bir soru
sormak geliyor: 325 tarihine kadar Hıristiyanlık aleminin elinde altmıştan fazla kitap
bulunuyordu ve bunların arasındaki tezatlar çok büyüktü. Bir diğerini sapıklıkla itham
edecek kadar birbirinden ayrı idiler. Adı geçen tarihe kadar pek az kimse bu kutsal olanlara
inanıyordu. Şu halde, kendisine inanmak suretiyle Hıristiyan olunan bugünkü İndilere
daha önce inanmayanların dinsiz olarak ilan edilmesi gerekmez mi? Birçok Hıristiyan
azizin bu tarihten önce yaşadığı nazarı itibara alınırsa, hiçbir Hıristiyan bunu kabul
edemez. Şu halde, söylenecek bir söz kalıyor. O da, Hıristiyanlık aleminin 325 sene kitapsız
kaldığıdır. Öyle ya kutsallıkları ancak bu tarihte kabul edilen bu kitabın bu tarihten önce
kutsal olması imkânsızdır. Bir hıristiyanın buna nasıl cevap vereceği pek bilinemez.

(270) İmanî Suallere Cevaplar – ismail Fenni Ertuğrul.

(271) Kur’an ve Garb Kaynaklarına Göre Hristiyanlık – Ziya Korur.
(272) Aynı Eser.

GEnçliğin imanını sorularla çaldılar-Emine Şenlikoglu.

Entry filed under: Hz. İsa, Hıristiyan, inanç. Tags: .

Ezan Türkçe okunsa olmaz mı? Ben Türküm, bana ne Arapça’dan? ilimi Emretmiş Peygamber;buna binayen Kız Çocuklarının neden okuma Hakkı yok?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kitap indir

Gençliğin imanını sorularla çaldılar Pdf formatında indirmek için resmin üzerine tıklayınız. Kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek yada farklı formatta indirmek için buraya tıklayınız.

Blog Stats

  • 1,889,566 hits

GençMücahid.Net


%d blogcu bunu beğendi: